banner648

18 Temmuz 2022

MARKA LİSANS SÖZLEŞMESİ

GİRİŞ

Günümüzde, marka sahibi, markasını, artık sadece kendi mal ve hizmet ürünleri için kullanmamaktadır Marka sahipleri, markalarını başkalarına da kullandırarak, ekonomik yönden gelir sağlamayı ve markalarının tanınmışlık düzeylerini arttırmayı amaçlamışlar ve bu durum neticesinde, markanın kullanım hakkının üçüncü kişilere tesis edilmesi sonucunda, marka lisansı sözleşmeleri ortaya çıkmıştır. Marka sahibi, lisans sözleşmeleriyle marka üzerindeki mutlak haklarını kaybetmemektedir. Lisans alana, sahip olduğu bu yetkilerinin az ya da çok bir kısmını bahşetmektedir. İşte taraflar arasında akdedilen marka lisans sözleşmesiyle, taraflar arasındaki hukuki ilişki ve bu hukuki ilişkinin üçüncü kişilere etkisi incelenmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Lisans sözleşmelerinin, sözleşme konusu itibariyle, bir çok özel kanunla bağlantı noktası bulunmaktadır.

Marka lisans sözleşmesi tüm unsurlarıyla kanunda düzenlenmiş bir sözleşme değildir. Ancak 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde kararname’de marka lisans sözleşmesi ile ilgili bazı düzenlemelere yer verilmiştir.

Bu çalışma esas itibariyle Türk marka mevzuatı ve uygulama ile hukuk öğretisinin ışığı altında Marka Lisans Sözleşmelerini incelemektedir.

Marka lisans sözleşmesi, lisans sözleşmesi türlerinden biridir. Marka lisans sözleşmesi ile lisans alan, markanın kullanım hakkını elde etmektedir. Marka lisansının en önemli özelliği markanın mülkiyetinin lisans verende kalmasıdır.

Bu çalışmada, genel hatlarıyla marka lisans sözleşmeleri ve söz konusu sözleşme türleri, bu yöndeki uygulamalarda dikkate alınarak açıklanacaktır.

Marka Lisans Sözleşmesi

1. Marka Lisans Sözleşmesinin Tanımı Ve Hukuki Niteliği

Genel anlamda lisans sözleşmesi, kanunlarca veya genel hukuk kuralları ile özel olarak korunan maddi olmayan bir hakkın ya da fiili durumun kullanılmasının başkasına bırakıldığı bir sözleşme olarak nitelendirilebilir.

Garanti markaları hariç olmak üzere; tescilli bir markanın kullanım hakkı, tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmı veya tamamı için lisans sözleşmesine konu olabilir.(KHK.mad. 20)

Lisansın konusunu oluşturan marka lisans sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen ve lisans Alana kullanım hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Lisansı alan ile veren arasındaki ilişki, satım, adi ortaklık ve hasılat kirası sözleşmelerinden unsurlar içerir ve lisans ilişkisinde ortaya çıkacak olan boşlukları doldurma da somut olayın özelliğine gore bu üç sözleşmeden biri veya bir kaçının hükümleri uygulanır.[1]

Marka lisans sözleşmesinde lisans veren kullandırma borcu altına girdiğinden lisans alan bu kullanma dolayısıyla markayla ilgili bir takım sırları da öğrenmiş olacaktır. Bu nedenle taraflar arasında güvene dayalı bir ilişkinin doğduğu kabul edilmelidir.[2]

Lisans alan markayı lisans sözleşmesi boyunca kullanacaktır. Bu kullanımın süreklilik arzetmesinden dolayı marka lisans sözleşmesi sürekli borç ilişkisi doğurmaktadır. Marka lisans sözleşmesinin sürekli borç ilişkisi olarak nitelendirilmesi sözleşmeye uygulanacak hükümler açısından özellik taşımaktadır.

Marka lisansının verilmesi ile birlikte aynı markaya ait fakat farklı üreticiler tarafından farklı kalitede üretilen mal ve hizmetlerin piyasaya arz edilmesi tüketicilerin yanılmasına sebebiyet verebilir. Bunun önlenmesi için 556 sayılı KHK’de lisans verene lisans alan tarafından üretilen mal ve hizmetlerin kalitesini garanti edecek önlemleri alma yükümlülüğü yüklemiştir. Bu sayede markanın garanti fonksiyonunun da korunması sağlanmıştır. Çünkü tüketici, lisans veren tarafından üretilerek piyasaya sürülen mal ve hizmetlere güvenmekte ve dolayısıyla o markaya ait mal ve hizmetlerin aynı kalitede olduğuna ilişkin bir beklenti içerisinde olmaktadır.

Marka lisans sözleşmesinin akdedilmesi ile beraber lisans alan, lisans verene ait markanın mevcut iş potansiyelinden ve reklam etkisinden de faydalanacaktır. Lisans alan daha önceden tanınmış ve pazarda yerini almış markanın piyasaya arzını üstleneceğinden mevcut iş hacminde artış meydana gelecektir.

Buna karşılık marka lisans sözleşmesi, lisans verene de önemli açılardan menfaat sağlayabilir. Dünya pazarında yer almak için yeterli finansmanı sağlayamayan marka sahibi lisans aracılığıyla markasının dünya çapında tanıtılmasını sağlayabileceği gibi ekonomik menfaat de temin edebilecektir. Bunun yanında yatırımcılar emek, mesai ve masraf harcayarak yeni bir markayla piyasaya girmenin başarılı bir sonuç elde edememesi riskini üstlenmek yerine belirli bir müşteri çevresi ve alıcı kitlesi olan tanınmış bir markanın lisansını almayı tercih edebileceklerdir.[3]

Marka birden çok mal ve hizmet için tescilli ise, her bir sınıf için ayrı ayrı lisans verilmesi mümkündür. Bir başka ifade ile kısmen veya tamamen lisans verilmesi mümkündür.

Lisans, bir sure ile sınırlandırılabileceği gibi, coğrafi sınırlamaya da tabi tutulabilir. Lisansın süresi ve varsa coğrafi sınırları sözleşme ile belirlenebilecektir. Eğer sözleşmede coğrafi sınır konulmamış ise, lisansın tüm Türkiye’yi kapsadığı kabul edilmelidir[4]. Lisans sözleşmesi süresiz olarak yapılmış ise, üst sınır, markanın korunma süresidir.

Lisans sözleşmesi yazılı şekilde yapılır. Yazılı şekil KHK’nın 15/2. maddesi gereğince bir geçerlilik şartıdır. Bu sözleşmenin noterde yapılması ispat kolaylığı sağlayabilir ise de, bir geçerlilik şartı değildir. Noterde yapılmasa bile, taraflar arasında yazılı şekilde yapılan lisans sözleşmeleri geçerlidir.

Marka lisans sözleşmesi talep üzerine sicile kaydedilir.[5] Bu kayıt kurucu değil, açıklayıcı etkiye sahiptir. Bununla birlikte sicile kaydedilmediği takdirde marka lisansı, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.[6]

Lisans sözleşmesi ile markanın kullanım hakkı devredilmekte olup, bu hak, markayı bir mal veya hizmet üzerinde kullanmak, üretim yapmak, satış yapmak gibi yetkileri içerebilir. Dolayısıyla lisans, üretim lisansı biçiminde olabileceği gibi malların belirli bir bölgede dağıtımına ilişkin bir lisans da olabilir.

Aksi sözleşmede kararlaştırılmamış ise lisans sahipleri, lisanstan doğan haklarını başkalarına devredemez veya alt lisans veremez. (KHK md. 21/4)

Lisans sözleşmesi ile markanın kullanılmasına muvafakat edilmesi karıştırılmamalıdır. Lisans sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme olup, genel olarak sözleşmeler hukukuna, özel olarak da 556 sayılı KHK’de yer alan hükümlere tabidir. Oysa bir markanın sahibi dışında başka bir kimse tarafından kullanılmasına tek taraflı olarak izin verilmiş, muvafakat gösterilmiş ise, bu durumda bir sözleşme değil, tek taraflı bir tasarruf söz konusu olduğundan, şartların oluşması halinde bunun tek taraflı irade açıklaması ile geri alınabilmesi de mümkündür.

2. Lisans Hakkının ve Marka Lisans Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

A. Lisans Hakkını Hukuki Niteliği

Lisans sözleşmelerinin hukuki niteliğine geçmeden önce sözleşmenin konusunu teşkil eden lisans hakkının hukuki niteliğini açıklamak gerekmektedir. Lisans hakkının hukuki niteliğinin tayini lisans alanın, lisans verenle ve üçüncü kişilerle olan hukuki ilişkilerinin belirlenmesi açısından önem arzetmektedir.

Lisans hakkının şahsi hak, aynî hak ya da mutlak hak türlerinden hangi gruba dahil olduğu hususunda doktrinde görüş ayrılıkları olmuştur.

Lisans hakkının şahsi nitelikte bir hak olduğunun kabulü halinde lisans alan sözleşmeden doğan haklarını sadece sözleşmenin diğer tarafı olan lisans verene karşı ileri sürebilecektir. Dolayısıyla lisans alan lisans hakkını ihlal eden üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya başvurma hakkına sahip olmayacaktır. Çünkü şahsi nitelik gereği lisans hakkının ihlal edilmesi halinde bu hakkı koruma görevi lisans verene bırakılmış olacaktır.

Lisans hakkının ayni nitelikte bir hak olduğunun kabulü halinde ise ayni hakkın niteliği gereği lisans alan sahip olduğu hakları herkese karşı ileri sürebilecektir. Bu durumda lisans alan hem sözleşmeden kaynaklanan haklarını lisans alana karşı ileri sürebilecek ve hem de üçüncü kişilerin lisans hakkına tecavüz etmeleri halinde hakkını doğrudan doğruya kullanabilecektir. İşte lisans hakkının şahsi ya da ayni hak olarak kabulü halinde farklı hukuki sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla lisans sözleşmesinin içeriğinin tam olarak anlaşılması ve lisans alanın üçüncü şahıslar karşısındaki durumunun belirlenmesi nedeniyle lisans hakkının hukuki niteliğinin açıklanması gerekir.

A) Ayni Hak Olduğunu İleri Süren Görüş

Ayni hak, bir şey üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet sağlayan ve herkese karşı ileri sürülebilen hak olarak tanımlanır.[7] Ayni haklar maddi varlığı bulunan eşyalar üzerinde mevcuttur. Ayni haklar herkese karşı ileri sürülebilen haklar olup aynı zamanda mutlak haktır. Ancak her mutlak hak ayni hak değildir. Ayni haklar yasada sayılmış olup sınırlı sayı ilkesine tabidir. Başka bir deyişle kanunda mevcut olmayan bir ayni hak türü yaratılamaz.

Lisans hakkının ayni nitelikte olduğunu ileri süren bu görüş en eski görüştür.[8] Bu görüşe göre lisans sözleşmesi yolu ile lisans verme bir tasarruf işlemi olarak kabul edilmektedir. Tasarruf işlemi olarak kabul edilmesinin bir sonucu olarak da lisans sözleşmesi ile lisans veren, lisans konusu mal üzerinde sahip olduğu hakkın bir kısmını devretmekte ve devredilen oranda kendi hak sahipliği de sona ermektedir.[9] Bu görüş, basit-inhisari lisans ayrımı yapmakta ve basit lisansın sadece şahsi hak doğurmasına karşın inhisari lisansın ayni hak doğurduğunu ileri sürmektedir.[10]

Ayni hakkın unsurları eşya üzerinde kurulabilmesi, eşya üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet içermesi ve herkese karşı ileri sürülebilmesidir. Dolayısıyla maddi varlığı olmayan haklar üzerinde ayni hak tesis edilemeyeceği yönündeki eleştiri bu görüşe karşı ileri sürülen en önemli haklı eleştirilerden biridir.[11] Lisans konusu olan hak eşya üzerinde olmadığından ve kanunda istisnalar arasında sayılmadığından lisans hakkı ayni hak olarak nitelendirilemez.[12]

b) Mutlak Hak Olduğunun İleri Süren Görüş

Mutlak haklar ayni hakları da içine alan şekilde herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak hak sahibi, hakkına gelecek saldırılara karşı mutlak hakkını herkese karşı ileri sürebilecektir.

Doktrinde bazı yazarlar[13] tarafından lisans hakkının mutlak hak niteliğinde olduğu ileri sürülmektedir. Bu görüşte olan yazarlar 556 sayılı KHK’nin tescile ilişkin 21. maddesinin 9. fıkrası hükmünden yola çıkarak lisansın tescilden sonra iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinden ve inhisari lisans sahibinin lisans hakkına tecavüz halinde doğrudan doğruya dava açma hakkına sahip olmasından hareket etmektedirler.

Lisans hakkının mutlak nitelikte olduğuna ilişkin görüş temelini özellikle inhisari lisans alanın dava açma hakkının bulunmasından almaktadır. Gerçekten de inhisari lisans hakkı sahibinin sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı müddetçe kendi adına dava açma hakkı bulunmaktadır. Oysa ki basit lisansın söz konusu olduğu durumlarda lisans alanın, hakkı tehlikeye düştüğü takdirde üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya dava açma hakkı bulunmamaktadır. Ancak markaya tecavüz dolayısıyla dava açma hakkı olmayan lisans alan noter vasıtasıyla yapacağı bir bildirimle gereken davayı açmasını marka sahibinden isteyebilecektir. Marka sahibinin, bu talebi kabul etmemesi veya bildirimin alındığı tarihten itibaren üç ay içinde, gerekli davanın açılmaması halinde, lisans alan yaptığı bildirimi de ekleyerek, kendi adına dava açabilecektir.

Basit lisans hakkı sahibinin dava açma hakkının bu şekilde şartlara bağlanması bu görüşe karşı getirilen haklı eleştirilerden biridir. İnhisari lisans alanın dava açma hakkının da sözleşmede aksi kararlaştırılmamış olması koşuluna bağlanması dikkate alındığında lisans alanın dava açma hakkının, lisans hakkının niteliğinden doğmayıp kanunla özel olarak düzenlenmesinden ileri geldiği anlaşılmaktadır.[14]

İnhisari lisans alanın üçüncü kişiye karşı dava açma hakkına sahip olması için, sözleşmede aksinin kararlaştırılmamış olması şartı arandığına göre, kanun koyucunun lisans alana hem mutlak hak vermiş hem de bunu üçüncü kişilere karşı ileri sürebilmeyi diğer tarafın rızasına bırakmış olması mutlak hakların niteliği gereği herkese karşı ileri sürülebilmesi ile bağdaşmamaktadır. Lisans hakkının mutlak nitelikte bir hak olduğu bir an için kabul edilse bile lisans hakkına tecavüz olması halinde lisans alanın dava açma hakkının bulunması için kanunda özel bir düzenleme gerekmeyip hakkın niteliği gereği dava açma hakkının bulunması gerekirdi[15]. Bu takdirde inhisari lisans alanın dava açma hakkının bulunması bu görüşe dayanak teşkil etmemektedir.

c) Şahsi Hak Olduğunu İleri Süren Görüş

Doktrinde lisans hakkının şahsi hak olduğuna yönelik görüşler de mevcuttur.[16] Bu görüşün kabul edilmesi halinde lisans alan lisans sözleşmesi ile şahsi mahiyette bir kullanma hakkı elde edecektir. Bu hakkın niteliği gereği lisans alan lisans verenden lisans hakkını kullanmasına izin vermesini talep hakkına sahip olacaktır. Bununla beraber lisans alan bu hakkını yalnızca sözleşmenin diğer tarafı olan lisans verene karşı ileri sürebilecektir. Lisans konusu fikri hakkın devredilmesi halinde de lisans alanın yeni malikten hakkın kullanılmasına izin verilmesini talep etme hakkı olmayacaktır. Bu şekilde bir istem ancak taraflar arasında BK’nun 174. maddesine göre gerçekleşecek borcun nakli ile söz konusu olabilecektir. Lisans verenin borçlarını devretmemesi halinde ise fikri hakkı iyi niyetle kazanan kişi lisanstan arınmış olarak kazanacaktır.[17]

Marka hakkının lisans alana kullandırılmasını konu edinen lisans sözleşmesi ile lisans alan şahsi nitelikte bir hak elde ettiği görüşüne katılmaktayım. Her ne kadar lisans verenin gayri maddi hak üzerinde mutlak hakkı bulunsa da lisans sözleşmesi ile bu hakkın devri söz konusu olmamaktadır. Lisans verenin sahip olduğu hak üzerindeki tasarruf yetkisi devam etmektedir. Oysa ki hakkın devri söz konusu olsaydı lisans veren hakkı üzerindeki tasarruf yetkisini tam olarak kaybedecektir. Bu özellik inhisari lisanslar için de geçerlidir. Çünkü inhisari lisans alan lisans hakkından belirli bir süre ile sınırlı olarak yararlanmaktadır. Lisans sözleşmesi sona erdiği zaman lisans veren, hakkı üzerinde dilediği gibi tasarruf etme imkanına da sahip olacaktır. Hakkın kendisi devredilmediğinden de sözleşme ile kazanılan kullanma hakkı şahsi hak niteliğinde olacaktır.

B. Marka Lisans Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

Doktrinde marka lisans sözleşmelerinin hukuki niteliğine ilişkin olarak değişik görüşler bulunmaktadır.[18] Marka lisans sözleşmesinin isimsiz sözleşmeler grubuna dahil olduğu genel olarak kabul edilmekle[19]beraber marka lisans sözleşmesinin karma sözleşme ya da kendine özgü yapısı olan sözleşme olup olmadığına ilişkin görüş ayrılığı bulunmaktadır.

Marka lisans sözleşmesine ilişkin olarak 556 sayılı KHK’de bazı hükümlere yer verilmişse de marka lisans sözleşmesi tüm unsurlarıyla kanunda düzenlenmiş bir sözleşme değildir. 556 sayılı MarkKHK’de yer verilen marka lisansı ile ilgili düzenlemeler marka lisans sözleşmesinin kanunda düzenlenen tipik bir sözleşme olarak kabul edilmesi için yeterli değildir. Buna karşılık doktrinde ARKAN, 556 sayılı MarkKHK ve ilgili yönetmelikte marka lisans sözleşmesinin esaslı noktalarında ayrıntılı açıklamalarda bulunulduğunu ifade ederek marka lisans sözleşmesinin atipik bir sözleşme olmadığını ileri sürmektedir.[20]

Marka lisans sözleşmesinin bazı unsurları kanunda hiçbir düzenlemesi olmayan sözleşmelerin unsurlarının tam ya da kısmi birleşmesinden meydana geldiğinden marka lisans sözleşmesini kendine özgü yapısı olan (sui generis) nitelikte bir sözleşme olarak kabul etmek gerekmektedir. Kendine özgü yapısı olan (sui generis) sözleşmelerde bulunan unsurlar kısmen veya tamamen kanunda mevcut bulunan sözleşme tiplerinin hiçbirinde mevcut değildir.[21]

Marka lisans sözleşmesinin hukuki niteliğinin belirlenmesi sözleşmeye uygulanacak hükümlerin tayini açısından önem taşımaktadır. Lisans sözleşmesinin kendine özgü yapısı olan bir sözleşme olduğuna ilişkin görüşün benimsenmesi nedeniyle bu sözleşmeye uygulanacak hükümlerin belirlenmesi de bu çerçevede mümkün olacaktır.

Marka lisans sözleşmesine ilişkin olarak 556 sayılı KHK’de birtakım özel düzenlemelere yer verilmesi nedeniyle sözleşmeye öncelikle bu düzenlemeler uygulanmalıdır. Bununla beraber 556 sayılı KHK’de belirtilen emredici hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların serbest iradeleri ile sözleşmede kararlaştırdıkları hükümler de uygulama alanı bulacaktır. Taraflar arasında çıkan uyuşmazlığa ilişkin olarak mevzuatta ve sözleşmede hüküm bulunmaması halinde sözleşmenin yorumlanması yoluna gidilmelidir.

Kendisine özgü yapısı olan sözleşmelerin yorumlanması iyiniyet kuralları ve işlerde yaygın teamüllere göre yapılmaktadır. Yine bu sözleşmelere benzedikleri ve nitelikleri uygun olduğu ölçüde kanunda düzenlenen diğer sözleşme tiplerine ilişkin kanun hükümleri ve benzer sözleşme tipleri bulunmadığı takdirde Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uygulanır. Yerleşik mahkeme kararları da bu sözleşme türlerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde belirleyici rol oynar. Bazı durumlarda da hakim MK’nun 1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak kendisi hukuk kuralı koyarak sorunu çözmeye çalışacaktır. Uygulamada marka lisans sözleşmesinin genellikle adi kira, hasılat kirası, satım ve adi şirket sözleşmeleriyle benzerlik gösterdiği kabul edilmektedir.

Marka Lisans Sözleşmesinin Kurulması Ve Hükümleri

Taraflar

i. Lisans Veren

Marka üzerinde hak sahibi olan ve bu hakkın kullanımını devredecek olan kişidir. Başka bir deyişle, markayı adına tescil ettiren kişidir[22]. 556 sayılı MarkKHK’nin 15. maddesinde “tescilli bir markanın” kullanım hakkının devrinden bahsedilmektedir. Markanın tescil edilmesi ifadesinden kullanım hakkına sahip olan ve ancak markayı adına tescil ettiren şahsın lisans verebileceği ya da verilmesine izin verebileceği anlamı çıkmaktadır.

Lisans veren, sözleşme yapma ehliyetine sahip gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Lisans verenin ehliyeti açısından marka lisans sözleşmesinin akdedilmesi için özel bir şart aranmadığından genel hükümler geçerli olmalıdır.

Uygulamada lisans verenin tasarruf yetkisinin bulunduğuna ilişkin bir hükme lisans sözleşmesinde yer verilebilmektedir. Bu şekilde bir hükmün bulunmasına rağmen lisans veren kimsenin gerçekte tasarruf yetkisi olmaması halinde lisans alan iyiniyetli de olsa herhangi bir hak elde edemeyecek ve lisans veren de sözleşmeden doğan borcunu yerine getiremeyecektir.[23]

ii. Lisans Alan

Lisans verenin markası üzerinde kullanım hakkını elde eden ve bunun karşılığında da lisans bedeli ödeme borcu altına giren kişidir. Marka lisans sözleşmesinin diğer tarafını oluşturmaktadır.

Lisans veren gibi lisans alan da sözleşme yapma ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişi olabilir. Örneğin, işletme lisansında lisans alan işletme tüzel kişiliğidir. Kişisel lisansta ise lisans alan şahsın ta kendisidir. Kişisel lisansta lisans alan, işletmesini bir başkasına devretse bile lisans hakkı işletmeden bağımsız olarak kendisinde kalır ve yeni bir işletme sahibi olması halinde de lisans hakkını kullanabilir.

iii. Alt Lisans Sözleşmesinde

Asıl lisans sözleşmesine taraf olan lisans alanın üçüncü bir şahsa lisansa vermesi halinde lisans alan şahıs alt lisans alan sıfatını kazanmaktadır.

İlk lisans sözleşmesinde lisans alanın üçüncü bir şahsa lisans hakkı tanınması hiçbir şarta bağlanmamış ve lisans verenin katılımı olmaksızın lisans alana lisans sözleşmesi yapma yetkisi verilmişse lisans veren alt lisans alan ile doğrudan hukuki ilişki içerisinde olmayacaktır. Ancak alt lisans sözleşmesi lisans veren adına yapılmışsa lisans veren alt lisans sözleşmesinin tarafı sıfatına sahip olacaktır. Bu takdirde gerçek anlamda bir alt lisans sözleşmesinden bahsedilemez.

İlk sözleşmenin lisans alanı ile alt lisans alan arasında yapılan alt lisans sözleşmesinde lisans bedelinin ilk lisans verene ödeneceğinin kararlaştırılması üçüncü kişi yararına sözleşme olup ilk lisans vereni sözleşmenin tarafı haline getirmese de hukuki ilişkinin tarafı haline getirecektir.

Alt lisans sözleşmesinin yürürlüğe girmesinin lisans verenin onayına tabi kılınması lisans verenin de sözleşmenin tarafı olup olmayacağı sorusunu akla getirmektedir. Burada dikkate alınması gereken husus lisans verenin onayının sözleşmeyi nasıl etkilediğidir. Eğer ilk lisans sözleşmesinin yorumundan lisans verenin onayının sözleşmeyi yürürlüğe sokmak için taraf sıfatıyla irade beyanında bulunması olarak anlaşılıyorsa bu takdirde lisans verenin de sözleşmenin tarafı olduğu; alt lisans sözleşmesinin geçerliliği sadece lisans verenin onayına tabi kılınmış ise lisans verenin onayının sadece sözleşmenin yürürlüğe girmesini sağlayacak olması karşısında taraf sıfatının bulunmadığı kabul edilmelidir.

Lisans Çeşitleri

KHK’nın 21/1. Maddesi uyarınca Lisans, İnhisari lisans veya inhisari olmayan lisans ile alt lisans şeklinde verilebilir.

I. İnhisari Lisans

İnhisari lisansta, lisans veren aynı lisansı bir başkasına vermeme yükümü altına girmektedir. Buradaki yükümlülük, aynı yer, zaman ve aynı konular için geçerlidir. Bu tür lisansta lisans veren, belli bir bölgede ya da ülkenin tamamında marka hakkının kullanımını başkasına devretmemek ve aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kendisi de bu hakkı kullanmama borcu altına girmektedir.[24] Bu durum KHK’nın 21/3. Maddesinde “İnhisari lisans söz konusu olduğu zaman, lisans veren başkasına lisans veremez ve hakkını açıkça saklı tutmadıkça, kendisi de markayı kullanamaz.” biçiminde hüküm altına alınmıştır.

İnhisari lisans hakkı tesis edilmek istendiği zaman lisans türünün inhisari olduğu sözleşmede açıkça kararlaştırılmalıdır. Lisansın inhisari olduğuna ilişkin bir kaydın sözleşmeye konulması halinde marka sahibi dahi hakkını açıkça saklı tutmadıkça kendisi de markayı kullanamayacaktır (MarkKHK m. 21 f. 3)[25]. Sözleşmede açıkça lisansın inhisari nitelikte olduğu kararlaştırılmamışsa lisansın inhisari olmayan lisans olduğu varsayılacaktır.

İnhisari lisans belirli bir bölge için verilebilir. Bu durumda lisans alan sadece o bölgede lisans hakkına sahip olacaktır. Bunun bir sonucu olarak lisans veren başka bir bölgede bir üçüncü kişiye lisans hakkı tanıyabilecektir ve bu durum inhisari lisans sözleşmesine aykırılık teşkil etmeyecektir. Bununla beraber lisans sözleşmesi kısmi lisans şeklinde de kurulabileceği için belirli bir bölgede markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerin sadece belirli bir kısmi için lisans sözleşmesi akdedilebilecektir.

Lisansın belirli bir bölge için verilmiş olduğu sözleşmede açıkça yer almamış ya da sözleşmeden belirli bir bölge için verildiği anlaşılamıyorsa lisansın tüm Türkiye için verildiği varsayılır.

İnhisari lisansın özelliği lisans hakkının kullanımının belirli bir kimseye bırakılmasıdır. Dolayısıyla lisans alanın bu hakkını başkasına tanıması diğer bir deyişle alt lisans vermesi inhisari lisansın niteliği ile bağdaşmaz. Doktrinde bir görüş [26]inhisari lisans sözleşmesinde diğer kimselere de lisans hakkı verilebileceği kararlaştırıldığı takdirde bu şartın geçersiz olacağını ileri sürmektedir. Diğer bir görüşe [27]göre, tarafların sözleşmeyi inhisari lisans sözleşmesi olarak isimlendirmesine karşın sözleşmede lisans alandan başka bir veya birden çok kimseye de lisans verilebileceğinin kararlaştırılması halinde taraf iradelerinin inhisari lisans sözleşmesi yapma yönünde birleşmediği sonucuna varılmalıdır. Kanımca da inhisari lisansın başka bir kimseye de tanınması halinde lisans sözleşmesi inhisari olma niteliğini kaybedecektir. Sözleşmede lisans alandan başka bir şahsa lisans verilmeyeceğine ilişkin bir kayıt olmasına rağmen yalnız belirlenmiş bir kişiye lisans verilebileceği kararlaştırılması halinde inhisari olmayan lisans sözleşmesinin varlığı kabul edilecek, lisans veren sözleşmede belirlenen şahsa lisans verebilecek ancak bunun dışındaki kimselere lisans vermesi halinde sözleşmeye aykırılıktan sorumlu olacaktır.

İnhisari lisans alanın doğrudan doğruya dava açma hakkının varlığı marka sahibinin dava açma hakkını ortadan kaldırmaz. Marka sahibi mutlak hakkına dayanarak her zaman dava açabilecektir. Lisans alanın dava açmış olması marka sahibinin aynı anda dava açmasına da engel değildir. Dolayısıyla hem marka sahibi ve hem de lisans alan aynı anda uğramış oldukları zararın tazminine yönelik olarak dava açabilirler. Tarafların ayrı ayrı dava açmaları halinde ise usul ekonomisi açısından açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilir. Bu nedenle hem zaman kaybına neden olmamak hem de usul ekonomisi açısından lisans verenin marka sahibi ile dayanışma halinde hareket etmesi daha faydalı olacaktır. [28]Birleşme halinde hakim, failin eylemlerinden dolayı marka sahibinin ve lisans alanın uğradığı zararların ayrı ayrı kapsamını belirleyecek ve tazminine hükmedecektir.

İnhisari lisans alanın dava açma hakkının aksi sözleşmede kararlaştırılabilir. Başka bir deyişle marka sahibi dava açma hakkını saklı tutabilir (KHK m. 21 f. 6). Bu takdirde inhisari lisans alanın doğrudan doğruya dava açma hakkı bulunmayacaktır. İnhisari lisans alan da basit lisans alanla aynı hukuki statüde olacaktır. İnhisari lisans alan da basit lisans alanın dava hakkında olduğu gibi önce marka sahibine başvuruda bulunacak ve sonuç alamaması halinde dava açma hakkını elde edecektir.

İnhisari lisans sözleşmesi ile dava açma hakkı sınırlandırılmış da olabilir. Yargıtay bir kararında inhisari lisans alanın kendiliğinden harekete geçemeyeceği ve izinsiz dava açamayacağı şeklinde hüküm altına alınan ve bu sözleşmeye konulan özel hüküm nedeniyle inhisari lisans alanın lisans verenden izin almaksızın dava açma hakkı bulunmadığına karar vermiştir.[29]

II. İnhisari Olmayan (Basit) Lisans

Bu lisans türünde lisansı alan hiçbir şekilde inhisari yetkiye sahip değildir. Kendisine lisans veren kişi bu lisansı aynı bölgede aynı koşullarda bir başkasına da verebileceği gibi lisansa konu hakkı sözleşmede hüküm bulunmasına gerek olmaksızın kendisinin kullanması mümkündür. Böylece lisans birkaç kişi arasında paylaşılmış bulunmaktadır. Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa, lisans inhisari değildir. Lisans veren markayı kendi kullanabileceği gibi, üçüncü kişilere aynı markaya ilişkin başka lisanslar da verebilir. Uygulamada lisans alan, sözleşmeye kayıt koydurtarak “en fazla korunan lisans sahibi olma” hakkını da almakta ve daha sonraki lisans sahiplerine daha fazla hak tanımamasını garanti altına almaktadır.[30]Sözleşmeye konulan böyle bir hükmün yararı, lisans alanine, sonraki lisans alana tanınan haklar nedeniyle kötü duruma düşmesini engellemede ortaya çıkar.

İster basit lisans olsun ister inhisari lisans olsun lisans sözleşmesi ile marka üzerindeki hakkın kısmen ya da tamamen lisans alana kullandırılması söz konusudur. Basit lisansta da inhisari lisansta olduğu gibi hakkın devri söz konusu olmayıp sadece kullanılmasının devri sağlanmaktadır. Lisansın inhisari ya da basit olmasına ilişkin olan ayırım lisansı kimlerin kullanabileceği noktasında toplanmaktadır. İşte basit lisansın özü hakkın kullanımının lisans veren tarafından lisans alan dışındaki başka kimselere de tanınabilmesidir. Zaten basit lisans alan kişi de sözleşmenin kurulması esnasında aynı hakkın başkalarına da tanınabileceğini kabul etmektedir. [31]Dolayısıyla basit lisans alan, marka sahibinden izin alarak ya da izin almaksızın lisans hakkını kullanan kimselere karşı herhangi bir hak iddiasında bulunamayacaktır. Basit lisans alanın tek hakkı, marka üzerindeki hakkı kullanmaktadır.

5846 sayılı FSEK’nun 56. maddesine göre kanun veya sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça her ruhsat basit sayılır. Buna göre taraflar lisans türünü sözleşmede açıkça belirtmediği takdirde sözleşmenin içeriğinden ya da kanundan aksi anlaşılmıyorsa lisans türü basit lisans sayılır. Kanun koyucu basit lisansı olağan lisans türü olarak öngörmüştür.[32]

Markaya tecavüz edilmesi halinde dava açma hakkı olmayan lisans alan öncelikle marka sahibinden gereken davayı açmasını isteyecektir. 556 sayılı KHK m. 21 f. 6 ya göre lisans alan bu bildirimi noter vasıtasıyla yapacaktır. Marka sahibinin bu talebi kabul etmemesi ya da bildirimin alındığı tarihten itibaren üç ay içinde gerekli davanın açılmaması halinde lisans alan yaptığı bildirimi de ekleyerek kendi adına dava açabilecektir. Lisans verenle lisans alan arasında akdedilen lisans sözleşmesine konulacak bir hükümle lisans alanın lisans verenden alacağı izin üzerine dava açabileceği de kararlaştırılabilir. Nitekim Yargıtay eski tarihli bir kararında bu hususun mümkün olabileceğini kabul etmiştir.[33]

III. Alt Lisans

Lisans alanine, kendisine tanınan haklarla sınırlı olması kaydı ile, bir başkasına vermiş olduğu lisansın adıdır. Bu durumda lisans alan aynı zamanda lisans veren durumundadır. Lisans vermesinin dayanağı ise kanun veya sözleşmedir. Alt lisans, inhisari olamayan lisans ilişkisine özgüdür. Çünkü, inhisari lisanstaki inhisar hakkı alt lisansa engel olmaktadır. Alt lisans KHK’de yasaklanmamış, ancak alt lisans verme hakkının sözleşmede açıkça belirtilmesi koşuluna bağlı kılınmıştır. Bu durum KHK’nın 21/4. Maddesinde “aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa lisans sahipleri, lisanstan doğan haklarını üçüncü kişilere devir edemez veya alt lisans veremezler” biçiminde hükme bağlanmıştır.

Marka lisans sözleşmesine alt lisansa ilişkin bir kayıt konulmamasına rağmen alt lisans verilmesi ve lisans verenin de sessiz kalması halinde lisans veren alt lisans ilişkisini zımnen kabul etmiş sayılamaz. Çünkü 556 sayılı MarkKHK’nin düzenlemesine göre sözleşmede açıkça alt lisansın kararlaştırılacağı şartı getirilmiştir. Bu nedenle sözleşmede kayıt yer almıyor ya da içeriğinden alt lisansın varlığı anlaşılamıyorsa lisans verenin alt lisans sözleşmesini kabul etmiş sayılabilmesi için yazılı muvafakati gerekmektedir.[34]

4. Lisans Sözleşmesinde Süre

Sözleşme serbestisi ilkesi gereğince lisans sözleşmelerinin süresi taraflar arasında serbestçe kararlaştırılabilir. Markanın koruma süresi saklı kalmak kaydıyla, 556 sayılı KHK yönünden bu konuda her hangi bir sınırlama söz konusu değildir.

Bununla birlikte taraflar arasında akdedilen lisans sözleşmesinde bir süre kararlaştırılmamış olabilir ve böyle bir durumda lisans sözleşmesinin süresiz olduğunun kabul edilip edilmeyeceği tartışma konusu yapılabilir. Bu gibi hallerde, somut olayın özelliklerine ve tarafların iradelerine gore bir değerlendirilme yapılması gerekmektedir. Söz gelimi bir kaç ay sonra gerçekleşecek bir spor etkinliği, bir ticari etkinlik, bir fuar için marka lisansı verilecek ise, halin icabına göre böyle bir lisans sözleşmesinin süresinin etkinliğin yapılacağı tarihe kadar olabileceği düşünülebilir. Çok ciddi finansal maliyet ve yatırım gerektiren bir ticari faaliyet söz konusu ise böyle bir durumda lisans süresinin birden çok yılı kapsaması gerektiği veya lisansın süresiz olarak verilmiş olabileceği düşünülebilir.[35]Sözleşmenin yapılmasından sonra işlem temelinin çökmesi dahi sözleşmenin sona ermesi bakımından belirleyici olabilir.Ancak bu gibi haller söz konusu değilse, somut olayın özellikleri ve halin icabı da başka türlü düşünülmesini gerektirmiyorsa sözleşmenin mutad olduğu üzere bir yıl sureli olduğu kabul edilir.

5. Lisans Sahiplerinin Dava Açma Yetkisi

i. İnhisari (Münhasır) Lisans Sahibinin Dava Açma Yetkisi

İnhisari lisans sahibi, hükümsüzlük davası hariç olmak üzere, marka sahibinin açabileceği diğer bütün davaları kendi başına açabilmektedir. KHK’nın 21. maddesine göre aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa, inhisari lisansa sahip olan kişi, üçüncü bir kişi tarafından marka sahibinin markadan doğan haklarına, tecavüz edilmesi durumunda, marka sahibinin bu KHK uyarınca açabileceği davaları, kendi adına açabilir. Münhasır lisans sahibi tek başına ihtiyati tedbir talebinde de bulunabilir. Bunun için marka sahibinden imza alınmasına gerek yoktur.

Öte yandan münhasır lisans sahibinin, tecavüz halinde dava açma mecburiyeti de bulunmamaktadır. Marka hakkına tecavüz halinde dava açmaması halinde marka sahibine karşı sorumlu tutulmaz.[36] Bunun gibi, lisans sözleşmesinde bu gibi hallerde münhasır lisans sahibinin lisans veren marka sahibine, marka hakkına tecavüzü bildirerek, acilen yapılması gereken tedbirleri alması gibi bir yükümlülükte yüklenebilmektedir. Böyle bir yükümlülüğün ihlalinde ise lisans sözleşmesinin feshi açısından bir gerekçe oluşturabilmektedir.

Lisans sözleşmesinde aksi kararlaştırılmamış ise, münhasır olmayan lisans sahibi gibi, münhasır lisans sahibi de, alt lisans veremez ve lisansı başkasına devredemez, lisans sözleşmesinde belirtilmiş olan hakları genişletemez. Lisans sözleşmesinde öngörülen şartların lisans alan tarafından ihlali halinde, marka sahibinin münhasır lisans Alana karşı da dava açma yetkisi mevcuttur. KHK’nın 29/1 maddesi gereğince, sözleşme şartlarının lisans alan tarafından ihlali halinde tescilli bir markadan doğan haklar, lisans alana karşı, dava yoluyla ileri sürülebilir.

Eğer sözleşmede aksi kararlştırılmamış ise marka sahibi ile lisans alanın birlikte dava açması da mümkündür. Bu halde ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olacaktır.

ii. İnhisari Olmayan Lisans Sahibinin Dava Açma Yetkisi

Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa, inhisari lisansa sahip olan kişi, üçüncü bir kişi tarafından marka sahibinin markadan doğan haklarına, tecavüz edilmesi durumunda, marka sahibinin bu KHK uyarınca açabileceği davaları, kendi adına açabilir. Ancak inhisari olmayan lisans sahiplerinin, dava açma hakları yoktur.

Markaya tücavüz halinde dava açma hakkı bulunmaya lisans alan, marka sahibine, noter aracılığıyla bildirim yaparak gereken davayı açmasını isteyebilir. Marka sahibinin bu talebi Kabul etmemesi veya bildirimi aldığı tarihen itibaren üç ay içnde, gerekli davanın açılmaması halinde, lisans alan yaptığı bildirimi de ekleyerek, kendi adına dava açabilir.

Yargıtay içtihatları uyarınca lisans sahibinin, marka sahibine yapmış olduğu bu bildirim bir dava şartı değil, ispat şartı olarak kabul edilmektedir.[37]

Her ne kadar münhasır olmayan lisans sahibinin dava açabilmesi ve ihtiyati tedbir talep edebilmesi için marka sahibine yapacağı bildirimden itibaren 3 aylık sürenin geçmesi gerekiyor ise de, ciddi bir zarar tehlikesi karşısında ve söz konusu sürenin geçmesinden önce, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilir. Ancak bu halde münhasır olmayan lisans sahibinin, 3 aylık süre geçmeden dava açması mümkün olmadığından, HMK’nun 397. Maddesi gereğince dava açılamadığı için ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkacaktır. HMK’nun 397. Maddesinden kaynaklanan bu hal, KHK’nın amacı ile bağdaşmamaktadır. Bu sorunun çözümü için KHK’nın ilgili maddesinde bir düzenleme yapılması gerekli ise de, lisans sahibi Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabete ve haksız rekabet nedeniyle ihtiyati tedbire dair hükümler de kullanılarak geçici bir çözüm bulunabilir.

6. Lisans Sözleşmesinin Sona Ermesi ​​​​​​​

Taraflar, sözleşmeye ilişkin süre kararlaştırmışlarsa bu sürenin dolması ile ya da lisans konusu hakkın hükümsüzlüğüne karar verilmesiyle sözleşme ilişkisi sona erer. KHK’nın 45. Maddesi uyarınca marka hakkı; koruma süresinin dolması ve markanın süresi içinde yenilenmemesi veya marka sahibinin marka hakkından vazgeçmesi, nedenlerinden birinin gerçekleşmesi ile sona ereceği gibi, bu hakkı konu alan lisans sözleşmesi de marka hakkıyla birlikte sona erecektir.[38]

Marka hakkının sona ermesi, sona erme sebebinin gerçekleşmiş olduğu andan itibaren hüküm ifade eder.(KHK. Mad. 45/2)

Marka sahibi, markanın kullanılacağı malların veya hizmetlerin tamamından veya bir kısmından vazgeçebilir. Vazgeçme ile marka hakkı sona ereceğinden bu hakka bağlı lisans sözleşmesi de son bulur.[39] Ancak, Marka Siciline kayıt edilmiş hakların ve lisans sahiplerinin izni olmadıkça, marka sahibinin marka hakkından vazgeçemez. (KHK. Mad. 46/3)

Vazgeçmenin yazılı olarak Enstitüye bildirilmesi gerekir. Vazgeçme, Marka Siciline kayıt tarihi itibariyle hüküm doğurur.(KHK. Mad. 46/2)

Sözleşme süresinin dolmasından önce ise lisans sözleşmesi, sözleşmede geçersizlik nedeni var olması, tarafların sözleşmede belirledikleri sona erme nedenlerinden birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ya da kanuni fesih nedeninin bulunmasından dolayı feshedilebileceği gibi, taraflardan birisinin ölümü, iflası veya haklı nedenle de feshedilebilir.

Kanunda irade sakatlığını, başka bir deyişle hata, hile, tehdit veya ikrah gibi taraflardan birisine fesih hakkı veren herhangi bir hal, fesih sebebi olarak düzenlenmiş olabileceği gibi, marka akkına ilişkin fesih sebepleri de sözleşmeye son vermeye yol açabilir.

Sözleşme ihlalleri, sözleşme tarafının değişmesi, işlem temelini oluşturan durum ve ilişkilerin çökmesi gibi borç ilişkisinin devamı taraflardan biri için çekilmez hale getiren olgular, lisans sözleşme ilişkisini sona erdiren haklı sebeple fesih hakkına örnek olarak verilebilir. Kural olarak lisans verenin ölümü lisans sözleşmesini sona erdirmez; fakat lisans verenin kişiliği sözleşmenin yapılmasında önemli sebep teşkil etmişse, ölüm bu halde sözleşmeyi sona erdiren sebep kabul edilebilecektir.[40]

Lisans alanın ölümünde ise durum farklıdır. İşletmenin özelliğinden başka, lisans alanın kişisel özellikleri veya tecrübesi nedeniyle lisans veren sözleşmeyi yapmış ise, sözleşme ölüm nedenine dayalı olarak feshedilebilir.

İnhisari lisans sözleşmelerinde, özellikle de sözleşmede marka sahibinin rızası olmadan lisansın devredilemeyeceği şeklinde hüküm varsa, lisans alanın ölümüyle lisans, mirasçılarına geçmez, sözleşme sona erer. Lisans verenin iflası durumunda lisans verene ait bütün haklar iflas masasına ait olacağından, sözleşme iflas idaresine karşı devam eder. Ancak, marka hakkı henüz lisans alanın hakimiyet alanına geçmemiş ise, iflas masasında İİK. Mad. 198 gereğince talep edilemez. Lisans alan ise sözleşmenin ifa edilmemiş olması dolayısıyla tazminat isteyebilir.[41]

SONUÇ

Lisans sözleşmesi, umumi olarak, marka, patent, endüstriyel tasarım, faydalı model gibi fikri ve sınai bir hakkın sahibinin sahip olduğu koruma hakkından yararlanma yetkisinin kısmen veya tamamen üçüncü kişiye ücret mukabilinde devri şeklinde tanımlanabilir.

Doktrinde hâkim olan görüşe göre, eşya hukuku kurallarına göre ayni haklar için geçerli olan aleniyet ilkesi, sınırlı sayı ilkesi, tipe bağlılık ilkeleri ışığında lisans sahibine ayni bir hak vermemekte olup, lisans alan lisans sözleşmesi ile şahsi mahiyette bir kullanma hakkı elde etmekte olduğundan, lisans hakkı, şahsi hak niteliğindedir.

Hakim görüş, lisans sözleşmelerinin isimsiz bir sözleşme olduğu yönündedir. Kanunda yer alan isimli sözleşmelerin esaslı unsurları marka lisans sözleşmelerinde yer almadığından; marka lisans sözleşmelerini kendine özgü sözleşmeler olarak nitelendirilmelidir.

Marka lisans sözleşmelerinin konusu da markadır. Belirtmek gerekirse, bütün markalar marka lisans sözleşmelerinin konusunu oluşturmaz. Örneğin, garanti markasının, teknik yönetmelikte gösterilen özellik ve niteliklere uygun olarak mal üreten veya hizmet sunan herkes tarafından kullanılabilecek olması nedeniyle, lisans sözleşmesine konu oluşturması mümkün değildir.

Marka lisans sözleşmeleri, lisanstan doğan hakkın içeriğine göre marka lisans sözleşmeleri, lisans alan kişinin niteliğine göre marka lisans sözleşmeleri, kaynağına göre marka lisans sözleşmeleri, kullanım sahasına göre marka lisans sözleşmeleri, gibi bir çok sınıflandırmaya tabi tutulabilir. Bu ayrımların içerisinde en önemlisi kanunda da açıkça ifadesini bulan inhisari lisans ve inhisari olmayan lisans (basit lisans) ayrımıdır. İnhisarı lisans söz konusu olduğu zaman, lisans veren başkasına lisans veremez ve hakkını açıkça saklı tutmadıkça, kendisi de markayı kullanamaz. İnhisari olmayan lisans sözleşmelerinde lisans veren markayı kendi kullanabileceği gibi, üçüncü kişilere aynı markaya ilişkin başka lisanslar da verebilecektir.

Av. Koray BEDÜK ​​​​​​​

Kaynakça

ARBEK, Ömer, Fikir ve Sanat Eserlerine İlişkin Lisans Sözleşmesi, Ankara 2005.

ARICI, Fatih Mehmet, Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi ile Devri, İstanbul 2008.

ARKAN, Sabih, Marka Hukuku, Ankara 1998.

ARKAN, Sabih, “Marka Hakkının Tüketilmesi”, Prof. Dr. Ali Bozer’e Armağan, Ankara

BAŞLAR, Yusuf, “Marka Lisans Hakkının ve Marka Lisans Sözleşmesinin Hukuki Niteliği”, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Sayı:20, Nisan 2008.

CAMCI, Ömer, Marka Davaları, İstanbul 1999.

ÇİÇEKÇİ, Çiğdem, Marka Lisansı Sözleşmeleri, İzmir 2001.

ÇOLAK, Uğur, Türk Marka Hukuku, İstanbul 2016

KILIÇOĞLU, Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2010.

NOYAN, Erdal, Patent Hukuku, İstanbul 2009.

OĞUZMAN, Kemal/SELİÇİ, Özer/OKTAY ÖZDEMİR, Saibe Eşya Hukuku, İstanbul 2009.

ONGAN, Burak, Sınai Haklara İlişkin Lisans Sözleşmelerinde Tarafların Hukuki Durumu, Ankara 2007

ONGAN, Burak, “Sınai Haklara İlişkin Lisans Sözleşmelerinde Lisans Verenin Garanti Yükümlülüğü”, Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi, Sayı 8, İstanbul 2006,

ORTAN, Ali Necip, Patent Lisans Sözleşmesi, Ankara 1979

TEKİNALP, Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, IV. Bası, İstanbul 2005.

YILMAZ, Canan, Marka Lisans Sözleşmeleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, İstanbul 2001.

--------------------

[1] Tekinalp, s. 430, Arkan, Cilt 2, s.191

[2] Noyan, Erdal, Patent Hukuku, İstanbul 2009, s.421.

[3] ÜNAL, s. 144 vd.

[4] ARKAN, 195

[5] Lisansın sicile kaydı ve yayımlanması için, aşağıdaki belgelerin verilmesi zorunludur. a)Lisansa konu marka tescil numarası ile marka adının yer aldığı talep dilekçesi .b) Lisans alan ve verenin imza ve beyanlarını lisansa konu olan mal veya hizmetleri, marka tescil numarasını, marka adını, varsa lisans ücretini, lisans süresini belirtir noter tasdikli lisans sözleşmesi, lisans sözleşmesinin yabancı dilde olması halinde ilaveten yeminli tercüman tarafından onaylanmış Türkçe tercümesi.c) Ücretin ödendiğini gösterir bilgi .ç)Talep vekil aracılığıyla yapılmışsa 9 uncu maddeye uygun olarak hazırlanmış vekaletname.

[6] TEKİNALP 432

[7] OĞUZMAN, Kemal/SELİÇİ, Özer/OKTAY ÖZDEMİR, Saibe Eşya Hukuku, İstanbul 2009, s.2.

[8] ARBEK, S.54

[9] ONGAN, Burak, Sınai Haklara İlişkin Lisans Sözleşmelerinde Tarafların Hukuki Durumu, Ankara 2007, s.43

[10] ONGAN, S.43.

[11] BAŞLAR, Yusuf, “Marka Lisans Hakkının ve Marka Lisans Sözleşmesinin Hukuki Niteliği”, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Sayı:20, Nisan 2008, s. 85; ONGAN, s.44;ÜNAL, s.150; OKTAY ÖZDEMİR, Saibe, “Fikri Nitelikteki Sınai Değerler Üzerindeki Haklar ile Bunlara İlişkin Verilen Lisansın Hukuki Niteliği”, Prof.Dr. Ergun Özsunay’a Armağan, İstanbul 2004, s.593.

[12] OKTAY ÖZDEMİR, Lisans Sözleşmeleri, s.23; GÜRZUMAR, Osman Berat, Franchise Sözleşmeleri ve Bu Sözleşmelerin Temelini Oluşturan “Sistem”lerin Hukuken Korunması, İstanbul 1995., s. 97; ARBEK, S.61; BAŞLAR, s.85.

[13] ARKAN, Marka Hukuku, C.2, s. 196, ORTAN, s.99.

[14] OKTAY ÖZDEMİR, Lisansın Hukuki Niteliği, s.594; ONGAN, S.46.

[15] OKTAY ÖZDEMİR, Lisansın Hukuki Niteliği, s.594.

[16] OKTAY ÖZDMİR, Lisansın Hukuki Niteliği, s. 591; GÜRZUMAR, s. 591, ONGAN, s. 45; AYİTER, Nuşin, Hukukta Fikir ve San’at Ürünleri, AUHF Yayınları, No:309, Ankara 1972, s. 201; BOSO, Burcu, “Sınai Haklara İlişkin Lisans Sözleşmeleri ve Yabancı Unsurlu Lisans Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk”, Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi, Sayı 8, İstanbul 2006, s. 858.

[17] ORTAN, s.91.

[18] TEKİNALP, s.435; YILMAZ, S. 50; YASAMAN/ATALAY, Marka Hukuku, C.2, s.741; ARKAN, Marka Hukuku, C.2, s. 191; ÜNAL, S. 156.

[19] OKTAY ÖZDEMİR, Lisans Sözleşmesi, s.140; YASAMAN/ALTAY, Marka Hukuku, C.2. s.741; ÜNAL, s.156.

[20] ARKAN, Marka Hukuku, C.1, s.191; aynı görüş için bkz. SARGIN, S. 165-166, dn.45.

[21] YAVUZ,Cevdet, Borçlar Hukuku Dersi Özel Hükümler, VIII. Bası, İstanbul 2009, s.12

[22] OKTAY ÖZDEMİR, Lisans Sözleşmeleri, s.137

[23] ONGAN, s.61

[24] ÖZDEMİR, s.12.

[25] Marka sahibinin markayı kullanma hakkını saklı tutması halinde bağımlı inhisari lisanstan bahsedilir.

[26] SULUK, Cahit, Tasarım Hukuku, Ankara 2003, s.409,

[27] ONGAN, s.54.

[28] TEKİNALP, s. 438.

[29] Y. 11.HD 06.02.2006 tarih, 2005/1101 Esas, 2006/994 K. , www.kazanci.com. , 24.01.2010

[30] ÖZDEMİR, s. 113.

[31] AYDINCIK, s. 61.

[32] TEKİNALP, s.435.

[33] Dava, dava tarihinde 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre marka sahibi olan Ü. Gıda San. A.Ş. tarafından açılmış, davacı şirket yargılama sırasında 19.12.2001 tarihinde Y. Holding A.Ş. ne markalarını devretmiştir. Devir keyfiyeti marka siciline şerh eidlmiş, 18.04.2002 tarihli marka kullanım hakkı sözleşmesi ile lisans veren sıfatıyla Y. Holding A.Ş., lisans konusu markaların kullanım hakkını süresiz olarak Ü. Gıda A.Ş. ne bırakmıştır. Anılan sözleşmenin 8 nci maddesi gereğince de dava açma yetkisi istemiş, Y. Holding A.Ş. bu isteğe uygun olarak 29.04.2002 tarihinde davacı Ü. Gıda A.Ş. ne dava açma hakkı verdiğini bildirmiştir. 556 sayılı KHK’nın 20 ve 21 nci maddelerine dayanılarak verilen lisans hakkının sözleşmenin 7 nci maddesinde inhisari lisans olmadığı belirtilmiş ve kararnamenin 21 nci maddesine göre inhisari lisans sahibi olmayan davacının dava hakkı yok ise de, yine sözleşmenin 8 nci maddesi ile kararnamenin 21 nci maddesine uygun olarak dava ve hak yetkisi 29.04.2002 tarihinde verildiğine göre artık Ü. Gıda A.Ş. nin bu davayı açma/takip etme yetkisinin bulunmadığı söylenecektir. (Y.11.HD., 16,09,2004 tarih, 2003/11661 E. 2004/8376 K., www.kazanci.com, 24,01,2010)

[34] AYDINCIK, s. 69

[35] Şirin AYDINCIK, Fikri Haklara İlişkin Lisans Sözleşmeleri, sh.185-186, Mustafa TÜYSÜZ, Fikri Haklar Üzerindeki Sözleşmeler, sh.120vd.

[36] TEKİNALP, s. 434

[37] 11. HD. 25.04.2003 T., 2003/3854 E., 2003/3992 K. KARAN-KILIÇ, s.562

[38] ÖZDEMİR, s. 93-94

[39]ÖZDEMİR, s.94.

[40] Cherpillod, s. 371, Gaul/Bartenbach, N.K. 238 (nakleden, Özdemir, s.96).

[41] ÖZDEMİR, s. 96, Oğuz, s. 165 (nakleden, Özdemir, s.97).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.