banner613

Faiz iktisadi anlamda işletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, getiri olarak adlandırılmaktadır. Hukuki anlamda ise alacaklının talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır. [i]

Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesi de ilgililerin haklarını ihlal eden işlemler dolayısıyla Danıştay'a ve İdare ve Vergi Mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, dava süresi içerisinde tam yargı davası açabileceklerini belirtmiştir. Mevzuatta yer alan bu düzenlemelerle beraber uygulamada karşılaşılan sorunlardan birisi idari iptal ve tam yargı davalarının sonuçlanmasının ardından idareden hakkı olan parayı tahsil etmeye çabalayan bireylere para alacaklarının faizinin ödenmemesi veyahut eksik ödenmesidir.

Bu konuda daha önce 02.10.2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan bir Danıştay kararı uygulamaya yön vermektedir.[ii] İlgili kararda bir kamu bankasında müdür yardımcısı pozisyonunda çalışmakta iken 24.05.2001 tarihinde emekliye ayrılan ve kendisine ilk emekli maaşı ve ikramiyesi 15.06.2001 tarihinde ödenen davacı, emekliliğe esas ek gösterge rakamının 2200 yerine 3000 olarak yükseltilmesi konulu idari başvurusunu 04.04.2002 tarihinde idareye yönelik olarak gerçekleştirmiştir. İdare tarafından bu başvurunun reddedilmesi üzerine davacı Ankara 8. İdare Mahkemesi’nde 2002/1322 Esas numaralı bir dava açmış; bu dava 2003/310 Karar numarası ile 31.03.2003 tarihinde kabul edilmiştir. Bunun üzerine 02.07.2003 tarihinde Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi Başkanlığı’nın 02.07.2003 tarih ve 77949 sayılı işlemi ile davacının ek göstergesi 3000 'e yükseltilerek 15.06.2001 tarihi itibariyle maaş ve ikramiye farkları tahakkuk ettirilmiş ve ödemeler yapılmıştır. Ancak ana paranın ödenmesi sırasında davacıya ayrıca faiz ödenmemesi nedeni ile davacı tarafından yeni bir dava daha açılmak zorunda kalınmıştır.

Davacı tarafından açılan bu yeni davada Ankara 16. İdare Mahkemesi’nde 2006/629 Esas 2008/361 Karar numarası ile 27.03.2008 Tarihinde verdiği kararda; “faiz alacağı olarak hesaplanan 1.135,50 YTL'nin dava açma tarihi olan 28.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine” karar vermiştir.

Taraflarca bu karara da itiraz edilmiş, itirazı inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12.02.2009 günlü ve E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararıyla “ödenen maaş ve ikramiye farklarına 15.07.2002 tarihinden 02.07.2003 tarihine kadar hesaplanan 541,10 YTL tutarındaki faizin ödenmesine” ilişkin bir karar vermiştir. Davacı vekili bu karara karşı da kanun yararına bozma isteminde bulunmuştur.

Danıştay 11. Dairesi faizin mahiyeti hakkında yaptığı yorum şu şekildedir; konusu bir miktar paranın ödenmemesinden ibaret olan borçlarda, borcun doğduğu veya muaccel olduğu tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar, kısa veya uzun bir süre geçmiş olabilir. Faiz, borçlunun böyle bir süreden faydalanması, alacaklının tasarruf hakkının kısıtlanmış olması nedeniyle alacaklıya kanun veya sözleşme gereğince bir oran dahilinde olmak üzere ödenmesi gerekli olan para miktarıdır. Faiz borcu hukuki mahiyeti itibariyle fer'i bir borç olup, borcun doğumu ve varlığı, asıl borcun doğumuna ve varlığına bağlıdır.

Danıştay 11. Dairesi bu konuda davacının emekliliğinde uygulanacak ek gösterge rakamının düzeltilmesi istemiyle açtığı davada, idareye bir başvurusunun bulunup bulunmadığının araştırmasını yapmış ve bu esnada davacının 04.04.2002 tarihinde emekliliğe esas ek gösterge rakamının yükseltilmesi istemiyle davalı idareye başvurduğu tespit etmiştir. Bunun üzerine Danıştay, Bölge İdare Mahkemesi tarafından davacının emekliliğe esas ek gösterge rakamının yükseltilmesi istemiyle açtığı davada verilen iptal kararı üzerine ödenen maaş ve ikramiye farkına uygulanacak faizin başlangıç tarihi olarak davacının idareye başvuru tarihi olan 4.4.2002 yerine dava tarihi olan 15.7.2002 esas alınarak karar verilmesinde hukuka uyarlık görmemiş ve başvuruyu kabul ederek Bölge İdare Mahkemesi kararının kanun yararına bozulmasına hükmetmiştir.

Özetle Danıştay 11. Dairesi idarenin haksız eylem ve işlemleri neticesinde kendisine ödeme yapılacak bireylere ödenecek faizin hesaplanmasında faiz başlangıç tarihinin davanın açılış tarihi değil davacının idareye başvuru tarihi olması gerektiğine hükmetmiştir.

Benzer bir olayla karşılaşan bireyler eksik ödeme sonrasında eksik ödemeyi yapan kuruma yeni bir idari başvuru ile haksız işlem ve eylem tarihinden itibaren işletilecek faizin de hesaplatılarak kendisine ödenmesini talep etmek, bu talebin reddedilmesi ya da İYUK 10. madde doğrultusunda idarenin sükut etmiş sayıldığı tarihten itibaren bu zımmi red veyahut yazılı red işleminin iptali için idari yargıda yeni bir dava açmaları gerekmektedir. Bu şekilde mahrum kaldıkları faiz kazancını idareden tahsil edebileceklerdir. Açılan yeni dava neticesinde çıkan karar doğrultusunda idare 30 gün içerisinde faiz hesaplaması ve ödemesi yapmaz ise bu durumda Türk Ceza Kanunu 257. maddesi uyarınca sorumlular hakkında görevi kötüye kullanma suçu oluşacaktır.

Uygulamada karşılaşılan bir diğer sorun da idarenin faiz ödememesi neticesinde açılan idari iptal davalarının kabul edilmesinin ardından muhatap idarenin mahkeme kararının kendisine tebliğini müteakip 30 gün geçmesine rağmen ödeme yapmadığı durumlarda kararın icra takibine konu edilmek istenmesinde ortaya çıkmaktadır. Söz konusu iptal davalarında idare mahkemesi davacının talebini kabul edip idarenin faiz ödemek zorunda olduğunu kabul ettiği kararlarda genellikle “davacının idareye yaptığı başvurunun kabulü gerekirken reddedilmesi işleminde hukuka uyarlılık bulunmamıştır” demekte, faiz hesabına yönelik rakamsal bir karar vermemektedir. Bunun temelinde de idare hukukuna hâkim olan fonksiyon gaspının yasaklanmış olması ilkesi yatmaktadır.

Mahkeme tarafından icra takibine konu edilebilecek bir rakam bulunmadığı için de faiz hesabını yukarıda bahsi geçen Danıştay kararı doğrultusunda bireyler yapabilecektir. Bununla beraber idare mahkemesi kararını konu edinen ilamlı icra takibini inceleyen icra müdürleri mahkeme ilamında belirtilmeyen bir rakamın icra takibine konu edilemeyeceğini söyleyebilmektedir. Bu durumda icra müdürünün talebi işleme koymaması kararına karşı memur muamelesini şikâyet yoluna başvurmak gerekmekte ve bu da zaman kaybına ve gereksiz harç masrafına yol açmaktadır. Bununla beraber sorumlu idare personeli hakkında savcılık şikâyeti gerçekleştirmek de ilgili hesaplamanın yapılması adına daha hızlı bir çözüm olabilmektedir.

--------------

[i] Mehmet Helvacı, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, İstanbul 2000, s. 43

[ii] Danıştay 11. Dairesi 2009/5353 Esas 2010/2671 Karar 02.04.2010 Tarihli Kararı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet 8 ay önce

Danıştay'ın 2010/2671 sayılı kararı yanlış yorumlanmıştır. Zira Danıştay Başsavcısının düşüncesini Danıştay kararı gibi belirterek ilgili davada faiz başlangıcı olarak kişinin emeklilik ödemesinin yapıldığı 15.06.2001 tarihinin baz alınması gerektiğini ifade etmiştir. Oysaki Danıştay kararında faiz başlangıç tarihinin kişinin kuruma başvurduğu 4.4.2002 olması gerektiği belirtilmiş

Misafir Avatar
Av.Mustafa Taşkın 7 ay önce @Mehmet

@Mehmet Bey dikkatiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim. Uyarılarınız doğrultusunda yazımı revize edere site editörüne yeniden yayımlanmak üzere gönderdim.

Beğenmedim! (0)