banner590
banner589

Türk Medeni Kanunu kabul edildiği ilk yıllarda evlilik içi doğan çocuklar ile evlilik dışı doğan çocuklar arasında statü farklılıkları bulunmaktadır. Bu durum sadece Türk Medeni Kanunu’nda değil, kaynak kanun olan İsviçre Medenî Kanunu, Alman Medenî Kanunu ve Fransız Medenî Kanunu’nda da aynı şekilde düzenlenmişti.

Bu husustaki ilk düzenleme Norveç, Danimarka ve Sovyet hukuklarında yapılmıştır. 1970 yılında Alman hukukunda, 1972 yılında Fransız hukukunda, 1975 yılında İtalyan hukukunda ve 1978 yılında da İsviçre hukukunda yapılan kanun değişiklikleri ile evlilik dışı çocukların hukukî statüsü, evlilik içi çocukların hukukî statüsü ile aynı duruma getirilmiştir. Türk Hukukunda ise, Medenî Kanunun neseple ilgili hükümlerinde bugüne kadar önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Ama 1984 ve 1998 tarihli Medenî Kanun Ön tasarılarında İsviçre’de yapılan değişikliğe benzer bir değişiklik yapılarak, aradaki fark giderilmeye çalışılmıştır. Kanunda değişiklik yapılmamış olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi, Anayasamızda yer alan “eşitlik” ve “ailenin ve çocuğun korunması” ilkelerine dayanarak, 1981 ve 1987 tarihli kararları ile, evlilik dışı çocukların durumunu iyileştirmeye çalışmıştır.

Anne ile çocuk arasındaki soybağı doğumla birlikte kurulmaktadır. (TMK 282/1) Baba ile çocuk arasındaki soybağı ise bazı resmi durumların varlığı içerisinde kurulabilmektedir. Baba ile çocuk arasındaki soybağı; evlilik içerisinde doğum, tanıma ve babalık davası ile kurulabilmektedir (TMK 282/2)

Evlilik birliği dışında doğan çocuklar annenin kütüğüne kaydedilmektedir. Dolayısıyla annenin soyadını alır ve velayeti de annede olmaktadır. Evlilik birliği içerisinde doğan çocuklar ise babanın soyadı verilerek babanın kütüğüne kaydedilmekte, velayet ise her iki tarafa da verilmektedir.

Evlilik birliği dışında doğan çocuğu tanıma ile nüfusuna almak isteyen baba nüfus memuruna, aile mahkemesine ve konsolosluğa yazılı başvuru ile yapabilir. Noter senedi veya çocuğun kendisinden olduğunu belirten bir vasiyetname ile de yapabilmektedir.

Babanın tanıma için ilgili kurumlardan birine başvuru yapmasıyla birlikte başvurduğu ilgili kurum çocuğun kayıtlı olduğu nüfus müdürlüğüne durumu bildirmesi gerekmektedir. Ama çocuk annesinin velayeti altında değil de vesayet altında bulunuyorsa ilgili makama tanıma bildirimi yapılmaktadır. Bu durum sonucunda yasal süreç gündeme gelmektedir. Bu süreç de babalık davasının açılması ile gerçekleşmektedir.

Evlilik birliği dışında doğan çocuk babası olarak başka bir kişinin nüfusunda kayıtlı ise tanımak isteyen kişi biyolojik babası olsa bile bu mümkün değildir. Öncelikle şu an ki babanın çocukla arasında bulunan soybağını reddetmesi gerekmektedir. Ancak bu soybağı ortadan kalktığı zaman tanıma yoluna gidilebilmektedir. (TMK 295/3)

Eğer tanıma yoluyla çocuğu nüfusuna alan babanın gerçek babası olmadığı anlaşılırsa kurulan soybağının ortadan kaldırılması için tanımanın iptali davası açılması gerekmektedir. Tanımanın iptali davasını baba, anne, on sekiz yaşını geçen çocuk, çocuk ölmüşse alt soyu veya diğer ilgililer açabilmektedir. Soybağı kamuyu ilgilendirdiği için Cumhuriyet Savcısı’na ve Hazine’ye de davayı açma hakkı verilmiştir. Tanımanın iptal edilebilmesi için anne veya çocuğun haricinde davayı açan ilgililerin tanıyan babanın gerçek baba olmadığını ispat etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Anne veya çocuğun bu davayı açması söz konusu olduğunda ise davalı olan kişinin baba olup olmadığını ispat etme yükümlülüğü doğmaktadır.

Tanımanın iptal davası açma süresi; tanıyanın, iptal sebebini öğrendiği veya korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı anlaşıldığı andan itibaren bir yıl içerisinde ve her durumda tanımanın gerçekleştiği andan itibaren beş yıl içinde dava açması gerekmektedir. Diğer ilgililerin, tanımayı ve tanıyan kişinin çocuğun babası olmadığını öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içerisinde ve her durumda tanımanın gerçekleştiği tarihten beş yıl içinde dava açması gerekmektedir. Söz konusu durumdaki çocuk ise ergin olmasından itibaren bir yıl içerisinde davayı açması gerekmektedir. Belirtilen durumların aksi söz konusu olduğu zaman dava açma hakkı düşmektedir.

Fakat istisnai bir durum söz konusudur. Dava açma süresi geçtiği durumda, gecikmeyi haklı kılacak sebep varsa, bu sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilecektir.

Boşanan çiftlerde nüfus kaydı, boşanmanın kesinleştiği tarihten itibaren üç yüz gün içerisinde evlilik birliği dışında doğan çocuk boşanılan kocanın nüfusuna kaydedilerek gerçekleştirilmektedir (TMK 285/1). Ama kadının boşanmanın kesinleşmesinden sonra aile mahkemesine başvurarak iddet ve müddetin kaldırılmasını talep etmesiyle mahkeme tarafından hamile olup olmadığına dair hastaneden belge istenmektedir. Bunun sonucunda hamile olmadığı kesinleşen kadının bundan sonra doğacak bebeği eski eşin nüfusuna kaydedilmemektedir.

Evlilik dışı çocuğun nüfusa kaydedilmesi için annenin nüfus cüzdanı aslı ve hastane doğum belgesinin bulunması gerekmektedir. Eğer babanın nüfusuna kaydedilecekse, baba çocuğu noter senedi ile tanımışsa tanıma senedinin aslının olması gerekmektedir. Ama tanıma senedi yapılmamışsa ve baba çocuğunu tanımak istiyorsa nüfus kaydı sırasında babanın da nüfus cüzdanı ile orada olması gerekmektedir.

Anayasa mahkemesinin benzer konularda daha önce alınan kararlarında da belirtildiği üzere çocuk anne babasını bilme, babasının nüfusuna kaydedilme ve nüfusunda olduğu şartlardaki haklarından yararlanmak, anne ve babasından kendine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini isteme hakkına sahip olmasının kişiliğine bağlı temel haklarından olduğu belirtilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde evlilik içi veya evlilik dışı doğan bütün çocukların aynı sosyal koruma haklarından yararlanmaları gerektiği belirtilmiştir. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yasama, yürütme, yargı organları tarafından gerçekleştirilecek bütün faaliyetlerde çocuğun yararı esas alınarak hareket edilmesi gerektiğine değinilmiştir. Anayasamızın 41. Maddesinin gerekçesinde de evlilik birliği içerisinde doğan çocuklarla birlikte evlilik dışı doğan çocukların korunması devlete ödev olarak yüklenmektedir.

“İnsаnlаr еşittir. Fаrk doğuştаn dеğil еrdеmdеn doğаr.”  Voltаirе

Av. Begüm GÜREL & Hukuk Fakültesi Öğrencisi Şeyma ÜSTÜNDAĞ


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hukukcu 3 ay önce

Yine bilgi içermeyen ama ben yazdım demek için yazılmış bir yazı. Bir de bunlara makale diyorlar çok gülüyorum.

Avatar
Avukat 3 ay önce

Kanunu kopyala yapıştır yapmanın adı yazarlık olmuş!

Avatar
hukuk ve dil 2 ay önce

ekleme yapalım yani birinin ben dinciyim demesi ile kuralcıyım demesi arasında zerre fark yoktur.asıl soru hangi din hangi kural isviçreden alınma kurallarmı arabistandan alınma kurallarmı amerikadan alınma kurallarmı yoksa kendin ürettiğin kurallarmı.birde bunalar arasındaki en iyisi en adili en verimlisi ve işe yarayanı hangisi oda önemli.