banner649

05 Temmuz 2022

MÜCBİR SEBEBE DAYALI OLARAK AÇILAN ALACAK DAVASI - SURİYE'DEKİ İÇ SAVAŞIN MÜCBİR SEBEP NİTELİĞİ - KUSURSUZ İMKANSIZLIK DURUMU

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2019/19-58
K. 2022/40
T. 25.1.2022

MÜCBİR SEBEBE DAYALI OLARAK AÇILAN ALACAK DAVASI ( Taraflar Arasından Protokolde Teslim Yeri Gösterilmediği Gibi Protokolde Teslim Alma ve Malın Sevkiyatını Sağlama Ediminin Davacı Alıcıya Yüklendiği - Protokolde Teslim Yeri Konusunda Bir Düzenleme Olmadığından Teslimin Satıcının Adresi Olan Türkiye'de Yapılması Gerektiği )

SURİYE'DEKİ İÇ SAVAŞIN MÜCBİR SEBEP NİTELİĞİ ( Mücbir Sebep Kabul Edilmesinin Doğru Olmadığı - Zira İç Savaş Halep'te Sürerken Taraflar Arasında Protokol İmzalanmış Olup İç Savaş Davacı Tarafça Kaçınılmayacak ve Öngörülemez Bir Durum Olmadığı Gibi Mevcut Her Türlü Tedbirin Alınması ile Her Türlü İmkân ve Araca Rağmen Mücbir Sebebin Doğurduğu Sonuçların Önlenemeyeceği Bir Hâlin Söz Konusu Olmadığı )

KUSURSUZ İMKANSIZLIK DURUMU ( Protokolü İmzalayan Davacı Taraf Tacir Olduğundan Protokolün İmzalandığı Sırada Süren İç Savaşın Etkilerinin Neler Olabileceğini Öngörebilmesi Gerektiği - Talep Edilen Cayma Parasının İadesi Talebine İlişkin Davada Mücbir Sebep Bulunduğu ve Dolayısıyla Sonraki İmkânsızlık Durumunun Gerçekleştiğinden Bahisle Davanın Kabulüne Dair Direnme Kararı Verilmesi Usul ve Yasaya Aykırı Olup Direnme Kararının Bozulması Gerektiği )

6098/m. 178, 229

ÖZET : Dava, sözleşmenin imzalanmasından sonraki kusursuz imkânsızlık hâllerinden biri olan mücbir sebebe dayalı olarak açılan alacak istemine ilişkindir.Taraflar arasından imzalanan 20.11.2012 tarihli "Protokoldür" başlıklı beş maddelik sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmadığı gibi protokolün 5. maddesinde ise “120 gün içerisinde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmezse peşinat olarak ödenen 75.000USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir” hükmü bulunmaktadır.

Taraflar arasından protokolde teslim yeri gösterilmediği gibi protokolde teslim alma ve malın sevkiyatını sağlama edimi de davacı alıcıya yüklenmiştir. Önemle vurgulamak gerekir ki, protokolde teslim yeri konusunda bir düzenleme olmadığından, teslimin satıcının adresi olan Türkiye'de yapılması gerekir.

Mahkemece Suriye'deki iç savaşın mücbir sebep olarak kabul edilmesi doğru olmamıştır. Zira, protokol tarihi 20.11.2012 olup, iç savaş Halep'te sürerken taraflar arasında bu protokol imzalanmıştır. Dolayısıyla eldeki davada iç savaş davacı tarafça kaçınılmayacak ve öngörülemez bir durum olmadığı gibi, mevcut her türlü tedbirin alınmasına, her türlü imkân ve araca rağmen mücbir sebebin doğurduğu sonuçların önlenemeyeceği bir hâl de söz konusu değildir. Ayrıca, protokolü imzalayan davacı taraf tacir olduğundan protokolün imzalandığı sırada süren iç savaşın etkilerinin neler olabileceğini öngörebilmelidir.

Açıklanan nedenlerle, mahkemece davacı tarafça talep edilen cayma parasının iadesi talebine ilişkin eldeki davada; mücbir sebep bulunduğu ve dolayısıyla sonraki kusursuz imkânsızlık durumun gerçekleştiğinden bahisle davanın kabulüne dair direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekir.

DAVA : 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; Suriyeli olan müvekkili ile davalı şirketin kakao tozu alımı konusunda sözleşme imzaladıklarını, müvekkilinin davalı satıcı şirkete 75.000USD'yi peşin ödediğini, ancak Suriye'deki iç savaş nedeniyle müvekkilinin tüm servetini yitirdiğini, Mersin'de yaşamaya başladığını, sözleşmenin ifası imkânsız hâle geldiğinden sorumlu tutulamayacağını, bu nedenle davalı şirkete 15.03.2013 tarihli ihtarnameyi göndererek sözleşmeden dönüldüğünü ve peşin olarak verdiği 75.000USD satış bedelini 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 229/1. maddesi gereğince faiziyle geri istediğini bildirdiğini, davalı şirketin 19.03.2013 tarihli cevabî ihtarnamesinde müvekkilinden 75.000USD peşinat aldığını ve herhangi bir mal teslim etmediğini kabul ettiğini, ancak peşinatı müvekkiline ödemeyeceğini bildirdiğini ileri sürerek 75.000USD'nin dava tarihindeki karşılığı olan 168.000TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı şirket yetkilisi cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin 5. maddesinde “120 günde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmezse peşinat olarak ödenen 75.000 USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir” hükmünün bulunduğunu, davacının malı hâlen teslim almadığını, malın müvekkilinin deposunda beklediğini, bu nedenle müvekkili şirketin zarara uğratıldığını, Suriye'deki iç karışıklıkların davacıya sözleşmeyi feshetme hakkı vermediğini, zira malın Suriye'de satılmak üzere satın alındığına dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığını, tacir olan davacının bakiye borcunu ödeyip bu malı ister Suriye'de isterse de başka ülkelerde satma şansına sahipken iç savaşı ileri sürerek eldeki davayı açmasının iyi niyetli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.03.2015 tarihli ve 2014/582 E., 2015/105 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında 75.000USD'nin ödendiği ve karşılığında mal teslim edilmediği hususunda bir uyuşmazlık bulunmadığı, davacının Suriye vatandaşı olduğu, iç savaşın Halep'e sıçramasından önce Türkiye'den aldığı malları Suriye'de sattığı, Türkiye'de herhangi bir işyerinin olmadığının dosya kapsamı ve tanık beyanlarından anlaşıldığı, iç savaş nedeniyle Türkiye'ye sığındığı, hayatını ve ticaretini normal şartlarda sürdüremediği, eldeki davada mücbir sebebin varlığı nedeniyle sözleşmeden doğan edimin ifasının kendisinden beklenemeyeceği, bu şartlar altındaki davacıdan akdi devam ettirmesini beklemenin iyi niyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmayacağı, bu nedenle akdin feshinde haklı olduğunun kabulü gerektiği, davalının davacıdan aldığı 75.000USD'nin haklı bir sebep olmaksızın malvarlığında bulunduğu, eş söyleyişle davalının sebepsiz zenginleştiği ve bu tutarın iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 75.000USD'nin davacı vekilinin duruşmadaki beyanı doğrultusunda dava tarihinden itibaren Merkez Bankası'nın dolar cinsinde belirlediği oranda işletilecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 15.03.2016 tarihli ve 2015/15742 E., 2016/4528 K. sayılı kararı ile;

“…Taraflar arasında düzenlenen ve mahkemenin de kabulünde olan 20.11.2012 tarihli "protokoldür" başlıklı 5 maddelik sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. 5. maddede "120 gün içinde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmemiş ise, peşinat olarak ödenen 75.000 USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir." hükmü bulunmaktadır. Sözleşme hükümleri tarafları bağlayıcı niteliktedir. Bu sözleşmeye göre teslim yeri gösterilmediği gibi, teslim alma ve malın sevkiyatını sağlama edimi de davacı alıcıya yüklenmiştir. Davacı, bu süre dolmadan ülkesindeki iç savaşı sebep göstererek sözleşmeyi feshettiğini bildirmişse de, davalı yukarıda açıklanan gerekçeyle fesih sebebini kabul etmediğini bildirmiştir. Mahkemece sözleşmede düzenlenmeyen Suriye'deki iç savaşın mücbir sebep olarak kabul edilmesi de doğru olmamıştır. Teslim yeri konusunda bir düzenleme olmadığından, teslimin satıcının adresinde, yani Türkiye' de yapılması gerekeceğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulü doğru görülmemiş,…” gerekçesi ile karar bozulmuş, bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Direnme Kararı:

9. Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.09.2017 tarihli ve 2017/454 E., 2017/448 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 20.11.2012 tarihli “Protokoldür” başlıklı beş maddelik sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmadığı, 5. maddenin ise “120 gün içerisinde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmezse peşinat olarak ödenen 75.000USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir” hükmüne haiz olduğu eldeki davada; Suriye'deki iç savaş nedeniyle davacının davalıya ödediği bedeli mücbir sebebe dayalı olarak talep edip edemeyeceği; sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmadığından teslimin satıcının adresinde -Türkiye'de- yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

13. Sözleşme, belirli bir hukukî sonucu meydana getirmek için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarından oluşan hukukî işlemdir (Tekinay, Selahâttin Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Hâluk/Altop, Atillâ: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 43 vd.). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı kararlaştırılan alacağa sahip olur, borçlu ise alacaklıya karşı belirlenen edimi yerine getirmek zorunda kalır. Sözleşme ilişkisi geçerli olarak kurulduktan sonra, borçlu yararı bulunmadığı gerekçesiyle borcunu ifadan kaçınamaz. Zira, sözleşmelerin temel prensibi tarafların taahhüt ettikleri edimi ifa etmekle yükümlü olmasıdır. Buna “sözleşmeye bağlılık” (ahde vefa, pacta sunt servanda) ilkesi denir.

14. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 27/1. maddesinde bahsi geçen imkânsızlık, sözleşmenin başlangıç aşamasında var olan imkânsızlık durumudur. Buna göre başlangıçtaki imkânsızlık, aynı Kanun'un 136. maddesinde düzenlenen sözleşmenin kurulmasından sonraki imkânsızlıktan farklı olup sonraki imkânsızlık hâli sözleşmenin kurulmasından sonra ancak ifasından önce meydana gelen imkânsızlıktır. Sonraki imkânsızlık hâli ifanın gerçekleşmesini engeller (Kılıçoğlu, A. Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 98). Buradan hareketle her iki imkânsızlık hâlinin tabi olduğu hükümler farklılık arz etmekle eldeki uyuşmazlık kapsamında üzerinde durulması gereken husus; sözleşmenin kurulmasından sonraki imkânsızlıktır.

15. Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümler kısmının ikinci bölümünün ikinci ayrımının başlığı “borçların ifa edilmemesinin sonuçları”dır. Bu başlık altında borcun ifa edilmemesi ve borçlunun temerrüdüne yer verilmiştir. Borcun ifa edilmemesi, borcun hiç ifa edilmemesi (kusurlu imkânsızlık) ve gereği gibi ifa edilmemesi olarak ikiye ayrılmıştır. Borcun imkânsızlık nedeniyle sona ermesi (borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık) ise “ifa imkânsızlığı” başlığı altında üçüncü bölümün birinci ayrımında düzenlenmiştir.

16. Sonraki imkânsızlığın ele alındığı TBK'nın 112'de imkânsızlığın meydana gelmesinde kusuru bulunan borçlunun tazminat yükümünden; TBK 136'da ise, sonradan ortaya çıkan imkânsızlıkta kusuru bulunmayan borçlunun herhangi bir tazminat ödemek zorunda kalmaksızın borcundan kurtulacağı düzenlenmektedir (Gündoğdu, Fatih: Borca Aykırılık Hallerinden Kusurlu İfa İmkânsızlığı ve Hukukî Sonuçları, İstanbul 2014, s. 93).

17. İmkânsızlık hukukî veya fiili sebeplerden de kaynaklanabilir. Başka bir anlatımla sonraki imkânsızlık, maddi olaylar sebebiyle ortaya çıkabileceği gibi hukukî sebeplerden de doğabilir. Bu açıdan imkânsızlık, maddi imkânsızlık ve hukukî imkânsızlık olarak ikiye ayrılır (Kılıçoğlu, s. 649). Sözleşmenin ifasının maddi bir engel dolayısıyla hiç kimse tarafından yerine getirilememesi durumunda maddi imkânsızlığın varlığından söz edilebilir. Bu durum sözleşmenin hayatın olağan akışı içerisinde, piyasa koşullarında, dürüstlük kuralları çerçevesinde veya eşyanın tabiatı gereği borçlu dâhil hiçbir kimse tarafından ifasının mümkün olmamasıdır. Hukukî imkânsızlık ise; sözleşme gereği ortaya çıkacak olan borcun ifasının hukuk kurallarıyla yasaklanmış yahut bu tür bir kuralın uygulanması nedeniyle ifa edilebilirliğinin mümkün olmaması olarak tanımlanabilecek olup buradaki imkânsızlık hukukî bir nedenden kaynaklanır (Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 906). Bu bağlamda bir edimin, maddi olarak var olabilmekle beraber herhangi bir sözleşme kapsamına alınması veya sözleşme konusu olabilmesi emredici bir hukuk kuralıyla yasaklanmış olması durumu hukukî imkânsızlığı ortaya çıkarır.

18. Sözleşmenin kuruluşundan sonra tarafların sözleşme ile düzenledikleri menfaatlerini etkileyen durumlarda değişiklik (“önemli değişiklik”) olabilir. Sözleşme içeriği (sözleşme muhtevası) ve önemli değişiklikler arasındaki uyumsuzluk sözleşme riski olarak adlandırılır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. III, İstanbul 2018, s. 359). Maddi imkânsızlık niteliğinde olan ve Türk Hukuk Lûgatı'ndaki tanıma göre öngörülemeyen ve bunun sonucu olarak önlenemeyen, giderilmesi olanağı bulunmayan ve bir dış etkiden ileri gelen mücbir sebep (zorlayıcı neden) bir yönüyle sözleşme riski sorunudur. Zira, mücbir sebep sürekli nitelikteyse borcun ifası imkânsızlaşır ve borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık (TBK m. 136) meydana gelir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop s. 1003). Bu hâlde taraflar arasında risk dağılımı yapılması gerekir. Bir başka deyişle, mücbir sebebin meydana getirdiği ifa imkânsızlığına kimin katlanacağı belirlenmelidir (Serozan, Rona: İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme (Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bolum C.3), İstanbul 2016, §15 N.4).

19. Mücbir sebebin en önemli unsuru kaçınılmazlık unsuruna değinmek gerekirse; mücbir sebep, mutlak ve kaçınılmaz olarak borcun ihlâline sebep olmalıdır. Kaçınılmazlık, objektif ve mutlak bir kavramdır. Sözleşmeye bağlılık ilkesine göre, sözleşmenin tarafları dürüstlük kuralı (4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 2/1) gereği borçlarını ifa etmek için gerekli her tür çabayı göstermelidir. Mücbir sebepte, mevcut her türlü tedbirin alınmasına ve her türlü imkân ve araca rağmen mücbir sebebin doğurduğu sonuçlar önlenememektedir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 539).

20. Kaçınılmazlık, borçlunun kişisel ve ekonomik durumu dikkate alınmadığı için mutlaktır. Buna karşılık, mücbir sebep olarak nitelendirilen olay mutlak değildir. Örneğin deprem bölgesinde meydana gelen bir deprem mücbir sebep sayılmayabilir. Buna karşılık, deprem bölgesi olmayan bir yerde gerçekleşen deprem mücbir sebeptir.

21. Kaçınılmazlığın mutlaklığı ile kastedilen, bilimsel ve teknolojik gelişmelere göre her türlü tedbirin alınmasına, her türlü özenin gösterilmesine rağmen; borcun ifa edilememesine neden olan olayın sadece borçlu tarafından değil, hiç kimse tarafından önlenememesidir. Bu sebeple kaçınılmazlık unsuru değerlendirilirken borçlunun kişisel veya ekonomik durumu dikkate alınmaz.

22. Mücbir sebebin varlığı için gereken diğer unsur olayın doğuracağı sonuçların öngörülemez olmasıdır. Bir olayın varlığı sözleşmenin kurulduğu sırada öngörülebiliyorsa ve buna rağmen sözleşmede gerçekleşmesi muhtemel o olaya ilişkin bir hüküm yoksa bunun riskini borçlu üstlenmiş demektir. Öngörülemezlik, sözleşmenin kurulduğu sıradaki durum esas alınarak belirlenir. Borçlu, sözleşmenin kurulduğu sırada olayın doğuracağı sonuçları öngörebiliyorsa mücbir sebebe dayanarak borcun ifasından kurtulamaz.

23. Öngörülemez olay “oluşumuna ve biçimine nazaran hayatın normal akışından çıkması beklenebilecek tesadüfi olaylar sınırını açık bir şekilde aşan olay”, “ansızın gerçekleşen olay” olarak ifade edilebilir. Bu tanımlara göre, hayatın normal akışına göre gerçekleşmesi olağan olaylar mücbir sebep değildir.

24. Sözleşmenin kurulmasından sonra, mücbir sebep sürekli veya geçici nitelikte olmasına göre, borcun hiç ifa edilmemesine veya borçlunun temerrüdüne neden olur. Mücbir sebebin sürekli olduğu hâllerde borcun ifası imkânsızdır. Mücbir sebebin geçici olması ise kural olarak sadece borcun zamanında ifasını engeller. Bu hâlde, borçlu gecikmeden sorumlu olmasa da ifası hala mümkün olan borcunu ifa etmekle yükümlüdür.

25. Taraflar arasındaki sözleşmenin 5. maddesindeki düzenleme nedeniyle cayma parasına ilişkin olarak da açıklama yapmak gerekmektedir. TBK'nın 178. maddesine göre; “Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir”.

26. Sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan biri diğer tarafa bir miktar para verir ve bu paranın kendisinde kalması şartıyla dilediği zaman sözleşmeden dönme hususunda onunla anlaşırsa, TBK'nın 178. maddesine göre cayma parası söz konusu olur (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 1192 vd.). Türk Borçlar Kanunu'ndaki cayma parası ile ilgili hükme göre, parayı alan taraf da, aldığının iki katını vererek sözleşmeden cayabilecektir. Anlaşılacağı üzere, cayma parası taraflardan her ikisine de sözleşmeden cayma hakkı vermektedir.

27. Cayma hakkı, hakların bir türü olan bozucu yenilik doğuran haktır. Bu hak da diğer yenilik doğuran haklarda olduğu gibi, tek taraflı ve karşı tarafa varması gerekli bir irade beyanıyla kullanılır, karşı tarafın hâkimiyet alanına ulaşır ulaşmaz hüküm ve sonuçlarını doğurur.

28. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava sözleşmenin imzalanmasından sonraki kusursuz imkânsızlık hâllerinden biri olan mücbir sebebe dayalı olarak açılan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davacının Suriye vatandaşı olduğu ve Halep'te oturduğu, Türkiye'den aldığı malları Suriye'de sattığı, Türkiye'de herhangi bir işyerinin olmadığı, Suriye'deki karışıklık veya iç savaşın Halep'e sıçramasından önce işyerinin ve fabrikasının olduğu, çatışmaların Halep'e ve Türkiye sınır kapılarına sıçramasından sonra Suriye'deki işyerlerinin ve evlerinin bombalanması nedeniyle Türkiye'ye sığındığı, Suriye'ye dönemediği, hayatın ve ticaretin normal seyrinde gitmediği, mücbir sebep karşısında akitten doğan edimlerin ifasının kendisinden beklenmeyecek şekilde imkânsız hâle geldiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 75.000USD'nin dava tarihinden itibaren Merkez Bankası'nın Dolar cinsinde belirlediği oranda işletilecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

29. Taraflar arasından imzalanan 20.11.2012 tarihli "Protokoldür" başlıklı beş maddelik sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmadığı gibi protokolün 5. maddesinde ise “120 gün içerisinde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmezse peşinat olarak ödenen 75.000USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir” hükmü bulunmaktadır.

30. Davacı taraf keşide ettiği Mersin 6. Noterliğinin 15.03.2013 tarihli ve 6302 yevmiye numaralı ihtarname ile; Suriye'deki iç savaş nedeni ile tüm ticarî hayatın felce uğradığını, gümrük kapılarının fiilen savaşan gruplar eline geçtiğini, ithalat yapmanın mümkün olmadığını, insanların giriş ve çıkışlarının imkânsız hâle geldiğini, mücbir sebeple akdin ifa imkânının ortadan kalktığını, bu nedenle aralarındaki akdi feshettiklerini, peşin ödedikleri 75.000USD'nin ihtarın tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde iadesini talep etmiştir.

31. Davalı taraf bu ihtarnameye karşı Mersin 3. Noterliğinin 19.03.2013 tarihli ve 6437 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile; sözleşmede malın Suriye'ye ithal edilmek üzere satıldığına dair kaydın bulunmadığını, bu nedenle mücbir sebeple sözleşmenin feshini kabul etmediklerini, bakiye bedeli ödeyerek malı teslim almalarını, aksi takdirde peşin ödenen 75.000USD'nin gelir olarak zimmetine kaydedecekleri yönünde cevabı ihtarda bulunmuştur.

32. Az yukarıda değinildiği üzere taraflar arasından protokolde teslim yeri gösterilmediği gibi protokolün 5. maddesinde teslim alma ve malın sevkiyatını sağlama edimi de davacı alıcıya yüklenmiştir. Önemle vurgulamak gerekir ki, protokolde teslim yeri konusunda bir düzenleme olmadığından, teslimin satıcının adresi olan Türkiye'de yapılması gerekir.

33. Mahkemece Suriye'deki iç savaşın mücbir sebep olarak kabul edilmesi doğru olmamıştır. Zira, protokol tarihi 20.11.2012 olup, iç savaş Halep'te sürerken taraflar arasında bu protokol imzalanmıştır. Dolayısıyla eldeki davada iç savaş davacı tarafça kaçınılmayacak ve öngörülemez bir durum olmadığı gibi, mevcut her türlü tedbirin alınmasına, her türlü imkân ve araca rağmen mücbir sebebin doğurduğu sonuçların önlenemeyeceği bir hâl de söz konusu değildir. Ayrıca, protokolü imzalayan davacı taraf tacir olduğundan protokolün imzalandığı sırada süren iç savaşın etkilerinin neler olabileceğini öngörebilmelidir.

34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda mücbir sebep hâllerinden biri olan iç savaş söz konusu olduğundan ve davacı tarafın protokol nedeniyle ödemiş olduğu bedelin iadesine karar verilmesi gerektiğinden bahisle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

35. O hâlde mahkemece davacı tarafça talep edilen cayma parasının iadesi talebine ilişkin eldeki davada; mücbir sebep bulunduğu ve dolayısıyla sonraki kusursuz imkânsızlık durumun gerçekleştiğinden bahisle davanın kabulüne dair direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

36. Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun'un 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.01.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede ve oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Davacı vekili dava dilekçesinde; Suriyeli olan müvekkili ile davalı şirketin kakao tozu alımı için sözleşme imzaladıklarını, müvekkilinin davalı satıcı şirkete 75.000USD'yi peşin ödediğini, ancak Suriye'deki iç savaş nedeniyle müvekkilinin tüm servetini yitirdiğini, Mersin'de yaşamaya başladığını, sözleşmenin ifası imkânsızlaştığından sorumlu tutulamayacağını, bu nedenle davalı şirkete 15.03.2013 tarihli ihtarnameyi göndererek sözleşmeden dönüldüğünü, peşin olarak verdiği 75.000USD satış bedelini 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 229/1. maddesi gereğince faiziyle geri istediğini bildirdiğini, davalı şirketin 19.03.2013 tarihli cevabî ihtarnamesinde sözleşmeyi, müvekkilinden 75.000 USD peşinat aldığını ve herhangi bir mal teslim etmediğini kabul ettiğini, ancak peşinatı müvekkiline ödemeyeceğini bildirdiğini ileri sürerek 75.000USD'nin dava tarihindeki karşılığı olan 168.000TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket yetkilisi cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin 5. maddesinde "120 günde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmemiş ise, peşinat olarak ödenen 75.000 USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir." hükmünün olduğunu, davacının malı hâlen teslim almadığını, malın müvekkilinin deposunda beklediğini, bu nedenle müvekkili şirketin zarara uğratıldığını, Suriye'deki iç karışıklıkların davacıya sözleşmeyi feshetme hakkı vermediğini, zira malın Suriye'de satılmak üzere satın alındığına dair bir hüküm bulunmadığını, tacir olan davacının bakiye borcunu ödeyip bu malı ister Suriye'de isterse de başka ülkelerde satma şansına sahipken, iç savaşı ileri sürerek eldeki davayı açmasının iyi niyetli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; taraflar arasında 75.000USD'nin ödendiği ve karşılığında mal teslim edilmediği hususunda bir anlaşmazlık bulunmadığı, davacının Suriye vatandaşı olduğu, iç savaşın Halep'e sıçramasından önce Türkiye'den aldığı malları Suriye'de sattığı, Türkiye'de herhangi bir işyerinin olmadığının dosya kapsamından ve tanık beyanlarından anlaşıldığı, iç savaş nedeniyle Türkiye'ye sığındığı, hayatını ve ticaretini normal seyrettiremediği, akitten doğan ediminin ifasının kendisinden beklenemeyecek şekilde mücbir sebebin varlığının kabulünün gerektiği, bu şartlar altındaki davacıdan akdi devam ettirmesini beklemenin iyi niyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı, bu nedenle akdi feshinde haklı olduğunun kabulünün gerektiği, davalının davacıdan aldığı 75.000USD'nin haklı bir sebep olmaksızın malvarlığında bulunduğu ve davalı davacı aleyhine sebepsiz zenginleştiğinden, bu miktarın iadesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 75.000USD'nin davacı vekilinin duruşmadaki beyanı doğrultusunda dava tarihinden itibaren Merkez Bankası'nın dolar cinsinde belirlediği oranda işletilecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairece; “…Taraflar arasında düzenlenen ve mahkemenin de kabulünde olan 20.11.2012 tarihli "protokoldür" başlıklı 5 maddelik sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. 5. maddede "120 gün içinde mal sevkiyatı alıcı tarafından 6/2 gerçekleştirilmemiş ise, peşinat olarak ödenen 75.000 USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir." hükmü bulunmaktadır. Sözleşme hükümleri tarafları bağlayıcı niteliktedir. Bu sözleşmeye göre teslim yeri gösterilmediği gibi, teslim alma ve malın sevkiyatını sağlama edimi de davacı alıcıya yüklenmiştir. Davacı, bu süre dolmadan ülkesindeki iç savaşı sebep göstererek sözleşmeyi feshettiğini bildirmişse de, davalı yukarıda açıklanan gerekçeyle fesih sebebini kabul etmediğini bildirmiştir. Mahkemece sözleşmede düzenlenmeyen Suriye'deki iç savaşın mücbir sebep olarak kabul edilmesi de doğru olmamıştır. Teslim yeri konusunda bir düzenleme olmadığından, teslimin satıcının adresinde, yani Türkiye'de yapılması gerekeceğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulü doğru görülmemiş,…” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece; önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyiz etmektedir.

Uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 20.11.2012 tarihli "Protokoldür" başlıklı beş maddelik sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmadığı ve 5. maddenin ise “120 gün içerisinde mal sevkiyatı alıcı tarafından gerçekleştirilmezse peşinat olarak ödenen 75.000USD satıcıya gelir olarak kaydedilecek ve alıcı paranın geri ödenmesini talep edemeyecektir” hükmüne haiz olduğu eldeki davada; Suriye'deki iç savaş nedeniyle davacının davalıya ödediği bedeli mücbir sebebe dayalı olarak talep edip edemeyeceği; sözleşmede teslim yeri konusunda bir düzenleme bulunmadığından teslimin satıcının adresinde -Türkiye'de- yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

Eldeki davada öncelikle mücbir sebebin irdelenmesi gerekmektedir.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre mücbir sebep, herhangi bir kimse tarafından alınacak önlemlere karşı, önüne geçilmesi olanaksız, borcun yerine getirilmesine engel, borçlunun iradesi dışında beklenmedik olaydır. Nitekim özel hukukta mücbir sebep kavramı, borcun ifasını imkânsız kılan ve borçludan kaynaklanmayan hâlleri ifade etmektedir.

Özel hukukta mücbir sebep, bir borcun veya genel bir davranış yükümlülüğünün yerine getirilmesini engelleyen, borçlunun işletme faaliyetiyle ilgisi olmayan, öngörülemez ve kaçınılamaz bir olay olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın mücbir sebep sayılması için gereken unsurlar; haricilik, kaçınılamazlık ve öngörülemezliktir. Borçlar Hukukunda mücbir sebep, beklenmeyen hâl veya fevkalade hâl olarak adlandırılan durumlar, kişilerin sorumluluğunu kaldıran hâllerdendir.

Doktrine göre; “Beklenmeyen hâl, sözleşme kurulduktan sonra, borçlunun veya alacaklının ya da onların fiilinden sorumlu oldukları yardımcı kişilerin fiillerinden kaynaklanmayan, borçlunun sözleşmeden doğan borcunu ihlal etmesine, onu imkansız kılmasına kaçınılmaz şekilde engel olan olaydır. Yargıtay da mücbir sebebi, önceden öngörülmeyen, sorumlu kişinin işletmesi veya faaliyeti dışında kalan ve karşı konulamayacak bir şiddette kendisini gösteren olağanüstü olay olarak tanımlamıştır… Beklenmeyen hal kavramı hem mücbir sebebi hem de dar anlamda beklenmedik hali kapsar. Mücbir sebep aslında nitelikli bir beklenmeyen haldir” (Antalya, G., Borçlar Hukuku Genel Hükümler cilt III, İstanbul, 2017.s.437) “Fevkalade hal ve mücbir sebep farklı kavramlar olmakla beraber, kusursuzluğun ispatı bakımından farkın önemi yoktur. Ancak tarafların anlaşması veya kanun icabı borçlunun fevkalade halden de sorumlu olduğu ve borcun ifa edilmemesinin mücbir sebepten ileri geldiğini ispatla sorumluluktan kurtulabildiği hallerde, fevkalade hal ve mücbir sebep ayırımı önem taşır. Fevkalade hal borçlunun kaçınamayacağı şekilde borcu ihlal etmesine sebep olan bir olaydır. Buna karşılık mücbir sebep ise borçlunun borcu ihlal etmesine mutlak olarak kaçınılmaz şekilde sebep olan dışsal (harici) bir olaydır.” ( OĞUZMAN M.K.-ÖZ M.T., Borçlar Hukuku Cilt I, 13.Bası,İstanbul 2015, s.405.)

Yargıtay 11.HD bir içtihadında; “mücbir sebep bir sorumluluğun yerine getirilmesini veya bir hakkın veya hukuksal imkânın veya kanuni bir avantajın kullanılmasını veya talep edilmesini, kısmen veya tamamen, geçici veya daimi surette engelleyen, bu niteliği dolayısıyla sorumluluğu kaldıran veya yerine getirilmesini, süresini ve vadesini geciktiren veya sorumluluğun niteliğini değiştiren, bir hakkın veya hukuksal imkanın veya kanuni bir avantajın kullanılmasına ilişkin sürelerin yeniden tanınmasını, sürelerin uzatılmasını veya eski hale iade edilmesini gerekli ve zorunlu kılan, kişinin önceden beklemediği, öngöremeyeceği ve tahmin edemeyeceği, beklese ve tahmin etse bile, kişilerin alabilecekleri her türlü tedbirlere rağmen meydana gelmesini engelleyemeyeceği, kişilerin tedbir alma ve ihmalde bulunmama yükümlülüklerini aşan nitelikte ve ağırlıkta olan, dıştan gelen, olağan üstü, olağan dışı ve mutad ve devamlı olanın dışında gerçekleşen nitelikte bir olay, olgu veya durumdur.” (Y.11.HD.2014/13893-19777).

Mücbir sebep kavramının 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (“TBK”) bir tanımı olmamakla birlikte, yukarıda belirtildiği üzere kavram doktrin ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde Türk Hukuku'nda tanımlanmıştır. Buna göre, bir hususun mücbir sebep olabilmesi için;

i-) Hukuki ilişkinin kurulduğu an itibariyle mücbir sebebin taraflarca öngörülemeyecek, veyahut öngörülse dahi etkilerinin bu denli büyük olacağının öngörülemeyecek olması,

ii) Mücbir sebebin tarafların kontrol alanının dışında gerçekleşmiş olması,

iii) Gereken tüm önlemlerin alınmasına rağmen mücbir sebebin, tarafların sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmesini imkansızlaştırmasının önlenemeyecek olması gerekir.

Söz konusu unsurların mevcut olması hâlinde taraflar, mücbir sebebe dayanarak sözleşmeyi feshetme, borcun ifasından kısmen ya da tamamen kaçınma, sözleşmeyi askıya alma gibi hukukî imkânlardan faydalanabilirler.

Mücbir sebep hâlinde uygulanacak hukukî sebep, TBK'nın 136-138. maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler uyarınca borcun ifası, borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erecektir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını ise kaybeder. Borç tamamen imkânsızlaşabileceği gibi, kısmi olarak da imkânsızlaşabilir. Bu durumda da borçlu borcun sadece imkânsızlaşan kısmından sorumlu olmaktan kurtulacaktır. Ancak taraflar, kısmi ifa imkânsızlık önceden öngörülseydi böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı konusunda açıkça anlaşırlarsa, borcun tamamı sona erecektir.

Borcun kısmen ifa edilmesini kabul edip etmemekte takdir yetkisi alacaklıda olup, eğer alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda ise, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.

Bu durumda, mücbir sebebin her somut olaya göre değerlendirmek gerekmektedir.

Dava konusu olaya gelince davacının davalı ile önceye dayalı alış verişinin olduğu, dava konusu sözleşmenin de Suriye devletinin iç çatışmalarının başladığı bir dönem de yapıldığı, ancak Halep ilinde ticarî faaliyetlerin devam ettiği sözleşme yapılmasından sonra malın tesliminden önce iç savaşın Halep ilinde de yoğunlaştığı tanık anlatımlarından davacının depo ve dükkânlarının yağmalandığı anlaşılmaktadır. İç savaşın önceleri bastırılabilecek seviyede iken ülkenin birçok yerine sıçrayıp kontrolden çıktığı, Halep ilinin de yerle bir edildiği tüm dünya basınından anlaşılmaktadır. Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde mücbir sebebin varlığı nedeni ile mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, mahkeme kararının onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.


Kazancı Elektronik ve Basılı Yay. A.Ş.ne ait Kazancı Hukuk Otomasyon veritabanından alınmıştır. © Tüm Hakları Saklıdır

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hukukçu 2 ay önce

Borcun mücbir sebepten ötürü imkânsızlaşması kısmında ne yerel mahkeme ne de Yargıtay tarafından "para borcunun imkânsızlaşmayacağı" tartışılmamış, bu yönü ile özellikle Hukuk Genel Kurulu'nda ileri sürülen karşı görüşe katılmak mümkün değil. Zira para borcunun ifası, ilgili paranın tedavülü devma ettiği sürece, imkânsız hâle gelmez. Burada sübjektif anlamda bir imkânsızlıl değil objektif olarak imkânsızlık bulunmalıdır - örneğin satılması kararlaştırılan ikinci el otomobilin çıkan yangında tamamen zayi olması, kullanılamayacak hâle gelmesi vb...