ULAŞIM ARAÇLARININ KAÇIRILMASI VEYA ALIKONULMASI SUÇU

Çalışmayı Hazırlayan:

Muhammet Can KARACA

...

GENEL HATLARIYLA TÜRK CEZA KANUNUNUN 223. MADDESİ

I. GİRİŞ

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Özel hükümler kitabının Topluma Karşı Suçlar üst başlıklı 3. Kısmının Ulaşım Araçlarına veya Sabit Platformlara Karşı Suçlar başlıklı 6. Bölümünde Ulaşım Araçlarının Kaçırılması veya Alıkonulması adlı 223. Maddesinde;

(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, bu aracı hareket halinde iken durduran veya gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Bu suçların işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi dolayısıyla ayrıca cezaya hükmolunur.

(5) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

hükümleri yer almaktadır.

Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması suçu, Türk Ceza Kanununa, ilk kez 1971tarih ve 1480 sayılı Kanunla, 765 sayılı Kanunun 384. maddesi olarak girmiştir. 384.madde 1979/2245 sayılı Kanunla esaslı değişiklik geçirmiştir[1].

Madde gerekçesindeyse,

Maddenin birinci fıkrası, kara ulaşım araçlarının hareketlerinin cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bile bile engellenmesini veya bunların kaçırılmasını cezalandırmaktadır. Suçun maddî unsuru belirtilirken, uygulamada herhangi bir duraksamaya neden olunmaması için kaçırma niteliğinde bulunan hareketlerin teker teker sayılması ve böylece araçların hareket etmesinin engellenmesi, aracın hareket ettirilmemesi, hareket hâlinde bulunanların durdurulması ve gitmekte olduğu yerlerden başka yerlere yönlendirilmesi ayrıca açıklanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında, suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması itibarıyla ayrı bir suç tanımına yer verilmiştir. Bu suçu oluşturan hareketler, birinci fıkrada tanımlanan suçun maddî unsuru kapsamındaki hareketlerden ibarettir.

Üçüncü fıkrada, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesinin engellenmesi veya bu aracın gitmekte olduğu yerden başka yere götürülmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.

Maddenin dördüncü fıkrasında özel bir içtima hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; bir, iki ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi hâlinde, ayrıca bu nedenle cezaya hükmedilmelidir. Bir, iki ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların işlenebilmesi için, kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi gerekmemektedir.

Beşinci fıkraya göre, bir, iki ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, sadece bu bir, iki veya üçüncü fıkralara istinaden cezaya hükmedilmelidir.

Ulaşım araçlarına zarar verilmesi, mala zarar verme suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli şeklini oluşturduğu için, bu madde kapsamında ayrıca suç olarak tanımlanmamıştır.

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ YARAR

T.C. 1982 Anayasasının 23. Maddesiyle güvence altına alınan ‘Yerleşme ve Seyahat hürriyeti’ fikrimizce korunmak istenilen hukuki değerin en büyük dayanaklarından biridir. ‘Herkes dilediği gibi yerleşme ve seyahat etme hürriyetine sahiptir ve bu özgürlük ancak kanunla sınırlandırılabilecektir’.

Yine madde metinleri incelendiğinde kamu düzeni, kişi hürriyeti ve dokunulmazlığı başta olmak üzere kişilik haklarına ihlal niteliğinde bir fiile somut olayın vuku bulması halinde suçun kanuni unsurları gerçekleşmiş olacağından mahkûmiyeti talep edilebilecektir. Özellikle ‘cebir’ ve ‘tehdit’ vasıtasıyla ya da başkaca bir hukuka aykırı davranışla kara ulaşım araçlarından birinin hareket etmesini engelleyen veya hareket halindeyken durduran veya doğrudan veyahut dolaylı yollarla durmasını sağlayan veya isteği, arzusu, rızası dışında başka bir yere gitmesini sağlayan kimse/lere uygulanacak müeyyidelerle karşı karşıya kalacaklardır.

Binaenaleyh kanaatimizce, bu suçun uygulama alanı bulmasıyla birlikte TCK m.109 bağlamında ‘hürriyetten yoksun kılma’ suçunun da oluşması durum ve koşullara göre mümkün olabilecektir. Bu fikrimizi destekleyen unsur ise;

TCK m.109/1-1.cümle de:

Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir’.

Pekâlâ, kara ulaşım aracından anlaşılması gereken nedir?

Araba, Bisiklet, Fayton, Kağnı, Kamyon, Kamyonet, Minibüs, Metrobüs, Motosiklet, Otobüs, Otomobil, Traktör, Troleybüs[2].

Yukarıda sayılan örnekler pek tabi tahdidi değildir. Mesela akıllara gelebilecek örneklerden bazıları Atv, Akülü araba vs.’dir.

III. SUÇUN UNSURLARI

1. MADDİ UNSURLAR

Fail açısından suçun kanuni düzenlemesinde herhangi bir unsur, ölçüt belirtilmemekle birlikte suçun failinin herkes olabileceğini söyleyebiliriz.

Topluma karşı işlenen suçlar üst başlığında madde metni ele alındığı için mağdurun kamu olarak zikredilmesi her ne kadar mümkünse de tüm toplumun mağduriyeti açısından failin mahkum edilmesi mantalitesi kanaatimizce pek de mantıklı görülmemektedir. Bu yüzden biz mağdur kavramını suçtan zarar gören kimse olarak ferdileştirmenin daha doğru olacağını düşünmekle birlikte mahkûmiyet talepli olarak kurulan hükümlerin doğrudan suçtan zarar görenle illi seriye mal edilmesi kanaatindeyiz.

Hangi davranışların(fiil unsuru) TCK 223’ü ihlal edeceğini inceleyecek olursak

- ‘Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen..’

Öncelikle cebir ve tehditten ne anlamamız gerekeceğine değinelim.

Cebir: ‘Zor, zorlayış[3]

Tehdit: Gözdağı[4] anlamına gelmektedir.

Pekâlâ, zor kullanmak yoluyla veya gözdağı vererek ya da herhangi hukuka aykırı bir davranışla (şiddet yoluyla, şantaj yoluyla vs.) bu hükmü ihlal etmek suçun oluşmasına sebebiyet verebilecektir.

‘…kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, bu aracı hareket halinde iken durduran veya gitmekte olduğu yerden başka yere götüren..’

1. Fıkra açısından suçun işlenebilmesinin yolu kara ulaşım aracı olmaktan geçmek zorundadır. Harekete geçmeye hazır bir kara ulaşım aracını ya da hareket halindeyken durduran veya rotasını değiştiren kimse bu suçun tatbik edilmesine sebebiyet verebilecektir.

2. Fıkra açısından, deniz veya demiryolu ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, hareket halindeyken durduran, rotasını değiştiren, cebir veya tehdit yoluyla ya da herhangi bir hukuka aykırı fiille bu suçun işleyen kimse

TCK 223/2’yi ihlal etmiş olacaktır.

3. Fıkra açısından ‘hava yolu ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi..’ hava ulaşım aracı ibaresinden; Taşıma kapasitesine sahip her nevi insanlı ya da insansız uçan araç. uçak, helikopter, insansız hava aracı, Balon, zeplin, planör ve yelken kanat gibi çok geniş bir yelpazedeki tüm uçabilen araçlar hava aracı sayılırlar[5].

4. Suçun kanuni tanımında belirtilen unsurların hürriyetinden yoksun bırakma alıkoyma, rehin alma şeklinde gerçekleşmesi halinde ayrıca cezaya hükmolunacağı belirtilmiş olmakla birlikte 1. Veya 2. Ya da 3. Fıkradaki suç tanımlarından herhangi birinin hürriyeti tahdit biçiminde işlenmesi halinde (özel içtima) bahse konu olan 4. Fıkra uygulama alanı bulabilecektir.

5. Fıkrada ve madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Fakat altı çizilmelidir ki, kasten yaralama suçunun basit (temel) haliyle gerçekleşmesi halinde, sadece bir, iki veya üçüncü fıkralara istinaden cezaya hükmedilmesi gerekmektedir.

Suç kasten işlenebilir bir suç niteliğindedir.

Suça iştirak icra hareketlerinin bölünebilirliği mümkünse iştirake konu olabilir.

Suça teşebbüs mümkündür.

IV. BU SUÇU KONU ALAN İÇTİHATLAR

T.C.
YARGITAY
4. CEZA DAİRESİ
E. 2013/39335
K. 2016/4201
T. 7.3.2016

HAKARET SUÇU (Mağdurun Müracaatı ve Şikayetinin Olmadığının Anlaşılması Karşısında Kovuşturma Şartının Gerçekleşmediği Gerekçesiyle Düşme Kararı Verilmesi Yerine Yerinde Olmayan Gerekçeyle Beraat Kararı Verilmesinin Hatalı Olduğu)

KOVUŞTURMA ŞARTI (Mağdurun Kendisine Hakaret Edildiği Yönünde Müracaatı ve Şikayetinin Olmadığı - Kovuşturma Şartının Gerçekleşmediği Gerekçesiyle Düşme Kararı Verilmesi Gerektiği)

HÜKMÜN ÇELİŞKİLİ OLMASI (Hükmün Gerekçe Kısmında Sanık Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakıldığına Karar Verildiğinin Belirtilmesine Karşın Hüküm Kurulurken Anılan Husus Uygulanmayarak Çelişkiye Yol Açılmasının Kanuna Aykırı Olduğu)

HAK YOKSUNLUĞU (Hakaret Suçu - Anayasa Mahkemesinin Hükümden Sonra Yürürlüğe Giren Kararı İle 5237 S. TCK'nun Md. 53/1/b Hükmüne Yönelik Olarak Vermiş Olduğu İptal Kararlarının Uygulanmasının Zorunlu Olduğu)
5237/m.53

ÖZET : Mağdurun kendisine hakaret edildiği yönünde müracaatı ve şikayetinin olmadığının anlaşılması karşısında, kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle düşme kararı verilmesi yerine, yerinde olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi hatalıdır. Öte yandan, Hükmün gerekçe kısmında sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığına karar verildiğinin belirtilmesine karşın, hüküm kurulurken anılan husus uygulanmayarak çelişkiye yol açılması; Anayasa Mahkemesi'nin hükümden sonra yürürlüğe giren kararı ile TCK'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının uygulanması zorunluluğu bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre ve sanık hakkında mağdur ...'a karşı tehdit, katılan ...'a karşı tehdit, katılan ...'a karşı tehdit ve hakaret suçlarından açılan davada, zamanaşımı süresi içinde karar verilebileceği belirlenerek dosya görüşüldü:

KARAR : A-)Sanık hakkında katılan ...'a karşı hakaret suçuna dair kararda, öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 Sayılı Kanun'un 8/1 ve 1412 Sayılı CMUK'nın 317. maddeleri uyarınca O Yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık ... müdafiinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEKLERİNİN REDDİNE,

B-)Diğer hükümlerin temyizine gelince;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre ve iddianamede sanığın katılan ...'a yönelik tehdit suçunu zincirleme şekilde işlediği yönünde bir anlatım olmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki (C-1) numaralı bozma düşüncesine iştirak edilmeyerek yapılan incelemede,

1-)Sanık hakkında mağdur ...'a karşı hakaret suçundan beraat hükmüne yönelik temyizde;

Mağdur ...'ın kendisine hakaret edildiği yönünde müracaatı ve şikayetinin olmadığının anlaşılması karşısında, kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle düşme kararı verilmesi yerine, yerinde olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık ... müdafiinin temyiz iddiaları bu sebeple yerinde ise de, bu aykırılık yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye uygun olarak, "sanık ... hakkında mağdur ...'a karşı hakaret suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine" dair kısmın karardan çıkarılması, yerine "mağdur ...'ın müracaat ve şikayeti olmaması karşısında, TCK'nın 73/4, 131/1 ve CMK'nın 223/8. madde ve fıkraları uyarınca sanık ... hakkındaki mağdur ...'a karşı hakaret suçundan açılan kamu davasının düşmesine" cümlesinin eklenmesi biçiminde DÜZELTİLMESİNE ve başkaca yönleri Kanuna uygun bulunan hükmün, bu bağlamda 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 Sayılı CMUK'nın 322. maddesi uyarınca ONANMASINA,

2-)Katılan ...'a karşı tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelenmesinde ise, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

a-)Hükmün gerekçe kısmında sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığına karar verildiğinin belirtilmesine karşın, hüküm kurulurken anılan husus uygulanmayarak çelişkiye yol açılması,

b-)Anayasa Mahkemesi'nin hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 8.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 Sayılı kararı ile TCK'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının uygulanması zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye kısmen uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2014/12-331

K. 2015/101

T. 14.4.2015

2863 SAYILI KANUNA MUHALEFET SUÇU ( Yerel Mahkemenin Son Uygulaması Direnme Kararı Olmayıp Yeni Hüküm Niteliğinde Olduğundan Dosyanın Temyiz İncelemesi Yapılmak Üzere Özel Daireye Gönderilmesine Karar Verilmesi Gerektiği )

DİRENME KARARI ( Özel Dairece İlk Hükmün Bozulmasına Karar Verilmesinden Sonra Yerel Mahkemece Önceki Hükmünde Yer Almayan Yeni ve Değişik Gerekçeyle Direnildiği - Yerel Mahkemenin Son Uygulaması Direnme Kararı Olmayıp Yeni Hüküm Niteliğinde Olduğu )

TEMYİZ İNCELEMESİ ( Mahkemenin Son Uygulamasının Direnme Kararı Olmayıp Yeni Hüküm Niteliğinde Olduğu - İlk Hükümde Yer Almayan Yeni ve Değişik Gerekçe Özel Dairece Denetlenmemiş Olup Özel Daire Denetiminden Geçmemiş Olan Bir Konunun İlk Kez Ceza Genel Kurulunca Değerlendirilemeyeceği )

Yargıtay İç Yönetmeliği/m.27

ÖZET : İnceleme konusu olayda; Özel Dairece ilk hükmün bozulmasına karar verilmesinden sonra yerel mahkemece önceki hükmünde yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle direnilerek, sanığın ilk hükümde olduğu gibi beraatına karar verilmiştir. İlk hükümde yer almayan bu yeni ve değişik gerekçe Özel Dairece denetlenmemiş olup, Özel Daire denetiminden geçmemiş olan bir konunun ilk kez Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmesine kanuni imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

DAVA : 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık İ. K.'in 5271 sayılı CMK'nun 223/2-c. maddesi uyarınca beraatine ilişkin, Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.12.2007 gün ve 125-645 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 07.03.2012 gün ve 8124-6381 sayı ile;

“... Sanığın uzun yıllardan beri kullandığı ve bilirkişi raporuna göre üzerindeki figürlerden ve taşın niteliğinden tarihi eser olduğu açıkça anlaşılan kültür varlığını ilgili kurumlara ihbar etmemek suretiyle üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmasına rağmen yazılı şekilde beraatine karar verilmesi...”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 13.09.2012 gün ve 583-709 sayı ile;

“... Sanığın aşamalarda değişmeyen savunması, bu savunmayı doğrulayan olay yeri tespit tutanağında iddianame konusu tarihi eser vasfındaki taşın uzun zamandır hayvanlara tuz vermek için kullanıldığının anlaşılması, alınan bilirkişi raporları kapsamı ve tüm dosya kapsamı beraber değerlendirildiğinde; sanığın evinin avlusunda tarihi eser olduğu anlaşılan taşın ihbar sonucu bulunduğu ancak dosya kapsamında bu taşın sanığın dedesinden beri hayvanlara tuz vermek için kullanıldığının anlaşıldığı, çocukluğundan beri bu taşın hayvanlara tuz vermek için kullanıldığını gören sanıktan bu taşı yetkili makamlara bildirmek gibi bir davranışın beklenemeyeceği, sanığın bu taşı cezai ehliyete sahip bir dönemde kendisinin bulmadığı veya ele geçirmediği ayrıca bu taşı koleksiyon yapmak veya satmak amacıyla bulundurmadığı, hayvanlar için tuz vermek amacıyla kullanılan taşın sanık tarafından yetkili makamlara bildirilmesi hususunda suçun temel unsuru olan kastın bulunamayacağı, sanığın yaşı, kişisel durumu, yaşadığı sosyal çevre, tarihi eserin bulunma ve kullanma biçimi nazara alındığında sanığın kastının bulunmadığının açık ve net olduğu, çok uzun yıllar başka amaçla kullanılan bir taşı bildirme yükümlülüğünün sanığa yüklenmesinin hak ve nısfet kurallarına aykırı olacağı, hali hazırda sanığın içinde bulunduğu durumun karşı konulamaz bir hata durumu olduğu...”,

Gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 05.11.2013 gün ve 287944 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın suç kastının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca yerel mahkeme direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;

a- ) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,

b- ) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,

c- ) Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,

d- ) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,

Suretiyle verilen hüküm, özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.

İnceleme konusu olayda; Özel Dairece ilk hükmün bozulmasına karar verilmesinden sonra yerel mahkemece önceki hükmünde yer almayan; “Sanığın aşamalarda değişmeyen savunması, bu savunmayı doğrulayan olay yeri tespit tutanağında iddianame konusu tarihi eser vasfındaki taşın uzun zamandır hayvanlara tuz vermek için kullanıldığının anlaşılması, alınan bilirkişi raporları kapsamı ve tüm dosya kapsamı beraber değerlendirildiğinde sanığın evinin avlusunda tarihi eser olduğu anlaşılan taşın ihbar sonucu bulunduğu, ancak dosya kapsamında bu taşın sanığın dedesinden beri hayvanlara tuz vermek için kullanıldığının anlaşıldığı, çocukluğundan beri bu taşın hayvanlara tuz vermek için kullanıldığını gören sanıktan bu taşı yetkili makamlara bildirmek gibi bir davranışın beklenemeyeceği, sanığın bu taşı cezai ehliyete sahip bir dönemde kendisinin bulmadığı veya ele geçirmediği ayrıca bu taşı koleksiyon yapmak veya satmak amacıyla bulundurmadığı, hayvanlar için tuz vermek amacıyla kullanılan taşın sanık tarafından yetkili makamlara bildirilmesi hususunda suçun temel unsuru olan kastın bulunamayacağı, sanığın yaşı, kişisel durumu, yaşadığı sosyal çevre, tarihi eserin bulunma ve kullanma biçimi nazara alındığında sanığın kastının bulunmadığının açık ve net olduğu, çok uzun yıllar başka amaçla kullanılan bir taşı bildirme yükümlülüğünün sanığa yüklenmesinin hak ve nısfet kurallarına aykırı olacağı, hali hazırda sanığın içinde bulunduğu durumun karşı konulamaz bir hata durumu olduğu” şeklindeki yeni ve değişik gerekçeyle direnilerek, sanığın ilk hükümde olduğu gibi beraatına karar verilmiştir.

İlk hükümde yer almayan bu yeni ve değişik gerekçe Özel Dairece denetlenmemiş olup, Özel Daire denetiminden geçmemiş olan bir konunun ilk kez Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmesine kanuni imkan bulunmamaktadır.

Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.09.2012 gün ve 583-709 sayılı karar yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.04.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

------------------------------------------------

[1] Prof. Dr. Zeki HAFIZOĞULLARI, Arş. Gör. Ezgi AYGÜN EŞİTLİ, Ulaşım Araçlarına veya

Sabit Platformlara Karşı Suçlar, 2011 / 1 Ankara Barosu Dergisi

[2]İnternet kaynağı- https://tr.wikipedia.org/wiki/Karayolu_ula%C5%9F%C4%B1m_ara%C3%A7lar%C4%B1

(Son erişim tarihi: 08.07.2020- 14.28)

[3] İnternet kaynağı- https://sozluk.gov.tr/ (Son erişim tarihi: 09.07.2020 – 15.55)

[4] İnternet kaynağı- https://sozluk.gov.tr/ (Son erişim tarihi: 09.07.2020 – 15.57)

[5] (İnternet kaynağı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Hava_arac%C4%B1#:~:text=Hava%20ta%C5%9F%C4%B1t%C4%B1%20ya%20da%20hava,u%C3%A7abilen%20ara%C3%A7lar%20hava%20arac%C4%B1%20say%C4%B1l%C4%B1rlar.- Son erişim tarihi: 10.07.2020- 10.19)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.