Kısa süreli hapis cezası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.49/2’de “Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.” olarak tanımlanmıştır. TCK m.50’de ise, kısa süreli hapis cezaları yerine fail hakkında tatbik edilebilecek seçenek diğer yaptırımlar düzenlenmiştir. TCK m.50/1’e göre;

“(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adli para cezasına,

b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,

Çevrilebilir”.

Maddenin birinci fıkrasında yer alan “çevrilebilir” ibaresi; hakimin bu maddenin tatbikinde takdir yetkisine sahip olduğunu, bu fıkraya göre kısa süreli hapis cezalarının seçenek yaptırımlara çevrilmesinin kanuni zorunluluk olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla; birinci fıkrada aranan tüm şartlar gerçekleşse bile, hakim sanığın kısa süreli hapis cezasını seçenek yaptırımlara çevirip çevirmeme konusunda takdir hakkını gerekçeli olmak kaydıyla kullanabileceği gibi, sanığa en uygun seçenek yaptırımı belirleme yetkisine de sahiptir. Hakim bu takdir yetkisini kullanırken ve seçenek yaptırımı belirlerken; suçlunun kişiliğini, sosyal ve iktisadi durumunu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığı, suçun işlenmesindeki özellikleri değerlendirecektir.

Uzun yıllar önce Yüksek Mahkeme içtihadı ile tartışılan ve nihayetinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2008 yılında verdiği kararla net olarak açıklığa kavuşturulan “seçenek yaptırım olarak kütüphanede kitap okuma tedbiri” konusunun bazı yargı kararları ile yeniden gündeme geldiği görülmektedir.

Öncelikle belirtmek isteriz ki; TCK m.50/1’de altı (6) bent halinde sayılan seçenek yaptırımlar, Kanunda tahdidi, yani sınırlı olarak sayılmış olup, yorum ve kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda hakim sadece; adli para cezasına, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesine, sanığın bir meslek veya sanat edinmesini sağlamak amacıyla bir eğitim kurumuna gitmesine, sanığın belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmasına, şartları varsa ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmasına, gönüllü olduğu takdirde kamuya yararlı bir işte çalışmasına karar verebilir. Sanığın kütüphaneye giderek kitap okuması tedbirine karar verilmesi “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca mümkün değildir; çünkü Kanunda bu şekilde bir yaptırım öngörülmediği gibi, kitap okuma TCK m.50/1’de düzenlenen yaptırımlar kapsamına giren bir husus da değildir.

“Sanığın kütüphanede kitap okuması” şeklinde hükmedilen tedbirle bağlantı kurulmaya çalışılan TCK m.50/1’in (c), (d) ve (f) bentleri sırasıyla incelendiğinde kütüphanede kitap okumanın;

- “Sanığın bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesi” kapsamına girmeyeceği, çünkü kütüphanenin eğitim kurumu olmadığı, kütüphanede kitap okumanın sanığa bir meslek ve sanat edindirmeyeceği, bu bendin sanığın bir meslek ve sanat edinmesini sağlama amacı dışında başka bir amaçla uygulanamayacağı[1],

- “Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma” kapsamına girmeyeceği, çünkü kütüphanede kitap okuma ile sanığın bir yere gitmesinin veya bir şeyi yapmasının yasaklanmadığı, kütüphane kitap okumasına hükmedilerek tam tersine sanığa belirli bir şeyi yapma zorunluluğu getirildiği, bu bent uyarınca sanığa sadece “yapmamak” ve “gitmemek” şeklinde negatif ödev yüklenebileceği, “yapmak” şeklinde aktif bir yükümlülük getirilemeyeceği[2],

- “Kamuya yararlı bir işte çalışma” kapsamına girmediği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.105/1’de “kamuya yararlı bir işte çalışma” tedbirinin “hükümlünün, ücretsiz olarak bir kamu kurumunun veya kamu yararına hizmet veren bir özel kuruluşun belirli hizmetlerinde çalıştırılması” olarak tanımlandığı, bu sebeple kitap okumanın ve kütüphaneye gitmenin kamuya yararlı bir iş olarak tanımlanamayacağı,

Tartışmasızdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda bahsettiğimiz kararına göre[3];

“5237 sayılı Yasanın 50. maddesinin 1. fıkrasında kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlar düzenlenmiştir. Sözkonusu fıkra incelendiğinde; (a) bendinde paraya çevirme, (b) bendinde iade ve tazmin, (c) bendinde meslek edinmeyi sağlamak amacıyla bir eğitim kurumuna devam etme, (d) bendinde belirli yerlere gitmekten ve belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma, (e) bendinde ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınması ile belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanma, (f) bendinde ise kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirlerinin öngörüldüğü görülmektedir. Olaydaki tercih (f) bendindeki tedbirin uygulanması yönünde kullanılmıştır.

(f) bendindeki düzenleme; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırmaya çevrilebilir şeklindedir.

Kamuya yararlı işte çalıştırma tedbirinin ne şekilde infaz edileceği; 5275 sayılı Yasanın 105. maddesinde; (1) Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan kısa süreli hapis cezasının yaptırım seçeneklerinden kamuya yararlı bir işte çalıştırma; hükümlünün, ücretsiz olarak bir kamu kurumunun veya kamu yararına hizmet veren bir özel kuruluşun belirli hizmetlerinde çalıştırılmasıdır. (2) Denetimli serbestlik ve yardım merkezleri, bölgelerinde bulunan bu tür kurumlardan hükümlüleri ne suretle çalıştırabileceklerine dair bilgi alırlar ve hizmetler listesini oluştururlar. Bu listeler mahkemelere verilir. Mahkeme, bu listelerden uygun gördüğü hizmeti ve süresini hükümlüye önerir ve bunu reddetme hakkına sahip olduğunu hatırlatır... biçiminde düzenlenmiştir. (…)

İtiraza getirilen konu, Özel Dairece uygulanmasına karar verilen tedbirle ilgilidir. Özel Dairece yerel mahkemenin kesinleşmiş hükmü bozulmuş; buna karşılık, sanıklar hakkında hükmolunan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın 5237 sayılı Yasanın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca ceza müddeti kadar her gün bir saat süreyle bir kütüphanede kitap okuma tedbirine çevrilmesine karar verilmiştir. İtiraz, Özel Dairece hükmolunan tedbirin 50. maddede düzenlenmiş bulunan tedbirlerden birisi olmadığına, dolayısıyla da bu tedbire hükmedilemeyeceğine ilişkindir.

Özel Dairece uygulanmasına karar verilen tedbire; 5237 sayılı Yasa'nın 50. maddesinin, 1. fıkrasının, (d) bendi gereğince karar verilmiştir, (d) bendine göre, hapis cezası mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya çevrilebilir. Bu yaptırımın ne şekilde infaz edileceği ise Tüzüğün 51. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenmiştir. Açıkça görüleceği üzere; (d) bendinde, belirli yerlere gitmekten yasaklanma veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma şeklinde iki ayrı tedbirden bahsedilmektedir. Buna karşılık, bahsedilen tedbirlerden her ikisi de, bir şeyi yapmaktan yasaklanma biçimindedir. Aksine, (d) bendi uyarınca bir şeyi yapma tedbirine karar verilmesi olanaklı değildir. Özel Daire'ce ise, (d) bendi uyarınca hapis cezasının her gün 1 saat süreyle bir kütüphanede kitap okuma tedbirine çevrilmesine yani bir şeyi yapma tedbirine hükmedilmiştir. Öte yandan, uygulanmasına karar verilen tedbir, 50. maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde; en az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye biçiminde düzenlenen bir meslek ve sanat edinmek amacıyla bir eğitim kurumuna devam tedbiri kapsamında da değerlendirilemez. Çünkü, kütüphane bir eğitim kurumu olmadığı gibi, sanıkların kütüphaneye gitmelerine ilişkin tedbire de onlara meslek veya sanat öğretmek amacıyla hükmedilmiş değildir. (…)

Bu nedenlerle; sanıklar hakkındaki hürriyeti bağlayıcı cezaların 5237 sayılı TCY'nin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca ... ceza müddeti kadar her gün bir saat süreyle bir kütüphanede kitap okuma tedbirine çevrilmesine olanak bulunmadığından; itirazın kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yeni bir müeyyide belirlenmek üzere dosyanın Özel Daire'ye gönderilmesine karar verilmelidir”.

Görüldüğü üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu; TCK m.50/1’de yer alan hiçbir bendin “sanığın kütüphanede kitap okuması” şeklinde bir tedbire hükmedilmesine elverişli olmadığını detaylı gerekçelerle ortaya koymuştur.

Netice itibariyle; “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi gereğince TCK m.50’de sayılan seçenek yaptırımlar yorum ve kıyas yoluyla genişletilemez ve Kanunda açıkça öngörülmeyen bir tedbire seçenek yaptırım olarak hükmedilemez. Bir an için fail hakkında kütüphanede kitap okuma veya benzeri yönde bir tedbire karar verilmesinin yolunun açılması istenmekte ise, bu konuda açık ve net yasa değişikliğine gidilmesi şarttır. Aksi halde, verilen kitap okuma tedbir kararı Kanuna aykırı olacağından, bu tür bir tedbir kararına karşı kanun yollarına başvurulabilir. Ancak belirtmeliyiz ki; kanun yoluna gidilmeyen ve kesinleşen kitap okuma kararının Kanunda yeri olmadığından ve ne şekilde infaz edileceği düzenlenmediğinden, Yasaya açıkça aykırı bu tedbirin yok hükmünde görülüp infaz merciince mahkemesine iadesi düşünülebilir. Bu durumda mahkeme, kesinleşmiş olsa da yasal dayanağı olmayan kitap okuma tedbirine son verip, yerine Kanunda öngörülen bir tedbire karar verileceği ileri sürülebilir. Bir düşünceye göre bu yanlışı düzeltmenin yolu, kanun yolundan geçer. Olağan kanun yoluna gidilmeyen kararlara karşı kanun yararına bozmaya gidilmesi gerektiği, aksi halde kararın icrası yoluna başvurulmasının uygun olacağı iddia edilebilir. Ancak bu düşünceye katılmadığımızı ifade etmek isteriz.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------------------------------------

[1] Yaşar, Osman, Gökcan, Hasan Tahsin, Artuç, Mustafa; Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Cilt, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s.1502.

[2] Yaşar, Gökcan, Artuç, a.g.e., s.1506.

[3] YCGK, 29.04.2008, 2008/7-80 E., 2008/93 K.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ali 1 ay önce

Avukatlarin ve yaninda calisanlarin borclu olan vatandaslari yakinlari akrabalari ni aramasi rahatsiz etmesi hakkinda da bi yazi yazarmisiniz.
Borclunun kendine ulasabildigi halde mesajla telefonla yakinlarini aramasi bilgi vermesi borcluyu surekli rahatsiz etmesi hakkinda bir yazi kaleme alirsaniz iyi olur.
Okadar cok bazi avukatlik ofisleri yasa disi is yapiyorki