21 Ekim 2022

İşleme Eserin Yayımının Hukuka Aykırı Bulunması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

Olaylar

Başvurucu, M.E.D. tarafından Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesi suretiyle oluşturulan “Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir” isimli eserin basım, çoğaltım ve dağıtım haklarını 99 yıl süreyle 4/1/1997 tarihinde devralmış ve bu tarihten sonra söz konusu eseri yayımlamaya başlamıştır. Mirasçılarıyla akdettiği sözleşmeye bağlı olarak Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerinin işlendiği “Safahat” isimli eserin mali haklarını 1943 yılından beri yedinde bulunduran kitabevi, başvurucunun yayımlamış olduğu eserle mali haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek 6/4/2006 tarihinde başvurucu aleyhine tazminat davası açmıştır. Mahkeme 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 1/1/1952 tarihinde yürürlüğe giren geçici 2. maddesi hükmünü olayda uygulanabilir bulmuş ve buna dayanarak 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği dönemde yayımlanma süreci tamamlanmış işleme eserlerin korumanın tekrar başladığı dönemde yeniden yayımlanması hâlinde mali hakların sahibinden izin alınması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin mali haklarını mirasçılarından devralan kitabevinden izin alınmamış olması nedeniyle söz konusu eserin yayımlanmasının ve satışa sunulmasının kanuna aykırı olduğu kanaatine varmış; başvurucu aleyhine 25.000 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Başvurucu, bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay, hükmü yargılama giderleri yönünden düzelterek onamış; karar düzeltme istemini ise reddetmiştir.

İddialar

Başvurucu, işleme eserinin yayımının hukuka aykırı kabul edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olaydaki temel mesele 1987 yılında yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak 50 yıllık koruma süresinin dolmasından sonra Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesi suretiyle oluşturulan eserin koruma süresinin 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'la 70 yıla çıkarılması sebebiyle eserin kanuna aykırı hâle gelip gelmeyeceğidir.

Öncelikle 1/1/1952 tarihinde yürürlüğe giren 5846 sayılı Kanun'dan önceki dönemde oluşmuş müktesep haklara ilişkin hüküm içeren geçici 2. maddenin 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik yönünden uygulanmasının makul olmadığı belirtilmelidir. Geçici hükümler, kanuni değişikliklerden önceki mevzuata göre oluşan hukuki durumların yeni düzenleme karşısındaki konumunu düzenler. Bu nedenle geçici hükümler ancak öngörüldüğü geçiş dönemiyle sınırlı bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda 5846 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 1/1/1952 yılından önceki dönemde oluşmuş olan kazanılmış hakların durumunun düzenlenmesi amacıyla ihdas edilen geçici 2. maddenin uygulama alanının 1/1/1952 yılından önceki olaylarla sınırlı olduğu açıktır. Dolayısıyla mahkemenin bu tarihten sonra yayımlanmış söz konusu işleme eserin 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamına girip girmediğini geçici 2. maddeyi uygulayarak çözümlemesi öngörülebilir olmayan bir yorumdur.

4110 sayılı Kanun'da, söz konusu Kanun'un yürürlüğe girmesinden önceki dönemde oluşturulmuş işleme eserlerle ilgili bir geçiş hükmü öngörülmediğinden eserin 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamına girip girmediği meselesinin genel hükümlere göre ve hukuk devleti ilkesi ışığında çözümlenmesi gerekir.

Başvurucunun mali haklarını devraldığı ve Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlendiği söz konusu eser 1987 yılında oluşturulmuş ve anılan tarihten itibaren umuma arz edilmiştir. Dolayısıyla ihtilaf konusu eser 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/6/1995 tarihinden önce hukuka uygun olarak alenileşmiştir. Bu durumda söz konusu eserin 5846 sayılı Kanun'da düzenlenen hakların koruması kapsamına girdiği ve 5846 sayılı Kanun'daki mali hakların eser sahibi veya bunları devralan kişi yönünden mülk hâline geldiği açıktır.

Sonradan yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin bir sonucu olarak Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin koruma süresi 1/1/2007 tarihine kadar uzamış ise de bu durum Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesi suretiyle oluşturulan eserleri 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamı dışına kendiliğinden çıkarmamaktadır. 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce alenileştirilen eserlere ilişkin mali hakları açıkça ortadan kaldıran bir hüküm bulunmadığından Mehmet Âkif Ersoy'un mirasçılarının haklarının canlandığından hareketle başvurucunun haklarının sona erdiği sonucuna ulaşılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşan bir yorum değildir. Bu durumda uyuşmazlıkta uygulanan hukuk kurallarının hukuk devleti ilkesi ışığında ve öngörülebilirlik ilkesi gözetilerek yorumlandığı sonucuna ulaşılamayacaktır.

Kuşkusuz kanunlarda başvurucunun hakkını ortadan kaldıran açık bir düzenlemenin bulunması hâlinde bunun başvurucu ile kitabevinin menfaatleri arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi temin edip etmediğinin de incelenmesi gerekir. Ancak uyuşmazlığa uygulanan hukuk kurallarının öngörülebilirlik kriterini sağlamaması başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği sonucuna ulaşılması için yeterli görülmüştür.

Bu durumda söz konusu eseri yayımlaması ve satışa sunması nedeniyle başvurucu aleyhine tazminata hükmedilmesi devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlaline yol açmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

---

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ŞABAN KURT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/25857)

 

Karar Tarihi: 14/9/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 21/10/2022-31990

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Şaban KURT

Vekili

:

Av. Neslihan KURT ÖZÇETİN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; işleme eserin yayımının hukuka aykırı kabul edilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

4. Anayasa Mahkemesinin Nevriye Kuruç ([GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022) kararında uzun süren yargılamalar nedeniyle tazminat talep edilebilecek bir mekanizmanın mevcut olmaması sebebiyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında söz konusu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılmış başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay süreyle ertelenmesine karar verilmiştir (Nevriye Kuruç, § 114). Bu durumda başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden ayrılmasına karar verilmesi gerekir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu 1948 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

A. Olayın Arka Planı

7. İstiklâl Marşı'nın şairi olması sebebiyle ''İstiklal Şairi'' olarak da anılan Mehmet Âkif Ersoy'un "Sebilü'r-Reşad" ve "Sırat-ı Müstakim" dergilerinde yayımlanan çok sayıda şiiri bulunmaktadır. Mehmet Âkif Ersoy 1936 yılında ölmüştür.

8. Ömer Rıza Doğrul, 1943 yılında Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerini Latin alfabesiyle işlemek suretiyle "Safahat" isimli bir eser meydana getirmiştir. Anılan kitabın mali hakları, Mehmet Âkif Ersoy'un mirasçıları ile İnkılâp Kitabevi (Kitabevi) arasında yapılan anlaşma gereğince Kitabevine devredilmiştir.

9. M. Ertuğrul Düzdağ (M.E.D.) "Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir" adlı eseri oluşturmuş ve Mehmet Âkif Ersoy'un ölümünün üzerinden 50 yıl geçtikten sonra (1987 yılında) yayımlamıştır.

10. 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun eser sahibinin mali haklarının koruma süresini ölüm tarihinden itibaren 50 yıl olarak sınırlayan 27. maddesi, 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 7/6/1995 tarihli ve 4110 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle değiştirilmiştir. Buna göre koruma süresi eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıla çıkarılmıştır.

11. M.E.D. ile başvurucu arasında 4/1/1997 tarihinde akdedilen sözleşmeyle, "Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin basım, çoğaltım ve dağıtım hakları başvurucunun temsilcisi olduğu Çağrı Yayınlarına 99 yıl süreyle bırakılmıştır. Bu tarihten sonra "Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir" Çağrı Yayınları tarafından basılarak yayımlanmıştır.

B. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç

12. Kitabevi 29/3/2005 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) başvurucu aleyhine suç duyurusunda bulunmuştur. Suç duyurusunda Kitabevi, telif hakkına sahip olduğu ''Safahat'' isimli eserin başvurucu tarafından izinsiz olarak basılıp dağıtıldığını belirtmiştir.

13. Başsavcılık tarafından başvurucunun bastığı eser ile ''Safahat''ın aynı olup olmadığının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Türk dili ve edebiyatı bölümünde profesör olan üç akademisyen tarafından hazırlanan 10/5/2007 tarihli raporda, "Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir" isimli eserin işleme eser vasfını haiz olduğu ancak Kitabevi tarafından yayımlanan eser ile arasında bazı farkların bulunduğu belirtilmiştir.

14. Başsavcılık ayrıca ticaret hukuku alanında uzman bir öğretim görevlisinden hukuki mütalaa istemiştir. 13/7/2007 tarihli mütalaada, Ömer Rıza Doğrul tarafından hazırlanan eser ile başvurucunun mali haklarını devraldığı eserin işleme eser mahiyetinde olduğu belirtilmiştir. Mütalaada 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle eser sahibinin ölümünden sonra mali haklarının koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı ancak 5846 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin ikinci fıkrasında bu Kanun'un yayımlanmasından önce bir eserin haklı olarak yapılan bir tercümesi veya işlemesi yayımlanmış ise tercüme eden veya işleyenin eski kanun hükümlerine göre iktisap ettiği hak ve salahiyetlere halel gelmeyeceğinin hükme bağlandığı hatırlatılmıştır. Mehmet Âkif Ersoy'un mirasçılarının mali haklarının koruma süresinin 1/1/1987 tarihinde sona erdiğinin belirtildiği mütalaada, M.E.D.nin eserinin, koruma süresinin 50 yıl olduğu dönemde yayımlanmış olması sebebiyle 5846 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kazanılmış hakkının bulunduğu kanaati açıklanmıştır. Mütalaada ayrıca başvurucunun yayımladığı eserin özgün bir işleme eser olduğu ve Ömer Rıza Doğrul'un 1943 yılında hazırladığı eserin taklidi olmadığı ifade edilmiştir.

15. Başsavcılıkça 27/7/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda, bilirkişi raporu ile hukuki mütalaa özetlenerek 5846 sayılı Kanun'un 27. maddesindeki suçun oluşmadığı belirtilmiştir.

C. Bireysel Başvuruya Konu Tazminat Davası

16. Kitabevi 6/4/2006 tarihinde İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucuya karşı tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde Kitabevi ''Safahat''ın mali haklarının sahibi olduğunu, eserin başvurucu tarafından haksız yere basılıp dağıtıldığını ileri sürmüş, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 1.000 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

17. Başvurucu; Mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde, yayımladığı eserin Mehmet Âkif Ersoy'un ''Safahat'' isimli eseri olmadığını, M.E.D.nin ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eseri olduğunu vurgulamıştır. Başvurucu ayrıca Kitabevinin kötü niyetli olduğunu ileri sürmüştür.

18. Mahkemenin talebi üzerine biri hukuk fakültesi öğretim üyesi, biri edebiyat fakültesi öğretim üyesi, biri de muhasebeciden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından hukuki mütalaa hazırlanarak 13/1/2009 tarihinde Mahkemeye sunulmuştur. Mütalaada, başvurucunun yayımladığı eserin Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin özgün bir işlemesi niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Koruma süresinin 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle 50 yıldan 70 yıla çıkarıldığı vurgulanan mütalaada, ihtilaf konusu eserin söz konusu değişiklikten önce yayımlandığı ifade edilmiş; bu sebeple 5846 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvurucunun kazanılmış hakkının bulunduğu değerlendirilmiştir.

19. Mahkeme 25/11/2011 tarihinde davanın kabulüne karar vererek başvurucu aleyhine 10.000 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde özetle şunlar ifade edilmiştir:

i. ''Safahat'' isimli eserin koruma süresinin sona erdiği dönemde M.E.D. tarafından söz konusu eserin işlenmesi suretiyle dava konusu eserin oluşturulduğu ve işleme eserin mali haklarının 1997 tarihli sözleşmeyle başvurucuya devredildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

ii. Temel uyuşmazlık, koruma süresinin 70 yıla çıkarılmasından sonraki dönemde eserin yayımlanmaya devam edilmesinin ''Safahat'' isimli eseri yayımlama hakkına sahip olan başvurucunun mali haklarına tecavüz oluşturup oluşturmayacağı noktasında toplanmaktadır.

iii. İhtilaf konusu eserin "Safahat"a ilişkin koruma süresinin sona erdiği dönemde oluşturulmuş olması sebebiyle 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki yayınlarında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

iv. Bilirkişi raporunda 5846 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin diğer hükümleri dikkate alınmaksızın sadece ikinci fıkrasıyla sınırlı yorum yapılmıştır. Ancak madde bir bütün olarak yorumlandığında ikinci fıkrasının değişikliğin yürürlüğe girdiği dönemde yayımlanma süreci tamamlanmış işleme eserleri kapsadığı, değişikliğin yürürlüğe girmesiyle korumanın tekrar başladığı eserlerin yeniden yayımlanması hâlinde eser sahibinden izin alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

v. Tazminat için yeniden bilirkişi incelemesine karar verilmiş ise de Kitabevinin yayınları durdurması için davalıya herhangi bir uyarıda bulunmaması, zararın artmasına kendisinin de neden olması ve başvurucunun eserin yayın hakkını yasal yollardan elde etmesi dikkate alınarak takdiren 10.000 TL maddi tazminatın hüküm altına alınmasına karar verilmiştir.

20. Taraflar bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 18/12/2013 tarihinde başvurucunun temyiz istemini reddetmiş, Kitabevinin temyiz istemini ise kabul etmek suretiyle zararla ilgili olarak temin edilen iki bilirkişi raporu arasındaki çelişki giderilerek sonucuna göre karar verilmek üzere kararı bozmuştur.

21. Mahkemece bozmaya uyularak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 8/7/2014 tarihli raporda, davacının zararı 38.541 TL olarak hesaplanmıştır.

22. Mahkeme 18/11/2014 tarihinde davayı kabul ederek başvurucu aleyhine 25.000 TL tazminata hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; bilirkişi raporunun hükme esas alınmaya yeterli görüldüğü belirtilmiş ancak eserin ilk yayımlanmasının kanuna uygun olması, 5846 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin yoruma açık olması, Kitabevinin yayınları durdurması için davalıya herhangi bir uyarıda bulunmaması ve zararın artmasına kendisinin de neden olması dikkate alınarak takdirî indirim yapıldığı ve başvurucunun ödemesi gereken tazminatın 25.000 TL olarak tespit edildiği ifade edilmiştir.

23. Başvurucu, bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Daire, hükmü yargılama giderleri yönünden düzelterek onamıştır. Karar düzeltme istemi de Dairenin 5/6/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 9/7/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 5846 sayılı Kanun'un 1/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunda geçen tanımlardan;

a) Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini,

b) Eser sahibi: Eseri meydana getiren (…) kişiyi,

c) İşlenme eser: Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsullerini,

...

İfade eder."

25. 5846 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"İlim ve edebiyat eserleri şunlardır:

1. Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler..."

26. 5846 sayılı Kanun'un 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilipte bu esere nispetle müstakil olmıyan ve aşağıda başlıcaları yazılı fikir ve sanat mahsulleri işlenmedir:

...

6. Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması;

...

İstifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve İşliyenin hususiyetini taşıyan işlenmeler, bu kanuna göre eser sayılır."

27. 5846 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.

Bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir."

28. 5846 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür."

29. 5846 sayılı Kanun'un 18. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir.

Bir eserin yapımcısı veya yayımcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir."

30. 5846 sayılı Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının ilk hâli şöyledir:

"Eser sahibi 14 ve 15 inci maddelerin birinci fıkralariyle kendisine tanınan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tesbit etmemişse yahut bu hususu her hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanılması, vasiyeti tenfiz memuruna; bu tayin edilmemişse sırasiyle sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mansup mirasçılarına, ana - babasına, kardeşlerine aittir.

Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları, malî hakların devamı süresince ve her halde eser sahibinin ölümünden itibaren 50 yıl içinde kendi namlarına kullanabilirler."

31. 5846 sayılı Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükteki hâli şöyledir:

"Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi namlarına kullanabilirler."

32. 5846 sayılı Kanun'un 20. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

"Henüz alenileşmemiş bir eserden her ne şekil ve tarzda olursa olsun faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Alenileşmiş bir eserden eser sahibine münhasıran tanınan faydalanma hakkı, bu Kanunda mali hak olarak gösterilenlerden ibarettir. Mali haklar birbirine bağlı değildir. Bunlardan birinin tasarrufu ve kullanılması diğerine tesir etmez.

Bir işlenmenin sahibi, kendisine bu sıfatla tanınan mali hakları, işleme hususunun serbest olduğu haller dışında, asıl eser sahibinin müsaade ettiği nispette kullanabilir."

33. 5846 sayılı Kanun'un 21. maddesi şöyledir:

"Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı munhasıran eser sahibine aittir."

34. 5846 sayılı Kanun'un 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir."

35. 5846 sayılı Kanun'un 23. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir."

36. 5846 sayılı Kanun'un 26. maddesinin birinci ve altıncı fıkraları şöyledir:

"Eser sahibine tanınan mali haklar zamanla mukayyettir. 46 ve 47 nci maddelerdeki haller dışında koruma süresinin bitiminden sonra herkes, eser sahibine tanınan mali haklardan faydalanabilir.

Eser sahibinin ölümünden itibaren başlıyan sürelerin hesabında, eser sahibinin öldüğü seneyi takip eden yılın ilk günü başlangıç tarihi sayılır. 10 uncu maddenin birinci fıkrasında zikredilen hallerde süre, eser sahiplerinden son sağ kalanının ölüm tarihinden sonra başlar."37. 5846 sayılı Kanun'un 27. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâli şöyledir:

"Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 50 yıl devam eder."

38. 5846 sayılı Kanun'un 27. maddesinin birinci fıkrasının 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle değişik hâli şöyledir:

"Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder."

39. 5846 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Eser sahibi veya mirasçıları kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibariyle mahdut veya gayrimahdut, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilirler."

40. 5846 sayılı Kanun'un 1/1/1952 tarihinde yürürlüğe giren geçici 2. maddesi şöyledir:

"Eski kanundaki süreler daha uzunsa bu kanunun yayımlanmasından önce yayımlanan eserler hakkında o süreler cereyan eder.

Bu Kanunun yayımlanmasından önce bir eserin haklı olarak yapılan bir tercüme veya işlenmesi yayımlanmış ise tercüme eden veya işliyenin eski kanun hükümlerine göre iktisap ettiği hak ve salahiyetlere halel gelmez.

Eski kanun hükümlerine göre caiz olupta bu kanunla menedilen bir tercümenin yayımlanmasına, bu kanunun yürürlüğe girmesi tarihinden evvel başlanılmış bulunursa, yayımlanma tamamlanabilir. Şu kadar ki, bu yayımlanma müddeti bir seneyi geçemez. Aynı hüküm umumi mahallerde temsil edilmek üzere bu nevi temsil müesseselerine teslim edilen tercüme eserler hakkında da tatbik edilir.

Eski kanun hükümlerine göre caiz olupta bu kanunla menedilen bir çoğaltmaya, bu kanunun yayımlanması tarihinde başlanılmış bulunursa çoğaltılma tamamlanabilir ve çoğaltılmış nüshalar yayımlanabilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girmesi zamanında mevcut olupta eski kanun hükümlerine göre çoğaltılması caiz olan nüshaların yayımlanmasına devam edilebilir. Aynı hüküm, işaret, resim ve ses nakline yarıyan aletlerle güzel sanat eserlerinin çoğaltılmasına yarıyan kalıp ve buna benzer vasıtalar hakkında da uygulanır.

Yukarki fıkranın tanıdığı salahiyeti kullanmak istiyen kimse kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 6 ay içinde bu nüsha ve aletleri salahiyetli makama bildirerek mühürletmeye mecburdur. Gerekirse teferruat bir yönetmelikle tayin olunabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Anayasa Mahkemesinin 14/9/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin özgün bir işleme eser olduğunu belirtmiş, Mehmet Akif Ersoy'un ölümünün üzerinden 50 yıl geçtikten sonra ve 4410 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce oluşturulduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, koruma süresinin 4410 sayılı Kanun'la 50 yıldan 70 yıla çıkarılmasının işleme eserle ilgili kazanılmış hakları etkilemeyeceğini savunmuştur. Derece mahkemelerinin hukuk kurallarını ve delilleri hatalı yorumladığını ileri süren başvurucu, hukuki güvenlik ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca bu durumun mülkiyet hakkını da zedelediğinden şikâyet etmiştir.

B. Değerlendirme

43. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp edebî eserin mali haklarıyla ilgili olarak özel kişiler arasında ortaya çıkan bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda, devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması gerekmektedir.

a. Mülkün Varlığı

47. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaati olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

48. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi olmayan hakları da içermektedir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Bu bağlamda fikrî haklar da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

49. Fikir ve sanat eserlerinden doğan mali ve manevi hakların fikrî mülkiyet hakkı olarak mülk teşkil ettiği ve Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı güvencesinden yararlandığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014). Ancak fikir ve sanat eserlerinden doğan bu mali ve manevi hakların sahibinin kim olduğu meselesi, konuyu düzenleyen ilgili hukuk metinlerine bakılarak tespit edilebilir (Sadef Safa Önal, B. No: 2014/15232, 8/3/2017, § 29).

50. Somut olayda başvurucu ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli işleme eserin sahibi M.E.D. ile 4/1/1997 tarihinde akdettiği sözleşme uyarınca söz konusu eserin basım, çoğaltım ve dağıtım haklarını 99 yıl süreyle devralmıştır. Ancak Kitabevi, Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesinden oluşan ''Safahat'' isimli eserinin mali haklarının 1943 yılından beri kendisine ait olduğunu, başvurucunun ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eseri yayımlamasının ''Safahat''e ilişkin mali haklarının ihlali anlamına geldiğini ileri sürmüştür. Bu durumda öncelikle başvurucunun ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin basım, çoğaltım ve dağıtım haklarının 5486 sayılı Kanun'un koruması altında bulunup bulunmadığı, dolayısıyla başvurucunun 5486 sayılı Kanun'dan doğan bir mülkiyet hakkına sahip olup olmadığı incelenmelidir.

51. 5846 sayılı Kanun'un 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre işleyenin hususiyetini taşıyan işlemeler de eser sayılır. İhtilaf konusu ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin özgün bir işleme eser olduğu yargılama sırasında Mahkemeye sunulan bilirkişi raporlarında tespit edilmiş ve Mahkemece de bu tespit esas alınarak hüküm kurulmuştur.

52. Ancak işleme eserin 5846 sayılı Kanun'daki korumadan yararlanabilmesi için istifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemesi gerekir. 5846 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasında, bir eseri işlemek suretiyle ondan faydalanma hakkının münhasıran eser sahibine ait olduğu belirtilmiş; 48. maddesinin birinci fıkrasında da eser sahibi veya mirasçılarının kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibarıyla mahdut veya gayrimahdut, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre eser sahibi veya mirasçıları tarafından eserin işlenmesi hakkının üçüncü bir kişiye devri mümkündür.

53. Öte yandan 5846 sayılı Kanun'un 27. maddesinin birinci fıkrasının ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin oluşturulduğu 1987 tarihinde yürürlükte bulunan hâli, fikrî eserlerin koruma süresini eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 50 yıl ile sınırlamıştır. ''Safahat'' isimli eserde işlenen ve daha önce "Sebilü'r-Reşad" ve "Sırat-ı Müstakim" dergilerinde yayımlanan şiirlerin şairi Mehmet Âkif Ersoy 1936 yılında ölmüştür. Dolayısıyla Mehmet Âkif Ersoy'un yazdığı şiirlere ilişkin koruma süresi -5846 sayılı Kanun'un 26. maddesinin altıncı fıkrası da gözetildiğinde- 1/1/1987 yılında dolmuştur. Bu itibarla -5846 sayılı Kanun'un 26. maddesinin birinci fıkrasında ifade edildiği üzere- Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin mali haklarından 1/1/1987 tarihinden sonra herkes yararlanabilir.

54. Şu hâlde ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerine ilişkin koruma süresinin dolmuş olduğu bir tarihte oluşturulduğu açıktır. İhtilaf konusu eserin özgünlüğüyle ilgili bir tartışma da bulunmadığına göre 5846 sayılı Kanun kapsamında getirilen güvencelerden yararlanacağı açıktır.

55. Gelgelelim 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle 5846 sayılı Kanun'un 27. maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiş ve önceki dönemde 50 yıl olan koruma süresi 70 yıla çıkarılmıştır. Koruma süresinin 70 yıla çıkarılmasından sahibinin ölümünün üzerinden 50 yıl geçmiş ancak henüz 70 yıl geçmemiş olan eserlerin de yararlanacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerine ilişkin koruma süresi 1/1/2007 tarihine kadar uzamıştır. Nitekim Mahkemenin de kabulü bu yöndedir. Somut olay yönünden tartışma konusu olan husus, ilgili dönemde yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak 50 yıllık koruma süresi dolduktan sonra oluşturulan işleme eserlerin, koruma süresinin 70 yıla çıkarılması sebebiyle kanuna aykırı hâle gelip gelmeyeceğidir.

56. İhtilaf konusu eserin 12/6/1995 tarihinden önce 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamında olduğu ve söz konusu korumanın bu tarihten sonra da devam edip etmediğinin işin esasıyla yakından bağlantılı bulunduğu gözetildiğinde mülkün varlığı meselesinin işin esasıyla birlikte değerlendirilmesinin daha uygun olacağı kanaatine varılmıştır.

b. Genel İlkeler

57. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).

58. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma, oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin Turan, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).

59. Başvuruculara mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

60. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/12563, 24/5/2018, § 52).

c. İlkelerin Olaya Uygulanması

61. Somut olayda başvurucu, M.E.D. tarafından Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesi suretiyle oluşturulan ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin basım, çoğaltım ve dağıtım haklarını 99 yıl süreyle 4/1/1997 tarihinde devralmış ve bu tarihten sonra söz konusu eseri yayımlamaya başlamıştır. Mirasçılarıyla akdettiği sözleşmeye bağlı olarak Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlendiği ''Safahat'' isimli eserin mali haklarını 1943 yılından beri yedinde bulunduran Kitabevi, başvurucunun yayımlamış olduğu ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserle mali haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek 6/4/2006 tarihinde başvurucu aleyhine tazminat davası açmıştır. Mahkeme davayı kabul ederek başvurucu aleyhine 25.000 TL maddi tazminata hükmetmiştir.

62. Pozitif yükümlülükler yönünden ilkin incelenmesi gereken mesele mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye ilişkin olarak başvurucuya etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığıdır. Bu bağlamda başvurucunun iddia ve itirazlarını derece mahkemesi ve Yargıtay önünde ileri sürme hususunda hiçbir engelle karşılaşmadığı, kendisini avukatla temsil ettirebildiği görülmektedir.

63. İkinci olarak incelenmesi gereken mesele, fikrî mülkiyet hukukundan kaynaklanan uyuşmazlığın öngörülebilirlik ve belirlilik koşulunu sağlayan hukuk kuralları uygulanarak çözümlenip çözümlenmediğidir. Yukarıda da belirtildiği üzere somut olaydaki temel mesele, 1987 yılında yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak 50 yıllık koruma süresinin dolmasından sonra Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesi suretiyle oluşturulan eserin koruma süresinin 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'la 70 yıla çıkarılması sebebiyle eserin kanuna aykırı hâle gelip gelmeyeceğidir (bkz. § 55).

64. 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'da, önceki dönemde oluşturulan ve sahibinin ölümünün üzerinden 70 yıl geçmemiş eserlerin mali haklarıyla ilgili olarak herhangi bir geçiş hükmüne yer verilmemiştir. Mahkeme 5846 sayılı Kanun'un 1/1/1952 tarihinde yürürlüğe giren geçici 2. maddesi hükmünü olayda uygulanabilir bulmuş ve buna dayanarak meseleyi çözümlemiştir. 5846 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi hükmünü yorumlayan Mahkeme, 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği dönemde yayımlanma süreci tamamlanmış işleme eserlerin korumanın tekrar başladığı dönemde yeniden yayımlanması hâlinde mali hakların sahibinden izin alınması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin mali haklarını mirasçılarından devralan Kitabevinden izin alınmamış olması sebebiyle "Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eserin yayımlanmasının ve satışa sunulmasının kanuna aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.

65. Öncelikle 1/1/1952 tarihinde yürürlüğe giren 5846 sayılı Kanun'dan önceki dönemde oluşmuş müktesep haklara ilişkin hüküm içeren geçici 2. maddenin 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik yönünden uygulanmasının makul olmadığı belirtilmelidir. Geçici hükümler, kanuni değişikliklerden önceki mevzuata göre oluşan hukuki durumların yeni düzenleme karşısındaki konumunu düzenler. Bu nedenle geçici hükümler ancak öngörüldüğü geçiş dönemiyle sınırlı bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda 5846 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 1/1/1952 yılından önceki dönemde oluşmuş olan kazanılmış hakların durumunun düzenlenmesi amacıyla ihdas edilen geçici 2. maddenin uygulama alanının 1/1/1952 yılından önceki olaylarla sınırlı olduğu açıktır. Dolayısıyla Mahkemenin 1/1/1952 tarihinden sonra yayımlanmış bir işleme eser olan "Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir''in 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamına girip girmediğini geçici 2. maddeyi uygulayarak çözümlemesi öngörülebilir olmayan bir yorumdur.

66. 12/6/1995 tarihinde yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'da, söz konusu Kanun'un yürürlüğe girmesinden önceki dönemde oluşturulmuş işleme eserlerle ilgili bir geçiş hükmü öngörülmediğinden ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' eserinin 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamına girip girmediği meselesinin genel hükümlere göre ve hukuk devleti ilkesi ışığında çözümlenmesi gerekir.

67. Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin ön koşullarından biri kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. "Kanunların geriye yürümezliği" olarak adlandırılan bu ilke uyarınca kanunlar kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Geçmiş, yeni çıkarılan bir kanunun etki alanı dışında kalır. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

68. Başvurucunun mali haklarını devraldığı ve Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlendiği ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eser 1987 yılında oluşturulmuş ve anılan tarihten itibaren umuma arz edilmiştir. Dolayısıyla ihtilaf konusu eser, 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/6/1995 tarihinden önce hukuka uygun olarak alenileşmiştir. Bu durumda söz konusu eserin 5846 sayılı Kanun'da düzenlenen hakların koruması kapsamına girdiği ve 5846 sayılı Kanun'daki mali hakların eser sahibi veya bunları devralan kişi yönünden mülk hâline geldiği açıktır.

69. Sonradan yürürlüğe giren 4110 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin bir sonucu olarak Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin koruma süresi 1/1/2007 tarihine kadar uzamış ise de bu durum Mehmet Âkif Ersoy'un şiirlerinin işlenmesi suretiyle oluşturulan eserleri 5846 sayılı Kanun'un koruması kapsamı dışına kendiliğinden çıkarmamaktadır. 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce alenileştirilen eserlere ilişkin mali hakları açıkça ortadan kaldıran bir hüküm bulunmadığından Mehmet Âkif Ersoy'un mirasçılarının haklarının canlandığından hareketle başvurucunun haklarının sona erdiği sonucuna ulaşılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşan bir yorum değildir. Bu durumda uyuşmazlıkta uygulanan hukuk kurallarının hukuk devleti ilkesi ışığında ve öngörülebilirlik ilkesi gözetilerek yorumlandığı sonucuna ulaşılamayacaktır.

70. Kuşkusuz kanunlarda başvurucunun hakkını ortadan kaldıran açık bir düzenlemenin bulunması hâlinde bunun başvurucu ile Kitabevinin menfaatleri arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi temin edip etmediğinin de incelenmesi gerekir. Ancak uyuşmazlığa uygulanan hukuk kurallarının öngörülebilirlik kriterini sağlamaması başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği sonucuna ulaşılması için yeterli görülmüştür.

71. Bu durumda ''Mehmet Akif Ersoy ve Safahat-Tam Metin ve Safahat Dışında Kalmış 54 Şiir'' isimli eseri yayımlaması ve satışa sunması nedeniyle başvurucu aleyhine tazminata hükmedilmesi devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlaline yol açmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

73. Başvurucu, ihlalin tespiti ile mülkiyet hakkı ihlali yönünden yargılamanın yenilenmesine hükmedilmesini talep etmiştir.

74. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.

75. Başvuruda tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin kısmının AYRILMASINA,

B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine (E.2014/74, K.2014/213) GÖNDERİLMESİNE,

E. 294,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.194,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/9/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.