İcra ceza mahkemeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun m.331 ila m.345/b ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinde tanımlanan suçların işlendiği iddiasıyla açılan davaların kovuşturmalarını yürütmekle görevlidir. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Ceza mahkemeleri” başlıklı 8. maddesine göre;Ceza mahkemeleri, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunla kurulan diğer ceza mahkemeleridir”. 5235 sayılı Kanunun “Ceza mahkemelerinin kuruluşu” başlıklı 9. maddenin 4. fıkrasına göre, Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır”.  Aynı Kanunun “Diğer ceza mahkemelerinin görevleri” başlıklı 13. maddeye göre; “Diğer ceza mahkemeleri özel kanunlarla görülen dava ve işleri görür”.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4. maddesi ile icra mahkemeleri kurulmuştur. İcra mahkemelerinin, 2004 sayılı Kanundan kaynaklanan hukuki ve cezai ihtilafları çözmekle yetkili kılındığı görülmektedir. 2004 sayılı Kanunun 331 ila 346. maddesi ile 5941 sayılı Kanunun 5. maddesinde tanımlanan suçların yargılamasını yapmakla icra mahkemelerinin yetkili kılındığı, 2004 sayılı Kanunun 348. maddesi ile 5941 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasında belirtilmiştir. İcra mahkemelerinin, icra ve iflas suçları ile karşılıksız çek keşide etme suçundan dolayı “ceza mahkemesi” sıfatıyla yargılama yapacakları tartışmasızdır. İlk bakışta icra mahkemelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre kovuşturma yapacakları zannedilse de, bu mahkemelerin yargılama usulünün 2004 sayılı Kanunun 346 ila 354. maddesinde ayrıca düzenlendiği, gelmeyen tanıklarla ilgili olarak 349. maddenin son fıkrası ile kanun yollarına başvuru bakımından da 353. maddenin 2. fıkrasında da Ceza Muhakemesi Kanunu’na atıf yapıldığı, bunun dışında kalan hususlarda 2004 sayılı Kanunun 346 ila 354. maddelerinin ve 5941 sayılı Kanunun 5. maddesinde gösterilen hükümlerin tatbik edileceği anlaşılmaktadır.

İcra ceza mahkemelerinin özel kanunla kurulmuş, fakat asliye ve ağır ceza mahkemeleri dışında “ceza mahkemesi” sıfatıyla yargılama, yani kovuşturma yapan mahkemeler olduğunda tartışma bulunmamaktadır.

Asliye ve ağır ceza mahkemeleri ile icra ceza mahkemeleri arasında görev uyuşmazlığı çıktığında nasıl hareket edilmelidir? İcra ceza mahkemeleri, asliye ve ağır ceza mahkemelerine göre “alt dereceli mahkeme” sayılabilir mi?

“Diğer ceza mahkemelerinin görevleri” başlıklı 5235 sayılı Kanun m.13’e göre; Diğer ceza mahkemeleri, özel kanunlarla belirlenen dava ve işleri görür”. Bu madde dikkate alındığında; 2004 sayılı Kanunun 4. maddesi ile kurulan icra ceza mahkemelerinin “diğer mahkemeler” olarak nitelendirilmeli, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan sulh, asliye ve ağır ceza mahkemeleri ise, 5235 sayılı Kanunun 10, 11 ve 12. maddelerinde düzenlenip tanımlanmış ve görev ile yetkileri belirlenmiş genel yetkili ceza mahkemelerdir. Bunlardan sulh ceza mahkemeleri; 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Kanunun 48. maddesi ile kaldırılarak, bu ceza mahkemeleri sadece ceza soruşturmasında görev yapıp yetki kullanan sulh ceza hakimliklerine dönüştürülmüştür.

2004 sayılı Kanunun “Görev ve birleştirilme yasağı” başlıklı 346. maddesine göre;

Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.

İcra mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.

Bu Bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır”.

5941 sayılı Kanunun “Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının 6. cümlesine göre;

Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır”.

Her iki hüküm incelendiğinde; bu ceza davalarının icra mahkemelerinde görüleceği, bu davalar ile diğer mahkemelerde görülen ceza davalarının birleştirilemeyeceği, gerek 5941 sayılı Kanunun beşinci maddesinin birinci fıkrası ile ve gerekse 2004 sayılı Kanunun 347 ila 354. maddelerine göre, icra mahkemelerince görülecek ceza davalarında uygulanacak yargılama usulünde 2004 sayılı Kanunun 347 ila 354. maddelerinin tatbik edileceği, ancak 2004 sayılı Kanunun atıf yaptığı 349 ve 353. maddelerinin son fıkraları uyarınca, sadece burada belirtilen hallerde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun icra ceza davalarında gözönünde bulundurulacağı anlaşılmaktadır.

Tüm bu tespitler kapsamında; “madde itibariyle yetki” olarak da adlandırılan ve CMK m.3 ila m.7’de düzenlenen “görev” konusunda, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile icra ceza mahkemeleri arasında doğacak uyuşmazlıkta, nasıl hareket edileceğini, CMK m.3 ila m.7’nin burada dikkate alınıp alınamayacağını tespit etmek gerekir.

Belirtmeliyiz ki; asliye ve ağır ceza mahkemeleri ile icra ceza mahkemeleri arasında CMK m.3 ila m.7 ve 5235 sayılı Kanunun 10, 11 ve 12. maddelerine göre değil, 5235 sayılı Kanun m.8, m.9/4 ve m.13’e göre bir ilişki bulunup, bunun alt ve üst dereceli mahkeme olarak, yani ağır ceza mahkemesi asliye ceza mahkemesinin bir üst derecesi iken, asliye ve ağır ceza mahkemelerinin icra ceza mahkemelerinin bir üst derecesi olarak nitelendirilebilmesi mümkün değildir. Çünkü icra ceza mahkemeleri; 5235 sayılı Kanunun 13. maddesi ile 2004 sayılı Kanunun 4. maddelerine göre, İcra ve İflas Hukuku ile kanun koyucunun belirleyeceği diğer suçlara bakmakla görevlendirilmiş “diğer ceza mahkemesi” sıfatını taşımaktadır.

Bu nedenle; CMK m.4 ila m.7’nin, asliye ve ağır ceza mahkemeleri ile icra ceza mahkemeleri bakımından tatbiki kabul edilemez.

“Re’sen görev kararı ve görevde uyuşmazlık” başlıklı m.4’e göre; “(1) Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6 ncı madde hükmü saklıdır.

(2) Görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıktığında, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler”.

“Görevsizlik kararı verilemeyecek hal” başlıklı CMK m.6’ya göre; “Duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilemez”.

Buna göre; asliye veya ağır ceza mahkemeleri ile icra ceza mahkemeleri görevli olup olmadıklarını kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen gözetmeli, görevli olmadıkları durumda görevsizlik kararı vermeli, CMK m.6’yı tatbik etmemeli, yani duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmek suretiyle dosyayı alt dereceli mahkemeye yollanamayacağından, icra ceza mahkemesine gönderilemeyeceğine karar vermeli, tersi durumda suçun hukuki niteliğinin değiştiği gerekçesiyle icra ceza mahkemesinin görevsizlik kararı verip, dosyayı her zaman üst dereceli mahkemeye gönderebileceği gerekçesiyle hareket etmeden, İcra ve İflas Kanunu m.331 ila m.345/b ile 5491 sayılı Kanunun 5. maddesinde tanımlanan suçlardan olmadığı için, görevsizlik kararı vermek suretiyle dosyayı asliye veya ağır ceza mahkemelerinden birisine göndermelidir. Asliye ve ağır ceza mahkemeleri ile icra ceza mahkemeleri arasında çıkacak görev uyuşmazlığı, bölge adliye mahkemesinin ilgili ceza dairesi tarafından çözülür[1].

5235 sayılı Kanun m.37/2’de;

“Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin görevleri şunlardır:

(2) Yargı çevresi içerisinde bulunan adli yargı ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek,”

Hükmüne yer verilmiştir.

Örneğin; nitelikli dolandırıcılık suçu işlendiği iddiası ile ağır ceza mahkemesinde açılan bir davanın konusunun, alacaklısını zarara sokmak kaydıyla mevcudunu eksiltme suçu olduğu tespit eden ağır ceza mahkemesi, CMK m.6’yı uygulamayacak, nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı beraat kararı da veremeyecek, re’sen görevsizlik kararı vermek suretiyle dosyayı İİK m.331/1’e göre kovuşturması için görevli ve yetkili olan icra mahkemesine gönderecektir. Çünkü iddianamede yer alan fiil ve faille bağlı olan mahkeme, fiilin hangi suça konu olduğuna dair hukuki nitelendirme ile bağlı değildir.

Ağır ceza mahkemesinin bu görevsizlik kararına karşı itiraz yoluna gidilebilir mi?

“Görevsizlik kararı verilmesi gereken hal ve sonucu” başlıklı CMK m.5’e göre; (1) İddianamenin kabulünden sonra; işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.

(2) Adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”.

İlk bakışta, ağır ceza mahkemesinin kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulamayacağı, konunun asliye ile ağır ceza mahkemesi arasında bir görev ihtilafına dayanmadığı ileri sürülebilir ki, bu görüş hatalıdır. Çünkü 5. maddenin ilk fıkrasında; iddianamenin kabulünden sonra, işin sadece davayı görev mahkemenin görevini aştığı halde değil, dışında kaldığı halde de, mahkemenin görevsizlik kararı vermek suretiyle davayı görevli mahkemeye göndereceği, adli yargıda yer alan mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı, itiraz kanun yoluna gidilebileceği belirtildiğinden, ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararına karşı CMK m.268’e göre itiraz kanun yoluna başvurulabilir. İcra ceza mahkemesinin görevsizlik kararına karşı, 2004 sayılı İİK m.353/1’de gösterilen usule göre itiraz kanun yoluna başvurulabilir. İcra ceza mahkemesinin işin esası ile ilgili kararına karşı ise, İİK m.353/2 uyarınca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gösterilen istinaf ve temyiz kanun yolları usulü tatbik edilecektir.

İcra mahkemeleri özel kanunla kurulmuş mahkeme statüsünde iken, aynı tespit fikri ve sinai haklar mahkemesi açısından söylenemez. İcra mahkemelerinin özel kanunla kurulmasına bağlı farkı göstermek için, fikri ve sinai haklar mahkemelerine aşağıda kısaca yer vereceğiz.

Yeniden yayım suçunun işlendiği iddiasıyla asliye ceza mahkemesinde başlayan kovuşturmada, suçun basılı eserle işlenmemesi nedeniyle görevsizlik kararı veren mahkeme, CMK m.4’ü tatbik edecek ve uyuşmazlığın çözümü için dosyayı “ortak yüksek görevli mahkemeye” gönderecektir. Fikri ve sinai haklar kapsamında işlenen suçlar bakımından görevli mahkeme fikri ve sinai haklar hukuk mahkemesi ile ceza mahkemesidir. Ancak fikri ve sinai haklar mahkemesi, icra mahkemeleri gibi özel kanunla kurulmuş “diğer mahkemeler” statüsünde olmayıp, asliye hukuk veya ceza mahkemesi olarak kabul edilir.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu “Görev ve ispat” başlıklı m.76/1’e göre; “Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir”.

6769 sayılı Sinai Mülkiyet Kanunu m.156 uyarınca, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesidir. Bu mahkemeler; icra ceza mahkemelerinden farklı olarak alt dereceli mahkeme niteliği taşırlar. Dolayısıyla, CMK m.6 bu mahkemeler yönünden uygulanacaktır.

6769 sayılı Kanun m.156/1’in son cümlesine göre; “Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince; fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye ceza mahkemesince bakılır”.

Görüldüğü üzere; her ne kadar görevli mahkeme fikri ve sinai haklar ceza mahkemesi olsa da, bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde görevli mahkeme asliye ceza mahkemesi olacağından, bu noktada asliye ceza mahkemesi ile fikri sinai ceza mahkemesi arasında doğacak bir görev uyuşmazlığında, CMK m.4/2 tatbik edilecek ve uyuşmazlık çözümünde görevli mahkeme “ortak yüksek görevli mahkeme” sıfatıyla ağır ceza mahkemesi olacaktır.

İcra ceza mahkemeleri bakımından iddianamenin iadesi incelendiğinde;

CMK m.170/3’e göre; cumhuriyet savcısı tarafından iddianamenin görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenmesi gerektiğinden, bu zorunluluğun yerine getirilmediğini tespit eden mahkeme iddianameyi iade edebilir ki, bu iade kapsamına icra ve iflas suçları ile karşılıksız çek keşide etme suçu da girecektir. Bir başka ifadeyle; icra ceza mahkemesi kendisine gönderilen iddianamenin esas itibariyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğundan bahisle görevli ve yetkili olan ağır ceza mahkemesine gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle cumhuriyet savcısına iddianameyi iade edebilir.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

------------------------------

[1] Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 01.11.2017 tarihli, 2017/5858 E. ve 2017/4662 K. sayılı kararına göre;İnceleme konusu olayda yetki ihtilafı meydana getiren kararın Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesince 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan ve yargı çevreleri belirlenen bölge adliye mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlama tarihi olan 20/07/2016 tarihinden sonraya ait olmasına ve anılan Kanunun 37/2. maddesi gereğince bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin görevleri arasında yargı çevresi içerisinde bulunan adli yargı ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmenin de bulunmasına ve Bursa Bölge Adliye Mahkemelerinin ise karar tarihinden sonra 05/09/2017 tarihinde faaliyete geçmesine göre; (…) Aynı bölge adliye mahkemesi yargı çevresinde bulunan Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi ile İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi arasında meydana gelen birleştirme uyuşmazlığının çözüm yeri CMK'nın 16. maddesi uyarınca ortak yüksek görevli İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi olduğundan Dairemizin görevsizliğine (…)  karar verildi”.