banner647

06 Nisan 2022

ANONİM ŞİRKET ORTAKLARININ NAKDİ SERMAYE BORCU

TTK MADDE 128- (1) Her ortak, usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçludur.

TTK MADDE 344- (1) Nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmi beşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamı tescilden önce ödenir.

Ortakların sermayeye katılım oranları kadar hak sahibi olduğu şirket türüne sermaye şirketi denilmektedir. Sermaye şirketlerinin türlerinden biri olan anonim şirketlerde sermaye özel bir öneme sahiptir. Anonim şirketlerin sermayeleri ile sınırlı olarak sorumlu olmaları ve özellikle alacaklıların korunması düşüncesi, beraberinde sermayenin korunması konusunda birtakım yasal düzenlemelerin yapılmasını getirmiştir.

GENEL OLARAK

T.T.K.’ye göre anonim şirket sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirket türüdür. Pay sahipleri, düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle sadece koymayı taahhüt ettiği sermaye paylarından dolayı şirkete karşı sorumludur.

1) Sermaye Olarak Konulabilecek Unsurlar

Şirket ortakları T.T.K. 127’de öngörülen değerleri sermaye olarak koyabilmektedirler. Bu değerler arasında para, taşınır, taşınmaz, kişisel emek hatta ticari itibarın dahi ticari şirkete sermaye olarak konulabileceğibelirtilmektedir. Ancak sermaye şirketi olan anonim ve limited şirketlerde hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olarak konulamamaktadır.

2) Sermaye Olarak Konulamayacak Unsurlar

6762 sayılı TTK ‘da açık bir düzenleme bulunmamasına rağmen, şahsî emek ve itibarın sermaye şirketlerine sermaye olarak getirilememesinin başlıca sebebi; sermayenin korunması ilkesidir. Zira emek ve şahsî itibarın sermaye olarak getirilmesinin kabul edilmesi halinde, bu şahsî emek ve itibara karşılık bunları getiren kuruculara pay sahipliği hakkı tanımak gerekecektir. Bu da bedelsiz pay niteliği taşıyacak ve 6102 sayılı T.T.K. m. 348’deki kuruculara kuruluş sırasında harcadıkları emeğe karşılık bedelsiz pay senedi verilemeyeceği kuralına aykırılık oluşturacaktır. Kaldı ki; esas sözleşmede bulunması zorunlu unsurlardan biri, sermaye olarak getirilen unsurların değerlerinin ve bunların karşılığında verilecek payların miktarıdır. Dolayısıyla sermaye olarak getirilecek unsurların mutlaka objektif olarak bir maddî değer ifade etmesi gerekliliğidir.(1)

Özellikle anonim şirketlerde sermayenin şirket alacaklılarının güvencesini oluşturması karşısında, şahsî emek ve itibarın sermaye olarak getirilmesi mümkün değildir. Sermaye olarak getirilecek değerlerin devredilebilir nitelikte olması gerekmekte olup, şahsî emek ve itibar yönünden bu özelliğin bulunmadığı da açıktır[1]. Sermaye şirketlerinde kişi unsuru arka planda, sermaye unsuru ise ön plandadır. Tüm bu nedenlerle şahsî emek ve itibar gibi kişi unsurunu ön plana çıkaran değerlerin sermaye olarak getirilmesi, sermaye şirketlerinin yapısıyla bağdaşmayacaktır([2]).

3) Üçüncü Kişilerin Alacakları

Anonim şirketler niteliği itibariyle sermaye şirketidir ve alacaklılarına karşı malvarlığı ile sınırlı olarak sorumludur([3]). Bu nedenle pay sahiplerinin kural olarak alacaklılara karşı hiçbir sorumluluğu bulunmamakta ve alacaklıların başvurabileceği tek kaynak şirket sermayesi olmaktadır. Şirketin esas sermayesi, şirket alacaklılarının tek güvencesi ve şirketle kuracakları ticarî ilişkilerde tek referanslarıdır. Zira anonim şirket ile ticarî bir ilişkiye girecek olan üçüncü kişi, öncelikle şirketin sermayesine bakacak ve bu sermayenin alacaklarını karşılamaya yeteceğine kanaat getirirse şirketle ilişkiye girecektir. Bu nedenle, sermayenin korunması ilkesinin anonim şirketler hukukunda özel bir önemi bulunmaktadır([4]). Ancak istisnaen anonim şirket borçlarından ötürü şirket ortaklarının malvarlığına başvurulması durumu söz konusudur. Bu durum ortağın anonim şirkete karşı borçlu olduğu, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi gibi durumlarda mümkündür. Dolayısıyla anonim şirket ortağının ödenmemiş sermaye taahhütlerinin bulunması veyahut şirket tüzel kişiliğinin ortaktan mal, hak ve alacağının bulunması hallerinde, bu alacak kalemleri için, şirketin alacaklıları tarafından şirkete karşı başlatılan icra takibi kapsamında İİK’nın 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilerek ortağın şahsi malvarlığına başvurulması mümkündür.

4) Şirketin Sermaye Borcunu Yerine Getirmeyen Ortağa Başvuru Hakkı

TTK 128/7:Şirket, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilir. Tazminat istemi için ihtar şarttır. Şahıs şirketlerinde bu davayı ortaklar da açabilir.

Anılan hükme göre şirket sermaye borcunu yerine getirmeyen ortağa borç tutarınca başvurabilmekte ve gerektiğinde dava da açabilmektedir. Gecikme sebebiyle şirketin bir zararının doğması halinde uğranılan zarar tutarı da borç tutarıyla birlikte ortaktan istenebilmektedir. Aşağıya derç edilen Yargıtay kararları ile söz konusu durum izah edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Esas 2014/12-1078 Karar 2016/600

“Şirket ortağının şirket tüzel kişiliğine sermaye koyma borcu olması, şirket tüzel kişiliğinin, şirket ortağında mal, hak ve alacağının bulunması halinde, bu alacak kalemleri, şirketin şahsi alacaklıları tarafından İcra ve İflâs Kanunu 89. maddesi uyarınca haczedilebilir. Şirket ortağı, şirket tüzel kişiliğine karşı üçüncü kişi konumundadır. Şirket borçlarından dolayı kural olarak ortaklık tüzel kişiliğinin sorumlu olması, ortağın, ortaklık tüzel kişiliğine göre üçüncü kişi sayılıp sayılmaması ile ilgili değildir. Ortak, şirket tüzel kişiliğine göre üçüncü kişidir ve ortaklığın, ortaklardan alacağının bulunması halinde, şirket alacaklıları, şirket ortağına bu alacaklar için üçüncü kişi sıfatıyla haciz ihbarnamesi gönderebilir.”

12. Hukuk Dairesi 2016/11883 Esas 2017/2982 Karar

Kural olarak, borçlunun her türlü mal ve hakkı haczedilebilir. Haczedilmezlik için İcra ve İflas Kanununda veya özel kanunlarda açık hüküm bulunması zorunludur. Diğer bir anlatımla bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğinin kabul edilebilmesi için, bu konuda açıkça bir kanun hükmünün varlığı veya maddi hukuk anlamında o mal veya hakkın satış ve devrine engel yasal bir düzenlemenin bulunması şarttır. Şirket ortağı, ortağı olduğu şirket tüzel kişiliğinden ayrı bir kişiliğe sahip olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu anlamında gerçek kişi olduğundan şirkete göre üçüncü kişi sayılır. TTK`nun yukarıda açıklanan maddeleri uyarınca; şirket ortakları, şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettikleri sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduklarından ve borçlu şirketin, şirket ortağındaki sermaye alacağının haczine engel yasal bir düzenleme de bulunmadığından anılan alacağın haczi mümkündür. Kaldı ki, borçlu şirketin, üçüncü kişi şirket ortağı nezdinde, sermaye borcu dışında tamamen özel hukuktan kaynaklanan ve paraya çevrilmesi mümkün, İİK`nun 89. maddesi kapsamında haczedilebilecek nitelikte başkaca hak ve alacaklarının bulunabileceği de kuşkusuzdur.”

TTK 128/8:Ortaklarca, sermaye olarak konulması taahhüt edilen hakların korunması için, kurucular tarafından ortaklar aleyhine ihtiyati tedbir istenebilir. Tedbir üzerine açılacak davalar için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda öngörülen süre ancak şirketin tescil ve ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Dolayısıyla ilgili kanun hükmü gereğince sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen borçlunun süresinde ödememesinden dolayı sebep olduğu zararı gidermesi gerekmektedir. Bu zararın giderilmesi için ortağa ihtar gönderilmesi gerekmektedir. Ancak aşağıda da detaylarını anlattığımız temerrüt faizi için ihtar gerekmemektedir.

5) Temerrüt Faizi

MADDE 129- (1) Zamanında ifa edilmeyen sermaye para ise, 128 inci madde gereğince tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, aksine şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede hüküm yoksa, şirketin tescili anından itibaren temerrüt faizi de ödenir.

6762 sayılı Kanunun 141 inci maddesini karşılayan bu hükümde önemli üç değişiklik yapılarak, sözleşmede aksine hüküm yoksa, 6762 sayılı Kanundaki hükmün aksine, sermayenin ödenmesi gereken günden itibaren değil de, şirketin tescilinden itibaren temerrüt faizi ödeneceği belirtilmiştir.

Bununla birlikte yukarıda ifade ettiğimiz TTK 128/7 fıkrasınca ortağın sermaye borcunun yerine getirmemesi sonucunda gidereceği zararın temerrüt faizinin ödenmesiyle karşılanmayan kısmı kadar olması gerekmektedir. Bu zarara da aşkın zarar diğer bir deyişle munzam zarar denmektedir.

Temerrüt faizi yaptırımını ortadan kaldırmak ancak şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede yer verilecek bir hükümle mümkün olabilmektedir. Yine esas sözleşmeyle tam tersi olarak temerrüt halinde sözleşme cezası ödenmesi ile ortaklar zorunlu da tutulabilmektedir.

6) Ödeme Çağrısı

TTK 481. maddesi hükmünce ortaklardan sermaye borcunu yerine getirmeleri için ödeme çağrısında bulunma hakkı münhasıran anonim şirket tüzel kişiliğine aittir. Anonim şirket tüzel kişiliğinde de talep yetkisi şirketi temsil eden yönetim kuruluna aittir.

Anonim şirket yönetim kurulu tarafından sermaye borcunu ödemeyen ortağa karşı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile esas sözleşmede öngörülen ilan yolu ve şirketin internet sitesinde de yayımlanacak bir mesaj ile ihtarda bulunması gerekmektedir. Bu durum sermaye koyma borcunun ödeme zamanını belirleme yetkisinin yönetim kuruluna bırakıldığı hallerde geçerlidir. Bakiye sermaye koyma borcunun ödeme zamanının esas sözleşmeyle belirlendiği durumlarda hiçbir organın borcuyerine getirmeyen pay sahiplerine talepte bulunması gerekmemektedir.

7) Ortakların Sermaye Koyma Borcundan Sorumluluğu

MADDE 130- (1) Sermaye olarak şirkete alacaklarını devretmiş olan bir ortak, alacaklar şirketçe tahsil edilmiş olmadıkça sermaye koyma borcundan kurtulmaz.

(2) Alacak, vadesi gelmemiş ise aksi kararlaştırılmış olmadıkça, vade gününden, muaccel ise şirket sözleşmesi veya esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde şirketçe tahsil edilmelidir.

(3) Her ne sebeple olursa olsun, bu süre içinde tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı şirketin tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, ortak, sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini de öder.

(4) Alacak kısmen tahsil edilmişse, yukarıdaki hükümler tahsil edilmemiş olan kısım hakkında geçerlidir.

Sermaye olarak ortaklığa alacaklarını devretmiş olan bir ortak, bu alacaklar ortaklıkça tahsil edildiği takdirde, katılma payı olarak da ifade edilen borcundan kurtulmuş sayılacaktır. Alacağın belirli bir tarihte ödenmesi gerekiyorsa, vadesi gelmemişse, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, vade gününden, borcun ödenme zamanı geçmişse, başka bir deyişle, muaccel ise ortaklık sözleşmesi tarihinden itibaren bir aylık süre içinde ortaklıkça tahsil edilmesi gerekecektir.([5])

Alacak süresinde her ne sebeple olursa olsun tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı ortaklığın tazminat hakkına halel gelmemek koşuluyla ortak sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin yasal faizini dahi vermek zorundadır.

Maddenin son fıkrası uyarınca, alacak kısmen tahsil edilmişse, maddenin diğer fıkralarında sözü edilen hükümler, tahsil edilmemiş olan kısım hakkında da geçerlidir. Alacaklı ortaklık tahsil edilmeyen alacaklar için ticari işlere uygulanan temerrüt faizini isteyebilecektir. Şirket yönetimleri, TTK 18/2 hükmü gereğince süresinde ödenmemiş sermaye borçları için basiretli iş adamı gibi davranmak zorundadır.

8) Sermaye Borcu Ne Zaman Ödenir

MADDE 344- (1) Nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmibeşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamı tescilden önce ödenir.

(2) Sermaye Piyasası Kanununun pay bedellerinin ödenmelerine ilişkin hükümleri saklıdır

Maddede öngörülen yirmi dört aylık süre kesin olup, bu süre artırılamaz ya da eksiltilememektedir. Değişik bir söyleyişle, bu kural buyurucu olduğundan aksine sözleşme yapılamamaktadır. Sermayenin yüzde yetmiş beşinin taksit ödeme tarihleri esas sözleşmede açıkça belirlenmişse, vade tarihleri de kesin vade olarak kabul edilecektir.

Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde de, payların çıkarma primlerinin tamamının tescilden önce ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

9) Ödeme Yeri

MADDE 345- (1) Nakdî ödemeler, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununa bağlı bir bankada, kurulmakta olan şirket adına açılacak özel bir hesaba, sadece şirketin kullanabileceği şekilde yatırılır. Taahhüt edilen payların, kanunda veya esas sözleşmede öngörülmüş bulunan ve kanunda yazılı olandan daha yüksek olan tutarlarının ödendiği, ticaret siciline yöneltilecek bir banka mektubu ile ispatlanır. Banka, bu tutarı, şirketin tüzel kişilik kazandığını bildiren bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, sadece şirkete öder.

(2) Şirket, 335 inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen noter onayı tarihinden itibaren, üç ay içinde tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bu hususu doğrulayan bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, bedeller banka tarafından sahiplerine geri verilir.

TTK m. 345 hükmü ile nakdi ödemelerde ödemenin yapılacağı yer ve usul konusunda birinci fıkrada özel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, pay karşılığı olarak yapılan ödemeler, Bankacılık Kanunu’na bağlı bir bankada, kurulmakta olan şirket adına açılacak özel bir hesaba, sadece şirketin kullanabileceği bir şekilde yatırılacaktır. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde de, taahhüt edilen payların, yasada ve esas sözleşmede öngörülmüş bulunan ve yasada yazılı olandan daha yüksek olan tutarların ödenmesi halinde ticaret siciline yöneltilecek bir banka mektubu ile kanıtlanacağı düzenlenmiştir. Banka bu tutarı, şirketin tüzel kişilik kazandığını bildiren bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine sadece şirkete ödeyecektir. Eğer kurucu pay sahipleri dörtte birden fazla ödeme yapmışlarsa bu fazlalık dahi banka teminat mektubunda gösterilmelidir. Değinilen bu fıkra uyarınca şirket sermayesi, garanti altına alınmış sayılacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında, şirketin noter onay tarihinden itibaren üç ay içinde tüzel kişilik kazanması gerektiği vurgulanmıştır. Noter onay tarihinden itibaren üç ay içinde şirket tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bu hususu doğrulayan ticaret sicil müdürlüğü yazısının sicilden alınarak bankaya sunulması halinde, pay karşılığı yatırılan paraları sahiplerine geri vermesi gerekecektir. Ayrıca 6278 sayılı yasanın 67/d maddesi uyarınca, şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanması hali ile de şirket tüzel kişiliğini kazanamamış ise, pay karşılığının geri verilmesi mümkündür([6]). TTK. M. 354/1’de şirketin kuruluşunu izleyen “otuz gün” içinde şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescilden söz edilmesine göre, bu farklı durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar TTK m. 345/2 ile 354/1 hükümlerinde öngörülen süreler farklı ise de, ödenen pay karşılıklarının geri verilmesi ile TTK m. 354/1’de öngörülen şirketin tescilinin ilanı farklı konulardır. TTK 345/2 fıkrası gereğince tescilin 30 günlük süre içerisinde yapılması gerektiği yazılsa da bu kural çoğu zaman uygulanmayabilmektedir. 30 günlük süreyi geçirdikten sonra yapılabilen tesciller gibi kimi zaman mahkeme kararıyla da re’sen yapılan tesciller bu kuralın istisnasını oluşturmaktadır.

10) Sermaye Borcunu Yerine Getirmeyen Ortağın Cezai Durumu

Belirtmekte fayda var ki anonim şirketin en önemli unsurlarından olan sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortağın şirkete karşı borçlanma yasağı vardır. TTK 358’e göre pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamayacaktır. TTK 562/5-b fıkrasınca TTK 358’de yasaklanan bu hükme rağmen pay sahiplerine borç verenlerin üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm ile birlikte de bu fıkra uyarınca şirket sermayesi, korunmaya çalışılmıştır. Aşağıda konuyla ilgili derç edilen Yargıtay kararları ile söz konusu başlıklar izah edilmiştir.

SONUÇ

Sermaye şirketlerinden olan anonim şirkette ortağın en büyük borcu sermaye koyma borcudur. Bu borç yerine getirilmediği takdirde şirkette oluşan finansman sıkıntısı ile birçok kayıp beraberinde gelebilmektedir. Bu kayıpların oluşturduğu aşkın zarar kalemi, borcunu yerine getirmeyen ortağa karşı Yargıtay kararlarında da söz edildiği üzere hem şirket alacaklıları hem de şirket tarafından adeta bir üçüncü kişi gibi dava/icra yoluyla tahsiline gidilebilecektir. Ortak bu zararla birlikte esas sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça temerrüt faizi de ödeyecektir. Tüm bu anlatılanlar doğrultusunda hem şirket ve şirketin diğer ortakları adına ciddi zararların oluşabileceği göz önüne alınmalı ve şirket yönetiminin şirketi bu zararlardan korumak amacıyla daima basiretli bir iş adamı gibi yönetmesi gerekmektedir.

Konuyla İlgili Yargıtay Kararları

11. Hukuk Dairesi 2020/5847 Esas 2021/3090 Karar

“Somut olayda asıl ve birleşen dosya davalıları hakkında 6762 sayılı T.T.K.'nin 408.maddesi uyarınca ıskat prosedürü gerçekleşmiş ve kesinleşmiş olmakla, ıskat edilen davalı eski ortakların, paylarının üçüncü kişilere devrine rağmen, bu devir bedelleri ile kapanmayan apel borçlarının tamamından sorumlu iseler de, davalı şirket yönetiminin, ıskat edilen ortaklara ait payların paraya çevrilmesi ve bu payların başkalarına devriyle ilgili olarak yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, dürüstlük ve eşitlik ilkelerine uygun hareket edip etmedikleri, keyfi bir tutum içerisine girip girmedikleri hususunda inceleme ve araştırma yapılması gerekirken, Mahkemece, ancak açılacak bir ıskatın iptali davasında ileri sürülebilecek hatalı gerekçelerle ve eksik incelemeye dayalı olarak verilen karar verilmesi doğru olmamıştır. Birleşen Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/405 E. Sayılı dosyası ise şirket ortağının sermaye koyma borcundan dolayı davalı şirkete karşı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı ortağın sermaye koyma borcunun bir kısım menkul verilmesi suretiyle yerine getirildiği iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, iş bu menfi tespit davasında, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar yalnızca mahkeme gerekçesinde belirtilenler ile sınırlı olmayıp, (1) no'lu bentte yer alan iddiaların bu dosya davacısı tarafından da dile getirildiği halde, öncelikle bu dosya davacısı ortağın da, yukarıdaki bent kapsamında eksik apel borcunun bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılması doğru olmamıştır.
3-Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.”

11. Hukuk Dairesi2019/2340 Esas 2020/561 Karar

“Somut olayda davalının koymayı taahhüt ettiği sermayenin davacı şirketin toplam sermayesine oranı %80 olup İlk Derece Mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi uyarınca, davacı şirketin 2009-2010 yıllarında şirketin atıl kalması ve ticari faaliyetinin bulunmaması nedeniyle bilançoya yansıdığı şekilde zarara uğradığı belirtilmiştir. Davacı taraf esasen, davalıya ait sermaye borcunun ödenmemesinin, davacı şirketin 2009-2010 yıllarına ait bilanço zararına yol açtığından bahisle işbu davayı ikame etmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince, 20.07.2010 tarihinde vuku bulan ıskata bağlı olarak askıdaki payların 3. kişiye devri nedeniyle bilanço zararının bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş ise de; talebin ileri sürülüş biçimi ve davacı şirket zararının niteliği gözetilerek, davacı şirketin 2009-2010 yıllarına ait dava konusu bilanço zararına, davalının sermaye koyma borcunu süresinde ifa etmemesinin etkileri değerlendirilip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince, hatalı değerlendirme ve eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

11. Hukuk Dairesi 2019/206 Esas 2019/7046 Karar

“Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin hissedarı olduğunu, davalı şirketin 03.08.2015 tarihli genel kurul toplantısında sermayesinin 1.000.000,00 TL'den 2.000.000,00 TL'ye arttırılmasına karar verilerek kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, davalı şirketin tarafından 01.06.2016 tarihinde genel kurul yapılması çağrısında bulunduğunu, müvekkilinin, temsilcisi vasıtasıyla genel kurul toplantısına katıldığını, 01.06.2016 tarihli genel kurulda gündemde olmayan sermaye artışına ilişkin olarak kalan bedelin 2016 yılının 30 Haziran, 30 Ağustos ve 30 Ekim tarihlerinde ödenmesine karar verildiğini, anılan kararın müvekkiline karşı kötü niyetle ve art niyetle alındığını, müvekkilinin diğer ortaklara yasanın kendisine tanıdığı haktan yararlanmak istediğini açıkça ifade etmesine rağmen onun yokluğunda ödemenin dar bir zaman dilimine sıkıştırılmak suretiyle ödeme yapılmasına ilişkin karar alınmasının müvekkilini zor durumda bırakmak gayesini taşıdığını, TTK'nın 344. maddesi 24 ay zaman dilimi tanımış iken ödemeyi 5 aya sığdırmanın müvekkili için ödeme sıkıntısı yaratarak ortaklıktan çıkarmak için sebep oluşturma amacına yönelik olduğunu, davacının kendisine tanınan haktan vazgeçtiğine yönelik icazetin ya da feragatinin bulunmadığını, karara açıkça muhalefet ettiğini ancak şerh yazısının tutanağa işlenmediğini ileri sürerek davalı şirketin 01.06.2016 tarihli genel kurul kararının sermaye artışına ilişkin olarak ödeme takviminin düzenlendiği 3 numaralı maddesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacının muhalefet şerhini tutanağa yazdırmadığını, davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, şirketin mali müşaviri tarafından hazırlanan 2015 yılı sonu 31.03.2016 tarihli ara bilanço ile şirketin borca batık olduğu tespit edilip davacının temsilcisi mali müşavir ...'a bildirildiğini, davacının keyfi olarak sermaye borcunu ödemek istemediğini, davaya konu genel kurula katılan davacı temsilcisinin karara muhalif olduğunu, ancak muhalefet şerhini yazmadığını, yalnız olumsuz oy kullanmakla yetineceğini bildirdiğini, 6102 sayılı TTK'nın 376. maddesi kapsamında şirketin borca batıklığı nedeniyle gerek iktifa kararının alınması, gerekse sermaye artış kararı nedeniyle mali durumun iyileştirmesi zorunluluğunun genel kurula önerildiğini, bu önerinin %80,62 oy çokluğu ile kabul edildiğini, dava konusu genel kurul kararının aynı zamanda sermayenin tamamlanmasına yönelik zorunluluğun gereği olduğunu, aksi halde şirketin yasa gereği sona ereceğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafın 11.10.2017 tarihli duruşmada davacının taahhüt ettiği sermaye borcunun kalanını ödediğini bildirerek 07.08.2017 tarihli ödeme dekontunu ibraz ettiği, dava konusu genel kurul kararının iptal edilmesinde hukuki yararının kalmadığı, sermaye artırımına ilişkin kararların ve taahhüt edilen sermayenin ödeme sürelerinin şirketin kuruluşundaki hükümlere tabi olduğu, TTK 585 yollaması ile TTK 344. maddesi gereğince esas sermayenin artırılmasına ilişkin taahhütlerin yasaya uygun olarak en az %25'inin sermaye artırımının tescilinden önce, gerisinin de tescili izleyen 24 ay içinde ödenmesi gerektiği, yasaya aykırı olarak alınan kararların geçersiz olduğu, dava konusu sermaye artırımına ilişkin kararın 11.08.2015 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, genel kurul kararına göre son taksidin 30.10.2016 tarihinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı, genel kurul kararlarının yasaya aykırı olamayacağı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığında, haklılık durumuna göre davacı yararına yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalı vekilinin istinaf başvurusunun, dava konusu kararın ortaklardan davacının vekilinin muhalefeti ile %80,62 oranında oy çokluğu ile kabulüne karar verildiği, toplantı tutanağında davacı temsilcisinin muhalefet şerhinin yazılı olmadığı, davacının muhalefet şerhi içeren yazının toplantı tutanağına işlenmediğine dair iddiasını ispata yarar delilin bulunmadığı, davalı tanığının anlatımı dikkate alınarak böyle bir engellemenin bulunmadığı, bu nedenle dava konusu genel kurul kararının iptalinin istenemeyeceği, dava şartının bulunmadığından dava açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre davacının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu olduğu gerekçesiyle kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye hakkında kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve temyiz edenin sıfatına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

11. Hukuk Dairesi 2018/2523 Esas 2019/3935 Karar

“Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortaklarından olduğunu, davalı şirketin 19/09/2013 tarih ve 22 numaralı kararı ile müvekkilinin 225.000,00 TL sermaye borcu bulunduğu yönünde karar aldığını, davalı şirket tarafından sermaye borcunu TTK 483 uyarınca 30 gün içerisinde ödemesinin ihtar edildiğini, borcun bulunmadığına dair cevabi ihtarnamenin gönderildiğini, müvekkilinin kurucu ortak olan Bagis Gıda Ltd. Şti.'den pay satın alarak ortak olduğunu, bu şirketin davalı şirketteki alacağının mahsubu sonucu müvekkilinin borcunun kalmadığını beyanla borçlu olmadığının tespitine ve yönetim kurulunun bahsi geçen kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın süresinde açılmadığını, esasen yönetim kurulu kararları aleyhine iptal davası açılamayacağını, davanın dayanağının olmadığından bildirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin 30/11/2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında 300.000,00 TL olan sermayenin 1.863,000,00 TL'ye yükseltilmesine ve peşin ödenen 1/4 dışında kalan 3/4' ünün yönetim kurulunun alacağı karara göre 24 ay içerisinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, bu kararın 12/12/2012 tarih ve 8213 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, davacının ise 20/02/2013 tarih ve 8262 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi kapsamına göre dava dışı BagisLtdŞti'nin davalı şirketteki hisselerini devir alarak ortak olduğu, davalı şirket genel kurulunda alınan sermayenin artırılmasına ilişkin genel kurul kararından sonra yönetim kurulu tarafından 19/09/2013 tarih 22 nolu karar ile davacıdan ödemeyi taahhüt ettiği 225.000,00 TL tutarındaki sermayenin istenmesine karar verildiği, ödeme için süre tanındığı, davacı taraf hisseleri devir aldığı Bagis Gıda Şti.'nin davalı şirketten alacağı olduğu ve bu alacağın sermaye koyma borcuna karşılık takas edildiği, bu nedenle borcu olmadığı cevabına rağmen dava dışı Bagis Gıda Ltd Şti.'nin sermaye artırım taahhüdünün yerine getirdiğine dair dosyaya sunulmuş bilgi ve belgede bulunmadığı, davacının hisselerini satın aldığı Bagis Gıda Şti.'in sermaye artırım borcunun yerine getirmediği, davacının da ayrıca sermaye artırım borcunu başka şekillerde ödediğini ileri sürüp ispatlamadığı, davacının devir aldığı bir kısım payın açılan tasarrufun iptali davasıyla iptaline karar verilmesine rağmen aynı karardan bir kısım payların iptale tabi olmadığı dava ve karar tarihi itibariyle davacının ortaklığının devam ettiği, davacının davalı şirket yönetim kurulunun 19/09/2013 tarih 22 sayılı kararının iptali talebinin alınan kararın yasa, ana sözleşme ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı gibi batıl sayılamayacağı, dolayısı ile iptale tabii kararlardan olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

11. Hukuk Dairesi 2016/9492 Esas 2018/4038 Karar

“Somut uyuşmazlıkta, 23/09/2011 tarihli ihtarnamenin iadeli taahhütlü mektupla davalı tarafa tebliğ edildiği, 7 gün içinde sermaye artırımından doğan borcun ödenmesi, aksi takdirde ilk genel kurulda diğer ortaklara teklif edileceğinin bildirildiği, 14/11/2011 tarihli ihtarnamenin iadeli taahhütlü mektupla davalı tarafa tebliğ edildiği, 30 gün içinde sermaye artırımından doğan borcun ödenmesi, aksi takdirde ilk genel kurulda diğer ortaklara teklif edileceğinin bildirildiği, 23/12/2011 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalının ıskatına dair karar alındığı, 06/01/2012 tarihli ticaret sicil gazetesinde ıskatın ilan edildiği anlaşılmaktadır. Ancak az önce de belirtildiği üzere, ıskat için öncelikle sermaye borcu bulunan ortağın temerrüde düşürülmesi gerekmedir. Temerrüt için ise yetkili organın bir karar alması ve bunu sözleşmede öngörülen usul ve şekilde talep etmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında temerrüde ilişkin alınmış bir karar bulunmadığı gibi davalı şirketin ana sözleşmesi de dosya kapsamında bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece davalı şirketin ana sözleşmesi getirtilerek ıskata ilişkin düzenlemelerin bulup bulunmadığı, varsa yapılan işlemlerin ana sözleşmeye uygun olup olmadığı, yine yetkili organ tarafından sermaye borcu nedeniyle davalı tarafın temerrüde düşürülüp düşürülmediği hususları incelenmemiştir. Ayrıca davacı tarafça sermaye artırılmasına ilişkin genel kurul kararının butlanı istemine ilişkin olarak dava açıldığı, bu davanın sonucunun beklenilmesi de talep edilmiştir. Butlan davasının sonucunun işbu davayı etkileyeceği nazara alınarak butlan davasının sonucunun da beklenilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.”

11. Hukuk Dairesi 2015/5159 Esas 2016/2674 Karar

“Davacı vekili, .... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.12.2012 tarih 2011/608 Esas 2012/334 Karar sayılı ilamı ile müvekkilinin iflasına karar verildiğini ve tasfiye işlemlerinin .... İflas Müdürlüğü'nün 2012/42 dosyası üzerinden yürütüldüğünü, davalının müvekkili şirketin ortağı olup sermaye artırımından kaynaklanan borcunu ödemediğini, davalının hazır bulunduğu 17/03/2009 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında sermaye artırımı yapıldığını, bu toplantıda şirketin sermayesinin 3.000.000,00 TL daha artırılmasına karar verildiğini, davalının taahhüdünün 420.000,00 TL olduğunu, toplantıda “sermaye artırımının tamamının nakit olacağı, artırılan miktarın 1/4'ü olan 105.000,00 TL'nin tescilden itibaren üç ay içinde ve kalan miktarın yönetim kurulunun alacağı karar dairesinde en geç üç yıl içinde ödeneceğinin” kabul edildiğini, genel kurul toplantısının 20/03/2009 tarihinde sicile tescil edildiğini, 105.000,00 TL'nin 21/06/2009 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediğini, müvekkilinin 420.000,00 TL'nin ödenmesi hususunda yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını, yönetim kurulunun 12/01/2012 tarihli kararı ile davalıdan borcunun ödemesinin istenmesine karar verildiğini, 420.000,00 TL sermaye borcunun 105.000,00 TL'sinin 21/06/2009 tarihinden itibaren, 315.000,00 TL'sinin 17/03/2012 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı şirketin gönderdiği 11.01.2011 ve 31.05.2011 tarihli ihtarlar incelendiğinde davacı şirketin tercihini ıskattan yana kullandığının görüleceğini, müvekkilinin de ıskat yaptırımına razı olarak sermaye artırımına katılım hakkının diğer hissedarlara rüçhan hakkı kullanımı yolu ile veya üçüncü kişilere kullandırılmasını kabul ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen davalı ile ilgili olarak ıskat yolunu tercih etmeyerek davalıdan taahhüt ettiği sermayeyi ödemesini istediği, gönderilen ihtarname içeriklerinden davacının, davalının şirket payından mahrum bırakıldığı şeklinde bir iradesinin varlığından söz edilemeyeceği, davalının halen davacı şirketin ortağı olduğu, davalının katıldığı ve oy birliği ile alınan sermaye artırım kararı ve buna dayalı sermaye koyma taahhüdüne ve ödeme konusunda kendisine gönderilen ihtarnamelere rağmen taahhüt ettiği miktarı ödemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile 105.000,00 TL'nin 21/06/2009 tarihinden itibaren, 315.000,00 TL'nin 20/03/2012 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”

Stj. Av. Tülay AYTAÇ

KAYNAKÇA

1 ÇAĞLAR, s. 39; YILMAZ TÜTÜNCÜ, s. 47.

2 YILMAZ TÜTÜNCÜ, s. 47.

3 POROY, Reha/TEKİNALP, Ünal/ÇAMOĞLU, Ersin: Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Bası, İst. 2009, s. 258.

4 Sermayenin korunması ilkesi hakkında bkz. ANSAY, Tuğrul: Anonim Şirketler Hukuku, 5. Bası, Ank. 1975, s. 35 vd.; PULAŞLI, Hasan: 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Yeni Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Ank. 2012, s. 353 (Anılış: 6102 Sayılı TTK); PULAŞLI, Hasan: Şirketler Hukuku, 6. Bası, Adana 2007, s. 212 (Anılış: Şirketler); TEKİL, Fehiman: Anonim Şirketler Hukuku, 2. Bası, İst. 1998, s. 51 vd. (Anılış: Anonim); TEKİL, Fehiman: Şirketler Hukuku, C. 2, İst. 1974, s. 84 (Anılış: Şirketler); BİLGİLİ, Fatih/DEMİRKAPI, Ertan: Şirketler Hukuku, 2. Bası, Bursa 2012, s. 141 vd.; YILMAZ TÜTÜNCÜ, Sanem: Sermaye Şirketlerinde (Anonim ve Limited Şirketlerde) Geçici Hukuki Korumalar (İhtiyati Tedbirler), İzm. 2004, s. 50.

5 Gönen Eriş – Yargıtay Onursal Daire Başkanı

6 Gönen Eriş – Yargıtay Onursal Daire Başkanı

banner626
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.