ADVO CATUS

Kıymetli bir meslektaşım gecenin ilerleyen saatlerinde şöyle bir yazı gönderdi. Aynen aktarıyorum;

"Avukat sözcüğünün kökeni eski Roma'ya kadar uzanır...

Roma'da Advo Catus "Üstün, ayrıcalıklı, güzel konuşan" anlamına gelirdi.

Tarih boyunca çok konuşup tartışılmış bir meslektir avukatlık.

Fransa'da 1800'lerde ünlü avukat Berryer, fakirlik içinde ölürken genç meslektaşları:

- Üstat demişler, ayaklarınızın altına altın torbalar koymuşlardı, neden almadınız?...

- Almak için eğilmek lazımdı demiş Berryer"...

Uzun süre zihnimde, Hasan Ali Toptaş'ın "Kuşlar Yasına Gider" romanındaki eceline susamış at gibi koştururcasına dolanan bu hikâye gecenin bir yarısı beni düşüncelere saldı.

Avukat kelimesinin anlamını bugüne kadar neden hiç merak etmediğimi düşünüp hayıflandım kendimce. Ama daha fazlası gerekiyordu. Bilgisayarın başına oturup bir sigara yaktım. Saat gece yarısı üç sularıydı. TRT Nağme'de Zekai Tunca'dan " Bilmem ki hangimiz daha yorgunuz" şarkısı kulağıma inceden fısıldanırken, arama motoruna çoktan "Advo Catus" sözcüğünü tuşlamıştım. Hikâyenin Melih Aşık tarafından 16 Şubat 2013 tarihinde Milliyet gazetesindeki köşesinde yazıldığını fark ettim. Ardından bu sözcüğün kökenine inmem gerektiğini düşünüp etimolojik anlamının ne olduğuna baktım.  
İtalyanca sözcük Latince advocatus "tanık olarak mahkemeye çağrılan kimse, savunucu, avukat" sözcüğünden evrilmiştir diyordu.

Avukat kelimesini Türk Dil Kurumu sözlüğünde arattığımda ise karşım şu bilgi çıktı;

Avukat  

1. isim, hukuk Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimse

2. Gerekmediği hâlde başkasını savunan, onun adına konuşan kimse

Tüm bilgileri kısaca bir kenara not ettikten sonra düşünmeye başladım. Dücane Cündioğlu'nun aklımdan hiç çıkarmadığım o sözü beynimde yine şavklamaya başladı...

" Düşünmek zekâyı kibarlaştırır"...

Hikâyeden anlamam gereken belliydi zaten. Avukat; eğilmeyen, dik duran anlamına geliyordu.
Sözcüğün etimolojik anlamının bende çağrıştırdığı ise Hukuk Fakültesi birinci sınıfta gördüğüm Roma Hukuku dersi ile alakalı idi. Bu zor dersi verirken ne çok Latince kelime geçmişti gözümün önünden, dudaklarımın dibinden ama nedense advocatus kelimesine hiç rastladığımı hatırlayamadım. Aslında hukukun doğuşu Roma idi ve Roma'da karar vericiler, cezaya çarptırılacaklar kadar savunma yapan insanlarda önemli olmalıydılar. Neden hiç karşılaşmamıştım bu kelime ile? Sonra zihnimin derinliklerinde daha detaylı bir yolculuğa çıktığımda Hukuk Felsefesi sınavında karşıma çıkan bir soruyu hatırladım. Soru şöyle idi;

"Sokrates'in Savunmasını kısaca açıklayınız".

Bu sorunun cevabını öyle anlamlı ve içten cevaplamıştım ki çok iyi bir not almıştım. Cevabımın içerisinde Sokrates'in kendi ağzından yaptığı Latince savunmaları aynen aktarırken "Advocatus" kelimesini ne çok kullanmıştım oysa. Ama kullanış amacım sadece savunmanın ehemmiyetini ve elzemliğini belirtmekten ibaretti. Bu kelimenin kavramsallığını kullanacak tarzda cümle yapıları kurmadığım için kelimenin kökeninin ne olduğunu hiç düşünmemişim ne yazık ki.

Türk Dil Kurumu'nun avukat için getirdiği tanım ise günümüz dünyasında daha anlaşılır ve daha net sanırım. Ama ikinci maddedeki bir söz üzerinde durulması gereken öneme sahip kanımca. İkinci madde diyor ki;  "Gerekmediği hâlde başkasını savunan, onun adına konuşan kimse"

Sanırım savunmayı ve avukatlığı daha iyi anlamak adına bazı sorular üzerinden hareket etmemiz gerekiyor...

- Avukat gerekmediği hallerde de başkalarını savunur mu yoksa savunma sadece talep üzerine mi olmalıdır?

- Avukat müvekkili adına konuşurken, müvekkilinin çizdiği sınırların dışına çıkmalı mıdır?

Evrensel hukuk değerlerine göre öncelikle belirtmemiz gereken şey "Savunmanın Kutsallığı" dır. Bu kelimeyi başka bir açıdan "Savunmasını yapmayan hiç kimse cezalandırılamaz" şeklinde de okuyabiliriz.

Aslında her birey kendini savunma kudretine sahiptir ama kendini savunma meziyetine sahip olmayabilir. Meziyetten kastımız ise savunma gücünün ayrı bir yetenek gerektirmesidir.

Hikâyenin giriş kısmında da belirtildiği gibi savunma "Üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan" kişiler tarafından yapılmalıdır ki meziyet ortaya çıksın.

Bir avukatı üstün ve ayrıcalıklı kılan unsurlar mevzuata olan hâkimiyeti, muhakeme gücü ve kurgu yeteneğidir. Bu yeteneğin mütemmim cüz-i yani tamamlayıcısı ise hitabet yeteneğidir. İyi bir avukat aynı zamanda iyi bir hatiptir. Halk arasında yaygın olarak kullanılan "Avukatın ağzı iyi laf yapar" sözü de bu durumu doğrulamaktadır.

Avukat işinin doğası gereği muhalefettir, değilse bile muhalefet olmayı öğrenmelidir. Çünkü mesleğinin temeli bir argümanı savunmaktır. Bir tez karşılığında gerekçeli ve makul bir anti tez yaratabilmektir. Savunma bir avukatı sürekli düşünmeye ve muhakeme etmeye zorlar. Bulunmayanı ortaya çıkarmaya, karşılaştığı her olaya ya da vakaya değişik açılardan bakabilmeye ve değişik gerekçeler bulabilmeye yarar.

Savunma bir stratejidir. Rakibin yapacağı her hamleyi önceden tahmin edip gerekli gardı alabilmektir. Düşünsenize en basitinden bir futbol müsabakasında bile en geride bir savunma hattı oluşturulur. Kimi zaman üçlü kimi zaman dörtlü olur. Bu strateji tamamen rakibin hem oyundan önceki hem de oyun içindeki durumuna göre değişiklik gösterir. Mesela savunma hattının iyi bir ofsayt taktiği uygulaması aslında o oyun için önceden kurgulanmış bir stratejidir. Savunma sağlam olmalıdır, sert olmalı, eğilip bükülmeden ayakta kalabilmelidir.

Ve nihayetinde avukat sadece gerektiği halde değil evrensel hukuk değerlerini de göz önüne alarak her ahval ve şeraitte her haksızlığı/adaletsizliği savunabilmelidir.
Avukat günlük hayata, siyasal ve sosyo politik düzene, toplumsal düzene o kadar hâkim olmalıdır ki savunmayı hayatının temeline almalıdır. Sadece talebi olan kişinin hakkını değil haksızlığa uğrayan her bireyin hakkını savunma kabiliyetinde olmalıdır.

Avukat müvekkilinin anlattığı tüm olayları, olguları kendi akli melekesi içinde yoğurmalı, muhakeme etmeli, tüm tez ve anti tezleri ortaya koyarak iyi bir sentez yaratmalıdır. Dolayısıyla müvekkilinin çizdiği sınırları aşmalı, düşünülmeyeni düşünüp söylenmeyeni söyleyebilmelidir. "Haksızlık karşısından susan dilsiz şeytan aslında AVUKATTIR!"

Avukat meslek etiği içerisinde aslında şu sorunun cevabını verebilmelidir.

"İyi bir hukukçu mu olmak istiyorsun yoksa çok para kazanan bir tüccar mı?"

Adaleti ve hukuku savunan bir avukatın en temel özelliği dürüstlüğü ve güvenilirliğidir. Toplum içinde falanca avukatın çok para kazandığından bahsedildiğinde o avukatın iyi bir avukat olduğu izlenimine kapılması algı yanılmasından başka bir şey değildir! Çok para kazanmak çok iyi bir avukat olunduğu anlamına gelmez. Avukatın kalitesi aldığı dava sayısından çok kazandığı dava sayısı ile orantılıdır.

Benden size tavsiye; Aranan değil Arınan bir AVUKAT olun...

Madem bu yazımızın konusu Avukat kelimesinin kökeni ile ilgiliydi. Bir farklı bilgiyi de naçizane ben sizlere sunayım. Keyifli okumalar...

BARO KELİMESİNİN KÖKENİ

"BARO"nun kelime anlamının avukatların kayıtlı olarak çalıştığı meslek birliği olduğunu hepimiz biliriz. Ama neden "mimarlar odası", "tabipler odası" gibi "avukatlar odası" değil de 'baro'?

Baro kelimesi dilimize Fransızcadan geçmiş bir kelimedir. Kökeni, Fransızcadaki "Barreau" sözcüğüdür. "Baro", "Bar" kelimeleri "parmaklık" anlamına gelmektedir. Burada bahsedilen parmaklık hapishane tipi parmaklıktan ziyade bariyer niteliğinde dizili parmaklıklardır. 

Bu kelime ortaçağ Avrupa'sında mahkeme düzeninin yapısı sebebiyle ortaya çıkmıştır. Ortaçağ Avrupa'sında mahkeme düzeninde kullanılan bu bariyer tipi parmaklıkların amacı "halk" ve onların savunucusu olan "avukat" ile mahkemeyi şeklen birbirinden ayırmaktı. Avukatlar, mahkemeye hitap edecekleri ya da savunma yapacakları zaman yargıçla veya mahkeme heyetiyle aralarında bulunan bir parmaklığa kadar yaklaşabilmekte, konuşmalarını oradan yapabilmekteydiler. Bu bariyerin ("bar" veya "baro"nun) bir tarafında kalanlar halk ve onların temsilcileri iken diğer taraf karar merci, iddia makamı, jüri veya mahkeme çalışanlarından yani -diğer taraf-tan oluşurdu.

Dolayısıyla avukatların meslek birliğinin adı gelişigüzel bir biçimde "avukatlar odası" yerine "baro" olmamıştır. Bugün hala yargının savunma ayağını oluşturan avukatlar "baro"nun öteki tarafında halkla birlikte çalışmakta ve halka hizmet sunmaktadır. 

Av. İhsan ÖZTÜRK
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa 1 yıl önce

İyi bir araştırma, iyi bir sonuç!

Avatar
Kenan 1 yıl önce

Demek eskiden avukat ile halk aynı bariyerin gerisinde idi şimdi ise mahkeme millet yani halk adına karar veriyor. Nerden nereye...