banner530

Uzun süredir, nadide yazarları bulunan bu siteye yazı yazmıyordum. Özlediğimi ve yazı yazma ihtiyacımın doğduğunu hissediyorum.

Foucault’un betimlemeye çalıştığı cezalandırma olgusundan ve görünümlerinden bahsetmek istiyorum.

Ceza kavramını hayatımızın her alanında görmek mümkündür. Toplumda, mahkeme önünde, aile içerisinde, yerel ahlak kurallarının aşıldığı durumlarda, insanın kendi kendini cezalandırmasında ve nice birçok sosyal alanda. Cezalandırma alanlarının ortak yönü, cezanın; ceza veren ve ceza verilen arasında bir güç ilişkisi olmasından ortaya çıkmasıdır.  Güç ilişkisinin varlığı bazen çok açık şekilde ortaya çıkabiliyorken bazen de daha gri bir alanda görünmektedir. Örneğin, insanın kendine karşı ruhsal olarak tahakküm kurması ile yine kendine karşı sınırlayıcı ve baskıcı şekilde kendini  cezalandırması. Genelde bunun sonucunda insan ya kendi üzerinde eylemsizlik halini gerçekleştirir ve dışarıdan görünmeyecek şekilde kendini tecrit koğuşuna götürür. Bazen ise aktif olarak eylemde bulunur ve kendi üzerinde bir takım cezalandırma durumlarına gider. Bu konu insanın kendisine karşı yine kendi kendisiyle yarattığı bir savaşa dönüşür. Zaman geçtikçe ruh ya ehlileşir ya da vahşileşir. Zaman insanın hem mucizesi hem de acısı olabilir.

Güç ilişkisinin daha açık göründüğü ikinci alan ise, güç kuran ve güce tabi olanların arasındaki ilişkidir.Bu ilişki çıplak gözle görülecek kadar net bir ilişkidir. Foucault bunu ve bu güç ilişkisinin türevlerini çok güzel açıklar;

Foucault’ya göre düzeni sağlamanın ve devam ettirmenin yolu, insanın bedeninin kontrol edilmesinden geçer. Bu anlamda bedenin kontrol edildiği en elverişli alan ise hapishanelerdir. Hapishaneler bir anlamda insanın bedenini ve ruhunu özgürlük algısından uzaklaştırarak onu sınırlı alana dönüştüren birer kontrol mekanizmasıdır. Kontrol mekanizmasının düğmeleri, çalışma süresi ve çalışma şekli kontrol edenin biraz da vicdanına kalmış bile denilebilir.

Hapishanelerde cezalandırma anlayışı ve ıslah etme anlayışının birlikte tesisi için uğraşılır. Çünkü hapishane düşüncesinde; beden, istifade edilecek bir üretim gücüne dönüştürülmelidir.  Her ne kadar Foucault üretim gücüne dönüştürmeyle beraber aslında ruhun da bir dönüşüm yaşadığını açıkça anlatır. Bu anlamda mekanın sınırlılığı ve baskısı söz konusu olsa da mekansal daralma ruhsal alanda genişlemeye sebep verebilir. Elbette bunu  ruhun kendi direnişinde görmek mümkündür. Neticede her şey zıttıyla kaimdir. Foucault burada hemen ilave yapar; “ her zaman teorik olarak, kontrol ve baskının, kendi içinde direnişi olduğunu” da belirtir. Elbette bu direnişin ortaya çıkması net olabileceği gibi daha örtülü olarak da belirebilir. Bunu belirleyen, ruhun evrimleşmesi ve dönüşmesinin derinliğidir. Derinlik ne kadar artarsa, ruh,  kontrol mekanizmasının bir nesnesi olmaktan o derece daha çok kurtulma olanağı bulunur.

Ruhun sonsuzluğa meyyali de buradan gelir,  nesne olmaktan çok özne olma arzusundan... Bedenin bir hapishanesi olmak istemeyen bir ruh, elbette özne olma iktidarını kendi bedeninde de kurgulamaya başlar.

 Fakat bazen de bedeni edilgen olmaya zorlayan durum ve şartlar, ruhu da ele geçirir ve ruhun metalaşması ile bir süreç başlar.

Neticede özgürlüğün tüm kıvrımları ile dinamikleri bir “politik gücün “ reflekslerine bağlıdır. 01.02.2019.

Av. Cennet Ceyda BOĞA

Aydın Barosu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fikret 3 ay önce

Beden zaten meta idi. Ruh da metalaştı.
Elimizde soluk almak vermek, yemek içmekten.... başka bişey kalmadı...

Avatar
MİCHEL FOUCAULT kimdir peki?? 3 ay önce

Foucault, güç-iktidar ilişkileri gibi temel konulardaki görüşleriyle devrimci bir filozof olarak dikkat çekmektedir.
Biseksüel olan ve bu nedenle dışlanmışlığı da yaşayan Foucault, 1984 yılında AIDS nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Avatar
Portakal omalı bence; incir de olabilir!! 3 ay önce

Faucoult nedir? Kimdir? Ayva mıdır? Nar mıdır? Neyin nesi kimin fesidir? Yazınızda azıcık biz avam okurlarınız için ufak da olsa bilgi verseydiniz iyi olurdu. Direkt tepeden entellektüel giriş yapmışsınız. Biz entel dantel işlerden anlamayız be üstad!:))

Misafir Avatar
Cennet Ceyda BOĞA 3 ay önce @Portakal omalı bence; incir de olabilir!!

Uzun süredir yazmayışımın sabırsızlığı diyelim

Beğenmedim! (0)
Avatar
Bakırköy deki heykele bakan adam 3 ay önce

Kimmiş bu Faucoult bir bakayım dedim. Fransız düşünce insanı imiş. Çok derin mevzuları düşünmüş yazmış, söylemiş. Bİze gelmez bu tür şeyler. Biz paraya bakarız görüşmüş düşünceymiş neme lazım... Siz avukatlara para getirecek bir yazı yazsaydınız en az bin katı daha çok okunurdu yazınız.

Misafir Avatar
Murat 3 ay önce @Bakırköy deki heykele bakan adam

AYVA MI NAR MI DİYE YORUMLARI OKUYUNCA BEN DE KİM OLA Kİ BU İNCİR REÇELİ?:)) DİYE GOOGLE AMCADAN BİR ARAŞTIRMA YAPTIM. SAYENİZDE FOUCAULT UZMANI OLDUM!!:)

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
C. Ceyda BOĞA 3 ay önce @Bakırköy deki heykele bakan adam

Sizce daha çok okunma gibi bir hırsım söz konusu olabilir mi:)

Beğenmedim! (0)
Avatar
Sökeli 3 ay önce

Sayın üstadım bu yorumlar sayesinde bu sitedeki eski yazılarınıza da göz gezdirdim. Gerçekten yazmaya devam etmelisiniz. Parayla pulla işiniz yok sizin anladım:))

Avatar
C.Ceyda 3 ay önce

Teşekkür ederim 'sökeli':)

Avatar
Av.Naci Aktuğ 3 ay önce

Derin anlamlar ihtiva eden, insanlığın kendini sorgulamaya ihtiyacı olduğunu gösteren güzel bir yazı olmuş. Yeni yazılarınızı da bekliyorum. Saygılarımla.