GİRİŞ

Hukuki koruma tedbiri türlerinden olan delil tespiti, davanın açılmasından veya dava görülmekte ise delillerin gösterilmesi aşamasının gelmesinden önce ileride kaybolma veya gösterilmesinde ve dinlenilmesinde (belirlenmesinde) zorluk çıkma tehlikesini ortadan kaldırmak üzere delillerin, hemen incelenmesini ve kayda alınmasını konu edinir.

Bu yazımızda delillerin incelenme aşamasına gelinceye kadar kaybolması veya ileri sürülmesinin güçleşmesini engellemek yahut mevcut bir durumun muhafazasını sağlamak üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muzun 400 ile 405. maddeleri arasında delil tespitine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.

DELİL TESPİTİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ, TANIMI VE AMACI

Delil tespitinin hukuki niteliği açısından doktrinde görüş farklılıkları bulunmaktadır. Bir görüşe göre, delil tespitinin delillere ilişkin ihtiyati tedbir olduğu, başka bir görüşe göre ise geçici hukuki koruma türü olduğu belirtilmiştir. Delil tespiti Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun Geçici Hukuki Korumalar başlıklı kısmında yer almaktadır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi mülga usul kanunu ile delil tespitinin hukuki niteliği tartışmalıydı. Yargıtay’ın görüşü de delil tespitinin ihtiyati tedbirin bir türü olduğu yönündeydi. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun yürürlüğe girmesiyle bu tartışmalar da son bulmuştur.

Delil tespiti kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, Geçici Hukuki Korumalar başlıklı kısmında düzenlenmiştir. Kanun koyucu, delil tespitine; onuncu kısmın ikinci bölümünde 400 ve 405. maddeler arasında yer vermiştir.

Doktrinde delil tespitine ilişkin olarak birtakım görüşler ve değişik tanımlar bulunmaktadır. Delil tespitine ilişkin doktrindeki tanımların bazıları şu şekildedir:

Delil tespiti; ileride açılacak veya açılmış olan bir dava ile ilgili delillerin bazı şartlar altında zamanından önce toplanıp emniyet altına alınmasıdır.

Davanın açılmasından önce veya dava görülmekte ise delillerin gösterilmesi aşamasının gelmesinden önce ileride kaybolma veya gösterilmesinde ve dinlenilmesinde zorluk çıkma tehlikesini ortadan kaldırmak üzere delillerin hemen incelenmesine ve kayda alınmasına delillerin tespiti denilmektedir.

Doktrinde yapılan tanımlamalar doğrultusunda anlaşılacağı üzere, delil tespiti; ileride açılacak ya da açılmış olan davada delillerin incelenme aşamasına kadar geçecek olan süre içerisinde kaybolması ya da incelenmesinin çok güç olacağı durumlarda, delillerin önceden toplanarak güvence altına alınmasıdır. Doktrinde, delil tespitine; tesbit-i delail de denilmektedir.

Kanun koyucu madde gerekçesinde açıklamış olduğu üzere; delilin, hemen tespit edilmemesi halinde kaybolacağı yahut ileride toplanmasının daha zor olacağı durumlarda, hukuki yararı korumak amacıyla, önceden toplanması ihtimali düzenlenmiştir. Delil tespitinin esas amacı; delillerin incelenmesi aşamasına kadar geçecek süre içerisinde birtakım sebepler nedeniyle ulaşılması güç ya da imkânsızlaşacak olan delillerin önceden toparlanarak güvence altına alınması ve esas dava sırasında incelenmesidir.

Davacı ve davalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre dilekçeler aşamasında delillerini belirtmekle yükümlüdür. Fakat taraflar bu aşamada delillerini dosyaya sunmamış iseler yazı yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıklarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 140. maddesinin son fıkrası uyarınca ön inceleme duruşmasından itibaren iki haftalık süre içerisinde yalnızca dilekçelerinde belirtmiş oldukları delilleri sunabileceklerdir. Başka bir ifadeyle, taraflar dilekçelerinde belirtmedikleri, yeni delilerini dosyaya sunamayacaklardır. Basit yargılama usulüne tabi olan dava ve işlerde ise dilekçeler aşamasında delillerin belirtilmesi ve dosyaya eklenmesi gerekmektedir.

Yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere, uyuşmazlığın ve iddianın ispatı için bildirilmiş olan delillerin incelenmesi için uzunca bir zamanın geçmesi gerekmektedir. İncelenme aşamasına gelene kadarki zaman dilimi içerisinde delillerin, yok olması ya da ispat için kullanılmasının büyük ölçüde güçleşme ihtimali bulunmaktadır. Delil tespiti kurumu da belirtmiş olduğumuz şekilde doğması muhtemel mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla usul hukukumuzda yer almıştır.

DELİL TESPİTİNE İLİŞKİN HMK’DA YER ALAN HÜKÜMLER

HMK’nın 400. maddesinde delil tespitinin istenebileceği haller düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir. Madde metninde delil tespitine konu olabilecek işlemler tahdidi olarak sayılmamış, sadece örneklendirilmiştir. Hukuki yarar olmak şartı ile ileri de delil olarak kullanılabilecek her türlü işlem (HMK m.192) delil tespitine konu olabilecektir.

HMK m.400’ün ikinci fıkrasında ise delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığının gerekli olduğu HMUK’tan farklı olarak madde metninde açıkça vurgulanmıştır. Ayrıca kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yararın var sayılacağı düzenleme altına alınmıştır.

Bununla birlikte herkes tarafından bilinen ya da açıkça uygunsuz amaç taşıyan talepler hukuki yarar eksikliği nedeniyle delil tespitine konu edilemez. Delil tespitini talep edebilme şartları da HMK m.400‟de düzenlenmiştir. Bu bakımdan HMK m.400 metninin en göze çarpıcı özelliği HMUK’un 368 ve 369. maddelerinde yer alan ve delil tespitine konu olabilecek işlemler ile delil tespitinin istenebilme şartlarını belirten iki madde hükmünün tek bir madde içerisinde yer alan iki ayrı fıkra ile karşılanması olmuştur.

Delil tespitinin istenebileceği halleri belirten yeni maddenin eski düzenlemeden içerik itibarıyla bir farklılığı bulunmamaktadır. Buna göre hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileride toplanmasının daha zor olacağı durumlarda, hukukî yararı korumak amacıyla, delilin önceden toplanması mümkün kılınmıştır.

HMK m.401/1 hükmüne göre henüz dava açılmamış olan hâllerde delil tespitinin, esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesinden istenecektir.

HMK m.401/3 hükmünde, dava açılmadan önce delil tespiti isteğinin yetkisiz mahkemede yaptırılmaya teşebbüs edilmesi halinde, tarafların yetki itirazında bulunabilme hakları olduğu belirtilmiş, maddenin üçüncü fıkrasında ise tarafların yetki ve görev itirazında bulunma haklarının, daha sonra esas hakkında dava açılmasıyla birlikte sona ereceği düzenlenmiştir. Maddenin 4. fıkrasında ise önceki kanunda var olan düzenlemeye benzer şekilde, dava açıldıktan sonra delil tespiti işleminin, mutlaka davayı görmekte olan mahkemece yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

HMK 401. maddenin 2. fıkrasında ise noterler tarafından yapılacak tespitler bakımından söz konusu olacak yetki meselesinin düzenlenmesinin ise Noterlik Kanunu’na bırakıldığı belirtilmiştir. Noterlerin yetki çevresini düzenleyen Noterlik Kanunu m.2 hükmüne göre “her asliye ve münferit sulh mahkemesinin bulunduğu yerde, o mahkemenin yargı çevresindeki noterlik işlerini görmeye yetkili olmak üzere bir noterlik kurulur. Ancak asliye mahkemesinin yargı çevresinin birden çok ilçeyi kapsaması durumunda, gerektiğinde diğer ilçelerde de noterlik kurulabilir. Şu kadar ki, bir ilin belediye sınırları içinde birden fazla noterlik bulunduğu takdirde, her noterlik, bağlı olduğu asliye mahkemesinin yargı çevresi ile sınırlı olmaksızın, il belediyesi sınırları içindeki bütün noterlik işlerini görmeye yetkilidir”.

Madde hükmüne göre asliye ve sulh hukuk mahkemesinin bulunduğu yerdeki noter, mahkemenin yargı çevresindeki tespit işlemleri de dâhil olmak üzere bütün noterlik işlerini görmeye yetkilidir. Noterler tarafından yapılacak tespit işlemi kural olarak delil tespiti işlemi yerine geçmez. Zira Noterlik Kanunu’nun 61. maddesine göre “Noterler bir şeyin veya bir yerin hal ve şeklini, kıymetini, ilgili şahısların kimlik ve ifadelerini tespit ederler ve davet edildiklerinde piyango ve özel kuruluşların, kura, seçim ve toplantılarında hazır bulunarak durumu belgelendirirler”. Noterlerin, Noterlik Kanunu’nun 61. maddesine göre yaptıkları tespit işlemi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 368. ve devamı maddelerinde düzenlenen delillerin tespiti niteliğinde değildir. Zira delil tespiti işlemi ancak mahkeme tarafından yapılabilir.

HMK m.401/4’e göre, dava açıldıktan sonra yapılan her türlü delil tespiti talebi hakkında, sadece davanın görülmekte olduğu mahkeme yetkili ve görevlidir. İhtiyati tedbir müessesesindekine benzer şekilde düzenlenen fıkra hükmü gereğince, görevsiz ve yetkisiz mahkemenin yapmış olduğu delil tespiti işlemi geçerli değildir. Geçersiz olan delil tespiti işlemi neticesinde elde edilen deliller hükme esas tutulamaz.

DELİL TESPİTİ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR

Delil tespiti talebinde bulunmak için 3 temel şart aranmaktadır. Bunlar;

A.) Delil tespiti isteyenin talebine ilişkin hukuki bir yararı olmalı

Kanun koyucu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 400/2. maddesinde bu hususu açıkça dile getirmiştir. Uyuşmazlık konusunu çözümleyecek, hükme esas teşkil edecek deliller, inceleme sırası gelmeden yok olacak yahut inceleme sırası geldiğinde delillerin incelenme ihtimali güçleşecek ise kanun koyucu hukuki yararın varlığını kabul etmiştir. Buna benzer diğer durumlarda da hukuki yarar şartı yerine gelmiş olmaktadır.

B.) Henüz inceleme sırası gelmemiş deliller hakkında olmalı

Delil tespiti dava sırasında; yalnızca şartların gerçekleşmesi halinde inceleme sırası gelmemiş deliller bakımından söz konusu olabilirken esas davadan önce ise ileride açılacak davaya ilişkin olan delillerin tespiti bakımından söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle esas davada o delile ilişkin inceleme yapılmadan önce delil tespiti istenebilir. Esas davada delillerin incelenmesi aşamasına geçilmesi halinde kişinin hukuki yararı artık kalmayacağından delil tespiti istenmesinin imkânı yoktur. Aksi takdirde o delil hakkında izlenecek yol delil tespiti değil delilin bizzat incelenmesidir. Daha önce açılmış olan bir davada incelenmiş olan bir konu hakkında yeniden delil tespitinin istenmesi de mümkün değildir.

C.) Taraflar arasında bir uyuşmazlık olmalı

Delil tespitine başvurulabilmesi için gerekli olan şartlardan bir diğeri de taraflar arasında uyuşmazlık bulunmasıdır. Delil tespiti görülmekte olan yahut ileride açılacak olan davada iddianın ispatı için yapılacağından dolayı, ileride açılması muhtemel bir dava bulunmalı yani ortada bir uyuşmazlık konusu olmalıdır. Bir başka ifadeyle esas davadan önce istenen delil tespiti talepleri için ileride açılması muhtemel bir dava olmalıdır. Ortada uyuşmazlığın bulunmadığı hallerde kural olarak kişilerin dava açamayacağı da ortadadır. Bu nedenle delil tespiti yoluna başvurabilmek için bir uyuşmazlık bulunmalıdır.

Bu üç şartın birlikte bulunması gerekmektedir. Birinin eksikliği halinde delil tespiti talebinin kabul edilmesi mümkün değildir.

DELİL TESPİTİ TALEBİNİN İNCELENMESİ

Delil tespiti talebi, basit yargılama usulüne göre incelenir. Delil tespiti isteyenin, mahkemeye delil tespiti şartlarının varlığı hakkında delil göstermesi gerekir. Fakat buradaki ispat tam bir ispat değildir (yaklaşık ispattır). Mahkemenin, delil tespiti şartlarının mevcut olduğuna kanaat getirmesi yeterlidir. 

Delil tespiti talebi neticesinde talep hukuka uygun görülürse mahkeme tarafından delil tespitinin yapılmasına karar verilir. Bu karar üzerine delillerin tespiti yapılır. Bu işlem neticesinde delil tespiti talebinde bulunan da karşı taraf da delil tespitine itirazda bulunabilir. Mahkemece yapılan delil tespit tutanağı itiraz edilmemiş ve karşı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ edilmişse esas davada delil olarak kullanılabilir. Kararda ayrıca delil tespitinin nasıl ve ne zaman yapılacağı, tespitin icrası esnasında karşı tarafın da hazır b ulunabileceği, varsa itiraz ve ilave soruların bir hafta içinde bildirilmesi gerektiği belirtilir.

Delil tespiti talep edenin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan hallerde karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da delil tespiti yapılabilir. Tespitin yapılmasından sonra, tespit dilekçesi, tespit kararı, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece kendiliğinden karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde karara itiraz edebilir.

Delil tespiti kararı nihai karar olmadığından istinaf edilemez.

Mahkeme delil tespiti talebini haklı bulmazsa delil tespiti talebinin reddine karar verir. Bu ret kararı da istinaf edilemez. Ancak aynı taraf durum ve şartların değiştiğini bildirerek yeniden delil tespiti talebinde bulunabilir.

SONUÇ

Delil tespiti, kanun koyucu tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri başlığının altında düzenlenmiştir. Delil tespiti; delillerin, açılmış ya da ileride açılacak olan dava sırasında incelenme aşamasına kadarki süre içerisinde kaybolması ya da incelenmesinin imkânsızlaşacağı ihtimali nedeniyle önceden toplanarak, güvence altında tutulması olarak tanımlanmıştır.

Delil tespitinin talep edilebilmesi için tarafların; hukuki yararı bulunmalı, taraflar arasında uyuşmazlık; başka bir ifadeyle açılmış olan esas davada veya ileride açılacak olan davada taraf sıfatına haiz olmaları ve nihayet tespiti istenen delillerin henüz incelenmemiş olması gerekmektedir. Kanun koyucu; delilerin incelenme sırasında kaybolması yahut incelenmesinde güçlük yaşanacağı hallerde hukuki yararın varlığını kabul etmiş, bunun yanında özel kanunlarca delil tespiti yoluna başvurulmasının öngörülmüş olduğu durumlarda hukuki yararın aranmayacağını hükmetmiştir.

Delil tespiti; yalnızca geçici hukuki koruma türlerinden biridir. Bir dava değildir. Bu sebeple delil tespiti yoluna başvurulması diğer tarafın temerrüde düşmesini sağlayamamaktadır. Ayrıca delil tespitine başvurulması ile zamanaşımı kesilmemektedir.

Delil tespiti bir dava olmayıp davaya bağlı bir işlemdir. Bu nedenle esas davanın öncesinde açılmış olan delil tespiti talepleri, esas davanın eki sayılacaktır. Delil tespiti ile yapılmış olan yargılama giderleri esas dava ile hükmedilecektir.

Av. Begüm GÜREL (L.L.M)

(Stj. Av. Selin SALUR)

(Bu köşe yazısı, sayın Av. Begüm GÜREL tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

KAYNAKÇA

1. KURU Baki, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Yetkin Yayıncılık, Ağustos 2017

2. ARSLAN Aziz Serkan, 6100 Sayılı HMK Madde 401 Hükmüne Göre Delil Tespitinde Görevli ve Yetkili Mahkeme, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 21, Sayı 2, 2013, s. 241-254

3. SANAN Melih, Delil Tespiti, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi, 2014.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Av. Ersen Uyar 1 hafta önce

Güzel bir makale olmuş. Elinize sağlık