banner567

12 Nisan 2020

2/B ARAZİLERİNDE KULLANIM KADASTROSU İŞLEMİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLAR

Çalışma konumuz bahsi geçen yasanın 2/B maddesiyle sınırlı olup aynı yasanın 2/A maddesi ve diğer mevzuat hükümleri çalışma konumuz dışındadır. Madde metninden de anlaşıldığı üzere 2/A maddesi, henüz işgal edilmemiş olan, ancak tarıma elverişli bulunan yelerin orman dışına çıkarılmasını; 2/B maddesi ise halen işgal edilmiş olup, kişiler tarafından üzerinde tarım, hayvancılık yapılan veya konut inşa edilmiş olan yerlerin orman sınırları dışına çıkarılmasını düzenlemektedir.

1) 2/B ARAZİLERİNE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME

09.11.1980 tarihli 2709 Sayılı TC Anayasası’nın Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi başlıklı 169. Maddesinde, “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.

Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasanın Orman Köylüsünün Korunması başlıklı 170. Maddesinde, “Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir.

Devlet, bu halkın işletme araç ve gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alır. Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler, Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.” Hükmüne yer verilmiştir.

6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 1. Maddesinde orman şu şekilde tanımlanmaktadır: “ Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır”. Hükmün devamında ise nerelerin orman sayılmayacağı ayrıntılı olarak sayılmıştır. 

Aynı Kanunun 2. Maddesinin B fıkrası, “31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (Antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, Orman sınırları dışına çıkartılır” hükmünü ihtiva ederek orman vasfını kaybetmiş alanların hukuki niteliğinin nasıl tayin edileceği açık bir şekilde düzenleme altına alınmıştır.

Maddenin devamında “Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılır.

Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz .” hükmü düzenlenerek taşınmazın mülkiyet hanesine kimin yazılacağı öngörülmüştür. Bilindiği gibi kamuya ait taşınmazların özel hükümler saklı kalmak kaydı ile kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği hem mevzuatımızda hem de yargı uygulamamızda kabul edilmiştir. Orman arazileri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Her ne kadar orman vasfını yitirmiş araziler orman sınırları dışına çıkarılsa da özel mülkiyet şeklinde çıkarılması mümkün değildir. Mülkiyet hanesine Hazineye ait olduğu kaydı yazılarak taşınmazı sicili oluşturulmaktadır. Geçmişte 2B arazilerinin olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı iddiasıyla birçok davalar açılmış, ancak kamu malı olmaları niteliği gözetilerek imar – ihya veya zilyetlik yoluyla kazanımın mümkün olmayacağı kanaatine varılarak davalar reddedilmiştir.

Nihayet 15.01.2009 tarih ve 5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5. Maddesiyle 6831 sayılı Kanuna şu madde eklenmiştir: “EK MADDE 10 – Bu Kanunun; 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2’nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerler, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez. Yapılan yasal düzenleme ile yukarıda izah edilen yargı uygulaması pozitif hukukumuza eklenmiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ışığında orman sınırları dışına çıkarılan 2B arazilerinin mülkiyet hanesi hazine adına kayıt ve tescil edileceği hususu kesinlik kazanmıştır. Hatta YİBGK, 6831 Sayılı Kanuna eklenen Ek 10. Maddesini genişletici yorumlayarak maki alanlarına uygulanması gerektiğini, zilyetlik yoluyla maki alanlarının özel mülkiyet olarak iktisap edilmesinin olanaklı olmadığını belirterek içtihadı birleştirme kararı vermiştir (2004/1 E. 2010/1 K. 30.04.2010 Tarih). Söz konusu Genel Kurul kararına karşı doktrinde karşı görüşler ileri sürülerek 2B vasıflı araziler için getirilen düzenlemenin aynı niteliğe haiz olmayan maki nitelikli arazilere de kıyas yoluyla uygulanması sert bir şekilde eleştirilmektedir.

2) KULLANICI BELİRLEME İŞLEMİ

Yukarıda açıkça izah edildiği üzere, orman tanımına giren yerlerin orman rejimi dışına çıkarma yetkisi asıl orman kadastro komisyonlarına tanınmıştır. Orman Kanunu madde 7 ve devamında söz konusu yetki, nasıl kullanılacağı ve komisyonda kimlerin yer alacağı düzenlenmektedir. Dolayısıyla Orman Kadastro Komisyonunun Tahdidine başladığı bir yere Tapu Kadastro Komisyonu girememekte, aksi halde yetki aşımı olacak ve oluşturulan tapu kütüğü geçersiz sayılacaktır. Ancak bu genel kuralın yanında kanun koyucu Tapu Kadastro Ekibine istisnai bir yetki tanımıştır, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu m. 4/3 : “Çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak, bu çalışmalarda kadastro ekibine, Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren yedi gün içerisinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar re ’sen devam ettirilir. “ düzenlemesi ile henüz orman kadastrosuna başlanmamış bölgelere Tapu kadastro komisyonları girebilmekte ve 2/B çalışması yürütebilmektedir.

2/B maddesi uyarınca orman rejimine çıkarılan yerlerin hali hazırda kimin işgalinde bulunduğu kadastro tutanaklarına kaydedilmesi gereği kanuni bir zorunluluktur. Bu zorunluluğa rağmen uygulamada gerekli özen gösterilmeksizin arazinin kimin kullanımında olduğu tespit edilmemekte, bazen de eksik, hatalı tespit edilerek tutanaklar oluşturulmaktadır. İşte tam da bu noktada karşımıza bir takım hukuki sorunlar çıkmaktadır. Rejim dışına çıkarılan araziye komşu diğer arazi sahipleri ile bölge halkını tanıyan muhtar kişilerinin beyanları her zaman asıl kullanıcıyı tespit etmek için yeterli olmamaktadır. Uygulamada sıklıkla şu sorunlar ile karşılaşılmaktadır; muris tarafından evvelinde zilyetlik bulunmasına rağmen sadece bir mirasçı adına zilyetlik tespiti yapılması, komşu arazi sahibi zilyet olmamasına rağmen zilyet olarak gösterilmesi, gerçekten zilyedi bulunmasına rağmen boş bırakılarak hiç tespit yapılmaması. Sayılan örnekler yargıya intikal eden en çok sorun yaşanan olaylardır. Söz konusu sorunların ortaya çıkması halinde başvurulacak hukuki yolların tespit edilmesinde fayda bulunmaktadır.

2009 tarihli 5831 sayılı Kanunun 8. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna ilave edilen ek 4. Maddesine “Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin kadastrosu ve tescili” başlıklı madde eklenerek; “6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2’nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2’nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir. Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz.” Hükmü getirilmiştir. Madde metninden anlaşıldığı üzere orman rejimi dışına çıkarılan yerlerin kullanım kadastrosunun yapılması ikinci kadastro sayılmayacaktır. Bu maddeye dayanarak kullanım kadastrosu yapılan yerlerde asıl zilyetlerin yanlış tespit edilmesi halinde kullanım kadastrosuna itiraz davası açılması gerekecektir.  

3) KULLANIM KADASTROSUNA İTİRAZ

A- Kadastro Mahkemesinde İtiraz Davası

Kullanım kadastrosu işlemi, 3402 sayılı yasayla yapılan bir kadastro işlemi niteliğinde sayıldığından itiraz edilmesi mümkündür. Aynı kanunun 11. Maddesinde kadastro sonuçlarının ilanı başlıklı hükümler kullanım kadastrosuna da uygulanmaktadır. Ayrıca Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 9. bölümünde yer alan Orman Kadastro ve 2/B Uygulamalarının Bitirilmesi, Şekli ve Hukuki Noksanlıkların Tespiti Yönünden İncelenmesi, Sonuçlandırılması ve İlânı” başlığı altındaki düzenlemeler uyarınca çalışmaların sonlanması ve yapılacak ilanların usul ve esaslarını belirtmektedir. Yönetmeliğin 48. Maddesine göre,  sonuçlandırma tutanağı düzenlenen belde, mahalle ve köyde kontrol mühendisince onaylanan haritalar ve tutanak suretleri en geç on beş gün içinde Orman Kadastro Başmühendisliğince ilgili belde, mahalle ve köyün uygun yerine asılmak suretiyle ilân edilir. Bu ilânda; a) Belde, mahalle ve köy çalışma alanı hudutları içindeki ormanların kadastrosunun ve 2/B uygulamasının bitirildiği, b) Tutanak ve haritalara karşı itirazı olanların askı tarihinden itibaren otuz gün içinde kadastro mahkemelerinde, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemelerde dava açabileceği, açıkla belirtilmektedir. Tutanaklara itirazı olanlar ilandan itibaren 30 gün içinde yetkili Kadastro Mahkemesinde itiraz davası açmaları gerekmektedir. Aksi halde itiraz süresi kaçırılırsa artık ilanlar kesinleşecek ve Kadastro Mahkemesinde itiraz davası açma olanağı yitirilecektir.

B- Genel Mahkemede İtiraz Davası

Yönetmelikte öngörülen 30 günlük askı ilan süresi kaçırıldığında, kadastro tutanaklarının kesinlik kazanacağı tartışmasızdır. Artık bu aşamadan sonra tutanaklara karşı Kadastro Mahkemesinde itiraz davası açılamayacaktır. Bu durumda başvurulacak tek yol Genel Mahkemelerde kullanım kadastrosuna itiraz davası açmaktır. Tutanakların kesinleşmesinden sonra bu tür davalara bakmakla yetkili ve görevli mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Genel Mahkemede açılacak kullanım kadastrosuna itiraz davası için 6831 Sayılı Orman Kanunu ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. Maddesinde öngörülen 10 yıllık dava zamanaşımı süresinin kullanım kadastrosuna itiraz davalarında da uygulanması gerektiğini belirterek davaları incelemektedir. Keza Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/20 E. 2014/88 K. Ve 12.02.2014 tarihli kararında bu hususu tartışmış ve Orman Kadastrosu ile düzenlenen tutanaklara karşı açılacak itiraz davalarının 10 yıllık zamanaşımına tabi olacağına hükmetmiştir. Yine Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin önünde gelen bir olayda kullanım kadastrosuna itiraz davalarının, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde, tutanakların tanzim edildiği tarihten önceki sebeplere dayalı olarak, itiraz davası açılabileceğine hükmetmiştir.

Bazı durumlarda arazi, orman rejimi dışına çıkarılmış olmasına rağmen kullanıcı belirleme işlemi yapılmamış olabilir. Henüz 5831 Sayılı Yasa’nın 8. maddesi ile eklenen Ek-4 maddesi uyarınca yapılan bir kullanım kadastrosu mevcut değil ise dava yoluyla bu işlemin yapılması olanaklı değildir. Kullanım kadastrosu işlemi idari bir işlemdir. İdareyi bir işlem yapmaya zorlayacak nitelikte hukuk mahkemelerinde dava açılması mümkün değildir. Bu durumda kullanım kadastrosu yapılmamış 2B arazilerinde öncelikle Kadastro Müdürlüğüne idari başvuruda bulunmak gerekecektir. Aksi halde doğrudan dava açılması halinde hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi kaçınılmazdır. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 2019/2742 E. 2019/4585 K. Sayılı ve 18.06.2019 tarihli kararında;

Kullanım kadastrosu sırasında hakkında kullanım kadastrosu tutanağı tanzim edilen taşınmazlar yönünden tutanağın beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel mahkemelerde kullanım kadastrosuna itiraz davası açılmasının mümkün bulunduğu hususu tartışmasızdır. Ancak, idarece kullanım kadastrosu yapılması planlanmayan ve henüz kullanım kadastrosu çalışmalarına başlanmayan 2/B parselleri hakkında, fiili kullanım durumuna göre parsel ihdas edilerek Hazine adına tescili ve tapu kaydına kullanıcı ya da muhdesat şerhi verilmesi istemiyle dava açılması mümkün bulunmamaktadır.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince, dosya arasına gelen bilgi ve belgelere göre, davacıların davasına konu olan 101 ada 1 numaralı parsel içerisinde bulunan (P.IV) nolu 2/B blok parseline ilişkin olarak 155 numaralı Orman Kadastro Komisyonu tarafından tanzim edilen 2/B uygulama tutanağında; Köy Tüzel Kişiliği işgalinde bulunduğu belirtilen bu taşınmazın 6831 sayılı Yasa’nın 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılmasına karar verildiği ve bu tutanağın 28.07.2011 tarihinde askı ilanına çıkartıldığı anlaşılmakta olup, davacıların iddiası ve istemi anılan orman kadastro komisyonu tutanağında, bu yerin Köy Tüzelkişiliğinin işgalinde gösterilmesinin hatalı bulunduğu ve bu yerin kullanımının kendilerine ait olduğunun beyanlar hanesine yazılmasıdır. Mahkemece dava konusu 101 ada (1 g.39 d.01.a) ve (p.1V) nolu parselin, fındık bahçesi olarak Hazine adına tesciline, taşınmazın "6831 sayılı Kanun'un 2B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığının belirtilmesi, kullanıcı hanesine Kuzköy Tüzel Kişiliği şerhinin iptali ile kullanıcılar hanesine Davacılar ... ile ...'in kullanımındadır" şerhi yazılması suretiyle kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş ise de, Kadastro Müdürlüğü’nce dosyaya gönderilen 14.05.2019 tarihli müzekkere cevabında, çekişmeli 101 ada 1 numaralı orman parseli içerisinde yer alan (p.IV) numaralı 2/B blok parseli hakkında 5831 sayılı Yasa’nın 8. maddesi ile eklenen Ek-4 maddesi uyarınca yapılan bir kullanım kadastrosunun mevcut olmadığının belirtilmiş olması ve hatta anılan taşınmazın Kadastro Mahkemesi’nin 2009/31 Esas numaralı dosyasında davalı olup mülkiyet durumunun kesinleşmediğinin anlaşılmış olması karşısında, henüz kullanım kadastrosu çalışmalarına başlanmayan 2/B parselleri hakkında, fiili kullanım durumuna göre parsel ihdas edilerek Hazine adına tescili ve tapu kaydına kullanıcı ya da muhdesat şerhi verilmesi istemiyle dava açılması mümkün bulunmadığından, mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup temyiz itirazları açıklanan bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.06.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.” gerekçelerine yer vererek kullanım kadastrosu yapılmayan taşınmaz hakkında itiraz davası açılamayacağına hükmetmiştir.

Daha önce bahsedildiği üzere uygulamada sıklıkla karşılaşılan, kadastro tutanaklarının eksik veya hatalı düzenlenerek gerçek hak durumunu yansıtmayacak şekilde oluşturulması telafisi imkânsız hak kayıplarına sebep olmaktadır. Özellikle orman rejimi dışına çıkarılan 2B arazilerinde fiili kullanıcının tespitine ilişkin tutanakların hatalı düzenlenmesi mülkiyet hakkının kaybedilmesine yol açabilmektedir. Şayet fiili kullanıcı olarak tespit gören kişi, hazineden idari yolla 2B arazisini satın almış ise, tapu sicili özel mülkiyet olarak düzenlenecek ve tapu sicilindeki 2B belirtmesi kaldırılacaktır. Bu durumda artık mülkiyet hakkı 3. kişi adına oluşturulduğundan, kullanım kadastrosu sırasında zilyedin hatalı olarak belirlendiğine ilişkin itirazlar mahkemeler tarafından dinlenmeyecektir. Zira mülkiyet hakkı karşısında zilyetlik iddiasının dinlenemeyeceği kuralından hareketle kullanım kadastrosuna itiraz etmek hukuken olanaksız hale gelecektir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi 2017/777 E. 2017/780 K. Ve 25.04.2017 tarihli kararında bu hususa açıkça değinmiştir; Tüm dosya kapsamından, dava konusu 108 ada 24 ve 119 ada 6 sayılı parsellerin kesinleşen 2/B alanları iken, 3402 Sayılı Yasanın Ek 4. maddesi uyarınca kullanım kadastrosuna tabi oldukları, kadastro sırasında davalı K5'in kullanımında olduğu şerhi düşülerek Maliye Hazinesi adına tespit yapıldığı, 6292 Sayılı Yasa gereği 10/11/2014 tarihinde yapılan satış işlemi sonucunda davalı K5'in kayden mülkiyeti kazandığı anlaşılmaktadır.

Davacıların iş bu davayı açtıkları tarihte dava konusu yerlerin satılmış olmasına, zilyetlik iddiasıyla kullanıcı şerhinin düzeltilmesini amaçlayan bu tür davaların 6292 Sayılı Yasa gereği satış işleminden evvel, Hazine ve kullanıcı olarak tespit edilen kişi ya da kişilere karşı açılabileceğine, mülkiyet hakkına karşı zilyetlik iddiası ileri sürülemeyeceğine göre ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığından istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.”

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 2016/2873 E. 2016/6642 K. Ve 15.6.2016 Tarihli kararında da aynı açıklamalara yer vererek davanın esastan reddine hükmetmiştir. Dolayısıyla yukarıda anılan yargı kararları uyarınca 2B arazilerinde, taşınmaz hazinenin mülkiyetinden çıkmış ise, kullanım kadastrosuna itiraz davası dinlenmeyecektir. Bu sebeple açılacak kullanım kadastrosuna itiraz davalarında öncelikle mülkiyetin hali hazırda hazine adına kayıtlı olup olmadığına dikkat edilmelidir.

Kullanım kadastrosu yapılan 2B vasıflı arazilerde sonradan meydana gelen zilyet değişikliklerinin hukuki durumuna da değinmek gerekmektedir.  Orman rejimi dışına çıkarılan 2B niteliğindeki arazinin fiili kullanıcısı, beyanlar hanesine kaydedildikten sonra kullanım hakkını 3. Kişilere zilyetliğin devri yoluyla sağlamış olabilir. Bu durumda güncelleme çalışmaları gündeme gelecektir. Kadastro Müdürlüğüne idari başvuru yapılarak taşınmazın zilyetliğinin tapunun beyanlar hanesinde fiili kullanıcı olarak kaydedilen kişiden devralındığı belirtilerek güncelleme çalışması yapılması talep edilmelidir. Yeni zilyet, kullanım hakkını akdi halef olarak devraldığını adi yazılı belge ile değil, noterde düzenlenen bir belge ile ispat etmek zorundadır. Aksi halde güncelleme çalışmaları sırasında zilyetliği devralan kişisin iddiası kayda değer olmayacaktır. Bunun yanında uygulamada başvurulan diğer yöntem, tapunun beyanlar hanesine kaydedilen kişi noter kanalı ile yeni zilyedin akdi halefi olduğunu, sözleşme konusu 2B arazisini satın alma hakkının olduğunu, hazineden satın almak için başvuru yapmasına muvafakat ettiğini beyan eden bir muvafakatname düzenlemektedir. Bahsi geçen bu muvafakatname’nin idareye ibrazı ile akdi halef olan yeni zilyet taşınmazı doğrudan satın alma hak ve yetkisine sahip olacaktır.

Son olarak, orman rejimi dışına çıkarılan 2B vasıflı araziler üzerinde muhdesatı bulunan kişilerin, uygulamada, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16’ncı maddesine dayanarak Yapı Kayıt Belgesi aldıkları görülmektedir. Bilindiği gibi ülkemizde imar mevzuatına aykırı, ruhsatsız ve ruhsat eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla anılan kanuna 11.05.2018 tarihinde yeni bir düzenleme getirilmiştir. Düzenlemeye göre 31.12.2017 tarihinden önce yapılan yasada belirtilen nitelikteki yapıların yapı kayıt sistemine kaydedilerek belgelendirilmesi ve akabinde imara uygun hale getirilmesi öngörülmüştür. Yasanın getirdiği diğer bir yenilik de hazineye ait taşınmazlar üzerinde bulunan yapılar için Yapı Kayıt Belgesi alınacağı ve akabinde hazine tarafından tespit edilecek bedel karşılığından kullanıcısına satılabileceği yönündedir. 2B taşınmazlarının tapu kaydında ismi geçmeyen ancak evvelden beri kullanan birçok vatandaşımız bu yasa kapsamında yapı kayıt belgesi almıştır. Ancak Çevre Ve Şehircilik Bakanlığının 26.12.2019 tarihli Milli Emlak Genel Tebliği’nin 4. Maddesinin 1-c bendinde 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında kalan taşınmazların kapsam dışında olduğuna yönelik düzenleme getirilmiştir. Hal böyle olunca 2B arazilerinin tapu kaydının beyanlar hanesinde fiili kullanıcı olarak tespit yapılmamış kişiler, Yapı Kayıt Belgesi almış olsalar dahi taşınmazı hazineden satış yoluyla edinemeyeceklerdir. Dolayısıyla orman rejimi dışına çıkarılan 2B nitelikli arazilerin hazineden edinilmesinin tek yolu, kullanım kadastrosu ile fiili kullanıcının tespit edilerek tapunun beyanlar hanesine kaydedilmesidir. Şayet bu yol uygulanmamış veya eksik, hatalı uygulanmış ise yukarıda izah edilen davaların açılması gerekmektedir. 

Av. Hamit YAMAN

İSTANBUL BAROSU

KAYNAKÇA:

1) Ertaş, Şeref, 2/B Yasası Kime Hangi Hakkı Kazandırıyor?

2) Ulukut, Bülent Orman Hukuku 2. Kitabı,

3) Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Dergisi Prof Dr. Cevdet Yavuz’a armağan 1. Cilt,

4) https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/

5) Tapu İptal Ve Tescil Davaları Kitabı- Süleyman Sapanoğlu,

6) Kadastro Kanunu Açıklama Şerhli – Süleyman Sapanoğlu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Savunma Hakki 6 ay önce

Gayet detaylı bir yazı olmuş, teşekkürler meslektaşım.