Erzincan Barosundan yapılan açıklamada, ''yargıya müdahale anlamına gelen açıklama yapılmasının doğru bulunmadığı'' belirtilerek, ''toplumun yargı üzerinden ayrışmasına ve cepheleşmesine seyirci kalındığı''  bildirildi.

Baro Başkanı Can Tekin'in imzasıyla yapılan yazılı açıklamasında, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in sorgu ve tutuklanmasıyla ilgili olarak Erzincan Barosu'nun ''haksız eleştirilere maruz kaldığını'' ifade edildi. ''Neden konuya taraf olmadıkları'' gibi eleştiriler aldıkları kaydedilen açıklamada, bu eleştirilere basın açıklamasıyla cevap verilmeye çalışıldığı belirtildi.

''Yaşanan sürecin toplumun vicdanında rahatsızlığa sebep olduğu'' görüşü savunulan  açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Baroların hiç bir kişi, kurumun avukatlığına soyunması düşünülemez. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını savunan saygın bir hukuk kurumunun avukatlık bürosu olmadığına da dikkat çekmek isteriz. Ayrıca şöyle açıklamakta fayda var: İnsan olarak her tutuklamada üzüntü ve kaygı duyarız, ancak Başsavcının tutuklanmasıyla ilgili açıklama yapamayız. Dosyanın içeriğini bilmiyoruz. Baronun içeriğini bilmediği bir konuda açıklama yapması, bilmediği bir soruşturmanın tarafı olması düşünülemez. Hukuka sadakat bazen susmayı gerektirir. Yargısal sürece ilişkin kurumların müdahale etmesini eleştirirken yargıya müdahale anlamına gelen açıklama yapılmasını doğru bulmuyoruz.''

Süreçte, basın aracılığıyla yargı üzerinden siyaset yapıldığı belirtilen açıklamada, bir siyasetçinin, tutuklama kararını veren hakim için ''Biz bunu zaten tanıyoruz''şeklinde kullandığı, sorgulayan ve sorgulanan savcıların boy boy resimlerine yer verilerek ''hangisi haklı'' manşetlerinin gazetelerde yer almasının zihinleri bunalttığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, bazı siyasi partilerin, öğretim üyeleri, emekli hakim ve savcıların ''kendi ideolojik gözlükleriyle kanun maddelerini farklı farklı yorumladığı, bu durumun ise kafası karışık olan halkın kafasının daha da karışmasına sebep olduğu savunularak, ''Adalet Bakanlığımız, HSYK, Yüksek Mahkemeler bu süreçte özen göstermemiştir. Toplumun yargı üzerinden ayrışmasına ve cepheleşmesine seyirci kalınmaktadır. Kurumları dikkatli davranmaya davet ediyoruz'' ifadelerine de yer verildi. AA


Hukuk Devleti için kamuoyuna duyuru

Akademisyenler ve Aralarında Baromuzun da yer aldığı 54 Baro   "Hukuk devletinin yaşama geçirildiği, hukuk güvencesinin sağlandığı bir Türkiye için" kamuoyuna yönelik 50 maddelik bir duyuru yayınladılar. Duyuru 54 baro başkanı ve 13 akademisyenin imzasını taşıyor.

Duyuruda açıklanan 50 madde şöyle:

1.Anayasamıza, Ceza Muhakemesi Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve taraf olduğumuz diğer uluslararası antlaşmalara göre herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

2.Unutulmamalıdır ki soruşturma ve kovuşturma, Anayasamızda ve yasalarımızda yer alan kişiden kişiye değiştirilemeyecek, emredici kurallara tabidir.

3.Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle güvence altına alınan, kanunlarla somutlaşan ceza yargılaması kuralları keyfi olarak uygulanır ise, Hukuk Devleti ortadan kalkar. Hukuk Devleti'nin olmadığı yerde kişi hak ve hürriyetlerinden, yargı bağımsızlığından, yargı güvencesinden, adil yargılanmadan, kişi güvenliğinden söz edilemez.

4. Suçluluğu kesin hükümle sabit oluncaya değin herkes suçsuz kabul edilmek zorundadır. Suçsuzluk karinesi, anayasamızın ve yasalarımızın güvencesi altındadır.

5. Yasama, yürütme ve yargı organları, kişilerin suçsuzluk karinesinden yararlanma hakkını korumakla yükümlüdür. Basın ve yayın organları kesin hükümle mahkum olmamış kişileri toplum gözünde suçlu ilan edecek yayınlar yapamaz.

6. Hiçbir kamu görevlisi, bireylerin adil yargılanma hakkını ihlal edemez. Aksine davranan kamu görevlileri hukuki ve cezai açıdan sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Ancak bu yolla, adil yargılanma hakkı hayata geçirilmiş olur.

7. Bireylerin savunma hakkı kısıtlandığı takdirde Hukuk Devleti giderilmesi olanaksız biçimde zarar görür.

8. Avukatlar, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ederler. Avukatların, Yargı görevi yapanlar kapsamında ifade edilmesi, avukatların bu gücünü kuvvetlendirmek amacını taşır. O nedenle de yasadaki “yargı görevini yapanlar deyiminden, hakimler, cumhuriyet savcısı ve avukatlar anlaşılır”. İddia görevi ne kadar “yetki” ise, savunma görevi de o derece “hak”tır Bu sebeple, avukatların görevlerini yapmaları engellenemez. Avukatlara görevleri sırasında çıkarılan her zorluk, hukuk devletinin önünde bir engeldir.

9. Avukatların soruşturma dosyasını inceleme hakkı keyfi bir biçimde kısıtlanamaz. Gizlilik kararı verilen durumlarda, bu kararın gerekçeli olması zorunludur. Tüm kararlar, sadece hukuki gerekçe değil, esas olarak somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle verilmelidir Terörle Mücadele Kanunu’nun uygulandığı hallerde dahi avukatın, şüphelinin ifade tutanağını, bilirkişi raporlarını ve şüphelinin hazır bulunmak hakkına sahip olduğu adli işlemlere ilişkin tutanakları alma hakkı, gizlilik kararı ileri sürülerek engellenemez.

10. Avukatların dosyayı inceleme yetkileri gizlilik kararlarıyla kısıtlanırken, gizlilik kapsamındaki delillerin basın ve yayın organlarında günlerce yayınlanması/yayımlanması vahim bir hukuk ihlalidir. Bunu yapanlar hakkında gerekli adli işlemlerin yapılmaması ve sorumluların cezasız bırakılması kabul edilemez.

11. Çağdaş ceza yargılamasında sanıktan delile gidilemez. Bu yanlış uygulama 1992 reformu ile ortadan kaldırılmıştır. Bunun yeniden yaratılmasını bir hukuk devletinde kabul etmek mümkün değildir. Önce “olağan bir şüpheli” bulup, sonra onun aleyhine delil arayan uygulama bir hukuk devletinde olamaz.

12. Cumhuriyet savcısı ve onun emrinde görev yapan kolluk, şüpheli ve sanıkların lehindeki delilleri de toplamak ve savunma hakkını korumakla yükümlüdür.

13. Gizli tanık beyanı, adil yargılanmayı etkileyecek şekilde kullanılamaz. Gizli tanığın beyanına yalnızca yan delil olarak başvurulabilir.

14. Kişilere, haklarındaki suçlamalar, ayrıntılı olarak, işlendiği iddia olunan fiil, yani yaptıkları iddia edilen davranışlar, yer ve zaman da içerecek şekilde bildirilmelidir. Suçlama, suçlanan kişiye, mutlaka somut deliller gösterilerek açıklanmalıdır.

15. Suç örgütü kurucusu, üyesi, yöneticisi veya yardımcısı olduğu iddia edilen kişilerin hangi davranışları nedeniyle örgütle ilişkilendirildiği somut deliller gösterilerek ortaya konulmalıdır.

16. Demokratik bir hukuk devletinde herkesin düşündüğünü açıklama özgürlüğü vardır. Kişilerin ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptıkları açıklamalar, yazdıkları yazılar, yönelttikleri siyasi veya bilimsel eleştiriler, bir suç örgütünün kurucusu, üyesi ya da yöneticisi olduklarının delili olarak ileri sürülemez.

17. Kişilerin yakalanarak gözaltına alınması sıkı kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar, keyfi bir şekilde göz ardı edilerek, kişilerin özgürlükleri kısıtlanamaz.

18. Bir soruşturmada kişinin ifade vermesi gerektiğinde, onun davet edilerek ifadesinin alınması esastır. Kişinin, ifade vermek için yakalanması ve gözaltına alınması hukuka aykırıdır.

19. Yakalanan kişiye, hangi suç nedeniyle yakalandığı, üzerine atılı suç fiili ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle anlatılmalıdır.

20. Gözaltına alınan kişiler, insan onurunu zedeleyen koşullara ve davranışlara tabi tutulamaz, aç, susuz ve uykusuz bırakılamaz. Aksi takdirde anayasal güvenceden söz edilemez.

21. Poliste veya jandarmada susma hakkını kullanan kişiler, derhal Cumhuriyet Savcısı'nın huzuruna çıkarılmak zorundadır. Susma hakkını kullanan bir kişinin gözaltı süresinin uzatılması eşyanın tabiatına aykırıdır. Aksine bir davranış, keyfi muamele ve kişi hürriyetini ihlal suçunu oluşturur.

22. Anayasal bir hak olan susma hakkı, şüpheli veya sanık aleyhine yorumlanamaz.

23. Gözaltı süresini hukuka aykırı olarak uzatmak, kişileri baskı altına almaya, onların direncini kırmaya ve onurlarını zedelemeye yönelik bir kötü muameledir.

24. Kısa sürede bitirilebilecek işlemler üç veya dört güne yayılarak, kişiye son gün, son saatte, uykusuz, yorgun ve aç bir şekilde ifadesini almak kötü muameledir.

25. Kişilerin özel hayatları hukukun koruması altındadır. Arama, özel hayatın gizliliğine müdahaledir. Bu nedenle sıkı şekil şartlarına tabi kılınmıştır. Arama kararı verilmeden önce kanunda yer alan bütün şartların gerçekleştiği titiz bir şekilde değerlendirilmelidir.

26. Aramada temel kural, “yakalanacak kimsenin” ve/veya "elde edilecek delilin” arama yapılacak yerde bulunduğu konusunda somut verilere dayanan makul şüphenin var olmasıdır.

27. Arama kararında, aramayı gerektiren bütün somut gerekçelerin, delilleriyle birlikte ortaya konulması hukuk devletinde kişilerin özel hayatının korunmasının vazgeçilmez ilkesidir. Dolayısıyla ne arandığı bilinmeksizin ve arama kararında açık ve somut olarak belirtilmeksizin bir şey bulunabileceği varsayım ve umuduyla arama yapılamaz. Bunun aksine davranışlar aramayı hukuka aykırı kılar. Bu yolla elde edilmiş deliller de hukuka aykırı elde edilmiş olur ve yargılamada kullanılamaz.

28. Evi, işyeri, üzeri, aracı aranan kişiye, hangi suç nedeniyle arama işlemi yapıldığı, üzerine atılı suç fiili ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle bildirilmelidir. Arama kararının bir sureti kişiye mutlaka verilmek zorundadır. Gizlilik veya başka bir gerekçe ileri sürülerek arama kararının kişiye verilmesi zorunluluğu bertaraf edilemez.

29. Arama sonunda tutulan tutanağın bir sureti mutlaka kişiye verilmelidir. Teknolojik gelişmeler karşısında, dijital verilerin elde edilmesi, korunması ve bozulmalarının önlenmesi için kanunların ön gördüğü koşullara mutlaka uyulmalıdır. Elde edilen dijital verilerin kovuşturma aşamasında delil olabilmesi için, elde edildikleri anda kanunun ön gördüğü usul ve şartlarda yedeklemesinin yapılarak, bir örneğinin de mutlaka ilgililere verilmesine azami özen gösterilmelidir. Bu kurallar aynı zamanda temel hak ve hürriyetlerin korunması içindir.

30. Arama sırasında kişinin avukatının hazır bulunması hiçbir şekilde engellenemez.

31. Aramanın yapıldığı her mekanda, her odada, arama anında şüphelinin ve avukatının bulunma hakkı vardır. Bu hak kısıtlanacak şekilde, aynı anda birkaç mekanda birden arama yapılamaz.

32. Polis ve jandarma, arama yapılan yeri bulduğu gibi bırakmak zorundadır. Arama yapılan mekan talan edilmiş görüntüsü verecek şekilde bırakılamaz.

33. Arama sonunda, yalnızca suçlama konusu fiille ilgili deliller olabilecek eşyaya elkonulabilir. Sonradan değerlendirilmek üzere arama sırasında rastlanan her eşyaya elkonulamaz. Aksine uygulama keyfiliktir, suç teşkil eder.

34. Elkoyma işlemi, delillerin sonradan değiştirilmesini önleyecek şekilde, bütün kurallara uyularak gerçekleştirilmelidir.

35. Tutuklama, çok sıkı şartlara bağlanmış bir koruma tedbiridir. Tutuklama, ceza yaptırımı gibi uygulanamaz ve tutukluluk süreleri uzatılarak infaza dönüştürülemez.

36. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında mutlaka gerekçe bulunmalıdır. “Dosya içeriği”, “suçun vasıf ve mahiyeti”, “kaçma veya delilleri karartma şüphesinin varlığı”ndan ibaret soyut cümleler tutuklama gerekçesi olamaz. Tutuklama kararında mutlaka, şüpheli veya sanık hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller açıklanmalı, hangi davranışlarının kaçma şüphesini veya delilleri karartacağı tehlikesini gösterdiği ortaya konulmalıdır.

37. Tutuklama, son çaredir. Yurt dışına çıkma yasağı, teminat gösterme gibi adli kontrol tedbirleriyle amaca ulaşılabilecek hallerde tutuklama kararı verilir ise, kişi hürriyeti hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş olur. Adli kontrol kurumunun hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.

38. Koruma tedbirleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde mahkum edilmesine neden olacak şekilde uygulanamaz. Ceza yargılamasının emredici kurallarını ihlal edenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarını ihlalden dolayı mahkumiyetine sebep olacaklarını ve ödenecek tazminattan ötürü kendilerine rücu edileceğini bilmelidir.

39. İddianamede, kişiye isnat edilen suçla ilgisi bulunmayan telefon görüşmelerine, sair belgelere ve tanık anlatımlarına yer verilmesi özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal eder. Aksine davranışlar suç oluşturur.

40. Telefon dinleme tedbiri kişilerin özel hayatına bir müdahale olduğu için, kanundaki şartların tamamı oluşmadan uygulanmamalıdır. Bu tedbirin son çare olduğu dikkatten kaçırılmamak gerekir.

41. Yargıtay kararlarınca da ortaya konulduğu üzere telefon dinleme tutanakları maddi delillerle desteklenmediği sürece delil olarak kabul edilemez.

42. Toplumda herkesin telefonlarının dinlendiği yönünde oluşan kanaat, bu kanaati destekleyen uygulamalar ve kanıksama “hukuk güvenliğini” ortadan kaldırmaktadır.

43. Yargı güvencesi ancak bağımsız yargıçlarla, güvenceli cumhuriyet savcıları ve avukatlarla sağlanabilir. Bu sonucun yaratılmasını önleyen hukuk kuralları kaldırılmalıdır.

44. Hukuk devletinde hakimler ve savcılar dahil hiç kimse hukuka aykırı ve keyfi işlem ve kararları sebebiyle sorumsuz değildir ve olamaz.

45. Temel hak ve özgürlüklerin temel güvencesi, usul kurallarıdır. Usul kurallarına uyulmadan, uyuşmazlığın esası doğru çözülemez. Usul kuralları, esasa feda edilemez ve hafife alınamaz.

46. Ceza soruşturmasını Cumhuriyet Savcısı yönetir. Kolluk görevlileri soruşturmayı yönlendiremez, hakim ve mahkemelerden doğrudan talepte bulunamaz. Hakim ve mahkemeler, hukuka aykırı talepleri reddetmek zorundadırlar.

47. Bir soruşturma, toplumu sürekli tedirgin edecek, bireyleri endişeye sürükleyecek yaygınlık, genişlik ve süreklilikte yapılamaz.
48. Ceza davaları her türlü anayasal ve yasal güvence sağlanarak, en kısa sürede bitirilmelidir. Aylarca tutuklu kalınarak duruşma beklemek, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmaz.

49. Türkiye Cumhuriyetinde herkes, huzurlu, güvenli, geleceğinden emin bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğuna, temel haklarının devletin koruması altında bulunduğuna inanmalıdır. Bireylere bu güveni verecek olan, yürütme ve yargıdır. Kurallara uyulmadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği keyfi bir şekilde ihlal edildiği takdirde, Hukuk Devletine duyulan güven kaybolur.

50. Ceza yargılaması kurallarına uyulmaması suçtur. Kurallara uymayan kamu görevlileri hakkında ilgili makamların derhal harekete geçerek adli ve idari soruşturma başlatması gereklidir. Hukuk devleti başka türlü korunamaz. Yargıya güven başka türlü sağlanamaz.