banner590

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27.maddesinde yer alan “1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.” hükmü ile sınırın aşılması konusu düzenlenmiştir. İlgili hükümde de belirtildiği üzere bu kural sadece sınırın taksirle aşılması durumlarında uygulanacaktır. Suçun taksirle işlenmesi halinde fail cezalandırılacak ancak taksirli suçlar için öngörülen cezada indirime gidilecektir. Sınırın kasıtlı olarak aşılması halindeyse aşılan kısım açısından suç oluşacak ve tam sorumluluk durumu meydana gelecektir. Bu durumda ceza sorumluluğunun azalması gerçekleşmeyeceği gibi hukuka uygunluk sebebinden de bahsedilemez.

Meşru savunmada sınırın aşılması konusu ise TCK m.27/2’de “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” şeklindeki hükümle düzenlenmiştir. Meşru savunmada sınırın aşılması fail açısından mazur görülebilecek bir heyecan, korku ya da telaştan meydana gelmesi halinde failin eylemi hukuka uygun kabul edilmemekle birlikte dahi oluşan bu durumun kusurluluğu ortadan kaldıran bir hal olduğundan faile herhangi bir cezai sorumluluk yüklenemeyecektir.

Meşru savunmanın saldırıya ve savunmaya ilişkin bir takım koşulları bulunmaktadır.

Saldırıya ilişkin koşullar;

- Bir saldırının bulunması ve bu saldırının bir insandan kaynaklanması gerekmektedir.

- Saldırının haksız olması varlığı gerekmektedir

- Saldırının bir kişilik hakkına yönelik olması gerekmektedir.

- Saldırı ile savunmanın eş zamanlı olması gerekmektedir.

Savunmaya ilişkin koşullar ise;

- Savunmada zorunluluk bulunması gerekmektedir.

- Saldırı ile savunma arasında oran bulunması gerekmektedir.

- Savunmanın saldırıya ve saldırana karşı yapılmasıdır.

Yargıtay, meşru savunmada sınırın aşılması koşullarını; korunacak bir hakkın bulunması, saldırıya ilişkin koşulların var olması, savunmaya ilişkin koşullarda “ölçülülük” şartının savunma lehine ihlal edilmesi, sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaştan ileri gelmesi olarak göstermiştir.[1]

Hukuka uygunluk nedenlerinden biri olan meşru savunmanın koşullarının mevcut olmasına rağmen, saldırıya uğrayan kimse savunması çok daha ağır ölçülerde gerçekleştirmesi halinde “sınırın aşılması” durumu söz konusu olur. Savunmasını yapan kimsenin içinde bulunduğu heyecan, korku ya da telaş halinde davranışlarını kontrol altına alma yeteneğini yitirdiği kabul edilip kusurlu olarak kabul edilmez. Hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasının söz konusu olabilmesi için ilk olarak bir hukuka uygunluk sebebinin gerçekleşmiş olması aranır. Bir hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılması oran veya zaman açısından aşılması olmak üzere ikiye ayrılır.

a-) Araç ve Oran Bakımından Sınırın Aşılması

Bir saldırının varlığı durumunda savunmanın saldırıya nazaran çok daha fazla oranda olması halinde sınırın aşılmasından bahsedilebilir. Savunma hareketini yapan failin aşırıya kaçması halinde orantılılık ilkesine aykırı davranılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.12.1984 tarih ve 93/402 sayılı kararında; “mağdurun baltalı saldırısına uğrayan ve kendisine iki metreye kadar yaklaştığını gören sanığın daha etkili ve üstün güce sahip mağdurun ayağına ve vücudunun öldürücü olmayan bölgelerini tevcih ederek ateş etme olanağına sahip olmasına rağmen, göğüs bölgesini hedef alarak dört el ateş etmesi, onun yasal savunma sınırını aştığını açık biçimde göstermektedir.’’ 63 denilmek sureti ile oran ve araç bakımından sınırın aşılmasından bahsedilmektedir. Yargıtay bu kararı ile, failin baltalı saldırıya karşı silahla yaptığı savunmanın araç bakımından sınırın aşılmasını, yine failin saldırıya karşı savunma yaparken, vücudun öldürücü olmayan bölgeleri yerine, göğüs bölgesini hedef alarak dört el ateş etmesini oran bakımından sınırın aşılmasını “ anlattığı anlaşılmaktadır.[2]

b-) Zamanda Sınırın Aşılması

Zamanda sınırın aşılması meselesine bakıldığında saldırının bitmesinden sonra savunma eylemlerinin gerçekleştirilmesidir. Bu durumda fail mevcut saldırının bitmiş olmasına rağmen savunma eylemlerine devam ederek gerek duyulmadığı halde sınırı aşmaktadır. Zaman bakımından sınırın aşılmasına yönelik Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.11.1997 tarih ve 1/149-215 sayılı kararında; “sanık ise, daha etkin nitelikteki av tüfeği ile maktulün öldürücü olmayan bölgelerine ateş ederek saldırganı etkisiz duruma getirme imkânına sahip olduğu ve saldırının bundan sonraki boyutunun ne olabileceğini, diğer bir deyişle ilk atıştan sonra maktulün saldırısına devam edip edemeyeceğini ön görebilecek durumda bulunduğu halde, atışlara devam etmek sureti ile yasal savunmada zaruret sınırını aşmıştır.’’ demek sureti ile zaman bakımından sınırın aşılmasını anlatmaktadır. [3]

Doktrininde, zaman bakımından sınırın aşılmasının, yani saldırıdan sonra yapılan hareketle sınırı aşmanın meşru savunmada sınırın aşılması kapsamında olup olmadığı tartışmalıdır. Çoğunluk görüşüne göre; meşru savunmada sınırın aşılması gerçek bir meşru savunmanın varlığını gerektirdiğinden saldırının bitmesinden sonra meşru savunma gibi, onun sınırının aşılması da mümkün değildir. [4]

Zaman açısından sınırın aşılmasında daha sonradan sınırın aşılması halinden ayırmak ve önceki veya önleyici meşru savunma konuları noktasında üzerinde durmak gerekir. Önceki veya önleyici meşru savunma hallerinde failin hukuka aykırı bir saldırıdan daha önce savunma eylemlerini icra etmesidir. Bu konuda sınırın aşılması meselesi iki ihtimal çerçevesinde çözümlenir. İlk ihtimali ele aldığımızda fail mevcut olmadığı halde saldırının gerçekleştiğini düşünerek savunma eylemlerine girişme hallerinde “fiili yanılma” meydana geldiğinden failin herhangi bir cezai sorumluluğu bulunmaz. İkinci ihtimali incelediğimiz de ise fail ileri zamanda gerçekleşecek bir saldırıya karşı önleyici meşru savunmayı kendisinde bir hak görerek ve “saldırı en etkili savunmadır” zihniyetiyle hareket ederek üstelik def edebilecek bir hukuka aykırı saldırı olmamasına rağmen hukuka uygunluk nedenlerinin varlığının yanılgısı içerisine düşerek hareket eder. Fail burada bir hukuki yanılma içerisinde olduğundan bu yanılgı cezai sorumluluğu hiçbir şekilde etkilemez.

Yargıtay Kararları Işığında Hukuka Uygunluk Nedenlerinden Olan Meşru Savunmada Sınırın Aşılması Halleri

- “Sanıklar ... ve ... hakkında maktul ...'a yönelik nitelikli kasten öldürme, nitelikli yağma ve uyuşturucu madde ticareti suçları ile sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan mahkumiyet hükümlere yönelik… sanık ... müdafiinin; sanığın eyleminin maktulün hakaretleri ve haksız saldırısını bertaraf etmek maksadıyla gerçekleştirmiş olduğuna, meşru savunmada sınırın aşılması olarak değerlendirilmesi gerektiğine, aksi halde sanığın eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirmiş olduğunun kabulü gerektiğine, yağma ve uyuşturucu madde ticareti suçlarından mahkumiyetine yeter kesin deliller bulunmadığına, TCK 62. madde gereğince takdiri indirim yapılması gerektiğine, sanık ... müdafiinin; sanığın cezalandırılmasının tek nedeninin kardeşi olan diğer sanığın telefonunun kendi üzerine kayıtlı olması olduğuna, sanık ... müdafiinin; sanığın uyuşturucu ticareti yaptığına dair delil olmadığına, sanığın kullanıcı olduğuna, ilişkin ve yerinde görülmeyen TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN ONANMASINA, ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak sanık ... müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE, “ [5]

- “Sanık ... ... hakkında; maktul ...'u kasten öldürme suçundan yapılan yargılama sonunda; mahkumiyetine dair ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 25.09.2014 gün ve 2013/546 esas, 2014/472 karar sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 07.03.2017 tarih, 2016/416 esas, 2017/676 Sayılı kararı ile "Sanığın eyleminin meşru müdafaada sınırın aşılması kapsamında olduğu ve hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiği," gerekçesiyle bozulduğu, bozma kararı üzerine yerel mahkemece eski hükümde direnilmesine karar verildiği görülmekle, … Dairemizce verilen bozma kararı usul ve yasaya uygun olup yerel mahkemenin direnme gerekçesi yerinde görülmediğinden, dosyanın direnme konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11/01/2021 gününde Üye ...'ın, direnme kararının doğru olduğuna ve kararın kaldırılması gerektiğine yönelen muhalefeti ve oy çokluğu ile karar verildi.” [6]

- “İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 11.06.2019 tarihli, 2019/1128 esas, 2019/1155 Sayılı kararında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafilerinin öldürmeye teşebbüs suçunun unsurlarının oluşmadığına, tanık ...'in tarafsız tanıklık yapmadığına, tanık ...'un usule aykırı olarak dinlenildiğine, ifadelerinin lehe değerlendirilmesi gerektiğine, meşru savunma ile meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının bulunduğuna ve haksız tahrik nedeniyle azami oranda indirim yapılması gerektiğine, suç vasfına, lehe hükümlerin uygulanmasına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının CMK'nin 302/1. maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünce gibi ESASTAN REDDİNE, aynı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.12.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.” [7]

- “İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 15/12/2017 tarihli, 2017/1087 esas, 2017/1038 Sayılı kararında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin mahkumiyete yeterli delil bulunmadığına, meşru savunma veya meşru müdafada sınırın aşılması koşullarının bulunduğuna, sanık ... müdafiinin eksik soruşturma ile hüküm verildiğine, meşru savunma koşullarının bulunduğuna, tahrikin ağır olduğuna, sanık ... müdafiinin kararın yeterli gerekçe içermediğine, sübuta, cezanın alt sınırdan tayini gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının CMK'nin 302/1. maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak ESASTAN REDDİNE, aynı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.11.2019 gününde Üyeler ... ve ...'ın haksız tahrik nedeniyle makul oranda indirim yapılması gerektiği yönündeki karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.” [8]

5237 sayılı TCK’nın 27/2. maddesi çerçevesinde hukuka uygunluk sebeplerinden olan meşru savunmada sınırın aşılmasının ne olarak nitelendirileceği ve uygulanacağı öğretide ve Yargıtay kararlarında belirtilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun sınırın aşılması ile ilgili kararlarında, meşru savunmada sınırın aşılmasının koşulları; a-) Meşru Savunmada Korunabilecek Bir Hakkın Bulunması, b-) Saldırıya İlişkin Koşulların Var Olması, c-)Savunmaya İlişkin Koşullarda “Ölçülülük” Şartının Savunma Lehine İhlal Edilmesi Sureti İle Sınırın Aşılması, d-) Sınırın aşılmasının Mazur Görülebilecek Bir Heyecan Korku Veya Telaştan İleri Gelmesi, şeklinde sıralanmıştır.[9] Meşru savunmada sınırın aşılması koşullarından olan TCK m.27/2’de ki “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” hükmü Ceza hukukumuza 5237 sayılı kanunla birlikte girerek olumlu bir etki yarattığı kanaatine varılmıştır. Hukuk sistemine giren yeni bir müessesenin yerleşik hale gelebilmesi pratik açıdan belirli bir zaman alması gerekir. Bu düzenleme gerek Yargıtay uygulamalarıyla gerekse doktrindeki görüşlerle desteklenir niteliktedir. Çağdaş hukuk sistemlerinde mutlaka bulunması gereken bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru savunma açısından “mücbir sebeple sınırın aşılması” şeklinde düzenlenen hüküm 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile birlikte hukuk sistemimizde yerini almıştır.


KAYNAKÇA:

[1] İdris Ermeydan “Yargıtay Kararları Işığında Meşru Savunmada Sınırın Aşılması” FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 3 (2014) Bahar

[2] İdris Ermeydan “Yargıtay Kararları Işığında Meşru Savunmada Sınırın Aşılması” FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 3 (2014) Bahar

[3] Demirbaş, a.g.e., s.317 – 318.

[4] Demirbaş, a.g.e., s. 318 – 319.

[5] Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2020/1711 E. 2021/5693 K. 31.3.2021 T.

[6] Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2020/2276 E. 2021/2362 K. 24.2.2021 T.

[7] Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2020/1680 E. 2020/3212 K. 2.12.2020 T.

[8] Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2019/3273 E. 2019/4762 K. 6.11.2019 T.

[9] İdris Ermeydan “Yargıtay Kararları Işığında Meşru Savunmada Sınırın Aşılması” FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 3 (2014) Bahar


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.