1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde hüküm altına alınmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hata" başlıklı 30. Maddesinin birinci fıkrasına göre, fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hata" başlıklı 30. Maddesinin ikinci fıkrasına göre, bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hata" başlıklı 30. Maddesinin üçüncü fıkrasına göre, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hata" başlıklı 30. Maddesi, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" biçimindeki dördüncü fıkra ile son halini almıştır.

Türk Ceza Kanunu'nun 30. maddesinin 2. Fıkrasına göre, bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanacaktır.

Suçun temel şekline göre cezayı artıran veya azaltan nedenler, nitelikli hallerdir.

Nitelikli hallerde hata durumunda fail, suçun temel şekliyle ilgili unsurlarda hataya düşmemiştir. Suçun temel şekli tüm unsurları itibarıyla gerçekleşmiş, ancak fail nitelikli hallerin gerçekleştiği konusunda hata ile hareket etmiştir.

Kanunda nitelikli hale ilişkin hatanın hukuki sonucu açıklanmamış, yalnızca failin bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu hatanın ne birinci fıkrada olduğu gibi kastı kaldıracağından, ne de üçüncü fıkrada olduğu gibi kaçınılmaz olması gerektiğinden söz edilmemiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30. Maddesinin ikinci fıkrası gereğince, suçun nitelikli haline ilişkin kanuni unsurlarını bilmeden hareket eden failin nitelikli hal bakımından kasten hareket etmediği kabul edilmeli ve suçun temel şeklinden cezalandırılmalıdır.[1]

Cezayı artıran nitelikli halin kişiye değil de fiile ilişkin olduğu durumlarda, bu nitelikli hal sanığa uygulanmalı, sanık suçun nitelikli hali ile cezalandırılmalıdır.

Diğer bir deyişle, kişiye bağlı nitelikli hallerde sanık hatasından yararlanabilmeli ve eylemin basit halinden cezalandırılmalı, fiile bağlı nitelikli hallerde ise hata halinde dahi sanık nitelikli halden cezalandırılmalıdır.[2]

Hata halinde, hakaret suçunun ayrıca taksirli halinin Türk Ceza Kanunu’nun da hüküm altına alınmadığından fail bu hatasından yararlanabilecektir.[3]

Örneğin, fail hakaret ettiği kişinin polis olduğunu bilmiyorsa, bu hatasından yararlanacaktır. Burada fail hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan değil hakaretin temel şeklinden mahkûmiyet hükmü kurulmalıdır.[4]

Örneğin; failin gece 03:00 civarında kendisini arayan müştekinin polis olduğunu bilmediğine, telefonda söylenilenleri tam anlamadığına ve kendisinin dolandırılabileceği endişesi veya arkadaşlarının kendisine şaka yaptığı düşüncesi ile müştekiye sinkaflı sözlerle hakaret etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30/2. maddesi uyarınca suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halinde hataya düşen sanığın bu hatasından yararlanması gerekir.

Bu örnek olayda failin, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sorumlu tutulması mümkün değildir; ancak bu hatanın gerçekleşen eylemin suç olma niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır.[5]

Bu örnek olayımızda failin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30/3. maddesi uyarınca, işlediği suçta kendisine karşı haksız bir fiilin olduğu hususunda da hataya kapıldığı ve hakaret eylemini haksız bir fiile tepki olarak hayatın olağan akışına uygun şekilde gerçekleştirdiği, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 129/1. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmelidir.

Bu olayda failin müştekiye karşı görevinden dolayı hakaret etmeye yönelik kastı olmadığı şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi hukuka aykırı olacaktır.[6]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

KAYNAKÇA

ÇALIŞIR, Ayfer Akdemir, ÇALIŞIR, Kurtuluş Tayanç, Teoride ve Pratikte Hakaret Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2013.

HAFIZOĞULLARI, Zeki/ ÖZEN, Muharrem, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, us-a yayıncılık, Ankara 2010.

Y.18.CD, E. 2015/7757, K. 2015/8157, T. 12.10.2015.

-----------------------------------------

[1] Buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmektedir.

[2] Örneğin, üçüncü bir kişiyi öldürmek isteyen sanığın hata ile üçüncü kişi yerine babasını öldürmesi durumunda, üstsoyu öldürme kişiye bağlı nitelikli hal olduğu için sanık hatasından yararlanacak ve öldürme suçunun basit haliyle cezalandırılması gerekecek, fakat, bir kişiyi yakarak öldürmeyi planlayan sanığın hata ile bir başkasını yakarak öldürmesi durumunda, yakarak öldürme fiile ilişkin bir nitelikli hal olduğu için, burada hata ile kastetdiğinden bir başkasını da öldürse sanığın nitelikli halden cezalandırılması gerekecektir.

[3] HAFIZOĞULLARI, Zeki/ ÖZEN, Muharrem, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, us-a yayıncılık, Ankara 2010, s.232; ÇALIŞIR, Ayfer Akdemir, ÇALIŞIR, Kurtuluş Tayanç, Teoride ve Pratikte Hakaret Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2013. s.38.

[4] Yargıtay 18. Ceza Dairesi E. 2015/7757 K. 2015/8157 T. 12.10.2015.

[5] Yargıtay 18. Ceza Dairesi E. 2015/7757 K. 2015/8157 T. 12.10.2015.

[6] Yargıtay 18. Ceza Dairesi E. 2015/7757 K. 2015/8157 T. 12.10.2015.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ali 1 ay önce

Avukatlarin ve yaninda calisanlarin borclu olan vatandaslari yakinlari akrabalari ni aramasi rahatsiz etmesi hakkinda da bi yazi yazarmisiniz.
Borclunun kendine ulasabildigi halde mesajla telefonla yakinlarini aramasi bilgi vermesi borcluyu surekli rahatsiz etmesi hakkinda bir yazi kaleme alirsaniz iyi olur.
Okadar cok bazi avukatlik ofisleri yasa disi is yapiyorki