17 Ağustos 2020

SON ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE HÜKÜMETE KARŞI SUÇ (TCK Md. 312) İŞLENEMEZ SUÇ HALİNE Mİ GELMİŞTİR?

TCK’nın 312[2] ve 313.[3] maddeleriyle korunan Hükümettir. Zira her iki maddede suçun konusu olarak “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti” gösterilmiştir. Ancak, 6771 sayılı Kanun ile Anayasadan “hükümet” kavramı çıkarıldığından, bu değişiklikten sonra her iki maddedeki hükümet kavramından ne anlaşılması gerektiği açıklığa kavuşturulmalıdır.

Ceza hukukunda geçerli olan belirlilik ve kanunilik ilkeleri ile kıyas yasağı gereğince, ceza hâkiminin yasal boşluğu doldurması veya kıyas yaparak yeni bir hükümet tanımı oluşturması mümkün değildir. Zira ceza hakiminin tek yetkisi yorum yapmaktır ve yorum yoluyla sadece TCK’nın 312 ve 313. maddelerindeki hükümet kavramının anlamı ortaya konulabilir.

A. KAVRAM OLARAK HÜKÜMET

Hükümet, geniş ve dar anlamı olan bir kavramdır.[4] Geniş anlamda hükümet; bir devletin yönetim şeklini ve siyasi otoriteyi, dar anlamda da; devlet yönetiminde yürütme gücünü kullanan Bakanlar Kurulunu ifade eder.

Devletin egemenlik unsurunun kullanılma şekli o devletin yönetim şeklini gösterir. Devlet ya da hükümet şekli olarak da adlandırılan yönetim sistemleri çeşitli tasniflere tabi tutulsa da, aslında her ülkenin kendine has yönetim şekli olduğu ve bu bağlamda Dünyada ne kadar devlet varsa o kadar hükümet sistemi bulunduğu kabul edilmektedir.[5] Anayasanın 1. maddesinde ifadesini bulan “Cumhuriyet” kavramı da, hem devlet hem de bir hükümet şekli olup TCK’nın 309. maddesinin (765 sayılı Eski TCK md. 146) koruması altındadır.[6]

Özellikle kuvvetler ayrılığının geçerli olduğu rejimlerde yasama ve yürütme arasındaki etkileşim hükümet sistemleri olarak karşımıza çıkmaktadır.[7] Bu hükümet sistemlerinden biri olan parlamenter rejimlerde yürütmenin yasamaya karşı sorumlu kanadı, bakanlar kurulu veya dar anlamda hükümet olarak adlandırılır.[8] Yani hükümet kavramı hem bir yönetim sistemini hem de bu sistem içindeki bir organı ifade eder.

TCK’nın 312 ve 313. maddelerindeki hükümet kavramının hangi anlamda kullanıldığı ise bu maddelerin amaçsal, lafzi ve tarihi yorumu yapılarak tespit edilebilir. 312. maddedeki suçun maddi unsuru; Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüstür. Korunan değer de; Anayasada (Anayasanın mülga 109 ila 113. maddeleri) devletin temel organlarından biri olan ve yönetim gücünü temsil eden Hükümetin[9] (Bakanlar Kurulu) gördüğü fonksiyondur.[10]

313. maddede düzenlenen suçun maddi unsuru; Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı halkı silahlı isyana tahrik, korunan değer de Devlet otoritesidir.[11]

Her iki maddede hükümet kavramına yer verilse de, korunan hukuki değerler farklıdır ve maddelerde hükümet kavramının iki tanımı da himaye edilmiştir. Zira 312. madde ile hükümetin dar tanımı, yani Bakanlar Kurulu korunurken,[12] 313. madde ile hükümetin geniş tanımı, yani Bakanlar Kuruluyla birlikte tüm yürütme erki ve devlet otoritesi korunmuştur.[13] Ayrıca, TCK’nın 312 ve 313. maddelerinde Türkiye Cumhuriyeti ifadesi kullanılsa da, 312. maddenin 765 sayılı eski TCK’daki (ETCK) karşılığı olan 147. madde de “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyeti”,[14] 313. maddenin karşılığı olan 149. maddede de “Hükümet”[15] kavramı kullanılmıştır. 147. maddedeki İcra Vekilleri Heyeti ifadesiyle yürütmenin bakanlar kurulu kanadı ve dolayısıyla dar anlamda hükümetin korunduğu açıktır.[16]

149. maddedeki hükümet kavramı ile korunan menfaat hakkında ise değişik görüşler vardır. Çok fazla uygulaması olmayan bu madde ile ilgili Yargıtay bir kararında, 147 ve 149. maddeler ile aynı hukuki değerin korunduğunu ve 149. maddenin 147. maddenin özel bir şekli olduğunu belirtmiştir.[17] Ancak, yaygın görüş; her iki madde ile korunan değerlerin farklı olduğu, 149. maddedeki “Hükümet” kavramından “Devlet” in anlaşılması gerektiği ve bu madde ile “icra kuvveti”, “devlet kuvveti”, “yürütme gücü” ve dolayısıyla geniş anlamda hükümetin korunduğu şeklindedir.[18]

Kanaatimizce de ETCK’nın 147 ve 149. maddeleri ile korunan değerler farklıdır ve bu nedenle yasal metinlerde farklı kavramlara (icra vekilleri heyeti ve hükümet) yer verilmiştir. TCK hazırlanırken de her iki suç muhafaza edilmiş, ancak TCK’da 1924 Anayasasından alınan icra vekilleri heyeti yerine, 1982 Anayasasındaki hükümet kavramı tercih edilmiştir. Yine, TCK’nın her iki maddesinde hükümet kavramının kullanılması ne doktrin ne de yargısal içtihatlarda bu suçların maddi unsurlarının değiştirildiği şeklinde yorumlanmamıştır.

Kısaca, ETCK’nın 147. maddesi gibi TCK’nın 312. maddesinde de Bakanlar Kurulu himaye edilirken, ETCK’nın 149 ve TCK’nın 313. maddesinde devlet otoritesi himaye edilmiştir. Yani bu maddelerde farklı amaçlar hedeflenmiştir ve aynı amaç hedeflenseydi isyan suçuna yer verilmemesi gerekirdi. Zira her isyanda iskata teşebbüs vardır ve icra vekilleri heyetine/bakanlar kuruluna karşı yapılacak silahlı isyan (mad 149/mad 313), aynı zamanda bunların görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs (md. 147/md. 312) niteliği taşır.

B. 6117 SAYILI YASA ÖNCESİ TÜRK HUKUKUNDA HÜKÜMET KAVRAMI

Bir maddenin yorumlanmasında başvurulacak ilk ve en önemli olan araç lafzi yorumdur. Lafzi yorum, yasa maddesindeki kelimelerin anlamının yürürlükteki mevzuata göre tespitidir. TCK’nın Adalet Komisyonu Raporundaki, “madde başlığı ve gerekçesi madde metninin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Bu husus madde metinlerinin yorumlanmasında büyük önem taşımaktadır” şeklindeki açıklama ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu ifadeye atıf yapan kararları[19] dikkate alındığında, maddenin yorumunda madde başlığı ve gerekçesinin çok önemli olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, 312. madde başlığında “hükümete karşı” ve madde gerekçesinde “Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükûmetin” ifadelerine yer verilmiş olup 312. maddenin başlık ve gerekçesi dikkate alındığında, madde ile korunan değer Anayasada tanımı yapılan ve devletin temel organlarından biri olan hükümet kavramıdır.[20] Hükümet kavramından ne anlaşılması gerektiği ise başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları olmak üzere mevzuatta aranmalıdır.

1921 Anayasanın 3. maddesi; “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” unvanını taşır” şeklindedir. 29 Ekim 1923 tarihli değişiklik ile 1. maddeye “Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir” ifadesi eklenmiş, 4. madde ile Meclisin, Hükümetin inkısam ettiği şuabatı idareyi İcra Vekilleri vasıtasıyla idare edeceği kabul edilmiştir. Görüldüğü üzere, Türkiye Cumhuriyetinin ilk Anayasasında Hükümet kavramı geniş anlamıyla kullanılmıştır ve Devletin yönetim şeklini ifade etmektedir. Meclis hükümeti sisteminin kabul edildiği bu dönemde, yürütme işini meclis icra vekilleri vasıtasıyla yerine getirmiştir.

Meclis hükümeti ile parlamenter sistem arasında karma bir hükümet sistemi benimseyen 1924 Anayasasının 1. maddesinde; “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” denilmiştir. 5. madde de; icra kudretinin, Büyük Millet Meclisinde tecelli edeceğine amir olduğu, 7. madde de; Meclisin, icra salahiyetini kendi tarafından müntahap Reisicumhur ve onun tayin edeceği bir İcra Vekilleri Heyeti marifetiyle istimal edeceği ve Meclisin Hükümeti her vakit murakabe ve iskat edebileceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, 1921 Anayasasında hükümet kavramı geniş, 1924 Anayasasında ise dar anlamıyla kullanılmıştır.

1961 ve 1982 Anayasaları parlamenter hükümet sistemini benimsemiş ve her iki Anayasada hükümet kavramı yine dar anlamıyla kullanılmıştır. 1982 Anayasasının 6771 sayılı Yasa ile kaldırılan 109. maddesine göre Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan oluşur. 112. maddeye göre Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve Hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir, 113. maddeye göre TBMM kararı ile Yüce Divana sevk edilen bir bakan bakanlıktan düşer ancak Başbakanın Yüce Divana sevki halinde Hükümet istifa etmiş sayılır. 1982 Anayasasının yürürlükten kaldırılan bu maddelerinin lafzi yorumundan; hükümetin, başbakan ve bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulunu ifade ettiği ve Başbakan olmadan hükümetin oluşamayacağı sonucu çıkmaktadır.

6771 sayılı Yasa ile değiştirilinceye kadar yürütme yetkisi Anayasanın 8. maddesi gereğince Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından kullanılmaktaydı ve yürütme erki TCK’nın 310, 312 ve 313. maddeleriyle koruma altına alınmıştı. Bu kapsamda; 310. madde ile parlamenter sistemin sorumsuz kanadı Cumhurbaşkanını korunurken,[21] 312. madde ile Bakanlar kurulu/hükümet korunmuştu. 313. madde ise yürütmeyi bir bütün olarak (siyasi otorite ve devlet otoritesi) korumaktaydı.

C. 6117 SAYILI YASA SONRASI TÜRK HUKUKUNDA HÜKÜMET KAVRAMI

6771 sayılı Yasa ile Anayasanın 8. maddesindeki “ve Bakanlar Kurulu” ifadesi çıkarılmış ve yürütme erki sadece Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. Aynı doğrultuda Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddedeki Cumhurbaşkanı Devletin başıdır” ifadesinden sonra, 6771 sayılı Yasa ile “Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir” ifadesi eklenmiş ve bu sayede iki başlı olan yürütme erki tek başlı hale getirilmiştir.

Aynı şekilde, yürütmeye ilişkin bölümün düzenlendiği Anayasanın 101 ve devamı maddeleri bu kapsamda değiştirilmiş; Bakanlar kurulunun kuruluşu, göreve başlaması, güvenoyu, görev ve siyasi sorumluluk, Bakanlıkların kurulması ve bakanlara ilişkin hükümlerini düzenleyen 109 ila 115. maddeleri 6771 sayılı Yasa ile kaldırılmıştır.[22] Bu şekilde yürütmenin sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulu, yani hükümet kaldırılmıştır. Yine, 117 ve 118. maddelerdeki “Bakanlar Kurulu” ifadeleri “Cumhurbaşkanı”, “Başbakan” ifadeleri de “Cumhurbaşkanı yardımcısı” olarak değiştirilmiştir. Değişiklik sonrası yürütme artık tek başlıdır ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilmektedir.

6771 sayılı Yasa ile “hükümet” kavramı hukuken kaldırılsa ve Başbakan ve bakanlardan oluşan “hükümet” veya “Bakanlar Kurulu” artık bulunmasa da,[23] TCK’nın 312. ve 313. maddelerindeki hükümet kavramı Anayasa değişikliğine uygun olarak yeniden düzenlenmemiştir. 313. maddenin koruduğu değer açısından düşünüldüğünde, madde gerekçesiyle birlikte yapılacak tarihi ve amaçsal (zorlama) yorumla Devlet otoritesine karşı girişilecek silahlı bir isyanın bu suçu oluşturabileceği düşünülebilir. Ancak, 312. madde açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Zira 312. madde de düzenlenen suçun konusu dar anlamda hükümet, yani Bakanlar Kuruludur ve artık böyle bir Anayasal kurum yoktur.

Ceza hukukunun güvence fonksiyonlarından olan ve Anayasanın 38 ve TCK’nın 2. maddelerinde düzenlenen kanunilik ve belirlilik ilkeleri ile kıyas yasağı gereğince, suçun maddi unsurunu oluşturan hükümet ifadesiyle yeni anayasal sistemdeki Cumhurbaşkanı, yardımcıları ya da bakanların anlaşılabilmesi mümkün değildir. Zira kanuni tarifte “hükümet” ifadesi kullanılmıştır ve Anayasanın mülga maddelerine göre hükümet; Başbakan ve bakanlardan oluşan Bakanlar Kuruludur.

TCK ile ilgili Adalet Komisyonu Raporunda da belirtildiği üzere; kanunilik ve belirlilik ilkesi ile kıyas yasağı hukuk devleti olmanın gereklerindendir.[24] Suçta kanunilik ilkesi gereğince, kanunda suç olarak gösterilmeyen bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz. Bu bağlamda, suçun bütün unsurları ve özellikle de konusu kanunla gösterilmelidir. Ayrıca, kanundaki suç tanımlarının da “açık ve net” olması, gerekir. Zira TCK’nın 2. maddedeki “açıkça” kelimesiyle ifade edilen belirlilik ilkesi bunu gerektirir.

ETCK döneminde icra vekilleri heyeti, TCK döneminde de Bakanlar Kurulu olarak ifade edilen anayasal bir hükümet kavramı vardı ve bu nedenle 6771 sayılı Yasa öncesi suçun konusunda bir tereddüt yoktu. Acaba 6771 sayılı Yasa sonrası suçun konusu ne olarak kabul edilecek ve Hükümet kavramına Cumhurbaşkanı, yardımcıları veya bakan/lardan kimler dahil edilecektir?

Belirlilik ve kanunilik ilkeleri, hukuki değerlendirmede aşırıya kaçmayı engelleyen ve bazen cezalandırılması gereken eylemlerin cezalandırılmaması pahasına da uygulanması zorunlu olan prensiplerdir.[25]Bu ilkelerin doğal bir sonucu olarak maddi ceza hukukunda hakime kıyas yapma ve yasal boşlukları doldurma değil, sadece yasa maddesini yorumlama yetkisi verilmiştir. Yorum, en basit tanımıyla normun manasının araştırılmasıdır[26] ve bu araştırmanın yürürlükteki mevzuata ve özellikle de Anayasaya uygun olarak yapılması gerekir. Ceza hukukunda, metin içinde kalan dar yorum benimsenmiştir.[27] Yine, lehe olan yorumun tercih edilmesi[28] ve “yorumda şüphe” halinde sanık lehine düşünülmesi ceza hukukunun prensiplerindendir.[29]

TCK’nın 312. maddesindeki hükümet kavramı; anayasal tanıma (mülga mad. 112-113), yargısal içtihat ve doktrine göre Başbakan ve bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulunu ifade eder. Anayasadan bu kavram çıkarıldıktan sonra Cumhurbaşkanını, yardımcılarını, bakanları veya bunların birkaçını ya da tümünü hükümet olarak kabul etmek maddenin lafzi, tarihi ve amaçsal yorumuna aykırı olacağı gibi genişletici ve aleyhe yorum niteliği taşıyacaktır.[30]

Hukuk metinlerinde kullanılan kelimelerin, kavramların ve tanımların zamanla anlam değişikliğine uğraması mümkündür ve bu durum yorumu gerektirir.[31] Ancak, 6771 sayılı Yasa ile hükümet kavramı anlam değişikliğine uğramayıp tamamen kaldırılmış ve kabul edilen yeni yönetim sisteminde yeni bir hükümet tanımına yer verilmemiştir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar veya bunların tümünü hükümet olarak kabul etmek yorum değil, yorum sınırlarını aşan kıyas olacaktır. Fakat TCK’nın 2/3. maddesi gereğince suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.

Yeni sistemde bakanlar kuruluna ait yetkilerin Cumhurbaşkanına verilmesi ve Anayasanın bazı maddelerindeki “Bakanlar Kurulu” ifadesinin “Cumhurbaşkanı” olarak değiştirilmesi nedeniyle, Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulu yerine geçtiği söylense de,[32] bu kabul sadece “özel hukuk” alanında geçerli olabilir ve ceza hukukunda Cumhurbaşkanını Bakanlar Kurulunun yerine koymak “kıyas” anlamına gelir.[33] Ancak, özel hukukun tüm dallarında dahi Anayasa değişikliği sonrası Cumhurbaşkanını Hükümet, Başbakan ve Bakanlar Kurulu yerine koymak mümkün değildir.

6771 sayılı Yasa ile Anayasanın bazı maddelerindeki “Bakanlar Kurulu” ifadesi “Cumhurbaşkanı” olarak değiştirilmiş ise de; “Başbakan” ifadesi de “Cumhurbaşkanı yardımcıları” olarak değiştirilmiştir. Cumhurbaşkanını kıyasen Bakanlar Kurulu yerine koymak, Cumhurbaşkanı yardımcılarını da Başbakan yerine koymak anlamına gelir ki, böyle bir kıyas bizi daha büyük bir çıkmaza götürür. Zira bu kıyasta, Cumhurbaşkanı tek başına Bakanlar Kurulunun yerini alırken, aynı kıyas Cumhurbaşkanı yardımcıları olmadan Bakanlar Kurulunun olamayacağı sonucunu doğurur.

Anayasa’nın 106. maddesi gereğince bazı durumlarda Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanına vekâlet edip ona ait yetkileri kullanabilir. Ancak, bu yetki kullanımı o kişiyi Cumhurbaşkanı yapmaz. Zira yetki devri sıfat devrini de gerektirmez. Bu nedenle, eski sistemde Bakanlar Kuruluna ait yetkilerin Cumhurbaşkanına verilmesi Cumhurbaşkanını Bakanlar Kurulu yerine koymak için yeterli değildir. Nitekim mevzuatta değişiklikler yapılıncaya kadar Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacağına ilişkin geçici bir madde 6771 sayılı Yasa ile Anayasaya eklenmiştir (Geçici madde 21/G).

D. HÜKEMETE KARŞI SUÇ İŞLENEMEZ SUÇ HALİNİ ALMIŞTIR

Anayasadan bakanlar kurulu ve hükümet kavramlarının çıkarılması ile kanun koyucu tarafından bir bakıma “tanımlama boşluğu” yaratılmıştır.[34] Zira TCK’da “hükümet karşı suç” düzenlemesi bulunmasına rağmen, TCK ve Anayasada “hükümet” tanımı artık yoktur. Medeni hukukta bu boşluğu hakim doldurabilir. Ancak, medeni hukuktan farklı olarak ceza hukukunda hakimin yasal boşlukları doldurma yetkisi yoktur. Yeni anayasal sisteme göre Cumhurbaşkanı, yardımcıları veya bakanların hepsinin veya bir kısmının hükümet olarak kabulü, hükümet tanımının ceza hakimi tarafından yeniden yapılması anlamına geleceği gibi böyle bir kabul ceza hakimine sadece TCK’daki değil, Anayasadaki eksikliği de doldurarak yeni bir suç yaratma yetkisi vermek olur ki bu durumun kabulü mümkün değildir. Çünkü bu boşluğu ancak kanun koyucu doldurabilir ve ceza hakiminin yeni bir hükümet tanımı yaparak 312. maddeyi doldurması hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz. Kanımızca, yeni sistemle birlikte Bakanlar Kurulu ve hükümetin Anayasadan çıkarılması ile 312. madde konu bakımından “mutlak işlenemez suç”[35] haline gelmiş ve 312. maddedeki suçun maddi unsuru, var olmayan bir anayasal organı ortadan kaldırmaya teşebbüse dönüşmüştür.

Anayasanın, kanunlar üzerinde zımnen ilga gücü olduğu tartışmasızdır[36] ve 6771 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrası “hükümete karşı suç” zımnen ortadan kalkmıştır. Benzer durum TCK’nın 301. maddesi için de geçerlidir.[37] Zira Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama suçunda suçun maddi konusu dar anlamda hükümet, yani Bakanlar Kuruludur[38] ve 6771 sayılı Yasa ile getirilen hükümet sistemi nedeniyle Cumhurbaşkanına, yardımcılarına veya bakanlara yapılacak hakaret ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin aşağılandığını ve 301. maddedeki suçun oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Aksi durumun kabulü belirlilik ve kanunilik ilkeleri ile kıyas yasağına aykırı olur.

Nitekim bu ilkelerin geçerli olmadığı idare hukukunu ilgilendiren silah ruhsatlarına ilişkin düzenleme ile Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanların hükümet üyesi olarak kabul edilemeyecekleri açıkça ortaya konulmuştur. Zira 6136 sayılı Yasa’nın silah ruhsatlarını düzenleyen 6/2. maddesinde ruhsatlarında süre kaydı aranmayacak kişiler Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Hükümet Üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri…” olarak belirtilmişken, Anayasa değişikliğinden sonra 2018 yılında maddeye Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar ifadesi eklenmiştir. Yasanın ilk metnindeki “hükümet üyeleri” ifadesiyle bakanlar kurulu üyeleri, yani bakanlar kastedilmiştir. Yeni sistemde “hükümet ve/veya üyeleri” bulunmadığından ve Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve hatta yeni sistemdeki bakanlar “hükümet üyeleri” olarak kabul edilmediklerinden, 6136 sayılı Yasa’nın bu maddesi Anayasaya uyarlanmıştır. Ancak benzer uyarlamalar TCK’da henüz yapılmamıştır.

Anayasa değişikliklerinin tüm mevzuatı doğrudan etkilemesi nedeniyle aceleye getirilmemesi ve yasal boşlukların doğmaması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekir. 6771 sayılı Yasa değişikliği ile Anayasadan çıkarılan hükümet kavramı için Anayasaya geçici bir madde eklenmek suretiyle bu sorunun önüne geçilebilirdi. Zira Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan KHK veya yönetmeliklerin geçerliliklerini koruyacaklarına[39] veya Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkilerin, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacağına[40] ilişkin geçici hükümler gibi Anayasadan çıkarılan ancak diğer mevzuatta bulunan hükümet kavramından ne anlaşılması gerektiğine de 6771 sayılı Yasa’da yer verilebilirdi. Örneğin, hükümet kavramından Cumhurbaşkanı, yardımcıları veya bakanların ya da tümünün anlaşılacağı şeklinde geçici bir madde eklenebilirdi. Anayasa değişikliği sırasında bu yapılmadığına göre TCK’daki “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti” ifadesi 6771 sayılı Anayasa değişikliğinden sonraki hükümet sistemine uygun olarak acilen değiştirilmelidir. Ancak, TCK’da bu değişiklik yapılsa bile 312. maddedeki suç tanımı zımnen ortadan kaldırılmış ve bu fiil suç olmaktan çıkarılmıştır. 6771 sayılı Kanunla oluşturulan yasal boşluk doldurulsa ve örneğin Cumhurbaşkanının görevlerini yapmasının engellenmesi gibi yeni bir suç 312. maddeye eklense dahi ceza hukukundaki aleyhe kanunun geri yürümezliği ilkesi gereğince bu yeni suçun geçmiş tarihli olaylara uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle, TCK’nın 312. maddesi zımnen ortadan kalktığından, bu madde kapsamında yapılan tüm yargılamalar hakkında uyarlama yargılamaları yapılması zorunludur.[41]

Acaba TCK’nın 312. maddesinde yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar yürütme erkini tek başına temsil eden Cumhurbaşkanının görevlerini yapmasını engellememeye yönelik hareketler nasıl değerlendirilecektir?

Cumhurbaşkanına yönelik bu tür eylemler 6771 sayılı Yasa ile Anayasal bir düzen haline getirilen ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan yönetim sistemini ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye yönelik fiiller olarak kabul edilebilir. Bu nedenle, 312. madde yeni hükümet sistemine göre uyarlanıncaya kadar Cumhurbaşkanına karşı yapılan bu tür faaliyetlerin, TCK’nın 309. maddesi kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs” suçu kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

Dr. Gökhan GÜNEŞ

---------------------------------------

[1] 11/02/2017 tarihli ve 29976 sayılı Resmi Gazete.

[2] Hükûmete karşı suç

Madde 312- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

[3] Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan

Madde 313- (1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyanı idare eden kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. İsyana katılan diğer kişilere altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, Devletin savaş halinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

[4] “HÜKÜMET: (Fr. Regierung, gouvernement İng. governnıent) İktidar, hâkimiyet hakkını kullanan, memleket siyasetine istikamet veren organ yahut bu devlet organı tarafından (İktidar, hâkimiyet)in kullanma şekli. Kuvvetler ayrılığı rejiminde Hükûmet, icra (yürütme) kuvvetini temsil eden, parlamenter rejimde parlamentoya karşı mesul vekillerden müteşekkil heyet. Demokrasilerde; doğrudan doğruya, temsili ve yarı temsili olmak üzere üç türlü hükûmet vardır. Doğrudan doğruya hükûmet sisteminde halk, devlet hayati için lüzumlu her türlü tasarrufu doğrudan doğruya kendisi yapar. Temsili sistemde halk hâkimiyet hakkını dolayısiyle yani seçeceği temsilcileri vasıtasiyle kullanır. Yarı temsili sistemde mutavassıt bir yol takip olunmakta ve halkın seçtiği temsilcilerin kararları halkın tasdikinden (referandum) sonra hukuken muteber olmaktır.

Kuvvetler ayrılığı rejiminde; meclis ve başkanlık sistemi olmak üzere iki türlü hükûmet şekli vardır. Meclis hükûmetinde icra kuvvetini tayin, azil, sevk ve idare etmek meclise ait olup, hükûmet meclisinin murakabesi altındadır. Başkanlık sisteminde; başkan, Devletin ve hükümetin müşterek şefi olup, icra kuvveti meclislere karşı müstakildir.Bu hükûmet şekilleri, hukukî meşruiyetleri kabul olunan hukukî hükûmetler olup bir de fiili hükûmet vardır ki; bir ihtilâl veya hükûmet darbesiyle iktidarın, icra kuvvetinin ele geçirilmesini ifade eder.

HÜKÜMET: (Anayasa) Bir devletin anayasa esaslarına göre yürütme kuruludur. Başbakan ve Bakanlardan teşekkül eder. Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumlu bir heyettir.)” ÖZCAN Hüseyin, Ansiklopedik Hukuk Sözlüğü, Alfa Yayınevi, 7. Baskı, İstanbul, 1993, s.312-313.

[5] ANAYURT Ömer, Anayasa Hukuku Genel Kısım, Seçkin Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 2019, s.359

[6] “…TCK.nun 146. maddesinde devletin (siyasal iktidar düzeni ve fonksiyonları) aleyhine işlenen fiiller cezalandırılmaktadır. Hükümet düzeni, Devlet kuvvetlerinin şekillenişi, Devletin temel ideolojik yapısı, temel insan hakları, seçim sistemi gibi değerler ise Devletin Siyasal İktidar düzenini oluşturmaktadır. TCK.nun 146. maddesindeki suçun konusu bu olduğuna göre bu kavramın içine Anayasanın 1. maddesindeki Devlet ve Hükümet şekline ilişkin "Cumhuriyet" ile 2. maddesindeki "Laiklik" ilkeleri de girmektedir.” Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/7/1998 T., 1998/9-187 E., 1998/272 K. sayılı kararı. “…Anayasanın 4.maddesi uyarınca değiştirilemeyeceği hüküm altına alınan 1.maddesi; “Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir”…. Öğretide Cumhuriyet hem bir devlet, hem de bir hükümet şekli olarak kabul edilmektedir. Devlet şekli olarak cumhuriyet, egemenliğin bir kişiye ya da zümreye değil, tüm topluma ait olduğunu ifade eder. Hükümet şekli olarak cumhuriyet, devletin, başta devlet başkanı olmak üzere başlıca temel organlarının veraset ilkesinin rol oynamadığı seçim sistemine göre oluşturulacağı bir hükümet sistemini anlatır.” Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04/5/2001 T., 2000/3160 E., 2001/1471 K. sayılı kararı.

[7] ÖZBUDUN Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 1986, s.303; ANAYURT, s.355.

[8] SOYSAL Mümtaz, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, 7. Baskı, İstanbul, 1987, s.284-285.

[9] TCK’nın 312. maddesinin gerekçesi: “Madde metninde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da, Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır.”

[10] “…765 sayılı TCK'nın 147.maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312. maddesi anlamında Hükûmet ise, Anayasaya göre Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir (Anayasa madde 109). …Suçun konusu icra fonksiyonlarıdır. Bu nedenle tek tek Bakanların fonksiyonları veya kural olarak Başbakanın aleyhine yapılacak tecavüzler, bu suçu meydana getirmeyecektir. Ancak, sadece bir Bakan veya Başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görevini engelleyecek mahiyette ise bu takdirde hükûmet fonksiyonlarının engellendiği kabul edilmelidir.” Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K. sayılı kararı; “..765 sayılı TCK’nın 147. maddesi, yürütme organının icra fonksiyonlarını, bu organın üyelerinden bağımsız olarak korumak için düzenlenmiştir. Bu düzenlemedeki koruma, yürütme organının bütün olarak siyasi icra fonksiyonlarına yönelik olduğundan, korunan elbette tek tek yürütme organına mensup kimseler veya bu kimselerin başında bulundukları bakanlıkların idari fonksiyonları değil, siyasi icra fonksiyonlarını bir araya getirerek oluşturdukları yürütme organının bütünü, yani hükümet ile hükümetin siyasi icra fonksiyonları olmaktadır. Aynı doğrultuda, Anayasamızın 112. maddesinde, Bakanlar Kurulu, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesinden birlikte sorumlu tutulmuştur….Demokratik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetinin Hükümeti/Bakanlar Kurulu demokratik seçimler sonucunda ve anayasal prensipler çerçevesinde oluşur ve görev yapar.” Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09/10/2013 T., 2013/9110 E., 2013/12351 K. sayılı kararı; ÖZGENÇ İzzet, Suç Örgütleri, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018, s.276.

[11] TCK’nın 313. maddesinin gerekçesi: “Madde metninde halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyana tahrik, suç olarak tanımlanmaktadır. Silâhlı isyan, Devlet otoritesini yok etmek amacını ifade eder.”

[12] “Bu suçla korunmak istenen hukuksal yarar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten birini teşkil eden ve yürütme (yönetim) gücünü temsil eden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Anayasa kurallarına uygun biçimde görevini yerine getirebilmesi imkanının korunmasıdır. Yasa koyucu bu madde hükmü ile Hükümeti (Bakanlar Kurulunu) bir bütün halinde korumayı amaçlamıştır. Parlamenter rejimde memleket işlerinde parlamento karşısında sorumlu bakanlardan oluşan kurula “Hükümet” denilmektedir. Anayasamızın 109.maddesine göre Bakanlar Kurulu Başbakan ve bakanlardan kurulur…. Bu suç tanımında Hükümetin bir bütün halinde korunması amaçlandığından Bakanlar Kurulundaki tek bir bakana karşı yapılan eylemlerde, bu maddenin uygulanması mümkün değildir.” PARLAR Ali, Uygulamada TCK Rehberi, Bilge Yayınları, Ankara 2015, s. 1585-1586.

[13] “Madde metinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti deyiminden Devlet otoritesini ve icra gücünü temsil eden yürütme organının (Bakanlar Kurulunun) ve idari teşkilat yapısına göre bu gücü temsil eden alt birimlerin anlaşılması gerekir. Adliye aleyhine yönelik bir hareketin de bu suç kapsamında mütalaa edilmesi gerekir. Zira, hükümetin siyasal fonksiyonlarına karşı kalkışılacak bir silahlı isyan sonunda devletin diğer kuvvetlerinin (yasama ve yargı organlarının) da olumsuz yönde etkileneceğinden kuşku yoktur.” PARLAR, s.1588; “…İsyan, başkaldırma ya da ayaklanma şeklinde de tanımlanan bu kavram çok sayıda kişinin cebir kullanarak devletin yasal kuvvetlerine karşı gelmesidir.” EROL Haydar, Türk Ceza Kanunu, Yayın Matbaacılık, 2. Baskı, Cilt:3, s.4374.

[14] Madde 147Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.

[15] Madde 149/1 – Her kim Hükümet aleyhine halkı silah veya uyuşturucu yahud boğucu veya yakıcı gazlar veya patlayıcı maddeler kullanmak suretile isyana veya Türkiye ahalisini birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik eylerse yirmi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

[16] “Suçun mahiyeti: İcra kuvvetini temsil eden Hükümeti devirmek veya vazife görmekten menetmek neticede “Devletin şahsiyeti”ne karşı işlenmiş bir cürümdür. Bu hüküm Bakanlar Kurulunu, kül halinde himaye etmektedir. Tek bir Bakanın vazife görmekten menedilmesi halinde başka hükümler (mesela TCK 271) tatbik olunur. Buna mukabil Başbakan hakkında işlenen cürmün 147.maddeye girmesini kabul etmek isabetli olur…. Suçun maddi unsuru: Bakanlar Kurulunu iskat etmek veya vazife görmekten menetmek ve bu fiilleri “cebren” işlemek suretiyle suçun maddi unsuru vücut bulur…. “İskat” da “vazife görmekten men” manası mevcuttur. Bakanlar Kurulunun müddetsiz olarak ve bütün vazifelerine şamil surette vazife görmekten menedilmesi iskattır. Anayasaya uygun vasıtalarla Hükümet düşürmek iskat sayılmaz.” EREM Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayıncılık, Cilt:2, Ankara, 1993, s.1077-1078; “Bu madde İtalya 1889 ceza kanunun 118. maddesinden ve fakat unsur ve kapsamı değişik olarak kaleme alınmıştır. …Aslında, 146. madde gibi 147. madde de aynı hedef ve amacı gütmekte yani devletin anayasaya dayanan organlarını ve kuruluşlarını saldırılara karşı korumaktadır. Bu organlar veya kuruluşlar, Yasama Meclisi Bakanlar Kuruludur. …Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Anayasa hükümleri gereğince kurulmuş olmalıdır. Bakanlar Kurulunun niteliği, kuruluş tarzı, Anayasa hükümleri ile belirtilmiştir. (Anayasa m.109-110)… Suçun maddi unsuru; (Bakanlar Kurulunu cebren devirmek – iskat – veya vazife görmekten cebren men –çalışamaz hale– getirmek)dir. .. Bakanlar Kurulunun görevleri, Anayasa ve yasalarla tanınmış olan yetkiler, görevler, dokunulmazlıklardır.” GÖZÜBÜYÜK Abdullah Pulat, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt:2, 5. Bası, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul, 1988, s.198.

[17] “…Beytüşşebap İlçesinde, ağabeyi belediye başkanı ve çevrede etkinliği bulunan bir aşiret lideri, kendisi de aynı aşiretin ileri gelenlerinden ve köy muhtarı olup korucubaşı olarak görev yapan NT’un tutuklanması üzerine; yaklaşık 200-250 kişinin toplanarak, yanlarında uzun menzilli silahlar ve bir roketatar bulunduğu halde İlçe Merkezine gelip, Adliyenin bulunduğu Hükümet Konağı çevresini sardığı, bir kısmının siper alıp silahlarını adliyeye doğru çevirip beklerken bir kısmının da bahçeye girdiği ve birkaç kişinin de silahlı olarak ve zorla adliyeye girme teşebbüsünde bulunduğu ancak Hükümet Konağı kapısında görevli polisler tarafından zor kullanılıp engellenerek bahçeye çıkarıldıkları, bunun üzerine Asliye Ceza Hakiminin tutuklu NT’un istemini kabul ederek salıverilmesine karar verdiği ve tutukluyu alan silahlı grubun ilçeyi terk edip köye döndüğü olayda; “gerek katılanların sayısı, gerek hedefi ve gerçekleşme biçimi itibariyle sanıkların eylemleri, icra organı olan Hükümetin fonksiyonlarına yönelmediğinden hükümete karşı silahlı isyan suçunun oluşmadığı, TCY’nın 254/2. maddesindeki Memura karşı şiddet veya tehdit suçunun oluştuğu kabul edilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir: “TCY’nın 146. maddesinde Anayasal düzene karşı cürümler ile yasama organının fonksiyonları aleyhinde cürümler, 147. maddesinde Bakanlar Kurulunu cebren ıskat veya görevinden men ve bunu teşvik fiilleri, 149. maddesinde ise Hükümet aleyhine halkı isyana ya da Türkiye ahalisini mukateleye teşvik edenlerin eylemleri ile silahlı isyana veya kıtale katılma fiilleri suç olarak nitelendirilip yaptırıma bağlanmıştır. Ancak, 147. ve 149. maddedeki fiillerle, esas itibariyle yürütme organını oluşturan kişiler değil, yürütme gücünün fonksiyonu himayeye mazhar kılınmıştır. TCY’nın 3531 sayılı Yasa ile değişik 149. maddesinde;… Bu maddede “Hükümet” denilmesine karşılık, Mehaz İtalyan Ceza Yasasının 120. maddesinde “devlet kuvvetlerinden” söz edilmekte ve bu mefhum ile kuvvetler ayrılığı tasnifine bağlı kalınarak, devletin üç ana fonksiyonu kastedilmektedir. Bununla beraber, fiilin, bu üç ana kuvvetin fonksiyonlarına karşı olduğu esası da genel olarak belirtilmektedir. Diğer bir anlatımla, bizim 149., Mehaz Yasanın 120. maddesi, esas itibariyle fonksiyonu ifade etmektedir. Fakat Mehaz Yasanın, idari, adli, yasama fonksiyonlarını birlikte kabul etmesine karşılık, Yasamız sadece icra organının fonksiyonunu göz önünde bulundurmuştur. (Dr. Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İstanbul-1969, sh. 250) Yasamızda yürütme organı tabiri dahi kullanılmamakta ve “hükümet” ifadesi yer almaktadır. Bu şekilde, icraya ait siyasi fonksiyonların, siyasi iktidarın himaye edildiği açıkça ortaya konmuş olmaktadır. 149. maddede her ne kadar bir fonksiyonun önlenmesinden bahsedilmemekte ise de, bir organa karşı yapılan tecavüz, ya organın kuruluş prensiplerine karşı ika edilmiştir, ya da fonksiyonlarına yani organın serbest iradesine karşıdır. Bu bakımdan, icra organının kuruluş sistem ve prensiplerine karşı fiiller, 146. maddeyi ihlal edeceğine göre, 149. maddenin cezalandırdığı husus, doğrudan doğruya icra organının siyasi iktidarı, fonksiyonu aleyhindeki fiillerdir. 147. ve 149. maddeler birlikte değerlendirildiği takdirde, bu iki maddenin koruduğu hukuki muhteva ve varılması istenen sonuç bakımından bir fark olmadığı görülmektedir. aradaki fark, suçların maddi unsurlarından, yani fiillerin icra ediliş tarzından çıkmaktadır ve 149. madde 147. maddenin daha özel bir şekli olmaktadır. (Çetin Özek, age, sh. 252 v.d)” Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/02/2004 T., 2003/9-311 E., 2004/30 K., sayılı kararı.

[18] “…TCK’nın 149. maddesi: "her kim hükümet aleyhine halkı … isyana veya Türkiye ahalisini birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik eylerse… Eğer bu teşvik neticesi olarak isyan veya kıtal zuhur etmişse buna sebebiyet veren veya asilere kumanda eden kimseler hakkında…" hükmünü taşımaktadır. Maddenin birinci fıkrası teşvik'i, ikinci fıkrası da bu teşvik neticesinde meydana gelen isyan ve kıtal eylemlerini yaptırıma bağlamış bulunmaktadır. Maddenin ilk fıkrasında bir isyan teşviki eylemi vardır. Bazı müellifler bu isyanın hükümet fonksiyonuna karşı olması gerekeceğini (Çetin Özek), bazı müellifler de bu isyan hareketinin Devlete karşı olduğunu (A.P. Gözübüyük, Nejat Öztürk, Faruk Erem) kabul ederler. Ancak, maddedeki kıtal suçunun Devlete veya Hükümete karşı olmadığı, bu koruyucu tedbirin burada bulunmasının madde mantığı ile bağdaşmadığı görüşü çoğunluktadır. Bazı müellifler de, bu fiilin (iğtişaş - karışıklık, kargaşalık, asayişin bozukluğu) olup Devlet kuvvetleri aleyhine değil, ahalinin birbiri aleyhine silahlanarak mukateleye kalkışmaları sebebiyle vücuda gelen mevzii bir fiil olduğunu; ancak, geniş olan ahali arasındaki silahlı mukatele nev'ema iç harp demek olacağı, Devlet kuvvetlerini zaafa uğratacağı, bu nedenle de Devlet kuvvetlerine karşı olduğunu kabul etmek gerekeceğini ileri sürmektedirler. Görülüyor ki Türkiye'de pek uygulanmayan bu maddenin koruduğu menfaat hakkında değişik görüşler ileri sürülmektedir. Hangi görüş benimsenirse benimsensin maddenin uygulanabilmesi için, faili tespit edilmese dahi unsurlarına uygun bir teşvik eyleminin olması gerekmektedir.” Askeri Yargıtayın 29/8/1979 T., 1979/239 E., 1979/247 K. sayılı kararı; “Maddede kullanılan “hükümet” tabiri “icra kuvveti” olarak anlaşılmalıdır…. Bu madde hükmünün mehaz kanunda tam karşılığını bulmak mümkün değildir. Hüküm Temyiz mahkemesi Eskişehir Ceza Kanunu Komisyonunca tespit edilmiştir…. Esas itibariyle mülga Ceza Kanununun 56.maddesine tekabül eder…. “Hükümet” tabiri müphemdir. Kastedilen “Devlet kuvvetleri aleyhine cürüm” işlemek olduğuna göre ve mesela bir mahalde sadece adliye aleyhine müteveccih bir hareketin dahi bu madde hükmüne girmesi lazımdır.” EREM, Cilt:2, s.1082-1083; “Devlet veya kamu kuvvetleri kamusal topluluklar, mesela Hükümet, Yasama Meclisleri’dir. Bu itibarla 149.maddedeki Hükümet deyiminin Devlet kuvvetleri anlamına kullanılmış olduğunda şüphe yoktur. Gerçekten, 149.madde, Ceza Kanunumuzun Devlet Kuvvetlerine Karşı Cürümler bölümde yer almıştır. Aksine bir düşünce doğru olamaz. …Suçun maddi unsuru, “Devlet kuvvetlerine karşı halkı silah ve benzeri vasıtaları kullanmak suretiyle isyana teşvik veya Türkiye ahalisini birbirine karşı silahlandırarak birbirini öldürmeye teşvik” eylemektir.” GÖZÜBÜYÜK, s.202.

[19] Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/6/2006 T., 2006/5-178 E., 2006/163 K. sayılı ve 30/5/2006 T., 2006/5-147 E., 2006/149 K. sayılı kararları.

[20] ÖZGENÇ, s.276.

[21] TCK’nın 310. maddesi ile himaye edilen Cumhurbaşkanı, Anayasanın sadece 8. maddesi gereğince yürütmenin bir kanadı olarak değil, Anayasanın 104. maddesindeki Cumhurbaşkanı Devletin başıdır” hükmü gereğince Devletin başı olarak da himaye edilmiştir. Bu nedenledir ki, TCK sistematiğinde Anayasayı koruyan 309. maddeden hemen sonra Cumhurbaşkanının koruyan 310. madde ve devamında yasama erkini koruyan 311. madde düzenlenmiştir.

[22] Anayasanın 6771 sy ile yürürlükten kaldırılan hükümleri;

(21.1.2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile yapılan Anayasa değişiklikleri 16.4.2017 tarihinde Halkoyuna sunularak kabul edilmiş, buna ilişkin 27.4.2017 tarihli ve 663 sayılı Yüksek Seçim Kurulu Kararının 27.4.2017 tarihli ve 30050 Mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanmasıyla birlikte değişiklikler yürürlüğe girmiştir.)

II. Bakanlar Kurulu

A. Kuruluş

Madde 109 – Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan kurulur.

Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır.

Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır; gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca görevlerine son verilir.

B. Göreve başlama ve güvenoyu

Madde 110 – Bakanlar Kurulunun listesi tam olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise toplantıya çağrılır.

Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir bakan tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde okunur ve güvenoyuna başvurulur. Güvenoyu için görüşmeler, programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlar ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra oylama yapılır.

C. Görev sırasında güvenoyu

Madde 111 – Başbakan, gerekli görürse, Bakanlar Kurulunda görüştükten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinden güven isteyebilir.

Güven istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesinden bir tam gün geçmedikçe görüşülemez ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçmedikçe oya konulamaz.

Güven istemi, ancak üye tamsayısının salt çoğunluğuyla reddedilebilir.

D. Görev ve siyasi sorumluluk

Madde 112 – Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.

Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.

Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.

Bakanlar Kurulu üyelerinden milletvekili olmayanlar; 81 inci maddede yazılı şekilde Millet Meclisi önünde andiçerler ve bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin tabi oldukları kayıt ve şartlara uyarlar ve yasama dokunulmazlığına sahip bulunurlar. Bunlar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri gibi ödenek ve yolluk alırlar.

E. Bakanlıkların kurulması ve bakanlar

Madde 113 – Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatı kanunla düzenlenir.

Açık olan bakanlıklarla izinli veya özürlü olan bir bakana, diğer bir bakan geçici olarak vekillik eder. Ancak, bir bakan birden fazlasına vekillik edemez.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile Yüce Divana verilen bir bakan bakanlıktan düşer. Başbakanın Yüce Divana sevki halinde hükümet istifa etmiş sayılır.

Herhangi bir sebeple boşalan bakanlığa en geç onbeş gün içinde atama yapılır.

F. Seçimlerde geçici Bakanlar Kurulu

Madde 114 – Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinden önce, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanları çekilir. Seçimin başlangıç tarihinden üç gün önce; seçim dönemi bitmeden seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde ise, bu karardan başlayarak beş gün içinde, bu bakanlıklara Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden veya dışarıdan bağımsızlar Başbakanca atanır.

116 ncı madde gereğince seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde Bakanlar Kurulu çekilir ve Cumhurbaşkanı geçici Bakanlar Kurulunu kurmak üzere bir Başbakan atar.

Geçici Bakanlar Kuruluna, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanları Türkiye Büyük Millet Meclisindeki veya Meclis dışındaki bağımsızlardan olmak üzere, siyasi parti gruplarından, oranlarına göre üye alınır.

Siyasi parti gruplarından alınacak üye sayısını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tespit ederek Başbakana bildirir. Teklif edilen bakanlığı kabul etmeyen veya sonradan çekilen partililer yerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden veya dışarıdan bağımsızlar atanır.

Geçici Bakanlar Kurulu, yenilenme kararının Resmi Gazete'de ilanından itibaren beş gün içinde kurulur.

Geçici Bakanlar Kurulu için güvenoyuna başvurulmaz.

Geçici Bakanlar Kurulu seçim süresince ve yeni Meclis toplanıncaya kadar vazife görür.

G. Tüzükler

Madde 115 – Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirilmek şartıyla tüzükler çıkarabilir.

Tüzükler, Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayımlanır.

[23] KESKİNSOY Ömer, Anayasa ve Türk Anayasa Hukuku, Monopol Yayınları, 4. Baskı, Ankara, 2019, s.444.

[24] “Hukuk devleti ilkesi, hukukun bireylere sağladığı güvenceyi belirtir. Bireylerin özgürlük alanına en derin müdahalelerde bulunan ceza hukukunun kötüye kullanılmasını önleyici önlemlerin yine hukuk düzeni tarafından konulması, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, belirlilik ilkesi, kıyas yasağı, geçmişe uygulama yasağı, hukuk devleti ilkesinin gerekleridir.” 03/8/2004 gün, 1/593 Esas, 60 Karar sayılı TBMM Adalet Komisyonu Raporu

[25] KUNTER Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Bası, Kazancı Yayınları, İstanbul,1986, s.503 vd.

[26] KUNTER, s.537.

[27] “Yeni suç ve ceza ihdas edecek geniş yorum kıyasa yol açacağı için, suç ve cezalara ilişkin böyle bir yorum yasaklanmıştır. Cezalar temel haklara ağır bir sınırlama getirdiği için, suç ve cezaların metinlerine bağlı kalınarak yorum yoluyla yeni suç ve ceza yaratmamak için dar yoruma tabi tutulur. “Ceza hukukunda, yasallık ilkesinin doğal sonucu olarak, metindeki sözler, sözcükler, odak öğelerdir ve yorumda çıkış ve varış noktalarını oluştururlar. Bu nedenle cezada, yasallık ilkesi geçerlidir. Bu kuralın zorunlu sonucu olarak “yazılı ve metinsel (dar) yoruma tabi tutulurlar. Yasa kuralı olmadan suç olmaz. O yüzden cezada “dar yorum”, metin içinde kalan yorum esas alınır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/02/2004 T., 2004/4-40 E., 2004/113 K. sayılı kararı; ATAY Ender Ethem, Hukuk Başlangıcı, Gazi Kitapevi, 7. Baskı, Ankara, 2019. s.272.

[28] “Yorum, yasaların uygulanmasında tabii ve zorunlu bir fikri faaliyettir. Adaletsizliği; daraltıcı ve düzeltici yorumla gidermek, uygulamacının başta gelen görevlerindendir. Yorum yapılırken birden fazla yorum yapılabiliyorsa lehe olan yorum yeğlenmeli, kabul edilmelidir.” Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 30/6/1995 T., 1993/1 E., 1995/1 K. sayılı kararı.

[29] KUNTER, s.539, 551.

[30] Aksi görüş için bkz. YİRMİBEŞOĞLU Vildan, OHAL Yargılamaları, Maya Akademi, Ankara, 2019, s.160-161.

[31] ATAY, s.244.

[32] ATAY, s.431.

[33] “Kıyasta kelimenin manası genişletilmekle kalınmaz, norm, benzer durumlarda da uygulanır ve boşluklar doldurulur… Suç Hukukunda şahsi hürriyetin korunması kaygısıyla kıyas kabul edilmez. Kıyas, ceza koyan veya cezayı ağırlatan metinlerde caiz değildir.“ KUNTER, s.538.

[34] “Tanımlama Boşluğu: Kanun koyucu, kural koyarken bazı kavramları tanımlamamıştır. Bu durumda tanımlama boşluğu söz konusu olur. Örneğin TMK mad. 175 yoksulluk nafakasını düzenlemektedir. Ancak “yoksulluk” kavramını tanımlamamaktadır. Böylece bu kavramın belirlenmesi yetkisini hakime bırakmaktadır.” ATAY, s.286.

[35] “…İşlenemez suç durumunda, failin kullandığı araçlar ve dolayısıyla hareketi öngörülen sonucu meydana getirmede elverişsiz olduğundan veya ortada bir maddi konu bulunmadığından, failin cezalandırılması olanaksızdır. Bu bağlamda, işlenemez suçun tipiklik kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Zira, her ne kadar failin psişiğinde suç oluşmuş, bir başka deyişle manevi unsur bakımından bir eksiklikten söz edilmesi mümkün olmasa da, hareket elverişsiz olduğundan yahut ortada bir maddi konu bulunmadığından, tipik fiil hiçbir zaman ihlal edilemeyecek, ceza normunda öngörülen sonuç hiçbir şekilde gerçekleşemeyecektir. Dolayısıyla, işlenemez suç ipotezinde, elverişsiz bir hareket tipik bir fiile vücut vermediğinden, “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi uyarınca, fail cezalandırılmayacaktır.” ÖZOCAK Gürkan, İşlenemez Suç, https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/11613/nevzat%20torosluya%20arma%c4%9fan%202.pdf?sequence=1&isAllowed=y

[36] KUNTER, s.517.

[37] Madde 301- (1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

[38] “…Ancak bu hüküm ile Devlet kavramı ve Devletin varlığını oluşturan ve maddede sayılan kurumlar korunmuş olup bu kurumlarda yer alan kişi veya kişilerin ya da grupların korunması amaçlanmamıştır. Suçun maddi ögesi, maddede belirtilen kavramların varsayılan tüzelkişiliklerine yönelik, onları aşağılayan ve küçük düşüren hareketlerdir.” Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05/5/1998 T., 1998/9-70 E., 1998/156 K. sayılı kararı.

[39] 6771 sayılı Yasa ile ekli Anayasa geçici madde 21/ F); Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürür. Yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler hakkında 152 nci ve 153 üncü maddelerin uygulanmasına devam olunur.”

[40] Anayasa geçici madde 21/G); “Kanunlar ve diğer mevzuat ile Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır.”

[41] Ergenekon olarak adlandırılan yargılamada da amaç suç TCK’nın 312. maddesi olarak gösterilmiştir. Balyoz olarak adlandırılan yargılama ETCK’nın 147. maddesi kapsamında yapılmıştır. Ancak, bu maddede suçun konusunu oluşturan icra vekilleri heyeti/bakanlar kurulu adlı bir organ artık bulunmamaktadır (9. Ceza Dairesinin 09/10/2013 T., 2013/9110 E., 2013/12351 K. sayılı kararı) FETÖ/PDY yargılamalarında amaç suç TCK’nın 312. maddesi olarak kabul edilmiştir. 16. Ceza Dairesi, FETÖ/PDY adlı yapılanmanın 314. madde kapsamında silahlı örgüt olduğuna karar verirken, örgütün amaç suçunun TCK’nın 312. maddesi olduğunu belirtmiş (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K. sayılı kararı) ve bu karar CGK tarafından onanmıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 T., 2017/16.MD-956 E., 2017/370 K. sayılı kararı).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Taner 3 ay önce

Sağlam bir makale olmuş. Emeğinize sağlık.