banner644

11 Mayıs 2022

AYIPLI ARAÇLARDA TÜKETİCİ HAKLARI VE AYIPTAN DOĞAN SORUMLULUK

I. GENEL OLARAK

Küresel çerçevede; teknolojinin gelişmesi, kredi imkanlarının artması, toplumun bireysel refah anlayışındaki değişikliklerle birlikte otomotiv sektörü ciddi bir ivme kazanmıştır. Gerek birinci el dediğimiz sıfır otomobiller gerekse ikinci el piyasası ekonomik krize rağmen sirkülasyonu devam ettirmektedir. Otomotiv sektöründeki bu alış – satış ivmesi beraberinde bazı sorunları da getirmektedir.

Eldeki çalışmanın konusu, otomotiv sektöründeki satış işlemlerinde aracın ayıplı olması (arızalı, hasarlı, vaat edilen nitelikleri haiz olmaması gibi kanun ve yargı kararlarında bahsedilen durumlarda olması) halinde ve tabi ki alıcının tüketici olması halinde, mevzuatımızda ne gibi hak ve yükümlülüklerin düzenlendiğidir.

II. MEVZUATTAKİ TANIMLARIYLA; TÜKETİCİ, TÜKETİCİ İŞLEMİ VE AYIP KAVRAMLARI

Öncelikle, çalışmanın konusu tüketici işlemlerine hasredildiğinden tüketici ve tüketici işlemi kavramlarının kanundaki tanımına bakmak gerekir. Tüketici ile tüketici işlemi; 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun (TKHK) 3. Maddesinde: “…k) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, l) Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi,..” olarak tanımlanmıştır.

Ayıplı mal ise TKHK m.8’de “… tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.” şeklinde belirtilmiştir. Kanunun metninde açıkça belirtildiği üzere; söz konusu maldaki ayıp, malın teslimi anında malda bulunmalıdır.

Aynı maddenin 2. Fıkrasında ise belirli maddi, hukuki veya ekonomik eksikliklerin olması halinde de malın ayıplı olacağı kabul edilmiştir: “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.” Kanun koyucu bu hallerde, karine olarak doğrudan malın ayıplı olduğunu kabul etmiştir.

Elbette Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna göre genel kanun niteliğinde olan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) da ayıp hükümlerini ihtiva etmektedir. Nitekim TBK m. 219’da “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” Şeklindeki hüküm ile ayıptan doğan sorumluluk düzenlenmiştir.

Kanun koyucu TBK m. 219’da esasen iki somut durumu düzenlemiştir. Bunlardan biri satım konusu malda, satıcının alıcıya vaat ettiği niteliklerin eksik olması hali; bir diğeri ise satım konusu malda gerekli niteliklerin yokluğu ve buna bağlı olarak da maldan beklenen olağan kullanım değerinin azalması halidir.[1]

III. AYIPLI ARAÇ TESLİMİNDE SORUMLULUK

Yukarıda açıklanan kavramlar ışığında, satım konusu bir aracın ayıplı olması halinde tüketicinin hak ve yükümlülükleri ile satıcının sorumluluklarını ele alacağız.

Öncelikle TKHK m.10/III uyarınca, satım konusu malın ayıplı olması halinde, bu malın üzerine bir etiket konulması ve alıcının ayıptan haberdar edilmesi zorunlu kılınmıştır. Şöyle ki: Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, üretici, ithalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde malın ayıbına ilişkin açıklayıcı bilgiyi içeren bir etiket konulur. Bu etiketin tüketiciye verilmesi veya ayıba ilişkin açıklayıcı bilginin tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde açıkça gösterilmesi zorunludur. Teknik düzenlemesine uygun olmayan ürünler ise hiçbir şekilde piyasaya arz edilemez. Bu ürünlere, Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır. Bu hükme göre, aracın üzerine konulan ve ayıp durumunu içeren etiketin tüketiciye verilmesi zorunludur. Yine bu hükme göre, söz konusu araç, teknik düzenlemesine uygun değil ise hiçbir şekilde piyasaya arz edilmemelidir. Örneğin; aracın teknik aksamının yerleştirilmesi yerleştirilmesi anında, amortismanların yanlış yerleştirildiğinin anlaşılması durumunda, bu tür araçların piyasaya sürülmemesi gerekir. [2]

Gerek TBK gerekse TKHK’daki düzenlemelere göre ayıptan söz edebilmek için ayıbın, malın teslimi anında var olması gerektiğini izah etmiş idik. Teslim anı ise TBK m.208’e göre zilyetliğin devri anı olup teslim ile birlikte hem yarar hem de zarar alıcıya yani tüketiciye geçmektedir. Her ne kadar TBK’da söz konusu ayıbın önemli olması aranmışsa da TKHK’da her türlü ayıp halinde tüketicinin haklarını kullanabileceği düzenlendiği için bu durum tüketicilerin lehine olmuştur. Yine TKHK m.10/I uyarınca teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, malın veya ayıbın niteliği ile bağdaşmıyor ise uygulanmaz.

Satıcı, satım konusu aracın zilyetliğini devrettiği anda, hasar ve yarar alıcıya geçecek olup bu halde alıcı taraf yani tüketici teslim anında bildiği ayıplar için daha sonra herhangi bir hak ve iddia ileri süremeyecektir. Hatta satıcı; alıcı tarafından araç gözden geçirilerek fark edilebilecek ayıplar var ise yine sorumluluktan kurtulabilmektedir. Ancak satıcı, gözden geçirmekle fark edilebilecek bu ayıpların aslında olmadığını vaat etmiş ise pek tabii sorumluluğu doğacaktır. Bu husus TBK m.222’de; “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.” Hükmüyle düzenlenmiştir. O halde satıcı, alıcının/ tüketicinin aracın teslimi anında bilmediği gizli ayıplardan m.222 uyarınca sorumludur.

Doktrine göre gizli ayıp; sözleşmenin kurulması ya da satılanı teslim alma zamanında alıcının bilmediği ve satılan üzerinde mutat dikkati sarf etse bile bilemeyeceği nitelik noksanlıklarının bulunmasıdır.[3] Açık ayıp ise makul bir 3.kişi tarafından, ilk bakışta fark edilebilen, detaylı ya da nitelikli inceleme / muayene gerekmeden anlaşılabilen ayıplardır.

Tüketici, devraldığı aracın durumunu, olağan akışa göre imkan bulur bulmaz gözden geçirmek ve satılanda bir ayıp görürse bu ayıbı makul bir süre içerisinde satıcıya bildirmelidir. Eğer tüketici, gözden geçirme ve bildirimde bulunma yükümlülüğüne uymaz ise aracı o haliyle kabul etmiş sayılacaktır. Elbette, satılan araçta gözden geçirmekle fark edilemeyecek ayıpların varlığı istisnadır. Bu tür bir ayıbın varlığı sonradan fark edilir ise fark edilir edilmez satıcıya bildirilmelidir. Aksi halde yine tüketici, aracı bu ayıplarla kabul etmiş sayılacaktır.

IV. AYIPLI ARAÇ SATIŞINDA TÜKETİCİNİN HAKLARI

Satışa konu aracın ayıplı çıkması halinde, TKHK m.11/I’de tüketicinin belirli seçimlik hakları haiz olacağı düzenlenmiştir. Şöyle ki; “(1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici;

a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,

b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,

c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,

ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme, seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.’’

Kanunda düzenlenen bu seçimlik hakların detaylarına bu yazımızda girmeyeceğiz ancak söz konusu maddenin a fıkrasında yer alan sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasında, TKHK m.83/I uyarınca, TBK m.227/IV burada uygulama alanı bulduğunu belirtmemiz gerekir. Zira TBK m. 227/IV’e göre; Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. denilmekle, tüketicinin söz konusu ayıplı aracın satımına ilişkin sözleşmeden dönülmek istenmesi halinde hakimin, bunun talep edilip edilemeyeceğine bakabileceğini ve diğer seçimlik haklardan birine karar verebileceği düzenlenmiştir. Bu halde, örneğin ikinci el bir aracın vites kolunun değişmiş olmasına rağmen bu durumun tüketiciden gizlenmiş olması halinde, tüketici sözleşmeden dönmek isterse hakim sözleşmeden dönme talebinin hakkaniyete uygun düşmeyeceğini düşünerek satış bedelinin indirilmesine de karar verebilecektir.

Aynı kanunun 2. Fıkrasına göre ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. Bu hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur. Üretici veya ithalatçı, malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın bir başka kişi veya kurum nezdinde doğduğunu ispat ettiği takdirde sorumlu tutulmayacaktır.

Yine kanunun devamında yer alan düzenlemeye göre; ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için aşırı bir güçlük doğuracak ise tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilmektedir. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarından birinin seçilmesi durumunda bu talebin satıcıya, üreticiye veya ithalatçıya yöneltilmesinden itibaren azami otuz iş günü, konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda ise altmış iş günü içinde yerine getirilmesi zorunludur.

Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu bedelin tümü veya bedelden yapılan indirim tutarı derhâl tüketiciye iade edilir.

TKHK’da yer alan bu seçimlik hakların yanı sıra tüketici, TBK hükümlerine göre ayrıca bir tazminat isteminde bulunma hakkına da sahiptir.

V. ZAMANAŞIMI

TKHK ve TBK’da ayıptan doğan sorumluluğa ilişkin olarak zamanaşımı süreleri paralel bir düzenleme içerisindedir.

TKHK ‘da zamanaşımı süresi m.12’de düzenlenmiştir: “(1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir… (2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise üç yıldan az olamaz. (3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

TKHK m.12/1’de görüldüğü üzere taşınırlara ilişkin bir zamanaşımı düzenlemesi mevcuttur. Çalışmamızın konusu olan ve taşınır mahiyetinde olan aracın teslimi ile zamanaşımı süresi başlamaktadır. Dolayısıyla yukarıda bahsi geçen seçimlik haklar da bu süreler zarfında kullanılmalıdır.

Kanunun 2.fıkrasında ise ikinci el araç satışlarında zamanaşımı süresinin bir yıldan az olamayacağı düzenlenmiş olup bu sürenin taraflar arasında uzatılabileceği ancak kısaltılamayacağı anlaşılmaktadır.

3. Fıkrada ise gizli ayıptan farklı olarak “gizlenmiş ayıp”tan bahsedilmiştir. Burada, satıcı taraf, araçtaki ayıpları kasten gizlemekte ve bu ayıpların tüketici tarafından öğrenilmesini bile isteye engellemektedir. Bu hallerde, kanunda öngörülen 2 yıllık zamanaşımı uygulanmayacak olup genel zamanaşımı olan 10 yıllık süre uygulama alanı bulacaktır.

Av. Esma İBA ÇAPLIK

-------------------------

[1] Aral/ Ayrancı, 104; Yavuz, 60; Şahiniz, S. Tacirler Arası Ticari Satımlarda Satıcının Ayıplı İfadan Sorumluluğu, Ankara 2008.

[2] Özdemir, Hayrunnisa, Tüketici Hukuku ve Uygulamaları, s.131, Ankara, 2016.

[3] Gümüş, 89; Edis,60; Yavuz, Borçlar Hukuku, 71.

banner626
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
emrah 2 hafta önce

Yazara teşekkür ediyorum. Sorum şu: Makalenizde tüketicinin bildirim yükümlülüğünden bahsetmişsiniz. TKHK m.10'un gerekçesinde "Ayıplı malda tüketicinin seçimlik haklarından faydalanabilmesi için ayıbı belirli bir süre içinde ihbar etmesi yükümlülüğü kaldırılmıştır. AB Yönergesinin mecburi unsurları arasında yer almayan ihbar yükümlülüğü bugün örneğin Avusturya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere, İrlanda, Letonya, Lüksemburg ve Yunanistan'da düzenlenmemiştir. Nitekim tüketicinin seçimlik haklarından birini kullandığı yönünde satıcıya her halükarda bildirimde bulunması gereğinin olması, bunun öncesinde ayrıca bir de ayıbı ihbar etmesi zorunluluğunu anlamsız kılmaktadır." açıklamaları mevcut. Buna göre tüketicinin ayıbı bildirme yükümlülüğü vardır denilebilir mi?