I. GİRİŞ

Sanık veya şüphelinin suçu işleyip işlemediği henüz belli olmadan başvurulan koruma tedbirleri, kişi hak ve özgürlüklerine yönelik önemli sınırlamalar getiren ceza muhakemesi işlemleridir. Gerçekten tutuklama kişi özgürlüğüne, el koyma mülkiyet hakkına, arama da konut dokunulmazlığına müdahale niteliği taşıyan koruma tedbirleridir. Hukuka aykırı olarak uygulanan koruma tedbirleri dolayısıyla bireylerin uğradığı zararın giderilmesi konusu önemli tartışma başlıklarından biri haline gelmiştir.

Haksız veya hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklananlara tazminat ödenmesi konusu kapsamlı olarak ilk defa 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklananlara Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Ancak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu konuyu 141-144. maddeleri arasında “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlığı altında yeniden düzenlemiştir. Biz bu çalışmamızda tazminat hakkının yasal dayanaklarını ve uygulanmasını ele alacağız.

II. YASAL DAYANAK

AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkı başlıklı 5. Maddesinde herkesin kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, m.5/son’da “Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir veya tutuklama işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğunu” güvence altına almaktadır. Kişilerin koruma tedbirleri nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak görülmektedir.

AY m. 19’da kişinin hangi nedenlerle özgürlüğünden yoksun bırakılacağı belirtilmekte ve m. 19/son‘da da belirtilen esaslar dışında işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel esaslarına göre Devletçe karşılanacağı güvence altına alınmaktadır.

CMK m. 141 ve devamında koruma tedbirleri nedeniyle zarara uğrayan kişilere tazminat ödenmesine ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Mevcut düzenleme, AİHS m. 5/5 ile tam bir uyum içerisinde görünmekle ve hatta el koyma ve arama açısından da tazminat olanağına yer vermekle daha geniş bir güvence getirmektedir. Bununla birlikte CMK m. 141 ve devamı, koşulları gerçekleşmediği halde koruma tedbirlerine başvurulduğu her durumda değil yalnızca tek tek saymak suretiyle gösterdiği tazminat nedenlerinden birisi söz konusu ise, tazminat ödenmesini öngörmektedir. Aynı şekilde koruma tedbirlerinden olan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik araçlarla izleme, beden muayenesi tazminatın kapsamı dışındadır.

III. TAZMİNAT NEDENLERİ

5271 sayılı CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasında koruma tedbirleri nedeniyle tazminata hükmedilebilecek haller şu şekilde belirtilmiş olup, bu haller;

1- Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında;

aa) yakalanan,

bb) tutuklanan,

cc) tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,

c) aa) Kanunî hakları hatırlatılmadan,

bb) Hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden,

Tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde,

aa) makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan,

bb) makul süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra,

aa) haklarında kovuşturmaya yer olmadığına,

bb) beraatlerine,

Karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri,

aa) Hükümlülük sürelerinden fazla olan,

bb) İşlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine,

aa) yazıyla,

bb) bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

aa) koşulları oluşmadığı halde elkonulan,

bb) korunması için gerekli tedbirler alınmayan,

cc) eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan,

dd) eşyası veya diğer malvarlığı değerleri zamanında geri verilmeyen,

k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, bu madde hükümleri uyarınca Devletten isteyebileceklerdir.

IV. TAZMİNATIN BELİRLENMESİ

Tazminat miktarı; Haksız tutuklama nedeniyle gerçek maddi zararın saptanmasında, sübjektif taktir yerine, somut delillere dayanılarak zarar miktarı belirlenmelidir. Gerçek zarardan maksat, zarara uğrayanın halen mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı hal arasındaki farktan ibarettir. Eğer zarara uğrayan, zarar miktarını belirleyebilecek herhangi bir bilgi ve belge sunamamışsa, maddi zarar, tutuklu kalınan dönemde geçerli net asgari ücret üzerinden hesaplanmalı, asgari ücret üzerinden hesaplama da hafta sonu, dini ve milli bayram tatilleri nedeniyle indirim yapılmamalıdır.

Davacının, fiilen çalışmayacak bir konumda olmuş olması halinde de maddi bir kaybının olduğu kabul edilerek tazminat miktarı, geçerli net asgari ücret üzerinden belirlenmelidir. Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tutuklama tarihi ile tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar (eklenecek faiz miktarı da gözetilerek) ele geçecek parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespit edilmelidir.

Faiz talebinde bulunulması halinde, talep de nazara alınmak suretiyle faize hükmedilmelidir. Faiz başlangıcı için herhangi bir süre belirtilmemişse dava tarihinden itibaren faize karar verilmeli, başlangıçta faizin istenmemiş olması veya başlangıcının belirtilmemiş olması halinde, ilk derece mahkemesince hüküm verilinceye kadar ıslah yoluyla talep edilebileceğinden, ıslah istemi varsa bu talep dikkate alınarak karar verilmelidir. Bir kısım suçlardan mahkûmiyet bir kısım suçlardan ise beraat halinde, mahkûmiyet süresi suç tarihine eklenip, kalan sürenin tazminatı gerektirdiği göz önüne alınmak suretiyle, faiz başlangıç tarihi buna göre belirlenmelidir.

Davanın tamamen reddi halinde davalı hazine lehine vekâlet ücretine hükmolunacaktır. Davanın, kısmen veya tamamen kabulü halinde ise; davayı vekil ile takip eden davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesinin 13/4. maddesi ve tarifenin üçüncü kısmı gereğince, ikinci kısmın ikinci bölümünün onuncu sırasındaki ücretten az olmamak üzere vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Bu davaların ceza mahkemelerinde görülen istisnai nitelikteki tazminat davaları olduğundan hareketle, CMK’da uygulanabilecek açık bir hükmün bulunmadığı hallerde HMK’nın ilgili hükümleri kıyasen uygulanmalı, Anayasa’nın 19/son maddesindeki “tazminat hukukunun genel prensipleri” ibaresinden de yararlanılmak suretiyle, tazminat hukukuna ilişkin mevzuat hükümleri de uygulamada göz önünde bulundurulmalıdır.

V. YARGILAMA

a. Görevli ve Yetkili Mahkeme

CMK’nın 142/2. maddesi uyarınca istem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacaktır. Birden fazla ağır ceza dairesinin bulunması halinde ise, numara olarak takip eden, işlemi yapan son numaralı ağır ceza ise bir numaralı ağır ceza mahkemesi yetkili olacaktır. Bu maddelerdeki yetki kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamanın her aşamasında re’sen göz önüne alınmalıdır.

b. Taraflar

Dava açma yetkisi zarar verici işlemin muhatabına tanınmış olup, mirasçıların dava açma hakkının bulunmadığı kabul edilmektedir. Ancak, mirasçıların açılmış davaya devam etmeleri mümkün olduğu gibi, hak sahibinin sağlığında bu hakkı kullanabileceğine ilişkin bir işlem yapması, örneğin bu dava için vekil görevlendirmesi ve henüz dava açılmadan ölmesi halinde, bu hakkın mirasçılar tarafından kullanılabileceği ve bu halde mirasçıların dava açabileceği kabul edilmektedir, bunun için aranan ölçü hak sahibinin sağlığından bu iradesini ortaya koyan bir işlem yapmış olmasıdır.

CMK’da yer alan bir hükümle tazminat isteyemeyecek kişilere ilişkin bir kategori oluşturulmuştur. CMK’nın 144. maddesinde yer alan bu düzenlemeye göre tazminat isteyemeyecek olan kişiler şunlardır:

• Gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilenler,

• Tazminata hak kazanmadığı halde sonradan yürürlüğe giren ve lehe düzenlemeler getiren kanun gereği durumları tazminat istemeye uygun hale dönüşenler,

• Genel veya özel af, şikayetten vazgeçme, uzaklaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler,

• Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler,

• Adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar.

Dava işlemi yapana karşı değil, devlete karşı açılacaktır.

c. Süre

Koruma tedbirleri dolayısıyla açılacak olan tazminat davasının, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde açılması gerekir. Bu süreler hak düşürücü süre olup, kesilmesi veya durması söz konusu değildir.

d. İstem

Tazminat istemi bir dilekçe ile yapılır ve dilekçede açık kimliğini ve adresini, zarara yol açan işlemin ne olduğunu, uğradığı zararın tür ve ağırlığını belirtmesi ve bununla ilgili belgeleri de dilekçesine eklemesi gerekir. Başvuru dilekçesindeki bilgi ve belgelerde yetersizlik bulunması durumunda mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde istemin reddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresi içinde eksikliği tamamlanmayan dilekçe, mahkemece itiraz yolu açık olmak üzere reddedilir (CMK m. 142/4).

e. İnceleme

Mahkeme dosyayı inceledikten sonra yeterliliğini belirlediği dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini, Devlet hazinesinin kendi yargı çevresindeki temsilcisine tebliğ ettirerek varsa beyan ve itirazlarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmesini isteyecektir. (CMK m. 142/5). Mahkeme, istemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapabilir veya hakimlerinden birine yaptırabilir (CMK m. 142/6).

CMK, tazminat davasının duruşmalı olarak çözümlenmesi ilkesini benimsemiştir. Gerçekten de CMK’nın 142/7. maddesine göre mahkeme, istemde bulunanı, Cumhuriyet Savcısı’nı ve hazine temsilcisini dinledikten sonra kararını verecektir.

Tazminat davası ile ilgili verilen kararlar hakkında istinaf yoluna gidilebilecektir. CMK’nın konu ile ilgili 142/8. maddesine göre karara karşı, istemde bulunan, Cumhuriyet Savcısı veya hazine temsilcisi istinaf yoluna başvurabilir. Bu yola başvurulması halinde inceleme öncelikle ve ivedilikle yapılır.

VI. TAZMİNATIN GERİ ALINMASI

Bu maddeye göre kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı sonradan kaldırılarak hakkında kamu davası açılan ve mahkum edilenlerle yargılamanın aleyhte yenilenmesi ile beraat kararı kaldırılıp mahkum edilenlere ödenmiş tazminatların, mahkumiyet süresine ilişkin kısmı, Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine aynı mahkemeden alınacak kararla kamu alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri doğrultusunda geri alınır. Mahkemenin bu konuda verdiği karara karşı itiraz yolu açıktır.

VII. RÜCU

Devletin koruma tedbirleri dolayısıyla ödediği tazminatı sorumlulardan rücu yoluyla alması mümkündür. CMK m. 141/4 uyarınca devlet, ödediği tazminattan dolayı koruma tedbiri ile ilgili olarak görevini kötüye kullanan kamu görevlilerine ve iftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma ve tutuklanma halinde de iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişiye rücu edecektir.

VIII. SONUÇ

Sanık veya şüphelinin suçu işleyip işlemediği henüz belli olmadan başvurulan koruma tedbirleri, kişi hak ve özgürlüklerine önemli müdahaleleri gerektirmektedir. Örneğin; tutuklama kişi özgürlüğüne, el koyma mülkiyet hakkına müdahale sonucunu doğurmaktadır. İşte koruma tedbirlerinin uygulanması nedeniyle bazı zararlar doğabilecektir. 

Bununla ilgili olarak AİHS, Anayasamız ve CMK’da çeşitli düzenlemeler yer almaktadır. Bu çalışmamızda da ilgili hususları ayrıntılı olarak ele alarak değerlendirmiş bulunmaktayız.

Av. Begüm GÜREL (L.L.M)

(Stj. Av. Selin Salur)

(Bu köşe yazısı, sayın Av. Begüm GÜREL tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

KAYNAKÇA            

1. ÖZTÜRK Bahri vd., Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, Eylül 2018.

2. YALVAÇ Gürsel, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, 2015.

3. BAYTAR Serdal, Koruma Tedbirlerinden Doğan Zararın Karşılanması, TBB Dergisi, Sayı: 61, 2005.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.