banner648

Hırsızlık suçu 5237 sayılı Türk ceza kanununun 141. madde ve devamında malvarlığına karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiştir. 142. maddede suçun nitelikli hali, 143. maddede suçun gece vakti işlenmesi, 144. maddede daha az cezayı gerektiren haller, 145. maddede malın değerinin az olması, 146. maddede kullanma hırsızlığı ve 147. maddede ise zorunluluk hali düzenlenmiştir. Ayrıca 167. ve 168. maddelerde ise hırsızlığın da dahil olduğu ortak hükümler düzenlenmiştir.

141. maddede hırsızlık suçunun temel hali (basit hırsızlık) şöyle açıklanmıştır:

“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

Madde gerekçesinde suçun açıklaması şu şekilde yer almaktadır: “Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmış­tır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gere­ken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır.

Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen te­mini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir.

Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağ­durun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyet­likten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.”

Korunan hukuki değer konusunda doktrinde iki görüş mevcuttur. Birinci görüş; bu suçta korunan hukuki değerin mülkiyet hakkı olduğu dolayısıyla da suçun mağdurunun malik olması gerektiğini kabul etmektedir. Diğer görüş ise; korunan hukuki değerin hem mülkiyet hem de zilyetlik olduğunu kabul etmekte olup bunun sebebinin de kanunun metninde zilyedinin rızası olmaksızın malın alınması şeklinde yazması olarak belirtilmektedir. Yargıtay’ın kabul ettiği görüş ise hem mülkiyetin hem de zilyetliğin korunan hukuki değer olduğu yönündedir. Fakat mülkiyet hakkı ile zilyetlik hakkı çatıştığı durumda mülkiyet hakkına üstünlük verilecektir. Zira mülkiyet hakkı ayni bir haktır. Kişi kendisinin malik olduğu bir malı, zilyetliği başkasındayken bu kişinin rızası hilafına alırsa hırsızlık suçunu işlemiş olmayacaktır. Çünkü malik kişi malik olduğu eşyayla ilgili suçta fail olamayacaktır.

Suçun unsurlarından fiil unsuru; taşınır bir malı bulunduğu yerden zilyedinin rızası olmaksızın almaktır. Bu anlamda sırf hareket suçudur. Çünkü malın alınmış olması suçun tamamlanması için yeterlidir. Bu konuda kabul edilen ve günümüzde geçerli olan görüş “Hakimiyet alanı teorisi” dir. Bu görüşe göre; failin, zilyedin rızası olmadan aldığı malın o kişinin faaliyeti alanından çıkartıp kendi tasarruf alanına alması ile suç tamamlanacaktır. Yani zilyedin çalınan maldan yararlanma imkanı kaldırılır ve çalan kişiye ait yeni bir zilyetlik kurulur. Örneğin; bir alışveriş merkezinde mağazadan bir kıyafetin çantaya konularak mağazadan çıkılması durumunda suç tamamlanmış olacaktır. Fakat aynı olayda fail mağazadan çıkarken yakalanması durumunda suç teşebbüs halinde kalmış olacaktır. Malın zilyedin hakimiyet alanından çıkarılmadan tüketilmesi durumunda ise yine hırsızlık suçu tamamlanmış sayılacaktır. Çünkü artık bu eşyadan zilyedin tasarruf olanağı imkansızlaşmıştır. Ayrıca bir eşya, zilyedin hakimiyet alanında olmasına rağmen fail tarafından zilyedin bulamayacağı bir yere saklanmış da olabilir. Bu durumda zilyet eşyadan yararlanıp tasarrufta bulunamayacağı için hırsızlık suçu tamamlanmış olacaktır. Madde gerekçesinde: “Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde, mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca da suç tamamlanır.” şeklinde açıklanmıştır. Zilyetliği kısaca; bir şey üzerinde fiili hakimiyet kurma olarak tanımlayabiliriz. Zilyetlik sadece fiili bir hakimiyet değil aynı zamanda da hukuken korunan bir durumdur.

Ayrıca kural olarak malın alınması ile suç tamamlanacağı için ani hareketli suçtur. Alınan maldan belirli bir süre yararlanma suçu mütemadi hale getirmeyecektir. Fakat mütemadi şekilde işlenen hırsızlık şekli de vardır. Örnek olarak gaz veya sıvı enerjisi hırsızlığını verebiliriz. Hırsızlık suçu kural olarak icrai hareketle işlenir. İhmali hareket ile hırsızlık suçu işlenemeyecektir. Suçun unsurlardan biri olan failde aranan ayrıca bir nitelik olmayıp suçun faili herkes olabilir. Sadece malik bu suçun faili olamayacaktır. Zilyet malikse zilyet de bu suçun faili olmayacak, zilyet ile malik farklı kişiler ise malikin zilyetten söz konusu eşyayı alması durumunda suç oluşmayacaktır. Bu suçun mağduru ise malı alınan ve çalınan kimsedir. Dolayısıyla mağdurda özel bir nitelik aranmaz, herkes bu suçun mağduru olabilir. Zilyetin ve malikin farklı olması durumunda üçüncü kişinin malı alması ihtimalinde zilyet mağdur ve malik ise suçtan zarar gören olacaktır. Faile karşı da bu suç işlenebilecektir. Çünkü zilyetliğin hukuka uygun şekilde kurulması gerekmez. Hukuka aykırı şekilde bir eşyaya zilyet olan bir kişide (çalan kişi) bulunan eşyanın çalınması durumunda da hırsızlık suçu oluşacaktır.

Suçun konusu taşınır mal olup taşınmaz mallar bu suçun konusunu oluşturmaz.  Mal; maddi varlığı olan üzerinde hakimiyet kurulması mümkün olan, sınırlandırılabilen, ekonomik değeri olan nesnedir. Üzerinde hakimiyet kurulamayan ve ekonomik değeri olmayan şeyler suçun konusunu oluşturmayacaktır. Suçun manevi unsuru kast olup taksirli şekilde hırsızlık suçu işlenemez. Örneğin başkasına ait olduğunu bilmeden bir malı kendisinin olduğu zannedilerek alınması durumunda suç oluşmaz. Fakat sonradan farkına varılıp malın teslim edilmemesi durumunda 160. maddedeki hata sonucu ele geçirilen eşya üzerindeki tasarruf suçu oluşur. Ayrıca malın sahibinin rızası var sanılarak alınması durumunda hukuka uygunluk sebeplerinde hata olduğu kabul edilir ve kişinin kastını ortadan kaldırır. Tabiki burada hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Malın hile ile alınması durumunda hırsızlık suçu değil dolandırıcılık suçu meydana gelir. Rıza ile alınan malın geri verilmemesi durumunda ise güveni kötüye kullanma suçu oluşur. Malın cebir veya şiddet ile alınması durumunda da yağma suçu oluşacaktır. Fail malı zarar vermek için alıyorsa bu takdirde hırsızlık değil mala zarar verme suçundan bahsedilecektir.

Failin eşyayı almaya çalışması fakat bunun imkansızlığı durumunda iki durum söz konusudur. Bunlar mutlak imkansızlık ve nisbi imkansızlık durumlarıdır. Örneğin; failin mağdurun cebine elini atması ve cebin boş olması durumunda nisbi imkansızlık vardır. Fakat failin girdiği evin boş olması durumu ise baştan itibaren imkansızlık olduğu için mutlak imkansızlıktan bahsedilir ve hırsızlık suçu oluşmaz. Ayrıca örneğin; kişinin çaldığı şey sahte ise burada da malın ekonomik değeri olmadığı için elverişsiz teşebbüsten bahsedilmelidir. Suçun iştirak halinde işlenmesi durumu hakkında özel bir durum yoktur. Suça her şekilde iştirak edilebilir. Aynı kişiye karşı birden fazla suç işleme kararı ile hırsızlık suçu işlendiği takdirde bir hırsızlık suçu var kabul edilecektir. Yargıtay’a göre aynı konutta yaşayan konut sakinlerinin eşyalarının çalınması durumunda tek bir suçun varlığı kabul edilmelidir. Mal alınırken hareketin icrasından kaynaklanan zararlar ayrıca mala zarar verme suçunu oluşturmayacaktır. Çünkü hırsızlık suçunda malın çalınabilmesi için gereken tüm fiiller bu suçun içinde sayılacaktır. Örneğin bir televizyonu çalabilmek için onun kablosunu kesmek gerekiyorsa ayrıca mala zarar verme suçu oluşmayacaktır. Malı aldıktan sonra tahrip etmek veya satma durumundaki fiiller cezalandırılmayan sonraki hareketler olduğundan ayrıca cezalandırılmaz. Bu fiiller hırsızlık suçunun doğal sonucu kabul edilir. Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için olayda bir hukuka uygunluk sebebinin bulunmaması gerekir. TCK’da sayılan hukuka uygunluk sebepleri; kanun hükmünü yerine getirme, emrin ifası, meşru müdafaa, hakkın icra edilmesi ve ilgilinin rızası şeklindedir.

Hırsızlık suçu re’sen soruşturulur. Fakat alacağın tahsil amacıyla işlenmesi, paydaş veya elbirliğiyle mülkiyet halinde işlenmesi veya kanunda sayılan akrabalar arasında işlenmesi şikayete tabidir. Şikayete tabi durumlar ve suçun temel hali uzlaştırmaya tabidir. Hırsızlık suçunda görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.