banner590

22 Mart 2021

İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ - KEFALET SÖZLEŞMESİNİN GEÇERLİLİĞİ - KEFİLİN İMZASI

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
E. 2020/126
K. 2020/347
T. 26.11.2020

İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ ( Genel Kredi Sözleşmesi İncelendiğinde Davalının İmzasının Bulunmadığı Anlaşıldığı - TBK'nın 583. Maddesinde Kefalet Sözleşmesi Yazılı Şekilde Yapılmadıkça ve Kefilin Sorumlu Olacağı Azami Miktar ile Kefalet Tarihi Belirtilmedikçe Kefaletin Geçerli Olmayacağına İlişkin Amir Hükmü Dikkate Alındığında Bu Unsurlarda Eksiklik Bulunması Halinde Herhangi Bir Yoruma İhtiyaç Kalmadan Kefalet Sorumluluğunun Geçersiz Sayılacağı/Şekli Unsurlar Yerine Getirilmediğinden Davalının Kefaletinin Geçersiz Olduğunun Gözetilmesi Gerektiği )

KEFALET SÖZLEŞMESİNİN GEÇERLİLİĞİ ( Davalının Kefalet İmzasının Bulunmadığı Sözleşmelere Dayanılarak Kullandırılan Kredilerden Dolayı Davalının Kefalet Sorumluluğundan Söz Edilemeyeceği - Davalının Kefil Olduğu Daha Önceki 2011 Tarihli Sözleşme Nedeniyle Verilen Kredi Borcu ise Kapatılmış Olup Dava Konusu Kredinin 2012 Tarihli Sözleşmeye İstinaden Kullandırılan İkinci Kredi Olduğu Davalının da 2012 Tarihli Sözleşme Nedenli Borcunun ve Kefaletinin Bulunmadığı/İstinaf İsteminin Kısmen Kabulü Gerektiği )

KEFİLİN İMZASI ( Davalının Kefalet İmzasının Bulunmadığı Sözleşmelere Dayanılarak Kullandırılan Kredilerden Dolayı Davalının Kefalet Sorumluluğundan Söz Edilemeyeceği - 2012 Tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ve Bu Sebeple Başlatılan İcra Takibinden Dolayı Davalının Borçlu Olmadığının Tespitine Dair Hüküm Kurulması Gerekirken Hatalı Hüküm Kurulduğu/Bu İstem Yönünden İstinaf İsteminin Kısmen Kabulü Gerektiği )

2004/m.67

6098/m.583

ÖZET : Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.

Dosyada bulunan 09.07.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde, davalının, müşterek müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmede imzasının yer aldığı ve sözleşmenin sonunda, sözleşmeden doğan sorumluluklara kefil olduğu yönünde el yazısının bulunduğu görülmüştür. 20.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde, davalının imzasının bulunmadığı anlaşılmıştır. TBK 'nun 583. maddesinde, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe, kefaletin geçerli olmayacağına ilişkin amir hükmü dikkate alındığında, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı ve kefalet tarihini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır ve TBK'nun 583.maddesindeki bu koşullar, geçerliliğe ilişkin şekil şartı kabul edildiğinden, bu unsurlarda eksiklik bulunması halinde, herhangi bir yoruma ihtiyaç kalmadan kefalet sorumluluğu da geçersiz sayılır. Bu haliyle, yasa koyucu tarafından geçerlilik koşulu olarak kabul edilen şekli unsurlar yerine getirilmediğinden davalının kefaleti geçersizdir. Dolayısıyla davalı, söz konusu 20.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kefil sıfatıyla sorumlu tutulamaz , zira davalının bu kredi sözleşmesinde kefaletleri bulunmamaktadır. Söz konusu bu yeni kredi sözleşmesinde taraflar arasında imzalanan ilk kredi sözleşmesinin devamı niteliğinde olduğuna veya ilk kredi sözleşmesi ile bağlantı olduğuna dair bir ibare de bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı tarafça 2011 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme olduğu belirtilmiş ise de, 2012 tarihli sözleşmenin bağımsız bir sözleşme olduğu ve limit artırımına dayalı yeniden yapılandırma sözleşmesi olmadığı görülmüştür. Cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmelerinde borcun bir tarihte sıfırlanmış olması kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediden dolayı kefalet sorumluluğu devam eder ise de, davalının kefalet imzasının bulunmadığı sözleşmelere dayanılarak kullandırılan kredilerden dolayı davalının kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Davalı borçlunun, söz konusu ikinci kez kullanılan genel kredi sözleşmesinin kefili değildir. Davalının, kefil olduğu 2011 tarihli sözleşme nedeniyle verilen kredi borcu kapatılmış olup, dava konusu kredinin 2012 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi olduğu, davalının da 2012 tarihli sözleşme nedenli borcunun ve kefaletinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu açıklanan sebeplerle, 20.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi ve bu sözleşme sebeple başlatılan icra takibinden dolayı davalının borçlu olmadığının tespitine dair hüküm kurulması gerekirken, hatalı hüküm kurulduğu anlaşılmakla bu istem yönünden istinaf isteminin kısmen kabulü gerekmiştir.

DAVA : Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı İNŞ. GIDA SAN.VE TİC. LTD. ŞTİ. ile davacı banka arasında 09.07.2011. 04.07.2017 ve 20.12.2012 tarihli 3 adet kredi genel sözleşmesi imzaladığını, iş bu sözleşmelerin, davalı gerçek kişiler tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, davalı gerçek kişiler ve borçlu şirket tarafından kredilerin ödenmediğinden, Beyoğlu ... Noterliğinin 08.04.2013 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi keşide edilerek gönderildiğini, ihtarnameye rağmen ödeme yapmayan davalılar hakkında İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalılar tarafından söz konusu icra takibine asıl alacak, faiz ve ferileri yönünden itiraz edilerek takibin durduğunu, bu nedenlerle haksız itirazın iptaline, haksız itiraz nedeniyle %20 İcra inkâr tazminatına, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı bankanın 26.11.2012 tarihli ibranamesi ile davalı ...'ı ... Ltd. Şti. unvanlı firma tarafından kullanılan krediler açısından ibra etmiş olduğunu, davalının söz konusu bankaya her hangi bir borcu ve kefaletinin de bulunmadığının da söz konusu ibranamede yazıldığını, ibraname suretini dosyaya ibraz ettiklerini, ancak söz konusu dava sebebiyle mağdur olacağı endişesi yaşayan davalı tarafından ibranamenin, Şarköy Noterliği'nin 23.05.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı tasdiki ile örnek olarak hazırlandığını, söz konusu noter tasdikli suretin dilekçe ekinde dosyaya sunulduğunu, bu nedenlerle; davanın reddi ile davacı aleyhine reddedilen miktar üzerinden %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile icra vekaletin davacı karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; İncelenen tüm dosya kapsamına, tarafların iddia ve savunmaları , denetlenebilir bilirkişi rapor ve ek içeriğine göre, davacı ... Bankası T.A.O. nun kullandırdığı kredi nedeniyle ödenmeyen kredi borçlarından dolayı yapılan takibe yönelik itirazın iptaline konu davada esas borçlu ... Ltd. Şti. olduğu , diğer davalılar ... da bu sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefalet verdiklerinden kefalet limitleri çerçevesinde ödenmeyen borçtan sorumlu oldukları kanaatine varılmıştır.

Davacı banka , 26/11/2012 tarihi itibariyle dosyaya sunulan cevabi yazısına göre davalı firmaya asaleten ve kefaleten borcu bulunmadığına dair cevap vermiş ise de, o tarih itibariyle davalının borcunun bulunmadığı tespit edilmiş , ancak devam eden kredi ilişkisi çerçevesinde 26/11/2012 tarihinden sonrada kullandırılan krediler nedeniyle diğer davalıların cari hesaptan dolayı sorumluluklarının devam edeceği belirlenmiştir. Buna göre davacı banka kayıtları üzerinde bilirkişi tarafından yapılan inceleme neticesinde kat tarihlerine göre aktif faiz uygulanarak yapılan hesaplamalar neticesinde borç bakiyenin kredi kartı , kredili mevduat , taksitli kredi kartı , taksitli ticari krediler ile ilgili ayrı ayrı hesaplanıp denetlenmiştir. Bilirkişinin ... numaralı kredili mevduat ile ilgili alacak için hesapladığı asıl alacak yönünden talepten fazla hesaplama yaptığı tespit edilmekle icra dosyasındaki asıl alacak için taleple bağlı kalınarak faiz hesaplaması mahkemece yapılarak sonuca ulaşılmıştır. Bunun dışında itirazın iptaline yönelik davada, davacının davalılardan talep edebileceği asıl alacak, aktif faiz, temerrüt faizi ve BSMV miktarları her bir kredi ve kullanılan hesaba göre hesaplanmış ... numaralı kredi ile ilgili faiz ve BSMV ile birlikte toplam 21.403,32 TL miktar üzerinden , ... numaralı hesapla ilgili asıl alacak , aktif faiz , temerrüt faizi ve BSMV olmak üzere toplam 26.349,73 TL miktar üzerinden , ...nolu kredi ile ilgili asıl alacak , aktif faiz , temerrüt faizi ve BSMV olmak üzere toplam 83.438,24 TL miktar üzerinden , ... numaralı şirket kredi kartı ile ilgili asıl alacak , aktif faiz , temerrüt faizi ve BSMV olmak üzere toplam 13.739,88 TL miktar üzerinden olmak üzere toplam 113.170,93 TL asıl alacak ve ferileri ile toplam 144.931,17 TL ye yönelik itirazın kısmen iptali ile devamına, alacağın mahkeme tarafından hesaplandığı, likit olmadığı ve davacı bankanın verdiği yazıların değerlendirilmesi neticesinde belirlendiği gözönüne alındığında icra inkar tazminatının tayinine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

Davalı ... istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin kararının yanlış olup, eksik incelemeye dayandığını, davalı ...'nin davacı bankaya borcu bulunmadığıın bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu, cari hesap şeklinde işleyen banka kredilerinde kefilin söz konusu kredilerin doğal sonucu olarak sürekli kapanıp tekrar açılması dolayısıyla sorumluluğunun muhakkak olduğunu, bu açıdan banka ile tek bir GKS imzalayan kefilin asıl borçlunun sürekli kullanıp kapattığı kredilerin ödenmemesi durumunda sorumlu olacağını, ancak davalının durumunun çok farklı olduğunu, davalı asıl borçlunun ödeme gücüne olan güvenini kaybettiği anda bankaya giderek 26.11.2012 tarihinde tüm borcu bizatihi sıfırlamak suretiyle bankadan ibraname aldığını, bunun anlamının açık ve net olduğunu, " kefil oldum, borcu ödedim artık bu işle bir alakam yoktur" anlamı taşıdığını, devamla bankanın, davalının kefaletinin bulunmadığı GKS'ler karşılığında borçlu firmaya ayrıca ayrı bir kefil de almak suretiyle kredi kullandırdığını ve bu kredilerin ödenmemesi üzerine de ihtarname göndererek borçluları temerrüde düşürmeye yönelik işlemlere başladığını, davalının kefil olduğu borç davalıca ödenerek 26.11.2012 tarihli ibraname alındığından ve davalının da kefaletten kurtulduğuna yönelik haklı bir kanaat oluştuğunu, (Yargıtay HGK, 2002/19-426 E, 2002/513 K), davalının 26.11.2012 tarihinden sonraki kredi sözleşmelerinde kefaleti olmadığını ve imzası bulunmayan sözleşmelerden dolayı sorumlu tutulmasının yasalar gereği mümkün olmadığını (Yargıtay 19. HD, 2012/15421 E., 2013/1789 K,), Banka bu durumun farkında olduğu için 26.11.2012 tarihinden sonra yaptığı GKS'lere ... Ltd. Şti'ni kefil aldığını, davacı bankanın riskinin 28.11.2012 tarihinde başladığını yani davalının ibra edildiği tarihten sonra, cari hesap şeklinde işleyen kredilerde birden fazla sözleşme varsa ilk sözleşmeye kefil olan kişinin borçlu kabul edilmesi için kefil olduğu sözleşmede sonraki sözleşmelere en azında atıf yapılması gerektiğini, ki bu türden bir atıf olmadığını (Yargıtay 19 HD, 2013/825 E., 2013/4805 K,) ödenmeyen kredilerin dayanağının davalının imzası ve kefaleti bulunmayan hatta haberi dahi olmadığı GKS'ler olduğunun açık ve net olduğunu, -Banka ibra ettiği bir kişiye karşı imzası olamayan GKS'lere istinaden kullandırdığı üçüncü kişilerin borçları için kredi kati yapmak suretiyle ihtarname gönderdiğini, davalının ihtara cevap verdiğini ve ibra edildiğini ve borcu bulunmadığını davacı bankaya bildirdiğini, tüm bunlara rağmen kötüniyetli işlemlerine devam eden davacı bankanın kötüniyetinin açık olduğunu ve davanın reddi ile davacı tarafın %20 kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini ve kararının kaldırılması ve esas hakkında inceleme yapılarak davanın davalı açısından reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, -Takip tarihinden itibaren değişen/azalan oranlarda ticari avans faizi uygulanmasına karar verilmesi, hukuka ve yasalara aykırı olduğunu 6102 Sayılı TTK'nın 81. maddesinde ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceğinin hükme bağlandığını, 02.02.2015 tarihli bilirkişi raporunun 10. sayfasında yer alan Temerrüt Faizinin Tespiti başlıklı bölümde; faiz hesaplaması yapıldığını, bu nedenle yerel mahkeme kararının kaldırılarak takip tarihinden itibaren faiz oranının talepleri doğrultusunda belirlenmesine karar verilmesini, -Banka kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak, banka kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzalayan kimseden olan banka alacağı, kredi kartı üyelik sözleşmesinden doğan alacak, kredi kartı ile yapılan harcamadan doğan banka alacağının, Yargıtay'ın emsal kararlarında likit alacak olarak kabul edilmekle ve bahsedilen alacaklara ilişkin davalar sonucunda borçlu aleyhine inkâr tazminatına hükmedildiğini, davacı Banka alacağının da kredi sözleşmesine dayalı olduğundan likit alacak olması nedeniyle borçlular aleyhine inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, tüm nedenlerle kararın kaldırılarak yapılacak istinaf incelemesi sonucunda talepleri gibi karar verilmesini talep etmişlerdir.

Dava, davalılara yönelik başlatılan takipte, itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı taraf vekili ve davalı kefil ... yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Uyuşmazlık, davalı şirketin kullandığı krediye kefil olan davalı ...'ın borcunun dayanağının hangi sözleşme olduğu, takip konusu borcun 2011 yılındaki kredi sözleşmesinden veya 2012 yılındaki kredi sözleşmesinden mi kaynaklı olduğu, davalının kefaletinin geçerli olup olmadığı, 2011 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme mahiyetinde olup olmadığı, borcun hangi döneme ait olduğu, kredi sözleşmelerinin birbirinden bağımsız olup olmadığı veya birbirinin eki niteliğinde olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.

1)6098 TBK'nun 583/1.maddesine göre; "Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." Anılan kanun hükmü uyarında, kefilin sorumlu olacağı azami borç miktarı ile kefalet tarihinin de kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılması bir geçerlilik şartıdır. Kefalet sözleşmesi 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 581 ila 603. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nun 581. maddesinde “kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme” şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. Kişisel (şahsi) teminat sözleşmesinin alt kavramını oluşturan kefalet sözleşmesinin temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat (güvence) verilmesidir. BK'nun 492. maddesi gereğince kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır (Hukuk Genel Kurulu'nun 4.7.2001 gün ve E:2001/19-534, K:2001/583 Sayılı ilamı).

Türk hukuk öğretisinde de, kefilin borcunun, fer'i (bağımlı) bir borç olduğu benimsenmiş; asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kefalet borcu, temin ettiği asıl borcun feri olup, asıl borç herhangi bir sebeple düşerse, kefil de borçtan kurtulabilir. Kefil, kanunun kendisine tanıdığı bu ve diğer hakları kullanmaya yetkilidir. Asıl borç tediye (ödeme) ile vesair surette düşerse, kefalet gibi feri haklar da düşer. Kefil asıl borçludan daha fazla mükellefiyet altına giremez (11.06.1969 gün ve 1969/4-6 Sayılı YİBK'nın Gerekçesi). Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının yapmış olduğu takibin 2012 yılında riskinin başladığı belirtilmiş olup, net bir şekilde borcun bu krediden kaynaklandığı belirtilmemekle birlikte kullandırılan kredi limitleri dikkate alınarak borcun bu krediden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Somut olayda, dosyada bulunan 09.07.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde, davalının, müşterek müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmede imzasının yer aldığı ve sözleşmenin sonunda, sözleşmeden doğan sorumluluklara kefil olduğu yönünde el yazısının bulunduğu görülmüştür. 20.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde, davalının imzasının bulunmadığı anlaşılmıştır. TBK 'nun 583. maddesinde, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe, kefaletin geçerli olmayacağına ilişkin amir hükmü dikkate alındığında, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı ve kefalet tarihini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır ve TBK'nun 583.maddesindeki bu koşullar, geçerliliğe ilişkin şekil şartı kabul edildiğinden, bu unsurlarda eksiklik bulunması halinde, herhangi bir yoruma ihtiyaç kalmadan kefalet sorumluluğu da geçersiz sayılır. Bu haliyle, yasa koyucu tarafından geçerlilik koşulu olarak kabul edilen şekli unsurlar yerine getirilmeliğinden davalının kefaleti geçersizdir. (Yargıtay 19.HD 2016/6371 E. 2016/9497 K.; Yargıtay 19.HD 2015/1415 E-2020/720 K.; Yargıtay 11.HD. 2015/2504 E. 2015/3630 K.).

Dolayısıyla davalı, söz konusu 20.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kefil sıfatıyla sorumlu tutulamaz , zira davalı ...'ın bu kredi sözleşmesinde kefaletleri bulunmamaktadır. Söz konusu bu yeni kredi sözleşmesinde taraflar arasında imzalanan ilk kredi sözleşmesinin devamı niteliğinde olduğuna veya ilk kredi sözleşmesi ile bağlantı olduğuna dair bir ibare de bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı tarafça 2011 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme olduğu belirtilmiş ise de, 2012 tarihli sözleşmenin bağımsız bir sözleşme olduğu ve limit artırımına dayalı yeniden yapılandırma sözleşmesi olmadığı görülmüştür. Cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmelerinde borcun bir tarihte sıfırlanmış olması kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediden dolayı kefalet sorumluluğu devam eder ise de, davalının kefalet imzasının bulunmadığı sözleşmelere dayanılarak kullandırılan kredilerden dolayı davalının kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Davalı borçlu ...'ın, söz konusu ikinci kez kullanılan genel kredi sözleşmesinin kefili değildir. Davalı ...'ın, kefil olduğu 2011 tarihli sözleşme nedeniyle verilen kredi borcu kapatılmış olup, dava konusu kredinin 2012 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi olduğu, davalının da 2012 tarihli sözleşme nedenli borcunun ve kefaletinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

2) Açıklanan bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı banka ile davalı asıl borçlu arasında GKS'lerin imzalandığı, bu GKS'ler kapsamında asıl borçluya kredi kullandırıldığı, bu GKS'lerden 2011 tarihli olanı davalı ...'nin müteselsil kefil olarak imzalandığı görülmüştür. Uyuşmazlık asıl borçlunun daha sonra banka ile imzaladığı diğer GKS'den kullandırılan kredi dolayısı ile oluşan borcun kefalet kapsamında olup olmadığından çıkmaktadır. Buna göre olayın özelliğinden davacının takipte kötü niyetli olduğu anlaşılamamaktadır. Davalı da davacının takipte kötü niyetli olduğunu ispatlayamamıştır. Bu nedenle şartları oluşmadığından Davalı vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. Davalı tarafça, davacının yapılan takipten ötürü kötüniyetli olduğuna dair dosyaya delil sunulmadığı, davacının kötüniyetli olduğu ispatlanamadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin kötüniyet tazminatına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesinde hukuka aykırı bir durum bulunmamaktadır.

3) Kullandırılan kredi nedeniyle hesap yapılması gerektiğinden, alacağın likit olmadığına yönelik Mahkeme değerlendirmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, icra inkar tazminatının asıl alacağa bağlı feri nitelikte olması nedeniyle, Davacı vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. Davaya dayanak kredi sözleşmesinin temerrüt faizini düzenleyen 19. maddesinde borcun ödenmemesi halinde alacağın muaccel olduğu tarihten müşteriye ihtarda belirtilen süre sonuna kadar Merkez Bankasına bildirilen en yüksek cari faiz oranının, temerrüt tarihinden itibaren ise bildirilen en yüksek cari faiz oranını %50 fazlası oranında temerrüt faizi uygulanacağı kabul edilmiştir. Dosya kapsamında mevcut davacı banka tarafından akdi faiz oran o dönem itibariyle %26 olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da bu oran ve %50 fazlası dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, dolayısıyla uygulanan faiz oranının sözleşme hükümlerine ve davacı bankanın cari kredi faiz oranlarına uygun olduğu, davacı istinafının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Tüm bu açıklanan sebeplerle, 20.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi ve bu sözleşme sebeple başlatılan icra takibinden dolayı davalı ...'ın borçlu olmadığının tespitine dair hüküm kurulması gerekirken, hatalı hüküm kurulduğu anlaşılmakla bu istem yönünden istinaf isteminin kısmen kabulü ile, bu açıklamalar gereğince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince istinafa konu kararın kaldırılarak; Davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği, davacı vekili istinafı yönünden 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm verilmiştir.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Davalı ... vekilinin İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/06/2017 tarih, 2014/75 E., 2017/654 K. Sayılı kararına karşı yaptığı istinaf talebinin 1 numaralı bentte gösterilen sebeplerle KABULÜNE, 2 numaralı bentte gösterilen sebeplerle REDDİNE; Davacı vekilinin istinaf talebinin 3 numaralı bentte yazılan sebeplerle REDDİNE, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın kaldırılarak işin esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm VERİLMESİNE,

2- Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan itirazın iptali davasının KISMEN KABULÜ ile;

2/a- İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası ile davalılar ... ve ... LTD. ŞTİ. itirazlarının; a) ... numaralı kredi ile ilgili; Toplam 21.403,32 TL miktar üzerinden b) ... numaralı hesapla ilgili; Toplam 26.349,73 TL miktar üzerinden c) ... numaralı kredi ile ilgili; Toplam 83.438,24 TL miktar üzerinden d) ... numaralı şirket kredi kartı ile ilgili; Toplam 13.739,88 TL miktar üzerinden olmak üzere 113.170,93 TL asıl alacak, TOPLAM 144.931,17 TL' ye yönelik itirazların iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, ... yönünden açılan davanın REDDİNE,

2/b- Takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın 2/2 maddesi gereğince değişen/azalan oranlarda ticari avans faizi uygulanmasına,

2/c- Alacağın mahkeme tarafından hesaplandığı likit olmadığı ve davacı bankanın verdiği yazıların değerlendirilmesi neticesinde belirlendiği gözönüne alındığında icra inkar tazminat TALEBİNİN REDDİNE,

2/d- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 9.900,25 TL harcın peşin alınan 2.669,35 TL'nin mahsubuyla bakiye kalan 7.230,90 TL harcın davalılar ... Ltd. Şti.'den müteselsilen tahsiliyle hazineye gelir kaydedilmesine,

2/e- Davacı tarafından yapılan 2.698,35 TL ilk masraf, 252,00 TL tebligat ve müzekkere gideri, 750,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 3.700,35 TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 3.431,04 TL sinin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına,

2/f- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 14.344,49 TL nispi vekalet ücretinin davalılar ... Ltd. Şti.'den müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine,

2/g- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 17.718,46 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalı ...'a verilmesine, 2/h- Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde ilgili tarafa iadesine,

3-İstinaf yargılaması yönünden;

3/a- Davalı vekili tarafından istinaf başvurusu kabul olunduğundan 1.808,00 TL istinaf peşin harcının talep halinde davalıya iadesine,

3/b- İstinaf talebinde bulunan davacı tarafından yatırılan toplam 31,40 TL istinaf karar harcından alınması gerekli 54,40 TL istinaf karar harcının mahsubu ile 23,00 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3/c- Taraflarca yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

3/d- Duruşma açılmadığından, istinaf aşaması için vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,

4- 6100 Sayılı HMK 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanun'un 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi. 26.11.2020

kazanci.com.tr


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.