banner628

26 Kasım 2021

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararlarının Gereğinin Yerine Getirilmediği İddiasıyla Yapılan Başvurulara İlişkin Kararlar

Olaylar

Başvurucular haklarında kesinleşen mahkûmiyet hükümleri üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi yaptığı değerlendirmede iki başvuru için de yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir. Başvurucular Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkemeler) müracaat ederek yargılamanın yenilenmesine ve haklarındaki hapis cezasının infazının durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemeler yargılamanın yenilenmesine, infazın durdurulmasına yer olmadığına hükmetmiş ve kararlar kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucular bireysel başvuruda bulunmuştur.

İddialar

Başvurucular, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olaylarda başvurucular; Anayasa Mahkemesince verilen yargılamanın yenilenmesi kararı sonrasında kanun hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde geçerli bir karar olmaksızın özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını ileri sürmüştür.

Dolayısıyla başvuru konusu olaylarda çözümlenmesi gereken temel mesele, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararı üzerine yenilenen yargılamada infazın durdurulmamasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğidir.

Erol Eşrefoğlu Başvurusu Yönünden

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, önceki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurucunun yargılandığı mahkemeye gönderilmesine hükmetmiştir. Ancak söz konusu ihlal kararında yeniden yargılamaya hükmedilmesinin ötesinde giderime ilişkin olarak yapılması zorunlu başkaca bir hususa yer verilmemiştir. Bu nedenle ihlal kararında hükmün ortadan kaldırılmasına karar verilmediği dikkate alındığında somut olayda yapılan yeniden yargılama sırasında infazın ertelenmesi hususunun derece mahkemelerinin takdirinde olduğu kabul edilmelidir.

Anayasa Mahkemesince verilen gerekçeli karar hakkının ihlaline ilişkin karar, başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutulması ile mahkûmiyet arasındaki bağı koparmamaktadır. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi kararının verilmesi, başvurucunun tutma hâlinin niteliğini de etkilememektedir. Bu durumda başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılması söz konusu değildir.

Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının infazının devamına daha önceki kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü temelinde karar verildiği görülmektedir. Bu anlamda başvurucu hakkında verilen infazın devamı kararı, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde yetkili mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararına dayalıdır ve kanuna uygundur.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Behzet Çakar Başvurusu Yönünden

Başvuruya konu olayda Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararında müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkına riayet edilmediği tespit edilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi anılan kararda ihlalin giderimi bağlamında yeniden yargılama ile birlikte derece mahkemesinin başvuruya konu hükmü ortadan kaldırması gerektiğine de hükmetmiştir.

Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak ve bu çerçevede ihlal kararında belirtildiği üzere önceki kararı kaldırmak durumundadır.

Öte yandan ihlal kararı gereğince yapılan yeniden yargılama kapsamında hükmün ortadan kaldırılması yönünde verilecek olan kararın bir sonucu olarak artık dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılması bir zorunluluktur. Dolayısıyla derece mahkemesince söz konusu ihlal kararı doğrultusunda hükmün ortadan kaldırılmasıyla birlikte derhâl infazın durdurulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak derece mahkemesince Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu önceki ihlal kararı doğrultusunda hükmün ortadan kaldırılarak dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılması (infazın durdurulması) gerekir. Buna rağmen infazın durdurulması talebinin reddedilmesi ve belli bir süre de olsa hükme bağlı olarak başvurucunun özgürlüğünün kısıtlanmaya devam edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına hukuka aykırı bir müdahale teşkil etmiştir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

-------

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

EROL EŞREFOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/23111)

Karar Tarihi: 1/7/2021

R.G. Tarih ve Sayı: 26/11/2021-31671

GENEL KURUL

KARAR

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

İrfan FİDAN

Raportörler

:

Ali Rıza SÖNMEZ

Murat BAŞPINAR

Başvurucu

:

Erol EŞREFOĞLU

Vekili

:

Av. Murat BALCI

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı tedbirinin hukuki olmaması ve Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından 2018/25223 numaralı bireysel başvuru dosyasının aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2018/23111 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

8. İkinci Bölüm tarafından niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu, değişik sektörlerde ticari faaliyet gösteren çok sayıda firmanın işletmeciliğini yapmış bir iş adamıdır.

11. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) başvurucunun da aralarında yer aldığı birçok şüpheli hakkında 2006/7035 Soruşturma numarasına kayden çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve yönetme, örgüte üye olma, kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlamalarıyla soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucu anılan soruşturma kapsamında Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 30/6/2006 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

13. Başsavcılık 25/9/2006 tarihli iddianame ile başvurucunun çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve yönetme, söz konusu örgütün faaliyeti kapsamında kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

14. Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2/10/2006 tarihinde, başvurucuya isnat edilen suçlara göre yargılama görevinin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi gereğince yetkili ve görevli İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiştir.

15. Görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği (kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga 250. madde ile görevli) 12/10/2006 tarihli karşı görevsizlik kararı vererek dosyanın yetkili ve görevli mahkemenin belirlenmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi Başkanlığına gönderilmesine karar vermiştir.

16. 13/11/2006 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesi, (kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiş ve yargılamaya anılan Mahkemenin E.2006/313 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.

17. Başvurucu, yargılama devam ederken 20/2/2008 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edilmiştir.

18. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 20/6/2012 tarihli kararıyla başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgütü yönetme suçundan 4 yıl 2 ay hapis, örgütün faaliyeti kapsamında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan 6 yıl 8 ay hapis ve 1.250.000 TL adli para, nitelikli dolandırıcılık suçundan ise 4 yıl 2 ay hapis ve 24.990 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

19. Anılan hükmün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17/12/2014 tarihli kararı ile başvurucu hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme ile örgütün faaliyeti kapsamında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına, nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan davanın ise zamanaşımı gerekçesiyle düşmesine hükmedilmiştir.

20. Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/506 D. İş sayılı kararıyla başvurucu hakkında kesinleşen hapis cezalarının 10 yıl 10 ay hapis cezası olarak içtima edilmesine karar verilmiştir. Buna göre İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/7/2015 tarihli müddetnamede, anılan hapis cezasının infazına 18/4/2015 tarihinde başlandığı ve koşullu salıverilme tarihinin 30/5/2023 olduğu belirtilmiştir.

B. Yeniden Yargılamaya İlişkin Süreç

21. Başvurucu; hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmüne yönelik karar sonucunu etkileyecek esaslı iddiaların kararda tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek 15/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda (B. No: 2015/964) bulunmuştur.

22. Anayasa Mahkemesi 12/6/2018 tarihinde yaptığı inceleme sonunda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine, gerekçeli karar hakkının ihlaline ilişkin sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılması için -(kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin yerine bakan- Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2006/16) gönderilmesine karar vermiştir (Erol Eşrefoğlu ve Hüseyin Kayapalı, B. No: 2015/964, 12/6/2018, §§ 62-80). Anılan kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"66. Bu durumda başvurucuların ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun konusunu oluşturan ekonomik değerlerin hangi öncü suçların işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edildiğine dair iddiaları ayrı ve açıkça tartışılmamış ve karşılanmamıştır. Gerekçede birtakım soyut değerlendirmeler bulunmaktaysa da başvurucuların mal varlığı değerlerinin hangi suçlar nedeniyle elde edildiği yönünden bir tartışma yapılmamıştır. Kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin birbirine karıştırıldığı kuşkusuna sebep olacak şekilde bir değerlendirme yapılmıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

...

78. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) yerine bakan Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2006/16) gönderilmesine karar verilmesi gerekir."

23. Başvurucu müdafileri Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına istinaden 4/7/2018 tarihinde Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) müracaat ederek yargılamanın yenilenmesine ve başvurucu hakkındaki hapis cezasının infazının durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

24. Mahkeme aynı tarihli ek karar ile yargılamanın yenilenmesine ve hapis cezalarının infazının durdurulmasına hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"1-Anayasa Mahkemesi'nin 12/06/2018 tarih 2015/964 başvuru numaralı kararının hüküm fıkrasının C bendi gereğince Anayasa Mahkemesi'nin hükmünde suç ayrımı yapılmadığından mahkememizin 2006/16 Esas sayılı dosyasıyla mahkumiyet kararı verilip kesinleşen hükümler yönünden hükümlü sanık Erol Eşrefoğlu müdafiilerinin talebinin KABULÜ İLE;

...

Sanıklar Erol Eşrefoğlu (Evcil), ... hakkında YARGILAMANIN YENİLENMESİNE,

2-Mahkememizin 20/06/2012 tarih 2006/16 Esas 2012/519 Karar sayılı ilamıyla (Kapatılan İstanbul (CMK'nun 250.madde ile görevli) 12.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2006/313 Esas 2012/105 Karar sayılı ilamı) Sanık Erol Eşrefoğlu (Evcil) hakkındaki suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgütü yönetme suçundan 4 yıl 2 ay hapis, mal varlığı değerlerini aklama suçlarından 6 yıl 8 ay hapis 1.250.000 TL.adli para cezasının İNFAZLARININ DURDURULMASINA ... [karar verildi.]"

25. Başvurucu anılan karara istinaden 4/7/2018 tarihinde ceza infaz kurumundan tahliye edilmiştir.

26. Başsavcılık 5/7/2018 tarihinde infazın durdurulmasına ilişkin ek karara itiraz etmiştir. İtirazın ilgili kısmı şu şekildedir:

"Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeli karar hakkının ihlalinin, yerel mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabul ederek sanıklar hakkında yeniden kuracağı hükümde dosyada bulunan deliller nazara alınarak suçun delillerini ayrıntılı şekilde göstererek giderilebileceği, bu hususta sanıklar hakkında Yargıtay denetiminde verilen hükümlerdeki cezanın infazının durdurulmasının gerektirmeyeceği, bu nedenle sanıklar hakkındaki infazın durdurulması kararının yasaya aykırı olduğu..."

27. Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi 5/7/2018 tarihinde Başsavcılığın itirazını kabul ederek başvurucu hakkındaki infazın durdurulması kararının kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Anayasa'nın 153. maddesinde Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişilerini bağlayacağı açıklanmıştır.

Hükümlü Erol Eşrefoğlu'nun, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/7-6440 sayılı müddetnamesinde, hak ederek bihakkın tahliye tarihinin 12/02/2026, koşullu salıverme tarihinin 30/05/2023 olduğu, yargılamanın yenilenmesi aşamasında kara paranın aklanması ile ilgili nasıl bir karar verileceğinin şu aşamada belli olmadığı, ayrıca toplanacak delilin bulunmadığı, CMK'nun 312/1 maddesinde; 'Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını ertelemez. Ancak mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.' düzenlemesinin bulunduğu, bihakkın ve koşullu salıverme tarihleri dikkate alındığında henüz bir hak kaybının gözükmediği, hükümlü Erol ve diğer hükümlülerin kaçma ihtimalinin bulunduğu, bu nedenlerle Cumhuriyet Savcısının hükümlüler açısından infazın durdurulmasına ilişkin karara yaptığı itirazın, yasa ve mevzuata uygun bulunduğu anlaşıldığından kabulüne, Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin infazın durdurulmasına ilişkin kararların kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir."

28. Başvurucu, söz konusu karar gereğince hapis cezasını infaz etmek üzere 5/7/2018 tarihinde yeniden ceza infaz kurumuna alınmıştır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 11/7/2018 tarihli müddetnameye göre başvurucunun koşullu salıverilme tarihi 29/5/2023 olarak belirlenmiştir.

29. İnfazın durdurulması kararının kaldırılmasına yönelik itiraz sonucu verilen nihai karar başvurucu müdafiine 25/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

30. Başvurucu 3/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

31. Mahkemede 14/9/2018 tarihinde yargılamanın yenilenmesine dair yargılama başlamıştır.

32. Mahkeme 20/3/2020 tarihli duruşmada başvurucu hakkındaki hapis cezalarının infazının durdurulmasına karar vermiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurucunun yurt dışına çıkışının yasaklanmasına yönelik adli kontrol tedbirinin uygulanmasına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"CMK'nun [Ceza Muhakemesi Kanunu] 312. maddesinde yargılamanın yenilenmesi halinde infazın durdurulmasının mahkemenin takdirine bağlı olduğunun belirtilmiş olması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu kararın mahiyeti, Anayasa Mahkemesi kararında sanıkların makul sürede yargılanma haklarının da ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması karşısında, Anayasa Mahkemesinin kararından sonra geçen süre, sanık Erol Eşrefoğlu yönünden infazda geçen sürenazara alınarak infazın durdurulması yönündeki taleplerin kabulü ile ... suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgütü yönetme suçundan 4 yıl 2 ay hapis, mal varlığı değerlerini aklama suçlarından 6 yıl 8 ay hapis, 1.250.000 TL adli para cezasının infazlarının durdurulmasına... [karar verildi.]"

33. Mahkeme 19/2/2021 tarihli kararıyla, başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgütü yönetme ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından daha önce verilen 20/6/2012 tarihli mahkûmiyet (bkz. § 18) hükümlerinin iptaline ve anılan suçlardan beraatine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Hükümlüler Erol Eşrefoğlu ve H.K. aşamalardaki savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmediklerini belirtmişlerdir. Hükümlü Erol Eşrefoğlu’nun yukarıda anlatıldığı şekliyle bahse konu paraları elde ettiği belirtilen öncü suçları işlemediği, dosya kapsamı itibariyle kayıt dışı paranın mal varlığı değerlerini aklama suçunun konusunu oluşturan öncü suçlardan elde edildiğinin kesin olarak tespit edilemediği, böylelikle malvarlığı değerlerini aklama suçunun unsurlarının oluşmadığı, hükümlü ... ve sanıklar hakkında malvarlığı değerlerini aklama suçundan verilen mahkumiyet kararının iptali ile üzerlerine atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığından CMK’nın 223/2-a maddesi gereği beraatlerine karar verilmiştir.

...

Dosya kapsamındaki tape kayıtları, fiziki ve teknik takipler ile tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; CD çözüm tutanağı içeriğine göre ‘sanıklar H.K. ve Erol Eşrefoğlu’nun her birinin kendilerine ait yanlarında bulunan koruma ordularıyla birlikte Kayapalı Oteli’nin önündeki buluşma esnasını gösteren dosya muhteviyatında görüntüleri ve fiziki takip tutanaklarında görüldüğü üzere; ülkemiz suç örgütleri tarzına uygun bir üslup sergiledikleri, liderin gayri resmi korumaları tarafından trafiğin durdurulduğu, etrafının et duvarı ile örüldüğü, bir devlet büyüğü edasıyla koruma hizmetinin verildiği, liderin bindiği araca eskortluk yapıldığının tespit edildiği, devlete milyonlarca TL borcu bulunan örgüt yöneticisinin korumalarının giyim kuşamlarından, konaklamalarına, lüks araçların masraflarından, iaşelerine kadar birçok maliyeti karşıladığı’ şeklindeki tespitlerin soyut kaldığı, tape kayıtları ve hükümlülerin hesaplarına giriş ve çıkış yapılan paraların amaç suçlar olan malvarlığı değerlerini aklama ve dolandırıcılık suçlarını işlemeye yeterli özellikler içermediği, sanıkların birlikteliklerinin örgüt faaliyeti kapsamında değerlendirebilmek için gerekli olan suç işleme konusunda devamlılık ve gevşek de olsa, sanıklar arasında hiyerarşik bir ilişki olmasının gerekli olduğu, oysa tape kayıtları içeriğinin suçun oluşumu için yeterli bulunmadığı, örgüt lideri olduğu söylenen Erol Eşrefoğlu ile örgüt yöneticisi ve üyesi olduğu söylenen diğer sanıklar arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağın tespit edilemediği, ...

... atılı suçların unsurları itibariyle oluşmadığından CMK’nın 223/2-a maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine ... [karar verildi.]"

34. Anılan hükme karşı Cumhuriyet savcısı ve katılanlar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı istinaf yoluna başvurmuştur.

35. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kanun yolu aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

36. 5271 sayılı Kanun'un "Kanun yollarına başvurma hakkı" kenar başlıklı 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır."

37. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek kararlar" kenar başlıklı 267. maddesi şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

38. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un "Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama" kenar başlıklı 98. maddesi şöyledir:

"(1) a) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda duraksama olursa veya sonradan yürürlüğe

giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden,

b) Çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülürse, infaz hâkimliğinden, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir.

(2) Birinci fıkra uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme veya infaz hâkimliği olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."

39. 5275 sayılı Kanun'un "İnfaz sırasında verilecek kararların mercii ve usulü" kenar başlıklı 101. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bu madde uyarınca verilen kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir."

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Esas hakkındaki inceleme" kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır...."

41. 6216 sayılı Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 1/7/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gözaltı İşleminin Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu 4/7/2018 tarihinde infazın durdurulması kararı verilmesi nedeniyle ceza infaz kurumundan tahliye edilmesini müteakip hakkında suç ihbarı bulunduğundan bahisle emniyet görevlilerince yeniden gözaltına alındığını, gözaltına alınmasının zaman kazanmak maksadıyla hukuka aykırı olarak gerçekleştirildiğini zira 5/7/2018 tarihinde Başsavcılıkça infazın durdurulması kararına yapılan itirazın kabul edildiğini ve aynı gün yeniden hapis cezasını çekmek üzere ceza infaz kurumuna konulduğunu, herhangi bir suç şüphesi olmaksızın gözaltında kaldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

44. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

45. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

46. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Gereğinin Yerine Getirilmeyerek Hapis Cezasının İnfazına Devam Edilmesinin Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; isnat edilen suçlar nedeniyle mahkûmiyetine karar verilen asıl dava sonunda yaptığı bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesince adil yargılama hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaline ve ihlalin sonuçlarını gidermeye yönelik yeniden yargılama kararı verilmesine rağmen bu kararın fiilen uygulanmadığını, ayrıca infazın durdurulması kararına itirazın mümkün olmamasına karşın yapılan itiraz üzerine mevzuata aykırı bir şekilde itirazın kabul edilmesi nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde öncelikle başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesine rağmen önceki mahkûmiyetine ilişkin kararın infazına devam edilerek özgürlüğünün kısıtlanmasının bir mahkûmiyet hükmüne mi dayandığı yoksa başvurucunun bu koşullar altında artık geçici bir koruma tedbiri altında mı tutulduğu hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık; yargılamanın yenilenmesi kararının eski hükme etkisi konusunda doktrinde başlıca iki görüş bulunduğunu, bu anlamda ilk görüşe göre delillerin toplanıp esas hakkındaki talebin tetkikinden sonra verilen yargılamanın yenilenmesi kararının bir adli hatanın ihtimal dâhilinde olduğunu göstermesine karşın hâlâ eski hükmün varlığını kabul etmenin hukuk mantığıyla açıkça çeliştiği kabul edilmekte iken diğer görüşe göre ise yargılamanın yenilenmesi ve duruşma açılması kararının eski hükmün varlığına etki etmeyeceği, eski hükmün ancak ikinci yargılama sonrasında verilecek kararla ortadan kalkabileceği şeklinde olduğunu ifade etmiştir. Bakanlık; yapılacak incelemede ilk görüşün kabul edilmesi durumunda başvurucunun iddialarının Anayasa’nın 19 maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında kaldığını ve bu anlamda kişi hakkında hükmedilen hapis cezasının yerindeliği veya orantılığının incelemeye tabi tutulamayacağını, diğer görüşün benimsenmesi hâlinde ise başvurucunun geçici koruma tedbiri altında tutulduğunun söylenebileceğini ve incelemenin Anayasa'nın 19. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında yapılması gerekeceğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca yargılamanın yenilenmesi sonrasında Mahkemenin kuracağı yeni hükümle önceki hükümden kaynaklanan olumsuzlukların giderilmesi için 5271 sayılı Kanun'un 323. maddesinin (3) numaralı fıkrasında öngörülen tazmin yolunun da tüketilip tüketilmediğinin gözardı edilmemesi gerektiği görüşündedir.

50. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, kanun hükümlerinin yanlış yorumlanması nedeniyle hukuken geçerli bir karar olmadan hürriyetinden yoksun bırakılması olduğundan başvurunun bu bölümdeki iddialarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

53. Anayasa'nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).

54. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerine getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural, mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18).

55. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler (yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi kapsamında hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veya tamamen bu koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacının olduğundan veya ölçülü olduğundan söz edilemez, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiş olur (Şaban Dal, B. No: 2014/2891, 16/2/2017, § 31).

56. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38).

57. Bir kimsenin mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi kapsamında hürriyetinden yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için her şeyden önce hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi, ikinci olarak yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması, son olarak hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Şaban Dal, § 32). Bununla birlikte Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz (Abdullah Ünal, § 39).

58. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa Mahkemesine bu başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir (Şahin Alpay (3) [GK], B. No: 2018/10327, 3/12/2020, § 36).

59. Anılan yetki ve görev kapsamında Anayasa Mahkemesi, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak durumundadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurulara ilişkin incelemelerinde 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca "bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine" ve "bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına" karar vermektedir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 50).

60. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmemesi daha önce verilen ihlalin devam ettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireysel başvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa hükümleri ile bağdaşmaz. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme, olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir inceleme olacaktır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 52).

61. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 56).

62. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin veya yargısal makamların ya da yasama organının yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere gönderir (Şahin Alpay (2), § 57).

63. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

64. Bu bağlamda kural olarak Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilerin takdir yetkisi bulunmaktadır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 67). İlgili merciler, ihlal kararının niteliğini dikkate alarak bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekenleri yapar. Bazı durumlarda Anayasa Mahkemesi somut olayın özelliklerini dikkate alarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağına dair ilkeleri belirleyebilir (Bizim FM Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/11028, 18/10/2017, §§ 71, 72). Böyle bir durumda ilgili mercilerin anılan ilkeler doğrultusunda hareket etmesi gerekir. İstisnai kimi durumlarda ise tespit edilen ihlalin niteliği, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından ilgili mercilerin önünde tek bir seçenek bırakabilir. Bu hâlde Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbiri açıkça gösterir ve ilgili merci bu tedbiri alır (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 82).

65. Diğer taraftan bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanması zorunludur. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, mümkün olduğu takdirde ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle ihlalin sonuçlarının şeklen değil gerçek anlamda ortadan kaldırılması gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 56).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

66. Somut olayda başvurucu hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgütü yönetme ile örgütün faaliyeti kapsamında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarına yönelik olarak tesis edilen mahkûmiyet hükmü Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmünde karar sonucunu etkileyecek esaslı iddiaların tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini belirterek bireysel başvuruda bulunmuş olup Anayasa Mahkemesi yaptığı değerlendirmede gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir (bkz. §§ 18-22).

67. Anayasa Mahkemesi, önceki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurucunun yargılandığı mahkemeye gönderilmesine hükmetmiştir. Ancak söz konusu ihlal kararında yeniden yargılamaya hükmedilmesinin ötesinde giderime ilişkin olarak yapılması zorunlu başkaca bir hususa yer vermemiştir (bkz. § 22).

68. Diğer taraftan 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen "yeniden yargılama" kavramı ilgili usul kanunlarında düzenlenen hukuki kurumlardan önemli ölçüde farklıdır (bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 97). İlk olarak usul kanunlarındaki "yargılamanın iadesi" (HMK m. 374 vd.) ve "yargılamanın yenilenmesi" (CMK m. 311 vd., 317, 321; İYUK m. 53-55) kurumlarının işletilebilmesi için öncelikle yargılama süjelerinin bir talebi bulunmalıdır. İkinci olarak da anılan düzenlemeler uyarınca mahkemenin bu talep hakkında kabul edilebilirlik incelemesi yaparak talebin kabulü veya reddi yönünde bir karar vermesi gerekmektedir. Ayrıca anılan usul kurallarına göre yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü halinde dahi önceki hükmün ortadan kaldırılması sürecin sonunda değerlendirilecek bir husustur.

69. Buna karşın, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılabilmesi için başvuranın, tarafların veya Cumhuriyet savcısının bir talebi gerekmediği gibi mahkemenin kabul edilebilirlik incelemesi yapma yetkisi de bulunmamaktadır. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca ilgili mahkemeye ihlal kararının ulaşması ile gereğinin yapılması zorunlu olduğu gibi, ihlal kararı ve ihlal nedenleri doğrudan yasal kabul edilebilirlik sebebini oluşturmaktadır. Önemli bir farklılık da yeniden yapılacak yargılamada Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen nedenlerin ve gerektiğinde kararda belirtilen hususların gözetilmesinin zorunlu oluşudur. Nitekim Anayasa Mahkemesi ihlalin sürdürülmesinin önlenmesi ve mağduriyetin giderilmesi amacıyla ihlal kararında mahkemece yapılması gereken bazı hususlara da (hükmün ortadan kaldırılması ve infazın durdurulması kararı verilmesi gibi) hükmedebilmektedir (Kadri Enis Berberoğlu (3), § 98).

70. Bu bağlamda ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir işlemden veya yerine getirilmeyen yöntemsel bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usule ilişkin işlemin hak ihlaline yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık ilgili idari işlem veya uygulamanın kendisinin veya derece mahkemesi kararının sonucunun hak ihlaline yol açtığı Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmişse bu takdirde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan dosya üzerinden yeni bir karar vererek ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekebilir.

71. Somut olayda başvurucu; Anayasa Mahkemesince gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği tespitine dayalı olarak verilen yargılamanın yenilenmesi kararı sonrasında önce hapis cezasının infazının durdurulduğunu, sonrasında ise Cumhuriyet savcısının itirazının -yasal mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde- kabul edilerek hükmün infazına yeniden başlandığını, bu anlamda kanun hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde geçerli bir karar olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.

72. Dolayısıyla başvuru konusu olayda çözümlenmesi gereken temel mesele, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararı üzerine yenilenen yargılamada infazın durdurulmamasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğidir.

73. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yargılamanın yenilenmesi durumunda -Anayasa Mahkemesince aksi yönde bir belirleme yapılmamış olması hâlinde- ihlal kararının mahiyeti gözönüne alınmak koşuluyla infazın ertelenmesi (durdurulması) söz konusu olmayabilir. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi ihlal kararıyla birlikte ihlalin giderilmesi için ihlale konu mahkûmiyet hükmünün ortadan kaldırılması ya da infazının durdurulması yönünde bir gereklilik bulunduğuna işaret etmemişse ihlal kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada infazın durdurulup durdurulmayacağı hususunda derece mahkemelerinin bir takdir yetkisi söz konusudur. Buna karşılık anılan takdir yetkisinin kullanılmasında temel hak ve özgürlükler bağlamında bir soruna sebebiyet verilmemesi için özen gösterilmelidir.

74. Başvuruya konu somut olayda Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararında adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan gerekçeli karar hakkına riayet edilmediği tespit edilmiştir (bkz. § 22). Söz konusu ihlal kararında yeniden yargılamaya hükmedilmesinin ötesinde başkaca bir değerlendirme yapılmamıştır. İhlal kararında hükmün ortadan kaldırılmasına karar verilmediği dikkate alındığında somut olayda yapılan yeniden yargılama sırasında infazın ertelenmesi hususunun derece mahkemelerinin takdirinde olduğu kabul edilmelidir.

75. Zira Anayasa Mahkemesi tarafından verilen gerekçeli karar hakkının ihlaline ilişkin kararı, ihlale konu eksikliğin giderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi biçiminde anlamak gerekir. Öte yandan somut olayda Anayasa Mahkemesince verilen gerekçeli karar hakkının ihlaline ilişkin karar, başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutulması ile mahkûmiyet arasındaki bağı koparmamaktadır. Dolayısıyla başvuru konusu olayda Anayasa Mahkemesince yargılamanın yenilenmesi kararının verilmesi, başvurucunun tutma hâlinin niteliğini de etkilememektedir. Bu durumda başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılması söz konusu değildir. Dolayısıyla başvurucunun ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 20/6/2012 tarihinden itibaren özgürlüğünden yoksun kalması gibi yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edildiği 4/7/2018 tarihinden itibaren devam eden tutma hâli de Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi" kapsamındadır.

76. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinde hâkim tarafından verilen tüm kararların ve kanunun gösterdiği durumlarda mahkeme kararlarının itiraza tabi olduğu ifade edilmiştir (bkz. §§ 36, 37). Ayrıca cezaların infazı sırasında mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceğine ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararların da itiraza tabi olduğu, ilgili yasal mevzuat hükümlerinin incelenmesi neticesinde görülmektedir (bkz. §§ 38, 39). Bu yönüyle de başvurucunun hakkındaki hapis cezalarının infazının durdurulması kararına Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilmesinin kanuni bir dayanağı bulunmadığı iddiası yerinde görülmemiştir. Diğer yandan hem yargılamanın yenilenmesi istemine hem de cezaların infazı sırasında mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olduğu yönündeki taleplere ilişkin yapılan değerlendirme sürecinde hükmün infazı kendiliğinden ertelenmemektedir (bkz. §§ 38-41).

77. Yukarıda yer verilen anlatımlar dikkate alındığında başvurucunun 4/7/2018-20/3/2020 tarihleri arasındaki özgürlüğünden yoksun kalma hâli, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde yetkili mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararına dayalıdır ve kanuna uygun bir tutma mahiyeti taşımaktadır. Zira başvurucunun yeniden yargılama incelemesi süresince tahliye edilmemesine yani hakkında verilen mahkûmiyet kararının infazının devamına daha önceki kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü temelinde karar verildiği görülmektedir (bkz. § 27). Bu anlamda başvurucu hakkında verilen infazın devamı kararı, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde yetkili mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararına dayalıdır ve kanuna uygun bir tutma mahiyetindedir.

78. Bu kapsamda yapılan incelemede başvurucunun mahkûmiyet hükmünü ve mahkûmiyete bağlı tutulma kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğinin bulunmadığı veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza ya da tedbirin kapsamını aştığı şeklinde bir iddiasının bulunmadığı görülmektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesince bu yönde herhangi bir tespit de yapılmamıştır (aynı yöndeki ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Tülin Soyhan, B. No: 2013/2212, 25/3/2013, §§ 31-37; Orhan Çaçan, B. No: 2013/6797, 7/1/2016, §§ 50- 55).

79. Sonuç olarak belirtilen bu hususlar doğrultusunda derece mahkemelerince infazın ertelenmesinin uygun görülmediği dönemde başvurucunun hürriyetinden yoksun kalmasının hukuki bir temelinin bulunduğu anlaşıldığından başvurucunun iddialarına ilişkin olarak açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

80. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltı tedbirinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edilmesinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edildiği iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/7/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına rağmen mahkûmiyet hükmünün infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda ihlal olmadığına karar verilmiştir.

2. Eldeki başvuruya konu olan infazın ertelenmesi talebinin reddi kararı, başvurucunun adil yargılanma hakkı ihlali şikayetiyle yapmış olduğu başvuruda Mahkememizin 12/6/2018 tarihli ihlal kararını müteakiben alınmıştır. Bu kararında Anayasa Mahkemesi başvurucunun mal varlığı değerlerinin hangi suçlar nedeniyle elde edildiği yönünden derece mahkemelerince bir tartışma yapılmaması, tersine “kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin birbirine karıştırıldığı kuşkusuna sebep olacak şekilde bir değerlendirme yapılmış” olması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir (Erol Eşrefoğlu ve Hüseyin Kayapalı, B.No: 2015/964, 12/6/2018, § 66, 78).

3. İhlal kararından sonra başvurucunun müdafilerinin talebi üzerine Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamanın yenilenmesine ve hapis cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir. Başsavcılığın bu karara yönelik itirazı Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve başvurucu hakkındaki infazın ertelenmesi kararı kesin olarak kaldırılmıştır. Buna karşılık Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama sürecinde 20/3/2020 tarihli duruşmada başvurucu hakkındaki hapis cezalarının infazının durdurulmasına, 19/2/2021 tarihinde de daha önce verilen mahkûmiyet hükümlerinin iptaline ve başvurucunun bu suçlardan beraatına karar vermiştir.

4. Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, mevcut başvuruda temel mesele, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararı üzerine yeniden yargılama sürecinde infazın durdurulmamasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğidir (§ 72).

5. Mahkememiz çoğunluğu, Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararında yeniden yargılamaya hükmedilmesinin ötesinde başkaca bir değerlendirme yapılmadığını ve hükmün ortadan kaldırılmasına karar verilmediğini, ihlal kararının “ihlale konu eksikliğin giderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi biçiminde” anlaşılması gerektiğini, ihlal kararından sonra başvurucunun tutma halinin niteliğinin değişmediğini, bu nedenle yeniden yargılama sırasında infazın ertelenmesi konusunun derece mahkemelerinin takdirinde olduğunu ve infazı ertelememe yönünde kullanılan takdir yetkisinin de hukuka uygun olduğunu belirtmiştir (§§74-77). Bu görüşlere katılmak birkaç nedenle mümkün olmamıştır.

6. Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinin ihlal bulduğu kararda yeniden yargılamaya hükmederken yapılması gerekenlere ayrıntılı şekilde değinmemesi, bu kapsamda “hükmün ortadan kaldırılması” gerektiğini ayrıca belirtmemesi, infazın durdurulmasının reddi kararının gerekçesi olamaz. Bu durum derece mahkemesinin infazın devamı yönündeki kararının hukuka uygun olduğunun dayanağı olarak da görülemez. Zira 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesi kapsamında hükmedilen yeniden yargılama öncelikle ihlale neden olan mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla hükmün ortadan kaldırılmasının ihlal kararında ayrıca belirtilmesi zorunlu değildir. Anayasa Mahkemesince bu yönde bir belirleme yapıldığı durumlarda ise bunun herhangi bir tereddüt yaşanmasını önlemeye yönelik olduğu kabul edilmelidir.

7. Nitekim Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya konu ihlal kararından önce verdiği birçok kararda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kuralın mümkün olduğu kadar eski hale getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanması, bunun için de öncelikle ihlale konu kararın veya işlemin kaldırılması gerektiğini vurgulamıştır. Başka bir ifadeyle ihlal kararından sonra yeniden yargılamaya karar verilmesi durumunda derece mahkemesinin yapması gereken ilk iş “bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği … tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır” (Mehmet Doğan [GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 55, 60; ayrıca bkz. Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 56; Şahin Alpay (3), B. No: 2018/10327, 3/12/2020, § 43).

8. İkinci olarak, çoğunluk görüşünün aksine, yeniden yargılama sırasında ihlale yol açan kararın kaldırılması noktasında derece mahkemelerinin takdir yetkisi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bir kararında da ifade edildiği üzere ihlalin ve sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılamaya hükmedildiği takdirde, yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak, “önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır” (Mehmet Doğan, § 59).

9. Üçüncü olarak, somut olayda gerekçeli karar hakkına yönelik ihlal kararının “ihlale konu eksikliğin giderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi biçiminde” anlaşılması gerektiği yönündeki çoğunluk görüşünün de yanlış anlaşılmalara müsait olduğu belirtilmelidir. Kuşkusuz bu cümle tek başına okunduğunda doğrudur. Ancak çoğunluğun bunu mevcut başvuru bağlamında derece mahkemesinin ihlale neden olan kararını kaldırma noktasındaki takdir yetkisi ile birlikte değerlendirmesi ciddi sakıncaları beraberinde getirebilecektir.

10. Öncelikle ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bir başvurudaki ihlal kararı, kamu otoritelerinin başvuruya konu temel hak veya hürriyeti güvenceye alan anayasal hükme aykırı davrandıklarının tespiti demektir. Başka bir deyişle ihlal yönündeki karar, ortada ihlale neden olan ve anayasal güvencelere aykırılık teşkil eden bir mahkeme kararının veya idari işlemin bulunduğunu ifade eder. Tam da bu nedenle ihlalin ve sonuçlarının giderilmesinin şartı, Anayasa’daki güvencelere aykırı olduğu Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş olan mahkeme kararının kaldırılarak yerine ihlal sebeplerini giderecek bir kararın alınmasıdır. Esasen ihlal kararlarının hukuki süreçler üzerinde bu şekilde sonuç doğurması, bireysel başvurunun etkili bir hak arama yolu olabilmesinin şartlarından biridir.

11. Bu çerçevede başvuruya konu somut olayda başvurucunun sonuca etkili olacak esaslı itirazlarının derece mahkemelerince değerlendirilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başka bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi başvurucunun anayasal güvencelere aykırı bir şekilde mahkûm edildiğine, bu nedenle yeniden yargılama yapılmak suretiyle bu aykırılığın giderilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

12. Bu durumda yeniden yargılama sırasında derece mahkemesinden beklenen, ihlale neden olan kararını kaldırmak, bunun sonucunda başvurucunun kişi hürriyetini tahdit eden hapis cezasının infazını durdurmak ve ihlal kararındaki gerekçeleri karşılayan yeni bir karar vermektir. Bunun dışındaki yorumlar, gerekçeli karar hakkı ihlali tespiti yapılan bireysel başvurularda derece mahkemelerine açık çek vermek anlamına gelebilir. Dahası gerekçeli karar hakkı ihlalinin gereklerinin çoğunluk görüşü doğrultusunda kabul edilmesi, derece mahkemelerince “kararın gerekçesini düzeltin, ancak aynı yönde kararlar vermeye devam edin” şeklinde anlaşılmaya müsaittir.

13. Gerekçeli karar hakkı ihlalini gidermek için yapılan yeniden yargılama sonunda derece mahkemesi ihlal kararında belirtilen usulî eksiklikleri gidermek suretiyle daha önceki kararında ısrar edebileceği gibi, önceki kararından tamamen farklı bir karar da verebilir. Nitekim somut olayda böyle olmuş, mahkeme yeniden yargılamanın sonunda başvurucunun beraatına karar vermiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamında usulî güvenceler yönünden Anayasa’ya aykırı bulduğu mahkûmiyet kararını derece mahkemesi bu kez esas bakımından da değiştirmiştir.

14. Dolayısıyla gerekçeli karar hakkı yönünden verilen bir ihlal kararı yargılama süreçlerini etkileyebilecek, bunun yanında yargılamanın sonucunu da değiştirebilecek nitelikte bir karardır. Zaten Anayasa Mahkemesinin uygulamasında yargılamanın hakkaniyetine etkisi olmayan basit gerekçe eksiklikleri nedeniyle ihlal bulunmamaktadır. İhlale yol açan gerekçe eksiklikleri bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedeleyecek nitelikte olanlardır. Dolayısıyla gerekçeli karar hakkı ihlali başvurucunun durumunu etkilemeyen, basit şekilde giderilebilecek bir şekil eksikliği olarak görülemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi de böyle görmediği için somut başvuruya konu olan kararında gerekçeli karar hakkının ihlaline ve yeniden yargılamaya hükmettiğinden başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikayetleri yönünden ayrıca bir inceleme yapmaya gerek görmemiştir (Erol Eşrefoğlu ve Hüseyin Kayapalı, B.No: 2015/964, 12/6/2018, § 74).

15. Dördüncü olarak, çoğunluğun gerekçeli karar hakkı ihlalinden sonra başvurucunun hükme bağlı tutulma statüsünün devam ettiği görüşünü de bireysel başvurunun amacıyla telif etmek mümkün değildir. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra ihlale sebep olan mahkûmiyet kararının Anayasa’ya aykırı hale geldiği, Anayasa’ya aykırı olan bir kararın sonucu olarak ortaya çıkan tutma halinin devam etmesinin de Anayasa’ya aykırı olacağı, tam da bu nedenle başvurucunun statüsünün hükmen tutukluluktan çıkıp suç isnadına bağlı bir tutmaya dönüşmesi gerektiği açıktır. Başka bir ifadeyle Anayasa’ya aykırı olduğu tespit edilen bir mahkûmiyet kararına dayalı olarak tutma halinin devam ettirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını söylemek çelişkiye yol açmaktadır.

16. Son olarak, mahkûmiyet hükmünün Anayasa’ya aykırı bulunmasından sonra yeniden yargılanan kişinin hükümlü statüsünün devam ettiğini ileri sürmek ona suçlu muamelesi yapılması anlamına gelebilecek, dolayısıyla masumiyet karinesini de zedeleyebilecektir. Gerçekten de ihlal kararı sonrasında başlayacak yeniden yargılamayla birlikte hükümlü statüsü ortadan kalkmış olan başvurucunun önceki mahkumiyetinin infazının devam ettirilmesi ona suçlu muamelesi yapıldığını gösterebilir.

17. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de ihlal kararından sonra başlayan yeniden yargılama sürecinde başvurucuların kamu otoritelerince suçlu gösterilmesine yönelik tutum ve davranışların masumiyet karinesini ihlal edeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda Mahkeme bir kararında “yetkili ulusal mahkemeler tarafından, yargılamanın yenilenmesi kapsamında, davalarının esasıyla ilgili olarak karar verilmeden önce, başvuranlardan bahsederken “sanık/hükümlü” ifadesinin kullanılmasının ilgililerin masumiyet karinesine zarar verdiği” sonucuna ulaşmıştır (Dicle ve Sadak/Türkiye, B. No: 48621/07, 16/6/2015, § 61).

18. Diğer yandan Mahkememiz eldeki başvuruyla aynı gün karara bağladığı benzer bir başvuruda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bu olayda daha önce müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak adil yargılanma hakkının ihlaline karar verdiği halde başvurucunun infazın ertelenmesine yönelik talebinin reddi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline hükmetmiştir (Behzat Çakar ve diğerleri [GK], B.No:2019/2333, 1/7/2021).

19. Mahkememiz anılan kararında ihlalin tespitinden sonra derece mahkemesinin yapması gereken ilk işin ihlale neden olan kararını kaldırmak olduğunu, sonrasında da bu kararın sonucu olarak ortaya çıkan tutma halinin sonlandırılması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre “ihlal kararı gereğince yapılan yeniden yargılama kapsamında hükmün ortadan kaldırılması yönünde verilecek olan kararın bir sonucu olarak artık dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılması gerektiğinin zorunluluk teşkil ettiği de izahtan varestedir” (Behzat Çakar ve diğerleri, § 63).

20. Diğer yandan ihlal kararından sonra hükme bağlı tutmanın sonlandırılması başvurucunun suç isnadına bağlı olarak tutulmasına kuşkusuz engel değildir. Mahkememizin yukarıda sözü edilen kararında da isabetle belirttiği üzere derece mahkemeleri suç isnadına bağlı tutmaya ilişkin yeni bir değerlendirme yaparak tutuklamaya karar verebilirler (Behzet Çakar ve diğerleri, § 64).

21. Somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin Behzet Çakar ve diğerleri kararında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere Mahkememizin ihlal bulunan başvuruya konu önceki ihlal kararında “ihlale yol açan kararın kaldırılması”na ayrıca hükmetmesi de sonucu değiştirmemektedir. Bu ifadeye yer verilmesi ya da verilmemesi ihlale neden olan kararın Anayasa’ya aykırı olduğu, dolayısıyla sonuçlarıyla birlikte kaldırılması gerektiği gerçeğini etkilememektedir.

22. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini düşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı sonuç, hak ihlaline bağlı yeniden yargılamanın farklı bir kurum olduğu gerçeğinin yeterince gözetilmemesinden kaynaklanmıştır. Bu farklılık iki yönden söz konusudur. İlk olarak adli veya idari bir uyuşmazlığa ilişkin yargılamanın ve kanun yolu denetiminin konusu ile bireysel başvuru yargılamasının konuları farklıdır. İlk derece mahkemelerinde bir uyuşmazlığın esası yargılamanın konusunu oluşturmaktadır. Uyuşmazlık hakkındaki esasa veya usule dair karardan sonra istinafa ve temyiz mahkemelerine kadar kanun yolu denetiminin konusu ise sübuta ve hukuka aykırılığın bulunup bulunmadığına ilişkindir. Buna karşın bireysel başvurunun konusu anayasal denetim olup, anayasal bir hak ihlalinin var olup olmadığıyla sınırlıdır. Dolayısıyla hak ihlali kararlarının da bazı farklı hukuki sonuçları olabilecektir. İkinci fark yeniden yargılamayla ilgilidir. Mahkememizin bazı kararlarında belirtildiği üzere 6216 sayılı Kanun’un 50/2. maddesinde belirtilen “yeniden yargılama” kavramı, ilgili usul kanunlarında düzenlenen hukuki kurumlardan önemli ölçüde farklıdır (bkz. K. Enes Berberoğlu-3, B. No: 2020/32949, par. 97). Mahkeme’nin diğer bir kararında bu farklar şöyle ifade edilmiştir:

“56- İlk olarak usul kanunlarındaki “yargılamanın iadesi” (HMK m. 374 vd.) ve “yargılamanın yenilenmesi” (CMK m. 311 vd., 317, 321; İYUK m. 53-55) kurumlarının işletilebilmesi için öncelikle yargılama süjelerinin bir talebi bulunmalıdır. İkinci olarak da anılan düzenlemeler uyarınca mahkemenin bu talep hakkında kabul edilebilirlik incelemesi yaparak talebin kabulü veya reddi yönünde bir karar vermesi gerekmektedir. Aynıca anılan usul kurallarına göre yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü halinde dahi önceki hükmün ortadan kaldırılması sürecin sonunda değerlendirilecek bir husustur.

57. Buna karşın Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılabilmesi için başvuranın, tarafların veya C. Savcısının bir talebi gerekmediği gibi mahkemenin kabul edilebilirlik incelemesi yapma yetkisi de bulunmamaktadır. 6216 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca ilgili mahkemeye ihlal kararının ulaşması ile gereğinin yapılması zorunlu olduğu gibi, ihlal kararı ve ihlal nedenleri doğrudan yasal kabul edilebilirlik sebebini oluşturmaktadır. Önemli bir farklılık da yeniden yapılacak yargılamada Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen nedenlerin ve gerektiğinde kararda belirtilen hususların gözetilmesinin zorunlu oluşudur. Nitekim Anayasa Mahkemesi, ihlalin sürdürülmesinin önlenmesi ve mağduriyetin giderilmesi amacıyla, ihlal kararında mahkemece yapılması gereken bazı hususlara da(hükmün ortadan kaldırılması ve infazın durdurulması kararı verilmesi gibi) hükmedebilmektedir. “ (B. No: 2019/2333, par. 56-57).

2. Belirtilen farklılıklardan da anlaşılacağı üzere, açık hüküm bulunmayan konularda usul kurallarının kıyasen uygulanması mümkün ise de bireysel başvuru nedeniyle verilen ihlal kararlarına bağlı olarak yeniden yargılama yapılması usulü temel olarak 6216 sayılı Kanunun 50. maddesi kapsamında yürütülmektedir. Esasen böyle olması, bireysel başvurunun etkililiğinin de bir gereğidir.

3. Bu anlamda AİHM’in Türkiye’de bireysel başvurunun kabulünden sonra verdiği ilk karar olan Hasan Uzun kararında Türk mevzuatının bireysel başvurunun etkililiği anlamında yeterli olup olmadığına yönelik olarak yaptığı inceleme ve değerlendirmeleri hatırlamak gerekir. AİHM bu kararında Anayasa ve 6216 sayılı Kanun kapsamında (mevzuat üzerinde ve teorik olarak) yaptığı değerlendirmede, Türk bireysel başvuru yolunun ulaşılabilir ve etkili bir yol olarak düzenlenmiş olup olmadığını incelemiş ve özellikle etkililik yönünden 6216 sayılı Kanunun 50. maddesini değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonunda, anılan madde uyarınca ihlal tespitinin yapılabilmesi ve mağduriyeti giderici yetkilerin varlığı, hak ihlalinin tespit edilebilmesi, ihlali sonlandırmak için gerekli tedbir veya kararın verilebilmesi, tazminat verilmesi ve yeniden yargılanma kararı verme yetkisinin varlığı karşısında AYM’nin bireysel başvuru uygulaması için uygun imkanlara sahip olduğu ifade edilmiştir. (bkz. Hasan Uzun, par. 63, 64).

4. Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermesinin anlamı, somut olayda kişi hakkına yapılan müdahalenin; kanuni temelinin bulunmaması veya kanunun anayasada güvence altına alınan temel hakkın güvencelerine aykırı biçimde yorumlanması ya da uyuşmazlığa dair yargılama süreçlerinin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun yürütülmediği anlamına gelmektedir. Sonuçta bir hukuk devletinde hak ihlali kararıyla Anayasaya aykırı hüküm verildiği tespit edilen bir mahkeme kararının hukuken geçerliğini sürdürmesi beklenemez. Hak ihlali kararının, halen sürmekte olan bir mağduriyete etkili biçimde son vermesinin sağlanabilmesi de ancak bu şekilde mümkün olur. Başka deyişle AYM’nin hak ihlali kararında açıkça ilgili mahkeme kararının ortadan kaldırılması yönünde bir karar verilmesi gereği ifade edilmese dahi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca yeniden yargılamaya başlayan mahkemenin ilk alması gereken kararın bu olması gerekmektedir. Bu aslında malumun ilanından ibarettir. Elbette kesinleşen bir mahkeme kararına bağlanan hukuki sonuçlar veya alınması gereken bazı tedbirler olabilir. Önceki hükmün ortadan kaldırılması sırasında somut olay gerektiriyorsa usul hukuku kapsamında gereken ara kararlarıyla ilgili tedbirlerin alınması mümkündür. Bu anlamda gayrimenkul üzerindeki tasarrufun önlenmesi için ihtiyati tedbir konulması veya ihlal kararı tutukluluğa son vermeyi gerektirmiyorsa ya da ihlal kararından sonra ortaya çıkan bir yeni delil gerektirdiği için tutukluluğun sürdürülmesi kararı verilebilir.

5. Görüldüğü üzere insan hakları yargılamasında verilen hak ihlali üzerine yapılacak yeniden yargılamada önceki hükmün otoritesini sürdürmesi beklenemez. Nitekim AİHM’nin bir kararında, ihlal üzerine (CMK m. 311/1-f uyarınca) yapılan yargılamanın yenilenmesi sırasında sanığın hükümlü sıfatının sürdürülmesi de masumiyet karinesi yönünden yeni bir ihlal nedeni olarak kabul edilmiştir; “Mahkeme, yetkili ulusal mahkemeler tarafından, yargılamanın yenilenmesi kapsamında davalarının esasıyla ilgili olarakkarar verilmeden önce, başvuranlardan bahsederken “sanık/hükümlü” ifadesinin kullanılmasının, ilgililerin masumiyet karinesine zarar verdiği kanaatine varmaktadır.” (AİHM Sadak ve Dicle – Türkiye, B. No: 48621/07, 16.6.2015, par. 61). Mahkeme anılan kararda ayrıca yeniden yargılama sürecinde, daha önce kesinleşen (ihlale konu) hükme bağlı olarak adli sicildeki suç işlendiğine ilişkin kaydın geçerliğinin sürdürülmesinin de masumiyet karinesini ihlal ettiğini ifade etmiştir (par. 64-66).

6. Somut olayda Mahkememiz çoğunluğunca konuyla doğrudan bir ilgisi olmadığı halde 5275 sayılı Kanunun 98. maddesinden hareketle yargılamanın yenilenmesi durumunda infazın ertelenemeyeceği ifade edilmiştir (bkz. par. 76). Öte yandan yukarıda açıklandığı üzere 6256 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca yapılan yeniden yargılamada bu hükümle ve bireysel başvurunun niteliğiyle bağdaşmayan usul hukuku kuralları uygulanamaz. Hak ihlali nedeniyle yeniden yargılama yapılması durumunda ihlalin mahiyeti tutukluluğa son verilmeyi zorunlu kılmıyorsa infazın durdurularak mahkumiyete bağlı tutmaya son verilmesi, bundan sonra suç isnadına bağlı olarak tutmaya gerek olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Aksinin kabul edilmesi, yeniden yapılacak yargılama sürecinde anayasaya aykırılığına karar verilmiş bir hükmün infazına devam edilmesi gibi, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayan bir sonuca yol açılacaktır.

7. Açıkladığım gerekçeler dolayısıyla ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama ile kesin hükmün ortadan kaldırılmasına ve infazın durdurulmasına karar verilmesi, suç isnadına bağlı tutma yönünden yeni bir değerlendirme yapılması gerekirken infaza devam edilmesi karşısında somut olayda başvurucunun hükme bağlı olarak tutulmasının yasal temelinin kalmadığı ve özgürlük ve güvenlik hakkının bu nedenle ihlal edildiği kanısıyla sayın çoğunluğun gerekçesine katılamadım.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

----

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

BEHZET ÇAKAR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2019/2333)

Karar Tarihi: 1/7/2021

R.G. Tarih ve Sayı: 26/11/2021-31671

GENEL KURUL

KARAR

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

İrfan FİDAN

Raportörler

:

Ali Rıza SÖNMEZ

Murat BAŞPINAR

Başvurucular

:

1. Behzet ÇAKAR

2. Erdoğan YAKIŞAN

3. Ümit IŞIK

Başvurucular Vekili

:

Av. Muhammed Neşet GİRASUN

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/1/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

7. İkinci Bölüm tarafından niteliği itibarıyla başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Ceza Soruşturması ve Yargılamasına İlişkin Süreç

9. (Kapatılan) Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucular hakkında PKK terör örgütüne üye olma, örgüt adına silahlı eylem ve faaliyetlerde bulunma suçlamalarıyla soruşturma başlatılmıştır. Anılan soruşturma kapsamında başvurucular, farklı tarihlerde tutuklanmış ve yargısal sürecin ilerleyen aşamalarında tahliye edilmiştir (ayrıntılı bilgi ve açıklamalar için bkz. Behzet Çakar ve diğerleri, B. No: 2014/16277, 13/9/2018, §§ 9-19).

10. Başsavcılık tarafından düzenlenen iddianameyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda (kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) 16/2/2012 tarihli kararla başvurucular Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık'ın müebbet hapis, Behzet Çakar'ın ise hapis ve adli para cezalarıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 27/5/2014 tarihinde onanmıştır (Behzet Çakar ve diğerleri, §§ 21-26).

11. Kesinleşen hapis cezalarının infazı için başvurucular Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık hakkında 4/8/2014 tarihli yakalama emri düzenlenmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla adı geçen başvurucular henüz yakalanamamıştır. Öte yandan anılan başvurucuların yurt dışında bulunduklarının tespit edilmesi nedeniyle Mahkemece kırmızı bülten çıkarılmasına yönelik işlemler de yapılmıştır.

12. Elâzığ Cumhuriyet Başsavcılığınca Behzet Çakar hakkında düzenlenen müddetnamede, mahkûmiyet hükmünün infazına 20/5/2015 tarihinde başlandığı ve koşullu salıverilme tarihinin 21/8/2020 olduğu belirtilmiştir.

B. Yeniden Yargılamaya İlişkin Süreç

13. Başvurucular; haklarında kesinleşen mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak gözaltında avukat yardımından faydalandırılmama nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının, müdafi yokluğunda baskı ve zora dayalı verilen ifadelerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, tutuklamanın makul süreyi aşması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirterek 2/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Anayasa Mahkemesi 13/9/2018 tarihinde yaptığı inceleme sonunda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine, anılan ihlale ilişkin sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yargılamanın yenilenmesi için (kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir (Behzet Çakar ve diğerleri, §§ 57-62, 80-82). Anılan kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"57. Somut olayda başvurucular gözaltında tutulduğu sırada devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi yardımından yararlanmaları ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır. 3842 sayılı Kanun’a eklenen 31. maddeyle gözaltında bulundurmaya ve müdafi yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında değişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Başvurucuların gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan mevzuat, gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucuların belirtilen şartlarda 14 ile 29 gün arasında gözaltında tutulduğu görülmektedir.

58. Başvuruculara isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere ilişkin değerlendirmede kendileri ve diğer sanıkların gözaltında müdafi olmaksızın elde edilen beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Somut olayda başvuruculara isnat edilen birçok eylem bulunmaktadır. Başvurucular gözaltına alınmış ve tutuklandıkları tarihe kadar gözaltında tutulmuşlardır. Başvurucular, müdafi olmadan kollukta verdikleri ifadelerinde isnat edilen suçları nasıl ve kimlerle birlikte işlediklerine dair beyanda bulunmuşlardır. Başvurucular Cumhuriyet Başsavcılığında ve sorguda da müdafi yardımından yararlanmamıştır. Başvuruculara kolluk tarafından yer gösterme ile yüzleştirme işlemleri de yaptırılmıştır. Başvurucular,bu işlemler esnasında da üzerine atılı eylemlere dair ifade vermiş; müdafi yardımından faydalandırılmamıştır. Öte yandan kolluk tarafından yapılan ifade alma, yer gösterme ve yüzleştirme işlemlerinde başvuruculara haklarının hatırlatıldığına dair bir ibare de bulunmamaktadır.

59. Başvurucuların mahkȗmiyetine hükmedilirken C.T., D.B. veH.Ç isimli kişilerin beyanlarına da dayanıldığı fakat bu ifadelerin de o dönemde kollukta verilen ifadeler olduğu görülmektedir. Başvuruculardan Behzet Çakar ile yüzleştirilen A.A., M.B. ve A.A.nın beyanlarına da İfadeli Yüzleştirme Tutanağı'nda yer verilmiştir. Anılan tutanak tanzim edilirken beyanda bulunanlara hakları hatırlatılmamış, avukat yardımı sağlanmamıştır. Mahkeme kararında, bu kişilerin müdafi yardımından faydalanıp faydalanmadıklarına veya yargılama aşamasında bu ifadelerini kabul edip etmediklerine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

60. Başvurucuların diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınan ve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılan eylemleri gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetlerine karar verildiği, gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt olarak kullanıldığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımı ve yargılama usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucuların savunma hakkına verilen zararı gideremediği anlaşılmaktadır.

61. Sonradan (yargılama devam ettiği sırada) yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayan müdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma aşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece bu husus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi edilememiştir. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmaması ve bu sırada elde edilen ifadelerin mahkûmiyet kararına esas alınması müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur.

...

81. Bu durumda müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ikinci fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir."

15. Başvurucuların müdafii, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına istinaden 30/10/2018 tarihinde Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ederek yargılamanın yenilenmesine ve başvurucular hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin infazının durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

16. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 9/11/2018 tarihli ek karar ile yargılamanın yenilenmesine, başvurucular hakkında tayin edilip temyiz merciince onanan hapis cezalarının infazının durdurulmasına yer olmadığına hükmetmiştir.

17. Başvurucuların müdafii anılan ek karara 26/11/2018 tarihinde itiraz etmiştir. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi 5/12/2018 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Yargılanmanın yenilenmesi hakkında CMK [Ceza Muhakemesi Kanunu] 312/1 madde' Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını ertelemez. Ancak mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.' gereğince infazın durdurulması yönünde karar verme hususunda mahkemeye takdir hakkı tanındığı, dosya münderecatı nazara alındığında Diyarbakır (Kapatılan) 6 Ağır Ceza Mahkemesinin 09/11/2018 Tarih 2001/248 Esas sayılı Ek Kararı usul ve yasaya uygun olduğundan hükümlüler Behzet ÇAKAR, Erdoğan YAKIŞAN ve Ümit IŞIK müdafii Av. Muhammed Neşet GİRASUN'un itirazın reddine ... [karar verildi.]"

18. Anılan nihai karar başvurucuların müdafiine 17/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucular 16/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde (E.2018/641) 4/3/2019 tarihinde yargılamanın yenilenmesine dair yargılama başlamıştır.

21. Başvurucu Behzet Çakar'ın müdafii 2/9/2019 tarihli dilekçesi ile müvekkili hakkındaki infazın durdurulmasını yeniden talep etmiştir. Mahkemece 10/9/2019 tarihli karar ile başvurucu yönünden infazın durdurulmasına karar verilmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvurucunun yurt dışına çıkışının yasaklanmasına yönelik adli kontrol tedbirinin uygulanmasına hükmetmiştir. Başvurucu aynı tarihte ceza infaz kurumundan tahliye edilmiştir.

22. Mahkeme 9/11/2020 tarihli duruşmada başvurucu Behzet Çakar yönünden davanın tefrikine karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılamaya Mahkemenin E.2020/355 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur.

23. Davalar, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Esas hakkındaki inceleme" kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır...."

25. 6216 sayılı Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

26. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Yakalama emri" kenar başlıklı 19. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"Hükümlü, hapis cezası veya güvenlik tedbirinin infazı için gönderilen çağrı kâğıdının tebliği üzerine on gün içinde gelmez, kaçar ya da kaçacağına dair şüphe uyandırırsa, Cumhuriyet savcısı yakalama emri çıkarır.

(Değişik: 24/1/2013-6411/5 md.) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıldan fazla hapis cezasının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 1/7/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucular; isnat edilen suçlar nedeniyle mahkûmiyetlerine karar verilen asıl davanın sonunda yaptıkları bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesince adil yargılanma hakkı kapsamında müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaline ve ihlalin sonuçlarını gidermeye yönelik yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesine rağmen bu kararın fiilen uygulanmadığını, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında yasal mevzuat hükümlerine göre önceki mahkûmiyet kararı ortadan kalkmasına rağmen hukuka aykırı bir şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakılmaya devam edildiklerini belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının alt görünümlerinden olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde öncelikle yargılamanın yenilenmesine karar verildiği tarih itibarıyla başvurucular Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık'ın ceza infaz kurumunda bulunmamaları nedeniyle hürriyetlerinin kısıtlanmadığı, dolayısıyla adı geçen başvurucuların somut olay bağlamında mağdur sıfatı yokluğu nedeniyle iddialarının kabul edilemez bulunması gerektiği dile getirilmiştir. Bakanlık, başvurucu Behzet Çakar yönünden ise yeniden yargılama incelemesi süresince tahliye edilmemesine yani tutulmasına yetkili mahkeme olan (kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ve daha önce kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü temelinde karar verildiğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 312. maddesinde yeniden yargılama talebinin cezanın infazını durdurmayacağı fakat ilgili mahkemenin infazın geri bırakılması veya durdurulması yönünde bir karar alabileceğinin herhangi bir tereddüde yer bırakılmayacak açıklıkta ifade edildiğine dikkat çekmiştir. Bu bağlamda Bakanlık; başvurucu Behzet Çakar açısından Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde yetkili mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararına dayalı ve kanuna uygun bir tutmanın söz konusu olduğunu, dolayısıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığını değerlendirmiştir.

30. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genel olarak başvuru formunda belirttikleri iddiaları tekrar ederek Bakanlık görüşünü kabul etmediklerini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü, kanun hükümlerinin yanlış yorumlanması nedeniyle hukuken geçerli bir karar olmadan hürriyetlerinden yoksun bırakılması olduğundan başvurunun bir bütün olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Başvurucular Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık Bakımından

32. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, devletin bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 62).

33. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hürriyetten yoksun bırakma kavramını tanımlamıştır. Buna göre hürriyetten yoksun bırakma, bir kimsenin kısıtlı bir alanda ihmal edilemeyecek bir süre için tutulması ve bu kişinin söz konusu tutmaya rıza göstermemiş olması şeklinde ifade edilebilecek iki unsuru içermektedir (Cüneyt Kartal, B. No: 2013/6572, 20/3/2014, § 17).

34. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek koşuluyla kişilerin hürriyetlerinden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42). Devam eden fıkralarda ise hürriyetinden yoksun bırakılan kişiler bakımından güvencelere yer verilmiştir. Bu bağlamda maddenin dördüncü fıkrasında yakalama veya tutuklama sebepleri ile iddiaların bildirilmesi, beşinci fıkrasında gözaltı süresi, altıncı fıkrasında yakalama veya tutuklamanın yakınlara bildirilmesi, yedinci fıkrasında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakkı, sekizinci fıkrasında hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı yargı merciine başvurma hakkı, dokuzuncu fıkrasında tazminat hakkı güvence altına alınmıştır (Galip Öğüt [GK], B. No: 2014/5863, 1/3/2017, § 33).

35. Maddenin birinci fıkrasında geçen "hürriyet" sözcüğü, özgürlük ve bağımsızlığın yanı sıra serbestlik anlamına da gelmektedir. Bu anlamda kişi hürriyetine yönelik bir müdahalenin bulunduğunun söylenebilmesi için kişinin hareket serbestisinin maddi olarak sınırlandırılmış olması gerekir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale için kişi, rızası olmaksızın en azından rahatsızlık verecek uzunlukta bir süre boyunca belirli bir yerde fiziki olarak tutulmalıdır (Galip Öğüt, § 34).

36. Anayasa'nın 19. maddesinin metni bir bütün olarak değerlendirildiğinde maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki sınırlama sebeplerinin kişilerin fiziksel özgürlüklerine ilişkin olduğu, ayrıca devam eden fıkralardaki güvencelerin de fiziki olarak hürriyetinden yoksun bırakılmış kişiler bakımından getirildiği görülmektedir. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının güvence altına aldığı şey, bireylerin yalnızca fiziksel özgürlüğüdür (Galip Öğüt, § 35).

37. Yakalama emirlerinin infaz edilmediği dönemde temel hak ve hürriyetlere yönelik bazı etkileri bulunsa da bu dönemde henüz kişilerin fiziksel özgürlükleri maddi olarak kısıtlanmamış olduğundan söz konusu etkilerin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Galip Öğüt, § 41).

38. Somut olayda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4/8/2014 tarihinde başvurucular hakkında müebbet hapse ilişkin mahkûmiyet kararının infazı kapsamında yakalama emri çıkarılmıştır. Bireysel başvuruda bulunulduğu tarihte başvurucuların yurt dışında olduğu ve haklarındaki yakalama emirlerinin henüz infaz edilmediği, bulundukları ülkeden yurda iade edilmeleri için kırmızı bülten çıkarılmasına yönelik işlemler yapıldığı, ayrıca başvurunun incelendiği tarih itibarıyla da infazın gerçekleştiğine yönelik herhangi bir bilgi ya da belgenin olmadığı görülmektedir (bkz. § 11). Buna göre her iki başvurucunun da -bu aşamada- fiziksel olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması söz konusu değildir. Sonuç olarak başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulmamıştır (aynı yöndeki değerlendirme ve uygulama için bkz. Galip Öğüt, § 42).

39. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Başvurucu Behzet Çakar Bakımından

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

41. Anayasa'nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).

42. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerine getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural, mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18).

43. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler (yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi kapsamında hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veya tamamen bu koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacının olduğundan veya ölçülü olduğundan söz edilemez, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiş olur (Şaban Dal, B. No: 2014/2891, 16/2/2017, § 31).

44. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38).

45. Bir kimsenin mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi kapsamında hürriyetinden yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için her şeyden önce hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi, ikinci olarak yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması, son olarak hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Şaban Dal, § 32). Bununla birlikte Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz (Abdullah Ünal, § 39).

46. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa Mahkemesine bu başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir (Şahin Alpay (3) [GK], B. No: 2018/10327, 3/12/2020, § 36).

47. Anılan yetki ve görev kapsamında Anayasa Mahkemesi, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak durumundadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurulara ilişkin incelemelerinde 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına karar vermektedir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 50).

48. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmemesi daha önce verilen ihlalin devam ettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireysel başvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa hükümleri ile bağdaşmaz. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme, olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir inceleme olacaktır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 52).

49. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 56).

50. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin veya yargısal makamların ya da yasama organının yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere gönderir (Şahin Alpay (2), § 57).

51. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

52. Bu bağlamda kural olarak Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilerin takdir yetkisi bulunmaktadır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 67). İlgili merci, ihlal kararının niteliğini dikkate alarak bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekenleri yapar. Bazı durumlarda Anayasa Mahkemesi somut olayın özelliklerini dikkate alarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağına dair ilkeleri belirleyebilir (Bizim FM Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/11028, 18/10/2017, §§ 71, 72). Böyle bir durumda ilgili mercilerin anılan ilkeler doğrultusunda hareket etmesi gerekir. İstisnai kimi durumlarda ise tespit edilen ihlalin niteliği, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından ilgili mercilerin önünde tek bir seçenek bırakabilir. Bu hâlde Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbiri açıkça gösterir ve ilgili merci bu tedbiri alır (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 82).

53. Diğer taraftan bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanması zorunludur. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle ihlalin sonuçlarının şeklen değil gerçek anlamda ortadan kaldırılması gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 56).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

54. Somut olayda başvurucu hakkında atılı suçlara ilişkin olarak tesis edilen hapis cezalarına dair mahkûmiyet hükmü Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmüne yönelik temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini belirterek bireysel başvuruda bulunmuş olup Anayasa Mahkemesi yaptığı değerlendirmede müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve anılan ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir (bkz. §§ 13, 14).

55. Anayasa Mahkemesi, önceki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurucunun yargılandığı mahkemeye gönderilmesine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkında verdiği ihlal kararının nihai ve bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararları başka bir merci tarafından Anayasa'ya veya kanuna uygunluk yönünden denetlenemez. Ayrıca başvurucu hakkında verilen ihlal kararının hukuki sonuç doğurabilmesi için Resmî Gazete'de yayımlanması gerekli olmayıp ilgili merciye tebliği (veya gönderilmesi) yeterlidir (Şahin Alpay (2), § 79).

56. Diğer taraftan 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen "yeniden yargılama" kavramı ilgili usul kanunlarında düzenlenen hukuki kurumlardan önemli ölçüde farklıdır (bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 97). İlk olarak usul kanunlarındaki "yargılamanın iadesi" (HMK m. 374 vd.) ve "yargılamanın yenilenmesi" (CMK m. 311 vd., 317, 321; İYUK m. 53-55) kurumlarının işletilebilmesi için öncelikle yargılama süjelerinin bir talebi bulunmalıdır. İkinci olarak da anılan düzenlemeler uyarınca mahkemenin bu talep hakkında kabul edilebilirlik incelemesi yaparak talebin kabulü veya reddi yönünde bir karar vermesi gerekmektedir. Ayrıca anılan usul kurallarına göre yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü halinde dahi önceki hükmün ortadan kaldırılması sürecin sonunda değerlendirilecek bir husustur.

57. Buna karşın, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılabilmesi için başvuranın, tarafların veya Cumhuriyet savcısının bir talebi gerekmediği gibi mahkemenin kabul edilebilirlik incelemesi yapma yetkisi de bulunmamaktadır. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca ilgili mahkemeye ihlal kararının ulaşması ile gereğinin yapılması zorunlu olduğu gibi, ihlal kararı ve ihlal nedenleri doğrudan yasal kabul edilebilirlik sebebini oluşturmaktadır. Önemli bir farklılık da yeniden yapılacak yargılamada Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen nedenlerin ve gerektiğinde kararda belirtilen hususların gözetilmesinin zorunlu oluşudur. Nitekim Anayasa Mahkemesi ihlalin sürdürülmesinin önlenmesi ve mağduriyetin giderilmesi amacıyla ihlal kararında mahkemece yapılması gereken bazı hususlara da (hükmün ortadan kaldırılması ve infazın durdurulması kararı verilmesi gibi) hükmedebilmektedir (Kadri Enis Berberoğlu (3), § 98).

58. Bu bağlamda ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir işlemden veya yerine getirilmeyen yöntemsel bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usule ilişkin işlemin hak ihlaline yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık ilgili idari işlem veya uygulamanın kendisinin veya derece mahkemesi kararının sonucunun hak ihlaline yol açtığı Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmişse bu takdirde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan dosya üzerinden yeni bir karar vererek ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekebilir.

59. Somut olayda başvurucu; Anayasa Mahkemesince müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitine dayalı olarak verilen yargılamanın yenilenmesi kararı sonrasında hukuka aykırı olarak hükmün infazına devam edildiğini, bu anlamda kanun hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde geçerli bir karar olmaksızın ceza infaz kurumunda özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.

60. Dolayısıyla başvuru konusu olayda çözümlenmesi gereken temel mesele, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararı üzerine yenilenen yargılamada infazın durdurulmamasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğidir.

61. Başvuruya konu olayda Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararında adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkına riayet edilmediği tespit edilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi anılan kararda ihlalin giderimi bağlamında yeniden yargılama ile birlikte derece mahkemesinin başvuruya konu hükmü ortadan kaldırması gerektiğine de karar vermiştir (bkz. § 14). Bu kapsamda derece mahkemesince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir.

62. Bir başka anlatımla Anayasa Mahkemesince ihlalin sona erdirilmesi için ihlale konu mahkûmiyet hükmünün ortadan kaldırılması gerektiğine dair bir belirlemenin yapıldığı durumlarda derece mahkemelerinin ihlal kararı üzerine yeniden yapılacak yargılamada önceki kararın kaldırılması hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak ve bu çerçevede ihlal kararında belirtildiği üzere önceki kararı kaldırmak durumundadır.

63. Öte yandan ihlal kararı gereğince yapılan yeniden yargılama kapsamında hükmün ortadan kaldırılması yönünde verilecek olan kararın bir sonucu olarak artık dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılması gerektiğinin bir zorunluluk teşkil ettiği de izahtan varestedir. Dolayısıyla derece mahkemesince söz konusu ihlal kararı doğrultusunda hükmün ortadan kaldırılmasıyla birlikte derhâl infazın durdurulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

64. Buna karşın Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine derece mahkemelerince yeniden yapılacak yargılamada ihlale konu mahkûmiyet kararının kaldırılmasına karar verildiği durumlarda mahkemelerin suç isnadına bağlı tutmaya ilişkin bir değerlendirme yaparak -Anayasa ve kanunlarda öngörülen koşulların bulunması hâlinde- başvurucunun tutuklanması yönünde bir karar vermeleri konusunda herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvuru konusu yapılması hâlinde bu kapsamda verilecek olan bir tutuklama kararı da suç isnadına bağlı tutmanın güvenceleri yönünden Anayasa Mahkemesince ayrıca denetlenebilecektir. Bu bağlamda somut olayda derece mahkemesince suç isnadına bağlı tutmaya ilişkin olarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, aksine infazın durdurulması talebinin reddiyle birlikte hükme bağlı tutmanın devam ettirildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda suç isnadına bağlı tutmanın güvenceleri yönünden değerlendirme yapılmasını gerektiren bir durum söz konusu değildir.

65. Sonuç olarak derece mahkemesince Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu önceki ihlal kararı doğrultusunda hükmün ortadan kaldırılarak dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılması (yani infazın durdurulması) yönünde karar verilmesi gerekirken infazın durdurulması talebinin reddedilmesi ve belli bir süre de olsa hükme bağlı olarak başvurucunun özgürlüğünün kısıtlanmaya devam edilmesi Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına hukuka aykırı bir müdahale teşkil etmektedir.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN ihlal sonucuna ek gerekçeyle katılmışlardır.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

67. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

68. Başvurucu Behzet Çakar tahliyesine karar verilmesi istemiyle birlikte 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

69. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2)).

70. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

71. Başvuruda, Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. 10/9/2019 tarihinde infazın durdurulması suretiyle ceza infaz kurumundan tahliyesine karar verilen başvurucu Behzet Çakar'ın özgürlüğünden yoksun kalma hâli sona ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmıştır.

72. Başvurucu Behzet Çakar'ın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.964,60 TL yargılama giderinin başvurucu Behzet Çakar'a ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvurucular Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edilmesinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvurucu Behzet Çakar yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek hapis cezasının infazına devam edildiği iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının başvurucu Behzet Çakar yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Behzet Çakar'a net 40.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 1. 364,60 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.964,60 TL yargılama giderinin başvurucu Behzet Çakar'a ÖDENMESİNE,

2. Başvurucular Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık yönünden yapılan yargılama giderlerinin anılan başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2018/641, E.2020/355 sayılı dosyaları) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/7/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

EK GEREKÇE

1. Başvuruya konu olayda Anayasa Mahkemesi tarafından ihlalin giderimi bağlamında yeniden yargılama yapılmasına ve ihlale yol açan hükmün ortadan kaldırılmasına karar verildiği halde derece mahkemesince infazın durdurulması talebi reddedilmek suretiyle ilgili mahkeme kararı kaldırılmamıştır. Bu nedenle de başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvenceye alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiştir (§§ 61-66).

2. Bu gerekçeye katılmakla birlikte, Mahkememizin aynı gün verdiği Erol Eşrefoğlu kararına yazdığım karşıoy gerekçesinde açıkladığım nedenlerle, başvuruya konu ihlal kararında “ihlale konu mahkûmiyet hükmünün ortadan kaldırılması”na ayrıca hükmedilmesi sonucu değiştirmemektedir. Bu ifadeye yer verilmesi ya da verilmemesi ihlale neden olan kararın anayasal güvencelere aykırı olduğu, dolayısıyla sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması gerektiği gerçeğini etkilememektedir (bkz. Erol Eşrefoğlu [GK], B.No: 2018/23111, 1/7/2021, Karşıoy Gerekçesi, § 21).

3. Başka bir ifadeyle somut başvuruya konu olayda Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdikten sonra mahkûmiyet hükmünün kaldırılması gerektiğini ayrıca belirtmeden sadece yeniden yargılamaya hükmetmiş olsaydı da sonuç değişmeyecekti. Zira yeniden yargılama sürecinde Anayasa Mahkemesince anayasal güvencelere aykırı şekilde verildiği belirlenen bir kararın kaldırılması ve ihlalin giderilmesi konusunda derece mahkemelerinin takdir yetkisi bulunmamaktadır.

4. İhlal sonucuna yukarıda açıklanan ilave gerekçeyle katılıyorum.

Başkan

Zühtü ARSLAN

EK GEREKÇE

Mahkememiz kararının 62. paragrafında bu başvuruda ihlal kararı verilmesinin temel nedeni olarak, Mahkememizin önceki ihlal kararında yeniden yargılama ile birlikte derece mahkemesinin hükmü ortadan kaldırması gerektiğine de karar verilmiş olması gösterilmiştir. Başka deyişle anılan gerekçe uyarınca AYM'nin ihlal kararında yeniden yargılama ile birlikte derece mahkemesinin hükmü ortadan kaldırması gerektiğine ilişkin bir hükmün yer almaması durumunda, ilgili mahkemenin yeniden yargılamaya başladığında önceki kararını kaldırması zorunlu görülmemektedir.

Kararda ulaşılan ihlal sonucuyla mutabık kalmakla birlikte Mahkememizin diğer bir kararına (B. No: 2018/23111) yazdığım karşıoyda ifade ettiğim gerekçeler doğrultusunda, hak ihlali kararı üzerine yeniden yargılamaya başlayan derece mahkemesinin önceki kararını kaldırarak hükme bağlı tutmaya son vermesi, dosyanın durumu öyle gerektiriyorsa akabinde suç isnadına bağlı tutmanın değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

banner626
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.