banner647

02 Ağustos 2022

Terör Örgütüne Üye Olma Suçundan Verilen Mahkûmiyet Kararı Nedeniyle İfade Özgürlüğünün İhlal Edilmediği

Olaylar

Belediye başkanı olan başvurucu hakkında hendek olaylarının başladığı dönemlere denk gelen bir basın açıklamasına katılması dolayısıyla devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu anılan soruşturma kapsamında üç gün gözaltında tutulduktan sonra tutuklanmıştır. Yargılama ağır ceza mahkemesinde yürütülmüş; başvurucu, yargılama sırasında tahliye edilmiştir.  Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar verilmiştir. Mahkûmiyete ilişkin karar istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleşmiştir.

İddialar

Başvurucu, bir basın açıklamasına dinleyici olarak katılmasının terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyette delil olarak kullanılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Başvuruda öncelikle öz yönetim meselesinin PKK terör örgütü yönünden önemine değinmek gerekir. PKK 2007 yılında KCK adı altında bir yapılanmaya gitmiştir. Bu yapılanmayla birlikte örgüt, bir devlet sistemi gibi yapılandırılmaya çalışılmış ve örgüt için anayasa olarak kabul edilen bir sözleşme metni oluşturulmuştur. KCK Sözleşmesi olarak adlandırılan bu metinde özerk bir yapılanma oluşturulduğu, bunun yanında PKK terör örgütünün sonuç bildirgelerinde de öz yönetim meselesine ilişkin açıklamalar yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu sözleşmede öngörülen ve bildirgelerde açıklanan düzenin hayata geçirilmesi amacı doğrultusunda 2015 yılı Temmuz ayının son haftasından başlamak üzere PKK terör örgütü ve üst düzey yöneticileri ile örgütün farklı yapılanmaları tarafından öz yönetim ilan edilmesi noktasında açıklamalar yapılmıştır. 

Başvurucu, öz yönetim ilanı niteliğini taşıyan bir basın açıklamasına katılmıştır. Söz konusu basın açıklamasındaki görüşler açıklamanın yapıldığı bağlamla birlikte değerlendirildiğinde bu açıklamalarla PKK'nın öz yönetim ilan edilmesi yönündeki talimatları yerine getirilmekte, ilçede silahlı güç kullanmaya çağrı yapılmaktadır. Dahası söz konusu düşünce açıklamaları, ülkenin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin belli yerlerinde hâkimiyet kurmaya çalışan PKK terör örgütü ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların arttığı bir dönemde yapılmıştır. Son olarak basın açıklamasının hemen akabinde Sur ilçesinde vahim şiddet olaylarının yaşandığı da açıktır.

Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde basın açıklamasının içeriğinin Sur ilçesinde şiddetin artmasını teşvik ettiği ve devlete karşı şiddet kullanımının gerekli ve haklı olduğu düşüncesini içinde barındırdığı değerlendirilmiştir. Bunun yanında söz konusu basın açıklamasının insanları saldırgan olarak gösterilen devlete karşı şiddete başvurulmasının gerekli ve haklı olduğu hususunda bilinçlendirmeye ve terör saldırıları için cesaretlendirmeye imkân sağladığı, bir terör örgütünün sesinin kitlelere duyurulmasına hizmet ettiği ve terör suçunun işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuyla paylaşılması niteliğinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Öte yandan Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerine göre terör olaylarının arttığı bölgede bulunan bir ilçenin belediye başkanı olan başvurucunun birçok il ya da ilçede basın açıklaması adı altında yapılan öz yönetim ilanlarından haberdar olmaması ve katıldığı basın açıklamasının sonuçlarının da benzer olacağını değerlendirmemesi imkânsızdır.

Başvurucu, bir siyasetçi olarak basın açıklamasına katılmasının basın açıklamasındaki düşüncelerin toplum üzerinde yaratacağı etkiyi artıracağını gözönünde tutması gerektiği hâlde bunun aksine pek çok sivil vatandaş ile güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olmuş şiddet eylemlerinin faili bir terör örgütünün talimatlarına uygun bir şekilde öz yönetim ilanına katılmıştır. Dolayısıyla belediye başkanı olan başvurucunun olay tarihi itibarıyla mevcut koşullar dikkate alındığında açıkça örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini savunan bir basın açıklamasının sonuçlarından haberdar olduğu hâlde söz konusu basın açıklamasına katıldığı ve destek olduğu kanaatine varılmıştır.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi -derece mahkemelerinin farklı menfaatleri dengelerken sahip oldukları takdir payını da gözeterek- ilk derece mahkemesinin ilgili ve yeterli gerekçelerle başvurucunun mahkûmiyetine karar vermesinin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık olarak kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir.   

Başvurucunun katıldığı basın açıklaması sonrasında yaşanan şiddet olaylarının vahim bir nitelik taşıması, bunun da ötesinde söz konusu düşünce açıklamasının çok sayıda güvenlik görevlisinin, sivil vatandaşın ölümüne ve yaralanmasına, ağır maddi kayıpların meydana gelmesine neden olan çatışmaların yaşandığı bir dönemde örgüt talimatıyla icra edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılması şeklindeki müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği gibi orantılı da olduğu, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

---

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

S. N. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/20156)

 

Karar Tarihi: 18/5/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 2/8/2022-31911

 

GENEL KURUL

 

KARAR

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

S. N.

Vekilleri

:

Av. Sertaç EKE

 

 

Av. Mehmet Emin AKTAR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun bir basın açıklamasına dinleyici olarak katılmasının terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyette delil olarak kullanılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tanık dinletme taleplerinin hukuka aykırı bir şekilde reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, bir basın açıklamasına katılmaktan dolayı başvurucunun tutuklanması ve hapis cezasıyla cezalandırılması nedeniyle de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/6/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

8. Birinci Bölüm tarafından 15/9/2021 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

10. PKK, yaklaşık kırk yıldır Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yoğun olmak üzere ülkenin tümünde pek çok sivil vatandaş ile güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olmuş şiddet eylemlerinin faili bir terör örgütüdür. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş, tartışmasız bir olgudur (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, § 74, PKK terör örgütü hakkında ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-15).

11. PKK, kuruluşundan itibaren örgütlenmesinde birçok kez değişiklik yapmış; bu bağlamda farklı isimlerle (KADEK, Kongra-Gel, TÜDEK, KKK, KCK, PJAK, PÇDK, PYD, ARGK, ERNK, HPG, HRK, TAK, YPG gibi) gerek Türkiye'de gerekse yurt dışında silahlı/silahsız eylem ve faaliyetlerine devam etmiştir. Bu bağlamda PKK'nın Türkiye'nin yanı sıra -özellikle Orta Doğu ve Avrupa'da bulunan- diğer bazı ülkelerde de örgütlendiği, geçmişte ve günümüzde başta Irak'ın kuzeyi ve Suriye olmak üzere komşu ülkelerde kamplarının olduğu, PKK ile mücadele kapsamında güvenlik güçlerince bu kamplara ve buralardaki teröristlere yönelik birçok kez sınır ötesi harekât gerçekleştirildiği bilinmektedir (Gülser Yıldırım (2), § 16).

12. PKK'nın gerçekleştirdiği terörist şiddet bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır bir tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 18).

13. Türkiye'de uzun süredir devam eden, PKK'nın neden olduğu şiddetin ve terör olaylarının sona erdirilmesi amacıyla Hükûmet tarafından 2012 yılının sonlarından itibaren demokratik açılım adı verilen bir süreç başlatılmıştır. Çözüm süreci olarak da isimlendirilen ve yaklaşık üç yıl devam eden süreçte şiddet ve terör olayları önemli ölçüde azalmıştır. Güvenlik güçlerinin daha sonra yayımlanan raporlarına bakılırsa bu dönemde PKK terör örgütü bazı şehirlerde silah ve mühimmat yığınağı yapmış, 2015 yılının ortalarından itibaren terör ve şiddet bu kez şehirlerde baş göstermiştir (Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 10).

14. Şırnak'ın Cizre, İdil, Silopi ilçeleri, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesi, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçeleri, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçeleri ile Muş'un Varto ilçesinde PKK terör örgütü tarafından cadde ve sokaklara hendekler kazılarak barikatlar kurulmuş; buralara patlayıcılar yerleştirilerek bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet kurulmaya çalışılmıştır. Yaklaşık on ay süren şiddet olayları daha sonra hendek olayları olarak adlandırılmıştır. Hendek operasyonları, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğünce PKK mensuplarına karşı ortak olarak gerçekleştirilen, başta Sur, Cizre ve Nusaybin olmak üzere on bir şehirde yürütülen askerî operasyonlardır (Ayşe Çelik, § 11).

15. Güvenlik güçleri, anılan yerlere halkın girişini ve bu yerlerden çıkışını engellemek isteyen terör örgütü mensuplarına operasyon düzenlemiş ve terör örgütü mensuplarıyla çatışmaya girmiştir. Bu operasyonların gerçekleştirildiği bölgelerin bazılarında sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazıları geçici süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Bu kapsamda terör örgütü üyelerinin yakalanarak halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla anılan il ve ilçelerin bir kısmında sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş fakat güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların sona ermesinin ardından söz konusu yasaklar kaldırılmıştır (Ayşe Çelik, § 12).

16. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaşanan kayıpların büyüklüğü konusunda 2016 yılının Mayıs ayında bazı resmî görevlilerin açıklamalarına göre en az 2.500 terörist öldürülmüş, 480 güvenlik görevlisi de şehit olmuş, ayrıca 4.000'in üzerinde güvenlik görevlisi de yaralanmıştır. Açık kaynaklarda yer alan, resmî olmayan ve doğrulanmamış bazı açıklamalara göre 100'ün üzerinde sivil hayatını kaybetmiş, 1.000'in üzerinde sivil ise yaralanmıştır. Buna ilave olarak en az 400 bin kişinin çatışma bölgelerinden başka bölgelere göç etmek zorunda kaldığı ileri sürülmüştür. Kesin rakamların yer aldığı resmî bir açıklama bulunmadığı gibi bu konuda güvenilir ve bağımsız herhangi bir rapor da Anayasa Mahkemesinin bilgisine sunulmamıştır (Ayşe Çelik, § 13).

17. Hendek olaylarının yaşandığı dönemlerde ilk olarak 10/8/2015 tarihinde Şırnak il merkezinde, daha sonra 12/8/2015 tarihinde Şırnak'ın Cizre ve Silopi ilçeleri ile Mardin'in Nusaybin ilçesinde, 13/8/2015 tarihinde Muş'un Varto ve Bulanık ilçelerinde, 14/8/2015 tarihinde Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Siirt il merkezinde, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde, 15/8/2015 tarihinde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde, Bitlis'in Hizan ilçesinde, İstanbul'un Gazi ve Gülsuyu Mahallelerinde, Batman il merkezinde, Van'ın Edremit ve İpekyolu ilçelerinde, 18/8/2015 tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesinde, 19/8/2015 tarihinde Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde öz yönetim ilanları yapılmıştır.

B. Başvurucuya İlişkin Süreç

18. 1968 doğumlu olan başvurucu, başvuruya konu olayın meydana geldiği tarihte Diyarbakır'ın Sur ilçesi belediye başkanıdır.

19. Başvurucunun hendek olaylarının başladığı dönemlere denk gelen,14/8/2015 tarihinde katılmış olduğu bir basın açıklaması dolayısıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır. Başvurucu anılan soruşturma kapsamında 19/8/2015 tarihinden itibaren üç gün gözaltında tutulduktan sonra 22/8/2015 tarihinde tutuklanmıştır. Cumhuriyet savcısı 31/12/2015 tarihli iddianamesi ile başvurucunun devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Yargılama Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) yürütülmüş; başvurucu, yargılama sırasında 8/3/2016 tarihinde tahliye edilmiştir. 4/5/2017 tarihinde Mahkeme, başvurucunun PKK terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar vermiştir.

20. İlk derece mahkemesi; kararında önce PKK terör örgütü ve yapısı, başvurucunun katıldığı basın açıklamasının niteliği, basın açıklaması öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar hakkında ayrıntılı açıklamalar yapmıştır. Somut olayın değerlendirilmesi bakımından önem taşıyan söz konusu açıklamalara öncelikle değinilmesi gerekir.

21. PKK terör örgütü zaman içinde stratejisinde, eylem metotlarında ve yapılanma biçiminde bazı değişikliklere gitmiştir. Örgüt 2007 yılına gelindiğinde yeni yapılanmasının KCK (Koma Civakên Kurdistan-Kürdistan Topluluklar Birliği) olduğunu duyurmuştur. PKK, bu yapılanmasını aktif hâle getirmek için öncelikli olarak özerk, daha sonra konfederal ve son aşamada ise bağımsız bir devlet kurma amacına yönelik planlamalar yapmış; bu planlamaları hayata geçirilebilmek için ise parça örgütlenme yöntemini seçmiştir. Ülkemizdeki parça örgütlenme, KCK/TM (KCK Türkiye Meclisi) adıyla anılmış; bu yapılanma birçok alt yapılanmalarını ayrıca oluşturmuş, ardından özerk bir yönetim tesis etmeye yönelik çabaları yoğunlaştırmıştır.

22. KCK yapılanmasına geçişle birlikte PKK, önceki dönemlerden farklı olarak yazılı bazı metinler oluşturmak suretiyle örgütlenmesini ve faaliyetlerini hayata geçirmeye çalışmış; bu kapsamda "KCK Sözleşmesi" olarak adlandırılan ve 2008 yılından itibaren örgütle bağlantılı internet sitelerinde duyurulan bir metni temel metin olarak kabul etmiştir.

23. Mahkeme bu tespitler sonrasında KCK Sözleşmesi'ni incelemiş ve somut olay bağlamında önem taşıdığı için öz yönetimlerin KCK Sözleşmesi'ndeki yerine dair bazı açıklamalarda bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, sözleşme maddelerinden yola çıkarak öz yönetimin KCK Sözleşmesi'nde düzenleme altına alındığını belirtmiş ve anılan metnin bazı maddelerine kararında yer vermiştir. Öte yandan Mahkeme, PKK terör örgütünün sonuç bildirgelerinde öz yönetim hakkında açıklamalar yapıldığını belirtmiş ve bu noktada çeşitli bildirge metinlerine kararında yer vermiştir. Bunun yanında bazı soruşturmalarda ele geçirilen dokümanlarda öz yönetim hakkında bilgiler bulunduğunu belirtmiş ve 30/9/2013 tarihinde yakalanan ve haklarında Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapılan iki terör örgütü üyesinin üzerinde KCK Yürütme Konseyinin talimatlarını içeren dokümanlara kararında yer vermiştir.

24. Mahkeme bu açıklamalar sonrasında öz yönetimlerin ilan edildiği zamanlamaya dikkat çekmiş, ilanlar yapılmadan önce açıklanan örgüt çağrılarını ayrıntılarıyla anlatmıştır. Açıklamalar şu şekildedir:

i. PKK terör örgütü bağımsız bir devlet kurma hedefini gerçekleştirmek için dört aşamalı bir plan yapmıştır. Planın 3. aşamasını "devrimci halk savaşı çıkarma" olarak belirlemiştir. PKK, bu aşamanın bir uygulaması olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki bazı yerleşim yerlerinde cadde ve sokaklara hendekler kazıp barikatlar kurmak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirmek suretiyle öz yönetim adı altında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır (bkz. §§ 12-16).

ii. "KCK: Hiç Gecikmeden Derhal Mücadele Yükseltilmeli" başlığıyla 25/7/2015 tarihinde KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı tarafından yapılan açıklama şöyledir:

"Şu anda yapılması gereken tek yol vardır. Bu da demokrasi güçlerinin bir araya gelerek ittifaklarını genişletip Erdoğan’ın faşist ve çete güruhuna karşı demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi'ni yükseltmek olmalıdır. II. Dünya Savaşında faşizme karşı 'Geçemeyecekler' sloganıyla demokrasi güçlerinin ayağa kalkarak direnişe geçmesi gibi demokratikleşme ve köklü barış sloganıyla demokrasi güçlerinin mücadelesi yükseltilmelidir. Kuşkusuz soyut ve politik hedefi olmayan barış söylemi yerine, demokratikleşme, Kürt sorununun çözümü ve kalıcı barış sloganının esas alınması mücadeleyi demokratikleşme ve tüm sorunların çözümünü sağlatan düzeye kavuşturacaktır. Bu temelde Türkiye'nin demokratikleşmesi ve tüm sorunların çözümünü sağlatmak hedef alınmalıdır. Halklarımızı ve demokrasi güçlerini hiç gecikmeden derhal mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz."

iii. 7/8/2015 tarihinde, terör örgütü güdümünde yayın yapan internet sitelerinde "YDGH [PKK terör örgütünün gençlik yapılanması] ve YDG-K; Sokakları dökülüp öz savunma yapalım, bütün birimlerimiz alanlarda kalmalı; nöbet tutmalı" ve "Yapılan katliamın hesabı verilene kadar bizler YDG-H ve YDG-K olarak; alanlarımızdan ayrılmayacağız ve alanlarımızı özgürleştireceğiz. Bütün birimlerimiz devlet hesap verene kadar alanlarda kalmalı ve alanları özgürleştirmelidir. Süreç devrimci halk savaşını gerektiriyorsa bunun öncülüğünü yapacak olan gençliktir. Bu temelde bütün yurtsever devrimci, demokratik, sosyalist gençliği öz savunma temelinde tutuklamalara karşı gezi ve 6-8 Ekim Kobanê direniş ruhuyla meydanlara dökülmeye, sokak sokak nöbet tutmaya ve serhildanları yükseltme temelinde aktif mücadeleye çağırıyoruz. Devrimci halk savaşına öncülük yapacak güç gençliktir. Önderliğimiz ve halkımızı özgürleştirene kadar öz savunmamıza devam edeceğiz ve alanlarımızı koruyacağız." şeklinde iki açıklama yapılmıştır.

iv. 8/8/2015 tarihinde, "AKP’yi Durdurmanın Tek Yolu Topyekün Direniştir, Öz Savunmayı Geliştirmek Her Zamankinden Elzemdir" şeklinde bir başlıkla PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir internet sitesinde yayımlanan ve KJK'ya (PKK terör örgütünün kadın yapılanması) ait olduğu belirtilen açıklama şöyledir:

"Halkımız faşizmin bu hamlesine büyük bir direniş hamlesi ile yanıt vermelidir. Varlığını koruma ve özgürleştirme temelinde örgütlenerek her türlü saldırıya ve saldırı girişimine karşı kendini savunmalıdır. Bütün yaşam alanlarının mevcut durumda tehdit altında olduğunun bilinciyle hareket edilmelidir. Gerekirse 24 saat nöbet tutulmalıdır. Her alanda AKP’nin saldırılarına karşı öz savunmayı geliştirmek, her zamankinden daha elzemdir. Saldırı altındaki bir varlığın kendini savunması kadar doğal ve meşru bir hak yoktur. Burada gayrı meşru olan Kürdistan’ın her türlü işgalidir. Bilinmelidir ki, mevcut durumda kendisinin de herhangi bir yasal meşruiyeti olmayan AKP hükümeti, Kürdistan’da savaş suçu ve insanlık suçu işlemektedir. Bütün halkımızla birlikte Türkiye’deki demokratik kamuoyu da bu bilinçle hareket edip direnişe ortak olup ayağa kalkmalıdır. Kürt halkı ile dayanışma için değil; kendisi, ülkesinin geleceği için. Çünkü bugün tam bir savaş alanına dönüştürülen Kürdistan’da uğruna mücadele edilen, bütün Türkiye’nin geleceğidir. AKP faşizmi, bugün Kürdistan’da kendi varlık-yokluk savaşını vermektedir. O nedenle Artvin’den Silopi’ye, İstanbul’dan Ağrı’ya faşizme geçit vermeyecek büyük bir direniş cephesi gereklidir."

v. 9/8/2015 tarihinde, PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir internet sitesinde "Halkımız Ayaklanarak Kendi Sistemini Örmeli" şeklinde bir başlıkla haber yapılan ve PAJK (PKK terör örgütünün en üst kadın yapılanması) Koordinasyon Üyesi R.A.ya ait olduğu belirtilen açıklama şu şekildedir:

"Kürdistanlı halklar olarak siyasi çözümlerimiz var ve uygulayacağız. Dokuz boyutla; ekonomi, eğitim, öz savunma, sağlık vb. alanlarda bütünüyle yaşamımızı örgütleriz. Bu anlamda artık Kürt halkının da kendi öz iradesiyle kendi yönetimini ortaya çıkarabilmesi ve 'ben nasıl yaşamak istiyorum, ne yapmak istiyorum' diye iyi düşünmesi, sorgulaması ve kendi irade beyanını ortaya çıkarması gerekiyor. Bu yüzden halkımız mahalesini, ülkesini koruyabilmelidir. Kendimizi örgütledikçe gücümüzü de ortaya çıkarmış oluruz. Bu anlamıyla alternatifsiz değiliz. Halkımız hem Rojava’da hem de Kuzey Kürdistan’da kendisini nasıl yöneteceğini defalarca beyan etmiştir, bunu ete kemiğe büründürmenin zamanı gelmiştir."

vi. 11/8/2015 tarihinde, PKK güdümünde faaliyet gösteren bir TV kanalına verdiği bir röportajda KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı C.B. nin yaptığı açıklama şöyledir:

"Halk için özyönetimden başka çare kalmamıştır, halkımız özyönetimi desteklemeli, parlamentonun geliştiremediği demokrasiyi bizim geliştirmemiz gerekir, Türk devletini özyönetim iradesini tanımaya ve savaş ortamından çıkmaya çağırıyoruz."

vii. 12/8/2015 tarihinde, PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir internet sitesinde şu şekilde bir açıklama yapılmıştır:

"KCK: Kürt halkı için özyönetimden başka seçenek kalmadı. Halklarımızın demokratik iradesi kazanacak, yerel demokrasiyi inşa etme girişimlerine saldıran merkeziyetçi totaliter sistemde ısrar edenler ise kaybedeceklerdir. Tüm toplum özyönetimleri desteklemeli, AKP hükümeti ve demokrasi düşmanı Cumhurbaşkanının tutumu ve halka yönelik saldırı politikası karşısında Silopi, Cizre, Nusaybin ve Şırnak Halk Meclisleri, bundan sonra devlet kurumlarını tanımayacaklarını ve onlarla hiçbir işlerinin olmadığını, kendi işlerini kendilerinin yapacağını; kendi özyönetimlerini kuracaklarını ilan etmişlerdir. Özyönetimlerine saldırıldığı takdirde meşru öz savunma haklarını kullanacaklarını açıklamışlardır. Önder Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin makul çözüm yaklaşımlarını istismar eden, demokratik siyasal çözümü reddeden, Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde Türkiye'nin tüm sorunlarının çözümü yerine tekçi ulus-devletçi anlayışta ısrar eden; demokratik ulus anlayışıyla geliştirilmek istenen yerel demokrasi tanımayan bir siyasi zihniyet karşısında Kürdistan halkı için başka bir seçenek kalmamıştır. Bu nedenle Halk Meclislerinin özyönetim ilanlarını haklı buluyor ve destekliyoruz. Tüm demokrasi güçlerini ve demokrasi ihtiyacı olan tüm toplulukları da halklarımızın bu iradesini anlamaya ve desteklemeye çağırıyoruz. Kürt halkının; yerelden demokrasiyi geliştirme, kendi kendini yönetme, bu temelde Türkiye'yi demokratikleştirme ve tüm Türkiye halklarını ve toplumsal kesimleri özgür ve demokratik yaşama kavuşturma dışında başka bir amacı yoktur. Türkiye'deki siyaset kurumu Türkiye'yi demokratikleştirmeyi, yerel demokrasiyi tanıma iradesi ortaya koymayınca halklarımız böyle bir siyasi irade ortaya koymak zorunda kalmışlardır."

viii. 13/8/2015 tarihinde, PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan internet sitelerinde "KJK: Öz Yönetimin İlanı Demokratikleşme Yolunda Önemli Bir Adımdır" şeklinde bir başlıkla yayımlanan haber şöyledir:

"KJK Koordinasyonu: Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin halk meclislerinin bundan böyle devlet kurumlarını tanımayacakları ve kendi öz yönetimlerini geliştirecekleri yönde yaptıkları açıklamayı KJK olarak selamlıyor ve destekliyoruz. Ortaya konulan bu irade, demokratikleşme yolunda önemli bir adım olarak anlaşılmalı ve desteklenmelidir. Demokrasiye tamamen kapalı olduğunu bu şekilde gözler önüne seren AKP hükümetinin daha da derinleştirmeye çalıştığı antidemokratik, merkeziyetçi, tekçi, otoriter, faşist sistem bu aşamada artık hiçbir biçimde kabul edilemez hale gelmiştir. İşgalci, sömürgeci ve soykırımcı zihniyetin sistemi karşısında Kürt halkı açısından öz yönetimden başka bir seçenek kalmamıştır. Zira mevcut aşamada ancak yerelde kendi demokrasini geliştirerek merkeziyetçi faşizme karşı durulabilir. Öz yönetimse varlığını savunmak ve özgür yaşamı inşa etmek anlamını taşımaktadır. Bu bağlamda halkımız, yaşamını bir bütünen kendi yönetmeli, bunun için gerekli demokratik mekanizmaları inşa etmeli, AKP devletinin saldırılarına karşı kendi öz savunmasını geliştirmelidir. Var olan resmi kurumların meşruiyetini yitirdiği yerde öz örgütlülük, öz yönetim ve öz savunmayı geliştirmek kadar meşru, doğal ve kutsal bir hak yoktur. Gerçek demokrasi aktif inşayı gerektirir. Bu temelde başta kadınlar olmak üzere Kürt halkını ve bütün demokrasi güçlerini inşa mücadelesi etrafında birleşmeye ve faşizme karşı durmaya çağırıyoruz."

ix. 13/8/2015 tarihinde, PKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir internet sitesinde şu şekilde bir açıklama yapılmıştır:

"KCK: Kürdistan ve Türkiye halkları bu katliamlara karşı sessiz kalmamalı, AKP hükümeti Kürtlere tam bir işgalci hükümet gibi yaklaşıyor. Devletin atanmış valileri ve kaymakamları o ilin seçilmiş milletvekilleri tarafından arandığında bile bir yanıt alamıyor. Öyle ki, atanmışlar seçilmiş milletvekillerine bile düşman gözüyle bakıyorlar. Kürdistan'da ormanlar yanıyor, hiçbir devlet kurumu kılını kıpırdatmıyor. Devletin askeri ve polisi evleri rahatlıkla yakıyor, hastaneye götürülen yaralıların götürülüşünü engelliyor. Bu durum karşısında da halkın kendi kendini yönetmesi ve savunması dışında bir çare kalmıyor. Kendini korumayan, kendine saldıran devlete karşı öz savunma yapmak zorunda kalıyor. Türk devleti Türkiye'de yaşayan herkesin devleti olamıyor. AKP hükümeti ise sadece kendi yandaşlarının hükümeti gibi hareket ediyor. Bu durum karşısında Kürtlere ve tüm farklı toplumsal kesimlere kendi işlerini kendi yapmaktan başka seçenek kalmıyor. Silopi ve Gever katliamları, Botan halkının, Gever halkının ve diğer yerlerin kendi kendini yönetme kararlarının ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.”

25. 14/8/2015 tarihinde Sur'da, öz yönetim ilanı niteliğini taşıyan ve "Sur Halk Meclisi tarafından Demokratik Kamuoyuna" şeklinde başlayan bir metin G.Ö. tarafından basın açıklaması yapılarak okunmuştur. Söz konusu basın açıklamasına Sur Belediyesi başkanı olan başvurucunun, Sur Belediyesi eş başkanı olan F.Ş.B.nin, Demokratik Bölgeler Partisi Sur ilçe başkanı olan A.R.Ç.nin ve diğer bazı kişilerin katıldığı anlaşılmıştır. Okunan metnin içeriği şöyledir:

"Bizler Kürdistan'da yaşayan halklar olarak Türkiye Cumhuriyet Devleti kurulduğu tarihten günümüze kadar bu ülke toplarında hep özgür birlikte yaşamdan yana tercihimizi yaptık. Özgür ve herkesin kendi kimlikleriyle kendini ifade edebileceği demokratik bir toplum için başta kürtler olmak üzere halklar hep bir mücadele ve direniş içinde oldu. Ancak her seferinde devletin katı ve tekçi yaklaşım ve saldırılarıyla karşı karşıya kalındı. Devletin varlığına karşı olmadık ancak şu bilinmeli ki devlet dışında bir de demokratik toplum diye bir gerçeklik vardır. Gerçek anlam da demokrasi toplumun iradesinin ortaya çıkartılmasıdır. Toplum farklı kesimlerden, halklardan, kimliklerden, topluluklardan oluşmaktadır. Demokrasi de sadece devletin insafına terkedilecek bir şey olmadığı gibi, sadece bir topluluğun iradesi de değildir. Aksine farklı kimliklerin, inançların ve toplulukların öz iradelerini özgür ve örgütlü biçimde beyan etmesidir. Bu nedenle topluma yönelik geliştirilen devlet baskısına karşı ve örgütlü biçimde beyan etmesidir. Bu nedenle topluma yönelik geliştirilen devlet baskısına karşı halklar ve toplumun tüm farklı kesimleri olarak varlığımızı koruma ve özgürlüğümüzü sağlama temelinde bu baskılara karşı iradesini ortaya koyma gibi ciddi bir durumla karşı karşıyayız. İrade beyanı ve tutum alma devlet karşıtlığı ve bölünme olarak kesinlikle anlaşılmamalıdır. Bizler kürdistani halklar olarak kendi dilimiz ve kültürümüzle kendimizi öz yerel irademizle yönetmek istiyorsak buna saygı duyulmalı ve desteklenmelidir. Devletin ve AKP hükümetinin topluma yönelik topyekün saldırılarına karşın demokratik direniş temelinde kendi öz irade ve yönetimimizi geliştirmeyi acil bir gereklilik olarak görüyoruz. Özellikle Kürdistan gençliği, kadını, sivil toplum örgütleri ve tüm farklılıklar demokratik ulus ve özyönetimin güçlendirilmesi ve kendi alternatifini yaratma mücadelesine her düzeyde aktif katılmalıdır. Devletin ve meşru olmayan AKP hükümetinin 'herkes benim emrimde olmalı ve istediğim şekilde hareket etmeli' dayatmasını kabul etmemiz mümkün değil. Bizler merkezden dayatılan, Ankara'dan toplumla uyuşmayan her şeyi yapmak zorunda değiliz. Bizler devletin atadığı vali ve kaymakamlar tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bizler kürt halkı olarak demokratik ve meşru yöntemlerle kendimizin seçtiği yönetimler tarafından yönetilmek istiyoruz. Bu nedenle biz artık kendimizi ve kentimizi öz yönetimimizle yönetmek istiyoruz. 20. yy boyunca uygulanan tekçi, ulus devlet zihniyetinin halkların taleplerine cevap olmadığı her yönüyle ortaya çıkmıştır. Çözüm üretmeyen bu tekçi ulus devlet zihniyetinin giderek toplumsal iradeyi hiçe saymış ve topluma nefes almaz duruma getirmiştir. Son birbuçuk ayda yaşananları bile göz önünde bulundurursak yaşanan yüz yıllık tarihsel süreci adeta özetler niteliktedir. Türkiyeli halklar ve Kürdistan halkının mevcut gerici 12 eylül anayasasının belirlediği eşit olmayan koşullarda gerçekleşen seçimlerde bile ortaya çıkan sonuçlara tahammül edilmemektedir. Biz oy veren yurttaşlara yönelik her türlü hakarete bulunulmakta 'şerefsiz, alçak' demeye kadar varan sınır tanımaz bir saldırgınlık sergilemektedir. Yaptığımız demokratik oy kullanma tercihimizden dolayı devletin ve meşru olmayan hükümetin yetkilileri her fırsatta hiç çekinmeden bütün kamu oyu önünde 'bunun bedelini ağır ödeyecekler' vb ağır tehditlerde bulunulmakta vebir bütün olarak topluma bedel ödetme pratiği sergilenmektedir. Keza son bir buçuk ayda binleri aşan gözaltı, tutuklama sokak orasında infazlar, köy yakma ve boşaltmalar, ormanların ateşe verilmesi, cenazelere dahi işkence yapılarak ailelerine verilmemesi yaşanan süreci ve tekçi zihniyetin topluma karşı topyekün savaş ilanının ve ülkeyi nereye götürmek istediklerinin açık ifadesidir. Devlet ordusu ve polisi ile vatandaşı korumak yerine katlediyorsa, mahkeme ve hukukuyla adaleti sağlamak yerine meşru taleplerini dile getiren herkesi terörize ederek cezalandırıyorsa, anayasasıyla farklılıkları korumak yerine yok sayarak tasfiye ediyorsa, doğuştan gelen ana dil ve öz kimlikleri reddedilerek bölünme paranoyasına dönüştürülüyorsa bu rejim bizleri kapsamamakta ve temsil etmemektedir. Bizleri temsil etmeyen bu rejim ve tüm kurumlarını meşru görmediğimizi açıkça beyan ediyoruz. Bizler Sur ilçesinde yaşayan seçilmiş demokratik kent meclisi olarak faşizan ve meşru olmayan rejime karşı toplumun öz yönetimi olarak kendimizi beyan ediyoruz. Seçilmiş kent meclisi olarak halkımıza yönelik geliştirilen topyekün imha rejimine karşı tutum olarak bugünden itibaren kentimizi öz irade ve özyönetimimizle yöneteceğimizi ilan ediyoruz. Bütün kamuoyunu bu haklı ve meşru irade beyanımızı tanımaya ve sahiplenmeye çağırıyoruz. Sur Halk Meclisi"

26. Sur'da gerçekleşen öz yönetim açıklamasından sonra PKK ve bağlı birimleri tarafından öz yönetime sahip çıkılması gerektiği yönünde birçok açıklama yapılmış, hatta bunlardan birinde Sur'da yapılan öz yönetime sahip çıkılması çağrısı açıkça yer almıştır.

27. Öte yandan 14/8/2015 tarihindeki öz yönetim ilanının hemen bir gün sonrasında başlamak üzere Sur'da birçok terör eylemi yaşanmaya başlamıştır. PKK terör örgütü mensuplarınca Sur'a bağlı Hasırlı, Cemal Yılmaz, Savaş, İskenderpaşa, Fatihpaşa ve Dabanoğlu Mahallelerinde hendekler kazılıp barikatlar kurulmuş; barikatlara patlayıcı maddelerle tuzaklamalar yapılmış, güvenlik güçlerinin öz yönetim ilan edilen Sur'a girişini engellemek amacıyla silahlı mücadeleye girişilmiştir.

28. Silahlı mücadelenin başlaması üzerine farklı tarihlerde Sur'da sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş, güvenlik güçlerince bu süreçte Sur'un terör örgütü mensuplarından temizlenmesine yönelik operasyonlar yapılmıştır. Yapılan operasyonlarda 64 PKK terör örgütü mensubu ölü olarak ele geçirilmiş, 17'si yaralı olmak üzere 67 örgüt mensubu da güvenlik güçlerine teslim olmuştur. Sur'da terör örgütü mensuplarından temizlenen bölgede 138 uzun namlulu silah, 29 tabanca, 48 av tüfeği, 8 kurusıkı tabanca, 19 roketatar, 843 roketatar mühimmatı, 626 şarjör, 70.070 mermi, 212 el bombası, 80 el yapımı patlayıcı, 100molotof kokteyli ve 16 havai fişek ele geçirilmiştir. Öte yandan yapılan operasyonlar sırasında 66 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, 549 güvenlik görevlisi ise yaralanmıştır. Sur'da gerçekleşen terör eylemleri nedeniyle 20.495 kişi ikametgâhını terk etmek zorunda kalmıştır. 15/8/2015 tarihinde başlayan çatışmalar 12/3/2016 tarihine kadar devam etmiştir.

29. İlk derece mahkemesi bu tespitler sonrasında son olarak sanıkların eylemlerinin hukuki olarak nitelendirilmesi noktasında açıklamalar yapmıştır. Mahkûmiyete ilişkin karar istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai karardan 16/5/2018 tarihinde haberdar olduğunu belirtmiş; 14/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

30. İlgili mevzuat için bkz. Metin Birdal, § 74, §§ 28-30; Hasan Akboğa [GK], B. No: 2016/10380, 27/3/2019, §§ 19-25.

2. Yargıtay Kararları

31. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun öz yönetim ilanı hakkındaki 23/6/2020 tarihli ve E.2017/16-747, K.2020/310 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"PKK/KCK silahlı terör örgütüne müzahir internet siteleri ve diğer internet siteleri üzerinde yapılan açık kaynak araştırmalarında; 'Bestanuce' isimli internet sitesinde 08.08.2015 tarihinde 'KJK: AKP'nin saldırılarını durdurmanın tek yolu topyekûn direniştir' başlığı ile haber yapıldığı ve devamında 'Öz savunmayı geliştirmek her zamankinden elzemdir, …KJK, halkımız faşizmin bu hamlesine büyük bir direniş hamlesi ile yanıt vermelidir. Varlığını koruma ve özgürleştirme temelinde örgütlenerek her türlü saldırıya ve saldırı girişimine karşı kendini savunmalıdır. Bütün yaşam alanlarının mevcut durumda tehdit altında olduğunun bilinciyle hareket etmelidir. Gerekirse 24 saat nöbet tutmalıdır.' şeklinde alt başlıkların açıldığı; 'ANF News' isimli internet sitesinde 12.08.2015 tarihinde, 'KCK Kürt halkı için öz yönetimden başka çare kalmadı' başlığıyla haber yapıldığı, 'KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı, Kürdistan’daki Halk Meclislerinin öz yönetim ilanlarını destekleyerek AKP iktidarının ulus devlette ısrarı karşısında Kürt halkı için öz yönetimden başka seçenek kalmadığını duyurdu' şeklinde alt başlıkların açıldığı; 'ANF News' isimli internet sitesinde 13.08.2015 tarihinde, 'KJK öz yönetim ilanı demokratikleşme yolunda önemli bir adımdır' başlığı ile 'KJK Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin'de öz yönetim ilanında ortaya konulan irade, demokratikleşme yolunda önemli bir adım olarak anlaşılmalı ve desteklenmelidir.' şeklinde bazı il ve ilçelerde bu özerklik ilanlarının benimsenmesi, özendirilmesi ve artırılması yönünde talimat niteliğinde haberlerin yapıldığı,

13.08.2015 tarihinde sanık M.D.'nin basın açıklaması niteliğindeki duyurusunun; Devletin ve AK Parti hükûmetinin topluma yönelik topyekûn saldırılarına karşı demokratik direniş temelinde, kendi öz irade ve yönetimlerinin geliştirmeyi acil görev gördüklerini, 'Kendimizi ve kentimizi yönetmek istiyoruz, bizler merkezden dayatılan, Ankara'dan toplumla uyuşmayan her şeyi yapmak zorunda değiliz. Bizler devletin atadığı vali ve kaymakamlar tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bizler Kürt halkı olarak demokratik ve meşru yöntemlerle kendimizin seçtiği yönetimler tarafından yönetilmek istiyoruz. Bu nedenle biz artık kendimizi ve kendimizi öz yönetimimizle yönetmek istiyoruz. Rejim ve kurumlarını meşru görmüyoruz, Devlet mahkeme ve hukukuyla adaleti sağlamak yerine meşru taleplerini dile getiren herkesi terörize ederek cezalandırıyorsa, Anayasayla farklılıkları korumak yerine yok sayarak tasfiye ediyorsa, doğuştan gelen ana dil ve öz kimlikleri reddederek bölünme paranoyasına dönüştürüyorsa, bu rejim bizleri kapsamamakta ve temsil etmemektedir. Bizleri temsil etmeyen bu rejim ve tüm kurumlarını meşru görmediğimizi açıkça beyan ediyoruz. Bugünden itibaren kendimizi yönetiyoruz, Bizler Varto'da yaşayan seçilmiş Demokratik Kent Meclisi olarak, faşizan ve meşru olmayan rejime karşı toplumun öz yönetimi olarak kendimizi beyan ediyoruz. Seçilmiş kent meclisi olarak halkımıza yönelik geliştirilen topyekûn imha rejimine karşı tutum alarak bugünden itibaren kentimizi öz irade ve öz yönetimimizle yöneteceğimizi ilan ediyoruz" şeklinde olduğu,

'haberler.com' isimli internet sitesinde 13.08.2015 tarihinde; 'KCK talimat verdi, 3 gün içinde 7 ilçede öz yönetim ilan etti' başlığı ile haberin yayımlandığı, haberin devamında Varto’da öz yönetim ilan edildiğinin, Muş'ta bir günde 2 ilçede öz yönetim ilan edildiğinin belirtildiği, yine aynı tarihli örgüte müzahir 'ANF News' ve 'Bestanuce' isimli internet sitelerinde Varto'daki özerklik ilanının duyurulduğu, sanık M.D'nin açıklamasındaki bazı bölümlerin de haberlere eklendiği,

...

İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün dosya arasında bulunan 24.11.2015 tarihli raporuna göre, PKK/KCK silahlı terör örgütünün 24.07.2015 sonrası süreçte bilinçli bir şekilde Demokratik Özgürlük söylemini gündemde tutmaya çalışarak, özgüre müzahir basın yayın araçları üzerinden 'Kürtler için özerlikten başka seçenek kalmadı' şeklinde açıklamalarda bulunulduğu, 09.08.2015 tarihinde Mardin ili, Nusaybin ilçesinde, 10.08.2015 tarihinde Şırnak il merkezinde, 12.08.2015 tarihinde Hakkari ili, Yüksekova ilçesinde, 13.08.2015 tarihinde Muş ilinin, Bulanık ve Varto ilçelerinde, 14.08.2015 tarihinde Hakkari il merkezinde, 14.08.2015 tarihinde Van ilinin, Merkez İpekyolu ve Edremit ilçelerinde, 15.08.2015 tarihinde Batman il merkezinde, 15.08.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Sur ilçesinde, 16.08.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Silvan ilçesinde, 17.08.2015 tarihinde Şırnak ili, Cizre ilçesinde, 18.08.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Lice ilçesinde, 18.08.2015 tarihinde Ağrı ili, Doğubeyazıt ilçesinde, 19.08.2015 tarihinde Bitlis ili, Hizan ilçesinde, 28.08.2015 tarihinde Adana ili, Seyhan ilçesi, Fırat Mahallesinde, 08.09.2015 tarihinde Adana ili, Seyhan ilçesi, Gülbahçe Mahallesinde, 16.09.2015 tarihinde Adana ili, Seyhan ilçesi, İsmet Paşa Mahallesinde, 08.10.2015 tarihinde Ağrı il merkezinde, 12.10.2015 tarihinde Van ili, Erciş ilçesinde öz yönetim ilanında bulunulduğu, özerklik ilanında bulunan şahısların halk meclisi, kent meclisi, demokratik toplum meclisi, demokratik halk meclisi isimlerini kullanarak bu eylemlerini gerçekleştirdikleri, bu tabirlerin PKK/KCK silahlı terör örgütünün örgütsel yapılanması kapsamında faaliyet gösteren birimler olduğu ayrıca bu eylemlerin sadece özerklik ilanı ile kalmadığı, 2015 yılının Ağustos ayı içerisinde özellikle ve devam eden aylarda, şehir merkezlerine terör örgütü mensuplarının indiği, bir savaş hâlinin yaratılmaya çalışıldığı, hendekler kazıldığı, kazılan bu hendeklere, yollara, güvenlik güçlerinin geçiş güzergâhlarına, çok sayıda bomba döşenilerek patlatıldığı, bunlara ilişkin yapılan operasyonlarda pek çok güvenlik kuvveti personelinin şehit olduğu anlaşılmaktadır.

...

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

PKK/KCK silahlı terör örgütüne müzahir internet siteleri ve yapılan açık kaynak araştırmalarında; 'Bestanuce' isimli internet sitesinde 08.08.2015 tarihinde ''KJK: AKP'nin saldırılarını durdurmanın tek yolu topyekun direniştir' başlığı ile 'ANF News' isimli internet sitesinde 12.08.2015 tarihinde; 'KCK Kürt halkı için öz yönetimden başka çare kalmadı' başlığıyla, 'ANF News' isimli internet sitesinde 13.08.2015 tarihinde; 'KJK öz yönetim ilanı demokratikleşme yolunda önemli bir adımdır' başlığı ile 'KJK Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin'de öz yönetim ilanında ortaya konulan irade, demokratikleşme yolunda önemli bir adım olarak anlaşılmalı ve desteklenmelidir.' şeklinde bazı il ve ilçelerde bu özerklik ilanlarının benimsenmesi, özendirilmesi ve artırılması yönünde talimat niteliğinde haberlerin yapılması üzerine, 13.08.2015 tarihinde sanık M.D., Devletin ve AK Parti hükûmetinin topluma yönelik topyekûn saldırılarına karşı demokratik direniş temelinde, kendi öz irade ve yönetimlerinin geliştirmeyi acil görev gördüklerini [belirtip], 'Kendimizi ve kentimizi yönetmek istiyoruz, bizler merkezden dayatılan, Ankara'dan toplumla uyuşmayan her şeyi yapmak zorunda değiliz. Bizler devletin atadığı vali ve kaymakamlar tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bizler Kürt halkı olarak demokratik ve meşru yöntemlerle kendimizin seçtiği yönetimler tarafından yönetilmek istiyoruz. Bu nedenle biz artık kendimizi ve kentimizi öz yönetimimizle yönetmek istiyoruz. Rejim ve kurumlarını meşru görmüyoruz, Devlet mahkeme ve hukukuyla adaleti sağlamak yerine meşru taleplerini dile getiren herkesi terörize ederek cezalandırıyorsa, Anayasayla farklılıkları korumak yerine yok sayarak tasfiye ediyorsa, doğuştan gelen ana dil ve öz kimlikleri reddederek bölünme paranoyasına dönüştürüyorsa, bu rejim bizleri kapsamamakta ve temsil etmemektedir. Bizleri temsil etmeyen bu rejim ve tüm kurumlarını meşru görmediğimizi açıkça beyan ediyoruz. Bugünden itibaren kendimizi yönetiyoruz, Bizler Varto'da yaşayan seçilmiş Demokratik Kent Meclisi olarak, faşizan ve meşru olmayan rejime karşı toplumun öz yönetimi olarak kendimizi beyan ediyoruz. Seçilmiş kent meclisi olarak halkımıza yönelik geliştirilen topyekün imha rejimine karşı tutum alarak bugünden itibaren kentimizi öz irade ve öz yönetimimizle yöneteceğimizi ilan ediyoruz' şeklindeki açıklama metnini okuduğu, örgüte müzahir 'ANF News' ve 'Bestanuce' isimli internet sitelerinde Varto'daki özerklik ilanının duyurulduğu, sanık M.D.'nin açıklamasından bazı bölümlerin de haberlere eklendiği ve bu açıklamanın yapıldığı günden sonra Varto ilçesinde 15.08.2015 tarihinde MOBESE kameralarının uzun namlulu silahlar ile etkisiz hâle getirildiği, yol üstüne tüp içerisine bomba düzeneği yerleştirildiği, Halk Bankası inşaatı civarının çeşitli patlayıcı ve molotoflar ile ateşe verildiği, yüzleri kapalı ellerinde uzun namlulu silah ve bomba düzeneği olabileceğini değerlendirilen kişilerin yolu trafiğe kapatarak silahla çevreye ateş edildiğine yönelik görüntüler elde edildiği, ilçe merkezinde birkaç noktada eli silahlı leşker kıyafetli örgüt mensuplarının bulunduğu, 16.08.2015 tarihinde saat 08.30 sıralarında kent güvenliğinin sağlanması için Muş Valiliği tarafından Varto İlçe merkezinde ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağının ilan edildiği, aynı tarihte ilçe merkezinde örgüt mensuplarınca kazılan hendekler arkasına mevzilenmiş eli silahlı grupların görüntüsü alındığı ve 4 terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiği, ilçe merkezinde Hendekler civarında kısa süreli çatışma yaşandığı, yine durdurulan bir araç içinde; 9 adet Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 5 adet roketatar başlığı, çok sayıda Bixi (700 Adet) ve Kalaşnikof mermisi (4500 Adet), örgütsel dokümanlar ile leşker kıyafetlerin ele geçirildiği olayda;

Sanık M.D. tarafından 'Öz yönetime davet' olarak isimlendirilen açıklamaların bu süreçte örgüte müzahir sitelerden yapılan çağrılar üzerine birçok il ve ilçede yapılması, bu açıklamaların aynı şekilde bu sitelerde 'Varto'daki özerklik ilanının duyurulduğu' şeklindeki haberlerle de ilan edilmesi, Öz yönetim çağrılan sonunda il ve ilçelerde meydana gelen terör eylemleri ve bu açıklamalar ile eylemler arasındaki organik bütünlük Emniyet Genel Müdürlüğünün bilgi notunda KCK yapılanmasının bir organı olduğu belirtilen Kent Meclisi oluşumunda sanığın konumu, açıklamalardan 2 gün sonra Varto ilçesinde PKK/KCK silahlı terör örgütünün şehirlerdeki milisleri ve kırsal alandaki örgüt mensuplarının silahları ile şehir merkezlerine gizlice girerek halkın arasına karışmaları, zaman zaman bir kısım belediyelerin araç ve gereçleri kullanmak suretiyle insanların yoğun olarak yaşadıkları sokaklara, mahallelere hendekler kazılarak el yapımı bomba ve düzenekleri yerleştirmeleri, umumun kullandığı kara yollarına ise mayın döşenerek patlamaya hazır hâle getirmeleri, ele geçirilen malzemeler ve sanığın açıklamasının içeriği de gözetildiğinde; sanığın eyleminin suç olarak değerlendirilmesinin demokratik toplum için zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığı ve bu hâliyle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği...

32. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin öz yönetim ilanı hakkındaki 4/4/2017 tarihli ve E.2017/562, K.2017/3535 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu kapsamda değerlendirme yapıldığında; 'Öz yönetim ilanı' Hakkari ili ile sınırlı kalmayarak, açıklama yapılan süreçte birbirine yakın tarihlerde, Van İli Edremit İlçesi Demokratik Halk Meclisi, Şımak İli Halk Meclisi, Muş İli Bulanık İlçesi Halk Meclisi, Muş İli Varto İlçesi Kent Meclisi, Doğubeyazıt İlçesinde, Diyarbakır’ın Sur İlçesinde, Batman İlinde, genelde parti yöneticileri tarafından Kent meclisi veya halk meclisi olarak isimlendirdikleri sivil toplum kuruluşları adına birbirine benzer şekilde açıklamalar yapıldığı görülmektedir.

Öz yönetim ilanı öncesinde PKK/KCK terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin beyanatları dikkat çekicidir.

...

Görüldüğü üzere, 'öz yönetim' açıklamasının demokratik bir talep olarak, terör örgütü yöneticilerin açıklamaları sonrasına tesadüfen denk geldiğini kabul etmek, sonradan yaşanan olaylar karşısında mümkün görülmemiştir.

Bu açıklamalar sonrasında; PKK/KCK sözde yürütme konseyinin ve yöneticilerinin öz yönetimden başka seçenek kalmadığına yönelik çağrısı üzerine, terör örgütünün amaca ulaşmak için gerçekleştirdiği stratejik hamlelerden en önemlilerinden birisi olan, yoğun olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve Ülkemizin değişik yörelerinde hakimiyet alanları oluşturmak için güvenlik güçlerine ve kamu binalarına topluca saldırı girişiminde bulunmak kararı kapsamında, PKK/KCK terör örgütünün şehirlerdeki milisleri ve kırsal alandaki örgüt mensuplarının silahları ile şehir merkezlerine gizlice girerek halkın arasına karıştıkları, zaman zaman bir kısım belediyelerin araç ve gereçlerini de kullanmak suretiyle, insanların yoğun olarak yaşadıklan sokaklara, mahallelere hendekler kazarak el yapımı bomba ve düzenekleri yerleştirdikleri, umumun kullandığı karayollanna mayın döşeyerek patlamaya hazır hale getirdikleri, tonlarca patlayıcı yüklü kamyonlar, iş makineleri ve diğer araçlarla canlı bomba saldırıları hedefledikleri, güvenlik güçlerinin kamu düzenini ve bu yörede yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamak için operasyon yapma zorunluluğu sonucunda, örgüt mensuplarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalar sırasında daha önce yerleştirilen patlayıcıların infilak ettirilmesi ve bireysel ya da araçlarla gerçekleştirilen canlı bomba saldırılarıyla çok sayıda sivil vatandaş, kamu görevlisi ve güvenlik güçlerinin ölüm ve yaralanmasına sebebiyet verdikleri, bu süreçte yöre halkının oturduğu evleri terk etmelerini cebren engelleyerek, canlı kalkan yaptıkları, yerleşim alanlarının teröristlerden ve patlayıcılardan temizlenmesi için sürdürülen operasyonların haftalarca sürdüğü, çok sayıda özel konut ve işyeri, okul, hastane gibi kamu konutları ve şehrin alt yapı tesislerinin ağır hasar görerek kullanılamaz duruma geldiği, bölge halkının büyük bir çoğunluğunun terör örgütünün yasalara ve devlet otoritesine itaatsizlik çağrısına itibar etmemesiyle, silahlı çatışmaya giren birçok örgüt mensubunun etkisiz hale getirilerek, yerleşim alanlarının, örgütün işgalinden ve patlayıcılardan temizlenerek, kamu düzeninin sağlandığı görülmüştür.

TCK 302. maddede düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu amaç suç olup, cebir ve şiddet suçun unsurudur. Bu suçu gerçekleştirmek gayesiyle örgüt mensuplan tarafından araç suçlar da işlenebilir. Bu suçların amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli (vahim nitelikte eylem) kabul edilebilmesi için; hareketin özel veya genel ceza yasalarında suç olarak tanımlanması, failin örgüt mensubu veya örgüte mensup olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi olması, suçun kanuni tanımında cebir ya da şiddet unsuruna yer verilmiş olması ve amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Öz yönetim açıklamalar sonrasında bir kısım yerlerde yukarıda ayrıntılarına yer verilen olaylar meydana gelmiş ise de; Sanıkların, fiili ile meydana gelen netice açısından illiyet bağının kurulamaması, suça iştirak koşullarının gerçekleşmemesi ve örgüt yöneticisi olmayan sanığın, örgüt mensuplarınca işlenen fıilerden fail sıfatı ile sorumlu tutulmasına yasal imkan bulunmamaktadır. Sanığın gerçekleştirdiği basın açıklamasının içeriğinde, halkın bir kısmını yasalara uymaması ve öz savunma güçlerinin harekete geçirilerek güvenlik güçlerine direnilmesinin, alternatif bir yönetim oluşturulmasının tavsiye edilmesi karşısında, suç işlemeye tahrik suçunun işlendiği gibi, öz yönetim açıklaması sonrası gelişen olaylar dikkate alındığında; PKK/KCK terör örgütünün stratejisinde önemli bir aşama kaydettiği dönemde kendisinin güvenemeyeceği, mensubu olmayan kişilere bu şekilde önemli görev vermeyeceği, eylem öncesinde de bir kısım sanıkların örgütle bağlantılarını gösterir delillerin mevcut olduğu gibi, öz yönetim açıklaması yapanı desteklemek, açıklamanın kişisel değil halkı temsilen yapıldığı izlenimini vermek, açıklamanın kamuoyunda dikkat çekmesini sağlamak amacıyla, açıklama yapılan yerde bulunarak içeriğini benimsediğini ve kabul ettiğini basın önünde deklare edilmesi faaliyetinde bulunanların, örgüt hiyerarşisine bağlı, aldıkları emir ve talimatları sorgulamaksızın uygulayabilecek konumda olduklarının kabulü gerekecektir."

33. Öz yönetim ilanı hakkındaki bir diğer karar için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 10/3/2022 tarihli ve E.2021/3358, K.2022/1319 sayılı kararı.

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Metinler

34. İlgili uluslararası metinler için bkz. Candar Şafak Dönmez [GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020, §§ 29-35.

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

a. İfade Özgürlüğüne İlişkin İçtihat

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Zana/Türkiye (B. No: 29851/96, 6/3/2001) kararında, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun bir gazeteye verdiği röportajın içeriği nedeniyle 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun kanunun cürüm saydığı bir fiili savunmayı cezalandıran 312. maddesi uyarınca cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasını incelemiştir. İnceleme konusu röportajda cezalandırmaya konu edilen açıklamalar iki cümleden oluşmaktadır: Birinci cümlede başvurucu "katliamlardan yana" olmadığını ve "PKK ulusal kurtuluş hareketi"ni desteklediğini belirtirken ikinci cümlede "Herkes hata yapar, PKK, kadın ve çocukları yanlışlıkla öldürüyor." şeklinde bir açıklama yapmıştır (Zana/Türkiye, § 12).

36. AİHM söz konusu kararda; başvurucunun eski Diyarbakır belediye başkanı olduğunu, bu kişinin açıklamalarının toplum üzerindeki etkisinin daha ağır olacağını, öte yandan açıklamanın yapıldığı zamanın ülkenin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ciddi çatışmaların sürdüğü bir dönem olduğunu belirtmiş ve ulusal makamların başvurucunun açıklamalarının içeriğini dikkate alarak önlem almalarının meşru bir amacının bulunduğunu ifade etmiştir (Zana/Türkiye, §§ 49, 50). Bundan başka AİHM, başvurucunun açıklamasının değerlendirilmesinde somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiş; büyük bir ulusal günlük gazetede yayımlanan röportajda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli kenti olan Diyarbakır'ın eski belediye başkanının "ulusal kurtuluş hareketi" olarak tanımlayıp PKK'ya verdiği desteğin bu bölgedeki patlamaya hazır havayı daha da ağırlaştıracağını ifade etmiştir (Zana/Türkiye, §§ 56-62). Bu değerlendirmeler sonrasında AİHM, somut olayda ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

37. AİHM, Sürek/Türkiye (No. 1) ([BD], B. No: 26682/95, 8/7/1999) kararında, haftalık bir dergide yayımlanan ve Türkiye'nin güneydoğusunda devlet tarafından gerçekleştirilen askerî operasyonları eleştiren iki okuyucunun mektubu nedeniyle mahkûmiyetine karar verilen dergi sahibinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasını incelemiştir. AİHM, mektuplarda kullanılan kelimelerin ve yayımlanmış olduğu bağlamın üzerinde özellikle duracağını açıklamıştır. Bu açıklama sonrasında AİHM, mektuplardaki kelimelerin kanlı bir intikama çağrı şeklinde değerlendirilebileceğini ifade ettikten sonra mektuplarda okuyucuya iletilen mesajın saldırgan ülke olarak kabul edilen bir devlete karşı şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir mücadele olduğunu ifade etmiştir. Bunun yanında AİHM, mektuplarda bazı şahısların adlarının açıkça verilmesinin onlara karşı nefreti teşvik edici olduğunu ve bu şahısları muhtemel bir fiziksel şiddet tehlikesi altında bıraktığını vurgulamıştır (Sürek/Türkiye (No. 1), § 62).

38. AİHM mektupları değerlendirirken ülkenin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çatışmaların yoğun olarak yaşandığı bir dönemde güvenlik durumu bağlamında mektupların yayımlanmış olması hususuna da ayrıca vurgu yapmıştır (Sürek/Türkiye (No. 1), § 62). AİHM, başvurucunun dergi sahibi olmasını da değerlendirmiştir. AİHM'e göre başvuru konusu mektuplardaki görüşlerle başvurucu şahsen bağlantılı olmasa da mektupların yazarlarına şiddet ve nefretin körüklenmesi için bir araç temin etmiştir. AİHM'e göre ayrıca başvurucu, mal sahibi olması nedeniyle derginin yazı işleri yönetimini şekillendirme hakkına sahiptir. Bunun da ötesinde başvurucu, halk için bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı işleri personelinin ve muhabir personelin görev ve sorumlulukları açısından vekâleten sorumlu olup bu sorumluluk çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem taşımaktadır (Sürek/Türkiye (No. 1), § 63). Bu değerlendirmelerle AİHM, derginin sahibi olarak başvurana uygulanmış cezanın bir zorunlu sosyal ihtiyacı karşıladığını ve orantılı bir tedbir niteliğini taşıdığını belirtmiş; ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Sürek/Türkiye (No. 1), § 64).

39. AİHM Altıntaş/Türkiye (B. No: 50495/08, 10/3/2020) kararında, yazı işleri müdürü olduğu dergide yayımlanan bir makale nedeniyle başvurucunun adli para cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasını incelemiştir. Anılan kararda AİHM, öncelikle makaleye konu edilen olayın arka plan bilgisine yer vermiştir. Bu bilgilere göre terör örgütü mensubu [Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephe (THKP/C) ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)] toplam altı kişi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünün (NATO) Ünye'de bulunan askerî üssünde çalışan üç İngiliz teknisyeni kaçırarak Tokat'taki Kızıldere köyünde rehin almış ve haklarında idam kararı verilen üç kişinin infazının durdurulmasını talep etmiştir. Güvenlik güçlerince yapılan operasyon sırasında teröristler kolluk görevlilerine ateş açmış ve rehineleri öldürmüştür. Çatışma sonucunda biri dışında tüm teröristler öldürülmüştür (Altıntaş/Türkiye, §§ 6-8).

40. AİHM, yazıdaki ifadeleri makalenin hangi bağlamda yayımlandığını ve zarar verme ihtimalini dikkate alarak değerlendirmiştir. Buna göre yazının olayların meydana geldiği Tokat'ta basılan bir dergide ve olayların yıl dönümünde yayımlanmasına dikkat çeken AİHM, yazının gergin bir sosyal ortamda yapıldığını belirtmiştir. AİHM; makalenin şiddete başvuran terör örgütü mensuplarının eylemlerini onaylayıcı ifadelerle yücelttiğini, bu kişileri gençliğin idolleri olarak gösterip öldürülen teröristler için "katliam" nitelendirmesinde bulunduğunu vurgulamıştır. AİHM; makalede yer alan ifadelerin hoşgörü ruhuyla bağdaşmadığını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) giriş kısmında belirtilen adalet ve barışla ilgili temel değerlere ters düştüğünü belirterek başvuru konusu sözlerin ifade özgürlüğünün korumasından yararlanamayacağını belirtmiştir. AİHM, açık bir şiddet olduğunda kuşku bulunmayan bir olaya ilişkin kaleme alınan ifadeleri şiddeti övme veya en azından şiddeti haklı gösterme olarak nitelendirmiştir (Altıntaş/Türkiye, §§ 31-33).

41. İfadelerin kamuya zarar verme ihtimaline ilişkin değerlendirmesinde ise AİHM, makaledeki ifadelere benzer söylemlerin bazı gençleri, özellikle yasa dışı birtakım örgütlerin üyelerini veya sempatizanlarını Kızıldere olayındakine benzer şiddet eylemleri için cesaretlendirme veya buna teşvik etme ihtimalinin de önemsenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. AİHM'e göre makaledeki ifadeler, bazı siyasi görüş mensuplarında kendi ideolojileri kapsamında meşru olarak görebilecekleri bir amaç için şiddete başvurmanın gerekli ve haklı olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Dahası AİHM'e göre makaledeki ifadeler Kızıldere olayında hayatını kaybeden sivillerin yakınlarında da acı ve elem uyandırmaktadır. Bu tespitler ışığında başvurana verilen adli para cezasının ölçülü olduğunu da belirten AİHM, ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Altıntaş/Türkiye, §§ 34-36).

b. Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkına İlişkin İçtihat

42. AİHM, Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 3. maddesindeki serbest seçim hakkını yasama organının seçimi ya da bu organın iki meclisi varsa en azından bir meclisin seçimi ile sınırlı olarak değerlendirmektedir (Gorizdra/Moldova (k.k.), B. No: 53180/99, 2/7/2002, hukuk kısmı, § 2). AİHM; serbest seçim hakkının kapsamını yasama yetkisine sahip olmayan yerel yönetimlerin seçimlerini içerecek kadar genişletmemiş ve yerel seçimlerin ulusal yasaları yerel düzeyde uygulayarak parlamentonun desteklenmesi işlevine sahip olduğunu belirtmiştir. AİHM ayrıca belediye seçimlerinin (Cherepkov/Rusya (k.k.), B. No: 51501/99, 25/01/2000), bölgesel seçimlerin (Malarde/France (k.k.), B. No: 46813/99, 5/9/2000), il genel meclisi seçimlerinin (Vito Sante Santoro/Italy, B. No: 36681/97, 16/1/2003), belediye, ilçe ve bölge meclisi seçimlerinin (Mółka/Poland (k.k.), B. No: 56550/00, 11/4/2006) Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 3. maddesinde belirlenen serbest seçim hakkının kapsamında olmadığına karar vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

43. Anayasa Mahkemesinin 18/5/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltı Tedbirlerinin Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

44. Başvurucu, hakkında uygulanan gözaltı ve yakalama tedbirlerinin hukuka aykırı olduğunu, gözaltı süresinin uzatılmasının Anayasa'yla bağdaşmadığını belirtmiş; kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; gözaltı işleminin 22/8/2015 tarihinde sona erdiği, başvurucunun ise 14/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu ifade edildikten sonra başvurucunun anılan şikâyet yönünden süresinde bireysel başvuruda bulunmadığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

47. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

48. Anayasa Mahkemesi, gözaltı ve yakalama tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu iddiasının dile getirildiği başvurularda 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası yolunun etkili olduğunu ve bireysel başvurudan önce tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

49. Öte yandan Anayasa Mahkemesi yakalama ve gözaltı tedbirlerine konu ceza yargılaması süreci tamamlanmadan önce bireysel başvuruda bulunulmuş olmasına rağmen bireysel başvuru karara bağlanmadan önce ceza yargılamasının kesinleşmesi durumunda, tazminat davası açmak için kanunda öngörülen sürelerin dolmuş olması ya da dolacağının kesin olması söz konusu ise başvuru yollarının tüketilmemiş olduğuna karar vermemektedir (bu yöndeki kararlar için bkz. Emre Soncan, B. No: 2016/73490, 11/3/2020, § 46; İlhami İzmirli, B. No: 2017/21175, 23/6/2020, § 38; Hüseyin Talaz, B. No: 2017/26769, 15/12/2020, § 42). Anayasa Mahkemesinin söz konusu yaklaşımının temel gerekçesi kanunda öngörülen süreler işlemeye başlamadan bireysel başvuru yapan kişilerin başvurunun incelenmesindeki gecikmeye bağlı olarak ortaya çıkan durumlarda dezavantajlı konuma düşürülmemesi olarak ifade edilebilir.

50. Kişiler hakkında verilen hükümlerin kesinleşmesi sonrasında yapılan başvuruların daha farklı değerlendirilmesi gerekir. Bu durumdaki başvurucular yönünden yukarıda bahsedilen dezavantajlı durumun söz konusu olmadığı açıktır. Bu nedenle verilen hükmün kesinleşmesi sonrası yapılan başvurularda başvurucuların gözaltı ve yakalama tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. Maddesinde öngörülen tazminat davası yolunu bireysel başvurudan önce tüketmesi gerekir. Bu yolu tüketmeden başvuru yapılması durumunda -tazminat davası açmak için kanunda öngörülen süreler dolmuş olsa dahi- başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varılacaktır (bu yöndeki bir karar için bkz. Nurettin Deniz, B. No: 2018/17707, 21/7/2020, §§ 32-35).

51. Söz konusu açıklamalar dikkate alındığında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolunu tüketmeden yaptığı bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklama Tedbirine Yönelik İddialar

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu; tutuklama tedbirinin orantısız bir şekilde uygulandığını, ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında kalan eylemlerinin tutuklamaya gerekçe yapıldığını, tutuklama tedbirinin kanunda öngörülen koşullarının gerçekleştiği hususunda kararda bir gerekçe gösterilmediğini ileri sürmüştür. Bundan başka başvurucu; dosya inceleme talebinin kısıtlama kararı gerekçe gösterilerek reddedildiğini, tutuklama kararı verilirken ve salıverme talebinde bulunurken dosyadaki belgelere erişemediğini, bu nedenle etkili bir itirazda bulunamadığını savunmuştur.

54. Öte yandan başvurucuya göre hakkındaki tutuklama tedbiri Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle uygulanmıştır. Başvurucu, tutuklanmasına ilişkin gerekçelerden yola çıkıldığında muhalif bir partiden belediye başkanı olması nedeniyle siyasi faaliyetlerinin engellenmesi ve bu konuda cezalandırılması amacıyla hakkında tutuklama tedbirine başvurulduğunun açık olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca kendisiyle aynı siyasi partiden belediye başkanı olan 69 kişinin de aynı dönemde tutuklandığını, Kürt siyasetçilerin Hükûmet ve yargı tarafından bu tarz suçlanmanın hedefi hâline getirildiğini, tutuklanmasının tutuklandığı tarihteki olaylardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, bununla bağlantılı olarak da Sözleşme'nin 18. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

55. Bakanlık görüşünde; tutuklama tedbirinin 4/5/2017 tarihli mahkûmiyet kararı ile sona erdiği, başvurucunun ise 14/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu ifade edildikten sonra başvurucunun anılan şikâyeti yönünden süresinde bireysel başvuruda bulunmadığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının suç isnadına ilişkin şikâyetler olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucunun bu iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

57. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

58. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) "Başvuru süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

59. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Başvurunun süresinde yapılmış olması, her aşamada dikkate alınması gereken usule ilişkin şarttır (Yasin Yaman, B. No: 2012/1075, 12/2/2013, § 18).

60. Suç isnadına bağlı özgürlükten yoksun bırakılma hâllerinde derece mahkemesince hüküm verilmeden önce tutukluluk hâli sona eren bir kişinin en geç tahliye edildiği tarihten itibaren otuz günlük yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak tutuklulukla ilgili şikâyetlerini ileri sürmesi gerekmektedir (Cüneyt Kartal, B. No: 2013/6572, 20/3/2014, § 22).

61. Somut olayda başvurucu, Mahkemenin 8/3/2016 tarihli kararıyla kovuşturma aşamasında tahliye edilmiştir. Buna göre başvurucunun tahliye edildiği bu tarihten itibaren otuz günlük yasal süre içinde bireysel başvuruda bulunması gerekirken 14/6/2018 tarihinde yaptığı bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu; bir basın açıklamasına katılmasından dolayı tutuklanmasının ve ağır nitelikteki bir hapis cezasıyla cezalandırılmasının seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını ihlal ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu; tutuklanmasının ve cezalandırılmasının belediye başkanı olması nedeniyle seçmenlerin serbest irade açıklama haklarını ihlal ettiğini, belediyeyi yönetememesinin kamu yararına uygun olmadığını ileri sürmüştür. Bir belediye başkanı olarak tutuklanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yanında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını da ihlal ettiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

64. Anayasa'nın 67. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir."

65. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 67. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

66. Anayasa'nın 67. maddesinde seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkı güvence altına alınmıştır. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, demokrasinin en önemli ilkelerinden biri olarak kabul edilmelidir. Şüphesiz anılan haklar, hukukun üstünlüğüne dayanan etkili ve anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir (Nejdet Atalay, B. No: 2014/184, 16/7/2014, § 59).

67. Bir anayasal hak ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi için başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olması, Sözleşme ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması gerekir. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 106).

68. Somut olayda, belediye başkanı olarak seçilen başvurucunun tutuklanması nedeniyle siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası Sözleşme'nin uygulanmasına ilişkin AİHM içtihatları karşısında (bkz. § 42) Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalmaktadır. Zira anılan iddianın temeli, yasama organına değil yerel yönetimlere ilişkindir (Nejdet Atalay, § 62; Nevzat Azak, B. No: 2014/973, 5/4/2017, § 35).

69. Açıklanan gerekçelerle siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu; dava konusu basın açıklamasına planlı ve bilinçli olarak katılmadığını, açıklamanın içeriğinden haberdar olmadığını yargılama aşamasında defalarca belirttiğini, açıklamanın yapıldığı bölgeye olası sorunları önleme amacıyla ve ilçe kaymakamının talebiyle gittiğini, bu hususta ilçe kaymakamının dinlenmesi yönündeki talebinin her aşamada reddedildiğini ileri sürmüştür. Bundan başka başvurucu, özel kalem müdürünün, şoförünün ve sekreterinin dinlenmesi taleplerinin de her aşamada reddedildiğini belirtmiş; maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının önüne geçildiğini iddia etmiştir. Bu nedenlerle başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

71. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Bu başlık altındaki iddiaların adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesi yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

72. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37). Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

73. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Derece mahkemeleri dava konusuna, elde edilen delillerin ağırlığına ve iddia ile savunmalara göre tanık beyanı, keşif icrası ve bilirkişi incelemesi gibi delilleri toplamama veya incelememe konusunda takdir yetkisine sahiptir (İlker Erdoğan, B. No:2013/316, 20/4/2016, § 34).

74. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara iddialarını sunma hususunda uygun imkânların sağlanması şarttır. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

75. Mahkemenin başvurucunun bazı kişilerin tanık olarak dinlenmesi talebini yargılamanın esasına yönelik bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle reddettiği anlaşılmıştır. Somut uyuşmazlıkta Mahkeme, başvurucunun basın açıklamasına katılması eylemine dair açıklama öncesinde gerçekleşen ve sonrasında yaşanan olayları bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle bir sonuca varmıştır. Öte yandan İlk derece mahkemesi, başvurucunun katıldığı basın açıklamasına ilişkin Görüntü İnceleme ve Tespit Tutanağı'nı da incelemiştir. Dinlenmesi talep edilen tanıkların dinlenmesini gerekli görmeyen Mahkemenin anılan delilleri bir bütün olarak ele almak suretiyle ulaştığı sonuca bakıldığında olguları belirleme, delillendirme ve hükmü bu delillerle gerekçelendirme anlamında adil yargılanma hakkının usul güvencelerini ihlal edecek bir yaklaşım sergilemediği görülmüştür.

76. Başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından silahların eşitliği ilkesine yönelik yargılamanın bütünlüğü içinde açık ve görünür bir ihlal bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

78. Başvurucu; cezalandırılmasına konu edilen basın açıklamasının ifade özgürlüğünün koruması altında olduğunu, siyasal yönetme biçiminin tartışıldığı bir basın açıklamasına katılması nedeniyle cezalandırılmasının hukuka açık bir aykırılık taşıdığını belirtmiştir. Bundan başka basın açıklamasının şiddet olaylarının yükseldiği bir dönemde yapıldığını, amacının kamuoyunun bu süreçlerden haberdar edilmesi olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca basın açıklamasını yapanın ve açıklamaya katılanların tutuklanması ve daha sonra cezalandırılmasıyla olayların üstünün örtülmesinin hedeflendiğini savunmuş, ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

79. Bakanlık görüşünde, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanuni temeli ve meşru amacı bulunduğu belirtilmiştir. Bakanlık daha sonra müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı noktasında bazı açıklamalar yapmıştır. Bakanlık başvurucunun öz yönetim ilanı niteliği taşıyan basın açıklamasına, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının yıl dönümü nedeniyle 13/2/2013, 15/2/2013, 15/2/2014 ve 15/2/2015 tarihlerinde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerine, terör örgütünün propagandasının yapıldığı bir etkinliğe dönüşen 19/12/2014 tarihli bir gösteriye katılmasının cezalandırılmada dikkate alındığını belirtmiştir.

80. Bakanlık söz konusu açıklamalar sonrasında başvurucunun belli bir söylem ya da toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılması nedeniyle değil terör örgütü üyeliği nedeniyle cezalandırıldığını ifade etmiştir. Bundan başka Bakanlığa göre başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasının sebebinin başvurucunun sürekli ve çeşitli şekillerde terör örgütünün emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiğine dair vicdani kanaate varılmış olmasıdır. Bakanlığa göre ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın başvurucunun cezalandırılması konusundaki gerekçeleri ilgili ve yeterlidir. Son olarak başvurucunun cezalandırılmasının orantılı olduğunu vurgulamıştır. Tüm bu nedenlerle Bakanlık, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığını ifade etmiş ve inceleme sürecinde tüm bu açıklamaların dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

81. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak başvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

82. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu düzeni[nin], ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…”

83. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Somut olayda başvurucunun cezalandırılmasına esas alınan eylemi 14/8/2015 tarihinde yapılan basın açıklamasına katılmasıdır. İlk derece mahkemesi her ne kadar gerekçeli kararda başka eylemlerden bahsetmiş ise de gerekçeli kararını tamamen başvuruya konu basın açıklamasına ayırmıştır. Başvurucu da tüm açıklamalarını bu çerçevede yapmıştır. Bu nedenle somut olaya ilişkin değerlendirmenin başvuruya konu basın açıklaması çerçevesinde ve ifade özgürlüğü kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

84. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

85. Başvurucu, öz yönetim ilanı olarak kabul edilen bir basın açıklaması sırasında açıklama metnini okuyan kişinin yanında hazır bulunmuştur. Başvurucu söz konusu eylemi nedeniyle terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. İlk derece mahkemesi kararı ile başvurucunun düşünce ve kanaatlerini başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesine, başkalarına aktarabilmesine ve yayabilmesine, dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

86. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

87. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

 (1) Kanunilik

88. Müdahaleye dayanak olan 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. ve 314. maddelerinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

 (2) Meşru Amaç

89. Başvurucunun cezalandırılmasına ilişkin kararın terör örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

 (3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (a)Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

90. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu daha önce pek çok kararında açıklamıştır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

91. Toplumsal çoğulculuğa ancak her türlü fikrin serbestçe ifade edilebildiği özgür bir tartışma ortamında ulaşılabilir. Demokrasinin temel özelliklerinden biri de toplumsal meselelerin diyalog yoluyla ve şiddeti dışlayan yöntemlerle çözülmesine imkân vermesidir. Kişilerin ifade özgürlüğünü kullanarak ileri sürdükleri fikirler, bu fikirlere katılmayan diğer insanları rahatsız edebilir ve onların tepkilerini çekebilir. Ancak burada önemli olan, söz konusu hakkın -tüm bu rahatsızlığa rağmen- barışçıl bir şekilde kullanılmasıdır (benzer bir değerlendirme için bkz. Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 43).

 (b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

92. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007).

93. Derece mahkemeleri, bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir denge sağlamalıdır (Bekir Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 58, 61, 66). Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Şüphesiz kullanılan sözlerin bireylere, bir kamu görevlisine ya da toplumun bir kesimine karşı şiddete teşvik mahiyetinde olması durumunda kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir(Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57).

94. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değil onların takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından uygunluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi bunu yaparken eldeki başvurunun koşulları ile beraber özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları da gözönüne almaktadır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 76).

 (c) Müdahalenin Zorunlu Bir Toplumsal İhtiyacı Karşılaması

95. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

96. Somut olayda iki aşamalı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Öncelikle basın açıklaması yoluyla açıklanan düşüncelerin kişileri terör suçlarını işlemeye teşvik ettiğinin ortaya konulup konulmadığı meselesi değerlendirmelidir. Bunun ortaya konulduğunun kabulü hâlinde bu kez başvurucunun açıklanan düşüncelerin terör suçlarını işlemeye teşvik etmesi amacının gerçekleştirilmesine katkı sağladığının ortaya konulup konulmadığı ele alınmalıdır.

97. Somut olay bağlamında her iki meselenin ortaya konulmuş olması durumunda başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı kabul edilebilir. O hâlde çözümlenmesi gereken mesele, derece mahkemelerinin açıklanan düşüncelerin terör suçlarını işlemeye teşvik ettiğini ve başvurucunun basın açıklaması sırasında hazır bulunarak bu amacın gerçekleşmesine katkı sağladığını ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadıkları olacaktır.

 (d) Somut Olayın Değerlendirilmesi

98. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 26. maddesine ilişkin içtihadında ortaya konan ilkeler aynı zamanda kamu düzenini sağlamak amacıyla terörle mücadele kapsamında kamu gücünü kullanan organlar tarafından alınan tedbirlere de uygulanacaktır. Anayasa Mahkemesinin önündeki mesele, PKK terör örgütünün talimatıyla yapıldığı ve öz yönetim ilanı niteliği taşıdığı belirtilen bir basın açıklamasına, örgüt talimatına istinaden ve örgüt üyesi olarak katıldığı gerekçesiyle başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetinin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesidir.

99. Terörizm olgusu insanlık tarihi kadar eskidir ve bugün ulusal sınırları aşarak toplum ve devlet hayatının üzerinde sosyal ve ekonomik bakımdan büyük çapta tahribatlara sebep olmaktadır. Herhangi bir amaca ulaşmak için propagandaya yönelik, ses getirici eylemlerle insanların öldürülmesi, insanlara korku ve dehşet salınması olan terör; bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle temel bir hak olan yaşam hakkını ciddi bir şekilde tehdit etmektedir (Meki Katar [GK], B. No: 2015/4916, 3/10/2019, § 58; Candar Şafak Dönmez, § 59).

100. Terörizmin hukuksal bir tanımının yapılmasında kimi zorluklar bulunmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin asıl görevi bir başvuruya konu olayın terör suçu kapsamında kalıp kalmadığını değerlendirmek değildir. Anayasa Mahkemesine göre eldeki başvuruya konu PKK'nın hâlen son derece tehlikeli, güvenlik güçleri ile çatışmalara giren bir terör örgütü olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Candar Şafak Dönmez, § 60).

101. Terör, başta ifade özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm değerlerine düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da bunlara teşvik eden sözler ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 79; Ayşe Çelik, § 43; Sırrı Süreyya Önder, § 61; Candar Şafak Dönmez, § 61).

102. Çeşitli grupların, içinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan, şiddete başvurmaksızın ulaşmayı düşündükleri toplumsal veya siyasal hedeflere, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşlerini açıklamaları, ideolojik ve katı olarak nitelendirilse bile terörizmin propagandası olarak kabul edilemez. Dolayısıyla sağ veya sol ideolojilere, anarşist ve nihilist akımlara, toplumsal ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük taleplerine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin -devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa bile- açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması altındadır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 81; Ayşe Çelik, § 44; Candar Şafak Dönmez, § 63).

103. Terörle mücadelenin zorlukları ile birlikte terör bağlamında yapılan açıklamaların karmaşıklığı ve muğlaklığı söz konusu olduğunda düşünce açıklamalarının şiddete teşvik mahiyetinde olup olmadığı yönündeki değerlendirmenin ancak açıklamanın yapıldığı bağlama, açıklamada bulunan kişinin kimliğine, açıklamanın zamanına ve muhtemel etkilerine, açıklamadaki diğer ifadelerin tamamına bir bütün olarak bakılarak yapılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır (Sırrı Süreyya Önder, § 64).

104. Halkı etkileme kapasitesi fazla olan siyasetçilerin kullandıkları sözlerin toplum üzerinde yaratacağı etkiyi gözönünde tutarak açıkladığı düşüncelerinin içeriği konusunda görev ve sorumluluklarının bir gereği olarak özen göstermeleri gerekir. Bu kişilerin terör olaylarının çok arttığı gergin ortamlarda daha da dikkatli davranmaları ayrıca önem arz etmektedir.

105. Öte yandan 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinde, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, 314. maddesinde ise devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma ve Anayasa'yı ihlal suçlarını işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve böyle bir örgüte üye olma suçu düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemelere ve uygulamaya göre bir suç örgütüne katılma saikiyle hareket eden ve örgütün amaçlarını benimseyerek örgütün hiyerarşik yapısı içinde verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olan bir kişi örgüt üyesi olarak kabul edilir. Bu itibarla örgüt üyesi, suç organizasyonu içinde bulunan ve örgütün üstün iradesine tabi olarak kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir (Metin Birdal, § 60).

106. Somut olayda başvurucu, PKK terör örgütünün talimatıyla yapılan ve öz yönetim ilanı niteliği taşıyan bir basın açıklamasına örgüt talimatına istinaden katıldığı gerekçesiyle cezalandırılmıştır. Başvuruda öncelikle öz yönetim meselesinin PKK terör örgütü yönünden önemine değinmek gerekir. PKK 2007 yılında KCK adı altında bir yapılanmaya gitmiştir. Bu yapılanmayla birlikte örgüt, bir devlet sistemi gibi teşkilatlandırılmaya çalışılmış; bu noktada örgüt için anayasa olarak kabul edilen bir sözleşme metni oluşturulmuştur (bkz. §§ 21, 22).

107. KCK Sözleşmesi olarak adlandırılan bu metinde özerk bir yapılanma oluşturulduğu, bunun yanında PKK terör örgütünün sonuç bildirgelerinde de öz yönetim meselesine ilişkin açıklamalar yapıldığı anlaşılmaktadır (bkz. § 23). KCK Sözleşmesi'nde öngörülen ve bildirgelerde açıklanan düzenin hayata geçirilmesi amacı doğrultusunda 2015 yılı Temmuz ayının son haftasından başlamak üzere PKK terör örgütü ve üst düzey yöneticileri ile örgütün farklı yapılanmaları tarafından öz yönetim ilan edilmesi noktasında açıklamalar yapılmıştır.

108. Öz yönetim ilan edilmesine ilişkin açıklamalarda PKK; Kürdistan olarak vasıflandırdığı bölgenin saldırı altında olduğunu, bu saldırıya karşı bir direniş gösterilmesi gerektiğini, direnişin öz yönetim ve halk savaşı yoluyla gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Açıklamalarda ayrıca Kürt halkının öz yönetimden başka yolunun kalmadığı ve bunun gerçekleşmesi için verilen mücadelenin başka ülkelerde amacına ulaştığı vurgulanmıştır. Bazı açıklamalarda başvuru konusu öz yönetim ilanı öncesinde başka il ve ilçelerde gerçekleşen öz yönetim ilanlarından övgüyle bahsedilmiş ve öz yönetime halk tarafından sahip çıkılması çağrılarında bulunulmuştur (bkz. § 24). Söz konusu örgüt açıklamalarının yapıldığı zamanlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde birçok il ve ilçede PKK'nın bu çağrısıyla uyumlu öz yönetim açıklamaları yapılmıştır (bkz. § 17).

109. Başvurucu, öz yönetim ilanı niteliğini taşıyan ve Sur'da gerçekleşen bir basın açıklamasına katılmıştır. Basın açıklamasının hemen başında açıklama yapan kişi, Kürdistan'da yaşayan halklar adına metni okuduğunu belirtmiştir. Söz konusu grup adına yapılan açıklamada; uzun yıllardan beri baskı ve saldırılara maruz kaldıkları, bu durum karşısında kendilerini öz yerel iradeleriyle yönetmek istedikleri, taleplerine saygı duyulmasını bekledikleri, bu isteklerinin kesinlikle devlet karşıtlığı ve bölünme olarak anlaşılmaması gerektiği ifade edilmiştir. Basın açıklamasında ayrıca devletin topluma yönelik ağır saldırılarda bulunduğu, bu nedenle demokratik bir direnişin acil bir gereklilik olduğu ifade edildikten sonra toplumun bütün kesimlerinin demokratik ulusun ve öz yönetimin güçlendirilmesine ve kendi düzenini yaratma mücadelesine her düzeyde destek vermesi gerektiği belirtilmiştir.

110. Bundan başka açıklamaya katılan kişiler, basın açıklamasında devletin ve meşru görmediklerini belirttikleri Hükûmetin dayatmalarını kabul edemeyeceklerini, devletin atadığı vali ve kaymakamların kendilerini yönetmelerini istemediklerini, kendi seçtikleri kişilerce yönetilmeyi istediklerini ifade etmiştir. Basın açıklamasının devamında oy tercihlerinden dolayı devlet yetkilileri tarafından hakaret ve tehditlere maruz kaldıklarını, yaşadıkları bölgelerde devletin kendilerine karşı topyekün bir saldırı hâline geçtiğini belirtmişler ve bu rejimin kendilerini temsil etmediğini, bu nedenle rejimi ve rejimin kurumlarını meşru görmediklerini, demokratik kent meclisi olarak öz irade ve öz yönetimle Sur'u yöneteceklerini açıklamışlardır. Son olarak basın açıklamasında, kamuoyundan bu irade beyanlarını tanımasını ve sahiplenmesini talep etmiş; açıklamayı Sur Halk Meclisi olarak yaptıklarını belirtmişlerdir (bkz. § 25).

111. Söz konusu basın açıklamasının yapıldığı dönemin şartları başvurunun değerlendirilmesi noktasında büyük önem taşımaktadır. 2015 yılı Temmuz ayının son haftasından başlamak üzere PKK terör örgütü ve üst düzey yöneticileri ile örgütün farklı yapılanmalarının örgütle bağlantılı internet sitelerinde öz yönetimin ilan edilmesi, benimsenmesi ve artırılması yönünde talimat niteliğinde açıklamalarının hemen akabinde başvuruya konu basın açıklaması yapılmıştır. Anılan basın açıklaması her ne kadar demokratik bir talep gibi gözükse de açıklamada açıkça yöredeki halka, güvenlik güçlerine direnilmesinin ve alternatif bir yönetim oluşturulmasının tavsiye edildiği ve kaymakamlar ve valiler de dahil olmak üzere devlet görevlilerinin yönetiminin tanınmadığının açıkça ilan edildiği görülmektedir.

112. Başvurucunun katıldığı basın açıklamasında il ve ilçelerde devleti temsil eden vali ve kaymakamların Sur'u yönetemeyeceği açıkça belirtilmekte, öz yönetim ilan edilmektedir. Söz konusu basın açıklamasının, PKK terör örgütünün açık çağrı ve talimatları üzerine yapılmış bir açıklama olduğu anlaşılmaktadır. Basın açıklamasında savunulan direnmenin ve alternatif bir yönetim oluşturulması talebinin ancak şiddet eylemleriyle gerçekleştirilebileceği açıktır. Nitekim Yargıtay kararlarında belirtilen olaylar ile somut olay dikkatle incelendiğinde öz yönetim ilanlarının hemen akabinde vahim şiddet olaylarının başlaması bu durumu ortaya koymaktadır (ilgili Yargıtay kararları için bkz. §§ 31-33).

113. Başvuruya konu basın açıklaması aynı tarihlerde yapılan ilk öz yönetim ilanı değildir. Bu açıklama öncesinde ülkenin altı farklı yerinde yakın zamanlarda benzer açıklamalarla öz yönetim ilanı yapılmıştır (bkz. § 17). Öte yandan başvuruya konu basın açıklamasının yapılmasının bir gün sonrasında Sur'da şiddet olayları yaşanmaya başlamış, bunun da ötesinde PKK terör örgütü mensupları Sur'un bazı mahallelerinde hendekler kazıp barikatlar kurmuş, barikatlara patlayıcı maddelerle tuzaklamalar yapmış, güvenlik güçlerinin öz yönetim ilan edilen Sur'a girişini engellemek amacıyla silahlı mücadeleye girişmiştir. Bu olaylar nedeniyle birçok güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş ya da yaralanmış, Sur'da yaşayan birçok insan ikametgâhlarını terk etmek zorunda kalmıştır (bkz. §§ 27, 28). Başvuruya konu basın açıklaması sonrasında PKK terör örgütünce açıklamalar yapılmaya devam edilmiştir. Örgüt öz yönetim ilanlarından övgüyle bahsetmiş, öz yönetim ilanlarına sahip çıkılması yönünde açıklamalar yapmıştır. Hatta bir açıklamada PKK, Sur ilçesindeki öz yönetim ilanına ve terör örgütü mensuplarına sahip çıkılması yönünde bir çağrıda bulunmuştur (bkz. § 26).

114. Basın açıklamasındaki görüşler açıklamanın yapıldığı bağlamla birlikte değerlendirildiğinde bu açıklamalarla PKK'nın öz yönetim ilan edilmesi yönündeki talimatları yerine getirilmekte, Sur ilçesinde silahlı güç kullanmaya çağrı yapılmaktadır. Dahası söz konusu düşünce açıklamaları, ülkenin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin belli yerlerinde hâkimiyet kurmaya çalışan PKK terör örgütü ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların arttığı bir dönemde yapılmıştır. Son olarak basın açıklamasının hemen akabinde Sur ilçesinde vahim şiddet olaylarının yaşandığı da açıktır.

115. Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde basın açıklamasının içeriğinin Sur ilçesinde şiddetin artmasını teşvik ettiği ve devlete karşı şiddet kullanımının gerekli ve haklı olduğu düşüncesini içinde barındırdığı değerlendirilmiştir. Bunun yanında söz konusu basın açıklamasının insanları saldırgan olarak gösterilen devlete karşı şiddete başvurulmasının gerekli ve haklı olduğu hususunda bilinçlendirmeye ve terör saldırıları için cesaretlendirmeye imkân sağladığı, bir terör örgütünün sesinin kitlelere duyurulmasına hizmet ettiği ve terör suçunun işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuyla paylaşılması niteliğinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

116. Basın açıklamasının niteliğinin açıklanmasından sonra basın açıklamasına katılan başvurucunun durumunun değerlendirilmesi gerekir. Başvurucu, söz konusu basın açıklamasına katıldığı dönemde Sur Belediye başkanıdır. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerine göre terör olaylarının arttığı bölgede bulunan bir ilçenin belediye başkanı olan başvurucunun birçok il ya da ilçede basın açıklaması adı altında yapılan öz yönetim ilanlarından haberdar olmaması ve katıldığı basın açıklamasının sonuçlarının da benzer olacağını değerlendirmemesi imkânsızdır. Başvurucunun, basın açıklamasına katılarak açıklamada yer alan düşüncelere kendisinin de sahip olduğunu açıkça ortaya koyduğu, bunun da ötesinde basın açıklamasını okuyan kişiyi desteklediği, belediye başkanı olması nedeniyle basın açıklamasındaki düşüncelerin toplum üzerinde daha etkili olmasını amaçladığı değerlendirilmiştir.

117. Bunun yanında, açıklamanın PKK terör örgütünün KCK Sözleşmesi'ne uygun olarak öz yönetim ilan edilmesi talimatı kapsamında yapıldığı hususunu bildiği de dönemin koşulları dikkate alındığında rahatlıkla söylenebilir. Başvurucu, bir siyasetçi olarak basın açıklamasına katılmasının basın açıklamasındaki düşüncelerin toplum üzerinde yaratacağı etkiyi artıracağını gözönünde tutması gerektiği hâlde bunun aksine pek çok sivil vatandaş ile güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olmuş şiddet eylemlerinin faili bir terör örgütünün talimatlarına uygun bir şekilde öz yönetim ilanına katılmıştır.

118. Dolayısıyla belediye başkanı olan başvurucunun olay tarihi itibarıyla mevcut koşullar dikkate alındığında açıkça örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini savunan bir basın açıklamasının sonuçlarından haberdar olduğu halde söz konusu basın açıklamasına katıldığı ve destek olduğu kanaatine varılmıştır.

119. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında -derece mahkemelerinin farklı menfaatleri dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde- ilk derece mahkemesinin ilgili ve yeterli gerekçelerle başvurucunun mahkûmiyetine karar vermesi demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık olarak kabul edilemez.

120. Başvurucunun katıldığı basın açıklaması sonrasında yaşanan şiddet olaylarının vahim bir nitelik taşıması, bunun da ötesinde söz konusu düşünce açıklamasının çok sayıda güvenlik görevlisinin, sivil vatandaşın ölümüne ve yaralanmasına, ağır maddi kayıpların meydana gelmesine neden olan çatışmaların yaşandığı bir dönemde örgüt talimatıyla icra edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılması şeklindeki müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği gibi orantılı da olduğu, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuka aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı dolayısıyla Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/5/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.