banner648

03 Haziran 2022

ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞI TALEBİ - TAŞINMAZIN EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE EŞE DEVRİ - BAĞIŞ İRADESİ

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2018/8-990
K. 2021/1728
T. 21.12.2021

ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞI TALEBİ ( Davacının Taşınmazını Evliliğin Ömür Boyu Süreceği Saiki ve Ortak Yaşamı Güvence Altına Almak Kastıyla Davalı Eşine Sattığını Davalının İşlemin Bağış Olduğunu Kişisel Malı Olan Taşınmazda Davacının Hak İddia Edemeyeceğini Belirttiği/Davalının Savunmasından Başka Davacının Bağış İradesini Ortaya Koyacak Bir Beyan ve Davranışı Bulunmadığı - Davacı Adına Kayıtlı Taşınmazın Davalıya Satış Yoluyla Devredilmesinin Bağış İradesini Göstermediği İçin Davacının Artık Değere Katılma Alacağının Bulunduğu Kabulünün Gerektiği )

TAŞINMAZIN EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE EŞE DEVRİ ( Artık Değere Katılma Alacağı İstemi - Davacının Bağış İradesi ve Kastı Olmaksızın Taşınmazı Davalıya Devrettiğinin Anlaşılmasına Göre Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Geçerli Olduğu Dönemde Edinilen Tasfiyeye Konu Taşınmazın Gerek Görülmesi Hâlinde Konusunun Uzmanı Bilirkişi veya Bilirkişilerden de Yardım Alınarak İşin Esasına Yönelik Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

BAĞIŞ İRADESİ ( Artık Değere Katılma Alacağı - Davalı Eşin Savunmasından Başka Davacının Bağış İradesini Ortaya Koyacak Bir Beyan ve Davranışı Bulunmadığı/Salt Davacı Adına Kayıtlı Taşınmazın Davalıya Satış Yoluyla Devredilmesi İşlemi Bağış İradesini Gösterir Nitelik Taşımadığı İçin Davacının Artık Değere Katılma Alacağının Bulunduğunun Kabulü Gerektiği )

4721/m.219,231,236

ÖZET : Dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı erkeğin kişisel malı niteliğinde bulunan taşınmazını evlilik birliği içerisinde satış yolu ile davalı kadın adına tescil ettirdiği gözetildiğinde, bahsedilen işlemin bağış olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacının bu taşınmaz yönünden davalıdan artık değere katılma alacağı talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davacı, Kişisel malı niteliğinde olan taşınmazını evlilik birliğinin ömür boyu süreceği saikiyle ve ortak yaşamı güvence altına almak kastıyla davalı eşine sattığını ileri sürmüştür. Davalı ise işlemin gerçekte bağış olduğunu, dolayısıyla kendi kişisel malı niteliğindeki bu taşınmaz nedeniyle davacının hak iddia edemeyeceğini belirtmiştir. Dosyada davalının savunmasından başka davacının bağış iradesini ortaya koyacak bir beyan ve davranışı bulunmamaktadır. Dolayısıyla salt davacı adına kayıtlı taşınmazın davalıya satış yoluyla devredilmesi işleminin, bağış iradesini gösterir nitelik taşımadığı, dolayısıyla eşler arasındaki tasfiyeye konu taşınmazın TMK'nın 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulüyle davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir.

Davacının bağış iradesi ve kastı olmaksızın taşınmazı davalıya devrettiğinin anlaşılmasına göre; edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu taşınmazın, Özel Dairenin bozma ilamında gösterilen ilke ve esaslar da dikkate alınarak, gerek görülmesi hâlinde konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınarak, işin esasına yönelik bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : 1. Taraflar arasındaki “artık değere katılma alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 3. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 19.06.2003 tarihinde evlendiklerini, Eskişehir 2. Aile Mahkemesi'nin 2013/331 E., 2014/40 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, müvekkilinin evlilik birliğinin ömür boyu süreceği düşüncesiyle kendi adına kayıtlı kişisel malı niteliğindeki taşınmazını 29.11.2006 tarihinde 35.000TL bedel karşılığında davalıya sattığını, satılan bu taşınmazın Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca edinilmiş mal olduğunu, taşınmazın davalıya devrinden sonra davalının çeşitli bahaneler uydurarak ailesinin yanına gittiğini ileri sürerek mal rejiminden kaynaklanan alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının çok sayıda taşınmazının bulunduğunu, satış tarihinde müvekkiline bu evi satmasını gerektirecek bir durumunun olmadığını, davacının taşınmazı bağış kastı ile davalıya devrettiğini, müvekkilinin edinilen malın karşılığını ödeyecek güçte bulunmadığını, işlemi satış kabul edilmesi durumunda dahi tarafların karşılıklı yükümlülüklerini ifa etmeleri nedeniyle davacının alacak talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

6. Eskişehir 3. Aile Mahkemesi'nin 11.11.2014 tarihli ve 2014/214 E., 2014/767 K. sayılı kararı ile; davalı eşin taşınmaz satın alabilecek maddi gücünün olmadığı, taraflar arasındaki yaş farkı, yine eşler arasındaki satışların hayatın olağan akışına aykırı olduğu, gerçekte taşınmazın davacı tarafından davalıya evlenme nedeniyle hibe edildiği, hibe edilen taşınmazın kişisel mal niteliğinde olduğu, öte yandan resmî senede karşı ileri sürülen iddiaların ancak kesin delille ispatının mümkün olduğunun kabul edilmesi hâlinde bile TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda oldukları, dolayısıyla bir eşin diğer eşe satış suretiyle elde ettiği parayı harcadıktan sonra malın edinilmiş mal olduğu iddiasıyla hak talep etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.06.2016 tarihli ve 2015/2873 E., 2016/10533 K. sayılı kararı ile;

“…Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Bağış 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK'nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (Aydoğdu, Murat/Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s.344, Yavuz,Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6.B, İstanbul 2002, s.222).

Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez.

Devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.

Genel olarak, bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M.Alper: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C.1, 3.B, İstanbul 2013, s.205; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B, Ankara 2008, s.144).

Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Aile üyelerinin birlikte yararlanmaları ya da geleceğe yönelik yatırım yapmak amacıyla birlikte malvarlığı edinmeleri, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.

Uygulamada genelde, eşler arasındaki taşınmaz ya da araç devri resmi işlemde satış olarak gösterilmektedir. Davanın tarafları arasında yapılan resmi ya da yazılı işlemin muvazaası ancak yine yazılı belge ile ispatlanabilir. Görünürdeki resmi işlemi satış olan bu devrin gerçekte bağış olduğunu iddia eden eş iddiasını yazılı delille ispatlamadıkça işlem satış olarak kabul edilmelidir. Aksi ispatlanamadığı için gerçekte de satış olduğu kabul edilen eşler arasındaki devir, TMK'nun 222/son. maddesi uyarınca, satın alanın edinilmiş malı kabul edilir. Yani malik eş, kişisel malları ile karşılamak suretiyle satın aldığını ispatlamadıkça edinilmiş mal kabul edilecektir. Bu durumda, tasfiyeye konu malı üçüncü kişiden satın alması ile eşinden satın alması arasında fark bulunmamaktadır.

Davacı ve davalı eş arasında yapılan ve resmi işlemi satış gösterilen işlemin gerçekte satış olmadığını ve kavga etmiş eşlerin barışması, evi terk edenin dönmesi, boşanma davası açanın davadan vazgeçmesi, işlerinin yoğunluğu, zamanın sıkışıklığı, işlerin daha kolay yürümesi, ayrı şehirlerde yaşanılması, ticari kaygıların bulunması vs.saiklerle yapıldığı tarafların kabulünde olsa dahi, yani satışın gerçek olmadığını kabul etseler dahi, bu devir bağış olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü, devir yukarıda da açıklandığı gibi eşlerin ahlaki görevi yerine getirmesi, ailenin huzuru ve uyumu ya da karşılıklı güvene dayanarak yapılmıştır. Bağış iradesi bulunmamaktadır. Bağış olarak değerlendirilmemelidir. Satış olmadığını kabul etmeleri demek, bağışı kabul etmek anlamına gelmemektedir.

Somut olayda, tapuda satış görünen işlemin bağış olduğu yani resmi işlemin muvazaalı yapıldığı yazılı belge ile kanıtlanamamıştır. TMK'nun 222/son. maddesine göre davalı eş satın aldığı tasfiyeye konu taşınmazın kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Tasfiyeye konu taşınmazın TMK'nun 219.maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulüyle davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden(TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Eşler, 19.06.2003 tarihinde evlenmiş, 06.05.2013 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 Sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 11571 ada 12 parsel ( öncesi 2075 parsel ) sayılı taşınmaz, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 29.11.2006 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır(TMK 179.m).

Mahkemece, tüm taraf delilleri birlikte değerlendirilerek, yukarıda belirtilen ilkeler nazara alınarak ve talep miktarı da gözetilerek sonucuna göre işin esasına ilişkin bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Eskişehir 3. Aile Mahkemesi'nin 21.09.2017 tarihli ve 2017/535 E., 2017/670 K. sayılı kararı ile bozma öncesi karada yer alan gerekçenin yanında; evlilik tarihinde davacı erkeğin 72, kadının 43 yaşında olduğu, davacının ikinci davalının ise ilk evliliğini yaptığını, davalının evlendikten sonra çalışmadığı, tanık beyanlarına göre evlenme karşılığında davalıya ev ve dükkân vaadedildiği, davalının da bu güvence nedeniyle evlenmeyi kabul ettiği, taşınmazın evlilik nedeniyle bağışlandığı açık olmasına rağmen tapu masrafının yüksek çıkmaması amacıyla taşınmazı satış yoluyla intikal ettirdiği, davacının harç ödememek için işlemi muvazaalı olarak satış göstermesinin kendisine hak kazandırmayacağı, bu nedenle işlemin tarafların gerçek iradesine uygun şekilde bağış olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı erkeğin kişisel malı niteliğinde bulunan taşınmazını evlilik birliği içerisinde satış yolu ile davalı kadın adına tescil ettirdiği gözetildiğinde, bahsedilen işlemin bağış olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacının bu taşınmaz yönünden davalıdan artık değere katılma alacağı talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

13. Mal rejimi; eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları ve evlilik birliği devam ettiği sürece edindikleri mallar üzerindeki hakları, birbirlerine ve üçüncü kişilere karşı sorumlulukları ile evlilik birliği sona erdiğinde bu malların paylaştırılması yönündeki kurallar bütününü ifade etmektedir. Mal rejimleri, yasal ve seçimlik mal rejimleri olarak iki gruba ayrılmıştır. Eşlerin malvarlıklarının yönetimi hususunda sözleşme ile mal rejimini tayin etme imkanı bulunmakla birlikte, bu seçimin gerçekleşmemesi ihtimali gözetilerek kanun gereği eşlerin tabi olacakları yasal mal rejimi belirlenmiştir.

14. Bilindiği üzere TMK'nın 202. maddesinin 1. fıkrası uyarınca eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine yönelik düzenlemeler TMK'nın 218 ilâ 241. maddeleri arasında yer almaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar (TMK m. 219) ile eşlerden her birinin kişisel mallarını (TMK m. 220-221) kapsar.

15. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi için tasfiyeye konu malın hangi grupta yer aldığının belirlenmesi zorunludur. Zira malvarlığının yer aldığı grup, bu malvarlığının tasfiyeye girip girmeyeceği veya tasfiyeye girmesi hâlinde ne şekilde tasfiye edileceği açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; edinilmiş mallara katılma rejiminde kural, mal gruplarının değişmezliğidir. TMK'nın 221. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile açıklanan istisnalar dışında, eşler; mal gruplarını değiştiremezler, aksine ilişkin sözleşmeler geçersizdir. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222/3).

16. Edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiye davasının görülebilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermiş olması gerekir. TMK'nın 225. maddesiyle “Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer” hükmü düzenleme altına alınmıştır.

17. Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesiyle birlikte eşler veya mirasçılar tarafından açılabilecek davalar; değer artış payı alacağı (TMK m. 227) davası ve artık değere katılma alacağı (TMK m. 231) davalarıdır. Bu iki alacak türünün özellikleri, koşulları ve hesaplama yöntemleri arasında farklılıklar bulunmakla birlikte, tasfiye davalarına özgü usul ve esasa yönelik genel ilkelerin tamamı her iki dava türü için de geçerlidir.

18. Maddi vakıaları anlatmak taraflara, hukukî nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir.

19. Artık değer; edinilmiş mallara katılma rejiminde, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlarda dâhil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan tutardır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 74). TMK'nın 229. maddesinde eklenecek değer, 230. maddesinde denkleştirme, 231/1. maddesinde artık değer ve 236. maddesinde ise yarı pay hükümleri düzenleme altına alınmıştır. TMK hükümleri uyarınca edinilmiş mallara katılma rejiminde bir eşin, artık değere katılma alacağı hakkının oluşması için; talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Kural olarak mal rejiminin devamı süresince sahip olunan edinilmiş bir malın bulunması ve varsa bu mala ilişkin borçlar çıktıktan sonra geriye artık değer kalması durumunda, başka bir şeye gerek kalmaksızın kendiliğinden diğer eşin artık değere katılma alacağı hakkı oluşur.

20. Uyuşmazlığın çözümü için “bağış” kavramının da açıklanması gerekmektedir.

21. Bilindiği üzere 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 285. maddesinin 1. fıkrasında bağışlama sözleşmesi; bağışlayanın, sağlar arası sonuç doğurmak üzere, mal varlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır.

22. Bağışlamanın unsurları öğretide çeşitli şekillerde ortaya konulsa da, somut uyuşmazlık açısından “causa donandi” unsuru önemlidir. Causa Donandi İlkesi yani kazandırmanın bağışlama sebebiyle yapılmış olması; bağışlayanın bağışlanana kazandırmayı bir ivaz (karşılık) almaksızın, onu zenginleştirme amacıyla yapmasını ifade eder. Bağış iradesi, açıkça ortaya konulabileceği gibi, örtülü şekilde de gösterilebilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de, kazandırmanın salt bağışlama kastı taşımaması nedeniyle, bağışlama olarak nitelendirilemez. Esasen bu nitelikteki kimi kazandırmalar, TBK'nın 285. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmenin veya bir mirası reddetmenin bağışlama sayılamayacağı gibi ahlâki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz. Sözgelimi ahlaki bir görevin yerine getirilmesinde veya eksik bir borcun ödenmesinde bağışlama değil, ifa amacı güdülmektedir. Bağışlamanın açıklanan bu öğesi nazara alındığında bir eşin diğer eşe ait bir mal varlığına yaptığı katkının açıklanan kapsamda bağış olarak kabul edilmesi için bağış iradesi ve kastının kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanması gerekmektedir.

23. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Aile üyelerinin birlikte yararlanmaları ya da geleceğe yönelik yatırım yapmak amacıyla birlikte malvarlığı edinmeleri, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.

24. Davanın tarafları arasında yapılan resmî ya da yazılı işlemin muvazaalı olduğu iddiası ancak yine yazılı belge ile ispatlanabilir. Görünürdeki resmî işlemi satış olan bu devrin, gerçekte bağış olduğunu iddia eden eş, iddiasını yazılı delille ispatlamadıkça işlem satış olarak kabul edilmelidir. Eldeki davada da, tapuda satış olarak görünen işlemin gerçekte bağış olduğu, diğer bir ifadeyle resmî işlemin muvazaalı olarak yapıldığı savunması, davalı tarafından yazılı belge ile ispatlanamamıştır. Aksi ispatlanamadığı için de; görünürdeki satış işleminin gerçek olduğu kabul edilerek, davacı tarafından davalıya devredilen taşınmazın “davalının edinilmiş malı” olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, davalı kadın mal rejiminin devamı süresince edindiği anlaşılan dava konusu taşınmazın, kendi kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Belirtilmelidir ki; tasfiyeye konu malın üçüncü kişiden satın alınması ile eşten satın alması arasında fark bulunmamaktadır.

25. Diğer yandan taraflar, resmiyette satış olarak gösterilen işlemin gerçekte satış olmadığını; barışma, ortak konuta yeniden dönme, açılan boşanma davasından vazgeçme, işlerinin yoğunluğu, zaman sıkışıklığı, işlerin daha kolay yürümesi, ayrı şehirlerde yaşanılması, ticarî kaygıların bulunması ve benzeri amaçlarla yapıldığını kabul etseler dahi, diğer bir söylemle satışın gerçek olmadığını açıklasalar bile, yapılan devir bağış olarak değerlendirilmemelidir. Devir, eşin ahlaki bir görevi yerine getirmesi, ailenin huzuru, uyumu evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancıyla, ortak yaşamı ve ailenin geleceğini güvence altına almak, eşe daha iyi bir gelecek hazırlamak, rahat bir yaşam sağlamak ve karşılıklı güven prensibi uyarınca yapıldığı takdirde, kişide bağış iradesi bulunduğundan söz edilemez. Tarafların işlemin satış olmadığını kabul etmeleri, bağışı kabul ettikleri anlamına gelmez.

26. Gerçekten de; evlilik birliğinin devamı süresince bir eşin diğer eşin edinimine yaptığı katkının, karşılıksız olması işin doğası gereğidir. Karşılıksız olan bu katkıların birliktelikten doğan dayanışma kapsamında, kendisinin de yararlanacağı düşüncesiyle yapıldığı, bağış amacı gütmeyen bu katkının mal rejiminin sona ermesi hâlinde diğer eşten istenebileceği kabul edilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2015 tarihli ve 2013/8-2418 E., 2015/2406 K.; 23.10.2018 tarihli ve 2017/8-1614 E., 2018/1550 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir.

27. O hâlde; devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın, bağış olarak değerlendirebilmesi için bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık olması gerekir. Somut olayda davacı; kişisel malı niteliğinde olan taşınmazını evlilik birliğinin ömür boyu süreceği saikiyle ve ortak yaşamı güvence altına almak kastıyla davalı eşine sattığını ileri sürmüştür. Davalı ise işlemin gerçekte bağış olduğunu, dolayısıyla kendi kişisel malı niteliğindeki bu taşınmaz nedeniyle davalının hak iddia edemeyeceğini belirtmiştir. Dosyada davalının savunmasından başka davacının bağış iradesini ortaya koyacak bir beyan ve davranışı bulunmamaktadır. Dolayısıyla salt davacı adına kayıtlı taşınmazın davalıya satış yoluyla devredilmesi işleminin, bağış iradesini gösterir nitelik taşımadığı, dolayısıyla eşler arasındaki tasfiyeye konu taşınmazın TMK'nın 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulüyle davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir.

28. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacının bağış iradesi ve kastı olmaksızın taşınmazı davalıya devrettiğinin anlaşılmasına göre; edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu taşınmazın, Özel Dairenin bozma ilamında gösterilen ilke ve esaslar da dikkate alınarak, gerek görülmesi hâlinde konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınarak, işin esasına yönelik bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, direnme gerekçesinin isabetli olduğu, görünürdeki işlem her ne kadar tapuda satış olarak gösterilse de, tarafların boşanmalarına ilişkin dava dosyası içeriğinden davalının bağış savunmasının doğru olduğunun anlaşıldığı, hâl böyle olunca direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

30. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

31 . Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

kazanci.com.tr

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.