banner613
banner590

15 Haziran 2021

İklim Mültecileri ve 1951 Cenevre Konvansiyonu Kapsamından Kaynaklanan Statü Problemi

1. Genel Olarak

Küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişiklikleri, insanlığın geleceğine yönelik tehdit teşkil eden evrensel bir sorundur. Özellikle insan kaynaklı etkenler, zaman içinde dünyanın iklimi ve ekolojik dengesinin bozulmasına sebebiyet vermiştir. Son yıllarda meydana gelen kuraklık, çölleşme, sel felaketleri, orman yangınları, su kaynaklarının tükenmesi ve aşırı sıcaklar, küresel ısınmanın dünya üzerinde bıraktığı tahribatın somut tezahürleridir. Gelinen bu noktada kimi ülkeler, küresel ısınmanın olumsuz etkilerini diğer ülkelere nazaran daha erken ve daha ağır şekilde hissedebilmektedirler. Hal böyle olunca doğasal süreçler ve insanlar tarafından tetiklenen olgular neticesinde çevresel ve ekonomik olarak zarar gören ülke vatandaşları ya geçici olarak ülkeleri içinde yer değiştirmekte ya da kalıcı olarak ülke dışına çıkmakta, yaşadıkları yerleri terk etmektedirler.

Örneğin Avrupa Çevre Ajansı tarafından 2011 yılında yapılan bir haberde Hindistan’ın bazı bölgelerinde iklim değişikliği sebebiyle meydana gelen tahribatın çevresel ve ekonomik etkileri şu şekilde ifade edilmiştir(1): “İklim değişikliği, Sundarban'da yaşayan insanları ciddi şekilde etkiliyor. Hindistan'da Batı Bengal eyaletinde bulunan bu alan dünyanın en büyük deltasının bir bölümünü oluşturur. Yükselen deniz seviyesi, daha kısa, ancak daha yoğun musonlar, şiddetlenen gelgit dalgaları ve daha sık meydana gelen kasırgalar bölgeyi ve bölgede yaşayanları tehdit eden iklim değişikliği etkilerinden yalnızca birkaçıdır. Son 20 yıl içerisinde dört ada yok olmuş ve 6.000 kişi evini terk etmek zorunda kalmıştır… Basand Jana ve ailesi,  deniz seviyesi yükselmeden önce Lohachara Adasında yaşıyordu. Lohachara'da kendi çiftlikleri ve balıkçılık işleri olmasına rağmen şu anda başkalarının çiftliklerinde işçi olarak çalışmak zorunda kaldılar.” Nitekim 2050 yılına kadar, 200 milyon insanın iklim sebebiyle yerlerini değiştireceği tahmin edilmektedir. Bazı tahminlere göre, eğer deniz seviyesi bir metre daha yükselirse, Maldivler, Marsal Adaları, Kiribati ve Tuvalu gibi ada ülkeleri insanların yaşayamayacakları yerler haline gelecektir. Isınma sebebiyle, kuraklık ve buzulların erimesi artacak; 700 milyon ile 1.5 milyar arasındaki insan su sıkıntısı çekecek; Asya, Afrika ve küçük adalarda yaşayan insanlar mülteci olmakla yüz yüze kalacaklardır(2).

2. İklim Mültecisi Kavramı

İlk defa 1976 yılında çevre uzmanı Lester Brown tarafından kullanılan ekolojik mülteci kavramı, kuraklık, deprem, sel baskını veya tsunami gibi ani yahut uzun süreli felaketlerin insanların yaşamlarını, ekolojilerini ve ekonomilerini tehdit etmesi üzerine, hayatta kalabilmek amacıyla başka ülkelere göç etmeleri üzerine kullanılmıştır(3). Günümüzde ise iklim değişikliğinin olumsuz etkileri, çevresel krizleri engelleme imkânı bulunmayan yoksul ülkelerde daha fazla hissedilmekte; az gelişmiş ülkelerin kırsal alanlarında yaşayan halklar iklim göçmenlerinin büyük çoğunluğunu meydana getirmektedir(4).

İklim değişiklikleri nedeni ile yakın gelecekte daha fazla ülkenin zarar göreceği ve bu nedenle yapılacak göç akımlarının ise tüm dünyaya yansıyacağı tahmin edilmektedir. Yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan kişilerin mülteci hukuku bağlamında korunması zarureti tartışmasız olmakla birlikte, uluslararası hukuk yönünden ele alınması gereken iklim mülteciliği kavramının, konu hakkında çerçeve norm niteliğinde olan 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Konvansiyonu kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

3. Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair 1951 Cenevre Konvansiyonu

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair 1951 Cenevre Konvansiyonu, mültecilerin hukuki statüsü ile hak ve yükümlülüklerini belirleyen en temel sözleşmedir. 1951 Tarihli Konvansiyonun 1/A-2 maddesinde mültecinin tanımı şu şekilde hüküm altına alınmıştır(5): “1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.

Konvansiyonda yer alan tanım uyarınca mülteci (1) ırkı, dini, tabiiyeti, muayyen bir içtimai gruba mensubiyeti veya siyasi kanaatleri yüzünden, (2) takibata uğrayacağından haklı olarak korkan (3) vatandaşı olduğu memleket veya evvelce oturduğu ülke dışında bulunan şahıstır. Bu tanımda, iklim değişikliklerinden söz edilmemiştir. Diğer bir ifadeyle 1951 Cenevre Konvansiyonu’nun 1/A-2 maddesinde sayılan ve mülteci statüsü almak için başvuru yapılmasının dayanağını teşkil eden kriterler arasında doğal afetler veya iklim değişiklikleri sayılmamıştır(6). Maddede belirtilen kriterlerin sınırlarının kesin şekilde çizilmiş ve tahdidi olması nedeniyle,  çevresel sebepler ile yaşadığı ülkeyi terk etmek zorunda kalan kişilere mülteci statüsü sağlamak üzere uygulanması mümkün gözükmemektedir. Nitekim Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından hazırlanan 1951 Konvansiyonu ve 1967 Protokolü uyarınca Mülteci Statüsünün Belirlenmesinde Kullanılacak Ölçüt ve Usuller Hakkında El Kitabı’nda da doğal afetlerin mülteci statüsü kazanılmasına imkân sağlamayacağı belirtilmektedir(7).

4. İklim Mültecilerinin 1951 Cenevre Konvansiyonu Dışında Kaldığına Dair Yeni Zelanda Mülteci Statüsü Belirleme İtiraz Mercii’nin Ekonomik ve Çevresel Faktörler Sebebiyle Mülteci Statüsünün Kazanılamayacağına İlişkin 17 Ağustos 2000 Tarihli Kararı

17 Ağustos 2000 tarihinde Yeni Zelanda Mülteci Statüsü Belirleme İtiraz Mercii, ekonomik ve çevresel faktörler sebebiyle mülteci statüsünün kazanılamayacağına karar vermiştir. Karar Tuvalu vatandaşlarına ilişkindir. Tuvalu, Büyük Okyanus’ta, dokuz adet mercan adasından oluşan Polinezya ülkesidir. Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi, başkenti deniz seviyesinden sadece 5 metre yüksekte olan Tuvalu için hayati bir tehdit oluşturmaktadır. Yeni Zelanda Mülteci Statüsü Belirleme İtiraz Mercii’nin 17 Ağustos 2000 tarihli kararına konu olan olayda, Tuvalu vatandaşı olan ve anne baba ile beş çocuktan oluşan aile, mülteci statüsü almak için müracaat etmiştir. Ancak mülteci başvuruları reddedilmiştir. Red kararına karşı, Mülteci Statüsü Belirleme İtiraz Mercii’ne müracaat etmişlerdir. Başvuranların korkusunun temeli, Tuvalu’da yaşarken karşılaştıkları ekonomik ve çevresel zorluklara dayanmaktadır. Başvuranlar, Tuvalu’daki mallarının deniz seviyesinin oldukça yükselmesi sebebiyle kısmen su altında kaldığından ve adadaki sahillerin erozyondan zarar gördüğünden yakınmışlardır.

Mülteci Statüsü Belirleme İtiraz Mercii’ne göre, Tuvalu’ya dönüşleri halinde başvuranlar tarafından dile getirilen korkulardan hiçbiri 1951 Cenevre Konvansiyonu’nda, ırkı, dini, tabiiyeti, muayyen bir içtimai gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri şeklinde sıralanan beş sebepten birine girmemektedir. Somut olay, başvuranların, beş sebepten biri uyarınca takibata uğrayacaklarından zarar görme riski altında olduklarının söylenebileceği bir olay değildir. Bunlar Tuvalu’da yaşayan bütün Tuvalulular için ayırım yapılmaksızın geçerlidir; medeni ve politik durumları sebebiyle sadece başvuranlara yönelik olduğunu söylemek mümkün değildir(8).

Konu hakkında Avustralya Mülteci Temyiz Mahkemesi de benzer bir karar vermiştir. Başvuru sahibi Avustralya’ya gelmeden önce Kiribati’de bir köyde yaşamakta olup bu köy deniz suyu ve şiddetli fırtınalardan olumsuz etkilenmiş, temiz içme suyu kalmamıştır. Başvuranın Kiribati içinde başka bir yere yerleşmesi çözüm olmayacaktır çünkü ülkenin tamamı sular altında kalma riski altındadır. Ancak başvuran 1951 Sözleşmesi’nin 1/A-2 maddesindeki şartları sağlayamadığından başvurusu reddedilmiştir(9).

5. İklim Mültecilerinin 1951 Tarihli Konvansiyon Kapsamı Dışında Kalması Nedeniyle Doktrinde İleri Sürülen Çözüm Önerileri

Doktrinde çözüme yönelik çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bahse konu görüşlerden biri, 1951 tarihli Konvansiyon kapsamının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça genişletilmesidir. İleri sürülen bir diğer görüş ise iklim mültecilerine özgü yeni bir uluslararası anlaşmanın yapılması ve tüm devletler tarafından ortak bir fon oluşturularak göç akımları sebebiyle bütün dünyaya yansıması beklenen ekonomik yükün paylaşılmasıdır. Ancak gelinen bu noktada doktrinde çözüme yönelik ileri sürülen görüşlerin gerçekçi olmayacağı, devletlerin bu önerilere sosyal ve ekonomik yüklerini artıracağı nedeniyle sıcak bakmayacağı ve özellikle konu hakkında yeni bir anlaşma yapılması gündeme gelse dahi ülkelerin imzacı olmayacağı düşünülmektedir.

Sonuç olarak; uluslararası hukukta iklim mültecilerinin hukuki statüsü henüz belli değildir. Bu tarih itibariyle yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ile İsveç tarafından iç mevzuatları kapsamında ve mülteci statüsü dışında farklı koruma statülerinde değerlendirilerek, çevresel nedenler sonucunda yaşadığı ülkeyi terk eden kişilerin sığınma talepleri kabul edilmiştir. Bu nedenledir ki, konunun 1951 Konvansiyonu kapsamı dışında değerlendirilebilmesi, her devletin kendi iç mevzuatında öngörülen uluslararası koruma statüleri yönünden mümkün olabilir. Ancak hukuki zeminde sığınma talebinin başvurulan devletin egemenlik hakkı yönünden değerlendirilerek reddedilebileceği düşünüldüğünde, iklim mültecilerine yönelik yeknesak ve bağlayıcı bir düzenlemenin ancak ve ancak milletlerarası boyutta yapılabileceği sonucuna varılmaktadır.

 Av. İrem KARAHAN

-----------------

(1) İşaretler 2011- İklim Mültecileri <https://www.eea.europa.eu/tr/isaretler/isaretler-2011/galleries/climate-refugees> Erişim Tarihi 1 Haziran 2021

(2) Prof. Dr. Nuray EKŞİ, Göç Araştırmaları Dergisi ‘İklim Mültecileri’ (2016) 2(2) Göç Araştırmaları Dergisi 10, 20

(3) Esra TEKİN, TBB Dergisi, ‘Uluslararası Hukuk Bağlamında İklim Mültecilerinin Korunması Sorunu’ 314, 318

(4) Emre KÜLÜŞLÜ, ‘İklim Göçmenliği Sorununun Hukuki Boyutu’ (2020) 40 (2) Prof. Dr. Cemal Şanlı’ya Armağan 1175, 1183

(5) Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme (Madde 1/A-2) (http://www.multeci.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/1951-Cenevre-Sozlesmesi-1.pdf) Erişim Tarihi 31 Mayıs 2021

(6) EKŞİ, (n 2) 10,17

(7) KÜLÜŞLÜ,(n 4) 1175, 1186

(8) EKŞİ, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Hukuku (5.Baskı, BETA 2018) s.167-170

(9) TEKİN, (n 3) 314, 321

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.