banner699

28 Temmuz 2022

BOŞANMA

Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanmayı mümkün kılan sebepler madde 161 ila 166 arasında düzenlenmiştir. Düzenlenen bu sebepler incelendiğinde; bazı sebepler için evlilik birliğinin çekilmez hale gelmiş olması şartı aranırken bazı sebepler için bu şart aranmamaktadır ( Dural,Öğüz,Gümüş, Türk Özel Hukuku Cilt 3 Aile Hukuku, s. 105). Evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi şartının arandığı sebeplere “nisbi” yani takdire bağlı boşanma sebebi, evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi şartının aranmadığı sebeplere ise “mutlak” boşanma sebebi denilmektedir.

Nisbi boşanma sebepleri olarak kanunda sayılmış boşanma sebepleri şu şekildedir ;

- Zina

- Hayata kast, pek kötü muamele ya da onur kırıcı davranış,

- Küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme

- Terk

- Akıl hastalığı

Boşanmanın kanunda öngörülen mutlak sebepleri ise şu şekilde sıralanabilir:

- Evlilik birliğinin temelinden sarsılması

- Eşlerin boşanma sebebiyle anlaşması

- Ortak hayatın kurulamaması ya da fiili ayrılık

Boşanmanın genel ve özel yani mutlak ve nisbi sebepleri bir sonraki yazımda detaylıca incelenecektir.

BOŞANMA VE AYRILIK

Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma dilerse ayrılık talep edebilir. Ancak ayrılık kararı verilebilmesi için boşanma sebeplerinin gerçekleşmesi, ortak hayat kurma ihtimalinin bulunmaması ve uygun ayrılık süresinin belirlenmesi şartları gereklidir.

Bununla beraber, boşanma sebebi ispatlanmış olursa hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verebilirken, davanın yalnızca ayrılığa ilişkin olması boşanmaya karar verilememesi sonucunu doğurur. Hemen belirtmek gerekir ki, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olanağının bulunmaması şartıyla ayrılık kararı verilebilmektedir (Gençcan, Aile Mahkemesi Davaları, s. 442)

Hakim tarafından verilmiş ayrılık süresinin sonunda ayrılık durumu kendiliğinden sona ermektedir. Nitekim bu süre içinde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açılabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur (Gençcan, Aile Mahkemesi Davaları, s. 442).

Önemle belirtmek gerekir ki Türk Medeni Kanunu 171 c.2 hükmü uyarınca hakim tarafından verilen ayrılık kararı kapsamında verilen süre bir yıldan az üç yıldan çok olamaz. Bununla beraber ayrılık kararının kesinleşmesinden itibaren ilgili süre başlamaktadır.

AYRILIK KARARININ SONUÇLARI

Boşanmadan farklı olarak ayrılık kararı süresinde evlilik birliği devam etmekte olup, sadece bir süre eşlerin talebi ve hakim kararı ile ortak yaşama ara verilmiş olur. Yani eşlerin “evli olmak” statüsü devam etmektedir.

Bu bakımdan, örneği kadının ayrılık süresi içinde doğum yapması, çocuğun evlilik birliği içerisinde doğduğu sonucunu değiştirmez. Başka bir örnek ise kadın,  ayrılık süresi içinde kocasının soyadını kullanmaya devam eder. Bununla beraber eşlerin evlilik birliği içerisinde birbirlerine karşı mevcut olan sadakat yükümlülüğü de devam eder. Yani ayrılık sürecinde eşlerden birinin, üçüncü bir kişi ile cinsel münasebette bulunması yine zinayı oluşturur.

Ayrıca ortak konuttan ayrılmasına karar verilen eş, eğer daha önce yoksa, ayrı bir yerleşim yeri edinebilir ve onun artık ortak konuttan ayrılmasının haklı bir sebebe dayanması sebebiyle Türk Medeni Kanunu madde 164 anlamında “evi terk” sayılmaz (Dural,Öğüz,Gümüş,, Türk Özel Hukuku Cilt 3, s.138).

Ayrılık kararı bakımından çocukların durumunda ise hakimin iki ayrı husus açısından inceleme yapması ve karar vermesi gerekmektedir. Öncelikle hakim, ayrılık sürecinde, diğer eşin, çocuğun eğitim, sağlık, bakım gibi masraflarına ne miktarlarda katkıda bulunacağı, sonrasında ise çocukla kişisel ilişki hususlarında karar vermesi gerekir. Bu noktada vurgulanması gereken en önemli husus, karar verilirken dikkate alınacak nokta eşlerin taleplerinden ziyade çocuğun üstün menfaatidir.

BOŞANMANIN SONUÇLARI

Boşanmanın sonuçları ise ayrılık kararının sonuçlarından daha farklıdır. Bu durumun en keskin sebebi ise yukarıda ifade edildiği üzere ayrılık kararı verildiğinde verilen süre içerisinde evlilik birliği resmen devam ederken, boşanma kararı sonucunda evlilik birliğinin sonlandırılmasıdır.

Boşanmanın sonuçları incelenirken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise boşanma kararı ile sadece evlilik birliğinin sona ermeyeceği, evlilik birliğinin sona ermesi ile beraber bir çok sonuç da ortaya çıkmaktadır. Bu sonuçların bazıları kanun gereği verilecek kararda yer almasına gerek olmaksızın meydana gelirken bazıları ise kararda yer almaya bağlıdır (Dural,Öğüz,Gümüş, s.141)

Boşanma kararının sonuçları incelenirken kararın etkili olduğu kişiler kapsamında incelenmesinin daha sağlıklı olacağı kanısındayım. Bu anlamda kararın çocuk yönünden etkileri ve eşler yönünden etkileri ayrımına gidilebilir.

Eşler yönünden etkileri kapsamında, boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte evlilik birliği de sona erer. Evlilik birliği sona ermiş olduğundan eşlerin başka kişilerle evlenebilmesi imkanı varsa da kadın açısından Türk Medeni Kanunu madde 132 uyarınca evlilik birliğinin sona erdiği tarihten itibaren 300 gün içinde evlenme yasağı mevcuttur. Bu yasağın temelinde soybağınun karışması tehlikesinin önüne geçilmesi amacı vardır. Nitekim, evlilik birliğinin sona erdirildiği tarihten itibaren 300 gün içinde evlenmek isteyen kadının, resmi sağlık kuruluşlarından hamile olmadığına dair alacağı rapor ile başka bir kimseyle evlenebileceğine dair yargı pratikleri mevcuttur.

Boşanma kararıyla beraber eşlerin artık birbirlerine karşı miras hukuku bakımından doğan hiçbir hakkı kalmamaktadır. Bu noktadan sonra eşler birbirlerine bu anlamda yasal mirasçı olamayacakları gibi eşlerin evlilik birliği devam ederken birbirleri lehine yapmış oldukları ölüme bağlı tasarruflar kendiliğinden hükümsüz olur.

Türk medeni Kanunu 173/1.c maddesi ile sadece boşanan kadına yönelik bir düzenleme getirilmiş olup bu hükme göre boşanan kadının evlenme ile kazandığı kişisel durumu korunurken (erginlik, kayın hısımlığı, vatandaşlık) kural olarak artık boşandığı kocasının soyadını taşıyamaz. Bu durum hakkında istisnai durumlar da mevcuttur.

Türk Medeni Kanunu madde 179 uyarınca boşanma halinde mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Eski Medeni Kanun’da mal ayrılığı rejimi benimsenmişken yeni Medeni Kanun’da edinilmiş mal rejimi belirlenmiştir.

Boşanmanın çocuklar bakımından sonuçlarına gelindiğinde ise eşler bakımından sonuçlarından farklı olduğu bir nokta görürüz. Şöyle ki, çocuk bakımından sonuçlar, eşler bakımından sonuçlar gibi kendiliğinden doğmaz. Çocuklar bakımından doğacak her sonucun hakim tarafından incelenip verilecek boşanma kararında düzenlenmesi gerekmektedir. Bu durumun tek istisnası ise Türk Medeni Kanunu 325 olup ilgili hüküm için re’sen karar verilmesi gerekmektedir.

Çocuklar bakımından sonuçlar incelendiğinde genel olarak akla gelen ilk husus velayettir. Velayetten anlaşılması gereken küçüklerin ve bazı kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun anne ve babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümüdür. “ANA HATLARIYLA VELAYET” başlıklı yazımda da bahsettiğim üzere evlilik birliği devam eden eşlerin, istisnai durumlar hariç olmak üzere, ortak velayet hakkından söz edilir. Kural olarak boşanma sonucunda velayet anne ya da babaya verilir. Hemen belirtmek gerekir ki çocuğun velayetinin kime verileceği hususu, boşanma davası içinde belirlenmemiş ise, hükmün kesinleşmesinden sonra ayrıca bir velayet davası açılmasını gerektirir.

Velayet konusunda karar verecek hakimin öncelikli amacı her zaman için çocuğun üstün menfaati olacaktır. Bu anlamda Türk Medeni Kanunu 182/1 hakime geniş bir yetki tanımıştır. Hakim anne ve babayı dinleyecek, uzman kişiler yardımı ile şartları inceleyecek ve hatta çocuğun vesayet altında olması ihtimalinde vasiye/vesayet makamına danışacaktır. Ancak unutulmamalı ki hakim bunların hiçbiri ile bağlı değildir. Hemen belirtmek gerekir ki bu noktada Türk Medeni Kanunu madde 184 b.5 uyarınca, anne ve babanın bu hususta anlaşmaları dahi hakimi bağlamaz.

Velayetin verilmesinde, çocuğun kiminde yanında olursa daha iyi yetişmesi önemli olduğu için eşlerin mali durumları yahut boşanmada kimin daha kusurlu olduğu çok büyük rol oynamaz. (Dural ,Öğüz, Gümüş, Türk Özel Hukuku Cilt 3 Aile Hukuku, s.147)

2.H.D. 6.3.1962, 646/1497 sayılı kararında mahkemece annenin zinası sabit bulunmasına rağmen babanın durumu ve çocukların yaşını göz önünde bulundurarak velayeti anneye vermiştir.

Bu noktada bir soru işaretini daha gidermek gerekir. Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra doğan çocuğun velayetinin kime verileceği hususu için ayrıca bir velayet davası açılması gerekmektedir.

Tabi ki velayet kararı nihai bir karar olmayıp değişen şartlar ile ilgili daha sonra hakim re’sen yahut talep edilmesi durumunda gerekli değişiklikleri yapabilmektedir. Buna örnek olarak anne veya babanın başka insanlarla evlenmesi yahut ölmesi gibi durumlar gösterilebilir. Bu örnekler sınırlı olmayıp hakim bunlar gibi değişen durumlar için harekete geçebilmektedir.

Anayasa madde 41/2 uyarınca her çocuk korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Bu kapsamda, boşanma sonucunda velayet hakkını haiz olmayan eşin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı anayasal bir hak olarak devam etmektedir. Her halükarda, çocuğun üstün menfaatine aykırılık teşkil etmemek kaydıyla, hakim, boşanmaya karar verirken, kendisine velayet verilmeyen tarafın çocukla kişisel ilişkisini de düzenlemek mecburiyetindedir. Türk Medeni Kanunu madde 323 uyarınca anne veya babadan her biri velayet altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

Bununla beraber Türk Medeni Kanunu 325/1.e uyarınca olağanüstü hallerin mevcudiyeti halinde , çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir. Bu ilişkinin kurulmasına karar verilebilmesi için ise ilgilinin talepte bulunması gerekmekte olup unutulmamalıdır ki çocuğun üstün menfaatine aykırı bir durum olması halinde hakim bu talebi re’sen reddedebilecektir.

Boşanmanın çocuk bakımından sonuçlarındaki bir diğer husus ise çocuğa iştirak nafakası bağlanmasıdır. Boşanma durumu, kendisine velayet verilmemiş olan tarafın, çocuğun bakım, sağlık, eğitim gibi giderlerine katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Türk Medeni Kanunu madde 182/2.c uyarınca velayeti haiz olmayan tarafın maddi gücü oranında bu masraflara katılma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda hakim iştirak nafakasına da talep olmaksızın karar verir.  İştirak nafakası, kararın kesinleşmesinden itibaren ödenmeye başlanır ve çocuk ergin oluncaya kadar devam eder. İstisnai bir durum olarak ergin olan çocuğun eğitimine devam etmesi halinde eğitimi sona erinceye kadar iştirak nafakası almaya devam eder. Bir diğer istisnai durum ise, ergin olduğu halde bakıma muhtaç olan çocuk için de iştirak nafakası değil ama yardım nafakası isteyebileceği öngörülmüştür.

İncelenmesi gereken bir başka husus ise evlilik birliği içerisinde doğmuş çocuğun boşanma sonrasındaki soyadıdır.  Bu anlamda hakim görüşe göre boşanma, eşler arasındaki evlilik birliği devam ederken doğan müşterek çocuğun Türk Medeni Kanunu madde 321 uyarınca kocanın soyadına dayalı belirlenen “aile soyadı”  üzerinden kazandığı soyadını etkilemez ( Dural, Öğüz, Gümüş, Türk Özel Hukuku Cilt 3 Aile Hukuku, s.151).  Buna karşılık bir görüş ise Türk Medeni Kanunu 321 maddesinin boşanma sonrasına ilişkin bir menfi çözüm öngörmediğini ve bu nedenle boşanma durumunda çocuğun soyadının ne olacağı konusunda örtülü bir kanun boşluğunun var olduğunu ileri sürmekte ve boşanma sonrası çocuk üzerindeki velayet hakkına dayalı olarak açacağı bir soyadı değiştirme davası ile kendi soyadıyla değiştirebileceğini kabul etmektedir. Dural/Öğüz/Gümüş’e göre ve benim de katıldığım görüş uyarınca Türk Medeni Kanunu madde 27’ye  dayalı olarak haklı bir sebeple soyadı değiştirme hakkı nispi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan ayırt etme gücüne sahip velayet altındaki çocuğun soyadını boşanma sonrası velisi olan annesi dahi açacağı bir soyadı değiştirme davası ile değiştiremez.

Stj. Av. Buse KAYA

Kaynakça

Türk Özel Hukuku Cilt 3 Aile Hukuku – Dural/Öğüz/Gümüş, Filiz Kitabevi,2022

Aile Mahkemesi Davaları, Gençcan, Yetkin Yayınları, 2022

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.