banner699

GİRİŞ

İnsanlar üzerine yapılan deneyler, tıbbın ilerleyebilmesi için tarih boyunca devamlı bir şekilde yapılan işlemler olsa da, tarihsel sürece bakıldığında ilk zamanlarda bu hususla ilgili herhangi bir yasal dayanak ve düzenleme bulunmadığı görülmektedir. Her ne kadar o dönemlerde yasal dayanağı olmasa da insanlar üzerinde deney yapılmasının yaşam hakkı ile kişilik hakkı başta olmak üzere kişinin birçok hakkını ihlal ettiği tartışmasızdır. Hatta bu süreçte deney ve deneme kavramları bile henüz tanımlanmamış olmasına rağmen kişiler üzerinde deneysel birçok işlem gerçekleştirilmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında gündeme gelen acımasız deneyler sonucunda artık yasal bir düzenleme yapılması gerekliliği ortaya çıkmış ve bunun üzerine Nuremberg Kodu hazırlanmıştır.[1] Türk Hukuku açısından ise ilk düzenleme 1960 yılında Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ile başlamış, akabinde bir suç olarak Türk Ceza Kanunu’nda yerini almıştır.[2]

Her ne kadar Türk Ceza Kanunu’nda kişi üzerinde deney yapılması suç olarak düzenlenmesi sebebiyle kamusal karakterli gibi görünse de özellikle kişilik hakkına tecavüz mahiyetinde eylemler ve işlemler sebebiyle aslında özel hukukun inceleme alanına daha fazla girmektedir. Tarihsel süreçte kişiler üzerinde yapılan deneysel işlemlerin ne şekilde hukuka uygun olacağına ilişkin mevzuatımızda düzenlemeler yapılmış ve bu konuyla ilgili detaylı açıklamalara yer verilmiştir.

Çalışmamızda öncelikle deney, deneme, klinik araştırma gibi temel kavramlara değinilecek, akabinde süreç içerisinde oluşmuş ve kabul görülen etik birtakım ilkelerden ve hukuka uygunluk koşullarından bahsedilecek olup, ayrıca özel şartları bulunması sebebiyle çocuklar üzerinde yapılan deneylere ilişkin de ayrıca açıklamalar yapılacaktır. Son kısımda ise yapılan deneylerin doğurduğu hukuki sonuçlar konusunda bilgilendirme yapılacak ve bu husus değerlendirilecektir.

I. DENEY, DENEME VE KLİNİK ARAŞTIRMA KAVRAMLARI

A. DENEY KAVRAMI

Tıpta 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar deney kavramının tarifi yapılmamasına ve sınırları çizilememesine rağmen, eski çağlardan beri herhangi bir ön araştırmaya dayandırılmadan insanlar üzerinde deneyler yapılmaya başlandığı bilinen bir gerçektir.[3]

Türk Dil Kurumu’na göre deney, “Bilimsel bir gerçeği göstermek, bir yasayı doğrulamak, bir varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılan işlem, tecrübe…” olarak tanımlanmıştır.[4] Tanımdan da açıkça anlaşıldığı üzere bilimsel bir gerçeği ortaya çıkarmak, bir varsayımı denemek ya da kanıtlamak, bir yasanın doğruluğunu göstermek amacıyla yapılan işlemlere ve yaşanan tecrübelere deney adı verilmektedir. O halde insan üzerinde yapılan deneyleri en genel tanımı ile bilimsel bir gerçeğin ortaya çıkarılması veyahut bir varsayımı ve yasayı denemek amacıyla kişiler üzerinde yapılan ve yürütülen işlemler bütünü olarak tanımlamak mümkündür. Yeni tıbbi müdahaleler olarak da tanımlanan deneyler, yeterince denenmemiş araştırma niteliği taşıyan yöntemlerle sürdürülen müdahalelerdir.

Hilal Yüksel tarafından hazırlanan Yüksek Lisans Tezi’nde de belirtildiği şekilde Türk Hukukumuzda yer alan mevzuatlarda terim birliği sağlanamamış olup, Anayasa’da “Bilimsel ve Tıbbi Deney”, Türk Ceza Kanunu’nda “Deney” terimi kullanılırken, insan üzerinde yapılan araştırmaların genel esaslarını düzenleyen İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik’te “Klinik Araştırma” kavramı kullanılmıştır.[5]

Mevzuatımızda deney terimi yerine araştırma, tıbbi araştırma, bilimsel deney, tedavi amaçlı deneme gibi farklı terimler kullanılması olayın anlaşılması bakımından çeşitli güçlükler çıkartmaktadır.

B. DENEME KAVRAMI

Deney ve deneme kavramı arasında içeriksel farklılıklar bulunduğu kabul edilmektedir.[6] Deney kavramı, bilimsel çalışmanın ilk aşamalarına yönelik olarak kullanılmış bir terim olarak; deneme ise bilimsel amaçlı deney sonuçlarının; henüz bir kesinliğe varmasa da, hastalığın tedavisi konusunda ulaştığı somut bazı faydalarından yola çıkarak hasta bir insana uygulanması işlemi olarak ifade edilmektedir.[7]

Bilimsel deneyin kural olarak sağlıklı bireyler üzerinde bilime hizmet etmek için; denemenin ise hasta insanlar üzerinde hastalığın tedavi edilmesi amacıyla yapıldığı ifade edilebilir.[8]

Türk Dil Kurumu’na göre deneme, “Denemek işi, sınama…” anlamına gelmektedir.[9]

Hakan Hakeri ise deneyi standardın aşılması olarak tanımlamaktadır.[10] Tedavi amacının iyileştirme amacı bulunuyorsa bu durumlarda insan üzerinde deneme, böyle bir amacın bulunmadığı hâllerde deney söz konusu olacaktır.[11]

Doğan Soyaslan tarafından bilimsel amaçlı deney, bilimsel bulguların insan üzerinde denenmesinin ilk aşaması olarak tanımlanmıştır.[12]

Zeki Hafızoğulları’na ve Muharrem Özen’e göre ise; denemede bulunmak veya denemek, “…dilde, değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için bir insanı, bir nesneyi veya bir düşünceyi sınamak…” olarak tanımlanmaktadır.[13] Hasta üzerinde tedavi amaçlı denemede bulunmak, hekimin hasta için düşündüğü tedavinin hastaya iyi gelip gelmeyeceğini hasta üstünde sınamasıdır.[14]

Bu bağlamda değerlendirildiğinde denemenin, hasta insanlar üzerinde gerçekleştirilen tedavi edici deneyler için uygulama safhası anlamına geldiğini ifade etmek doğru olacaktır. Hasta üzerinde deneme yapılması durumunda korunan hukukî değerler, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulmama ve hastanın hukuka aykırı olarak deney aracı yapılmamasına ilişkin ferdî-kamusal yarar olarak nitelendirilmektedir.[15]

C. KLİNİK ARAŞTIRMA KAVRAMI

Türk Dil Kurumu klinik araştırma kavramını, “İnsanlar üzerinde bir ilacın klinik etkilerini tanımlama veya doğrulama amacıyla yapılan, temel hedefi ilacın güvenirliğini sorgulamak olan işlem…” olarak tanımlamıştır.[16]

İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinde tanımlara yer verilirken klinik araştırmanın; “…bir veya birden fazla araştırma ürününün klinik, farmakolojik veya diğer farmakodinamik etkilerini ortaya çıkarmak ya da doğrulamak; advers olay veya reaksiyonlarını tanımlamak; emilim, dağılım, metabolizma ve atılımını tespit etmek; güvenliğini ve etkinliğini araştırmak amacıyla insanlar üzerinde yürütülen çalışmaları…” ifade ettiği belirtilmiştir.[17] O halde kısaca klinik araştırmaların, sağlıklı veya hasta gönüllüler üzerinde yapılan ilaç ve çeşitli yöntem uygulamalarını kapsadığını söyleyebiliriz.[18]

Klinik araştırmalar, tıbba ve biyolojiye ait bilgilerin sürekli olarak gelişebilmesi için kişiler üzerinde uygulanan araştırmalardır. İlaçlar ile klinik araştırmalar; ilgili ilaç kullanacak kişilerin veya bilinen bir tedavinin kişi vücuduna olan ilaca etkisini ve tedaviye ilişkin veri ve istatistiklerin netleşmesini ve sonuçların açığa çıkarılabilmesini teyit etmek adına yapılmaktadır. Klinik araştırma sonuçları ile ilaçların ve tedavilerin güvenli bir şekilde kişilere sunulabilmesi için yararlı bilgilere ulaşılabilmektedir.

Klinik araştırmalarda bir yanda bilimsel araştırma özgürlüğü ve bu bağlamda tıp biliminin geliştirilmesi ve insan sağlığını koruma yükümlülüğü; diğer tarafta da araştırma gönüllüsünün sağlığını, dolayısıyla vücut bütünlüğü ve hayatını koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.[19]

II. İNSAN ÜZERİNDE DENEY YAPILMASI İLE İLGİLİ ETİK İLKELER

Günümüzde tıp bilimi, teknolojik gelişmelerin tıp alanında daha yoğun olarak uygulanması sonucu sürekli gelişim ve değişim göstermektedir. Zira her geçen gün yeni ilaçlar ve yeni yöntemler tıbbi standart içerisine dâhil olmaktadır. Kuşkusuz tıp alanındaki bu hızlı değişim, tıbbi müdahalelerin bireyin temel haklarıyla daha çok kesişmesine yol açmaktadır.

Tıbbi araştırmalar ve tıp biliminin gelişebilmesi için büyük bir öneme sahip olan insan üzerinde deneylerin yapılabilmesi, öncelikle Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Aynı zamanda bilim ve sanat özgürlüğünün sınırlarından biri de yine Anayasa ile getirilmiştir. İnsan üzerinde gerçekleştirilen bilimsel amaçlı deney ve denemelerin anayasal dayanağı, Anayasa’nın 27. maddesinde yer verilen bilim ve sanat hürriyeti ile ilgili maddeden gelmektedir.[20] Söz konusu maddenin ilk fıkrası, “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.” şeklindedir. Bu hakkın unsurları Nihat Bulut tarafından, “…araştırma özgürlüğü, araştırma için gerekli araçlara ve ortama sahip olma hakkı, bilimsel bilgilendirme özgürlüğü ve yayın hakkı…” olarak sayılmıştır.[21]

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın 17. maddesinde ise, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeler de etik ilkelerin şekillenmesine yol gösterici niteliktedir.

İnsan üzerinde gerçekleştirilecek biyolojik ve tıbbi araştırmalar bakımından ayrıntılı düzenlemelere yer veren önemli bir belge olan Avrupa Konseyi İnsan Hakları Biyotıp Sözleşmesi ve bu Sözleşme’nin geliştirilmesi amacıyla çıkarılan protokolleri de incelemekte fayda vardır.[22] Avrupa Konseyi çerçevesinde 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmış ve aynı tarihte Türkiye tarafından imzalanmış olan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin (Çalışmanın devamında Biyotıp Sözleşmesi olarak anılacaktır.) onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 03.12.2003 tarihinde gerçekleşmiştir.

Sözleşmenin başlangıç kısmında, sözleşmeyi imzalayan devletlerin, hangi şartları kabul ederek işbu sözleşmeyi imzaladıkları açıkça belirtilmiştir.[23] Sözleşme uyarınca taraflar, tüm insanlığın haysiyetini ve kimliğini koruyacak, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ayrım yapmadan herkesin bütünlüğüne, diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacak olup, insanların menfaatleri ve refahları, bilim ve toplum menfaatlerinin üstünde tutacaktır.

İşbu Sözleşme’nin “Bilimsel Araştırmalar” başlıklı beşinci bölümü, “Biyoloji ve tıp alanında bilimsel araştırma, bu Sözleşme hükümlerine ve insan varlığının korunmasını güvence altına alan diğer yasal hükümlere bağlı kalmak kaydıyla, serbestçe yapılabilir” genel kuralıyla başlamaktadır.[24] Bu hükümler de etik ilkelerin değerlendirilmesinde büyük önem taşımaktadır.

Tıpta teknoloji ilerledikçe yeni etik sorunlarla karşılaşılmaktadır. Tıp biliminin ilerlemesine büyük katkıda bulunan Batı ülkelerinin insan üzerinde yaptığı deneylerdeki acımasız davranışları tıp etiğinin giderek önem kazanmasının başlıca nedenidir.[25] 1970’li yıllardan sonra tıptaki hızlı gelişmeler sonucunda etik konusu daha da önem kazanmıştır.

1941-1947 yılları arasında yapılmış olan Nuremberg Araştırmaları ise, 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarındaki bulunan savaş suçluları üzerinde yapılan aşı denemelerini içerir.[26] Bilgilendirilmiş bir diğer değişle aydınlatılmış onamının alınmadığı bu çalışmaların neticesinde kurulan Nuremberg Mahkemeleri’nde, bu çalışmaları yapan hekimler yargılanmış ve Amerikan Tıp Derneği tarafından 1947’de, tarihe “Nuremberg İlkeleri (Kodu)” olarak geçen 10 maddelik bir bildirge yayınlanmıştır.[27] Bildirgenin ilk maddesinde, “Kişinin gönüllü onayı kesinlikle gereklidir.” ifadesine yer verilmektedir.[28]

Etik ilkeler, hukuk kurallarından farklı olarak, çoğunlukla yazılı, kesin ve bağlayıcı kurallar içermemekle birlikte söz konusu ilkeler bilimsel gelişmelere ve zamana ve toplumsal ihtiyaçlara göre değişiklik gösterebilir. Belli bazı konularda birtakım kurallar aynı anda etik ve hukuk kuralı olarak karşımıza çıkmaktadır.[29] Örneğin, hastayı aydınlatma yükümü hem bir etik kural, hem de hukuksal bir yükümlülüktür.

Tıp hukuku bakımından etik kuralların ayrı bir önemi bulunmaktadır. Nitekim hukuken doğrudan bağlayıcı olmayan bu kurallar, hukuksal değerlendirmeler bakımından yol gösterici olduğundan bu ilkelere riayet edilmesi büyük önem taşımakta ve hukuki sorumluluğun belirlenmesinde yol gösterici olmaktadır.

Tıp biliminin amacı; insan sağlığını korumak, hastalıkları önlemek ve hasta olan kişilerin iyileşmesini sağlamaktır.[30] Tıbbi araştırma ise, tıp biliminin gelişmesi, yeni tedavi ürün ve yöntemlerinin bulunması amacıyla insanlarla veya başka materyallerle yapılan bilimsel araştırmalardır.[31] Bu nedenle etik ilkeler kişilerin haklarının korunması açısından gereklidir.

Tıp etiği ilkeleri genel hatlarıyla Hipokrat zamanında şekillenmeye başlamıştır.[32] Fakat dört temel ilke belirleyerek bunları ayrıntılı şekilde inceleyenler Tom L. Beauchamp ve James F. Childress olmuştur.[33]

İnsan üzerinde yapılan deneyler bakımından ise etik ilkeler ilk olarak gönüllülerin haklarını korumak amacıyla Helsinki Bildirgesi ile açıklığa kavuşturulmuş olup incelendiğinde bu ilkelerin temel tıp etiği ilkeleriyle de örtüştüğü görülmektedir.[34]

İnsanlığa aykırı deneylerin sonucunda 18 Nisan 1979 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde, Biyomedikal ve Davranış Araştırmalarında İnsanların Deneklerin Korunması İle İlgilenen Ulusal Komisyon kurulmuştur.[35] Bu Komisyonun hazırladığı rapora ise “Belmont Raporu” adı verilmiştir. Helsinki Bildirgesi’nden farklı hükümler içeren 1979 yılında yayımlanan Belmont Raporu’nda, insanları ilgilendiren tüm araştırmalar için üç temel ilke belirlenmiş olup bunlar; bireylere saygı, yarar ve adalet ilkeleridir.[36]

Türk Hukuku’nda ise Türk Tabipler Birliği’nce kabul edilen Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da etik ilkelerin netliğe kavuştuğunu görmekteyiz.[37] Bu ilkeler 4 adet olup aşağıda maddeler halinde verilmiştir.[38]

a. Yarar sağlama ilkesi.

b. Zarar vermeme ilkesi.

c. Özerkliğe saygı ilkesi.

d. Adalet ilkesi

Ferhat Sayın’ın da belirttiği üzere kelime olarak farklılıklar olsa da anlam olarak aynı sonuca çıkan dört amacı olan tıbbi etik ilkeleri aşağıda belirtilmiştir.[39] Bunlar;

a. Kişinin Karar Verme Hakkına Saygı İlkesi (Özerklik İlkesi)

b. Esenlik

c. Zararsızlık

d. Adalet İlkesidir.

A. Yarar Sağlama İlkesi

Tıp bilimindeki en eski ilkelerden olan yarar sağlama ilkesi, hastaya uygulanacak tedavi yönteminin her halükarda hastaya bir yarar sağlayacağı durumlarda uygulanması gerektiği anlamını taşımaktadır.

Yarar sağlama ilkesi bazı durumlarda otonomiye saygı ilkesiyle çatışabilmektedir. Örneğin, doğum yapan kadının hayatının tehlikeye girmesi durumunda hekim, annenin kararını sorgulamayarak bebek yerine annenin yararını daha üstün görüp bebeği almaya karar verebilmektedir.[40]

Yarar ilkesi; zarar vermemeyi, deneyden sağlanacak yararı en üst düzeye yükseltirken riskleri de en az düzeyde tutmayı amaçlamaktadır.

B. Zarar Vermeme İlkesi

Tıp bilimindeki en eski ilke Latince olan “Primum Non Nocere” ilkesidir.[41] Türkçesi “Önce Zarar Verme” anlamına gelen bu ilke hekimin başvuracağı tıbbi yöntemin yararını ve zararını ölçmek zorunda olduğuna işaret etmektedir. Günümüzde de halen geçerli olan söz konusu temel ilke yüzyıllar önce Hipokrat tarafından dile getirilmiştir.[42]

Hastaya verilecek zarar sonuç olarak elde edilecek yarardan daha büyük ise artık ilkelerin dengeli uygulanmasından uzaklaşılmaktadır ve o tedavi yönteminin uygulanmaması gerekmektedir. İnsan üzerinde deneyler mevzu bahis olduğunda bu ilke deneylerin amacıyla çeliştiğinden doğası gereği ihmal edilmektedir. Çünkü insan üzerinde deneylerle henüz tedavi edici niteliği kesin olarak kanıtlanmamış materyallerin insanların üzerinde denenerek işe yarayıp yaramayacağının anlaşılması amaçlanmaktadır. Bu yüzden asgari düzeyde de olsa gönüllülere verilen zararlar söz konusu olmaktadır. İnsan üzerinde deneyler bakımından en çok tartışılan ilke zarar vermeme ilkesi olmuştur.[43]

C. Özerkliğe Saygı İlkesi

Otonomiye saygı ilkesi de olarak adlandırılan söz konusu ilke, ilk olarak özerk insanların aldıkları kararlara saygı göstermek anlamına gelmektedir. Buna ek olarak otonomiye saygı ilkesi, hastaların haklarına ve onların tedavi sürecinde aldıkları kararlara saygı göstermek olarak da tanımlanmakta olup tıp mesleğinin en önemli özelliklerinden birini taşımaktadır.[44] Fransızca kökenli olan ve “Autonomie” kelimesinin yansıması olarak dilimize giren otonomi Türk Dil Kurumu’na göre özerklik anlamını taşımaktadır.[45] Daha detaylı anlatmak gerekirse; kişilerin kendi kendilerini idare etmeleri, özgür olmaları, kendi hayatlarını diledikleri gibi yaşayabilmeleri, kişilerin kendilerinden sorumlu olmaları anlamlarına gelmektedir.

Her insan kendisiyle ilgili kararlar alma ve bu kararlara saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bu hak gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile gerekse de uluslararası düzenlemelerde yer alan hükümler ile koruma altına alınmıştır. Bu yüzden insan üzerinde deneylerle ilgili olarak en önemli ilke araştırmaya konu olacak kişinin gönüllü olmasıdır bu da otonomiye saygı ilkesiyle çok yakından ilgilidir.

16 Aralık 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşme’nin 7. maddesinde; “Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz. Ayrıca hiç kimse, serbest iradesi olmadan tıbbi veya bilimsel bir deneye tabi tutulamaz” hükmüne yer verilmiştir.[46] Bahse konu Sözleşme ile de iradenin önemine vurgu yapılmış, özerk iradeye sahip olan bireyler üzerinde iradeleri dışında deney yapılmaması gerektiğinden bahsedilmiştir.[47] Bu ilke; deneyin, tam ehliyetli kişiler üzerinde yapılması gerekliliğini ileri sürerken çocuklar gibi savunmasız kişileri de korumayı amaçlamaktadır.

Söz konusu ilke gereğince, kişiye uygulanacak deneyin tüm aşamaları ve sonuçları kendisi hakkında sağlıklı karar alabilen kişiye ayrıntılı şekilde açıklandıktan sonra kararın tamamen üzerinde deney yapılacak gönüllüye bırakılması gerekmektedir.[48] Fakat bu karar, kişinin kendisine zarar verecek şekilde deneye katılması anlamını taşımamaktadır. Zira Türk Medeni Kanunu’nun kişiyi kendisinden koruyacak 23. maddesi, “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik Madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.” şeklinde olup kişinin kendi rızasıyla üzerinde deney yapılmasına izin verilmiş olsa dahi bu edime zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır.[49] Maddede yer aldığı üzere kişinin en temel özgürlüğü olan yaşam hakkından kendi rızasıyla dahi vazgeçemeyeceği de düzenlenmiştir. Bu düzenleme kişinin özerkliğine saygı ilkesinin en temel istisnasıdır.

D. Adalet İlkesi

Adalet ilkesi, tıbbi kaynakların hastaları; din, ırk, sosyal statü, maddi durum gibi ayrımlara tabi tutmadan adaletli bir şekilde dağıtılmasını amaçlayan bir ilkedir. Kısaca her kim olursa olsun eşitlik ortamında herkes ne şekilde tedavi görmekteyse o tedaviden aynı şekilde yararlanmayı ifade etmektedir. Bu ilke, deneyin yarar ve külfetlerinin denekler arasında adil şekilde dağılımını sağlamayı amaçlamaktadır

Biyotıp Sözleşmesi’nin 1. maddesinde, “Sözleşme’ye taraf olanların tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterecekleri…” hususu düzenlenmiştir.[50] Maddede, tıbbın uygulanmasında dil, din ırk ve benzeri ayrımlar gözetilmeksizin bütün bireylere eşit bir şekilde davranılması gerektiği hususu açıkça belirtilmiştir.

Araştırmacıların deney yaparken, uluslararası ve ulusal etik kurallarına uymaya en üst düzeyde dikkat etmeleri gerekmektedir ki bu kuralların tümüne “İyi Klinik Uygulamalar” adı verildiğinden de bahsetmek gerekir.[51] Söz konusu uygulamalar kişiler üzerinde deney yapacak olanların son derece dikkatli hareket etmeleri anlamına gelmektedir. Aşağıda detaylı olarak bahsedilecek insan üzerinde yapılan deneyin hukuka uygunluk koşulları anlatılırken dikkatin seviyesi ve söz konusu işlemin hangi şartlarda hukuka uygun sayılabileceği hususları anlatılacaktır.

Sonuç olarak etik ilkelerin hepsinin uygulanmasının mümkün olmadığı durumlarda hangi ilkelere öncelik verileceği tartışma konusudur. Bu yüzden somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirme yapmak en faydalı yöntem gibi görünmektedir.[52]

III. İNSAN ÜZERİNDE YAPILAN DENEYİN HUKUKA UYGUNLUK KOŞULLARI

A. GENEL OLARAK

Mevzuatımızda ve uluslararası sözleşmelerde kişiler üzerinde deney yapılması yasak olmayıp, birtakım şartlara tabi tutulmuştur. Zira tarihsel süreçte kişiler üzerinde deney yapılmamış olsa idi, tıp biliminin ilerlemesi de söz konusu olamazdı. Tıbbın uygulanmasında deney yapılmasın en temel iki amacı, salt bilimsel araştırma ve tedavi amacıyla bilimsel araştırma yapılmasıdır.[53]

Biyotıp Sözleşmesi’nin 16. maddesinde bir kimse üzerinde araştırma yapılabilmesi için yerine getirilmesi gereken şartlar maddeler halinde sayılmıştır.[54] Bu şartlar aşağıda maddeler halinde belirtilmiştir.

a. İnsanlar üzerindeki araştırmayla karşılaştırılabilir etkinlikte başka bir seçeneğin bulunmaması;

b. Araştırmaya konu olan şahsın maruz kalabileceği tehlikelerin, araştırmanın beklenen yararlarıyla oransız olmaması;

c. Araştırma projesinin bilimsel değerinin, araştırma amacının öneminin değerlendirilmesi ve etik bakımdan kabul edilebilirliğinin çok disiplinli bir gözden geçirmeye tâbi tutulması dahil, yetkili bir kurum tarafından bağımsız bir şekilde incelenmeden sonra onaylanmış olması;

d. Üzerinde araştırma yapılan kişilerin, korunmaları için kanun tarafından öngörülen hakları ve güvenceleri hakkında bilgilendirilmiş olmaları;

e. Sözleşmenin 5. maddesinde öngörülmüş bulunan deney yapılmasına verilecek muvafakatin açıkça, belirli bir şekilde verilmiş olması ve bunun belgelendirilmiş bulunması.

Çalışmamızda her ne kadar Medeni Hukuk açısından insan üzerinde yapılan deney hususu incelenmekteyse de, bu durumun ayrıca Türk Ceza Kanunu’nda bir suç olarak düzenlenmesi sebebiyle hukuka uygunluk koşulları anlatılırken ilgili düzenlemeden de bahsetmek gerekmektedir.

Suç tipi düzenlenirken madde gerekçesinde tıp biliminin en önemli amacının insan sağlığını korumak ve hastalıklara çare bulmak olduğu belirtilmiştir.[55] Bu amaç doğrultusunda tıp, sürekli olarak kendini yenilemektedir. Uygulama alanı insan olan tıp bilimdeki gelişmelerin önü kesilemeyeceği gibi bu konudaki çalışmaların da önüne geçilmemesi adına Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesi ile sağlıklı ve hasta insanlar üzerinde yapılacak tıbbi deney ve denemeler birtakım istisnalar haricinde cezalandırılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesinde, insan üzerinde bilimsel deney yapılması bir suç tipi olarak düzenlenmiş ve aynı maddenin 2. fıkrasında bu suç tipinin hukuka uygunluk koşulları sayılmıştır.[56] İlgili fıkraya göre, insan üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğunu gerektirmemesi için;

a) Deneyle ilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması,

b) Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,

c) İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,

d) Deneyin, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması,

e) Deney sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması,

f) Deneyle varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması,

g) Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen şartlara ek olarak Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 07.12.2015 tarih 2015/1045 E., 2015/19014 K. sayılı Kararı’na da değinmek gerekmektedir.[57] Zira söz konusu Karar’da, “… kimyager olan sanığın, herhangi bir tıbbi müdahale uzmanlığı olmadığı halde, kendisine müracaat eden Döndü ve Önder’in vücudunda meydana gelen yaraları giderebileceğini iddia ederek, Kanunda açıkça belirtilen yetkili kurul veya makamlardan izin almaksızın ve aranan diğer koşulları da yerine getirmeksizin, üç yıl süre ile birtakım ilaçları adı geçen kişiler üzerinde tedavi amaçlı denediğinin anlaşılması karşısında…” ifadelerine yer vererek kişi üzerinde deney yapan sanığın cezalandırılması yönünde hüküm kurmuştur.

Yine Yargıtay 12. Ceza Dairesi 14.12.2015 tarih 2015/2709 E., 2015/19199 K. sayılı Kararı’nda, “…özel ilaç firması tarafından destekli gizli olarak yürütülen ''remedy'' adlı çalışma programına alındığının anlaşılması karşısında; derin ven trombozu teşhisi konulan ölene, sanıklar tarafından ''remedy'' çalışmasına başlamadan önce bilenen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanıp uygulanmadığı, uygulanması halinde ise sonuç verip vermediği araştırılarak…” şeklinde hüküm kurmuş ve bilinmeyen söz konusu tedavinin uygulanıp uygulanmadığı hususunun tıbben araştırılmasına karar vermiştir.[58] Söz konusu kararlardan açıkça görüleceği üzere, Türk Ceza Kanunu’nda ve diğer düzenlemelerde belirtilen şartların somut vakada yerine getirilip getirilmemesi Yüksek Mahkeme tarafından suç tipinin oluştuğunun tespit edilebilmesi bakımından bir kriter olarak göz önüne alınmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nda yer alan amir hükmün içerisinde özellikle, “İnsan üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel deneyin…” ifadelerine yer verilmiş olup, hukuka uygunluk koşullarının rızaya dayalı yapılan deneyler için söz konusu olabileceği vurgulanmıştır.[59] Önemine binaen rıza kavramı aşağıda ayrıca anlatılacaktır.

B. ÇOCUKLAR ÜZERİNDE DENEY YAPILMASINDA ÖZEL HUKUKA UYGUNLUK KOŞULLARI

On sekiz yaşını doldurmamış her kişi mevzuatımız uyarınca çocuk statüsünde olduğundan bu kişilerin korunmaya muhtaç olduğunu belirtmek gerekir. Yaşın önemi olmamakla birlikte büyük küçük her insan kişi olarak nitelendirilmektedir. Fakat çocuklar yaş küçüklüğünden dolayı bazı haklarının farkında olmadıklarından bu haklarını nasıl kullanacaklarını da bilememekte ve bazen bu hakları kullanma yetkisine de sahip olamamaktadır.[60] Bu nedenle de çocuklar üzerinde deney yapılması ile ilgili ergin kişiler için aranan şartlara ek olarak birtakım şartlar daha getirilmiştir.

Her ne kadar Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesinin 2. fıkrasında kişiler üzerinde deney yapılmasının genel hukuka uygunluk koşulları sayılmışsa da, aynı maddenin 3. fıkrasında çocuklar üzerinde deney yapılması bakımından 2. fıkrada sayılanlara ek olarak birtakım koşullar daha aranacağı düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 3. fıkrasında çocuklar üzerinde deney yapılması için aranan şartlar aşağıda belirtilmiştir.

a) Yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların çocuklar üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,

b) Rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun kendi rızasının yanı sıra ana ve babasının veya vasisinin yazılı muvafakatinin de alınması,

c) Deneyle ilgili izin verecek yetkili kurullarda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının bulunması gerekir.

İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik’in 6. maddesinde, çocukların araştırmaya iştirak etmesi hususu düzenlenmiş ve birtakım şartlar getirilmiştir.[61] Yönetmelikteki şartlara uymamak cezai sorumluluğu gündeme getirmeyecek olup sadece tazminat sorumluluğu gündeme gelecektir.

Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde getirilen yukarıda detaylı olarak izah edilen genel hukuka uygunluk koşullarının yanı sıra çocuklar için ek olarak birtakım şartlar aranmaktadır.

Araştırma konusunun doğrudan çocukları ilgilendirdiği veya sadece çocuklarda incelenebilir klinik bir durum olduğu ya da yetişkin kişiler üzerinde yapılmış araştırmalar sonucu elde edilmiş verilerin çocuklarda da geçerliliğinin kanıtlanmasının zorunlu olduğu durumlarda, araştırma gönüllü sağlığı açısından öngörülebilir bir risk taşımıyor ve araştırmanın gönüllülere doğrudan bir fayda sağlayacağı hususunda genel tıbbi bir kanaat bulunuyor ise çocuklar üzerinde araştırma yapılmasına izin verilebilir. Ancak bunun için:

a) Araştırılacak ürünün veya uygulamanın çocuklar üzerinde bilinen herhangi bir riskinin olmadığı hususunda genel tıbbi bir kanaatin bulunması,

b) Çocuk rızasını açıklama yetisine sahip ise kendi rızasının yanı sıra, ana ve babasının veya vesayet altında ise vasisinin bilgilendirilmesinden sonra yazılı olarak olurlarının alınması,

c) Çocuğun araştırmaya iştirak etmeyi reddetmesi veya araştırmanın herhangi bir safhasında araştırmadan çekilmek istemesi durumunda çocuğun araştırmadan çıkarılması gerektiği hususunun göz ardı edilmemesi,

ç) Çocuk kendisine verilen bilgi hakkında değerlendirme yapabilecek ve bu konuda bir kanaate varabilecek kapasitede ise, araştırma ile ilgili gerekli tüm bilgilerin çocuğa uygun bir şekilde anlatılması,

d) Etik kurulun, araştırmayla ilgili klinik, etik, psikolojik ve sosyal problemler konusunda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı bir hekim tarafından bilgilendirilmesi ve protokolün bu yönde değerlendirilmesi,

e) Çocuklarda yapılacak her türlü klinik araştırmada çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı bir hekimin araştırmanın çocuklar üzerinde yapılması hususunda müspet görüşü olmadan etik kurulun bu araştırmaya onay vermemesi, bu çalışmalar için gerekli görülmesi halinde araştırma konusu ile ilgili bilim dalından doktora veya uzmanlığını almış hekimin ya da diş hekiminin görüşünün alınması ve araştırmaya izin verilip verilemeyeceği hususunun bu görüş sonucunda değerlendirilmesi,

f) Çocukların araştırmaya iştiraki ile ortaya çıkacak zorunlu masrafların karşılanması dışında herhangi bir ikna edici teşvik veya malî teklifte bulunulmaması gerekmektedir.

Çocuklar üzerinde bir deney yapılacağı zaman sadece Türk Ceza Kanunu ve İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik değil, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesi gereğince iç hukukumuz açısından bağlayıcı olan Biyotıp Sözleşmesi’nin 6. maddesi başta olmak üzere diğer maddelerinin öncelikle dikkate alınması gerektiğini belirtmeliyiz.[62]

Sözleşme, rıza verme yeteneği olmayan kişileri korumayı amaçlamış bizim mevzuatımızdan farklı olarak da rıza yeteneği olmayan çocuklar üzerinde deney yapılabilmesi için bazı hükümler getirmiştir.[63] Sözleşme’nin 6/2. maddesi, “Kanuna göre bir müdahaleye muvafakatini verme yeteneği bulunmayan bir küçüğe, sadece temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen makam, kişi veya kuruluşun izni ile müdahalede bulunulabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Yine aynı maddede, “…muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir kimse üzerinde tıbbî müdahalenin, sadece onun doğrudan yararı için yapılabileceği…” hususu da belirtilmiştir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 29. maddesi, “18 yaşından küçük ve mümeyyiz olmayanlardan organ ve doku alınamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.[64] Türk Ceza Kanunu’nun aksine bir düzenlemeye yer veren ilgili Yönetmelik, Kanun ile belli şartlar dâhilinde izin verilebilen ve şartları taşımasına göre de suç oluşturmayan bir işlemi yasaklamıştır. Bu hususun normlar hiyerarşine aykırı bir durum olduğundan da bahsetmek gerekmektedir.

C. HUKUKA UYGUN VERİLEN RIZA

Hukuka uygun olarak verilen rıza, haksız müdahaleleri meşru kılan en önemli hukuka uygunluk sebebidir.[65] Hukuka uygunluk açısından ve etik açıdan gerçekleştirilmesi gereken ilk aşama rıza aşamasıdır. Rıza, hukuka aykırılığı kaldıran irade beyanıdır. Fakat rıza, yapılan müdahaleyi tek başına hukuka uygun kılmaya yetmeyecektir.[66]

Ulusal olarak insan üzerinde deneylere ilişkin ilk düzenleme, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi/Tüzüğü’dür.[67] Anlam olarak deontoloji, uyulması gereken ahlaki, toplumsal ilkelerin tümünü içeren ve tartışmaya açık olmayan kurallar bütününü ifade etmektedir.[68] Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün insan üzerinde deneyleri konu alan 11. maddesi, “Tecrübe maksadı ile insanlar üzerinde hiç bir cerrahi müdahale yapılamıyacağı gibi aynı maksatla, kimyevi, fiziki veya biyolojik şekilde herhangi bir tedavi de tatbik edilemez. Klasik metodların bir hastaya fayda vermiyeceği klinik veya laboratuvar muayeneleri neticesinde sabit olduğu takdirde, daha önce, mütat tecrübe hayvanları üzerinde kafi derecede denenmek suretiyle faydalı tesirleri anlaşılmış olan bir tedavi usulünün tatbikı caizdir. Şu kadar ki, bu tedavinin tatbik edilebilmesi için hastaya faydalı olacağının ve muvaffakiyet elde edilmemesi halinde ise mütat tedavi usullerinden daha elverişsiz bir netice alınmıyacağının muhtemel bulunması şarttır. Evvelce tecrübe edilmiş olmamakla beraber, zarar vermesine ihtimal bulunmayan ve hastayı kurtarması kati görülen bir müdahale yapılabilir" şeklindedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere maddede rızadan bahsedilmemiştir. Oysa mevzuatımızda ve uluslararası sözleşmelerde yer alan düzenlemelerde rıza şartı önemle aranmaktadır. Bu nedenle araştırmaya konu olan gönüllünün aydınlatılmış onamı olmadan kesinlikle hiçbir deneye başlanamayacaktır.

Verilen rızanın geçerli olabilmesi için kişinin;

a. Sınırlandırdığı kişilik hakkı hakkında tam bilgi sahibi olması,

b. Bu rızayı bilinçli ve serbest bir iradeyle vermiş olması,

c. Rızanın ahlaka aykırı olmaması gerekir.[69]

Hilal Yüksel’in de belirttiği gibi rıza, insan üzerinde yapılan deneyler bakımından ayrı bir öneme sahiptir.[70] İnsan üzerinde deneyler söz konusu olduğunda rızanın nasıl verilmesi gerektiğini mevzuatımızda özel olarak düzenlemiştir. Türk Ceza Kanunu’nun m. 90/2-g. maddesi, “Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması gerekmektedir.” şeklinde düzenlenmiş olup, yapılan deneylerin kapsamları ve sonuçları bakımından kişinin aydınlatılma sonrası vermesi gereken rıza unsuru yazılılık şartına tabi kılınmıştır.[71]

Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 10. ek maddesinin 1. fıkrasının e bendinde de Türk Ceza Kanunu’nda yer verilen düzenleme ile paralel şekilde verilecek olan rızanın yazılı olması koşulu getirilmiştir.[72]

1977 Dünya Psikiyatri Birliği Hawai Bildirgesi’nin 9. maddesinde de, psikiyatrik bilgi ve becerinin arttırılması için yapılan çalışmalarda hastaların katılım ve rızasının alınması ve çalışmanın makul olması şartı açıkça vurgulanmıştır.[73]

İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik’in 5. maddesinde; “…gönüllünün tamamen serbest iradesi ile araştırmaya dâhil edileceğine dair herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmayan rızasının alınması gerektiği…” ve rızanın, “…bilgilendirmeye yönelik hususları kapsayan “Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu” ile belgelenmesi…” gerektiği belirtilmiştir.[74]

Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesinde, “Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir.” ifadelerine yer verilerek deneyin, gönüllünün özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde vereceği yazılı rızaya dayalı olması gerektiği vurgulanmıştır.[75]

Sonuç olarak rızanın nasıl alınması gerektiği mevzuatımızda çeşitli şekillerde dile getirilmişse de aralarında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.[76] Fakat insan üzerinde yapılacak deneylerde salt rızanın hukuka uygun olarak verilmesinin hukuka uygunluk şartlarını taşıdığını söylemek doğru değildir. Bunun için kanunlardaki ve yönetmeliklerdeki diğer şartların da sağlanması gerekmektedir.

D. ÜSTÜN ÖZEL YARAR, ÜSTÜN KAMU YARARI VE KANUNUN VERDİĞİ YETKİNİN KULLANILMASININ HUKUKA UYGUNLUK SEBEBİ OLUP OLMAYACAĞI HUSUSU

Türk Medeni Kanunu’nun 24/2. maddesinde, “Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” ifadeleri ile; kişinin en temel hakkı olan kişilik hakkına haksız ve hukuka aykırı olarak yapılmış olan saldırının kişi rızası alınmadan yapılmış olmasının, daha üstün nitelikte özel veya kamusal bir yarar için ve kanunun verdiği yetkiye dayalı olarak yapılmaması hususlarının her açıdan hukuka aykırı olacağı belirtilmiştir.[77]

Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 63. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, kanunun verdiği yetkiye dayalı olarak yetki sınırları içinde yapılan bir fiil, kişinin zararına sebep olsa dahi hukuka aykırı bir durum meydana gelmeyecektir.[78]

1. ÜSTÜN NİTELİKTE ÖZEL YARAR

Özel yarar, bireylerle ilgili gereksinimleri özel olarak karşılayan, kişiye özel kazanımlar sağlayan menfaatlerdir.[79]

Üstün nitelikte özel yarar, Seda Kılıçarslan’a göre, “…yararlar arasında çatışmanın var olduğu ve yararların birinden birine öncelik verilerek diğer tarafın fedakârlıkta bulunmasını gerektiren bir hukuka uygunluk nedeni…” olarak ifade edilmiştir.[80] Örnek vermek gerekirse, bilinci kapalı olduğundan rızası alınamayan acil hastaya müdahalede bulunulması hastanın özel yararı amacını taşımaktadır.[81] İnsan üzerinde yapılan deneylerle ilgili düzenlemelere bakıldığında ise kişilik hakkına deney bağlamında yapılan bir saldırı üstün nitelikte özel yarar amacıyla yapılsa dahi bu durum hukuka uygunluk sebebi olarak sayılmamıştır.

2. ÜSTÜN NİTELİKTE KAMUSAL YARAR

Üstün nitelikte kamu yararı, genele göre özel bir yararın önceliğini ifade etmektedir.[82] Daha üstün nitelikte kamu yararının bulunduğu tartışılmasız olarak kabul edildiği takdirde, kişilik hakkı ihlali hukuka aykırı olmayacaktır.

Seda Kılıçarslan’a göre, yararların çatışması durumunda kamu yararının üstün olarak düşünülmesi ve bu bağlamda kişinin özeline yapılan her türlü saldırının hukuka uygun kabul edildiği dengenin önem arz ettiği hukuka uygunluk nedeni “Üstün Nitelikte Kamusal Yarar” olarak belirtilmiştir.[83]

Bir salgın hastalık durumunda hasta olan kişinin diğer kişilere söz konusu hastalığı bulaştırma riski bulunduğundan hasta olan kişiyi tedavi edebilmek açısından aşılanma zorunluluğu getirilmesi durumunda üstün nitelikte kamusal bir yarar söz konusudur. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise kişiyi aşılama suretiyle tedavi edebilmek için kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi ile kamusal yarar arasında bir denge kurulup kurulamayacağı hususudur. Zira somut olayın şartlarına göre kamu yararı, söz konusu hastalığın bulaşmasından daha ağır basmaktaysa bu halde kişinin aşı ile tedavi edilmesinden bahsedilebilecektir. Hilal Yüksel, insan üzerinde yapılan deneyler bakımından; tıp biliminin gelişmeye başlaması ile o dönemlerde toplum menfaati için kişilerin feda edilebileceğine yönelik anlayışın zaman içerisinde terk edildiğini vurgulamıştır.[84]

Daha üstün nitelikte kamu yararı ve özel yarar hususları hukuka uygunluk sebebi değildir. Çünkü Biyotıp Sözleşmesi’nin, “İnsanın Önceliği” başlıklı 2. maddesinde açık bir şekilde “…insanın menfaatlerinin ve refahının, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulması…” ifadelerine yer verilmiştir.[85]

3. KANUNUN VERDİĞİ YETKİNİN KULLANILMASI

Kamuda çalışan görevlilerin ve kamu kurumlarının, kamu hukukuna dayanan yetkilerini kullandığı sırada bir kimsenin kişilik hakkını ihlal etmeleri durumunda bu hareketleri hukuka aykırı sayılmayacaktır.[86]

Kamusal yetki olarak da adlandırılan bu yetkinin amacı, söz konusu kamusal hizmetin daha iyi yürütülmesidir.[87] Fakat izin verilen yetki kullanılırken sınırın aşılmaması önemlidir[88]. Sınır aşıldığında artık kişilik hakkı ihlali meydana gelmiş bulunacaktır.

İnsan üzerinde yapılan deneyler söz konusu olduğunda, aydınlatılmış onamın da öneminden dolayı kanunun verdiği yetkinin kullanılması söz konusu olamayacaktır. Zira mevzuatımız da hiçbir şekilde aydınlatılmış onam alınmadan ve gerekli şartlar sağlanmadan insan üzerinde deney yapılmasına izin verilmemektedir.[89]

IV. İNSAN ÜZERİNDE YAPILAN DENEYLERİN DOĞURDUĞU HUKUKİ SONUÇLAR

Türk Dil Kurumu’na göre sorumluluk, “Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet…” anlamına gelmektedir.[90] Aynı zamanda sorumluluk en kısa tanımıyla bir kişinin diğer bir kişinin zararını tazmin etmek zorunda olmasıdır.[91] Özel olarak; yetkili kişilerin, insan üzerinde yapılan deneyler bakımından yaptıkları kusurlu davranışların sonuçlarına katlanmak durumunda kalmaları sorumluluk olarak adlandırılmaktadır.[92] İnsan üzerinde yapılan her işlemin riskleri bulunmaktadır. Bu riskler sonucu oluşma ihtimali tahmin edilebilen fakat öngörülmeyip, istenmeyen sonuçlar tıbben “Komplikasyon” olarak adlandırılmaktadır.[93] Bu istenmeyen sonuçlar durumunda deneyi yapan kişinin sorumluluğuna gidilebilmektedir.

Kişilik hakkına hukuka aykırı saldırı durumunda açılabilecek davalar koruyucu davalar ve tazminat davaları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.[94] Koruyucu davalar saldırıyı önlemek, yok etmek veya tespit etmek amacıyla açılırken tazminat davaları saldırının sonuçlarını bir nebze olsun maddi kaynaklarla telafi etmek amacıyla açılır.[95] Deneyi gerçekleştiren kişinin haksız fiilden sorumlu olması için; hukuka aykırı bir fiil gerçekleştirmiş olmalı, bu fiili gerçekleştirirken kusurlu olmalı, kusur sonucu gönüllü zarara uğramış olmalı ve deneyi gerçekleştiren kişinin fiiliyle zarar arasında illiyet bağı olmalıdır.[96] Deneyi yapan kişiyi, her şarta uygun davrandığı halde gerçekleşen ve öngörülemeyen sonuçtan sorumlu tutmak hukuka ve ahlaka aykırı olacaktır.[97]

Hukuka aykırı bir fiil dolayısıyla meydana gelen zarar çoğunlukla tek bir sorumluluk sebebine dayanır ancak bazı hallerde zararın, dolayısıyla da sorumluluğun birden fazla sebebe dayandığı görülebilmektedir. Örneğin, bir kimsenin davranışı hem borç ilişkisine aykırılık hem de genel davranış kurallarının ihlalini oluşturabilir. Dolayısıyla zarardan sorumlu olan kişi bakımından borca aykırılık nedeniyle sorumluluğun yanı sıra haksız fiilden sorumluluğun şartları da gerçekleşmişse, zarar görenin dilediği, daha doğru bir ifadeyle kendisi açısından avantajlı olan sorumluluk sebebine dayanarak zararının giderilmesini talep edebileceği kabul edilmektedir.[98] Nitekim bu husus Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde hükme bağlanmıştır. Madde düzenlemesi, “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir” şeklindedir.[99] Deneyin sonucunda bir zarara uğrayan kişi deneyi gerçekleştiren kişinin sorumluluğuna iki şekilde gidebilir.[100] Bunlar sözleşme ve haksız fiil sorumluluğudur. Birden çok sorumluluğun yarıştığı durumda örneğin deneyi gerçekleştiren kişinin sözleşmenin sınırlarını aşarak haksız fiile sebep olduğu durumlarda deneye tabi tutulan kişinin, istediği sorumluluğa dayanması mümkündür.

SONUÇ

İnsanlar üzerinde yapılan deneyler her ne kadar yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasına ve geliştirilmesine katkı sağlasa da bu durumun suistimal edilmesi de gündeme gelebilen bir durumdur. Zira tarihsel sürece bakıldığında bu hususun defalarca kötüye kullanıldığına şahit olunması sebebiyle etik ilkeler oluşmuştur. Etik ilkelerin cezai ve de hukuki bir yaptırımı olmasa da kişiler üzerinde deney yapacak olan bilim insanlarına her zaman yol gösterici olmuştur.

Kişilerin en temel hakkı olan kişilik hakkı başta olmak üzere birçok hakkının ihlal edilmesine sebep olabilecek deneylerin yapılması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başta olmak üzere mevzuatımızda ve birçok uluslararası anlaşmada da detaylı olarak düzenlenmiştir. Ayrıca bir suç tipi olarak da Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemeye konu edilmiş ve ilgili suç tipinde yer alan hukuka uygunluk şartları sağlanmadığında, kişiler üzerinde deney yapılması eylemine yaptırımlar bağlanmıştır.

Sonuç olarak tıbbın gelişmesi adına kişilerin menfaatleri için insanlar üzerinde deney yapılması bir zorunluluk olarak karşımıza çıksa da, bu deneylerin ne şekilde yapılacağını düzenleyen hükümlere riayet edilmemesi birçok ihlale sebebiyet vermektedir. Bu nedenle herhangi bir hak ihlaline sebebiyet vermemek adına ilgili düzenlemelerdeki eksikliklerin giderilmesi gerekmekte olup, kişilik hakkı ile tıp biliminin gelişmesi için yapılması gerekli olan deneyler arasında makul bir denge kurulması sağlanmalıdır.

KAYNAKÇA

I. KİTAP VE MAKALELER

AYAN, Mehmet: Tıbbî Müdahalelerden Doğan Hukukî Sorumluluk, Kazancı Hukuk Yayınları, Ankara 1991.

AYDIN, Erdem; ERSOY, Nermin: Tıp Etiği İlkeleri, Türkiye Klinikleri Tıp Etiği Hukuku-Tarihi Dergisi, C. III, S. 2, 1995, 48-52.

AYDIN, Erdem: Tıp Etiğinde Temel İlkeler, I. Ulusal Uygulamalı Etik Kongresi Kitabı, ODTÜ, Ankara, 12-13 Kasım 2001, www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/doc/ilkeler .doc, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

AYGÖRMEZ UĞURLUBAY, Gülsün Ayhan: “İnsan Üzerinde Deney ve Deneme Suçuna İlişkin Bazı Tespitler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 3, 2015, s. 165-206.

AYGÜN EŞİTLİ, Ezgi: İnsan Üzerinde Deney ve Deneme Suçları, Yetkin Yayınları, Ankara 2012.

BAKICI, Sedat: 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri-4, Adalet Yayınevi, Ankara 2010.

BULUT, Nihat: “Bilim Özgürlüğü: İçeriği ve Sınırlandırılması Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 1-2, 2005, s. 23-39.

ÇINARLI, Serkan: “Tıbbi Uygulamalarda Etik ve Etikten Kaynaklı Malpraktis”, Tıp Hukuku Dergisi, C. 6, S. 12, Legal Yayınevi, 2017.

DURAL, Mustafa ve ÖĞÜZ, Tufan: Kişiler Hukuku, 15. B., C. 2, Filiz Kitabevi, İstanbul 2014.

EKİCİ ŞAHİN, Meral: “Klinik Araştırmalardan Doğan Cezai Sorumluluk”, VIII. Türk-Alman Hukuku Sempozyumu: Hekim Sorumluluğu, Ed: Hakan Hakeri, Henning Rosenau, Ankara 2012, s. 473-506.

EREN, Fikret: Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, 18. B., Yetkin Yayınları, İstanbul 2015.

HAFIZOĞULLARI, Zeki ve ÖZEN, Muharrem: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler-Kişilere Karşı Suçlar, US-A Yayıncılık, Ankara 2010.

HAKERİ, Hakan: Tıp Hukuku, 7. B., Seçkin Yayınevi, Ankara 2013.

İSKİT, Alper B.: “Etik Kurulların Oluşumu, Gelişimi ve İşlevleri”, Hacettepe Tıp Dergisi, C. 36, S. 3, 2005, s. 129-135.

KARA KILIÇARSLAN, Seda: Kişilik Hakkına Saldırıda Üstün Nitelikte Özel ve Kamusal Yarar, On İki Levha Yayınları, İstanbul 2010.

KARA KILIÇARSLAN, Seda: “Klinik İlaç Araştırmalarından Doğan Sorumluluk”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 15, S. 3, 2011, s. 285-310.

KARA KILIÇARSLAN, Seda: “Üstün Nitelikte Özel ve Kamusal Yararın Basın Faaliyetlerinde Fikri Hak Sahipliğine Getirilen Sınırlamalar Bakımından Görünümü”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. 20, S. 1, 2016, s. 137-161.

KASAPÇOPUR, Özgür: “Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği”, Cerrahpaşa Tıp Dergisi, C. 38, S. 4, 2007, s. 161–165.

KAVAKLI, Kaan: Klinik İlaç Araştırmalarında Araştırmacı ve Sorunları, Klinik Araştırmalar Kitabı, Ed. Hamdi Akan, Bilimsel Tıp Yayınevi, Ankara 2006.

KAYIHAN, Şaban: Medeni Hukuk Bilgisi, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2009.

OĞUZ, Yasemin, “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün Eleştirel Çözümlemesi", Deontoloji, 2. B., Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Antıp A.Ş. Yayınları, Ankara 1999, s. 11-16., www.yaseminyalim.com/wp-content/uploads/2008/07/89.doc, Son Erişim Tarihi: 12.12.2018

OĞUZ, Yasemin: “Tıp Etiğinde Temel İlkeler”, Etik Bunun Neresinde!, Ankara Tabip Odası Yayınları No. 1, Ankara Tabip Odası Yayınları, Ankara 1997, s. 27-34., www.yaseminyalim.com/wp-content/uploads/2008/07/96.doc, Son Erişim Tarihi: 12.12.2018

OĞUZMAN, M. Kemal; ÖZ, M. Turgut: Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, 9. B., C. II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012.

OĞUZMAN, M. Kemal; ÖZ, M. Turgut: Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, 11. B., C. II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014.

OĞUZMAN, M. Kemal; SELİÇİ, Özer ve OKTAY ÖZDEMİR, Saibe: Kişiler Hukuku, 14. B., Filiz Kitapevi, İstanbul 2014.

ÖZAYDIN, Zuhal: İnsan Üzerinde Etik Dışı Tıbbi Araştırmaların Tarihi, İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Ders Kitabı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları, İstanbul 2007.

ÖZGENÇ, İzzet, Tıbbi Müdahale Dolayısıyla Cezai Sorumluluk, Prof Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, C. II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2007.

REMZİ, Mehmet; AYDIN, Sezer ve ISPARTALI, Murat: Medeni Hukuk, İkinci Sayfa Yayınları, İstanbul 2010.

SARI, Nil, “Tıp Etiğinin Tanımı ve Gereği”, İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Ders Kitabı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları, İstanbul 2007.

SAVAŞ, Halide: “Tıbbi Malpraktis ve Komplikasyondan Doğan Sorumluluklar”, İstanbul Barosu Sağlık Hukuku Merkezi: “Sağlık Hukuku Makaleleri”, İstanbul Barosu Yayın Kurulu, İstanbul Barosu Yayınları, No: 4/1 İstanbul 2012, s. 259-291.

SAYIN, Ferhat: “Tıbbi Etik ve Deontoloji Kavramları”, Akademik Arge-Sosyal Bilimler Dergisi, S. 15-1, 2015, s. 33-45.

SOYASLAN, Doğan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. B., Yetkin Yayınevi, Ankara 2010.

TANDOĞAN, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku: Akit Dışı ve Akdi Mes’uliyet, 1961 Yılı 1. Basıdan Aynı Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010.

YAHYA, Deryal: “Çocuk Hastaların Hakları”, Sağlık Hakkı: Hasta Hakları IV. Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, No. 3, Trabzon 7-8 Haziran 2007, s. 8-19.

YILDIRIM, Gülay ve KADIOĞLU, Selim: “Etik Ve Tıp Etiği Temel Kavramları”, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, C. 29, S. 2, 2007, s. 75-84.

YÜCEL, Özge: Medeni Hukuk Bakış Açısıyla Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğunun Koşulları, Sağlık ve Tıp Hukukunda Sorumluluk ve İnsan Hakları, Ed: Özge YÜCEL; Gürkan SERT, Seçkin Yayınevi, Ankara 2018, s. 193-234.

YÜKSEL, Hilal: Kişilik Hakkı İhlali Kapsamında İnsan Üzerinde Yapılan Deneyler Ve Hukuki Sonuçları, On İki Levha Yayınları, İstanbul 2017.

II. İNTERNET KAYNAKLARI

http://www.tdk.gov.tr

http://www.mevzuat.gov.tr

https://www.tbmm.gov.tr

http://www.ttb.org.tr

https://www.hhs.gov

https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr

www.ceza-bb.adalet.gov.tr

http://www.hukukmedeniyeti.org

https://www.titck.gov.tr

http://uvt.ulakbim.gov.tr

------------------

[1] YÜKSEL, Hilal: Kişilik Hakkı İhlali Kapsamında İnsan Üzerinde Yapılan Deneyler ve Hukuki Sonuçları, İstanbul 2017, s.1.

[2] YÜKSEL: s. 19.

[3] ÖZAYDIN, Zuhal: İnsan Üzerinde Etik Dışı Tıbbi Araştırmaların Tarihi, İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Ders Kitabı, İstanbul 2007, s. 172.

[4] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=DENEY, Son Erişim Tarihi: 12.12.2018

[5] YÜKSEL: s. 4.

[6] AYGÖRMEZ UĞURLUBAY, Gülsün Ayhan: “İnsan Üzerinde Deney ve Deneme Suçuna İlişkin Bazı Tespitler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 3, 2015, s. 187.

[7] AYGÖRMEZ UĞURLUBAY: s. 187.

[8] AYGÖRMEZ UĞURLUBAY: s. 187.

[9] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=DENEME, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[10] HAKERİ, Hakan: Tıp Hukuku, 7. B., Ankara 2013, s. 197.

[11] HAKERİ: s. 221.

[12] SOYASLAN, Doğan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. B., Ankara 2010, s. 180.

[13] HAFIZOĞULLARI, Zeki ve ÖZEN, Muharrem: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler-Kişilere Karşı Suçlar, Ankara 2010, s. 96.

[14] HAFIZOĞULLARI; ÖZEN: s. 96.

[15] AYGÜN EŞİTLİ, Ezgi: İnsan Üzerinde Deney ve Deneme Suçları, Ankara 2012, s. 61; HAFIZOĞULLARI; ÖZEN: s. 96.

[16]http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&kelime=klinik%20ara%C5%9Ft%C4%B1rma&guid=TDK.GTS.57f0bac516c9f6.10794273, Son Erişim Tarihi: 10.12.2018

[17] AYAN, Mehmet: Tıbbî Müdahalelerden Doğan Hukukî Sorumluluk, Ankara 1991, s. 12.

[18] YÜKSEL: s. 5.

[19] AYGÖRMEZ UĞURLUBAY: s. 202.

[20] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709.pdf, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[21] BULUT, Nihat: “Bilim Özgürlüğü: İçeriği ve Sınırlandırılması Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 1-2, 2005, s. 28.

[22] Bu Sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, “Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları Ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla ve 5013 Kanun numarası ile 03.12.2003 tarihinde kabul edilmiştir. Bu sözleşme, 20 Nisan 2004 tarih ve 25439 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

[23] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[24] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html, Son Erişim Tarihi: 12.12.2018

[25] SARI, Nil, Tıp Etiğinin Tanımı ve Gereği, İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi ve Tıp Etiği Ders Kitabı, İstanbul 2007, s. 139.

[26] http://uvt.ulakbim.gov.tr/tip/sempozyum7/uluoglu.pdf, Son Erişim Tarihi: 26.12.2018

[27] http://uvt.ulakbim.gov.tr/tip/sempozyum7/uluoglu.pdf, Son Erişim Tarihi: 26.12.2018

[28] KASAPÇOPUR, Özgür: “Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği”, Cerrahpaşa Tıp Dergisi, C. 38, S. 4, 2007, s. 162

[29] YÜKSEL: s. 39.

[30] BAKICI, Sedat: 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri-4, Ankara 2010, s. 922.

[31] EKİCİ ŞAHİN, Meral: “Klinik Araştırmalardan Doğan Cezai Sorumluluk”, VIII. Türk-Alman Hukuku Sempozyumu: Hekim Sorumluluğu, Ed: Hakan Hakeri, Henning Rosenau, Ankara 2012, s. 480.

[32] YÜKSEL: s. 34.

[33] OĞUZ, Yasemin: “Tıp Etiğinde Temel İlkeler”, Etik Bunun Neresinde!, Ankara Tabip Odası Yayınları No. 1, Ankara 1997, s. 28., www.yaseminyalim.com/wp-content/uploads/2008/07/96.doc, Son Erişim Tarihi: 12.12.2018

[34] Dünya Tıp Birliği'nin 18. Genel Kurulunda (Helsinki, Finlandiya-Haziran 1964) benimsenmiş, 29. Genel Kurulunda (Tokyo, Japonya, Ekim 1975), 35. Genel Kurulunda (Venedik, İtalya, Ekim 1983), 41. Genel Kurulunda (Hong Kong, Eylül 1989), 48. Genel Kurulunda (Somerset West, Güney Afrika Cumhuriyeti, Ekim 1996), 52. Genel Kurulunda (Edinburgh, İskoçya, Ekim 2000) 53. Genel Kurulunda (Washington 2002-29. maddeye açıklama notu ilave edilmiştir.) 55. Genel Kurulunda (Tokyo 2004-30. maddeye açıklama notu ilave edilmiştir.) 59. Genel Kurulunda (Seul, Ekim 2008) geliştirilmiştir.; http://www.ttb.org.tr/images/ stories/file/2013/helsinki.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[35] YÜKSEL; s. 13.

[36] ABD de resmi bir komisyon tarafından 1979 yılında hazırlanan Belmont Raporu, biyomedikal ve davranışsal araştırmalar için temel etik ilkeleri saptamıştır.; https://www.hhs.gov/ohrp/regulations-and-policy/belmont-report/read-the-belmont-report/index.html, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[37] http://www.ttb.org.tr/mevzuat/index.php?option=com_content&id=65&Itemid=31, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[38] YÜKSEL: s. 34.

[39] SAYIN, Ferhat: “Tıbbi Etik ve Deontoloji Kavramları”, Akademik Arge-Sosyal Bilimler Dergisi, S. 15-1, 2015, s. 37.

[40] YÜKSEL: s. 37.

[41] YÜKSEL: s. 38.

[42] İSKİT, Alper B.: “Etik Kurulların Oluşumu, Gelişimi ve İşlevleri”, Hacettepe Tıp Dergisi, C. 36, S. 3, 2005, s. 129.

[43] YÜKSEL: s. 38.

[44] AYDIN, Erdem ve ERSOY, Nermin: “Tıp Etiği İlkeleri”, Türkiye Klinikleri Tıp Etiği Hukuku-Tarihi Dergisi, C. III, S. 2, 1995, s. 50; AYDIN, Erdem: “Tıp Etiğinde Temel İlkeler”, I. Ulusal Uygulamalı Etik Kongresi Kitabı, ODTÜ, Ankara 12-13 Kasım 2001, s. 3, www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/doc/ilkeler .doc, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[45] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=OTONOMİ, Son Erişim Tarihi: 14.12.2018

[46] Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiştir. Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[47] https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/03/MedeniVeSiyasiHaklaraIliskinSozlesme. pdf, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[48] YÜKSEL: s. 35.

[49] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4721.pdf, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[50] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html, Son Erişim Tarihi: 11.12.2018

[51] KAVAKLI, Kaan: Klinik İlaç Araştırmalarında Araştırmacı ve Sorunları, Klinik Araştırmalar Kitabı, Ed.

Hamdi Akan, Ankara 2006, s. 143.

[52] YÜKSEL: s. 39.

[53] YÜCEL, Özge: Medeni Hukuk Bakış Açısıyla Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğunun Koşulları, Sağlık ve Tıp Hukukunda Sorumluluk ve İnsan Hakları, Ed: Özge YÜCEL; Gürkan SERT, Ankara 2018, s. 229.

[54] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html, Son Erişim Tarihi: 11.12.2018

[55] www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/maddegerekce.doc, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[56] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[57] Y. 12. CD, E. 2015/1045, K. 2015/19014, K.T. 07.12.2015, http://www.hukukmedeniyeti.org/karar/579420 /yargitay-12-ceza-dairesi-e-2015-1045-k-2015-19014/?v=list&aranan=t%FDbbi, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[58] Y. 12. CD, E. 2015/2709, K. 2015/19199, K.T. 14.12.2015, http://www.hukukmedeniyeti.org/karar/579896/ yargitay-12-ceza-dairesi-e-2015-2709-k-2015-19199/?v=list&aranan=sinyal, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[59] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[60] YAHYA, Deryal: “Çocuk Hastaların Hakları”, Sağlık Hakkı: Hasta Hakları IV. Türk- Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, No. 3, Trabzon 7-8 Haziran 2007, s. 8.

[61] https://www.titck.gov.tr/PortalAdmin/Uploads/UnitPageAttachment/e5a1e31511882.pdf, Son Erişim Tarihi: 14.12.2018

[62] Yüksel: s. 80.

[63] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html: Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[64] http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=7.5.4847&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=hasta

%20haklar%C4%B1: Son Erişim Tarihi: 26.12.2018

[65] YÜKSEL: s. 96

[66] ÖZGENÇ, İzzet, Tıbbi Müdahale Dolayısıyla Cezai Sorumluluk, Prof Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, C. II, İstanbul 2007, s. 2176.

[67] http://www.ttb.org.tr/mevzuat/index.php?option=com_content&view=article&id=52:tibbdeontolojt&catid= 4:t&Itemid=31, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[68] OĞUZ, Yasemin, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün Eleştirel Çözümlemesi, Deontoloji, 2. B., Ankara 1999, s. 12, www.yaseminyalim.com/wp-content/uploads/2008/07/89.doc, Son Erişim Tarihi: 12.12.2018

[69] OĞUZMAN, M. Kemal; SELİÇİ, Özer ve OKTAY ÖZDEMİR, Saibe: Kişiler Hukuku, 14. B., İstanbul 2014, s. 196.

[70] YÜKSEL: s. 97

[71] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[72] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.3359.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[73] ÇINARLI, Serkan: “Tıbbi Uygulamalarda Etik ve Etikten Kaynaklı Malpraktis”, Tıp Hukuku Dergisi, C. 6, S. 12, 2017, s. 357.

[74] https://www.titck.gov.tr/PortalAdmin/Uploads/UnitPageAttachment/e5a1e31511882.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[75] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[76] YÜKSEL: s. 97.

[77] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4721.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[78] http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[79] KARA KILIÇARSLAN, Seda: Kişilik Hakkına Saldırıda Üstün Nitelikte Özel ve Kamusal Yarar, T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2010, s. 32. (Kişilik Hakkına Saldırı)

[80] KARA KILIÇARSLAN, Seda: “Üstün Nitelikte Özel ve Kamusal Yararın Basın Faaliyetlerinde Fikri Hak Sahipliğine Getirilen Sınırlamalar Bakımından Görünümü”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. 20, S. 1, 2016, s. 141. (Üstün Nitelikte Özel ve Kamusal Yarar)

[81] OĞUZMAN, M. Kemal ve ÖZ, M. Turgut: Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, 11. B., C. II, İstanbul 2014, s. 36; YÜKSEL: s. 98.

[82] KARA KILIÇARSLAN: Kişilik Hakkına Saldırı, s. 70.

[83] KARA KILIÇARSLAN: Üstün Nitelikte Özel ve Kamusal Yarar, s. 141.

[84] YÜKSEL: s. 99

[85] https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5013.html, Son Erişim Tarihi: 16.12.2018

[86] DURAL, Mustafa ve ÖĞÜZ, Tufan: Kişiler Hukuku, 15. B., C. 2, İstanbul 2014, s. 151.

[87] KAYIHAN, Şaban: Medeni Hukuk Bilgisi, Ankara 2009, s. 160.

[88] YÜKSEL: s. 100.

[89] YÜKSEL: s. 100.

[90] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5c15154df41ab9.19407690, Son Erişim Tarihi: 15.12.2018

[91] EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. B., İstanbul 2015, s. 83; TANDOĞAN, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku: Akit Dışı ve Akdi Mes’uliyet, 1961 Yılı 1. Basıdan Aynı Bası, İstanbul 2010, s. 8.

[92] YILDIRIM, Gülay ve KADIOĞLU, Selim: “Etik Ve Tıp Etiği Temel Kavramları”, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, C. 29, S. 2, 2007, s. 81.

[93] SAVAŞ, Halide: “Tıbbi Malpraktis ve Komplikasyondan Doğan Sorumluluklar”, İstanbul Barosu Sağlık Hukuku Merkezi: “Sağlık Hukuku Makaleleri”, İstanbul Barosu Yayın Kurulu, S. 4/1, İstanbul 2012, s. 278.

[94] REMZİ, Mehmet; AYDIN, Sezer ve ISPARTALI, Murat: Medeni Hukuk, İstanbul 2010, s. 106.

[95] YÜKSEL: s. 104.

[96] KARA KILIÇARSLAN, Seda: “Klinik İlaç Araştırmalarından Doğan Sorumluluk”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 15, S. 3, 2011, s. 293.

[97] YÜKSEL: s. 105.

[98] Zarardan sorumlu kişi bakımından birden çok sorumluluk sebebinin bulunması halinde, bu sorumluluk sebeplerinden birisi borç ilişkisine aykırılık diğeri haksız fiil olabileceği gibi, biri kusura dayanan diğeri kusur aranmayan sorumluluk sebepleri ya da her ikisi de kusursuz sorumluluk sebeplerinden olmakla birlikte, kusur aranmayan sorumluluğa ilişkin farklı iki sebep de olabilir. Bu hususta bkz. OĞUZMAN, M. Kemal ve ÖZ, M. Turgut: Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, 9. B., C. II, İstanbul 2012, s. 277, 278.

[99] http://www.mevzuat.gov.tr/Metin1.Aspx?MevzuatKod=1.5.6098&sourceXmlSearch=&MevzuatIliski=0&Te

rtip=5&Tur=1&No=6098 , Son Erişim Tarihi: 26.12.2018

[100] YÜKSEL: s. 108.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
2 yıl insanlar hayvan gibi deney oldu 1 ay önce

şu plandemi sahtekarlığında halkları deney olarak kullandılar maalesef bizim devlette imf den bir kaç milyar dolar için halkını denek yaptı.viranşehir savcısı kendini ortaya atıp halkın hukukunu savunmaya çalıştı isede türkiyede hukuk çalışmadığı için anında adamı görevden aldılar. önceden devletçiydik şimdi devletçi politikalara karşıyız artık küçük devlet liberal politika savunanlardanız.