banner644

08 Nisan 2022

YARGITAY KARARLARI KAPSAMINDA YOKSULLUK NAFAKASI KOŞULLARI

Evliliğin boşanarak sona ermesi nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eş lehine ve diğer eş aleyhine hükmedilen nafaka türüdür. Söz konusu husus 4721 sayılı TMK (Türk Medeni Kanunu) 175’de düzenlenmiş bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca;

“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesinde de belirtildiği üzere, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için gerekli şartların mevcut olması gerekmektedir. Bu yazımızda yoksulluk nafakasının koşulları Yargıtay kararları ile birlikte incelenerek konuya açıklık getirilmeye çalışılacaktır.

1. YOKSULLUK NAFAKASI TALEP EDİLMELİDİR.

Yoksulluk nafakası, boşanma davası sırasında hakim tarafından resen dikkate alınarak hükmedilen bir nafaka türü değildir. Bu sebeple yoksulluk nafakası isteyecek olan tarafın muhakkak talepte bulunması gerekmektedir. Boşanma davası sırasında yoksulluk nafakası talebinde bulunmayan taraf, dava sona erdikten sonrada yoksulluk nafakası talep etmek üzere dava açabilecektir. Ancak söz konusu davanın, boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde açılması gerekmektedir.

2. YOKSULLUK NAFAKASI TALEP EDEN EŞ, BOŞANMA YÜZÜNDEN YOKSULLUĞA DÜŞECEK OLMALIDIR.

Yoksulluk nafakasının incelenmesi gereken en önemli şartlarından bir diğeri de şüphesiz taraflardan birinin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması şartıdır. Burada önemli olan husus, kanunun yoksulluk kavramından ne kastettiği ve hangi hallerin yoksulluk kapsamına girdiğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.10.1998 tarih, 656-688 sayılı kararında “…yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edilmesi” gerektiği vurgulanmıştır. Evlilik birliği içindeyken hiçbir geliri olmadan yaşayan tarafın boşanma ile yoksulluğa düşeceği muhakkak bir biçimde ortadadır. Nitekim aşağıda alıntı yapmış olduğumuz Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere, yoksulluğa düşme hali, her somut olay nezdinde ayrı ayrı değerlendirilerek yoksulluk nafakası yönünde inceleme yapılmıştır.

“…Yoksulluk nafakasına hükmolunabilmesi için yoksulluk nafakası isteyen eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünün belirlenmesi gerekir (TMK m. 175). Davacı kadın hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasında çalışmadığı bildirilmiş ise de; yargılama sırasında davacı kadın çalışmaya başladığını beyan etmiştir. Bu durumda davacı kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı, işten ayrılmış ise ayrılma sebebi araştırılıp değerlendirilerek sonucu uyarınca yoksulluk nafakası hakkında bir karar verilmesi gerekir. Ne var ki, ilk incelemede bu yön nazara alınmadan kararın onandığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple davalı erkeğin, davacı kadın yararına takdir olunan yoksulluk nafakasına yönelik karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 27.03.2018 tarih ve 2016/15184 esas 2018/4015 karar sayılı onama kararının, davacı kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak hükmün bu yönden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay 2. HD; 2018/4542 E, 2019/5124 K) 1

“…Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden tarafların her ikisinin de tekstilde çalıştığı anlaşılmaktadır. Mahkemece de davacı (kadın)'ın çalıştığı kabul edilmiştir. Davacının çalıştığı ve tarafların gelir durumlarının birbirine yakın olduğu gözetildiğinde davacı (kadın)'ın boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği ve Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi koşulları gerçekleşmediği halde, davacı (kadın) yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 2. HD; 2013/26754 E, 2014/10439 K) 2

“…Toplanan delillerden; davacı kadının asgari yaşam gereksinimlerini karşılamaya yeterli düzenli gelirinin ve ayrıca bir taşınmazının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi koşulları oluşmamıştır. Bu husus nazara alınmadan davacı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmamıştır.” (Yargıtay 2. HD; 2013/15708 E, 2014/6139 K) 3

“…İlk derece mahkemesince, davacı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, bölge adliye mahkemesince, davalı erkeğin kendisini yoksulluktan kurtaracak derecede düzenli ve sürekli geliri bulunmadığı, bu haliyle erkeğin, kadına yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü tutulamayacağı gerekçesiyle kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. Erkeğin sürekli ve düzenli gelirinin olmaması onu yoksulluk nafakası ile sorumlu olmaktan kurtarmaz. Erkeğin sosyal ve ekonomik durumu yoksulluk nafakasının reddi veya kabulünde değil, yoksulluk nafakasının miktarının belirlenmesinde dikkate alınacak bir unsurdur. İlk derece mahkemesince yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında davacı kadının lokantada çalıştığı, aylık 700 TL geliri olduğu, 350 TL kira ödediği bildirilmiş olup, bölge adliye mahkemesince 29.09.2019 tarihinde yapılan araştırmada Türkiye İş Kurumu bünyesinde meslek edindirme kursiyeri olup 2019 yılının 8. ayında kaydının sona erdiği anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek tam kusurlu olup çalışmasına engel bir durumunun olmadığı, kadının da sürekli ve düzenli geliri olmadığına göre, davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Davacı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, bu yön gözetilmeden isteğin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 2. HD; 2019/8410 E, 2020/1070 K) 4

3. YOKSULLUK NAFAKASI TALEP EDEN, AĞIR KUSURLU OLMAMALIDIR.

Yoksulluk Nafakası talep eden eşin yoksulluk nafakasına hak kazanabilmesi için kanunun aradığı bir diğer şart karşı taraftan daha ağır kusurlu olmamasıdır. Hangi hususun daha ağır kusur olup olmadığı elbette ki her somut olaya göre farklılık gösterecektir. Nitekim aşağıda alıntı yapmış olduğumuz Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere, ağır kusur hali her somut olay nezdinde değerlendirilerek yoksulluk nafakası yönünde inceleme yapılmıştır.

“…Evlenirken eşinin evlat edindiği çocuğuna bakmayı kabul etmesine rağmen çocukla ilgilenmeyen, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamayan ve zaman zaman çocuğu okuldan almayan kadının ise ağır kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanma davalarının kabulüyle boşanmalarına davacı-davalı kadın yararına aylık 200 TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası isteğinin reddine karar verilmiş…” (Yargıtay 2. HD; 2019/989 E, 2019/7692 K) 5

“…Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, tarafların bölge adliye mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranıştan yanında, davacı kadının erkeğin ameliyatı sırasında eşi ile ilgilenmediği anlaşılmaktadır. Davacı kadın boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı erkeğe göre ağır kusurlu olup, kadın yararına yoksulluk nafakasının koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 2. HD; 2019/204 E, 2019/4337 K) 6

“…Mahkemece, taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda; davacı-karşı davalı erkeğin evlilik birliği yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşine ekonomik baskı uyguladığı, ihtiyaçlarıyla ilgilenmediği, davalı-karşı davacı kadının ise çıkan tartışmalar sırasında davacıyı istemediğine dair sözler söylediği, ayağı kırılan davacıya bir süre baktığı ancak daha sonra davalının ailesine davacıyı istemediğini söylediği kusurlarına ek olarak “git ananla yat, kardeşinle yat” şeklinde sözler söylediği, davacının ailesine kötü davrandığı, uzun süreden beri yatakları ayırdığı, dinlenilen tanık beyanlarıyla sabittir. Bu durumda boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 2. HD; 2017/5601 E, 2019/1168 K)7

                                           

Av. Mehmet Fatih ÖZER

-------

[1] https://www.lexpera.com.tr/

[2] https://www.lexpera.com.tr/

[3] https://www.lexpera.com.tr/

[4] https://www.lexpera.com.tr/

[5] https://www.lexpera.com.tr/

[6] https://www.lexpera.com.tr/

[7] https://www.lexpera.com.tr/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.