banner644

14 Mayıs 2022

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARINDA GEREKÇE(SİZLİK) SORUNU

Gerekçe en geniş anlamıyla yargı mercilerinin yargısal nitelikteki eylem, işlem ve kararlarının doğru, haklı, yasal, makul, vicdana uygun ve denetlenmesine olanak verecek biçimde temellendirilmesi olarak tanımlanabilir[1] . Bir diğer anlatımla, dava konusu uyuşmazlıkta hâkim tarafından sabit kabul edilen olayın açıklanması ve bu kabulün hangi delillere dayandırıldığının ortaya konulması faaliyetine verilen addır[2]. Bu anlamda yargılama süreci bağlamında gerekçenin büyük bir işlev ve önemi vardır.

Başvuru, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yetkisi kapsamında ve sunulan bilgi ve belgeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Başvuruya konu yargılama bir bütün olarak incelendiğinde bu hak yönünden bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır. (Benzer yönde bkz. Salahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013.)

Açıklanan gerekçelerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları incelenmeksizin, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA kesin olarak karar verildi.

Yukarıda alıntılanan kabul edilemezlik kararı, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yaptığımız bir bireysel başvuru hakkında verilmiştir. Karar incelendiğinde ifadelerin genel geçer ve soyut olduğu ilk bakışta net bir şekilde görülmekte, gerekçenin benzer şekilde kararların verildiği başvurularda da kullanılan şablon bir gerekçe olduğu izlenimi uyanmaktadır. İhlal iddiası delillerle desteklenerek ortaya konulmasına rağmen başvurucunun iddiaları tartışılmadan ve iddialara neden itibar edilmediği gösterilmeden hüküm tesis edilmiştir. Bu anlamda kararın yeterli gerekçe içerdiğini söylemek mümkün değildir. Yine kararın Anayasa Mahkemesi’nin bir başka kararına atıf yapması gerekçe taşıdığını göstermemektedir. Nitekim hükmün gerekçesini oluşturmak mahkemeye ait bir görev olup başvurucunun mahkemece verilen kararın gerekçesini araştırıp bulmak gibi bir görevi yoktur.

Mahkemelerin bütün kararlarının gerekçeli olması Anayasal zorunluluk olup bu zorunluluğun yüksek mahkeme sıfatı taşıyan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesi’nin kendi internet sitesinde yer alan tanıma göre bireysel başvuru, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla başvurabileceği bir hak arama yoludur[3]. Bir hak ihlali iddiası üzerine inceleme yapan yüksek mahkemenin verdiği kararın somut olaya dair bilgi içermekten uzak ve şablon gerekçelerle verilmesi söz konusu hak arama yöntemini değersizleştirmektedir.

Anayasa Mahkemesi temyiz mercii olmadığı gibi hukuka aykırı bir durum tespit edilmemesi ihtimalinde verdiği karar onama kararı değildir. Bu kapsamda örneğin Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi kararına ve gerekçesine atıf yaparak onama kararı verebilmesi mümkün iken Anayasa Mahkemesi, inceleme konusu olayda neden hak ihlali bulunmadığını somut olay özelinde tartışması ve gerekçelendirmesi zorunluluk arz etmektedir.

Kanımızca bizzat mahkemenin söz konusu tutumu hak ihlaline sebebiyet verecek niteliktedir. Bir ilk derece mahkemesince somut olaydaki şekilde şablon gerekçeyle hüküm verilmesi ve bu durumun bireysel başvuruya konu edilmesi halinde adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi pek muhtemeldir.

Anayasa Mahkemesi’nde karara bağlanmayı bekleyen çok sayıda bireysel başvuru bulunduğu bilinmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, söz konusu durumu "Bugün Anayasa Mahkemesinin önünde 66 bine yakın bireysel başvuru bulunmaktadır. …Anayasa Mahkemesinin tek rakibi Avrupa insan Hakları Mahkemesi. Maalesef böyle. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde şu anda 70 bin civarında derdest başvuru var ve bu başvurular 47 ülkeden alınan başvurular. Neredeyse Anayasa Mahkemesi tek başına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 47 ülkeden aldığı başvuru kadar başvuru alıyor.[4]” şeklinde ifade etmiştir. İncelenmeyi bekleyen bireysel başvuruların hızlı bir şekilde incelenmeye çalışılması önem arz etmektedir. Bununla beraber söz konusu yoğunluğun azaltılması adına eksik inceleme yahut yetersiz gerekçeyle hüküm tesisi yoluna gidilmemelidir. Aksi davranış bireysel başvuru yolunun konuluş amacına aykırı olacağı gibi söz konusu hak arama yöntemine başvurmayı anlamsızlaştıracaktır.

Av. Zeynel SAYAR

------------------

[1] Şeker, Hilmi (2007). “Strazburg Yargı Kararlarında Doğru, Haklı, Yasal ve Makul Gerekçe Biçimleri”. Ankara Barosu Dergisi, 65(2) syf. 180; Sayar, Zeynel (2021) “İdari Yargılama Hukukunda Mahkeme Kararlarının Açıklanması ve Yanlışlıkların Düzeltilmesi, Seçkin Yayıncılık, syf.79

[2] Atay, Ender Ethem (2018). “Yargı Kararlarının Gerekçelendirilmesi ve İdari Yargıdaki Uygulaması”. Danıştay Dergisi, 147 syf. 26; Sayar, Zeynel (2021) “İdari Yargılama Hukukunda Mahkeme Kararlarının Açıklanması ve Yanlışlıkların Düzeltilmesi, Seçkin Yayıncılık, syf.79

[3]https://www.anayasa.gov.tr/tr/kurumsal-iletisim/sikca-sorulan-sorular/ (Erişim Tarihi: 13.05.2022)

[4]https://www.aa.com.tr/tr/gundem/aym-baskani-arslan-bireysel-basvurunun-amaci-sivrisinekleri-ureten-batakligi-kurutmaktir/2502187 (Erişim Tarihi: 13.05.2022)

banner626
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.