banner590

05 Nisan 2021

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI VE İTİRAZIN KALDIRILMASI KURUMLARI VE ARASINDAKİ FARKLAR
banner580

Cebri icra hukukunun da amacı budur. Maddi hukuktan kaynaklanan taleplerin devlet eliyle gerçekleştirilmesidir. Bu sürece ilişkin kuralların bütününe cebri icra hukuku ya da takip hukuku adı verilmektedir. Maddi hukuktan kaynaklanan taleplerin yerine getirilmesini sağlayan takip hukukunda genel olarak bu talepler konusu ne olursa olsun alacak ve borç diye ifade edilmektedir. Borçludan alacağını elde edemeyen kişi takip hukuku aracılığıyla elde edebilmektedir. Cebri icra hukuku ile talebini, alacağını elde etmek isteyen kişi alacaklı, talep edilen kişi ise borçlu diye ifade edilmektedir.

Genel haciz yoluyla alacağını elde etmek isteyen alacaklı İİK 58. Maddesi gereğince yetkili icra dairesine yazılı, sözlü ya da elektronik ortamda başvurarak alacağının borçludan temin edilmesini talep eder. İcra dairesi bu talebi uygun görürse borçluya borcunu beyan eden ve ödemediği takdirde haciz işlemlerinin başlayacağını bildiren ödeme emri gönderir. Böylelikle borçluya ilk takip işlemi başlamış olur. Genel haciz yoluyla açılan takipte ödeme emri kendisine tebliğ olunan borçlunun, ödeme emrini aldığı tarihten itibaren İİK 62 gereğince yetkili icra dairesine yazılı ya da sözlü 7 günlük itiraz etme hakkı başlar. Borçlu bu süre içerisinde borcun doğmadığını, borcun sona erdiğini, borcun ödeme emrinde belirtildiği kadar olmadığını borcun şarta bağlandığını ve bu şartın henüz gerçekleşmediğini, borç senetten kaynaklanan bir borç ise senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını vs. sebepleri öne sürerek itirazda bulunur. Süresi içinde yapılan bu itiraza binaen icra dairesi, alacaklının söz konusu takip üzerinde herhangi bir haciz işleminde bulunmaması için İİK 66. maddesi gereğince takibi durdurur. Eğer itiraz süresi içerisinde değilse sisteme işlemez ve haciz işlemleri aynen devam eder.

Borçlunun itirazı üzerine alacaklının başvurabileceği bu iki yol bulunmaktadır. Bu iki yol yazımıza konu olan ‘itirazın iptali davası (İİK67 vd.) ve itirazın kaldırılması(İİK68 vd.)’ müessesesidir. Bu müesseseler uygulamada özellikle icra hukuku ile ilgilenen avukatların sıkça karşısına çıkmakta ve çoğu zaman hangi yola ne şekilde başvurulması gerektiği hususunda da karışıklıklar meydana gelmektedir. Bu yazımızda her iki müesseseyi emsal Yargıtay kararlarıyla beraber muhtevasıyla ayrı başlıklar altında açıklayıp neticesinde ise iki müessese arasında farklılıkları izah etmeye çalışacağız.

İtirazın İptali Davası

Yukarıda izah ettiğimiz üzere alacaklı borcun itiraz üzerine borcun var olduğunu iddia ediyorsa dolayısıyla bu itirazın bertaraf edilip haciz işlemlerinin kaldığı yerden devam edilmesini istiyorsa başvuracağı yollardan biri itirazın iptali davasıdır. Alacaklı itirazın iptali davasını, kendisine itirazı tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde açmalıdır (İİK 67/1). Bu süre itirazın kendisine tebliği edilmesinden itibaren başlar. Belirtmek gerekir ki Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre Borçlunun itirazı alacaklıya tebliğ edilmiş olmadıkça, itirazın iptali davası açılması için öngörülen süre (bir yıl) işlemeye başlamaz[1]. Fakat alacaklının, itirazın kendisine tebliğinden önce de itirazın iptali davası açasında herhangi bir engel yoktur.

Madde de görevli ve yetkili mahkeme açıkça belirtilmediğinden görevli ve yetkili mahkeme 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu esas alınarak iptal davasına konu edilecek alacağın mahiyetine göre belirlenecektir. Buna göre taraflar arasında ayrıca bir hukuki ilişki belirlenmemişse görevli mahkeme HMK madde 2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmaktadır. Fakat alacak bir tüketici işleminden kaynaklanıyorsa tüketici mahkemesi, ticaret mahkemesinin görevine giren bir durumdan kaynaklanıyorsa ticaret mahkemesi görevli olacaktır. Nitekim T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ 2003/7616 esas 2003/13021 karar 3.11.2003 tarihli ilamında ‘’ 4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya’’ Tüketici Mahkemesinin görevli olduğuna hükmetmiştir. Anlaşılacağı üzere Yargıtay’da açıkladığımız gibi görevli mahkemeyi konunu mahiyetine göre belirlenmesini esas kılmıştır.

İcra İflas Kanununda açık hüküm bulunmadığından itirazın iptali davasında yetkili mahkeme HMK ‘ya göre belirlenecektir. Buna göre yetkili mahkeme HMK 9’a göre, davalının ikametgâhının bulunduğu yerdeki mahkemedir. Fakat davaya konu olan alacak, taraflar arasında ikame edilmiş bir sözleşmeden kaynaklanıyorsa dava, ifa yeri mahkemesinde de açılabilir. Bu noktada borcun ifa yeri TBK hükümlerine göre tespit edilecektir. Ayrıca, borcun ifa yeri taraflarca sözleşmede belirlenmişse iptal davasının bu yer mahkemesinde de açılması mümkündür. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre itirazın iptali davasını gören mahkemenin evvela icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı tespit edilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine itiraz edilip edilmediği fark etmeksizin mahkeme evvela icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemelidir. T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/10-395 esas 2013/1568 Karar 13.11.2013 tarihli ilamında ‘’İzmir 2. İcra Müdürlüğü’nün yetkili olduğu gözetilmeksizin, hükmüne uyulan Bozma ilamına yanlış anlam verilerek hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.’’ Diyerek söz konusu kurumun bu temyiz itirazları kabul etmiş ve hükmü bozmuştur.

İtirazın iptali davasında tahkikat neticesinde dava ya kabul edilir ya da ret edilir. Yapılan tahkikatta mahkeme borçlunun borcu olduğuna kanaat getirirse itirazın iptaline karar verir ve alacaklı takibe kaldığı yerden devam eder. Alacaklının ayrıca davanın kesinleşmesini beklemesine gerek yoktur. Söz konusu iptal kararı takibin devamı için yeterlidir. Bu husus Yargıtay kararları ile de sabittir[2]. Ayrıca alacaklı İİK Madde 67 uyarınca dava dilekçesinde talep açıkça etmişse davalı taraf icra inkâr tazminatına da mahkûm edilir. Son olarak davanın kabul edilmesiyle beraber davalı/borçlu, İİK Madde 75 uyarınca mahkeme kararının kendisine tefhim ve tebliğinden itibaren üç gün içinde mal beyanında bulunmak zorundadır.

Mahkeme yapılan tahkikat neticesinde, takibe konu olan alacağın bulunmadığını tespit ederse iptali davasının reddine karar verir. Ret kararının neticesinde itirazın konusunu oluşturan icra takibi iptal edilir. Ayrıca borçlunun talebi bulunması ve takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu tespit edilmesi halinde alacaklı, İİK 67*2 uyarınca reddedilen alacak miktarının yüzde yirmisinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilecektir. İfade etmek gerekir ki davanın reddi kararı, kesin hüküm teşkil eder. Bu bağlamda alacaklı, HMK 303 gereğince aynı alacak için yeni bir alacak davası açamayacaktır.

İtirazın Kaldırılması

İcra ve İflas Kanunu 68-70. Maddeleri gereğince borçlunun itirazı ile duran ilamsız icra takibine devam edilmesini sağlayan yollardan biri de itirazın kaldırılması müessesesidir. Bu hususta belirtmek gerekir ki itirazın kaldırılması yolu, itirazın iptali davasından farklı olarak alacaklının İİK 68 vd. belirtilen belgeleri elinde bulunması halinde alacağını ispat etme yükümlülüğü bulunmaksızın itirazı hükümden düşürebildiği icra hukukuna özgü bir yoldur. Ayrıca itirazın kaldırılması her ne kadar taraflar arasındaki çekişmeli bir uyuşmazlığın çözümlenmesini sağlasa da itirazın iptali gibi bir dava değildir. İtirazın kaldırılması yolu netice olarak bir tespit davasına benzese de basit yargılama usulüne tabi olarak çözümlenen takip hukukuna özgü bir çözüm yoludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2013/6 esas, 2013/1654 karar 27.3.2015 tarihli ilamında itirazı kaldırılması talebinin niteliği ile ilgili ‘’Özellikle belirtilmelidir ki, icra mahkemesinin görev alanına giren itirazın kaldırılması ( m. 68 ve 68A ) ve şikâyet ( m.16 ) başvuruları usul hukuku anlamında “dava” niteliği’’ taşımadığına hükmetmiştir.

Borçlunun süresi içinde yapmış olduğu itiraza karşın itirazın kaldırılması yolunu isteyen alacaklı, itirazın kendisine tebliğ edilmesinden itibaren İİK madde 68 uyarınca 6 aylık süre içerisinde takibi yürüten icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine itirazın kaldırılması tabinde bulunmalıdır. Söz konusu süre hak düşürücü süredir. Bu konuda Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2012/8649 esas 2012/27151 karar 20.9.2012 tarihli ilamında ‘Alacaklı, takibin devamını sağlamak için itirazın kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilamsız takip yapılamaz. İtirazın kaldırılması için öngörülen altı aylık süre yasadan kaynaklanan hak düşürücü süre olup, mahkemece re`sen gözetilmesi gerekir. Alacaklı vekili altı aylık hak düşürücü süreden sonra icra mahkemesine itirazın kaldırılması istemi ile başvurduğundan itirazın kaldırılması isteminin süre aşımı’’ nedeniyle talebin reddinin gerektiğine hükmetmiştir.

İtirazın kaldırılması yolunu tercih eden alacaklının başvuracağı mahkeme icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesidir. Yani itirazın kaldırılması talebinin değerlendirip karara bağlayacak olan yetkili mahkeme söz konusu icra takibinin başlatıldığı yerdeki icra mahkemesidir. Belirtmek gerekir ki takibin yapıldığı yerdeki icra mahkemesinin yetkisi, İİK.4.maddesi hükmü uyarınca bu konuda KESİN YETKİ ‘dir. Yani alacaklı takibin yapıldığı yerden başka bir mahkemede itirazın kaldırılması talebinde bulunamaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2009/21472 sayılı ilamında ‘’Kredi kartı sözleşmesi nedeniyle itiraz edilmesi halinde itirazın kaldırılması istemini inceleme görevi’’ icra mahkemesine ait olduğuna açıkça hükmetmiştir. Yine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2009/3658 esas 2009/4988 karar 28.05.2009 tarihli ilamında ‘’alacaklı itirazın kendisine veya vekiline tebliğinden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinden her zaman itirazın kaldırılmasını’’ isteyebileceğini açıkça belirtmiştir.

Nitekim İİK, borçlunun itiraz sebeplerini de dikkate alarak itirazın kaldırılması yolunu itirazın kesin kaldırılması ve itirazın geçici olarak kaldırılması olarak iki şekilde düzenlemiştir.

a-) İtirazın Kesin Kaldırılması

İtirazın kesin kaldırılması borçlunun takip borcuna itiraz etmesi halinde başvurulan bir yoldur. Böyle bir durumda eğer alacaklının alacağı İİK mad 68-b ‘de sayılan belgelerden birine dayanıyorsa itirazın iptali davası açmak yerine itirazın kesin olarak kaldırılması yoluna başvurması daha kolay ve hızlı olacaktır. İcra mahkemesi belgeler kapsamında alacaklıyı haklı bulur ve itirazın kesin olarak kaldırılmasına karar verirse alacaklı takibe kaldığı yerden devam edip borçlu aleyhine istediği haciz işlemini yapabilir. Tabi burada dikkat edilmesi gereken husus alacaklının itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyebilmesi için alacağının 68-b fıkrasında sayılan belgelerden birinden kaynaklı olması gerekmektedir. Söz konusu maddede yazan belgeleri kısaca özetleyecek olursak;

- Muayyen bir para borcunu ikrar eden ve imzası ikrar edilmiş senet,

- Resmi makam ve mercilerin yetkileri dâhilinde verilmiş makbuz, fatura ya da belgeler,

- İmzası ikrar edilmiş veya imzası noterlikçe onaylanmış olan senetler,

- Kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş olan hesap ekstreleri

- Kredi verenin usulüne uygun olarak düzenlediği diğer belge ya da makbuzlardır.

İtirazın kaldırılması talebini inceleyen mahkeme, itirazın kaldırılması talebinin kabulüne veya reddine karar verecektir. Yukarıda izah ettiğimiz üzere eğer icra mahkemesi alacaklıyı haklı bulursa itirazı kesin kaldırılmasına karar verecek ve alacaklı daha evvel durmuş takibe kaldığı yerden devam edecektir. Fakat icra mahkemesi yaptığı inceleme sonucunda itirazın kaldırılması talebini reddeder ise alacaklı takibe devam edemeyecektir. Ayrıca alacaklı aynı alacak için ilamsız takip yapamayacaktır.

b-) İtirazın Geçici Kaldırılması

Alacaklının borçluya karşı olan alacağı genel haciz yollarından biri olan senede dayalı bir takipte olabilir. Eğer borçlu senet yoluyla yapılan takipte kendisine gelen ödeme emrine süresi içerisinde sadece senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığına dair itiraz ederse, alacaklı yine icra mahkemesinden itirazın geçici olarak kaldırılmasını talep edebilir. Kısacası alacaklının icra mahkemesinde itirazın geçici kaldırılması yoluna başvurabilmesi için itiraza konu olan senedin adî bir senet olması, senet kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içermesi ve borçlunun bu senette bulunan imzayı inkâr etmiş olması gerekmektedir. İtirazın geçici kaldırılması da aynı şekilde 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde talep edilmelidir.

Tahkikat neticesinde mahkeme itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verirse alacaklı İİK 69 gereğince takibin devamını isteyemez sadece geçici haciz talep edebilir. Çünkü borçlunun itirazın geçici kaldırılması kararının kendisine tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde borçtan kurtulma davası açma hakkı vardır. Borçlunun borçtan kurtulma davası açması halinde, bu davanın sonuna kadar takip durmaya devam edecektir. Borçlunun bu 7 günlük süre içerisinde dava açmaması halinde itirazın geçici kaldırılması kararı, itirazın kesin kaldırılmasına dönüşecektir. Neticede ise alacaklı takibe kaldığı yerden devam edebilecektir. Ayrıca borçlu kararın kendisine tebliğinden itibaren 3 gün içerisinde İİK 75 gereğince mal beyanında bulunmak zorundadır. Pek tabi alacaklı talebinin kabulü halinde borçlunun ayrıca tazminata hükmedilmesini istiyorsa bunu talep dilekçesinde açıkça belirtmelidir.

Nitekim icra mahkemesi yapmış olduğu inceleme sonucunda, senedin üzerinde bulunan imzanın borçluya ait olmadığını da tespit etmiş olabilir. Bu durumda itirazın geçici kaldırılması talebi reddedilir. Ayrıca alacaklı, borçlunun talep etmiş olması halinde takibe konu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilecektir. Fakat ifade etmek gerekir ki gerek alacaklı gerek borçlu aleyhine verilen tazminat ve para cezasının tahsili alacaklı veya borçlunun şartlar oluştuğu takdirde genel mahkemelerde dava açması bu davanın sonuna ertelenecektir.

İtirazın İptali Ve İtirazın Kaldırılması Arasındaki Farklar

- İki müessese arasındaki en önemli farklardan ilki açılmış bir davanın sonradan değiştirilmesidir. Nitekim borçlu, ödeme emrine itiraz eder ve takibi durdurursa, takip durduktan sonra davacı/alacaklı ilk etapta itirazın iptali davasını açmayı tercih ederse sonradan bu davadan vazgeçip itirazın kaldırılması davasını açamaz. Lakin alacaklı önce itirazın kaldırılması davasını açmışsa daha sonra bu davadan vazgeçip, itirazın iptali davasını açabilir.

- Bir diğer önemli fark ise itirazın iptali davası söz konusu takibe konu olan uyuşmazlığın muhtevasına göre asliye hukuk, asliye ticaret, tüketici vs. mahkemelerinde açılmaktadır. Oysaki itirazın kaldırılması talebi için icra mahkemesine başvurulması gerekmektedir.

- Hukuki olarak itirazın iptali davası bir dava niteliği taşımaktadır. Yani mahkemenin kararı kesin hüküm oluşturmaktadır. İtirazın kaldırılması talebi her ne kadar bir uyuşmazlığı tespit etse de bir dava niteliği taşımamaktadır. Yani sonuçları kesin hüküm oluşturmamakta sadece takip hukuku bakımından bir tespit niteliği taşımaktadır.

- Alacaklı itirazın iptali davası yolunu tercih etse ve mahkeme itirazın iptaline karar verirse, borçlu itirazın iptali davasının kararı kesin hüküm oluşturduğu için dava sonrasında takip konusu alacak için alacaklıya karşı menfi tespit davası açamayacaktır. Fakat alacaklı itirazın kaldırılması yoluna tercih ederse yargılama neticesinde borçlu menfi tespit davası açabilecektir.

- İki müessese arasındaki bir diğer fark ise süre bakımındandır. . İtirazın kaldırılması talebinde alacaklı borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içerisinde icra mahkemesine başvuru yapmak zorundadır. İtirazın iptali davasında ise alacaklı yine itirazın kendisine tebliğinden itibaren 1 yıl içinde davayı ilgili mahkemede açmak zorundadır.

- Önem arz eden bir diğer fark ise söz konusu kararların kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği yönündendir. Alacaklının tercihi sonucu açılan itirazın iptali davasında mahkeme kararı lehe ya da aleyhe olduğu fark etmeksizin kesin hüküm niteliğindendir. Yani alacaklı sonrasında itirazın kaldırılması yoluna ya da borçlu menfi tespit davası yoluna başvuramayacaktır. Burada alacaklı veya borçlunun yapabileceği tek hukuki yol söz konusu kararı istinaf/temyiz etmek olacaktır. İtirazın kaldırılması talebinde ise icra mahkemesinde talep reddedilse dahi alacaklı ya da borçlu gerekli şartlar oluştuğunda genel mahkemelerde dava açabilecektir. Çünkü icra mahkemesinin vermiş olduğu karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemektedir. Bunun nedeni icra mahkemeleri, davayı görürken İİK madde 68’deki delillere dayanarak inceleme yapıp karar verecek olmasıdır.

- Alacaklının itirazın kesin kaldırılması yoluna başvurabilmesi için takibe konu olan alacağın İİK madde 68 vd. sayılan (yukarıda izahatını yaptık) belgelerden birine dayanması gerekmektedir. Oysaki itirazın iptali davası için böyle bir belge şartına gerek yoktur.

- Son olarak belirtmek isteriz ki uygulamada sürekli karışıklığa yol açan itirazın iptali davası sonucunda alacaklının elde ettiği ilam ile ilamlı takip mi yoksa ilamsız takip mi yapacağı yönündedir. Bu konu hakkında pek çok görüş vardır. Nitekim Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 2013/ 12873 esas 2014 / 62 karar 13.01.2014 tarihli ilamında ‘’Alacaklının itirazın iptali ilamını ibraz etmek sureti ile ilk takip dosyası olan ilamsız takip dosyası üzerinden icra emri göndererek veya muhtıra tebliğ ettirerek ilamdan kaynaklanan tüm alacaklarına kavuşma imkânı bulunmaktadır. Buna rağmen yeni bir takip açılması yukarıda yer verilen yasal düzenlemeye bağlanmış usul ekonomisi ilkesine ters düştüğü gibi davetin ve hesaplamanın tek dosya üzerinden yapılabilme imkânı bulunduğu halde yeni dosyalara açılması ve her dosyanın değişik şikâyetlere konu edilebilmesi nedeniyle iş yoğunluğuna da neden olmaktadır. Bu nedenledir ki, itirazın iptali ilamından kaynaklanan alacak kalemlerinin ayrı bir takibe konu edilebileceği yönündeki içtihadımızdan dönülme gereği hâsıl olmuştur.’’ diyerek söz konusu karışıklığa son noktayı koymuştur.

Netice

Netice olarak izah etmeye çalıştığımız üzere icra hukukunda itiraz konusunda ortaya çıkan uyuşmazlıklar için İİK ayrıntılı düzenlemeler yapmıştır. Bunun yanında İİK genel haciz yoluyla takipte ortaya çıkan uyuşmazlıklar için icra mahkemesinde basit yargılama usulüne tabi olarak başvuru yolları belirlemiştir. Bu başvuru yolları uyuşmazlıkların en kısa sürede çözümünü sağlamakta ve cebren takip sürecini hızlandırmaktadır. Belirtmek gerekir ki özellikle itirazın kaldırılması hususu uygulamada basit yargılama usulüne tabi işlerden olması ve bunun sonucunda hızlı olarak neticelendirilmesi hasebiyle özellikle avukatlar nezdinde pratik bir yol olarak kabul edilmekte çokça tercih edilmektedir. Lakin bu yol tercih edilirken avantajlarının yanında dezavantajlarına da değerlendirilmesi takibin adil sonuçlanması için elzemdir. Yine aynı şekilde itirazın iptali davası açılırken söz konusu alacağın doğduğu hukuki ilişkinin muhteviyatı iyice irdelenmeli ve bu doğrultuda yetkili mahkeme doğru bir şekilde tespit edilmelidir. Aksi takdirde olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilmektedir.

Abdulkadir TOK

Hukuk Fakültesi Öğrencisi

KAYNAKÇA

Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz, Özkan Meral Sungurtekin, Özekes Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, Ankara: Yetkin Yayınları, 2013.

Pekcanıtez Hakan, Özekes Muhammet, İcra ve İflas Hukuku Pratik Çalışmalar, Ankara: Yetkin Yayınevi, 2014.

Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku; Ders Kitabı, İstanbul: Legal Yayıncılık, 2016.

Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku; El Kitabı, Ankara: Adalet Yayınevi, 2013.

Tokat Yakup, “Ödeme Emrinde Süreç”, Yaklaşım Dergisi, Yıl 2017, Sayı 204, 2009, Sf. 69-73.

Öztürk Alper, Genel İcra Ve Vergi İcra Hukukunda Ortaya Çıkan Uyuşmazlıkların Yargı Kararları Işığında Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2018

Akbaba Gülin, İtirazın Kaldırılması ve Yargılama Usulü, Part-14, GSI, 2016, Sf.205-2018

Varol Gökçe, İcra Mahkemelerinde Yargılama Usulü, Anadolu Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 6 - Sayı 2, Temmuz 2020, Sf. 435-465

Asilbay Halil, Uygulamada İcra İflas Yasası 68/B Maddesi Ve Eleştirisi, Yargıtay Dergisi, Temmuz 2001, Sf.1-7

Özmen Armağan, İcra-İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, İstanbul 2020

Uyar Talih, İtirazın İptali Davası İle Tahsil (Eda) Davası, 2017, İzmir Bilge Yayınevi,

Sarıyar Selçuk, İtirazın Kesin Kaldırılması, İstanbul, 2018

https://emsal.yargitay.gov.tr/BilgiBankasiIstemciWeb/yeniTasarim/index.jsp

http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm

-----------------------

[1] Bkz. Emsal Karar: Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 7104 Esas 1266 Karar 19.02.2009 tarihli ilamı

[2] Bkz. Emsal karar: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/8991 Esas, 2014/11377 karar 17.04.2014 tarihli ilamı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.