Hukuki açıdan faiz, alacaklının talep etmeye hakkı olan bir miktar parayı kullanamaması nedeniyle parasından yoksun kaldığı süreye bağlı olarak[1] bir hukuki işlem veya kanun hükmü[2] uyarınca talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır.[3] Bundan başka faiz alacağının kaynağı bir mahkeme kararı da olabilmektedir.

Faiz asıl alacaktan ayrı ve fakat ona bağlı bir yan edim olup varlığı asıl alacağın varlığına bağlıdır.[4] Asıl alacak sona erdiğinde faiz alacağı da sona erer (6098 sayılı TBK md. 131/1). Öte yandan 6098 sayılı Kanun'un 147'nci maddesinin bir numaralı bendi uyarınca faiz alacağının asıl alacaktan ayrı olarak talep ve dava edilmesi mümkündür. İşlemiş faizin ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir (6098 sayılı TBK md. 131/2). Başka bir anlatımla, faiz bir feri haktır. Feri haklar ise, faiz, gecikme tazminatı, cezai şart gibi doğumu ve sona ermesi bakımından asıl alacağa bağlı olan, asıl alacağı genişletmek ya da teminat altına almak amacı güden haklardır. Ancak asıl alacak yönünden zamanaşımının kesilmiş olması faiz alacağı için de kesildiği anlamına gelmez.[5]

Faize ilişkin esas düzenlemeler; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da yer almaktadır. Bundan başka faize ilişkin başkaca düzenlemelerin yer aldığı özel kanunlar da bulunmaktadır.

Türk Hukukunda faiz için ilk olarak anapara faizi ve temerrüt faizi ayrımı yapılır. Aslında anapara faizi, sermaye faizi, kapital faiz, akdi faiz (sözleşme faizi) kavramları aynı anlam ve sonuçları içermektedir. Anapara faizi, henüz temerrüde düşmeden ödenmesi lazım gelen faizdir. Diğer bir şekilde tanımlarsak kapital yani anapara faizi, başkasının kullanımında kalan nakdi sermaye için sözleşme gereğince veya kanunen, sözleşme veya yasada belirtilen tarihten vade tarihine kadar yürütülen faizdir. Genelde kredili, vadeli veya taksitli satışlarda söz konusu olur ve temerrüde düşmeden "vade farkı" adı altında alınır.

Temerrüt faizi ise, borçlunun para borcunu[6] zamanında ödememesi yanında temerrüde düşmesi üzerine temerrüt tarihinden başlayıp temerrüt devam ettikçe varlığını koruyan faiz türüdür. Para borcu dışındaki diğer borçlara değerleri para ile ifade edilebilse bile temerrüt faizi uygulanmaz.[7] Belirtilen her iki faiz türü (Anapara Faizi ve Temerrüt Faizi) için de akdi faiz ve yasal faiz ayrımı yapılmaktadır. Yasal (kanuni) faiz, ödenmesi kararlaştırıldığı hâlde sözleşmede oranı gösterilmeyen hallerde ya da yasada faiz ödenmesi gerektiği belirtilen hallerde ödenmesi gereken ve miktarı yasa ile tespit edilen faizdir. Akdi faiz hukuki ilişkiden kaynaklı ve taraflarınca kararlaştırılmış faizdir.[8] Yasal faiz hem anapara faizi hem de temerrüt faizi bakımından adi işlerde geçerli olan adi (olağan, basit) veya ticari işlerde geçerli olan ticari faiz şeklinde ayrıma tabi tutulmaktadır.

Yargıtay Kararlarında Faizin Başlangıç Tarihleri

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 6.2.2003 tarih ve 2002/13549E-2003/1554K sayılı kararında ‘’Hukuk Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 3.7.2002 gün 2002/564-572 kararı gereği hüküm altına alınan kıdem tazminatı dışındaki alacaklarla ilgili ıslaha konu miktarlara ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği halde ilk kısmi dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Yargıtay HUMK yürürlükteyken belirsiz alacak davası uygulamasının olmadığı dönemde verdiği kararda kısmi dava şeklinde açılan davada ıslahla artırılan miktar için ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesini kabul etmiştir. Kısmi davanın özellikleri göz önüne alındığında verilen kararın doğru ve yerinde olduğu ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 10.11.2015 tarih ve 2014/11888E-2015/9717K sayılı kararında ‘’Davacılar vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik temyiz itirazına gelince kiralanana hor kullanım sonucu verilen hasar haksız fiil sonucu oluşan zarar kapsamında olup haksız fiil tarihinden (tahliye) itibaren faiz istenebilir ise de davacılar vekili faize ilişkin talebini dava tarihi olarak sınırlandırdığından ıslah edilen miktar yönünden de dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ıslah tarihinden itibaren hükmedilmesi doğru değildir.’’ denilmiştir. Somut olayda davacı haksız fiil sonucu oluşan zararının tazmini için belirsiz alacak davası açmıştır. Yerleşik Yargıtay uygulaması ve doktrindeki çoğunluk görüşe göre tazminat davalarında davacının alacağını baştan belirleyebilmesi objektif olarak mümkün değildir, bu yüzden belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı vardır. İşte bu kararda da Yargıtay açılan davanın belirsiz alacak davası olduğunu, kısmi dava olmadığını belirtip açılan dava ile alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 21.3.2016 tarih ve 2015/2948E-2016/1775K sayılı kararında ‘’Faiz başlangıç tarihi yönünden ise; muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. (BK 101. madde) Daha önce ihtar çekilerek temerrüde düşürülmeyen borçlunun temerrüdü takip veya dava tarihinde gerçekleşir. Bu temerrüt takip veya dava konusu edilen miktar için geçerli olup ıslahla artırılan miktar için ise ıslah harcının yatırıldığı tarih olan ıslah tarihinde temerrüt gerçekleşir. Bu durumda mahkemece; davanın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kısmi dava olarak açıldığı da gözetilerek iş bedelinin yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçlerine göre tespiti için önceki bilirkişiden ek rapor alınarak bu ilkelere göre değer hesaplattırılması, alınacak rapor sonucuna göre; dava kısmi dava olduğundan davada talep edilen miktar için dava tarihinden artırılan miktar için ıslah harcının yatırıldığı tarihten olmak üzere davacının talebi de dikkate alınarak inşaat ve imalât işleri ticari iş olduğundan ticari faize hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından kararın temyiz eden taraflar yararına bozulması gerekmiştir.’’ denilmiştir. Kararda Yargıtay öncelikle faizin dava tarihinden önce istenip istenemeyeceğinin yerel mahkemece araştırılmasını istemiştir. Eğer borçlu dava veya takipten önce temerrüde düşürüldüyse temerrüt faizinin bu tarihten itibaren istenebileceği hükme bağlanmıştır. Dava veya takipten önce borçlu temerrüde düşürülmediyse bu tarihler öncesi için faiz istenemez. Dava somut olaydaki gibi kısmi dava olarak açıldıysa burada da faizin başlangıç tarihleri arasında bir ayrım yapılmalıdır. Açılan kısmi davada talep edilen miktar için dava tarihinden, ıslahla artırılan miktar içinse ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmelidir. Ek olarak yukarıda açıklandığı üzere taraflar tacir ise ve davacı ticari faiz talep ettiyse yerel mahkemenin yasal faiz yerine davacının talebini dikkate alarak ticari faize hükmetmesi gerekmektedir

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 27.6.2016 tarih ve 2015/9361E-2016/10162K sayılı kararında ‘’Dava dilekçesi içeriğinden davanın kısmi dava olarak açıldığı, davalının dava tarihinden evvel temerrüde düşürüldüğü ispat edilmediğinden dava dilekçesinde belirtilen alacağa dava, ıslah ile artırılan kısmına ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken kabul edilen alacak hakkında ödeme tarihlerinden itibaren faiz yürütülmesine hükmedilmiş olması doğru değildir.’’ denilmiştir. Yargıtay verdiği kararda açılan kısmi davada dava dilekçesinde belirtilen miktara dava tarihinden, ıslahla artırılan miktar bakımından da ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesini belirtmiştir. Örneğin dava dilekçesinde 1000 TL’lik kısmın talep edildiği ve fazlaya ilişkin saklı tutulduğu bir davada, tahkikat aşaması tamamlanmadan talebin 9.000 TL artırılarak 10.000 TL’ye çıkarılması durumunda; 1.000 TL için dava tarihinden, artırılan 9.000 TL yönünden de ıslah tarihinden itibaren faiz işletilecektir. Gerçekten de kısmi davanın belirsiz alacak davası ile farkları düşünüldüğünde ıslahla artırılan kısım bakımından faizin karar tarihine yakın bir dönemden başlatılmasının davacıyı pek korumadığı ortaya çıkmaktadır. Alacağın dava açılmadan önce objektif olarak belirlenemediği durumlarda açılan belirsiz alacak davasında alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz işletilmektedir. Ek olarak belirsiz alacak davasında davacı ıslaha başvurmadan sadece talep artırım dilekçesi ile talebini belirli hale getirmektedir, yani davacının ıslah hakkı saklı kalmakta ve ihtiyaç duyulduğunda dava dilekçesi ıslah edilebilmektedir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 22.1.2018 tarih ve 2015/6559E-2018/75K sayılı kararında ‘’Dava trafik kazasında yaralanmadan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davalı ... haksız fiil sorumlusu olup herhangi bir ihtar ve ihbara gerek kalmaksızın kaza tarihinde yükümlü olduğu tüm borçlar yönünden temerrüde düşer. Zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak temerrüt tarihinden itibaren faiz isteme hakkına sahiptir. O halde, dava edilen miktar ile ıslah edilen miktar için faiz başlangıç tarihi konusunda ayrıma gidilmesi, ıslah edilen kısım yönünden faiz başlangıcının kaza tarihi olarak kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedeni ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2 maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK'nun 438/7. maddesi gereğince düzeltilerek onanması gerekmiştir.’’ denilmiştir. Somut olayda davacının belirsiz alacak davası ile talep ettiği tazminat konusunda yerel mahkeme kazanın olduğu tarih ile ıslah tarihindeki faizler hakkında ayrı ayrı faiz alacağına karar vermiştir. Oysaki yukarıda açıklandığı üzere maddi tazminat gibi önceden belirlenemeyen alacaklar için belirsiz alacak davası açıldığında faizin işlemeye başlayacağı tarih ıslah tarihi olmayacaktır. Ya dava tarihinden ya da kanunlarda açıkça dava tarihinden önce temerrüt olgusunun gerçekleştiği (haksız fiillerde fiil tarihi) tarihten itibaren tüm alacağa faize hükmedilecektir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 24.4.2019 tarih ve 2017/21535E-2019/9437K sayılı kararında ‘’Kısmi dava ile belirsiz alacak davasının en büyük farkı kısmi davada zamanaşımının dava dilekçesindeki miktarla sınırlı olarak kesilmesi, belirsiz alacak davasında ise miktara bakılmaksızın tüm hak bakımından zamanaşımının kesilmesidir. Diğer bir fark ise, kısmi davada faiz başlangıç tarihinin dava ve ıslah tarihi ayrımı yapılarak başlatılması söz konusu iken belirsiz alacak davasında faizin tüm alacak miktarı bakımından dava tarihinden itibaren başlatılmasıdır. Dosya içeriğine göre, davacı dava dilekçesinde, bakiye kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, işe başlatmama tazminatı, dört aylık boşta geçen süre ücreti alacaklarına yönelik olarak davanın kısmi eda davası olarak fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına yönelik olarak davanın ise belirsiz alacak davası türünde açıldığını belirtmiştir. 08.12.2015 harç tarihli dilekçe ile de fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden miktar artırımı yapılmıştır. Mahkemece, anılan alacaklar bakımından miktar artırım dilekçesine karşı ileri sürülen zamanaşımı savunması değerlendirilerek karar verilmiştir. Belirsiz alacak davasında, miktara bakılmaksızın dava açılması ile tüm hak bakımından zamanaşımı kesilmektedir. Bu sebeple miktar artırım tarihi itibari ile zamanaşımına uğradığı belirtilen kısım dışlanarak hüküm kurulması bir başka deyişle kısmi dava olarak açılan davalarda olduğu gibi miktar artırımına karşı zamanaşımı savunmasının dikkate alınması hatalı olduğu gibi fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına dava tarihi yerine, kısmi dava türünde açılan davalarda olduğu gibi dava ve ıslah tarihinden faiz yürütülmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.’’ denilmiştir. Yargıtay bu kararında davacının açıkça belirsiz alacak davası açtığını bu yüzden de dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesini belirtmiştir. Yerel mahkemenin kısmi dava gibi düşünüp dava ve ıslah tarihlerini ayrı ayrı esas alarak faize hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade edip kararı bozmuştur. Zaten dosya kapsamına bakıldığında davacının belirsiz alacak davasına konu ettiği alacaklar (fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti) için ıslah hakkını kullanmadığı sadece talebini artırdığı görülmektedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 24.5.2019 tarih ve 2017/8E-2019/3K sayılı kararında ‘’Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması halinde arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilip hükmedilemeyeceği’’ konusundaki farklı içtihatlar birleştirilmiştir. Davacının kısmi dava dilekçesinde alacağı ile birlikte faizi de talep etmiş olmasına rağmen ıslah dilekçesinde sehven veya isteyerek faiz konusunda açıklama yapmaması durumunda Yargıtay dava dilekçesindeki faiz talebinin yeterli olduğunu, kısmi davada tam ıslah yapılmadığını, ıslah dilekçesi ile artırılan kısmın sadece talep miktarı olduğunu bunun da kısmi ıslah sayıldığını, tam ıslah yapılmadığından yeni bir dava dilekçesi verilmediğini gerekçe göstererek dava dilekçesinde faiz talebi olduğunun kabulüyle artırılan kısım için de faize hükmedileceğini karara bağlamış ve içtihatları birleştirmiştir. İlgili kararın özeti şu şekildedir. ‘’Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.’’

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 21.1.2020 tarih ve 2020/64E-2020/838K sayılı kararında ‘’Somut uyuşmazlıkta davacı dava dilekçesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesine göre belirsiz alacak davası açtığını bildirmiş, bilirkişi raporunun sunulmasından sonra raporda belirlenen alacaklar üzerinden tamamlama harcı yatırmak suretiyle belirsiz alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Mahkemece davanın belirsiz alacak davası olduğu dikkate alınmadan kısmi dava olarak sonuçlandırılması yerinde değildir. Belirsiz alacak davasına konu alacaklar bakımından faiz başlangıç tarihi dava tarihidir. Mahkemece hükmedilen alacaklara (tamamlama harcının yatırıldığı tarih ıslah tarihi olarak kabul edilmek suretiyle), dava ve ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesi hatalı ise de, yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7. maddesi uyarınca kararın düzelterek onanmasına karar verilmiştir.’’ denilmiştir. Bazı işçilik alacaklarının talep edildiği davada; belirsiz alacak davası ile talep edilen alacaklara tamamlama harcının yatırıldığı tarihten değil dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği bu kararda da açıkça ortaya koyulmuştur. Yerel mahkemenin kısmi davanın şartlarını taşımayan uyuşmazlıkta ıslah tarihinden itibaren faizi başlatması doğru değildir. Davacının davasını ıslah dahi etmediği bir durumda yerel mahkemenin şablonik olarak ıslah tarihi kavramını kullanması hukuka uygun değildir.

SONUÇ

Kısmi dava ile belirsiz alacak davası arasındaki farklar diğer konuların yanında faiz konusunda da uyuşmazlıklar ortaya çıkarmaktadır. Davanın açıldığı sırada belirlenmesi mümkün olan ancak dava harçları ve yargılama giderleri yüzünden kısmi olarak açılan davalarda, ıslah yapıldıktan sonra hem dava tarihi hem de ıslah tarihi dikkate alınarak faizin başlangıç tarihi belirlenir. Belirsiz alacak davasında ise alacağın tamamı için dava veya daha önceki bir tarihte temerrüt durumu oluştuysa temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilir.

Davacının kısmi dava açarken faiz talebinde bulunup alacak miktarını artırdığı ıslah dilekçesinde faiz talep etmediği durumlarda artırılan kısım için faize hükmedilip hükmedilemeyeceği Yargıtay dairelerinin içtihatları arasında farklılıklar oluşturmuş, bunun sonucunda Yargıtay dava dilekçesindeki faiz talebinin ıslah dilekçesini de kapsadığı şeklinde görüş bildirip içtihatları birleştirmiştir.

Yerel mahkemelerin dava dilekçelerini yeterince incelemeyip açılan davalara doğrudan kısmi dava veya belirsiz alacak davası şeklinde nitelendirme yapmaları artırılan kısım için faizin ne zamandan itibaren işleyeceği konusunda yanlış kararlara yol açmaktadır. Yargıtay geliştirdiği içtihatlarla bu yanlış kararların en aza inmesi konusunda ve ülke çapında uygulamada birlik sağlamaya çalışmaktadır.

---------------------------------------------------

[1] Helvacı, Mehmet: Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, İstanbul 2000, s. 43 vd., 64-66; Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. B. Ankara 2012, s. 978; Oğuzman, M. Kemal/Öz, M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I. İstanbul 2012 s. 308; Reisoğlu, Sefa: Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. B. İstanbul 2012, s. 312; Hatemi, Hüseyin/ Gökyayla, Emre: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2. B. İstanbul 2012, s. 217

[2] Şamil Demir, Türk Borçlar Kanunu’nun Para Borçlarında Faize İlişkin Getirdiği Yenilik ve Sınırlamalar, Ankara Barosu Dergisi, 2012/4, s. 213

[3] Helvacı, Mehmet: Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, İstanbul 2000, s. 63-64; Oğuzman/Öz, s. 308, 310; Reisoğlu, s. 312-313; Kılıçoğlu, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. B. Ankara 2012, s. 610-611.

[4] Ş, Demir, s. 214

[5] Helvacı s. 50-51; Eren s. 978-979; Oğuzman/Öz s. 309; Reisoğlu s. 313-314, 376; Hatemi/Gökyayla s. 218 vd.; Kılıçoğlu s. 612-613.

[6] Ş, Demir, s. 218

[7] Barlas, Nami: Para Borçlarının Ödenmesinde Borçlunun Temerrüdü ve Bu Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçları, İstanbul 1992, s. 114 vd.; Eren s. 1099 vd, 1106 vd.; Oğuzman/Öz s. 386, 494 vd., 500, 502 vd.; Mehmet, Demir s. 35; Reisoğlu s. 370, 373 vd., 376 vd.; Kılıçoğlu s. 684-685; Ayrancı s. 100

[8] Ş, Demir, s. 213


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sui Generis 4 ay önce

Bazı yazarların alıntıları eksik. ''Ayrancı s. 100'' şeklinde bir alıntı doğru değil. Daha çok özen gösterilmeli.