banner648

04 Mart 2022

TUTUKLU SANIĞA DAİR TERÖRE İLİŞKİN ELEŞTİRİDE BULUNULMASI - TERÖR ÖRGÜTÜ LİDERİYLE YAN YANA GÖRÜNEN KİŞİYE YÖNELİK İDDİALAR

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/4-1379
K. 2021/1073
T. 22.9.2021

KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Davacı Hakkında Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme İle Başka Diğer Suçlardan Dava Açıldığı ve Tutuklu Bulunduğu - Davacının PKK Lideri İle Basına Yansıyan Fotoğraflarının Herkesçe Görüldüğü/TV Programında Davacının Üzerinden Ergenekon’un PKK ve Hizbullah’a Nüfuz Ettiği İddiaları Görünür Gerçekliğe Uygun ve Kişisel Açıklamalar Kapsamında Kaldığından Davacı Mahkum Olmadıkça Bu Beyanların Eleştiri Olarak Kabul Edilemeyeceği Gerekçesiyle Verilen Direnme Kararının Bozulması Gerektiği )

TERÖR ÖRGÜTÜ LİDERİYLE YAN YANA GÖRÜNEN KİŞİYE YÖNELİK İDDİALAR ( Davacının Üzerinden Ergenekon’un İki Terör Örgütüne Nüfuz Ettiğine İlişkin İddiada Bulunulduğu - İfadelerin Kullanıldığı Tarihten Evvel Davacının PKK Örgütü Lideriyle Fotoğraflarının Herkesçe Görülecek Biçimde Basında Yer Aldığı/Kullanılan İfadelerin Görünür Gerçekliğe Uygun ve Kişisel Görüşler Kapsamında Yer Aldığı )

TUTUKLU SANIĞA DAİR TERÖRE İLİŞKİN ELEŞTİRİDE BULUNULMASI ( Siyası Parti Başkanına Yönelik Olarak TV Programında Kendisi Üzerinden Ergenekon’un PKK ve Hizbullah’a Nüfuz Ettiğine Dair Söylemlerde Bulunulduğu - Davacı Hakkında Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme İle Diğer Birkaç Suç Nedeniyle Dava Açıldığı/Davacının Basına Yansıyan PKK Lideri İle Olan Fotoğrafları da Gözetildiğinde İfadelerin Kişisel Haklara Saldırı Niteliğinde Olmadığı )

6098/m.58

ÖZET : Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talebine ilişkindir.

Davacı; ülke çapında faaliyet gösteren bir siyasi partinin genel başkanı olup bir TV programında kendisinin üzerinden Ergenekon’un, PKK ve Hizbullah’a nüfuz ettiği iddia edilmiştir. Bu ifadelerin kullanıldığı tarihten evvel davacı hakkında çeşitli suçlardan kamu davası açılmış olup davacı yargılandığı ceza davasında tutuklu bulunmaktadır. Davacının, kullanılan ifadelerden evvel PKK terör örgütü lideri ile birlikte resimlerinin bulunduğuna dair haberler de herkesçe görülecek biçimde basında yer almıştır. Davalının katıldığı programda yapılan konuşmalar ve tartışmalar sırasında davacı hakkında kullandığı ifadeler görünür gerçekliğe uygun ve kişisel görüşler açıklama kapsamında kaldığından davacının kişilik haklarına saldırı mevcut değildir. Bu nedenle davalının davacıyı suçlamaya yetkili konumda olmayıp davacı bu suçlardan mahkum olmadığı sürece bu beyanların eleştiri olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının ... isimli televizyon kanalında 15.01.2009 tarihinde katıldığı bir programda “... ve ... üzerinden Ergenekon PKK'ya nüfuz etmiştir ve Hizbullah'a da, Ergenekon bağlantılı olduğu bilinen unsurlar….” şeklinde kullandığı ifadelerle müvekkiline hakaret ve suç isnadına varan söylemleri ile kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, ülke çapında faaliyet gösteren, yerel ve genel tüm seçimlere katılan ... Partisinin genel başkanı olan müvekkilinin tüm dünya çapında da tanınan siyasi bir kişilik olduğunu, söz konusu yayın sebebiyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek 30.000TL manevi tazminatın haberin yayın tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin katıldığı programda yaptığı konuşmaların davacı ve toplumun bir kesimi tarafından benimsenmeyebileceğini, ancak müvekkilinin bu konuşmaları ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9 ve 10., 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 25 ve 26. maddelerine uygun bir biçimde düşüncelerini açıkladığını, davacının kamuoyu önünde küçük düşürüldüğü iddiasının yersiz olduğunu, müvekkilinin yaptığı konuşmaların, eleştiri ve yorum sınırlarını aşar mahiyette olmadığını, davacının manevi varlığının zedelenmediğini, düşünme ve düşündüğünü açıklama özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini, basına ve kamuoyuna yansıyan konuşma, görüntü ve beyanlar bir arada değerlendirildiğinde müvekkili tarafından yapılan yorumun bir değerlendirme ve çıkarsama olduğunu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemenin Birinci Kararı :

6. İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 08.07.2010 tarihli ve 2009/480 E., 2010/214 K. sayılı kararı ile; davacının siyasal kimliği ile tanınan ... Partisi genel başkanı olduğu, davalının ise akademisyen kimliği ile tanınan gazeteci-yazar olup, bu kimliği ile katıldığı programda kullandığı ifadelerle Ergenekon'un davacı ile dava dışı ... üzerinden PKK'ya nüfuz ettiğini bildirdiği, davalının bu ifadeleri özel yetkili İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde iki ayrı iddianame ile isnat edilen suçlardan ve davacının siyasi hayatındaki olaylardan yola çıkarak açıkladığı, iddianame içeriğine aynen katıldığı yönündeki savunmasının davacının bu suçlardan mahkûm olmadığı sürece eleştiri olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, davalının davacıyı suçlayıcı söylemlerde bulunmaya yetkili konumda olmadığı, söylemlerin davacının kişilik haklarına hukuka aykırı bir şekilde tecavüz oluşturduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle 5.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:

7. İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 30.01.2012 tarihli ve 2010/13297 E., 2012/1091 K. sayılı kararı ile; “….Dosya kapsamından davalının savunmasında, davacının İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesinde yargılandığı ve iddianamede de dava konusu olayla ilgili olarak davacının PKK ile ilişkisinin bulunduğu bildirildiğine göre, bu savunmanın doğruluğu üzerinde durulması gerekirken gerekli araştırma yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı:

9. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda 15.01.2013 tarihli ve 2012/230 E., 2013/1 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, bozma ilamı doğrultusunda dosya arasına getirtilen iddianamenin ilgili bölümü incelendiğinde, açıkça davacı hakkında "... üzerinden Ergenekonun PKK'ye nüfuz ettiği, yine Hizbullahla da Ergenokon bağlantılı olduğu bilinen unsurlar" şeklinde bir iddianın yer almadığı, ayrıca davacı hakkında kamu davası açılmış olmasının bu suçlardan mahkum olmuş, isnat edilen suçlar kanıtlanmış gibi davranılmasını, söylemlerde bulunulmasını haklı göstermeyeceği, davalının davacıyı suçlamaya yetkili konumda olmadığı, davacı bu suçlardan mahkum olmadığı sürece bu beyanların eleştiri olarak kabul edilemeyeceği, söylemlerin davalının kişilik haklarını hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrattığı, manevi tazminatı gerektirir koşulların oluştuğu gerekçesiyle ilk karar gibi davanın kısmen kabulüne 5.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:

10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 26.06.2014 tarihli ve 2014/8360 E., 2014/10608 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, halen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ergenekon ismi ile bilinen kamu davasında yargılanmaktadır. Davalı ise bir siyasetçidir. Katıldığı televizyon programında kendisine yöneltilen soruları kişisel değer yargılarını, düşüncelerini açıklayarak cevaplamıştır. Davacının yargılandığı kamu davasının iddianamesi ile kendisine isnat edilen suçlamalar ile ilgili görüşlerini, inancını dile getirmiştir. Dava konusu program içeriğinin güncel olaylara ilişkin bulunması, davacıya isnat edilen suçların nevi ve bu sebeple yargılanıyor olması nedenleri ile görünür gerçeklik bulunması karşısında davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı sonucuna varılarak istemin tümden reddi yerine kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

12. İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 09.04.2015 tarihli ve 2015/19 E., 2015/105 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davalının televizyon programı sırasında davacı için kullandığı söz ve ifadelerin güncel olaylara ve görünür gerçekliğe uygun olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının kişilik haklarına saldırı bulunup bulunmadığı; diğer bir ifadeyle, davacı yararına manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

16. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.

17. Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi [Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 24], isme saldırı (TMK m. 26), nişan bozulması (TMK m. 121), evlenmenin butlanı (TMK m. 158/2), boşanma (TMK m. 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma [818 Sayılı Borçlar Kanunu (BK) m. 47, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 56] durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 Sayılı BK m. 49, 6098 Sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir.

18. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesiyle 818 Sayılı BK'nın 49. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır.

Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde;

“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

Dava konusu ifadelerin kullanıldığı yayının yapıldığı ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan BK'nın 49. maddesinde ise;

“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.

Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.”

Hükümleri yer almaktadır.

19. Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve Borçlar Kanunu'nun 49. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.

20. Görüldüğü üzere BK'nın 49. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.

21. Bu genel açıklamalardan sonra uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının da incelenmesinde yarar bulunmaktadır:

22. 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrası; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.

23. Hâl böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS/Sözleşme) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir.

25. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, parag. 49).

AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, Başvuru No: 35839/97, 22.02.2005).

26. İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme'nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlâl edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:

i. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşme'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukukî normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20 Ekim 2009).

ii. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği:

Sözleşmenin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (B.K.. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları, diğer yanda ifade özgürlüğü bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A.:İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).

iii. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: 13585/88, 26.11.1991).

28. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., 2018/986 K.; 30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., 2018/1144 K.; 30.04.2019 tarihli ve 2017/4-1485 E., 2019/500 K., 01.07.2020 tarihli ve 2017/4-1476 E., 2020/503 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

29. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Davacı vekili müvekkilinin ülke çapında faaliyet gösteren, yerel ve genel tüm seçimlere katılan ... Partisi genel başkanı olup dünya çapında tanınan siyasi bir kişilik olduğunu, davalının katıldığı televizyon programında “... ve ... üzerinden Ergenekon PKK'ya nüfuz etmiştir ve Hizbullah'a da, Ergenokon bağlantılı olduğu bilinen unsurlar…” şeklinde kullandığı ifadelerle müvekkiline hakaret ve suç isnadında bulunarak kişilik haklarına saldırdığını iddia ederek eldeki davayı açmıştır.

30. Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre; davalı tarafından dava konusu ifadelerin kullanıldığı 15.01.2009 tarihinden önce davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250 Maddesiyle Görevli ve Yetkili) tarafından düzenlenen 10.07.2008 tarihli iddianame ile silahlı terör örgütü kurma, yönetme, zorla hükümeti ıskata teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik ve açıklanması yasak belgeleri temin etme suçlarından kamu davası açıldığı, soruşturma sırasında 24.03.2008 tarihinde tutuklandığı ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2008/209 esas sayılı davasında yargılandığı anlaşılmaktadır.

31. Ayrıca; davalı tarafından dosyaya sunulan gazete haberlerinden yine davalının dava konusu ifadelerden önce, davacı ile A. Öcalan'ın birlikte resimlerinin bulunduğu haberlerin herkes tarafından görülecek şekilde basında yer aldığı da görülmüştür.

32. Bu durumda; davalının katıldığı programda yapılan konuşmalar ve tartışmalar sırasında davacı hakkında dava konusu ifadeleri kullanmasının görünür gerçekliğe uygun, kişisel görüşlerini açıklama kapsamında kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği sonucuna varılmıştır.

33. Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 31.12.2009 yerine 07.01.2015 olarak yazılmış ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiş, işin esasına etkili görülmeyerek bozma nedeni yapılmamıştır.

34. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun'un 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun'un 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.09.2021 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

kazanci.com.tr

Anahtar Kelimeler:
Yargıtay
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.