Acaba herkesin her şeyi söylemesi mi gerek? Bazen hal dilini anlamak gerekmez mi? Birinin iç durumu ille de kelimelere mi dökülmeli? Üzgünlüğü, sevinci ya da öfkesi bir insanın nasıl anlaşılıyor ise acaba başka durumları da halinden anlaşılamaz mı?

Modern zamanlarda ise çevremizdekilerin acılarına duyarsızlaştığımız için “halden” de anlamaz olduk. Acılara yabancılaştık, üzüntüleri zaten görmüyoruz. Hatta başkalarının acılarından ve yaralarından besleniyoruz.

Akşama kadar televizyonlardan, internetten acılar dökülüyor soframıza. Bir tanesi bile bizi ilgilendirmiyor. Dünyada ve ülkemizde bin türlü haksızlık olabiliyor. Birileri acı çekiyor, birileri üzülüyor. Bunların halinden anlamak için mutlaka acının bize mi dokunması gerek?

Halden anlamak erdem ve yüce bir insanlıktır. Hikaye edilir ya: Gözleri görmeyen bir adam gece yarısı elinde kandil dolaşıyormuş. Sormuşlar ışığa mı ihtiyacın var? O da demiş ki, benim yok ama başkalarının beni görmesi için taşıyorum. İşte halinin anlaşılmasını isteyen bir adam bu.

Ne zaman ben merkezli olduksak işte o zaman “halden anlamayı” da bıraktık. Başkalarından bize ne (?) sorusu ile özetlenebilen düşüncenin ötesine geçemeyen hayat sahipleri olduk. Eğer biz iyiysek yetmeye başladı. Sormadık, ilgilenmedik bile etrafımızdakilerle.

İki tür insandan bahsederler eskiler: “Hal ehli”, “kal ehli”. Yani biri halden anlayan ve hali ile konuşan diğeri sadece sözünü eden. Eskiden tavsiye edilen şey, söylenmesi değil yaşanması idi. Bu zamanlar ise artık “kal” ehli insanlarla doldu. Herkes güzel konuşuyor, güzel laflar ediyor. Ama halleri söyledikleri ile bir değil. Adil olun diyen haksızlık yapıyor, adil paylaşım diyen çalıyor, güven diyen güveni kötüye kullanıyor, eşitlik diyen bütün yakınlarını zengin ediyor, diğerlerini mağdur etmede sakınca görmüyor. Bütün bunları nasıl da güzel söyleyebiliyorlar. Ama halleri, bütün bu sözleri yalanlıyor. Halden anlamamanın bir açmaz tarafı ise herkes söz ehli olduğu için bu sözlere kolayca inanabiliyor da. Gerçekten de hal ehli olmaktan uzaklaşınca yaşanmamış, arkası doldurulmamış süslü “sözlere” de kolayca inanmaya başladık. Bugün ben “halden anlamanın” başka bir tarafına değinmek istiyorum.

Etrafınızı bir gözden geçirin. Bazıları söylemez acılarını, dertlerini. Yüzlerine bir bakın. Gülüşlerine bakın, hallerine bir bakın. Rahmetli babamın bir sözü vardı acıları, yoklukları gizlemek için: “ekmeğin yavan tarafını içine sarıverin” diye. Yani katık yoksa ya da azsa ekmeğinizi sarın birileri görmesin diye. Bu onurlu davranış. Kimselere acısını göstermemek ayrı bir erdem. Ama daha onurlusu ise onları görmek, duymak ve sezmek.

Kur’anda isteyemeyenler için infakın emredildiği ayeti görünce ayrıca bir de istemelerine rağmen veremeyenlere işaret edilerek Hz. Peygamber uyarılınca halden anlamanın ne olduğu en üst perdeden vurgulanmıştır kanaatimce. Yani etrafa bakılması ve halden anlaşılması dinde de emredilmiştir. Heyhat ki, en çok halden anlamazlar bugün bu kesimde. Acılara sırt çevirmek ve güçlünün yanında olmak yeni dönemin yeni dindarlarının meziyeti oldu.

Bir hikaye daha anlatayım yeni okuduklarımdan: Adam eşi ile kış günü evinde otururken bir satıcı geçer sokaktan. Adam der ki gidip birkaç şey alayım bu adamdan. Eşi karşı çıkar hemen, “iyi de bizim bir ihtiyacımız yok ki bu vakitte onun sattığına, evimizde var zaten”. Kocanın cevabı çok güzeldir: “O satıcının ihtiyacı var. Bak bu kış bu soğukta bu gece yarısı üçüncü kez geçiyor bu sokaktan. İhtiyacı olmasa idi geçmezdi”. Halden anlamak bu olsa gerektir.

Bir de “hemhal olmak” var ki… O halden anlayıp karşısındakinin derdiyle dertlenilmesi anlamına gelir. Onun için ise daha kırk fırın ekmek yememiz gerek.

Sevgili öğrencilerim ve dostlarım,

Halden anlamak, görünümlerine bakmak kadar içlerine de bakmayı gerektirir. Gözlerinin içine, seslerine, duruşlarına, kelimelerine. Zira içte ne varsa yüze yansıyan da odur. Karşınızdakilerin, etrafınızdakilerin hallerine de bakın. Dertlerini paylaşamıyorsanız bile en azından anlayın. Ayrıca halden anlarsanız kolayca sözlere inanıp kandırılmaktan kurtulursunuz.

Acılara uzak durarak, insanlardan tecrit ederek yaşamayın. Kendinize ipek böceği gibi kozalar örmeyin. Hallerini anlayın. Hal insanı olun onlarla hemhal olamasanız bile.

Zor şey istiyorum biliyorum. Ama insan olmak zaten zor zanaat değil mi?


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Salih Yalçın 10 ay önce

İnsan olanı anlatmışsınız sayın Hocam. Hakikaten Anadolu’da halen anlattığınız vasıflarda yiğit vatandaşlarımız, dostlarımız, arkadaşlarımızın olması övünç kaynağımızdır.
Selam ve saygılarımla.