SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

GİRİŞ

Sebepsiz zenginleşmenin genel şartlarıyla oluşumu; bir edimin (ödeme mükellefiyeti olan şeyin) ifasıyla veya başka bir yolla kişinin mal varlığındaki artma(zenginleşme) geçerli bir sebebe dayanmaksızın hukuki ilişki içerisindeki diğer kişinin malvarlığındaki azalma(fakirleşme) sayesinde gerçekleşmektedir[3]. Unutulmamalıdır ki, sebepsiz zenginleşmenin gerçekleşmesi için haklı bir sebebe dayanılmaksızın zenginleşmenin (zenginleşenin malvarlığındaki aktiflerinin artması) gerçekleşmesi gerekmektedir. Zenginleşmeyi doğuran olay kazandırma (edimin ifası) veya zenginleşenin müdahalesi ya da umulmayan bir olay olabilir, aksi halde sebepsiz zenginleşme söz konusudur[4]. Nedensiz edinim, sözleşmeler ve haksız fiiller gibi bir borç kaynağıdır[5]. Türk Borçlar Kanunu’nun sistematiği incelendiğinde ilgili kanunun 1 ila 48.maddeleri arasında sözleşmeden doğan borç ilişkileri, ikinci ayrımında ise 49 ila 76.madddeleri arasında haksız fiilden doğan borç ilişkileri düzenlendikten sonra üçlü bir ayrım yapılarak hemen arkasından 77 ila 82.maddelerde ise Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri düzenlenmiştir[6]. Sebepsiz zenginleşmenin kanunda ayrı hükümlerle düzenlenmiş olmasının bizce ana sebebi, geçersiz sözleşmelerin hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmasının önünü açmaktır[7]. Eğer ki somut olayda hukuki işlem hükümsüzse veya karşı tarafın yaşanan olay karşısında bir kusuru yoksa zarar gören kişi ne sözleşme ilişkisine dayanabilecektir ne de haksız fiil hükümlerince kusur mevzu bahis olmadığı için uğradığı zararın tazminini isteyebilecektir[8]. İşte bu yüzden kanun koyucu, kişiyi çaresizce hukuka ve hakkaniyete aykırı bir sonuçla karşı karşıya bırakmamak adına sebepsiz zenginleşme müessesesini getirerek geçerli bir sebebe dayanmaksızın fakirleşenin, başkasına kazandırdığı değerlerin iadesini talep edebilmesi imkanını sağlamıştır.

Hiç şüphesiz sebepsiz zenginleşme müessesesinin varlığı köken itibariyle denkleştirici adalet ilkesine bağlanmaktadır[9]. Sosyal, toplumsal ve iktisadi adaletin sağlanması olağan hayatın gerekliliklerinden bir tanesidir. Aristoteles’ten bu yana bu düşüncenin varlığı mevzu hukukta da kendine yer edinmiştir[10]. Pek tabi sebepsiz zenginleşmeye konu olacak envanterler nakdi bir ödemeyle malvarlığında oluşan fazlalığı fakirleşene devretmekten ziyade, mümkün olduğunca alınan şey aynen iade edilmelidir[11]. Sebepsiz zenginleşme kurumunun aile ve eşya hukukunda da yansımalarının olduğunu çok net bir şekilde gördüğümüzü rahatlıkla söyleyebiliriz. Hediyelerin geri verilmesi müessesesini konu edinecek olursak, hediyelerin aynen geri verilmesi mevcut olmadığında sebepsiz zenginleşme hükümleri devreye girerek rayiç değer hesap edilerek nakden geri verilmesi söz konusu olacaktır[12]. TMK. m.548,775,776 sebepsiz zenginleşmeye konu edilen hükümler olarak örnek verilmektedir[13]. Bu çalışmamızda BK.’nın sistematiğini de göz önünde bulundurarak sebepsiz zenginleşme müessesesinin uygulama alanlarını, asliliği-taliliği sorununu, temel özelliklerini, iyi niyetin varlığı halinde iade borcu ve kapsamını ve birçok hususu ele almaya çalışacağız.

BİRİNCİ BÖLÜM 

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASININ AMACI, KONUSU, TARAFLARI VE TARİHSEL GELİŞİMİ

Haksız iktisaptan gelen dava açma hakkının kaynağına ilk olarak Roma Hukukunda erişilmektedir[14]. Kara Avrupa’sında, sözleşmeden ve haksız fiilden doğan borçlar gibi sebepsiz zenginleşme müessesesi de ayrı bir borç kaynağı olarak düzenlenmişken, Anglosakson hukukunda ilk olarak ‘sözleşme benzeri’ olarak adlandırılmaktaydı fikrimizce pek sonradan mukayeseli hukukunda etkisiyle ayrı bir borç kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır[15]. Hiç şüphesiz nedensiz edinimin menşei ‘condictio’ kavramıdır[16]. Condictio ise bir şeyin mülkiyetinin devredilmesi hasebiyle ileri sürülebilen legis actiones usulünde tanınan beş davadan şahsi olanıdır[17]. Başkası lehine zenginleşmeme prensibinin benimsendiğinin açık seçik bir şekilde kabul edildiği görülmektedir[18]. Bir kimsenin başkası aleyhine zenginleşmesi geçerli bir hukuki sebebe dayanmıyorsa Pomponius’un da dediği gibi adil olmayacaktır[19]. Hemen eklemek gerekir ki, haksız iktisabın temelinde yatan fikir akımı adaleti sağlama duygusu ve adil olanı gerçekleştirmektir. Denkleştirici adalet hakkaniyete ulaşma yolunda bu husustaki en büyük anahtardır. Pek tabi sebepsiz zenginleşme davasının konusu, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin bu zenginleşmeyi hak sahibine geri iade etmesidir[20]. Unutulmamalıdır ki, nedensiz edinim müessesesini kanunda sayılan diğer borç ilişkilerinden ayıran en büyük özelliklerden biri de ehliyet koşuluna bağlı olmadan borç doğurmasıdır, zenginleşen veya iade mükellefinin fiil ehliyetinin kısıtlı olması ya da kısıtlanması borcun doğumunu etkilemeyecektir bunun altında yatan sebepse fikrimizce denkleştirici adaleti sağlama yükümlülüğüdür[21]. Binaenaleyh sebepsiz zenginleşme davası ileri sürülebileceği çevre açısından şahsi bir hak sağlamaktadır ve ayni hak ifade etmesi mümkün değildir. Ancak haksız yere iktisap edilen şeyler haksız iktisabı kusurlu olarak kendisine menfaat sağlamak adına (kötü niyetli) veya iyi niyetli bir şekilde kusuruyla buna sebep olan kişiden haksız fiili TBK. m.49/f.2 uyarınca tazminat talep edilebilecektir[22]. Pek tabi sebepsiz zenginleşme davasının şahsi nitelikteki bir alacak davası olmasına karşın istihkak davasının ayni nitelikteki mülkiyet hakkının devrini içermesi kafalarda sebepsiz zenginleşme davalarının neden nispi karakterli olduğu sorusunu getirse de bu suallerin çözümünün püf noktası iflasa konu olan zenginleşen açısından farklılık arz etmektedir[23]. Zenginleşmeye konu edinilen şeyin paradan farklı bir şey olması durumunda, davacı iflas masasında bulunan şey hakkında aynen iade talebinde bulunamamasına karşılık söz konusu edilen davanın mülkiyet hakkına dayalı istihkak davası olarak açılması durumunda ise, hukuki ihtilafın konusu olan şey iflas masasından aynen alınabilecekti[24]. O halde haksız iktisap davasının şahsi nitelikte olmasının sonuçlarını inceleyecek olursak: Zenginleşenin cüz’i haleflerine karşı dava açılamaz, kendisine veyahut mirasçılarına karşı açılabilir[25].

Sebepsiz Zenginleşme hükümleri, her ne kadar özel hukuk alanında sıklıkla uygulamalara konu olsa da amme hukukundan mütevellit alacaklarda da vücut bulduğu söylenebilmektedir[26]​​​​

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME MÜESSESESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

1. Nisbi Bir Hak Sağlar:

Sebepsiz zenginleşme hususu mevzu bahis olduğu hallerde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanundan doğan bir borç ilişkisi doğmaktadır[27]. Borcun konusu pek tabi zenginleşenin malvarlığındaki fazlalığın iade edilmesidir. Bu iadenin nasıl olacağı sorusunun cevabı ise, nedensiz edinilen şeyin fakirleşen kimseye aynen iadesiyle mümkün olacaktır. İade talebi, borç ilişkisinden doğan nisbi bir hakka, yani alacak hakkına dayandığından altı çizilmelidir ki sadece zenginleşene ve külli haleflerine karşı ileri sürülebilecektir, cüzi haleflere karşı ileri sürülemez yani hak üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyecektir[28]. Hatırlarda tutulması gereken bir diğer hususta sebepsiz zenginleşmeden doğan alacağın şahsi nitelik taşıdığıdır.

2. Alacak Hakkının Doğumunun Fiil Ehliyeti Şartına Bağlı Olup Olmaması Durumu:

Sebepsiz zenginleşme kurumuna dayanarak tazmin edilecek olan alacağın sözleşmeden ve haksız fiilden doğan alacaklardan en önemli farkı hiçbir ehliyet şartına bağlı olmamasıdır[29] Yani demek istediğimiz, nedensiz edinimden ötürü bir borç doğması için zenginleşenin veya fakirleşenin fiil ehliyetine sahip olması koşulu aranmamaktadır[30].

İKİNCİ BÖLÜM

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMENİN GENEL ŞARTLARI

1. ZENGİNLEŞME

En temel ifadesiyle kişinin mal varlığındaki artma olarak tarif edilebilir. Ekonomik olarak anlam arz eden her türlü mal, hizmet, hak, maddi veya fikri varlıklar, fırsat ve avantajlar zenginleşme hususuna mevzu bahis olabilir[31]. Zenginleşenin mal varlığının aktifindeki artış zenginleşmenin gerçekleşmesi için yeterlidir[32]. Aynı şekilde, mal varlığının aktiflerindeki artış zenginleşme teşkil edebileceği gibi, pasiflerindeki azalma da zenginleşmenin ortaya çıktığının bir tespitidir. Zenginleşen tarafından yapılması gereken bir masrafın yapılmaması durumuyla ortaya çıkan zenginleşme ‘menfi zenginleşme’ olarak adlandırılırken, nedensiz edinim sebebiyle borçlunun mal varlığında meydana gelen fiili artış ise ‘müspet zenginleşme’ olarak adlandırılır[33]. Pek tabi nakdi olarak belirtilen unsurların zenginleştirme oluşturup oluşturmayacağı daha belirlenebilir olmakla birlikte örnek vermek gerekirse zilyetliğin geçişi veya haksız yere iktisabı zenginleştirme teşkil edecek midir? Fikrimizce, yalnızca zilyetliğin kazanılması da zenginleştirme oluşturacaktır[34], her ne kadar zilyetlik bir hak olmasa da zilyetliği elinde bulunduran kimseye birtakım haklar sunmakla birlikte mülkiyete karine oluşturacağından ekonomik olarak anlam ifade edebildiği durumların da varlığı göz ardı edilemeyecektir[35]. Zilyetliğin gaspından doğan dava hakları[36] saklı olmakla birlikte kanaatimizce davaların yarışması bahsine de değinerek sebepsiz zenginleşme müessesesine dayanılarak iadenin istenebilmesi mümkün olabilecektir.

Fiili zenginleşmelerin, mal varlığının aktifinin artması veya mal varlığının pasifinin azalması şeklinde olabileceğinden önceki sayfalarda bahsetmiştik. Bu konuda fakirleşmeden kurtulma durumunun akıbetine de değinmek doğru olacaktır. Fakirleşmeden kurtulma, masraftan veyahut hak kaybına uğramadan ya da yükümlülük altına girmekten imtina etme tasarruf yoluyla zenginleşmeye (fakirleşmeden kurtulma) örnek olarak verilebilir[37]. Malvarlığının azalmasının önüne geçilecek her adım tasarruf yoluyla zenginleşme sayılacaktır. Bir nevi fakirleşen kişi, zenginleşenin yapacağı veya yapması gereken bir işlemi yaptığı için nedensiz edinim ortaya çıkmaktadır[38]. Akılları kurcalayacak bir diğer husus ise zenginleşmenin nasıl belirleneceği hususudur. Doktrinde kabul edilen görüş olan fark teorisi uyarınca zenginleşmenin tespiti; eğer ki zenginleşme gerçekleşmemiş olsaydı kişinin mal varlığının, zenginleşme sonucunda mal varlığındaki aktiflerinin artışı veya pasiflerinin azalmasının tespitiyle zenginleşmeye bağlı zenginleşene kazandırılan değerlerin zenginleşmeden sonraki mal varlığının zenginleşmeden önceki mal varlığı değerlerinden çıkarılmasıyla bulunmaktadır[39]. Mal varlığı değerlerinin tespitinde izlenilecek yolun sübjektif olarak değer biçilmesi sorunuyla karşılaşmamak adına ortaya çıkarılan ‘objektif zenginleşme tutarı’ rayiç değer esas alınarak belirlenen fiyat tespiti hakkaniyeti sağlamak adına ortaya çıkmış bir kavram olup Türk hukuk öğretisinde de kendine yer bulmuştur[40].

2. GEÇERLİ BİR SEBEBE DAYANMAMA

Haksız iktisaptan bahsedebilmek için, bir kimsenin mal varlığında ortaya çıkan zenginleşmenin hukuken kabul edilebilecek, geçerli bir sebebe dayanmaması gerekmektedir[41].Geçerli bir sebebin bulunmaması hususunu ifa sonucu zenginleşmeler ve ifaya dayanmayan, ifa dışında yapılan kazandırmalar olarak ikili bir ayrım yaparak incelemeyi daha uygun bulduk.

2.1. İfa Sonucu Zenginleşmeler:

Türk Borçlar Kanunu’nun 77. Maddesinin 1. Fıkrasında haklı bir sebebin olmadığı durum ve hallerde bir başkasının mal varlığından veyahut emeğinden zenginleşen kimsenin bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olduğu açıkça zikredilmiştir[42]. Madde metninden anladığımız üzere 77. Maddenin 2. Fıkrasını da göz önünde bulundurarak yapacağımız yorumda, karşı taraftan borca konu olan şeyin ifa edilmesi beklentisiyle yapılan ifalar sonucu meydana gelen veya bir borcu ifa etmek saik’iyle hukuki alemde kendine yer edinen kazandırmalar ifa sonucu zenginleştirme oluşturmaktadır[43]. Tbk m.77/2 de ise açıkça hangi hallerin ifa sonucu zenginleştirme oluşturacağı kanun koyucu tarafından belirlenmiştir, bu hallerde (geçerli olmayan, gerçekleşmemiş ya da sona ermiş) madde metninde sayılan ifadeler ‘numerus clausus’ oluşturmamakla birlikte[44], fakirleşen borcun ifası düşüncesiyle veya karşı taraftan kendisine yapılacak bir kazandırma beklentisiyle hareket ederek ifa da bulunmakta fakat her ne kadar ifa edilmiş olsa da ifanın temelinde yatan borçlandırıcı işlemler kazandırmaya temel oluşturamamaktadır[45]. Daha iyi anlaşılması açısından madde metnine yapılacak örneklendirmeler, hukuki işlemin sebebinde farklı düşüncelerle hareket etme[46]gibi yanlış anlaşılmalarla ortaya çıkmış olabilir.[47] Bu hususta net bir ifade oluşturmak adına, kazandırmada bulunanın (fakirleşen) hukuki ilişki içerisinde olduğu kişiye borcunu ifa etmesi düşüncesiyle gelecekte beklediği karşılığı bulacağından bahisle iradi olarak hareket ederek kazandırmada bulunması ifa sonucu zenginleştirmeyi ortaya çıkarmaktadır. Borçlanılmamış edimin ifasının hukuki neticesinin nelerden ibaret olduğunu da inceleyecek olursak:

Borç olmayan şeyin ifası geçerli bir sebebe dayanmayarak yapılan kazandırmaların bir türü olmasına rağmen ve TBK m. 77/2 de ele alınan geçerli bir nedene dayanmayarak gerçekleşen zenginleşmeye dahil olmasına rağmen kanun koyucu tarafından ayrı bir maddede tekrar düzenlenerek ayrı bir hüküm teşkil etmiştir[48]. Fikrimizce uygulamada çok yer edinen ve 818 sayılı BK. ’da 62. Maddede[49] ayrı bir hüküm olarak düzenlenmesinden bahisle yeni yapılan kanunda da yerini koruması adına böyle bir düzenlemeye gidilmiştir. TBK m.78’i ele alacak olursak, kendisini borçlu sandığından bahisle bu hususta birtakım tasarruflar yapan ve kendi isteğiyle yerine getiren kimse, ancak kendini borçlu sandığını açıkça ispat ederek tasarruflarının iadesini isteyebilir[50]. Altı çizilmesi gereken husus madde metninde belirtildiği üzere, bir ispat şartının ön görülmüş olduğudur[51]. Dönemlik borçlarda[52], şarta bağlı borçlarda, yanılgıya düşülerek yapılan ifalarda[53], şüphe ile yapılmış bir ifada (tartışmalı)[54], üçüncü kişi yararına yapılmış bir sözleşme uyarınca sözleşmenin tarafı olmayan kimseye yapılan kazandırmada koşullar ve şartlar uygun olduğu ölçüde borçlanılmamış edimin ifası hükmüne dayanarak iade istemi söz konusu olabilecektir[55]. Gerçekleşmeyen sebebe dayanılarak yapılan kazandırmalarda ise, hukuki ilişkinin temelinde yatan kazandırmanın söz konusu olmaması yani ortada hukuki bir sebebin mevcudiyetinin olmaması, TBK m.77/2’nin madde metninde gerçekleşmemiş sebebe dayanan zenginleşme olarak ifade edilir. Bu hususta önemli olan beklenti kavramıdır, beklenti boşa çıktığı için sebepsiz iktisap müessesesi ileri sürülebilir hale gelmektedir[56]. Pekâlâ başta geçerli bir sebebe dayanılarak yapılan kazandırmaların sonradan mevcut sebebin ortadan kalkmasıyla geçersiz hale gelerek haksız iktisap müessesesince iadeye konu olması mümkün olabilecek midir? Pek tabi, TBK m.77/2 uyarınca ortadan kalkan sebebe dayalı kazandırmanın geçmişe etkili olması sonucu iade talep edilebilecektir, sona ermiş sebebe dayanan bir sözleşmesel ilişkiye verilebilecek en güzel örneğin sözleşmeden dönme olduğunu hatırda tutarak sinallagmatik sözleşmelerde TBK m.125 hükmü ileri sürülerek sözleşmeden dönme bildirimi borç ilişkisini geçmişe dayalı olarak sona erdireceği için öncesinde yapılan ifalar sebepsiz zenginleşme haline gelmektedir[57], bu görüş doktrinde hakim görüş olarak kabul edilmekle birlikte fikrimizce hukuk etiği ve felsefesine göre olması gereken de budur[58]. Yine bozucu şarta dayalı olarak kurulan sözleşmelerde, sözleşmenin tarafları geriye etkili olacak bir sona ermeyi kabul ederlerse veyahut işin gereği öyle anlaşılması icap ediyorsa, bu hususta da sebepsiz zenginleşmenin uygulama alanı bulacağı kabul edilmelidir[59], imkânsızlık halinin koşulları oluşmuşsa yine aynı kalıp uyarınca iade söz konusu olabilecektir[60]. Nişanlılığın evlenme haricinde sona ermesi hallerinde kusur şartı aranmaksızın nişanlıların birbirlerine, anne ve babaların yahut onlar gibi davranan kimselerin diğer nişanlıya vermiş oldukları mutat olmayan hediyeler sebepsiz zenginleşme hükümlerince geri istenebilecektir. Aynen veya mislen geri verilemeyen hediyelerin durumu ise rayiç bedel belirlenerek geri vermenin konusunu oluşturacak ve nedensiz edinime göre bu iade sağlanacaktır. Nişanlılık kurumu her ne kadar evlenmeye zorlama hakkını bir diğer nişanlıya vermese de evlilik birliğinin kurulmasına yönelik yapılan lüks, alışılmışın dışında harcamaların, bu birlikteliğin evlenme dışında sona ermesiyle birlikte TMK m.122’de de belirtildiği gibi karşılıklı olarak iade sürecine konu olabileceği açıktır. Özellikle maddenin ikinci fıkrasında sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak[61] bu iadenin yapılacağının belirtilmesinin sebebi bağışlama sözleşmeleri uyarınca yapılacak iadelerin önünü keserek bu hususta nedensiz iktisabın uygulanmasını sağlamaya yöneliktir[62]. Yine unutulmaması gereken nokta ise, geçerli bir nişanlanmanın varlığı ve hediyelerin nişanlanma sebebiyle verilmiş olmasının gerekliliğidir[63].

2.2. İfa Dışı Zenginleşmeler:

Kurulan veya kurulacak olan hukuki ilişkinin karşı tarafına ifa düşüncesiyle yapılan bir kazandırma söz konusu olmadan bir başkası aleyhine gerçekleşen zenginleşmelerdir[64]. Burada dikkat edilmesi gereken belki de en önemli husus, ifa sonucu zenginleşmelerin tersine temelde yatan geçerli bir hukuki ilişkinin mevcudiyetinin aranıp aranmamasının önem arz etmemesidir. O halde ifa dışı gerçekleşen kazandırmalar nedensiz iktisaba dayanılarak iade talebine konu olabilirler[65]. Ancak, kanunda sayılan özel hallerin mevcudiyeti halinde sebepsiz zenginleşmenin haklılığından bahsedilemeyecektir[66]. Pek tabi kendi davranışıyla yaptığı kazandırmaların sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadeye konu olup olmayacağının tespitinde kusur faktörü aranmayacaktır[67]. Çünkü kusurun tespiti haksız fiil uyarınca açılabilecek davanın gereklilik unsurlarından biridir. Nedensiz edinimin gündeme gelebilmesi için kusur şartı aranmamaktadır. Yine hukukun cevaz verdiği konu ve davranışlarla ortaya çıkan sonuç sebepsiz zenginleştirme oluşturmayacaktır çünkü hukuk düzeni ortaya çıkarılan sonucu koruyacaktır[68], hukuka uygun rekabet etme hali, rekabetin korunması hakkında kanun ve rekabet kurumunca meşru sayıldığı ölçüde gerçekleşebilecektir. İfa dışı zenginleşmeleri kategorize edecek olursak üç şekilde gerçekleşebileceğini söyleyebiliriz bunlar:

Müdahaleden ötürü zenginleşme, masraftan kurtulmaya dayanan kazandırmalar ve borçtan kurtulmaya dayalı zenginleşmelerdir[69].

2.2.1. Müdahaleden Ötürü Zenginleşmeler:

Zenginleşenin veya bir üçüncü kişinin davranışlarıyla ortaya çıkabilir[70]. Emin sıfatıyla zilyetlik durumunun varlığında zilyet olduğu taşınır malı iyi niyet sahibi üçüncü kişiye kazandıran kimse karşısında mülkiyet hakkı sona eren malik eğer ki kusuru ispatlayamıyorsa sebepsiz zenginleşme hükümlerinden faydalanabilmektedir[71], emin sıfatıyla zilyet olan kimse müdahale yoluyla zenginleşmiş kabul edilerek eski malike bedeli iade etmesi gündeme gelebilecektir[72]. Yine örnek vermek gerekirse kaçak elektrik kullanımı[73] bizzat zenginleşenin davranışıyla ortaya çıkan müdahale yoluyla zenginleşmelerdendir[74]. Bu husustaki düzenlemelerin bir kısmı kanundan kaynaklanabilmektedir[75].( Ayrı bir başlık altında incelenecek.) Edim dışı zenginleşmelerden müdahaleye dayalı kazandırmanın bir alt başlığı olarak ayrılabilecek olan üçüncü kişinin davranışından kaynaklanan zenginleşmelere örnek olarak, başkasına tahsis edilmesi gereken bir değeri üçüncü kişinin yanlış kişiye tahsis etmesi örnek olarak verilebilir[76]. Yine maddi bir olay sebebiyle nedensiz edinimin gündeme gelmesi söz konusu olabilir[77], toprak kayması sonucunda A’nın bahçesinde yer alan ekin ve tahılların B’nin bahçesindeki ekin ve tahıllarla karışması gibi. Fakat tüm bunlar hukuk düzeninin olağan olarak nitelendireceği koşullarda gerçekleşen olaylar silsilesinin sebepsiz zenginleştirmeyi her koşulda gerçekleştireceği anlamına gelmez. Genel anlayış ve genel ahlaka binaen gerçekleşen hadiseler sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyecektir[78]. Fakirleşenin davranışıyla bilerek ve istemeyerek bir başkası lehine işlemlerde bulunması her ne kadar uygulama da pek kendine yer bulamasa da sebepsiz zenginleştirme oluşturabilir[79].

2.2.2. Masraftan Doğan Kazandırmalar:

Harcamadan doğan zenginleşmeler olarak adlandırılmakla birlikte, vekaletsiz iş görme müessesiyle karıştırılabilmektedir. Burada unutulmamalıdır ki, zenginleşmenin miktarı zenginleşenin kendisine yapmaktan kurtulduğu masraf tutarıdır[80]. Bu konuyu örnekle açıklamanın daha öğretici olduğu kanaatindeyiz. A, aslında B’ye ait olan ama kendi kümesine giren bir tavuğa farkında olmadan yem verirse yani onu beslerse, durumun farkına vardıktan sonra harekete geçerek masraflarına binaen harcamasından ötürü B’nin zenginleşmesi sebebiyle iade talebinde bulunabilecektir.​​​​​​​

2.2.3. Rücu Sözleşmesi:

Bir kimseyi masraftan kurtarmak yerine borçtan kurtararak, herhangi bir hukuki ilişkiyi göz önünde bulundurmadan kişinin kendi inisiyatifle bunu gerçekleştirmesi durumudur.​​​​​​​

3. FAKİRLEŞME

Doktrinde fakirleşmenin nasıl ortaya çıkacağı hakkında çeşitli görüşler mevcut olmakla birlikte bizim de kabul ettiğimiz baskın görüşe göre zenginleşmenin, ancak bir başkasının mal varlığındaki fakirleşmeyle bağlantılı olarak ortaya çıkması durumunda iade borcu gündeme gelebilecektir[81]. Unutulmamalıdır ki, nedensiz edinim müessesesinin yegâne amacı, mal varlığı kaymalarını telafi ederek, denkleştirici adaleti sağlamaktır[82] ve zikretmek gerekir ki sebepsiz zenginleşme kurumunun amacı, kişiye sahip olmadığı menfaatleri kazandırarak hakkaniyete aykırı bir durum ortaya çıkmasını sağlamak değildir. Türk hukukunun yanı sıra Alman hukukunda sebepsiz zenginleşme müessesesinin fakirleşme şartına bağlı olmadan vücut bulduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır[83]. Bu hususta bahsetmemiz gereken bir diğer konu ise sebepsiz zenginleşmenin ortaya çıkması söz konusu olduğunda iade borcunun mevzu bahis olabilmesi için illiyet bağının aranıp aranmayacağı sorunudur. Fikret Eren’e göre zenginleşmenin fakirleşmeden çok olduğu durumlarda, borçlunun iade borcu fakirleşmenin miktarı kadar olmakla birlikte, bu ilişkiyi illiyet bağıyla sınırlandırmak haksız iktisap kurumunu, haksız fiile bağlı borç müessesesinin bir kolu haline getirmektedir[84]. Bu görüşü destekleyebilmemiz mümkün olmamakla birlikte illi seriyi devam ettiren zenginleşme ve fakirleşme arasında objektif olarak yapılan değerlendirmelerin sonucu bizleri, iadeyi sağlama borcunun haksız fiildeki nedensellik bağından ayrılan kısmına yani herhangi bir davranıştan bağımsız bir şekilde aranan olgular arasındaki sebep sonuç ilişkisinin varlığının yeterli olacağı sonucuna götürmektedir. Sebepsiz zenginleşme kurumunun işlevi mal varlığında oluşan kaymaların telafisini sağlamaktır[85]. İsviçre ve Türk hukuk doktrinlerince kabul edilin hâkim görüş uyarınca, zenginleşmenin bir başkasının mal varlığındaki fakirleşmenin karşılığı olarak ortaya çıkmalıdır[86]. Bu konuda göz ardı edilmemesi gereken husus, nedensiz edinime konu edilen olayda fakirleşmenin miktarı iade talebinin üst sınırını teşkil etmekle birlikte, zenginleşme miktarının fakirleşme miktarından fazla olması durumunda fazlaya kalan kısım haksız iktisaba göre iadeye konu oluşturmayacaktır[87]çünkü bu durum nedensiz edinimin mantığıyla bağdaşmamaktadır[88]. Eren, bu konuda borçlunun iadeyle yükümlü olduğu kısmın fakirleşmenin miktarıyla illiyet bağı kurularak sınırlandırılamayacağını savunmakla birlikte haksız fiille aynı kapıya çıktığından bahisle savunulamayacağını belirtir. Yine başkası aleyhine zenginleşmeyle ortaya çıkan kazandırmaların, fakirleşmeye eşit olması gerektiği düşüncesi klasik görüşe göre kabul edilemez nitelikte olmakla sebepsiz zenginleşme müessesesinin amacı, geçerli bir sebebe dayanmadan yapılan hukuki işlemler sonucu gerçekleşen kazandırmaların fakirleşene iade edilmesidir[89]. Klasik görüşün en zayıf noktası ise zikrettiğimiz gibi, sebepsiz zenginleşmeyi hâksiz fiil ile bir tutmasıdır[90] oysa nedensiz edinimle haksız fiil arasındaki belki de en önemli fark; Nedensiz edinim zararı gidermeyi değil haksız olarak elde edilmiş olan kazancın iadesini konu edinmiştir[91]. Klasik görüş kanaatimizce yerinde değildir çünkü müdahale yoluyla zenginleşmeleri açıklayamamaktadır ve siz de takdir edersiniz ki nedensiz edinim gerek 818 sayılı kanunda gerek 6098 sayılı kanunda sözleşmelerden doğan ve haksız fiillerden doğan borçlar gibi ayrı bir borç kaynağı olarak kabul edilmiştir.

4. NEDENSELLİK BAĞI

Nedensiz edinime dayanılarak ortaya çıkan alacak hakkında, mal varlığı azalanın fakirleşmesi aynı zamanda fakirleşmeye bağlı olarak diğer tarafın zenginleşmesi arasında kurulacak illiyet bağının bulunması gerekir[92]. Dikkat edilmesi gereken husus ise, tazminat hukukunca[93] aranacak olan illiyet bağı sebepsiz zenginleşme için gerekmemekle birlikte yalnızca fakirleşme ve zenginleşme arasındaki sebep sonuç ilişkisinin varlığı nedensellik bağını kurmak için pek tabi yeterli olacaktır[94]. Yine unutulmamalıdır ki, kurulacak illiyet bağı dolaysızlık şartına tabi olmalıdır, dolaylı olarak fakirleşen veya zenginleşen kimseler her ne kadar geçerli bir sebebin bulunmaması şartına uyulsa da iadeyle yükümlü olmayacaklardır, herkes kimin mal varlığından zenginleşmişse fakirleşene karşı iade borcuyla yükümlü olacaktır[95]. Peki nedir bu dolaysızlık şartı? Kısaca, kimin mal varlığından zenginleşilmişse iade yükümlülüğü o kişiye ait olacaktır[96]. Yine unutulmaması gerekir ki, nedensiz edinim müessesesinin gündeme geleceği olgu ve işlerde bir üçüncü kişinin fiilleriyle işlemin gerçekleştirilmesi iade talebini engellememekle birlikte ilişkinin doğrudanlığı önem arz edecektir[97]. Örneklendirmek gerekirse, (X)’e ait bir defterin bir sayfasını alan (Y), bunu doğrudan kendisi iktisap etmeyip (Z)’nin defterlerinin arasına koyarsa (X), (Z)’ye karşı haksız iktisaba dayanarak iade talebinde bulunabilecektir.

Şahsen ifa yükümlülüğü hususu yani TBK m.83 hükmü mevzu bahis olmaktadır. Madde metninden de anlaşıldığı gibi borçlunun kişiliğinin önem arz edip etmemesi sorunu gündeme gelmektedir. Alacaklının menfaati borcun bizzat borçlu olan kişi tarafından ödenmesini veya durumun gereklerinden şahsen ifayla yükümlü olunması gerektiği anlaşılıyorsa ya da alacaklı tarafından başkası tarafından yapılacak ifanın kabulü zorunluysa borç şahsen ifa edilmek zorunda değildir[98]. Bir örnekle durumu pekiştirelim:

(X), (C)’ye karşı herhangi bir yükümlülüğü bulunmadan (aralarında sözleşmeden doğan ve söz konusu kurulacak ilişkiye bağlı bir teminat vb. durum) (Z)’ye (C)’nin borcunu öderse, (C) (X)’aleyhine pek tabi zenginleşecektir. Borç da sona ereceği için (X), (C)’ye karşı haksız iktisaba dayanan iade davası açabilecektir[99].

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASININ ASLİLİĞİ - TALİLİĞİ SORUNU

Sebepsiz zenginleşme, malvarlığındaki eksilmeye binaen haksız olarak üçüncü kişi zararına yapılan iade (istirdat) alacağı hakkı doğuran bir borç kaynağıdır[100]. Sebepsiz zenginleşme davasının tali nitelikte olduğu, diğer davalarla birlikte açılabilmesi hususunda doktrinde çeşitli görüşler bulunmakla birlikte esas itibariyle torba hüküm niteliğinde olduğu da kabul edilmektedir[101]. Doktrindeki görüşleri inceleyecek olursak, bağımsızlık görüşüne göre, her ne şartla olursa olsun haksız iktisap davası kendine özgü şartlarının gerçekleşmesi halinde diğer taleplerle yarışarak (ikincil nitelikte olmayarak) uygulama alanı bulabilecektir. Bir diğer görüş ise, mutlak ikincillik adı verilen görüştür, bu görüşe göre diğer talepler karşısında nedensiz edinimin daimî olarak taliliği söz konusu olacaktır yani söz konusu somut olayda haksız fiilden, zilyetliğe bağlanan davalardan, istihkak davasından veya sözleşmeden ya da sözleşme benzeri ilişkilerden kaynaklanan bir talebin ileri sürülmesi mümkünse haksız iktisap hükümleri bahse konu dahi olamayacak ve bu görüşe göre sebepsiz zenginleşmenin genel şartlarına başka ileri sürülmesi mümkün olan hiçbir hukuki imkanın mevcut olmaması da eklenmek durumunda olacaktır[102]. Fikrimizce Türk Borçlar Kanunu’nda haksız fiiller, sözleşmesel ilişkiye dayanarak borç doğuran hükümlerin varlığı gibi sebepsiz zenginleşme müessesesinin de bağımsız bir borç ilişkisi olarak düzenlenmesi, haksız iktisabın mutlaki ikincilliği görüşünü pek tabi gölge de bırakarak diğer davalarla yarışabileceğinin açık bir örneği olmaktadır. Mukayeseli hukukta ise Fransız hukuku incelendiğinde, sebepsiz zenginleşme davasının şartları ve koşulları ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmediği için bu hususta fikir boşluğu oluşacağı endişesiyle içtihatlar yoluyla emsal kararlar aracılığıyla sebepsiz zenginleşme davasının tali nitelikte olduğu kabul edilmiştir[103]. Alman hukukunda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, Yargıtay’a göre durumdan duruma koşuldan koşula somut olayın mahiyeti el verdiği ölçüde diğer davalarla birlikte olabileceğini her ne kadar kabul etse de bazı kararlarında ise davanın taliliğini[104] de benimsemektedir[105].

1. Sebepsiz Zenginleşme ve İstihkak Davası:

İstihkak davası, ayni haklardan mülkiyet hakkına dayanarak herkese karşı ileri sürülebilen, malik sıfatının korunmasını, mal üzerinde her türlü tasarrufu yaparak kullanma, semerelerinden yararlanma, tüketme hakkı tanıyan haklara zeval gelmesi durumunda açılabilecek ve en geniş kapsamlı yarar sağlayabilecek davalardan biridir. Davaların yarışması hususuna gelince, istihkak davası ve sebepsiz zenginleşme davasının yarışabilmesi mümkün değildir[106]. Esas mesele, mülkiyetin geçişi noktasındadır. Mülkiyeti geçmiş bir malın istihkak davasıyla talep edilebilmesi mümkün olamazken, sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak açılan davayla eski hale geri çevirme mümkün olabilecektir, istihkak talebi mal üzerindeki mülkiyete dayanır[107].

2. Sebepsiz Zenginleşme ve Zilyetlik Davaları:

Öncelikle zilyetliğin gaspı halinde açılabilecek olan TMK m. 982’ e dayalı davada, nedensiz edinim mevzu bahis edilemeyecektir. Çünkü gasp sonucu iktisap söz konusu değildir. Taşınır davasında ise, irade dışı elden çıkma hali mevcut olduğu için, haksız iktisaba dayalı iade taleplerine yer olmayacaktır[108].

3. Sebepsiz Zenginleşme ve Haksız Fiil Sebebiyle Tazmin Yükümlülüğü:

Doktrinde haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan taleplerin yarışıp yarışamayacağı tartışmalı olmakla birlikte fikrimizce, haksız fiildeki kusur ölçütünün ispatı hususunda gözden kaçırılmaması gereken en önemli nokta budur. Her ne kadar davaların yarışabileceği görüşünü benimsemiş olsak da mağdurun zararına yönelik bir sonucun ortaya çıkması durumunda hakkaniyetin sağlanamamış olması, denkleştirici adalet ilkesiyle bağdaşmayarak hukuka aykırı sonuçlara sebebiyet vereceği an diğer görüş daha isabetli olabilmektedir[109].​​​​​​​

4. Haksız İktisap ve Sözleşmeden Doğan Talepler:

Sebepsiz zenginleşmenin ancak sözleşmenin geçersizliği veya iptal edilmiş olduğu durumların varlığı halinde geçmişe etkili olarak dönme halinde söz konusu olabileceği kabul edilmekle birlikte geçmişe etkili sözleşmeden dönme sebebiyle pek tabi akitten doğan bir borçtan bahsedilemeyeceği kabul görmüştür[110]. Sözleşme ilişkisi hasebiyle kurulan temaslarda fazla ifa veya eksik ifa hallerine dayalı sebepsiz zenginleşme istemi saklı tutulur[111].

KANUN GEREĞİ SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME SAYILAN HUSUSLAR

Özellikle Eşya hukukunun konusu olan bazı hususların kanun koyucu tarafından sebepsiz zenginleşme oluşturacağı belirtilmiştir. Bu hususta TMK m. 684’ü inceleyelim. Özellikle şunu belirtmemiz gerekir ki, madde metninde de açıkça belirtildiği gibi bir şeye malik olan kimse pek tabi o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacaktır[112]. Bütünleyici parça neyi ifade eder, şartları nelerdir? Eşya yapı olarak basit ve birleşik eşya olmak üzere ikiye ayrılır[113]. Birleşik eşyayı oluşturan parçalara ise bütünleyici parça denir, bu hususta TMK m. 684/2’ye göre, asıl şeyin temel unsuru olmakla birlikte ve o şey yıkılmadıkça ve herhangi bir zarar uğramadıkça veyahut yapısında bir değişme olmadıkça ayrılmasına olanak bulunmayan ayrılamayan parçadır. Bir şeyin diğer bir şeyden bütünleyici parçası sayılabilmesi için gereken koşullar:

Fiziki bir bağlantı, ekonomik bir bağlılık aynı zamanda yerel adetlerin varlığı bütünleyici parçanın oluşmasını gerektiren koşullardır[114]. Bir eşya diğerinin esaslı bir unsurunu eklendiği anda oluşturursa[115] kendiliğinden asıl eşyanın mülkiyetine tabi olacaktır[116]. Peki bu üç koşulu taşımayan şeyler haricinde bütünleyici parça kuralı ilişkisi kurulmayacak mıdır? 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen özel durumlarla bütünleyici parça ilişkisi sayılan üç koşulun varlığı aranmaksızın kabul edilecektir[117], bunlar:

TMK m. 718/2’ye göre, bir arazi üzerine yapılmış olan inşaatlar üst arza tabidir ilkesi uyarınca arazinin bütünleyici parçasını oluşturmaktadır[118]. Yine arazi üzerine dikilen bitkiler mülkiyete tabi olacaklardır, bir şeyin maliki onun ürünlerinin de maliki olurlar[119]. Zikredilen maddeler uyarınca yapılacak tespit, eşya üzerinde kurulmuş veya kurulacak olan ayni haklar bütünleyici parçayı da kapsayacaktır unutulmamalıdır ki mülkiyet hakkı da bir aynı haktır, herkese karşı ileri sürülebilir. Bu hususta yapılacak yorum, hukuki ilişkinin kurulması sırasında taraflar anlaşarak asıl şeye ilişkin yapılacak olan tasarruf işleminin bütünleyici parçayı kapsamayacağı üzerinde bir anlaşmaya varılamaz[120]. TMK m.775 uyarınca, başkasına ait bir şeyi işleyen, emeği doğrultusunda yeni bir eser meydana getirenin meydana getirdiği eserin değeri önceki şeyden fazlaysa eşyayı işleyen yeni bir eser meydana getiren kimse, ortaya çıkan eserin maliki olabilir hatta bu hususta kötü niyetli olsa bile mahkeme kararıyla malik kılınabilir[121]. Bu konuda doktrinde verilen en güzel örnek; Heykeltıraşın başkasına ait kili, alçıyı veya diğer ürünleri kullanarak ortaya çıkardığı heykel, bahse konu olan maddenin uygulamadaki görüntüsüne örnek teşkil edebilecektir. Yine TMK m.776 uyarınca, karışma veyahut birleşme yoluyla gerçekleşen edinmelerde ifa dışında gerçekleşen nedensiz edinim söz konusu olabilir[122]. Hükmün ikinci fıkrası incelendiğinde, karışan veyahut birleşen mallardan biri diğerinin yanında diğerine oranla değersiz kalıyorsa (önemsizlik) asıl şeyin mülkiyetine tabi olmakla birlikte mülkiyet hakkını kaybeden denkleştirci adalet ilkesi prensibinin temelinde yatan düşünceye dayanarak, mülkiyet hakkını kaybeden kimsenin mal varlığındaki aktiflerinin azalması ya da pasiflerinin artmasından sebeple, TMK m.776/3’e göre haksız iktisap müessesesini gündeme getirebilecektir[123].

TAŞINIR MÜLKİYETİNİN DEVRİNDE SEBEBE BAĞLILIK (İLLİLİK) PRENSİBİNİN KABUL EDİLİP EDİLMEMESİ DURUMUNDA SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME HÜKÜMLERİNİN UYGULAMA ALANI

Bu konu esas itibariyle Eşya Hukuku’nun konusu olmakla birlikte bu hususta yapılan tasarruf işlemlerini mukayeseli hukuka göre sebepsiz zenginleştirmeye konu olup olmadığını inceleyerek Türk Hukuk doktrinindeki tartışmalara değineceğiz.

Taşınmazların devrine ilişkin yapılan hukuki işlemlerde, sebebe bağlılık prensibinin kabul edildiği, gerekirse TMK m.1024/2 uyarınca yolsuz tescile dayanan tapu sicilinin düzeltilmesi davasının açılacağı Türk hukuk doktrinince kabul edilmiştir[124]. Tapu sicilinin aleni olduğu ilkesi gereğince, taşınmaz üzerindeki hakların kamuya açıklığını sağlamak adına ve ayni hak kazanmanın yolunun tapu siciline yapılacak tescilden geçtiğinin altını çizerek taşınmazlar için sebebe bağlılık ilkesinin kabul edildiğini belirtmemiz yanlış olmayacaktır[125]. Peki taşınırlarda bu aleniyet nasıl sağlanacaktır? Taşınır kelimesinden ne anlamamız gerektiğini TMK m.762 bizlere açıkça zikretmiştir, taşınmaz mülkiyetin konusuna girmeyen ve nitelikleri itibariyle taşınmaya elverişli olan maddi şeyler taşınır olarak adlandırılır[126]. Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devrinin gerektiği ise, TMK m. 763’te karşımıza çıkar. Zilyetliğin devrinin bir hukuki işlem olduğunu kabul edersek, bu işlemin temelinde yatan borçlandırıcı işlemin geçersiz veya var olmadığı durumlarda mülkiyetin naklinin gerçekleşip gerçekleşmediği tartışmalıdır[127]. Bu hususta asıl olan ayni sözleşmenin yapılmadığı ihtimalinde devrin gerçekleşip gerçekleşmediğinin akıbetidir[128]. Mukayeseli hukukta bu konu hakkındaki gelişmelere bakacak olursak, İsviçre Hukuku’nda 1929 yılına kadar taşınır mülkiyetinin nasıl yapılacağı, dayanağı, mülkiyetin geçişiyle ilgili bir hüküm bulunmamaktaydı[129], bu sebeple geçerli bir sebebin varlığı aranmıyordu. İsviçre federal mahkemesinin 1929 yılındaki kararıyla, sebebe bağlılık görüşü taşınırlarda da kabul edildi[130]. Taşınır mülkiyetinin devrine ilişkin olarak yapılan tasarruf işleminin hukuki dayanaktan yoksun olduğu veya sebebin geçersizliğinin ileri sürülmesi halinde mülkiyetin geçişi sebebe bağlılık ilkesinin kabul edildiği durumlarda, mülkiyet pek tabi karşı tarafa geçmemiş olmakla birlikte bu hususta istihkak davası açarak (kazandırıcı zamanaşımlarını da göz önünde tutarak) mülkiyetin iadesini isteyebilecektir[131]. Soyutluk ilkesinin kabul edildiği durumlarda ise, ayni sözleşmenin varlığı aranmadığından zilyetliğin geçişiyle birlikte mülkiyetin devrinin de geçmiş olduğu kabul edilecek fakat bu kazandırma devralanı nedensiz zenginleştirecektir[132]. Soyutluk ilkesinin benimsendiği farz edilirse[133], TBK m.77’e[134] dayanılarak devreden haksız iktisap hükümlerince iade talep edebilecektir[135]. Fikrimizce, sebebe bağlılık prensibinin benimsenmesi hukuk felsefesi ve mantalitesi açısından daha yararlıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDE İADE BORCUNUN KAPSAMI

Nedensiz edinime göre zenginleşen kimsenin zenginleştiği kısmı iade borcuyla mükellef olması iyi niyetli olup olmamasına göre farklılık arz etmektedir[136]. Bu hususta ikili bir ayrım yaparak incelemeyi uygun bulmakla birlikte zenginleşmeye etki eden diğer unsurları da gözden kaçırmamaya dikkat edeceğiz.​​​​​​​

1. İyi Niyetli Zenginleşenin İade Borcunun Kapsamı

TBK m.79/1’e göre, iyi niyetli olarak zenginleşenin kazanımları, fakirleşenin iade talebiyle karşı karşıya kaldığı zaman da zenginleşen iyi niyetli olduğu için, elinde kalanla[137] sorumlu olacaktır[138]. Dikkatinizi çekecek olursa, haksız yere meydana gelen zenginleşmenin tamamen iadeye konu olması kuralının istisnası olarak kanun koyucu bu hususta bir düzenleme yapmayı uygun bulmuştur. Peki bu düzenlemeyle amaçlanan nedir?

İyi niyetli olarak zenginleşen, zenginleştiğinden haberi olmamak koşuluyla zenginleştiği miktarın bir kısmını elinden çıkarmışsa ve bunu karşılayacak bir ikame değer mal varlığında bulunmuyorsa zenginleştiği miktarın tamamını geri vermek zorunda değildir[139]. Bu düzenlemeyle amaçlanan ise[140] sebepsiz ve habersiz olarak zenginleşenin, kazanımın gerçekleşmemiş olduğu zamanki mal varlığı değerleriyle sebepsiz zenginleştiğinden bahisle iade borcuyla yükümlü olduğu zamanki mal varlığı değerlerinin azalacağı göz önünde bulundurularak sebepsiz zenginleşmeyle birlikte içinde bulunduğu ekonomik durumdan daha kötü bir duruma düşmemesi amaçlanarak[141], zarara uğramasının önü kesilmeye çalışılmıştır[142]. Peki iyi niyet ifadesinden ne anlamamız gerekir? İyi niyet neyi amaçlar?

Burada önemli olan kanunun bir sonuca iyi niyet bağlaması hususudur ve unutulmamalıdır ki asıl olan iyi niyetin varlığıdır, yani hukuk düzenince bireyler iyi niyetli kabul edilirler iyi niyetli olmadığının ispatı gerekmektedir. Pek tabi TMK m.3’e göre gerekli dikkat ve özeni göstermeyen kimsenin iyi niyetli kabul edilemeyeceği de açıktır. Hükme dayanılarak yapılacak yorum ise, kişinin iyi niyetli sayılabilmesi için kendisine yapılan kazandırmaların geçerli bir sebebe dayanmadığını bilmemesi yeterli olmamakla birlikte bu konuda gerekli dikkat ve özeni göstermesi de gerekecektir[143]. Doktrindeki bazı yazarlarca savunulan gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi hususunun zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren iade borcunun bahse değer görülmesi anına kadar sürdürülmesi gerekmediği görüşüne katılmamakla birlikte bu çizgide objektif özen yükümlülüğüne yakın bir düşüncenin olması gerektiği kanaatindeyiz, bu kurumun kötüye kullanılmasının önüne geçilmek için sübjektif ölçütün çoğu zaman yanıltıcı olabileceği düşüncesine sahibiz[144]. Yine dile getirilmelidir ki zenginleşmenin kötü niyetli olduğunun tespiti için, zenginleşenin iadeyle yükümlü olduğunu bilmesi yeterliyken iadeyi kime yapacağını henüz bilmemesi iyi niyetli sayılmasına yetmemekle birlikte TMK m.79/2’nin uygulanması söz konusu olabilecektir[145].

Zenginleşmenin ortadan kalkması sonucunda iadenin nasıl yapılacağı hususu akıllara geldiğinde özellikle bu konu borcun imkânsızlık sebebiyle iade edilememesi hususuyla karıştırılmamalıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 136,137 ve 138. maddelerinde sözleşmelerin ifa imkansızlığı ele alınmıştır. TBK m.79/1 hükmü ışığında iktisaba konu olan şeyin iadesinin mümkün olmadığı hallerin varlığında değerlerin iadesinin neye göre hangi unsurlara dayanarak yapılacağını incelemeye çalışacağız. Öncelikle şunu dile getirmemiz gerekir ki, iadeyle sorumlu olan zenginleşenin iyi niyetli olması ihtimalinde kusurlu olup olmamasının tespiti önem arz etmeyecektir[146]. Söz gelimi farkında olmadan (iyi niyetli olarak) iktisap ettiği bir kitabın yanmasına sebep olan zenginleşenin kitabın yanmasına her ne kadar kusuru olsa da zenginleşmeye konu olan şey ortadan kalktığı için hukuki olarak sonuç doğuran bir edinimin varlığından da bahsedilemeyecektir, bu sebeple iade borcunun tarafı haline gelmekten kurtulacaktır[147]. Fakat dikkat edilmelidir ki, iadeye konu olan şeyin ortadan kalkmasına kadar zenginleşene yarar sağlaması ihtimalinde pek tabi elde edilen kazanım iade borcunun konusunu oluşturabilecektir[148]. İvazsız kazandırmalar söz konusu olduğundaysa durum tartışmalıdır[149]. Pekâlâ iyi niyetli olarak gerçekleşen kazanmanın zaman geçtikçe değerinin artması ihtimalinde kazanım sahibi iade borcundan kaçınabileceğini ileri sürebilecek midir?

İade borcundan kaçınamayacaktır çünkü iade borcunun kapsamına iadeye konu olan şeyin semereleri de girmektedir, sebepsiz zenginleşmenin hiç gerçekleşmemiş olması ihtimalinde fiili hakimiyeti veya şeyi elinde bulunduran kimsenin getirilerinden yararlanabileceği, mülkiyet hakkına sahip olması ihtimalinde ise dilediği gibi kullanma, yararlanma, tasarruf etme hakkına sahip olduğu unutulmamalıdır yine zenginleşmenin konusu masraftan kurtulma da olabilir ki masraftan kurtulma yoluyla gerçekleşen zenginleşmelerin olduğundan da bahsetmiştik[150].

Doktrindeki geleneksel baskın görüş olan fark teorisine göre, haksız olarak zenginleşen kimsenin mal varlığındaki değerlerin ölçütü zenginleşmenin gerçekleşmediği farz edildiğinde gerçekleştiğine oranla daha az ise fazlalık ölçütü bir karşılaştırmaya tabi tutularak iadeye konu olabilecektir, Von Mayr’a göre kar ve zarar ölçütlerinin mukayese edilmesi sonucu bu görüş ortaya çıkmıştır[151]. Fikrimizce, fark görüşünü savunanlar sebepsiz zenginleşme kurumunun denkleştirici adaleti sağlama ve hakkaniyet[152] prensiplerine göre fakirleşen aleyhine ortaya çıkan zararın da bu konuda göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünerek meydana gelen fazlalıkların fakirleşene verilmesi konusunda ısrarcı olmuşlardır. Keza İsviçre federal mahkemesi ve Yargıtay’da bu ilkeleri göz önünde bulundurarak karar vermektedirler[153]. Doktrinde savunulan modern (yeni) görüş olarak adlandırılan bir diğer görüşe göre, iade borcuna konu olan şey yalnızca doğrudan iktisap edilen şeyden ibarettir[154], mal varlığındaki azalmalar veya artmalar iade borcunun konusunu oluşturmayacaktır. Von Thur’a göre, nedensiz kazanıma konu olan şey zenginleşene ait olduğu sürece nesne veya onun değerinden ibaret olacaktır[155]. Flume ise, sebepsiz zenginleşmeye dayanacak olan mal varlığı eksilmelerinde durumun koşullarının göz ardı edilmemesi gerektiği ve gerektiği ölçüde indirime konu olabileceğini söylemiştir[156].

2. Kötü Niyetli Zenginleşenin İade Borcu:

Türk Borçlar Kanunu 79/2’ye göre, kendisine bir kazandırmada bulunulduğunu fark eden zenginleşenin, zenginleşmeye konu olan şeyi mal varlığından çıkarırken iadeyle yükümlü olacağını bilmesi veya bilmesi gerektiği halde malı elinden çıkarması halinde iade yükümlülüğünden kurtulması söz konusu olmayacaktır[157]. Pek tabi ‘malı elinden çıkarması’ ibaresinden anlaşılması gereken sadece zenginleşmeye konu olan malın bir başkasına devri olmamakla birlikte, mal üzerinde yapılacak her türlü kullanma, yararlanma, tüketme, zarar verme fiillerini içermekle birlikte iade edilemez hale getirecek olan tüm maddi fiilleri kapsamalıdır[158]. Bu hususta iktisapla birlikte zenginleşene kazandırma sebebiyle sağlanan yararın iade talebinin sınırlandırılması yönünden bir kriter olarak görülmesi söz konusu olmayacağı gibi TMK m.3 ışığında kötü niyetin varlığı saptandığı halde iade yükümlülüğünden kurtulması söz konusu olamayacaktır[159]. Her ne kadar kötü niyetli olarak zenginleşen[160] kimsenin zenginleştiği miktarın tamamıyla iade yükümlüsü olduğu kabul edilse de kazandırma sonucunda gerçekleşen dış olaylar veyahut üçüncü kişinin bir davranışı yüzünden ortaya çıkan zarardan iade borçlusu genel hükümlerce (TBK m.112 vd.) sorumlu olacak ve bu hususta gerçekten herhangi bir kusurunun[161] bulunmadığını ispat ettiği ölçüde iade borcundan kurtulabilecektir[162]. Bu hususta dikkat edilmesi gerekir ki, TBK m.117/II uyarınca borçlunun temerrüde düşürülmesi hallerinde ihtarın gerekliliği hususu haksız iktisap müessesesi için zenginleşmenin gerçekleştiği tarihin esas alınmasının gerekliliği ayrıca bir ihtara gerek görülmezken, kazandırmanın yapıldığı kişinin iyi niyetli olması halindeyse ihtarın varlığı şart koşulmuştur[163].

İADENİN GERÇEKLEŞMESİ VE BUNA BAĞLI ORTAYA ÇIKAN TALEPLER

Türk Borçlar Kanunun 80. Maddesinde zenginleşenin iade yükümlülüğünün kapsamına haksız iktisap ettiğinden bahisle iade edeceği mala yapmış olduğu bazı masrafların (giderlerin) iade isteyenden istenebileceği düzenlenmiştir[164]. Zenginleşmeye konu olan şey için yapılmış olan masrafların iadesinde tespit edilmesi gereken, masrafın yapıldığı anda iyi niyetli olunup olunmadığıdır[165].

TBK m.80/1’e göre, zenginleşenin iyi niyetli olması halinde, edinimi üzerindeki zorunlu ve yararlı giderleri iade alacaklısından isteyebilecektir[166]. Unutulmamalıdır ki, doğrudan iadeye konu olan şeyin bakımı, korunması, değer kaybının önüne geçilmesi gibi yapılan masraflar bu hükmün uygulama alanına girecektir[167] mamafih, mal varlığında bulunan diğer envanterlerin rayiç değerin altında kalması veya bakıma muhtaç olması sebebiyle yapılan harcamalar, eksilmeler zenginleşmeye konu olan şey için ortaya çıkmış olsa bile yasa kapsamında değerlendirilemeyecektir[168]. TBK m. 80’e göre, hangi giderlerin zorunlu veya yararlı veyahut faydalı gider olacağı belirtilmemiş olmakla birlikte bu husus eşya hukukunda da tartışmalara sebebiyet vermekle birlikte net bir ayrım yapmak somut olayın özelliklerine göre zor olabilmektedir mamafih TMK m.994/I’e[169] göre, iyi niyetli olarak zilyet olan kimse, zilyetliğe konu olan şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderlerin tazmin edilmesini isteyebilmekle birlikte, kendisine tazmin edilene kadar tabiri caize ödemezlik def’i gibi zilyetliğe konu olan şeyi geri vermekten kaçınabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun beşinci kitabı olması sebebiyle bir bütünlük arz eder ve TBK’da hüküm bulunmayan hallerde, genel nitelikteki diğer bir kanun olan TMK hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Biz de bu hususta TMK’nın ilgili maddelerine konu olan zilyetliğe yapılan giderlerin iadesi alanındaki hükümlere değinmeyi doğru bulduk.

Zenginleşenin iyi niyetli olması ihtimalinde, yapmış olduğu ‘zorunlu’ ve ‘yararlı’ giderleri iade alacaklısından isteyebilecektir. Pekâlâ zorunlu ve yararlı giderlerden ne anlamamız gerekir?

Öncelikle gider (masraf) ile kastedilen şeyin eşya üzerine yapılan her türlü harcama olduğunu söylememiz gerekecektir[170]. Bu hususta giderleri; Zorunlu, yararlı ve diğer giderler (lüks giderler) olmak üzere üçlü bir ayrımla incelemek yanlış olmayacaktır[171].

Zorunlu giderler, şeyin korunması işlevselliğini sürdürmesi masrafa konu olan şey için olmazsa olmaz giderler olarak ifade edilebilir[172]. Verimin azalmasına yol açar, objektif bir zorunluluk esasına göre tespit edilir yani edinim sahibinin bakış açısıyla yapılması gereken bir gider olmaktan öte tabiri caizse ‘o durumda kim olsa aynısını yapardı’ bakış açısıyla mal varlığında zenginleşmeye konu olan şey için yapılan bir harcama olması gerekmektedir[173]. Özellikle belirtmek isteriz ki, zorunlu masrafların yapılması hususunda masrafa konu olacak şeyin bünyesinde maddi veya şekli bir değişikliğin gerekliliği şartı aranmamakla birlikte, hukuken yapılması şart olan giderlerin[174] yapılması da zorunlu masraflar kategorisinde kabul edilmelidir[175].Bu hususta zenginleşen iyi niyetli olsun olmasın edinimi üzerindeki zorunlu giderlerin tazminini[176] alacaklıdan talep edebilecektir[177], unutulmamalıdır ki zenginleşmeye konu olan şey artık fakirleşenin işine yaramayacak[178] olsa dahi şey üzerindeki masraflar talep konusu oluşturacaktır[179].

Faydalı giderler, zenginleşmeye konu olan şey üzerindeki olmazsa olmaz niteliği taşımayan, yapılması zorunluluk arz etmeyen fakat yapıldığı şey üzerindeki değeri artıran gideler olarak tarif edilebilir[180]. İhtilaf, faydalı giderlerin belirlenmesinde doktrinde ortay çıkan görüşlerin tespitinde çıkmaktadır. Sübjektif artış görüşü alacaklı açısından durumu ele almaktadır, yapılan giderler alacaklı için faydalıysa bu kategoriye girecektir[181]. Objektif değer artışı görüşüne göre, masrafa konu olan şeyde objektif (herkes tarafından kabul edilebilecek) bir artışın varlığı yeterli olacaktır, kişisellik ölçütü aranmayacaktır[182].

Bu hususta TBK m.80 ışığında iyi niyetli olarak zenginleşenin edinimine konu olan şey üzerinde yaptığı zorunlu ve faydalı giderleri isteyebileceğinin bir kez daha altını çizmek isteriz, gözden kaçırılmamalıdır ki, iade anı sırasında iyi niyetli olarak zenginleşen kimsenin zenginleştiği şey üzerinde yaptığı masrafların (zorunlu ve faydalı giderlerin) iade alacaklısı tarafından ödenmemesi üzerine Türk Borçlar Kanunu’nun 97. Maddesinde ele alınmış olan ifanın yapılacağı an sıra hususu kıyasen uygulama alanı bularak, zenginleşen iadeden kaçınabilecektir[183]. Akıllara gelen bir diğer hususta, yapılmış olan masrafların özellikle nakdi bir gider şeklinde gerçekleşmiş olması ihtimalinde faizin yürütülüp yürütülemeyeceği sorunudur. Bu hususta iyi niyetli zenginleşenin dava tarihinden itibaren olmak koşuluyla faize başvurabileceğini savunanlar vardır[184].

Pekâlâ iyi niyetli zenginleşenin, kazanımı üzerinde yaptığı zorunlu ve faydalı giderleri iade alacaklısından isteyebileceği hususuna değindiğimizi anımsatarak eşya üzerinde yapılmış olan lüks masrafların (diğer giderler) akıbeti ne olacaktır?

Lüks masraflar, herhangi bir gereklilik arz etmeyen tamamen keyfi olarak yapılan, göze hitap eden estetiksel veya kişisel zevki artırmak adına yapılmış olan giderlerdir[185]. Lüks masrafların sınırının belirlenmesinde[186] çeşitli görüş ayrılıkları mevcut olmakla birlikte özellikle Feyzioğlu’nun bakış açısına göre diğer giderlerin sınırının fazlaca genişletildiği eleştiri konusu olmuştur[187]. Belirtmek gerekir ki, iyi niyetli zenginleşen de kötü niyetli zenginleşen de iade alacaklısından lüks giderlerin masraflarını talep edemeyeceklerdir[188]. Mamafih unutulmamalıdır ki, TBK m.80/3’ün son cümlesinde, söküp alma hakkı olarak tanımlanabilen ve asıl şeye herhangi bir zarar vermemek kaydıyla asıl şeyden ayrılabilen, iade anında yapılmış olan masrafın ödenmesi önerilmemiş olan fazlalık iadeyle borçlu olan tarafından alıkonulabilecektir[189]. Söküp alınabilme hususuna konu olacak eşyanın bütünleyici parça[190] mı eklenti mi olduğu hususuna değinmek gerekecektir.

Eklenti, TMK m. 686/II’de tanımlanmıştır. Asıl şeye bağlı olan ve asıl şeyin kullanılmasında, işletilmesinde ona yarar sağlaması için özgülenen, taşınır mal olarak ifade edilebilir. Eklentiden bahsedilebilmesi için pek tabi iki koşulun bir arada olması gerekmektedir:

İki eşya arasında iç bağlantı (çift taraflı bir yarar sağlanması) ve dış bağlantı (şeyler birbirine bağlanabilir, monta edilebilir olmalıdır.) olmalıdır[191]. Yine unutulmamalıdır ki, taşınmazlar eklenti oluşturamazlar. Eklenti hususuna da değindikten sonra, bütünleyici parça ve eklenti arasındaki alıkoymanın şartlarını inceleyelim.

İade borcuna konu olan şeyin eklenti niteliğinde olması ihtimalinde, herhangi bir karşılık ödeme önermesi gibi engellerle karşılaşmadan istediği gibi alıkoyma hakkını kullanabilecektir fakat iade borcuna konu olan şeyin bütünleyici parça olması ihtimalinde, madde metninde de belirtildiği gibi ‘söküp alma hakkı’ adı verilen ve birleştirildiği parçadan zararsızca ayrılabilecekse (pek tabi karşılık önerilmediği ihtimalinde[192]) bu hakkını kullanabilecektir[193].

TBK m.80/ ışığında, iyi niyetli olmayarak zenginleşenin iadeye konu olan şey üzerindeki zorunlu giderlerin karşılanmasını isteyebileceğini söylememiz yanlış olmayacaktır[194]. Aynı şeyi yararlı giderler için söylemek ise doğru olmayacaktır bu konuda iyi niyetin varlığı önem arz ettiği için iadeyle borçlu olan kişi (kötü niyetli zenginleşen) iadeye konu olan şey üzerinde yapmış olduğu faydalı gideri yalnızca iade anında mevcut olduğu halde isteyebilecektir yani bu cümleden anlamamız gereken, yararlı bir giderin yapıldığı andan iade anına kadar mevcudiyetinin varlığı ancak masrafın talep edilebilmesini sağlayabilecektir[195]. Lüks giderlerin ise ister iyi niyetli ister kötü niyetli zenginleşen tarafından istenemeyeceği hususuna ise değinmiştik[196]. Söküp alma hakkının uygulama alanı bulacağı ihtimalindeyse yine zenginleşenin iyi niyetli veya kötü niyetli oluşu önem arz etmeyecektir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DE ZAMANAŞIMI

Nedensiz edinime dayalı olarak ileri sürülecek zamanaşımı def’i Türk Borçlar Kanunu’nun 82. Maddesinde ele alınmıştır. TBK m.82 ışığında, geri istemenin şartları bu hakkın varlığının öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve herhalde zenginleşmenin gerçekleşmiş olduğu tarihten itibaren 10 yıl sonra haksız iktisaba dayalı olarak iade talebi zamanaşımına uğrayacaktır[197]. Bu hususta öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı kavramlarına konunun daha iyi anlaşılması açısından değinmek gerektiğini düşünüyoruz.

1. Zamanaşımı:

Bir alacak hakkının uzun süre kullanılmamış veya kullanılamamış[198] olması sebebiyle dava edilebilme hakkını ortadan kaldırın bir husustur. Zamanaşımı müessesesiyle esasında borcun varlığı sona ermemekle birlikte hukuken istenebilme durumu değişmektedir[199]. Def’i niteliğindedir bu sebeple hâkim tarafından taraflar talep etmedikçe bizzat incelenmeyecektir[200]. Niteliği itibariyle eksik borç oluşturur, belirtmek gerekir ki zamanaşımı süresi ancak kanundan doğabilir ve zamanaşımının kesilmesi mevcut durumlar halinde söz konusu olabilmektedir[201]. ​​​​​​​

2. Hak Düşürücü Süre:

Bizzat hakkın varlığını sonlandıran müessesedir, itiraz niteliğinde olmakla birlikte hâkim tarafından re ’sen bir incelemeye tabi tutulup, taraflarca yargılamanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkündür[202]. Yine unutulmamalıdır ki, mücbir sebebin varlığı dahil hak düşürücü sürenin kesintiye uğraması mümkün olmamakla birlikte kamu düzenine ilişkindir ve taraflarca yapılan bir antlaşmayla hak düşürücü sürenin varlığı tanınabilir[203].

Zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin ne anlama geleceğini açıkladıktan sonra sebepsiz zenginleşme kurumundaki yansımalarını inceleyelim[204]. Zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağının tespiti uygulama da zor olmakla birlikte, iade alacaklısının iade borçlusunu ve edinime sebep olan miktarı[205] bilmesi gerekmektedir[206]. 10 yıllık genel zamanaşımının başlangıcı ise hiç şüphesiz haksız iktisabın gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlayacaktır.

SONUÇ

Bu çalışmamızda sebepsiz zenginleşme kurumunun genel özelliklerini, haksız iktisabın tarihçesini, konusunu, amacını, şartlarını, asliliği-taliliğini, (torba hüküm olup olmamasını), kanuna bağlı olarak belirlenen hususları, taşınır mülkiyetinin devrindeki illilik prensibi uyarınca benimsenen görüşlere göre uygulama alanını, iade borcunun kişinin iyi niyetli olup olmamasına göre kapsamını, iade söz konusu olduğunda iadeye konu olan (iktisap edilen) şey üzerinde yapılmış olan masrafların istenip istenemeyeceği veya hangi masrafların istenip hangi masrafların istenemeyeceği konusunu ve haksız iktisap müessesinde zamanaşımının rolünü Yargıtay kararları ışığında incelemeye çalıştık. Sebepsiz iktisap müessesesinin önemine dikkat çekmeye çalışarak, bazı hususlarda kendi görüşlerimizi de dile getirdik, içinde bulunduğumuz şu süreçte Dünya Sağlık Örgütünün Pandemi ilan ettiği Corona (covid19) virüsüyle mücadele eden tüm vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa acil şifalar diliyoruz, tekrar eskiye dönebilmenin hayaliyle son kelimelerimizi sizlere ulaştırmak istedik, faydalı bir çalışma olması dileğiyle...

Çalışmayı Hazırlayan:

Muhammet Can KARACA

KAYNAKÇA

1. Ali Bakkal, Borçlar hukukunda sebepsiz zenginleşme kurumunun genel şartlarından "fakirleşme" üzerine mukayeseli bir tetkik, Harran Üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi, yıl:2001 sayı: ıı, s. 7-46

2. Araş. gör. Barış Demirsatan, Türk borçlar kanunu’nun 78. maddesinin uygulama alanına ilişkin olarak yargıtay hukuk genel kurulu’nun 14. 3. 2012 tarih ve e. 2011/13-748 k. 2012/140 sayılı kararının* değerlendirilmesi, (iühfm c. lxxı, s. 2, s. 563-576, 2013)

3. Budak/Karaaslan, Medeni Usul Hukuku, Adalet yayınevi, 3. Bası, Eylül 2019

4. Dr. Fülürya Yusufoğlu, poliçede sebepsiz zenginleşmeden doğan talep hakkı, Galatasaray üniversitesi hukuk fakültesi dergisi 2015/ı, s.123-157

5. Dural/ Öğüz/ Gümüş, Türk özel hukuku cilt-3 aile hukuku, Filiz kitabevi, Eylül 2019

6. Ege Türel, Roma hukukundan günümüze hukuki sebep ve sinallagma ilişkisi, mühf-had, tahiroğluna armağan

7. Eren Fikret Borçlar Hukuku Genel Hükümler 24. baskı Ankara 2019

8. Feyza Ünver, Sebepsiz zenginleşmeye uygulanacak hukuk tezi, İstanbul 2011

9. Hukuk tarihi açısından sebepsiz zenginleşme dogmatiği, yazan: Prof. Dr. R. Feenstra (leyden), çeviren: Doç. Dr. Özcan Karadeniz

10. İsviçre hukukunda sebepsiz zenginleşmenin (haksız iktisap) umumi şartları üzerinde bir inceleme, yazan: Dr. Andre Bussy, çeviren: Dr. Kemal Tahir Gürsoy, Hukuk fakültesi mecmuası, sayı:139- jurix aracılığıyla

11. Kazancı İçtihat Bilgi Bankası

12. Kuzgun/Kuzgun, İyi niyetli sebepsiz zenginleşenin geri verme borcunun sınırlandırılması sorununun Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi İstanbul kültür üniversitesi hukuk fakültesi dergisi sayı 1 Ocak 2018,

13. Kürşad Nuri Turanboy, Sebepsiz zenginleşme davasının asli-tali niteliği, Gazi üniversitesi hukuk fakültesi dergisi (c.1, s.2,1997.1, s.2,1997)

14. Nar/ Aksan, Nişanlanmanın sona ermesinde hediyelerin geri verilmesi, (makale) Erzincan, 2010

15. Oğuzman/ Öz Borçlar Hukuku Genel Hükümler II. Cilt, Gözden geçirilmiş 19. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2017, Yayın no:508

16. Oğuzman/ Seliçi/ Oktay-Özdemir Eşya hukuku kısaltılmış ders kitabı, Filiz kitabevi, İstanbul 2019

17. Özel Sibel, Sebepsiz Zenginleşme davasında kanunların ihtilafı meselesi, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Yıl 1999, Cilt 19, Sayı 1-2

18. Özge Özbek, Taşınır mülkiyetinin devrinde sebebe bağlılık (illilik) – soyutluk (mücerretlik) meselesi, The Causal System and the AbstractSystem on the Transfer of Ownership of Movable Goods (makale)

19. Prof. dr. Haluk Burcuoğlu, Taşınır mülkiyetinin devrinde sebebe bağlılık ve soyutluk kavramları ve bu kavramlar kapsamında sebepsiz zenginleşme, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 4 (1), 57-82

20. Prof. Dr. Haluk Nami Nomer, Borçlar hukuku genel hükümler, Aralık 2018, 16.baskı, beta

21. Prof. Dr. Şeref Ertaş, Sürekli borç ilişkilerinde zamanaşımı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 3093-3104 (Basım Yılı: 2015)

22. Tanju Uygur, Zamanaşımı ve Hak düşürücü süreler, Ankara barosu makaleler, s.675 (internet kaynağı, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/1975-5/4.pdf)

23. Tuba Akçura Karaman, Sona ermiş ve geçersiz sözleşmelerde tarafların ifa etmiş oldukları edimlerin iadesi, Gühfd

24. Turguy Günay Pınar, Sebepsiz Zenginleşenin İade Borcu, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek lisans tezi, 2007, Kayseri

25. Vardarhamamcıoğlu/Aydın, Eşya Hukuku Pratik Çalışmaları (Açıklamalı- Şematik- Çözümlü), On iki levha yayınları

---------------------------------------

[1] FİKRET EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2009, Beta, 11.bası, s. 801 vd.

[2]OĞUZMAN-ÖZ Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt-II, Gözden geçirilmiş 13. Bası, İstanbul 2017, Vedat Kitapçılık, s.312

[3]OĞUZMAN-ÖZ a.g.e s.321

[4]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, Sebepsiz Zenginleşme Davasının Asliliği-Taliliği, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (c.1, s.2,1997.1, s.2,1997)

[5] OGUZMAN-ÖZ ÖZ a.g.e s.311

[6] OĞUZMAN-ÖZ a.g.e, s.311

[7] ÖZ-OĞUZMAN a.g.e s.313

[8] ÖZ-OĞUZMAN a.g.e s.313

[10] ÖZ-OĞUZMAN a.g.e s..314

[11] ÖZ-OĞUZMAN a.ge., s.314,315

[12] DURAL, ÖĞÜZ, GÜMÜŞ, Türk Özel Hukuku, Cilt-3, Aile Hukuku, Filiz Kitabevi, Eylül 2019, İstanbul

[13] ÖZ-OĞUZMAN a.g.e, s.381,382,384

[15]FEYZA ÜNVER a.g.e 2011

[16]EGE TÜREL, Roma Hukukundan Günümüze Hukuki Sebep ve Sinallagma İlişkisi, Mühf-had Tahiroğlu’na armağan, s.368,369

[17]EGE TÜREL, a.g.e, s.368

[19]EGE TÜREL, a.g.e, S.369

[20]EREN FİKRET, a.g.e s. 951

[21]FEYZA ÜNVER, a.g.e, s.5, İstanbul 2011- OĞUZMAN-ÖZ a.g.e, s.320, 2017, İstanbul

[22]Sebepsiz zenginleşme kurumunun şahsilik prensibi uyarınca ayrıca bknz. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2013/12387 KARAR NO:2013/12539

[24]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, a.g.e s.98

[25]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, a.g.e s.95

[26]İsviçre hukukunda sebepsiz zenginleşme (haksız iktisap)umumi şartları üzerine bir inceleme, yazan: DR. ANDRE BUSSY, çeviren: DR. KEMAL TAHİR GÜRSOY, hukuk fakültesi mecmuası, s.95

[27]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e s:317 vd.

[28]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s:318 vd.

[29]Eklemek isteriz ki, kanundan ve tarafların iradesinden bağımsız olarak doğan, mal varlığı kaymalarını önlemek amacıyla yasa koyucu tarafından haksız fiil ve sözleşmeden doğan borç ilişkileri gibi ayrı bir borç kaynağı olarak tesis edilmesi tarafların iradelerindeki sakatlıkların borç ilişkisini sona erdirmeyeceğinin altını çizerek hüküm kurmayı gerektirecektir.

[30]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e: s.321 vd.

[31]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e s:322

[32]BAKKAL ALİ, Borçlar Hukukunda Sebepsiz Zenginleşme Kurumunun Genel Şartlarından "Fakirleşme Üzerine’’ Mukayeseli Bir Tetkik, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, yıl: 2001, sayı: IL s. 7-46, s. 7

[33]BAKKAL ALİ, a.g.e s. 13

[34] OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e s..323

[35]OĞUZMAN- SELİÇİ, Eşya Hukuku, 6. BASI, S.54,55

[36] Bknz. Türk Medeni Kanunu m.982-987

[37]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.325

[38]ÜNVER FEYZA, Sebepsiz Zenginleşmeye Uygulanacak Hukuk, T. C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s.7

[39]EREN FİKRET, a.g.e., s. 825-826.

[40] ÜNVER FEYZA, a.g.e s.8

[41]BAKKAL ALİ, a.g.e, s. 13

[42]Türk Borçlar Kanunu m.77

[43]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.327

[44]Eğer ki sınırlı sayıda sayılmış ve bu hallerin dışına çıkan ibareler sebepsiz zenginleştirme oluşturmayacak olsaydı madde metnin de ‘özellikle’ ifadesi kullanılmazdı.

[45]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s328-329

[46]Zenginleşen satış sözleşmesine dayalı olarak ifada bulunmuş, fakirleşen ise bunu bir bağışlama olarak kabul etmiş olabilir.

[47]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.352-353

[48]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.352-353

[49] İnternet kaynağı- http://www.ilhanhelvacidersleri.com/turk-borclar-kanunu/turk-borclar-kanunu-madde-78

[50]Türk Borçlar Kanunu m.78

[51]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.353

[52] Dönemlik bir borç olan kira sözleşmesi örnek verilecek olursa, temmuz ayının kirasını ödediğini sanarak ağustos ayının kirasını ödeyen kimse TBK m.78’e dayanarak iade isteminde bulunabilecektir.

[53] Hata en yapılan ifa söz konusu olduğunda, irade sakatlıkları uyarınca sözleşmenin feshini gerektirebilecek hükümlerden bahsetmemekle birlikte iki müessese arasındaki kalın çizgi, TBK m.39’da yapılan hukuki işlemin iptalinin istenmesinin söz konusu olmasıdır.

[54]Şüphe ile yapılan ifanın iadeyi isteme hakkı vermediğine dair doktrinde görüşler mevcut olmakla birlikte, şüpheyi yanılma kabul ederek ifanın hata en yapıldığından bahisle iadesinin istenebileceği fikri de doktrinde savunulmaktadır. OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.356-360

[55]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s,353-360

[56]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.362

[57]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.364,365

[58]Sebepsiz zenginleşme hükümlerine ilişkin alacak isteminin kapsamına giren faiz ve temerrüt hükümlerinin ne zaman uygulanacağına hangi tarihten itibaren başladığının tespit edilmesi açısından bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.:2008/3-40, K.:2008/102,

Alacak davasından ötürü yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesinin davayı kısmen kabul etmesine ilişkin davalı vekilince temyiz edilmesiyle birlikte, Yargıtay 3.HD’nin 06.10.2006 tarihli ilamı üzerine sebepsiz zenginleşme hükümlerinin faiz konusunda uygulanması ihtar çekilmiş olması şartına bağlı olup olmadığı sorunu incelenmiş direnme kararı veren mahkemenin ardından direnme kararı sonrasında Hukuk Genel Kurulunca dava görülmüştür. Her ne kadar davanın sebepsiz zenginleşme hükümlerince çözümlenmesi gerektiği kabul edilse de mevzuatta faiz hususunun ne zaman zenginleştirme oluşturacağına dair ihtarın gerekliliğine dair bir hüküm yasa da bulunmamaktadır. Ne var ki hukuk düzeni tarafından genel olarak kabul edilen görüş olan ‘gasp eden daima tereddüt halindedir’ kuralı yine uygulama alanı bulmalıdır. Bu husustan ise anlaşılması gereken şudur ki, kazandırmanın gerçekleştiği andan iade borcunun talebine kadar temerrüt faizi işletilmelidir aksi halde nedensiz edinim müessesinin varlığı prensibiyle durum bağdaşamayacaktır yine bu hususta kişinin iyi niyetli veya kötü niyetli olması temerrüt faizinin işletilmesi için önemsiz olmalıdır.

[59]TBK m.173/3 uyarınca sözleşmeyle aksinin kararlaştırıldığı farz edilirse, nedensiz edinime dayalı talepler uygulama alanı bulabilecektir.- OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s,366,367

[60]TBK m.136

[61]Yargıtay’ın bu konuda emsal nitelikteki kararları söz konusu olmakla birlikte mutad olan, olmayan hediye ayrımının yapılmasında Yargıtay 3.HD, T: 11.07.2005, E:2005/6843, K:2005/7705 ve Yargıtay 3. HD, T:2004/13785 K:2004/13931 tarihli kararlarına bakabilirsiniz.

[63]NAR- AKSAN, a.g.e, 2010

[64]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s328-329

[65]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s329

[66]Bknz. Tmk m.777Kazandırıcı zamanaşımı, Tmk m.712olağan kazandırıcı zamanaşımı, Tmk m. 713 olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı

[67]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.377

[68]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.375

[69]ÜNVER FEYZA, a.g.e, s.23

[70]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.23

[71]Her ne kadar bu husus öğretide tartışmalı olsa da bu konuda sebepsiz zenginleşmenin uygulanabilirliği kanaatimce sebepsiz zenginleşme müessesine torba hüküm yakıştırmasının yapılmasından ötürüdür.

[72]OĞUZMAN-SELİÇİ-ÖZDEMİR, Eşya Hukuku Kısaltılmış Ders Kitabı, Mevzuata uyarlanmış 2. bası Filiz Kitabevi, İstanbul 2019, s.60 vd- OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.376, 377.

[73]Kaçak elektrik, aboneliğin iptal edilmemesi sonucu taşınmazın tahliyesiyle birlikte ödenen faturaların sebepsiz zenginleşme teşkil ettiğine dair bknz. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2002/2897 K. 2002/4506

T. 24.4.2002

[74]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.23

[75]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.378 – TMK m. 684, 718/2, 775, 776

[76]ÖZEL SİBEL, Sebepsiz Zenginleşme davasında kanunların ihtilafı meselesi, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Yıl 1999, Cilt 19, Sayı 1-2,

[77]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.378

[78]Birbirine rakip olan iki esanftan birinin başına bir şey gelmesi sonucu diğerinin işlerinin artması dolayısıyla gelir düzeyinin yükselmesi sebepsiz zenginleştirmeye pek tabi konu olamayacaktır.

[79]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.379

[80]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.379

[81]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s 330-331

[82]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.11, BAKKAL ALİ, a.g.e s.16

[83]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.331-, BAKKAL ALİ, a.g.e s.17

[84]BAKKAL ALİ, a.g.e s.17-18

[85]BAKKAL ALİ, a.g.e s.15-16

[86]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.11

[87]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.11 vd.

[88]BAKKAL ALİ, a.g.e s.16

[89]BAKKAL ALİ, a.g.e s.17

[90]ÖZEL SİBEL, a.g.e, s.738

[91]ÖZEL SİBEL, a.g.e, s.738 vd

[92]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.334-335

[93]Tazminat hukukunca aranan nedensellik bağı geniş bir illiyet bağıyla sağlanabildiği için haksız fiile dayanarak açılacak davalarda aranan illiyet bağı (uygun illiyet) sebepsiz zenginleşme de aranacak illiyet bağından farklı özelliklere sahip olmakla birlikte sebepsiz zenginleşme için aranan illiyet bağı daha dar anlamda yorumlanarak tek düze sebep-sonuç ilişkisinin varlığının tespiti illi seriyi oluşturmak için yeterli olacaktır. - BAKKAL ALİ, Borçlar Hukukunda Sebepsiz Zenginleşme kurumunun genel şartlarından "Fakirleşme" Üzerine Mukayeseli Bir Tetkik, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, yıl: 2001, sayı: IL s. 7-46, s. 19

[94]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.12-13

[95]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.335

[96]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e s.336 vd.

[97]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e s.336 vd.

[98]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e s.337

[99]Örnekte de bahsedildiği gibi, başkasının borcunu ifa eden ile asıl borçlu arasında herhangi bir yükümlülük olmaması gerekir. (X) ile (C) arasındaki yükümlülük ilişkisi olması ihtimalinde (X) (C)’nin borcunu ödemekle asıl borçluyu borçtan kurtarmış olmasıyla birlikte aralarındaki yükümlülüğü de sona erdireceklerdir bu vesileyle haksız iktisaba konu olacak bir durum ortada kalmayarak, (X) dava hakkını yitirecektir.

[100]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, Sebepsiz zenginleşme davasının asli-tali niteliği- Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (c.1, s.2,1997.1, s.2,1997), s.96

[101]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, a.g.e, s.96-97

[102]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s. 340-341

[103]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, a.g.e, s.99-100

[104]Yargıtay’ın sebepsiz zenginleşme davasının ikincil nitelikte olduğuna dair bknz. Yargıtay 3.HD E:2013/5985, K:2013/7882

Taraflar arasında süregelen aile hekimi olan davalıya fazladan yapılan ödemeye ilişkin alacak davasının davacı vekili tarafından temyiz edilmesiyle birlikte 3. HD tarafından görülmüştür. Mevzuatta ön görülmemesine rağmen yapılan ödeme sonucu iadeye konu olan değerlerin faizi de hesaba katılarak zamanaşımına uğradığı savunmasını yapmakla birlikte ilk derece mahkemesince davaya konu olacak müessesenin sebepsiz zenginleşme kurumu olduğu ifade edilmekle birlikte nedensiz iktisaba dayalı bir yıllık zamanaşımının geçtiğinden bahisle bir savunma yapılmıştır. Her ne kadar eksik yapılan inceleme sebebiyle temyiz itirazının yerinde kabul edilerek hükmün bozulmasına karar verilse de sağlık bakanlığı bünyesinde çalışan aile hekiminin ilk olarak sözleşmeli çalışması sebebiyle sözleşmeye dayalı alacak hakkının hukuki alemde vücut bulması sebepsiz zenginleşme kurumunca ihtilafın çözülmesinin önüne geçerek nedensiz edinimin ikincil nitelikte olduğunun kabulünü gerektirmekle birlikte Yargıtay’ın da bu görüşte olduğunun apaçık bir örneğini oluşturmuştur. Mal varlığındaki azalmaların asli nitelikte bir çözüme kavuşturulabilme imkanının varlığı halinde haksız iktisap kurumunca hukuki ihtilafın çözüme kavuşturulması söz konusu olamayacaktır. (Kazancı içtihat bankası, e-beykent.library.com.tr aracılığıyla, son erişim: 30.05.2020-14.34)

[105]KÜRŞAD NURİ TURANBOY, a.g.e, s.100

[106]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.341

[107]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.14

[108]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.345

[109]YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ ESAS: 2015/8953 KARAR: 2015/8072 KARAR TARİHİ: 28.04.2015 tarihli dava dosyasında, Sgk başkanlığı tarafından murise ödenen yaşlılık aylığının yersiz ödenmesine dayalı olarak istirdadı talep edilmesine binaen icra takibine vaki itirazın iptali davasının sebepsiz zenginleşmeden ya da haksız fiilden kaynaklanacağı kabul edilmekle birlikte davaların yarışabileceği, yarışacağı kabul apaçık kabul edilmiştir.

[110]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.346,347

[111]Sözleşmeye dayalı olarak 15.000 TL semen ödemeyecek olan kimse farkında olmadan 15.500 TL öderse bu hususta sebepsiz zenginleşme hükümleri geçerlilik şartlarını taşıdığı halde uygulama konusu bulacak geçerli bir neden de yoksa fazladan ödediği 500 TL’yi haksız iktisaba dayanarak geri alabilecektir. (Fazla ödemede yanılma)

[112]Türk Medeni Kanunu madde 684/1

[113]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, Eşya Hukuku Pratik Çalışmaları (Açıklamalı- Şematik- Çözümlü), On iki levha yayınları, s.109

[114]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, Eşya Hukuku Pratik Çalışmaları (Açıklamalı- Şematik- Çözümlü), On iki levha yayınları, s.109- OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR, Eşya hukuku kısaltılmış ders kitabı, 2. Bası, Filiz Kitabevi, 2019, s. 161 vd.

[115]Örnek vermek adına, Arabanın motoru gibi esaslı unsurların olması gerekir.

[116]OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR, Eşya hukuku kısaltılmış ders kitabı, 2. Bası, Filiz Kitabevi, 2019, s. 161 vd.

[117]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, a.g.e, s.109

[118]OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR, a.g.e, s.382

[119]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, a.g.e, s.109- Türk Medeni Kanunu 718/II, Türk Medeni Kanunu 685/II

[120]OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR, a.g.e, s.167

[121]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.382

[122]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.382 vd. - OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR, Eşya Hukuku 6. Bası s.659

[123]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.382

[124]ÖZBEK ÖZGE, Taşınır mülkiyetinin devrinde sebebe bağlılık (illilik) – soyutluk (mücerretlik) meselesi, The Causal System and the AbstractSystem on the Transfer of Ownership of Movable Goods, s.937

[125]OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR, a.g.e, s.90 vd.

[126]Türk Medeni Kanunu m. 762

[127]ÖZBEK ÖZGE, a.g.e, s.938

[128]BURCUOĞLU HALUK, Taşınır mülkiyetinin devrinde sebebe bağlılık ve soyutluk kavramları ve bu kavramlar kapsamında sebepsiz zenginleşme, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s.65

[129]BURCUOĞLU HALUK, a.g.e, s.59

[130]BURCUOĞLU HALUK, a.g.e, s.59

[131]ÖZBEK ÖZGE, a.g.e, s.944

[132]ÖZBEK ÖZGE, a.g.e, s.944

[133] Her ne kadar uygulamada sebebe bağlılık ilkesi baskın görüş olsa da

[134](1)Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. (2)Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.

[135]ÖZBEK ÖZGE, a.g.e, s.944

[136]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.385 vd.

[137]Malvarlığında mevcut bulunan henüz elinden çıkarmadığı miktar.

[138]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, İyi niyetli sebepsiz zenginleşenin geri verme borcunun sınırlandırılması sorununun Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı:1, Ocak 2018

[139]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.14

[140] Bu hususta sebepsiz zenginleşenin güveninin korunması fikrinin yattığı düşüncesi söz konusudur, ayrıntılı bilgi için bknz. TURGUY GÜNBAY PINAR, Sebepsiz Zenginleşenin İade Borcu, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek lisans tezi, 2007, Kayseri, s. 65

[141]Bu konuda detaylı bilgi için bknz. Yargıtay 4.HD, E.2015/4786, K.2015/7696, T.10.06.2015

Dava ödemelerin yersiz olması sebebiyle ödemenin yapıldığı günden itibaren talep edilen yasal faizle birlikte tahsile ilişkin olsa da iyi niyetli bir tüketimin söz konusu olduğu kabul edilmiştir TBK m.79’a dayanarak iade borcuna konu olan miktarın geri istenmesi talebiyle karşılaşıldığı an elde edilen kazanımın mal varlığında bulunmadığını, elinden çıktığını ispat ederek ödeme yükümlülüğünden muaf tutulmuş bu hususta iyi niyetli zenginleşmeye dayalı karar verilmiştir.

[142]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.14 vd

[143]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e s.48

[144]Doktrindeki başka görüşler için ayrıca bknz. TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.48 vd.

Bu hususta kazandırmanın ilk gerçekleştiği andaki özen yükümlülüğünün gösterilmesi beklentisinin, iade talebiyle karşı karşıya kalınan ana kadar sürdürülemeyeceği görüşü fikrimizce kabul edilemez niteliktedir. İyi niyetli olarak haksız iktisaba dayalı iade borcunun kapsamı her ne kadar nedensiz edinimin genel kural itibariyle bir istisnası teşkil etse de kötüye kullanılabileceği anlamına pek tabi gelmeyecektir. O yüzden bu konuda hâkim önüne gelen uyuşmazlığın tespitinde hangi hukuk kuralının uygulanacağı iyi irdelenmelidir ve fikrimizce objektif özen yükümlülüğüne yakın bir duruş sergilenmelidir.

[145]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.387 vd.

[146]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.389

[147]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.389 vd.

[148]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.389

Bahsedilen hususu bir örnekle açıklamak gerekirse, (M)’den geçerli bir nedene dayanmayarak ama iyi niyetli olarak iktisap edilen bir bisikletin (N)’ye satılması durumunda, (M), yeni malikten her ne kadar bisikletin kendisine iade edilmesini isteyemeyecek olsa da satıştan elde edilmiş olan bedelin kendisine iade edilmesini pek tabi talep edebilecektir.

Yine sebepsiz olarak iktisap edilen şeyin bir başkası tarafından nedensiz edinilmesi ihtimali karşısında, zenginleşmeye konu olan şeyin ilk maliki, zenginleşmeye konu olan şeyi elinde bulunduran kimseden iade talebinde doğrudan bulunamasa da ilk malikten iktisap edenden iade borcunun kendisine devir edilmesini isteyebilecektir. (Örneklendirmemiz de herkesin iyi niyetli olarak sebepsiz zenginleştiğini farz etmeyi unutmayalım.)

[149]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.389 vd.

[150]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.389 vd.

[151]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.17 vd.

[152]Alman hukukunda bu görüş baskın niteliktedir ve Alman hukuk doktrininde sıklıkla vurgulanmıştır.

[153]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.17 vd.

Bu hususta detaylı bilgi için bknz. HGK E.2010/13-618, K.: 2010/668, Anayasa Mahkemesi Kararı Emin Acar başvurusu, Başvuru numarası: 2014/333, Karar Tarihi: 4/10/2017, - (Kazancı İçtihat Bilgi Bankası aracılığıyla.)

Anayasa mahkemesi ilgili başvuru numarası ve karar tarihli Emin Acar başvurusu belediyece yapılan ihaleyle satışa sunulan taşınmazların satın alınması sonucu tescilin yapılmaması sonucu açılan tapu iptali ve tescil davası ilk derece mahkemesince davacı haklı bulunmuş ve davalı taraf tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 14. HD bozma ilamı vererek noter önünde sözleşmenin yapılması gerektiği ve 2490 sayılı kanunun amacına aykırı işlem yapıldığını tespit etmiştir akabinde başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuşsa da mahkemece reddedilmiştir. Başvurucu hükmün kesinleşmesi üzerine ilk derece mahkemesine ihale sebebiyle rayiç bedellerin ödenmesi istemiyle tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi ihaleyle satışın gerçekleşmesinden sonra kendisinden alınan taşınmazların bedelini ödemediğinden bahisle davalı belediyenin sebepsiz zenginleştiği hususunda başvurucu lehine karar verse de davalı kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 13. HD bozma kararı vererek öncelikle ihale bedelinin ödenip ödenmediğinin tespit edilmesi gerektiği kararı verse de belediye karar düzeltme talebinde bulunmasıyla birlikte 13. HD önceki bozma kararını kaldırarak sözleşmenin geçersizliğine vurgu yapmıştır aynı zamanda davacının yaptığı ödemeleri göz önünde bulundurarak ‘denkleştirici adalet ilkesi’ uyarınca ulaşılan değerin istenebileceği hakkına sahip olduğuna karar vermiştir. HGK’da yapılan ve azınlıkta kalan görüş uyarınca sebepsiz zenginleşme müessesesinin söz konusu olması gerektiği ve denkleştirici adaleti sağlama ilkesi uyarınca davacının zararının karşılanması gerektiği konuşulmuştur.

[154]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.17 vd.

[155]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.19vd.

[156]KUZGUN ŞERİFE/ KUZGUN ERSAN, a.g.e, s.22

[157]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.394

[158]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.27, OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.395

[159]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e s.98

[160] Bu hususta lütfen bknz. Yargıtay 11. HD E.:2016/712, K.:2016/7747 T.:4/10/2016

Dava, davalıya ödenen 960.000 TL’nin haksız fiil ve nedensiz edinim müesseselerine dayanarak istirdatına ilişkindir. Bu hususta Yargıtay ilgili mahkemesince verilen onama kararına karşılık, karşı oy olarak kayıtlara geçirilen hususlara değinecek olursak, TBK m. 79/II ışığında davalının kendisine gönderilen eft işlemini aralarında hiçbir hukuki işlem bulunmadığı da göz önünde bulundurarak kötü niyetli olarak elinden çıkardığını ve zenginleştiğinin farkında olması gerektiğinin tespiti açık olmakla birlikte bu yönde davanın kabulünün gerektiği bozma kararının hatalı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

[161]Her ne kadar sebepsiz zenginleşme müessesesinin uygulanmasında kusur şartının belirleyici olmadığı kabul edilse de iadeye konu olacak hususun artık maddi olarak hukuki alemde değer kaybetmesi veya yok olması hallerinin varlığında kötü niyetli zenginleşene ait hükümler (TBK m.79/II) uygulanmayacak hatta bu durumun ortaya çıkmasında kusurunun bulunmadığını da ispatlaması halinde yukarıda da değindiğimiz gibi iadeyle bile yükümlü olmayabilecektir. Her ne kadar bu adaletsiz bir yaklaşım gibi gelse bile unutulmamalıdır ki sebepsiz zenginleşme kurumunun amacı her şeyden önce değer kaymalarının önüne geçmektir.

[162]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.395 vd.

Fikrimizce iyi niyetli olarak zenginleşenin temerrüdü hallerinde ihtarın gerekliliğinin mantalitesi, zenginleşmenin gerçekleşmesi hususunda zenginleşenin bu durumu bilmemesi veya bilecek durumda olmaması durumu ihtarın varlığıyla hem giderilecek hem de temerrüt hükümleri uygulama alanı bulabilecektir

[163]TBK m.117- http://www.ilhanhelvacidersleri.com/turk-borclar-kanunu/turk-borclar-kanunu-madde-117 (internet kaynağı)

[164]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.396vd.

[165]ÜNVER FEYZA, a.g.e s.27

[166]Türk Borçlar Kanunu madde 80/1- http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=10185 (internet kaynağı, son erişim, 31.05.2020- 02.06)

[167]Yargıtay 3.HD, E.:2017/8430, K.:2019/5505, T.:17.06.2019 tarihli ilamına göre, başkasına ait bir taşınmazda yapılan harcamalar sonucunda haksız iktisap kurumunun uygulama alanına giren itirazın iptali davasında bilirkişilerce tayin edilen kurulca yapılan inceleme sonucunda haksız iktisap edilen şeyde zenginleşenin yaptığı masrafların hangi gruplara gireceği ve somut olayın özelliklerine göre iade alacaklısına yapılan giderlerin istenebilme hususu ele alınmıştır. Hukuki ihtilaf, davacının dava konusu olan taşınmaz için yaptığı tasarruflar, tadilat vb işlemlerin lüks gider mi? Yoksa faydalı veyahut zorunlu giderler kapsamına mı gireceğinin tespiti üzerinedir. Detaylı bilgi için lütfen bknz.

[168]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.396vd

[169]Türk Medeni Kanunu m. 994/I- http://www.ilhanhelvacidersleri.com/turk-medeni-kanunu/turk-medeni-kanunu-madde-994 (internet kaynağı)

[170]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, a.g.e, s.46

[171]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, a.g.e, s.47

[172]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.397

[173]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.86

[174] Bir örneklendirme yapmak gerekirse, haksız ve iyi niyetli olarak iktisap ettiği aracın muayenesini yaptıran kimse zorunlu bir masraf yapmış olacaktır.

[175]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.87

[176] Fikrimizce bu hususun sebebi, zorunlu giderlerin yapılmamış olması ihtimalinde gidere konu olan eşyanın artık kullanılamamasına dahi yol açabileceğinden bahisle, iyi niyet şartı aranmaksızın haksız iktisap edilmiş olsa dahi, zenginleşmeye konu olan şeyin bakımı, eskisi gibi olmasını sağladığı için iade alacaklısından tahsil edilebilecektir, edilmesi de gerekir.

[177]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.397

[178] Fakirleşenin iade talebiyle birlikte iadeye konu olan mal üzerinde zenginleşen tarafından yapılan zorunlu masrafların iade anında şey üzerindeki etkisini kaybetmiş olması ihtimalinde dahi zorunlu masraf zenginleşen tarafından istenebilecektir. Bu konuda bir örneklendirme yapmak gerekirse, iyi niyetli ve nedensiz olarak iktisap edilen bir aracın iade anı gelmeden önce on bin kilometre yağ değişim bakımı gelmiş olması ihtimalinde motor yağının değişimi zorunlu masraflara bir örnek teşkil edeceği için ( ve değiştirilmemesi halinde motora zarar verebileceğinden bahisle olmazsa olmaz bir nitelikte olduğu için) değiştirilmesi durumunda fakirleşen tarafından durumun fark edilmesiyle birlikte iade talebinde bulunulduğunda tekrar yağ değişim zamanı gelmiş olsa da bu hususta zenginleşen yapmış olduğu masrafı iade alacaklısından isteyebilecektir.

[179]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.397

[180]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.398

[181]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.89

[182]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.90

[183]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.397

[184]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.91

[185]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.398

[186] Bu hususta bknz. Yargıtay 3.HD E. 2018/7356, K. 2019/10535, T. 24.12.2019

Taraflar arasında düzenlenmiş olan beş yıllık kira sözleşmesinin uygulama alanı bulmasıyla birlikte, kira sözleşmesinde yer alan kiralanan üzerinde yapılmış masrafların talep edilememesi hususu, sözleşme süresinin bitimiyle birlikte gerçekleşen bir tahliye halinde söz konusu olabileceği göz önünde bulundurularak verilen kararda yerleşik uygulamaya da değinilerek, kiracının kiralanana yaptığı zorunlu ve yararlı masrafların sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak istenebileceğine de değinilmiştir. Ayrıca bilir kişilerce hangi masrafların lüks hangi masrafların zaruri hangi masrafların faydalı masraflar olacağı hususunun da detaylı bir şekilde incelemeye tutulması gerektiğinin altı çizilerek tespitinin somut olayın özelliklerine göre zorlaşabileceği kanısı da yarattığını söyleyebilmemiz gerekecektir. Ayrıca değinmek gerekir ki, fikrimizce hükmün kurulması eksik olmuştur, TBK m. 346 uyarınca her ne kadar borçlar hukukunda sözleşme serbestliği ilkesi bulunsa da fikrimizce kiracı aleyhine düzenleme yasağı uyarınca kiracıya böyle bir yükümlülüğünün yüklenmesi ne kadar mantıklıdır bence bu ayrı bir tartışma konusu olmalıdır.

[187]TURGUY GÜNBAY PINAR, a.g.e, s.92

[188]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.398

[189]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.399

[190]Bu çalışmanın 18. sayfasında bütünleyici parça hususundan ne anlaşılması gerektiği anlatılmış olup detaylı bilgi için lütfen bknz.

[191]VARDARHAMAMCIOĞLU/AYDIN, a.g.e, s.110

[192] Unutulmamalıdır ki, madde metninde de açıkça belirtildiği üzere fakirleşenin bir karşılık ödemeyi teklif etmesi halinde, bu hak kullanılamayacaktır.

[193]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.399

[194]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.396 vd.

[195] Bahsedilen hususun bir örnekle anlatılması daha yararlı olacaktır:

Kötü niyetli olarak iktisap edilmiş bir tahta kaleminin zenginleşen tarafından mürekkebinin doldurulması halinde fakirleşen iade talebinde bulunduğu an mürekkebin masrafının iade borçlusu tarafından talep edilebilmesi için, iade anında ilk iktisap edildiği anki dolulukta olup olmadığı önem taşıyacaktır. Eğer ki zenginleşen tarafından mürekkep yeni aktarılmışsa veyahut ilk iktisap ettiği ankinden daha fazla bir doluluk oranına sahipse ancak bu durumda zenginleşen tarafından iade alacaklısından bir talep söz konusu olabilecektir.

[196]Lütfen bknz., s.30

[197] http://www.ilhanhelvacidersleri.com/turk-borclar-kanunu/turk-borclar-kanunu-madde-82 (internet kaynağı- son erişim: 02.06.2020-18.09)

[198] ‘kullanılamamış’ ibaresini kullanmamızın sebebi, kanun koyucunun zamanaşımı düzenlemeleriyle yakından ilgilidir. Bu hususta söz konusu olayı dava edecek olan alacaklı veya borçlu … öğrendiğinden itibaren .. sürede zamanaşımına uğrar gibi kelimelere kanun metinlerinde yer verilmesinin sebebi hayatın olağan akışı göz önünde bulundurularak düzenlenmiştir.

[199]Prof. Dr. Şeref ERTAŞ, Sürekli borç ilişkilerinde zamanaşımı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 3093-3104 (Basım Yılı: 2015), s.3095

[200]Tanju UYGUR, Zamanaşımı ve Hak düşürücü süreler, Ankara barosu makaleler, s.675 (internet kaynağı, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/1975-5/4.pdf)

[201]Tanju UYGUR, a.g.e, s.675

[202]BUDAK/KARAASLAN, Medeni Usul Hukuku, Adalet yayınevi, 3. Bası, Eylül 2019

[203]Tanju UYGUR, a.g.e, s.675

[204] Detaylı bilgi için lütfen bknz. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2015/2126 K. 2015/2603 T. 19.2.2015 (Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, e-library.beykent.edu.tr aracılığıyla, son erişim: 03.06.2020-01.48)

Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak istemi sonucu açılan davada, zamanında ileri sürülmeyen zamanaşımı savunmasının, davanın dilekçeler aşamasından sonraki bir aşamada ileri sürülmesi halinde savunmanın genişletilmesi yasağına takılacağı açıkça tespit edilmiş olup her ne kadar davacı tarafta bu hususta bir itirazda bulunmazsa, savunmanın genişletilmesi yasağının karşı tarafın rızasıyla (zımnen de olsa) yargılamaya konu olmasına sebebiyet vereceğinden ötürü ilgili ilk derece mahkemesinin esasa yönelik incelemeyi yapmadan vermiş olduğu kararın bozulmasına karar verilmiştir. Görüldüğü gibi, zamanaşımıyla borcun asıl varlığı sona ermemiş olmakla birlikte her ne kadar zamanaşımı süresi geçmiş de olsa hükmün verilmesinde bu şekilde bir etkileri söz konusu olabilmektedir aynı şeyi hak düşürücü süreler için söylememiz ise mümkün olmayacaktır.

[205] Doktrinde kabul edilen görüşe göre, iadeye konu olacak olan miktarın tam olarak bilinmesinin mümkün olmadığı hallerde, tahmini bir değerin varlığının saptanmasının yeterli olacağı görüşünü savunanlar vardır.

[206]OĞUZMAN- ÖZ, a.g.e, s.406

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.