banner590

17 Ocak 2021

TÜRK HUKUKUNDA ORGAN VE DOKU NAKLİ
banner580

GİRİŞ

Organ ve doku nakilleri, kişilik haklarını yakından ilgilendiren bir tıbbi müdahale çeşididir. Pek çok ülke düzenlemesinde ve Türkiye’de de kabul edildiği üzere, organ ve doku nakli, belli şartlar altında kişilik haklarına saldırı niteliğinde görülmemiş ve yapılan müdahalelerin hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında hukuk sisteminde de çok önemli bir yere sahiptir. Buradaki çalışmanın amacı da organ ve doku naklinin önemine değinilmesi ve bu bağlamda Türk Hukuku açısından incelenmesini kapsamaktadır. Buna binaen öncelikle, organ ve doku naklinin dünyada ve ülkemizdeki tarihçesini, ardından organ ve doku naklinin kavram olarak ne anlama geldiğini ve sonra da Türk Hukuk Sistemi’ndeki yerini ve buna yönelik düzenlemeleri inceleyeceğiz.

A. TARİHÇE

Organ ve doku naklinin tedavi yöntemi olarak düşünülmesi çok uzun yıllara dayanmasına rağmen, gerçekleştirilmesi ilk defa deneysel olarak 1900’lü yılların başlarında mümkün olabilmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı’nda askerlerin ciddi yaralar alması, hekimleri yeni çözümler üretmeye zorlamış ve yaralıların, yaralarını daha çabuk iyileştirme amacıyla başarılı deri nakilleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu nakillerin başarısı ve gelişen tıbbi bilgi ile teknoloji, organ nakilleri için uygun ortam hazırlamış olup ve nihayet modern anlamda ilk ciddi organ nakli denemesi böbrek nakli ile Viyana’da 1902’de hayvanlar üzerinde ve Sovyetler Birliği’nde (Rusya) 1933’te ölüden canlıya gerçekleştirilmiştir. Dünya’da canlı insandan böbrek nakli ilk defa 1947’de ve ilk başarılı kalp nakli Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gerçekleştirilmiştir. İlk başarılı böbrek nakli de 1954’te yine ABD’de Dr. Joseph Murray yönetiminde, beş buçuk saat süren bir operasyonla gerçekleştirilmiş ve bu başarı hekim Murray’a 1990’da tıp alanında Nobel ödülü getirmiştir.(1)

Türkiye’de ilk organ nakli girişimi ise, 1962’de Dr. Kemal Beyazıt tarafından yapılan kalp naklidir, ancak nakil sonrası hasta kaybedildiği için bu nakil başarısız olarak kayıtlara geçmiştir. 1970’lerin başında Hacettepe Üniversitesinde hayvanlar üzerinde organ nakli deney çalışmaları başlamış ve ilk başarılı organ nakli 1975’de Dr. Mehmet Haberal tarafından, bir anneden oğluna böbrek nakledilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu olumlu gelişmenin ardından ölüden ilk böbrek nakli 1978’de, yine ölüden ilk karaciğer nakli 1988’de, ilk başarılı kalp nakli 1989’da ve ilk kalp kapağı nakli 1991’de gerçekleştirilmiştir. 24 Nisan 1990 tarihinde dünyada ilk defa Türkiye’de, Dr. Haberal tarafından canlıdan kısmi karaciğer nakli gerçekleştirilmiştir. (1)

Tüm bu gelişmeler organ naklinin gerekliliği konusunda toplumda bir bilinç oluşturmuş ve insanların organ naklini desteklemesi ve nakillerin kolaylaştırılması amacıyla 1980’de “Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı” kurulmuştur. 1990’da da Dr. Haberal “Türkiye Organ Nakli Derneği”ni kurmuş ve bu dernek 1997’de Avrupa’daki “Transplantasyon Derneği”ne üye olmuştur. 2001’de dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un girişimiyle “Ulusal Koordinasyon Merkezi” Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyete başlamış, ülkemizi altı bölgeye ayırarak organ temininin kolaylaşması sağlanmıştır. Günümüz itibari ile ülkemizde artık birçok organ ve doku nakilleri merkezi mevcuttur ve istatiksel olarak organ nakillerinin sayısı her geçen yıl artmaktadır. (1)

B. ORGAN VE DOKU NAKLİ

Organ ve doku naklini tanımlamadan önce, organ ve doku kelimelerinin anlamını, dolayısı ile hangi organ ve dokuların nakledilebileceğini iyi bilmek gerekir.

Doku; organları meydana getiren, şekil ve yapı bakımından benzer olan ve aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı ilgisi olan aynı kökten gelen hücreler topluluğuna verilen isimdir (örneğin; kalp kapağı, kornea, kemik, kemik iliği, kıkırdak, kemik, kas dokusu, bağ dokuları, kornea). Kan, tıbbi açıdan bir doku olarak kabul edilmesine rağmen birçok ülkede yasal olarak organ ve doku nakli kapsamı dışında tutulmaktadır.

Organ ise; Latin kökenli bir kelime olup, biyolojide belirli bir görevi yapan ve sınırları belli doku grubu olarak tanımlanmaktadır. Örnek olarak; kalp, akciğer, böbrek, dalak…

Organ ve doku nakli, görev yapamayacak kadar hasta olan ve hatta bazen insan bedenine zarar verebilecek bir organın başka hiçbir tıbbi çözüm olmadığı için ve tedavi amaçlı olarak başka bir sağlam organ ile değiştirilmesi işlemidir. Organ veya doku, ölü veya canlı bir insandan başka bir insana, bir insanın kendi vücudundan yine kendisine veya bir hayvandan bir insana nakledilebilir. (1)

Organ nakli literatürde, bir insanın beyin ölümünün gerçekleştiği an, o insanın ölüm anı olarak kabul edilmekte ve organlarının ve dokularının nakli söz konusu olabilmektedir. Veyahut organ nakli, organ yetmezliği sorunu yaşayan bir hasta için organ bağışlayıcıdan ya da ölü olan bir hasta veya canlıdan organın alınarak organ yetmezliği yaşayan kişiye nakil edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımında ise, organ nakli, bir donörden alınan dokuların veya organların, ihtiyacı olan başka bir alıcıya vücudunun işlevlerini geri kazandırmak amacıyla aktarılmasıdır. (2)

C. ORGAN VEYA DOKU NAKLİNİN TÜRK HUKUKUNDAKİ YERİ

1.1982 Tarihli T.C. Anayasa’sı : 1982 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 17.maddesine göre “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ve tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz.”

2.4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu : Türk Medeni Kanunu’nun 23.maddesine göre, ‘’Kural olarak kişiler özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz, ancak yazılı rıza üzerine organ alınması, aşılanması ve nakli mümkündür.’’ Maddenin son fıkrasına göre, ‘’Organ verme borcu altına girmiş olan kişiler, edimlerini yerine getirmek veya yerine getirmediği bundan dolayı maddi ve manevî tazminat ödemek zorunda bırakılamaz.’’

3.2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun

Bu Kanun, 1979 yılında çıkarılmış olup, tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlarla, yaşayan kişilerden ve ölülerden organ ve doku naklinin şartlarını düzenleyerek, organ ve doku nakli ile ilgili yasal bir düzenlemeye zemin hazırlanmıştır. Yasaya aykırı davranmanın müeyyideleri ise, TCK’nın 91. maddesinde gösterilmiştir.

Kanun’da organ ve doku nakli, ilk bölümde ‘’yaşayan kişilerden organ ve doku alınması’’ ve ikinci bölümde de ‘’ölüden organ ve doku alınması’’ şeklinde düzenlenmiştir.

a.Yaşayan kişilerden organ ve doku alınması şartları

aa. Verici bakımından koşullar

Organ ve doku alınmasında asıl sorunu verici açısından gerekli olan koşullar oluşturmaktadır. Zira organ ve doku naklinde vücut bütünlüğüne el atılan, sağlığı tehlikeye giren verici tarafı oluşturur. Burada amaç, alıcıyı sağlığa kavuşturmak olduğundan alıcının vücut bütünlüğüne bir saldırı ve dolayısıyla kişilik haklarının ihlali söz konusu olmayacaktır.

- Ehliyet

Organ ve doku verebilmek için, vericinin (donör) tam ehliyetli bir kişi olması gerekir. Ancak yasa burada TMK’ daki tam ehliyetle ilgili genel hükümlerden ayrılmış, özel bir ehliyet öngörmüştür.

Kanun’un 5. Maddesine göre, ‘’ Onsekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır.’’

Yasa, kişinin hem onsekiz yaşını doldurmak suretiyle reşit (ergin) olmasını hem de mümeyyiz (sezgin) olmasını birlikte aramıştır. Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki, onsekiz yaşında olmak yeterli olmayıp, bu yaşın doldurulmuş olması gerekmektedir. Mümeyyiz olması da, kişinin, tavır ve hareketlerinin saiklerini ve neticelerini doğru olarak idrak etmek veya doğru bir idrake uygun hareket etmek anlamına gelmektedir.

- Rıza

Canlı kişiden organ ve doku alınmasında en önemli konuyu rıza oluşturmaktadır. Kişilik hakkını oluşturan kişisel varlıklara rıza dışında yapılan saldırılar yasalarda öngörülen sınırlı bazı istisnalar dışında hukuka aykırı olup sorumluluğu gerektirir.

Kanun’un 6. Maddesine göre, ‘’ Onsekiz yaşını doldurmuş ve mümeyyiz olan bir kişiden organ ve doku alınabilmesi için vericinin en az iki tanık huzurunda açık, bilinçli ve tesirden uzak olarak önceden verilmiş yazılı ve imzalı veya en az iki tanık önünde sözlü olarak beyan edip imzaladığı tutanağın bir hekim tarafından onaylanması zorunludur.’’

0 halde bu hükme göre kişiden organ veya doku alınmasında için;

Yazılı ve imzalı rızada; rızanın yazılı olarak belirtilmesi, rızaya ilişkin yazının imzalanması, yazılı rızanın en az iki tanık huzurunda verilmiş olması, rızanın serbestçe verilmiş olması ve bir hekim tarafından tutanağın onaylanması gerekmektedir.

Sözlü rızada ise; yazılı rızadan farklı olarak organ ve doku verilmesine ilişkin rızayı içeren verici tarafından önceden hazırlanmış bir yazı yoktur. Yazı iki tanık tarafından hazırlanmakta, fakat verici tarafından imzalanmaktadır. Ancak bu da yeterli olmayıp, bu hazırlanan tutanağın bir hekim tarafından onaylanması zorunlu bulunmaktadır.

- Vericiye Bilgi Verilmesi ve Aydınlatılması

Kanun’un 7. Maddesine göre, ‘’ Organ ve doku alacak hekimler :

a) Vericiye, uygun bir biçimde ve ayrıntıda organ ve doku alınmasının yaratabileceği tehlikeler ile, bunun tıbbi, psikolojik, ailevi ve sosyal sonuçları hakkında bilgi vermek;

b) Organ ve doku verenin, alıcıya sağlayacağı yararlar hakkında vericiyi aydınlatmak;

c) Akli ve ruhi durumu itibariyle kendiliğinden karar verebilecek durumda olmayan kişilerin vermek istedikleri organ ve dokuları almayı reddetmek;

d) Vericinin evli olması halinde birlikte yaşadığı eşinin, vericinin organ ve doku verme kararından haberi olup olmadığını araştırıp öğrenmek ve öğrendiğini bir tutanakla tespit etmek;

e) Bedel veya başkaca çıkar karşılığı veya insancıl amaca uymayan bir düşünce ile verilmek istenen organ ve dokuların alınmasını reddetmek;

f) Kan veya sıhri hısımlık veya yakın kişisel ilişkilerin mevcut olduğu durumlar ayrık olmak üzere, alıcının ve vericinin isimlerini açıklamamak;

Zorundadırlar.’’

- Tahlil ve inceleme yapma zorunluluğu

Kanun’un 9. Maddesine göre, ‘’ Organ ve doku alınması, aşılanması ve naklinden önce verici ve alıcının yaşamı ve sağlığı için söz konusu olabilecek tehlikeleri azaltmak amacıyla gerekli tıbbi inceleme ve tahlillerin yapılması ve sonucunun bir olurluluk raporu ile saptanması zorunludur.’’

- Alınamayacak organ ve dokular

Kanun’un 8. Maddesine göre, ‘’ Vericinin yaşamını mutlak surette sona erdirecek veya tehlikeye sokacak olan organ ve dokuların alınması, yasaktır.’’

bb. Alıcı Bakımından Koşullar

Bir başkasına organ ya da doku aktarılması onun bedensel bütünlüğünde bir değişime neden olan ameliyattır. Bir ameliyat olması ve sağlık durumunu etkilemesi nedeniyle bu ameliyatın hukuka uygun olması için rızasının bulunması gerekir. Hiç kimseye rızası dışında bir organ ya da doku aktarılması mümkün değildir. Alıcının bu rızası dışında, onun için organ aktarılması kaçınılmaz olmalı ve başka türlü tedavisi mümkün olmamalıdır.

cc. Organ ve Doku Almaya, Saklamaya, Aşılamaya ve Nakline Yetkili Sağlık Kurumları

Kanun’un 10. Maddesine göre, ‘’ Organ ve doku alınması, taşınması, saklanması, aşılanması ve nakli ile yurt dışından temin edilmesi, Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilmiş gerekli uzman personel ve donanıma sahip kurumlarca yapılır.’’

dd. Organ ve Doku Alınmasında Yasaklar

- Rızadan Rücu Edenin Sorumlu Tutulmaması: Görüldüğü gibi bu konuda iki yasak getirilmiştir: Bunlardan birincisi verdiği rızadan dönen kişi aleyhine vermeyi üstlendiği organ ya da dokunun alınmasını sağlayan bir «aynen ifa davasının» açılamamasıdır. Getirilen yasaklardan ikincisi, verdiği rızadan dönen kişi aleyhine tazminat davalarının açılamamasıdır.

- İsmin Açıklanması Yasağı: Kanun’un 7. Maddesinin f bendinde görüldüğü üzeredir.

- Bedel ya da çıkar yasağı: Yasanın 3. Maddesi, bir bedel veya başkaca çıkar karşılığı, organ ve doku alınması ve satılmasını yasaklamıştır.

- Reklam Yasağı: Kanun’un 4. Maddesine göre, ‘’ Bilimsel, istatistiki ve haber niteliğindeki bilgi dağıtımı halleri ayrık olmak üzere, organ ve doku alınması ve verilmesine ilişkin her türlü reklam yasaktır.’’

b.Ölüden organ ve doku alınması şartları

aa. Ölüm olayının gerçekleşmiş olması

Bu kanunun 11. maddesine göre ölüden organ ya da doku alınabilmesi için her şeyden önce ölüm halinin saptanması zorunludur. Bu yapılmadığı sürece ölüden söz edilemeyecek ve organ ya da doku alınamayacaktır. Ayrıca Kanun’a göre, ‘’ tıbbi ölümün gerçekleştiğine, biri nörolog veya nöroşirürjiyen, biri de anesteziyolji ve reanimasyon veya yoğun bakım uzmanından oluşan iki hekim tarafından kanıta dayalı tıp kurallarına uygun olarak oy birliği ile karar verilir.’’

bb. Rıza

Ölüden organ ya da doku alınmasında rızası aranması gereken ilk kişi ölenin kendisidir. Bu amaçla Yasanın 14. maddesinde tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlar için cesedin tamamının ya da cesetteki bazı organ ve dokuların kullanılmasını ölenin sağlığında açıklamış olduğu rızası koşuluna bağlamıştır. Ayrıca yasa, ölenin sağlığında rızasını açıklamasının üç şeklini öngörmüştür:

- Kişi rızasını resmi vasiyetname ile açıklamış olabilir.

- Kişinin sağlığında rızasını açıklamasının ikinci yolunu yasa, yazılı vasiyet olarak öngörmüştür.

- Kişinin sağlığında rızasını açıklamasının son şekli sözlü açıklamadır.

Kanun’da kişinin kendi rızası yoksa ölenin yakınlarının rızası aranmaktadır. Kanun’un 14. Maddesine göre, rızalarına başvurulacak ölenin yakınları arasında eşi, reşit çocukları, ana veya babası, kardeşleri bunların yokluğu halinde herhangi bir yakını sayılmıştır. 0 halde ölenin yanında eşi, reşit çocukları, ana veya babası, kardeşleri bulunduğu sürece bir başka yakının bu muvafakat vermeleri mümkün değildir.

Ölenin yakınlarının rızasına dayanılarak organ ya da doku alınması önemli bir şarta bağlıdır. Bu da ölenin sağlığında aksine bir beyanda bulunmamış olmasıdır. Buna göre ölen kişi sağlığında kendisinden öldüğü takdirde organ ve doku alınmasını yasaklamışsa, yakınlarının bunun aksine davranmaları mümkün değildir. Bu husus, yasanın 14. maddesinin 3. fıkrasında belirtildiği gibi, ‘’Ölü, sağlığında kendisinden ölümünden sonra organ veya doku alınmasına karşı olduğunu belirtmişse organ ve doku alınamaz.’’

Yasaklanmadığı takdirde rızanın aranmadığı alımlar vardır ki o da Kanun’un 14. Maddesi 2. Fıkrası gereği : ‘’ Aksine bir vasiyet ibraz edilmedikçe yoksa, kornea gibi ceset üzerinde bir değişiklik yapmayan dokular alınabilir.’’ şeklindedir.

Kaza ve tabii afet halinde rızasına başvurulacak yakınların bulunmaması durumunda organ ve doku alınması ise Kanun’un 14. Maddesi 4.fıkrasında belirtilmiş olup şöyledir: ‘’Kaza veya doğal afetler sonucu vücudunun uğradığı ağır harabiyet nedeniyle yaşamı sona ermiş olan bir kişinin yanında yukarıda sayılan kimseleri yoksa, sağlam doku ve organları, tıbbi ölüm halinin alınacak organlara bağlı olmadığı 11 inci maddede belirlenen hekimler kurulunun raporuyla belgelenmek kaydıyla, yaşamı organ ve doku nakline bağlı olan kişilere ve naklinde ivedilik ve tıbbi zorunluluk bulunan durumlarda vasiyet ve rıza aranmaksızın organ ve doku nakli yapılabilir. Bu hallerde, adli otopsi, bu işlemler tamamlandıktan sonra yapılır ve hekimler kurulunun raporu adli muayene ve otopsi tutanağına geçirilir ve evrakına eklenir.’’

c. Cesetlerin bilimsel araştırma için kullanılması

- Vasiyete dayanılarak cesetlerin bilimsel araştırma için kullanılabilmesi: Kişi sağlığında bir vasiyetname düzenlemek suretiyle öldüğünde cesedinin bilimsel araştırmalar için kullanılmasını sağlayabilmektedir.

- Vasiyet olmadığı halde cesetlerin bilimsel araştırma için kullanılabilmesi: Kanun’un 14. Maddesi 5. Fıkrası gereği: ‘’ Ayrıca vücudunu ölümden sonra inceleme ve araştırma faaliyetlerinde faydalanılmak üzere vasiyet edenlerle yataklı tedavi kurumlarında ölen veya bunların morglarına getirilen ve kimsenin sahip çıkmadığı ölü muayenesi veya otopsi işlemi tamamlanmış cesetler aksine bir vasiyet olmadığı takdirde 6 aya kadar muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yüksek öğretim kurumlarına verilebilirler. Bu cesetlerin defin hususu dahil tabi olacakları işlemler, Adalet, İçişleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren 3 ay içinde çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.’’

Kanun’un 14. Maddesi 6. Fıkrası gereği ise: ‘’Tıp eğitimi için gerekli olan kadavranın yurt içinden yeteri kadar temin edilememesi hâlinde, kadavra veya kadavra parçası, soykırım ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar yoluyla ölmüş kimselerden temin edilmemiş olması kaydı ile yurt dışından temin edilebilir. Kadavra veya kadavra parçası temini ile yurt dışından kadavra temin edecek kişi veya kuruluşların yetkilendirilmesine dair usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca belirlenir.’’

d.Tutanak düzenleme

Kanun’un 13. Maddesine göre, ‘’ 11 inci maddeye göre ölüm halini saptayan hekimlerin ölüm tarihini, saatini ve ölüm halinin nasıl saptandığını gösteren ve imzalarını taşıyan bir tutanak düzenleyip, organ ve dokunun alındığı sağlık kurumuna vermek zorundadırlar. Bu tutanak ve ekleri ilgili sağlık kurumunda on yıl süre ile saklanır.’’

e.Hekimlere ilişkin yasak işlemler

Kanun’un 12. Maddesine göre, ‘’ Alıcının müdavi hekimi ile organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve naklini gerçekleştirecek olan hekimlerin, ölüm halini saptayacak olan hekimler kurulunda yer almaları yasaktır.’’

f.Cezai ve idari müeyyideler

Kanun’un 15. Maddesine göre, ‘’ Hukuka aykırı olarak organ ve doku alan, satan, satın alan, satılmasına aracılık eden, saklayan, nakleden veya aşılayan, organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişiler hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 91 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu Kanuna aykırı şekilde embriyo ve üreme hücresi bağışlayan, aşılayan, bulunduran, kullanan, saklayan ve nakledenlerle bunların alım ve satımını yapanlar, alım ve satımına aracılık edenler veya komisyonculuğunu yapanlar veya bu fiilleri özendiren, bunlara yönlendiren veya bunlara yönelik ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişiler hakkında, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç teşkil etmediği takdirde üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden iki bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Bu Kanunun ek 1 inci maddesine aykırı fiili tespit edilen kişilerin sertifika ve izin belgeleri iptal edilir ve ilgili alanda çalışmalarına izin verilmez. Bakanlıktan izin alınmaksızın organ nakli ve üremeye yardımcı tedavi merkezi açılması yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 11 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu Kanuna ve Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı şekilde faaliyet gösteren sağlık kurum ve kuruluşları hakkında fiilin niteliği ve tekerrür durumuna göre Bakanlıkça faaliyet durdurma veya faaliyet izni iptali müeyyidesi uygulanır.’’

4. Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği

Bu Yönetmeliğin amacı; ilk maddesinde de belirtildiği üzere, tedavisi doku veya organ nakli ile mümkün olan hastaların hayatını sürdürmesine yönelik nakilleri gerçekleştirecek organ ve doku nakli merkezlerinin, organ ve doku kaynağı merkezlerinin ve doku tipleme laboratuvarlarının açılması, çalışması ve denetimi ile organ ve doku nakli hizmetlerinin yürütülmesinde uyulması gereken usul ve esasları belirlemektir.

5. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

Türk hukukunda TCK m. 91’le organ ticareti yasaklanmıştır. Bu maddeye göre; ‘’(1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.

(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.’’

TCK’nın 92. maddesi ile yapılan bir düzenleme ile verici için bir şahsi cezasızlık hali kabul edilmiştir. Bu maddeye göre; “Organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak, hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir”. Ayrıca 93. madde ile “Organ veya dokularını satan kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz. Bu suç haber alındıktan sonra, organ veya dokularını satan kişi, gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım ederse; hakkında verilecek cezanın, yardımın niteliğine göre, dörtte birden yarısına kadarı indirilir.” denilmekle, organ ticaretlerinin ihbar edilmesi teşvik edilmek istenmiştir.

6. Yargıtay Kararları:

*T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ KARARI

E. 2014/3632 K. 2014/26400 T. 23.12.2014

DAVA : Organ ticareti yapma suçundan sanığın mahkumiyetine dair hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : İhbar ve yakalama tutanakları, sanığın savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre; hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen …’ün böbrek hastası olup kendisine uygun böbrek ararken internet aracılığıyla tanıştığı sanık … ile görüştükleri, 25.000 TL bedelle böbrek nakli hususunda anlaştıkları, …’in sanık …’a 3.000 TL’yi önden verdiği, birlikte böbrek nakli için … Park Hastanesine başvuruda bulundukları, tahliller yapılırken adı geçenlerin akraba olmadıklarının anlaşılması üzerine hastane yetkililerin durumu emniyet görevlilerine ihbarı üzerine yakalandıkları, bu sebeple organ naklinin gerçekleşemediği anlaşılmakla;

Organ ticareti veya doku ticareti yapılmasının suç olarak tanımlandığı TCK 91/3. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, burada önemli olan hususun organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması olup, suçun oluşması için ödemenin ne zaman yapıldığının ya da yapılıp yapılmadığının öneminin olmaması, hatta organ veya dokunun alınmasına dahi gerek bulunmaması karşısında, somut olayda yasa maddesinde öngörülen suçun tamamlandığı anlaşılmakla sanığa tayin edilen cezadan TCK 35/2. maddesi gereğince indirim yapılmak suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA 23.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

SONUÇ

Organ ve doku nakli, insan hayatını kurtarmayı hedefleyen tıbbi bir tedavi yöntemidir. Hatta birçok hastalığın başka bir tedavisi yoktur ve insan yaşamının kurtarılması organ nakli yapılmasına bağlıdır. Organ ve doku nakli tüm dünyada kabul görmüş bir konudur ve günümüzde organ ve doku nakillerinin çok olumlu sonuçları mevcuttur. Bununla beraber organ yetmezliği sorunu, tüm dünyada artmakta, kendisine organ nakledilmesini bekleyen birçok insan hastanelerde uygun organ beklerken yaşamını yitirmektedirler. Bu bağlamda insan hayatını kurtarmayı amaçlayan organ ve doku nakillerinin, yukarıda belirtilen yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilmesi şartıyla tıbbi etik kurallarına uygun olduğunun kabulü gerekir.

Organ ve doku nakli, ülkemizde, yeterli sayıda organın bulunmaması, kültürel ve eğitimsel farklılıklar, ölen kişinin vücudundan bir organ alınırsa kişinin öteki dünyada sıkıntı çekeceği veya bunun din açısından sakıncalı olduğu yaygın fikri nedeniyle yeterince yapılamamaktadır. Bu bağlamda organ nakli ve bağışı konusunda tüm toplumun farkındalığının artırılması gerekmektedir. Bu sebeple organ nakli konusunda, eğitim temelli politika oluşturmaya daha fazla bütçe ayrılmalı, medya ve sosyal ağlar bu konuda daha verimli kullanılmalıdır.

Bunun yanında organ sıkıntısı tüm dünyada yaygın olan bir sorun olunca, bunun yasal olmayan ticareti de başlamış, özellikle Rusya, Hindistan ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde birtakım insanlar için bir “geçim kaynağı” olmuştur. Bu sebeple, ihtiyaç duyulan organlara ulaşmak için, ulusal ve uluslararası organ nakli koordinasyon merkezlerinin sayıları arttırılarak ve birbirleriyle iletişimleri güçlendirilerek, organ ve doku nakillerinin daha hızlı ve kolay yapılması sağlanmalı, devlet tarafından gerekli her türlü yasal ve maddi teşvik gerçekleştirilmelidir.

Stj. Av. Şehriban GÜZEL

KAYNAKÇA

SÜREN , Ö. ( 2007) , ‘’ Organ ve Doku Naklİnİn Yasal ve Etİk Açıdan İncelenmesİ’’ , TBB Dergisi, Sayı :73 , sa.173-177

KILIÇARSLAN , M. (2019) , ‘’ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN ORGAN VE DOKU BAĞIŞI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ’’ , Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan/April(2019) - Cilt/Volume:18 - Sayı/Issue:70 , sa.839

AYDIN, Ç. (2011) , ‘’ ORGAN VEYA DOKU TİCARETİ SUÇU’’ , Ankara Barosu Dergisi , sa.131

KILIÇOĞLU, A. (1991) , ‘’ ORGAN NAKLI VE DOKU ALINMASININ HUKUKSAL YÖNLERİ’’ , ÜRKIYE BAROLAR BİRLİĞİ DERGİSİ , Sayı : 2


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.