Türkiye Cumhuriyeti’nde avukatlık mesleğini icra eden ilk kadın olan Süreyya Ağaoğlu, içinde bulunduğumuz coğrafyada son derece sancılı ama bir o kadar da önemli ve onurlu bir mücadelenin liderliğini yapmıştır. 29 Temmuz 1903 tarihinde Azerbaycan’ın Şuşa kentinde dünyaya gelen öncü hukukçu, Ahmet - Sitare Ağaoğlu çiftinin beş çocuğunun en büyüğüdür. Ağaoğlu’nun kendisi gibi hukukçu babası Ahmet Bey de gerek milli mücadele döneminde yaptığı katkılar, gerekse ilk çok partili hayata geçiş denemesindeki çabalarıyla Türk düşünce ve siyaset tarihinin önemli isimleri arasındadır[1].

Eğitim hayatına yazdırıldığı Fransız Mektebi’nde başlayan üstat, ardından sırasıyla Çarşıkapı’daki İttihat Mektebi’ne ve Selçuk Kız Lisesi’ne gider[2]. Anılarında ilk kez bu lisedeyken avukat olmaya karar verdiğini belirten[3] Ağaoğlu’nun lise yılları, İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği ve babası Ahmet Bey milli mücadeleye verdiği destekten ötürü işgal kuvvetleri tarafından Malta’ya sürüldüğü döneme denk gelmektedir [4]. Erken gençlik yıllarını bu şartlar altında geçiren Süreyya Ağaoğlu, Selçuk Kız Lisesi’nden üçüncü sınıfın sonunda ayrılır ve nihayet şimdilerde Cağaloğlu Anadolu Lisesi olan Bezm-i Alem Sultanisi’ne sınavla dördüncü sınıfta kayıt yaptırdıktan sonra bu okuldan çok yüksek bir not ortalaması ile mezun olur[5]. Normal şartlar altında hukuk eğitimine başlama vakti gelen Ağaoğlu’nun önünde “tek” bir engel bulunmaktadır. Darülfünun bünyesindeki Mekteb-i Hukuk’ta kadınların okumasına izin verilmemektedir…

Ne var ki Süreyya Ağaoğlu, toplumsal cinsiyet rolünü reddetmiş, kendisine dayatılmaya çalışılan mesleklerin dışında statü, ayrıcalık, güç anlamını barındırdığı kabul edilen avukatlık mesleğine giriş konusunda ısrarcı olmuş ve 1921’de liseyi bitirdiğinde hukuk eğitimi almak için mücadelesini başlatmıştır[6]. Bu doğrultuda bir gün Mekteb-i Hukuk dekanı Ahmet Selahattin Bey[7], Veli Bey ve genel sekreter Rauf Bey’in bulunduğu odaya girerek kendisini tanıtan ve hukuk eğitimi almak istediğini söyleyen Ağaoğlu, Selahattin Bey’in cevabını ve odadaki atmosferi şöyle aktarmaktadır[8]: “ ‘Üç arkadaş daha bul, hemen fakülteyi açalım.’ dedi. Hakikaten fakülte açmak gerekiyordu, zira kadınlar erkeklerle beraber okuyamıyorlardı. Öğleden önce erkekler, öğleden sonra kadınlar ders görüyordu. Tabii bir tek talebe için bütün hocalar öğleden sonra ders veremezlerdi. Veli Bey başını kaldırdı: ‘Kadına daha ziyade doktorluk yakışır, o fakülteyi açtırsanız.’ dedi. Ben de ‘Onu da doktor olmaya heves edenler açtırsın.’ cevabını verdim. Selahattin Bey: ‘Hak hukuk meselesi değil mi? Süreyya Hanım hakkını burada arıyor, muvaffak olmasını dileyelim.’ dedi.” Bu görüşme üzerine Süreyya Ağaoğlu üç arkadaşını daha ikna edebilmiş ve dört kadın Ebülula Mardin’in de ders verdiği Mektep-i Hukuk’a kaydolmayı başararak[9] sadece kendileri için değil aynı zamanda kadın hakları için de büyük bir zafer kazanmıştır.

Mekteb-i Hukuk’tan pekiyi derece ile mezun olduktan sonra Süreyya Ağaoğlu ailesinin yanına, Ankara’ya gitmeye karar verir[10]. Burada Adalet Bakanlığı'nda çalışmaya başlar. Her şey yolunda giderken “ilk kadın hukukçu” olmasından kaynaklı olarak ilginç bir sorunla karşılaşır. Öğlen yemeklerinde birlikte çalıştığı kadın arkadaşıyla gidebilecekleri tek lokanta olan İstanbul Lokantası’nda ne acıdır ki daha önce bir kadının yemek yediği görülmemiştir. Ağaoğlu, dönemin Basın-Yayın Genel Müdürü konumundaki babası Ahmet Ağaoğlu'na durumu anlatır ve öğle yemeklerini İstanbul Lokantası'nda yiyebilmek için izin talep eder. Kanunen bir sakınca olmadığı için Ahmet Ağaoğlu'nun bu talebe bir itirazı yoktur. Fakat bir sonraki gün yemek için gittikleri lokantada onların ardından yükselen homurtular çok şey anlatır. Ahmet Ağaoğlu'nu ve kızını tanıdıkları için kimse doğrudan bir şey söylemese de, bu konuda üstü kapalı şikâyetler gelmeye başlar. Bu olayın Mustafa Kemal Atatürk'ün de kulağına gitmesinin ardından, Ağaoğlu bir gün çalıştığı sırada Mustafa Kemal’in kendisini Latife Hanım ile birlikte yemeğe götüreceği haberini alır ve bunun üzerine dışarıya çıkarak içinde Atatürk’ün de olduğu araca biner. Yemek için harekete geçen araç İstanbul Lokantası'nın önünden geçerken Atatürk şoföre durmasını söyler. Durduklarında lokantadan koşarak gelen Bozüyük milletvekili Salih Bey'e Atatürk, orada yemek yiyen herkesin duymasını ister gibi "Bugün Süreyya'yı bize götürüyorum fakat yarın buraya gelecek, yemeğini bu lokantada yiyecek." der[11]. Takip eden öğlen yemeklerinde ise tahmin edilebileceği üzere İstanbul Lokantası’nda kadınların varlığına yönelik homurtular kesilir. Netice itibariyle Ağaoğlu, erken Cumhuriyet döneminde eğitimini tamamlayıp mesleklerine adım atan öncü kadınların[12] kamusal alanda kabul görmesini destekleyen Devlet politikasının da etkisiyle yine bir ilki başarmıştır.

Memuriyeti sonrasında avukatlık stajına başlayan Ağaoğlu, 5 Aralık 1927’de Ankara Barosu’na kaydolmuş, 1928’de avukatlık ruhsatını alarak, “Türkiye’nin ilk kadın avukatı” unvanıyla mesleğe başlamıştır. 1929 yılında ise Ankara Barosu’ndan kaydını sildirip Danıştay’da raportör olarak çalışır[13]. Yıllar 1932’yi gösterdiğinde İstanbul’a taşınmak üzere Şura-yı Devlet’teki görevinden takdirname alarak ayrılır[14]. İstanbul’a taşındıktan sonra ise sicilini 1936 yılında Ankara’dan İstanbul’a naklettirir. Fransızca ve İngilizce bilen üstat, ilk olarak Fethi Okyar’ın öneri ve tanıştırması ile Avukat Billioti’nin yazıhanesinde çalışmaya başlar[15]. İlerleyen yıllarda serbest avukatlık yapmaya başlayan Ağaoğlu’nun dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu ile arasında geçen şu olay takdire şayandır: Cumhuriyet tarihinin şüphesiz en talihsiz kanunlarından biri olan 4305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu’nun çıkarılması akabinde üstat bazı Musevi vatandaşlarımızın vekâletnamesini alır. Bunun üzerine bir yemek esnasında Saraçoğlu, Ağaoğlu’na “Varlık vergisi işlerinde Musevilerin haklarını müdafaa ediyormuşsun, İsrail Devleti kurulursa artık oraya başvekil olursun” der[16]. Takdir edeceğiniz üzere bu bir avukata yapılabilecek en ağır suçlamalardan biridir (Ne acıdır ki günümüzde Türkiye’nin en saygın gazetelerinde dahi avukatların haksız şekilde müvekkilleri ile ilişkilendirildiği görülmektedir). Ağaoğlu’nun Saraçoğlu’na cevabı ise sert olur: “Belki olurum ama sizi Kalem-i Mahsus (Özel Kalem) Müdürü bile yapmam, haksızlıklara hiç tahammülüm yoktur.” Kısacası Süreyya Ağaoğlu 1942’de, bir başbakana, böylesine net bir cevap verebilecek kadar özgüvenli bir kadındır.

Ağaoğlu meslek hayatında aktif avukatlık yapmanın yanı sıra çok sayıda uluslararası konferansta Türkiye’yi ve Türkiye’deki kadınları temsil etmiş, birçok ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşunda aktif rol oynamıştır. Bu kapsamda törenlerde yaptığı konuşmalarda, “Bu kadar yıllık tecrübeden sonra avukatların ve hâkimlerin hiçbir kuvvetten çekinmemesi gerektiğine ve ancak o zaman ‘Adaletin Mülkün Temeli’ olabileceğine inandığını” ifade etmiştir[17]. Yaşamı boyunca ataerkil bir meslekte verdiği mücadele ile sadece hukukçuların değil, kadın hakları savunucularının da gönlüne taht kuran Ağaoğlu’nun konuşma yaptığı salondaki tek kadın olarak çekilmiş fotoğrafı, yaşam boyu verdiği mücadelenin adeta özetidir. Kendisi 1950 yılının ilk aylarında Alman hukukçu Werner Taschenbreker ile evlenmiş, on yıl kadar süren bu evlilikten çocuğu olmamıştır. Kadın hak ve özgürlükleri üzerine bir ömür veren, aydın hukukçu Süreyya Ağaoğlu geride unutulmaz bir mücadele bırakarak 29 Aralık 1989 günü İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu konferanstan ayrıldıktan sonra vefat etmiştir.

~KAYNAKÇA~

Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018.

Ağaoğlu, Süreyya. Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: 1. Baskı, İstanbul Barosu Yayınları, 2010.

Ağaoğlu, Süreyya. Sessiz Gemiyi Beklerken. İstanbul: 1. Baskı, Ağaoğlu Yayınevi, 1984.

Alper, Soner. Yıldırım, Gülşah. “Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Ankara Barosu’nun İlk Kadın Avukatı”. Hukuk Gündemi Atatürk Özel Sayısı, 2013.

Balcı, Emine. “Hukukun Öncü Kadınları: Türkiye’de Kadınların Hukuk Mesleğine Girişi Üzerine Bir İnceleme”. Fe Dergi 11, 2019, s. 34-47.

---------------------------------------------

[1] Daha detaylı bilgi için Bkz. Ağaoğlu, Ahmet. Serbest Fırka Hatıraları. İstanbul: 3. Baskı, İletişim Yayınevi, 2018.

[2] Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018, s.144.

[3] Ağaoğlu, Süreyya. Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: 1. Baskı, İstanbul Barosu Yayınları, 2010, s.10.

[4] Ağaoğlu, Süreyya. Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: 1. Baskı, İstanbul Barosu Yayınları, 2010, s.15.

[5] Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018, s.150.

[6] Balcı, Emine. “Hukukun Öncü Kadınları: Türkiye’de Kadınların Hukuk Mesleğine Girişi Üzerine Bir İnceleme”. Fe Dergi 11, 2019, s. 39.

[7] Daha detaylı bilgi için Bkz. Meray, Seha. Lozan’ın Öncüsü Prof. Dr. Ahmet Selahattin Bey. Ankara: 1. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, 1976.

[8] Ağaoğlu, Süreyya. Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: 1. Baskı, İstanbul Barosu Yayınları, 2010, s.67.

[9] Alper, Soner. Yıldırım, Gülşah. “Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Ankara Barosu’nun İlk Kadın Avukatı”. Hukuk Gündemi Atatürk Özel Sayısı, 2013, s.55.

[10] Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018, s.166.

[11] Ağaoğlu, Süreyya. Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: 1. Baskı, İstanbul Barosu Yayınları, 2010, s.79-81.

[12] Daha detaylı bilgi için Bkz. Yelsalı Parmaksız, Pınar Melis. Türkiye’nin Modernleşmesinde Kadınlar 1839’dan Günümüze, Ankara: 1. Baskı, İmge Kitabevi, 2017.

[13] Alper, Soner. Yıldırım, Gülşah. “Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Ankara Barosu’nun İlk Kadın Avukatı”. Hukuk Gündemi Atatürk Özel Sayısı, 2013, s.56.

[14] Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018, s.180.

[15] Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018, s.184.

[16] Ağaoğlu, Süreyya. Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: 1. Baskı, İstanbul Barosu Yayınları, 2010, s.83.

[17] Çelik, Adil Giray. Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’da İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu. Ankara: 1. Baskı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2018, s.200.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Selim 1 ay önce

Harika bir arastirma yazisi olmus. Tebrikler.

Avatar
Niyazi Karagöl 1 ay önce

Avukat Barış Ülker'i kutlarım.