Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunu düzenleyen TCK m.220’nin etkin pişmanlığının nasıl uygulanacağını öngören TCK m.221’de; suç veya terör örgütü kurma, yönetme, örgüt üyeliği, üyesi olmadığı örgüt adına suç işleme, üyesi olmadığı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işleyip de etkin pişmanlık gösteren faillere ceza verilmeyeceğine veya az ceza verileceğine dair “Etkin pişmanlık” başlığı altında bir düzenlemeye yer verilmiştir. Etkin pişmanlık hükmünün nasıl uygulandığına; 16.08.2017 tarihli “Suç Örgütlerinde Etkin Pişmanlık”, 24.07.2018 tarihli “Etkin Pişmanlıkta TCK m.221/3 ve m.221/4 Mukayesesi”, 30.10.2018 tarihli “Örgütlü Suçlarda Sanığın Etkin Pişmanlıktan Vazgeçmesinin Etkisi”, 08.11.2018 tarihli “Örgütlü Suçlarda Etkin Pişmanlığın İstinaf ve Temyiz Kanun Yollarında Uygulanması” başlıklı yazılarımızda yer verdik.

TCK m.221’de “yakalanma” ve “gönüllü olarak teslim olma” ayırımına yer verilmiş olup, gönüllü ayrılma, teslim olma, yakalanma ve kurucular ve yöneticiler için örgütü dağıtma ya da dağılmasını sağlama hali olarak ayrı fıkralar halinde düzenleme yapmıştır.

TCK m.221/1’e göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle ceza soruşturmasına başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, kurduğu veya yönettiği örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmedilmeyecektir.

TCK m.221/2’ye göre; örgüt üyesinin, suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen bir suça iştirak etmeksizin ve gönüllü olarak örgütten ayrıldığını, yani örgütle üyelik ilişkisini kestiğini ilgili makamlara bildirmesi halinde, örgüt suçundan soruşturma başlatılıp başlatılmadığına bakılmaksızın suç örgütüne üyelik suçundan hakkında ceza hükmedilmeyecektir.

TCK m.221/3’e göre; suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesi hakkında, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde cezaya hükmedilmeyecektir. Suç örgütü üyesi tarafından verilen bilginin, örgütün dağılmasını veya örgüt mensuplarının yakalanmasını sağlaması şart değildir. TCK m.221/3’ün uygulanabilmesi için, pişmanlık duyan suç örgütü üyesinin bilgileri samimi olarak adli makamlara aktarması ve bunların da elverişli, somut bilgiler olması yeterlidir.

Bu hükmün tatbiki için; yakalanan örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen herhangi bir suça katılmaması ve pişmanlık duyup örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi şartları aranmaktadır. Hükümde; örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamak değil, sağlamaya elverişli, yani somut ve makul bilgilerin adli makamlara veya adli makamlara bilgi aktaran idari makamlara verilmesi yeterli görülmüştür.

Bu yazımızda değineceğimiz konuyu; kanun koyucu tarafından aranan “pişmanlık” kriteri ve özellikle TCK m.221/4’de yer alan, “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.” hükmünden hareketle, örgütle ilişkisi olan tüm süjelerin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi olarak gösterebiliriz.

TCK m.221/4’de iki etkin pişmanlık hali düzenlenmiştir. Birincisine göre; suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan veya üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek veya isteyerek yardım eden kişilerden bahsedilerek, TCK m.220’de sayılan tüm süjelere yer verilip, gönüllü olarak teslim olma, yani yakalanmama ve ek olarak örgütün yapısı ve bunun yanında faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi verilmesi şartları aranmış ve bu şartların varlığı halinde fail hakkında cezaya hükmedilemez.

TCK m.221’de sayılan faillerin gönüllü olarak teslim olmaları, yakalanmamaları ve bunun yanında örgütün yapısı ile varsa faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yararlı, yani somut ve makul bilgiler vermeleri, TCK m.221/4’ün ilk cümlesinde sayılan etkin pişmanlık halinin tatbiki için aranan şartlardır. Hükümde geçen “üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen” ve “örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi” ibarelerinden hareketle; etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen örgütle irtibatlı failin, başkası tarafından örgüt kapsamında işlenen suç ve suçlarla ilgili bilgi vermesi mümkün olduğu gibi, kendisinin işlediği suç ve suçlar hakkında bilgi verdiğinde de, TCK m.221/4’ün ilk cümlesinde öngörülen etkin pişmanlığa bağlı cezasızlıktan yararlanması mümkün olacaktır. Ancak bu yararlanma; işlenen amaç suçtan değil, örgütü kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan cezalandırılmama ile sınırlı olacaktır.

TCK m.221/4’ün ikinci cümlesinde öngörülen etkin pişmanlığa bağlı azaltılmış ceza ile aynı maddenin ilk cümlesinde öngörülen cezasızlık halinin farkı, failin yakalanıp yakalanmaması ile ilgilidir. Örgüte mensubiyet suçu mütemadi, yani neticesi devam eden bir suç olduğundan fail, CMK m.90’a veya 98’e göre çıkarılan yakalama emrine bağlı olarak yakalanırsa, bu durumda cezasızlık değil, örgüte mensubiyet suçundan verilen cezanın üçte birden dörtte üçe kadar indirilmesi gündeme gelecektir. Cezanın üçte birden dörtte üçe kadar indirilmesinin tayini ve takdiri ise, somut olayın özelliklerine ve TCK m.61 ve 62’ye göre cezayı bireyselleştirecek mahkemeye aittir.

TCK m.221/4’ün tatbik alanı konusunda çelişkili, en önemlisi de Kanunun lafzına ve ruhuna uymayan kararların verildiği söylenebilir. Uygulamada; failin lehine olup olmadığına bakılmaksızın, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi esas alınmalı ve bu prensipten uzaklaşılmamalıdır.

TCK’nun 221. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinin uygulanabilmesi için; failin örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi olması gerekir. Fail ayrıca yakalanmış olmalı, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermelidir. Bu koşulların birlikte gerçekleşmesi halinde kişi hakkında örgüt kurmak, yönetmek örgüte üye olmak suçundan dolayı ya da örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçlarından tayin edilecek cezalarda indirim öngörülmüştür. Burada amaçlanan; madde gerekçesinden anlaşıldığı üzere, kişinin örgütün ulaştığı yapılanma itibarıyla dağılmasını sağlama imkanından yoksun olması durumunda bu sıfatları taşıyan bu kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanmasını sağlayabilmektir[1]. TCK m.221’e göre failin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için öncelikli koşullardan birisi, “pişmanlık duyarak” elverişli bilgiler vermesi olmasına rağmen, TCK m.221/4’ün ikinci cümlesinde failin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için; “pişmanlık” kriteri aranmaksızın yalnızca örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarla ilgili yakalandıktan sonra bilgi vermesi gerekmektedir. Bununla birlikte kanun koyucu; örgütün dağıtılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya yönelik bilgilerin elverişliliği, yani işe yarayıp yaramaması şartını da aramamıştır. Önemli olan mahkemenin, etkin pişmanlık gösteren failin verdiği bilginin işe yaradığına dair takdirde ve değerlendirmede bulunmasıdır. Yalnızca soyut, hiçbir işe yaramayan, gerçeklik veya yenilik içermeyen bilgilerin, TCK m.221/4 kapsamında değerlendirilemeyeceği söylenebilir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 14.05.2018 tarihli 2018/139 E. ve 2018/1471 K. sayılı kararında; “Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Tüm dosya kapsamına göre; sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, incelenen dosyaya göre üyelik suçundan verilen hükümde bir isabetsizlik yok ise de; sanığın istinaf aşamasından sonra etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini bildirerek örgütle irtibatına ilişkin bilgiler verdiği 22.12.2017 tarihli dilekçesindeki hususlar değerlendirilip yeniden ifadesi alınmak suretiyle hakkında 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmesi lüzumu” bozma sebebi sayılmıştır. Bu durumda her somut olay bakımından şartlarına göre mahkemece değerlendirme yapılarak, TCK m.221/4’ün 2. cümlesinin uygulanıp uygulanamayacağına karar verilmelidir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 04.07.2018 tarihli 2018/1479 E. ve 2018/2313 K. sayılı kararında karşı oy veren üyenin görüşü de; “Somut olayda sanık müdafi 14.11.2017 tarihli ilk derece mahkemesi hükmünü istinaf ettiği dilekçesinde, sanığın (...) ile kaldıkları evin örgüt evi olduğunun anlaşılmaması için alınan tedbirleri anlatacağını ifade ettiği yönünde bir ibareye yer vermek suretiyle hükmü istinaf etmiştir. Sanık müdafinin etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep eden bu istinaf dilekçesinden sonra 08.01.2018 tarihinde verdiği istinaf dilekçesinde (...) isimli kişiyi Üniversite ve ingilizce kursundan tanıdığını, kendisi ile aynı evde kalmadığını beyanla silahlı örgüt üyesi olma suçunu da kabul etmediğini bildirmiştir. Suçu kabul ederek örgütteki konum ve faaliyetlerine uygun ve uyumlu bilgi vermeyen samimi olarak etkin pişmanlıktan yararlanma istemi bulunmayan ve müdafiinin kaldığı örgüt evine ilişkin bilgi vereceği yönünde dilekçesinden sonra verdiği dilekçe ile bahsi geçen örgüt evinde kalmadığını beyan eden sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşulları bulunmadığından hükmün onanması gerektiği düşüncesi ile” hükmün onanması yönündedir.

Etkin pişmanlık; bir suça karıştığı için pişmanlık duyan failin, suçun cezasından tümden veya kısmen muaf tutulmasının karşılığında yararlı bilgiler vererek, maddi hakikatin ortaya çıkmasına ve adalete ulaşılmasına yardım etmesi anlamını taşır. Etkin pişmanlık müessesesi suç ve ceza politikasının amaçlarının hayata geçirilmesinin en önemli unsurlarından birisi olup, tatbiki ile failin kişisel mağduriyetinin giderilebilir veya telafi edilebilir olması, meydana gelen zararı ortadan kaldırmak ya da azaltmak suretiyle hatasını telafi etmesi, karmaşık ve hiyerarşik yapıya sahip suç örgütlerinin yapısı ve faaliyetlerinin açığa kavuşması, suç faillerinin ya da suça iştirak eden diğer kişilerin tespiti, örgütsel yapılanmaların deşifre edilmesi gibi önemli sonuçlar elde edilmektedir. Bu sonuçlara da ancak pişmanlık duyularak örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili elverişli ve somut bilgilerin verilmesi karşılığında ulaşılabilir.

Bu noktada etkin pişmanlık; “pişmanlık duyma” yani “pişmanlık” kriteri bakımından ceza tehdidi ile özgür iradeyi ortadan kaldırdığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre “pişmanlık” kriterinin oluşması için; takdiri mahkemeye ait olmak üzere, fail tarafından verilen bilgilerin elverişli olması ve bilgi veren failin samimi beyanlarda bulunması gerekmektedir. Samimi beyanlar, failin pişmanlık duyduğuna dair mahkeme nezdinde kanaat oluşturmaktadır. Ancak failin pişmanlık duyması oldukça öznel bir kavram olup, somut olarak tespiti mümkün olamayacak derecede zordur. TCK m.221 hükmü uygulanırken tespiti yapılabilecek tek husus, failin verdiği örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgilerin elverişli ve somut olup olmadığıdır. Somut olayın özelliklerine, fail tarafından verilen bilgilerin altının ve üstünün doğru ve dayanaklı olmadığına, yani işe yarayıp yaramadığına bakılmalıdır. Bunun dışında; failin soyut ve sırf kendisini suçtan kurtarmaya yönelik başkalarını suçlayan beyanları, etkin pişmanlık kapsamında değer taşımayacaktır. Ancak bir kişinin pişman olup olmayışını, söylediği sözle tespit etmek, doğru, dayanaklı ve iş yarayan bilgiler veren her failin pişmanlık duyduğu sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

Bu durumda TCK m.221/4’ün ikinci cümlesi uygulanırken “pişmanlık” kriteri ve “elverişli bilgi” aranmaksızın yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yararsız, verimsiz bilgiler vererek veya bir başkasına suç atarak kurtulmak suretiyle etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyenlerin tespiti nasıl yapılacaktır?

Failin pişmanlığının gerekip gerekmediği fıkra metninde açıklanmamıştır. TCK'nın 221. madde başlığı etkin pişmanlıktır. Adı üzerinde etkin pişmanlık, suç teşkil eden fiilinden dolayı pişmanlık gösterilmesi ve bu pişmanlığını da soruşturma ve kovuşturma makamlarına yardımcı olmak suretiyle ortaya koyulmasıdır. Etkin pişmanlıkta fail, hem iddiaya konu suçu işlediğini kabul etmeli ve hem de yargılamaya yardımcı olmalıdır. Bunlardan birisi eksik olduğunda, esas itibariyle kanun koyucunun aradığı anlamda etkin pişmanlık gerçekleşmez. Kanun metni başlıkla birlikte değerlendirildiğinde, failin samimi bir şekilde pişmanlığını belirtip sergilemesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Kanunun gerekçesinde de vurgulandığı üzere failin etkin pişmanlığını samimi olarak sergileyip sergilemediğini hakim takdir edecektir[2]. Ancak TCK m.221 metni ve gerekçesi ile tatbikine ilişkin örnekler incelendiğinde; failin, suça konu fiili işlediğine ilişkin açık kabulü veya ikrarı olmasa da, suçu inkar etmediği, bu yönde sessiz kaldığı, hatta maddi hakikatin ve adaletin ortaya çıkmasına yardımcı olup da “ben suçu işlemedim” gibi soyut beyanlarda bulunduğu durumda da etkin pişmanlığın uygulandığı görülmektedir. Örneğin TCK m.168’de malvarlığına karşı suçlarla ilgili düzenlenen etkin pişmanlıkta; mağdurun uğradığı zararın fail tarafından giderilmesinin öngörüldüğü, fakat bunun için ek olarak failin bizzat pişmanlık göstermesinin arandığı durumda bile, uygulamada suçtan kaynaklanan zarar ziyan giderilip de failin bu yönde ödemeyi çekince göstererek, yani “suçu işlediğimi kabul etmemekle birlikte” beyanına itibar edilmediğini, yapılan ödemenin etkin pişmanlık kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Her ne kadar TCK m.221’de; TCK m.168’de olduğu gibi “bizzat pişmanlık göstererek” ibaresi olmasa da buna benzer kelimelerin yer aldığı, bu kapsamda maddede “gönüllü olarak örgütten ayrıldığını”, “pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi” veya “gönüllü olarak teslim olup” ifadelerine yer verildiği görülmektedir. Buna göre; TCK m.221’in de işletilebilmesi için yalnızca suça ilişkin maddi hakikatin ortaya çıkması için yararlı bilgilerin verilmesi değil, kanun lafzına göre bir açık suç kabulü olmasa da failin gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ortaya koyan pişmanlığı göstermesi ve buna ilişkin bilgiler vermesi aranmalıdır.

Kanaatimizce; örgüt suçları kapsamında yakalanmış ve ağır ceza yaptırımı tehdidi altında olan bir kişinin, hangi his ve düşüncelerle hareket ettiğine kanaat getirmek mümkün değildir. Pişmanlığın gerçekleşme tarzı değişkenlik gösterebileceği gibi, failin hiç pişmanlık duymadan yalnızca etkin pişmanlık müessesesinden yararlanmak için bilgi vermesi de mümkündür.

Suça konu fiilin şüpheli veya sanıkları, aynı zamanda yargılamanın tanıklarıdır. Şüpheli veya sanıkların beyanlarının hakikat içerip içermediğini ve suça konu fiilin ortaya çıkarılmasına yardımcı olup olmadığını yargı makamları dikkatle incelemelidir. Bir kimsenin kendisini kurtarmaya ve gerçeği saptırmaya yönelik beyanlarda bulunma ihtimaline binaen, samimi ikrarda bulunacağını, gerçekleri anlatacağını, eylemin oluş şekli ile sorumlular hakkında bilgi vereceğini söyleyen şüpheli veya sanığın bu beyanlarından hareketle, suça konu fiilin hayatın olağan akışına uygun şekilde çözülüp çözülemediğini araştırmak gerekir. Hatta şüpheli ve sanığın vereceği bilgilerin kendisinin ve ailesinin hayatı yönünden ciddi sorunlara sebebiyet verme ihtimali varsa, bu durumda gizli tanıklık ve tanık koruma müesseselerinin tatbiki de gündeme gelecektir. Tanık beyanlarına şüphe ile yaklaşılması gerektiği söylense de, önemli olan tanık beyanlarının itibar edilebilir olup olmadığı yönünde yapılacak tartışma ve değerlendirmedir. Çünkü suça konu bazı eylemleri çözebilmek için, olayla ilgili doğrudan bilgi ve görgüsü olanların beyanlarının alınması kaçınılmazdır. İşte bu beyanlar karşılığında cezasızlık veya ceza indiriminden faydalanmayı uman şüpheli ve sanık, elbette suça konu eylemin oluş şekline uygun ve gerçeği ortaya koyan tanıklığı yapmak zorunda kalacaktır. Elbette bu zorunluluk, şüpheli veya sanığın iradesini bozmak değildir. Şüpheli veya sanık, özgür iradesi ile samimi ikrarda bulunmalı ve tanıklık yapmalıdır. Şüpheli veya sanık, kendi lehine sonuç elde etmek maksadıyla hareket eder. Bu anlamda ikrar eden şüpheli veya sanığın soyut anlatımlarına ve başkalarına yönelik dayanaksız suçlamalarına itibar edilmez. Önemli olan, şüpheli veya sanığın baştan itibaren tutarlı konuşması ve yargılamanın sonuca ulaşmasına yardımcı olup olmadığıdır. Atipik veya henüz ortaya çıkarılmamış ve deşifre edilmemiş suç veya terör örgütlerinin çözülmesi, ana mensuplarının ortaya çıkarılması, yakalanması ve örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile bunların fail ve delillerine ulaşılabilmesi için, TCK m.221’in dar uygulanmaması, burada geçen “etkin pişmanlık” sözünden failden mutlak suç ikrarının, yani “suçu işledim, pişmanım” sözlerini söylemesinin beklenmemesi isabetli olacaktır.

Dürüst yargılanma hakkını ihlal ettiği, kamu otoritesinin suçlanan üzerinden baskı kurduğu, bazı durumlarda gerçeklere ulaşmanın ötesinde, kendisini zayıf ve korumasız hisseden şüphelinin veya sanığın suçu kabul etmeyi bir kurtuluş yolu gördüğü, bunun da bazen maddi hakikate ve adalete uygun olmayan sonuçlara yol açtığı iddialarıyla eleştirilen etkin pişmanlık, esas itibariyle suçlanan kişiye sağlanacak usuli güvencelerle daha faydalı ve müesseseleşmiş şekilde kullanılabilir.

Etkin pişmanlık; soruşturma aşamasında savcılık makamı ile şüpheli ve müdafii arasında yapılacak bir anlaşma ve karşılıklı imzalanacak şartları belirlenmiş sözleşme biçiminde belirlenebilir. Böylece taraflar, etkin pişmanlık kapsamında uymaları gereken yükümlülüklerin ne olduğunu daha iyi bilerek öngörebilirler ve bu şartlara göre hareket edebilirler. Etkin pişmanlık kapsamında yapılan anlaşmanın dışına çıkıldığında, her bir taraf anlaşmada öngörülen yükümlülüğün ihlali nedeniyle bir yaptırıma tabi tutulabilir. Elbette bu yaptırım; anlaşmanın kısmen veya tamamen bozulması, şartların tekrar gözden geçirilmesi, aleyhine anlaşma şartı ihlal edilen tarafın korunması biçiminde gerçekleşebilir. Bundan başka; Türk Ceza Kanunu’nun Komisyon tartışmalarında TCK m.221’de düzenlenen etkin pişmanlık yönünden gündeme getirilen “bizzat pişmanlık gösterme” iradesi veya şartı, ya yasal değişiklikle TCK m.221’e alınmalı veya mevcut düzenleme lafzına uygun tatbik edilmeli, ayrıca mahkeme önünde de bizzat pişmanlık gösterme, failin suçunu ikrar etme şartı aranmamalıdır.

Etkin pişmanlık başlıklı hükmün yegane amacı; maddi hakikate ve adalete ulaşmaktır. Madde başlıklarının ve gerekçelerinin de bağlayıcılığı olmadığı dikkate alındığında; etkin pişmanlıkta amaç maddi hakikate ulaşmaksa, burada en önemli hususun şüpheli veya sanığın verdiği bilgilerin yararlı olup olmayışında toplandığını söylemek yerinde olacaktır. Sanığın veya şüphelinin pişman olması veya uslanmasının hükmün uygulanması bakımından bir önemi yoktur. Bu amaç uğruna; görünen gerçeklere önem verilip, asıl hakikat feda edilemez. Ancak bazı zorunlu durumlarda; asıl failin, azmettirenin ve maddi hakikate ulaşabilmek için, pişmanlıktan yararlanmak isteyip, örgütün mensupları, yapısı ve faaliyetleri hakkında faydalı bilgiler veren bazı faillerin veya yardım edenlerin, suça konu olabilecek fiillerinden ceza sorumluluğuna gidilmeyebilir veya bu kişiler daha az cezaya muhatap kılınabilir.

Sonuç olarak;

TCK m.221 esas itibariyle geliştirilmelidir. “İtirafçılık” veya “az ceza veya cezasızlık karşılığında bilgi verip tanıklık yapma” olarak da değerlendirilebilecek TCK m.221; savcıların yetkili kılınması, failin göstereceği pişmanlığın değil vereceği bilgilerin yararlı olması ve hiçbir şekilde yalan söylemeyeceğini garanti edip samimi davranacağına dair belge imzalamak suretiyle bir anlaşmaya varması, bu yolla sadece örgüt mensubiyeti suçundan değil, örgüt faaliyeti kapsamında işlediği suçlardan da, bu suçların niteliğine ve ağırlığına göre az ceza alarak veya cezasızlıkla kurtulmasının sağlanması yolu açılmalıdır. Dürüst yargılanma hakkı, şüpheli ve sanıkların haklarının korunması, maddi hakikate ve adalete ulaşılması bakımından yol açabileceği sakıncalarla eleştiriye açık olan TCK m.221 ve benzeri düzenlemeler, özellikle örgütlü suçların ve konvansiyonel olmayan illegal yapıların faaliyetlerinin ortaya çıkarılmasında, bunların çözülüp dağıtılmasında etkin bir müessese fonksiyonuna sahip olacaktır.

Belirtmeliyiz ki; cumhuriyet savcısının bilgisi ve oluru dahilinde kolluk, sulh ceza hakimi veya mahkeme ile yapılacak “işbirliğine bağlı suç ve ceza pazarlığı” sonucunda şüphelinin veya sanığın paylaşacağı bilgilerin somut delillerle desteklenmesi, yani ifadesinin maddi hakikatle uyuştuğuna dair tespitlerin yapılması, deyim yerinde ise geçmişe dönülüp suça konu olan fiillerin gerçekleştiğinin ve faillerinin kimler olduğunun yer, zaman ve ilişki silsilesi gösterilmek suretiyle ortaya koyulması gerekir. Aksi halde; işbirliğinde bulunmayı kabul eden ve buna bağlı ceza indiriminden veya cezasızlıktan yararlanmak isteyen şüpheli veya sanığın dayanaktan yoksun, sırf başkalarını suçlamaya ve kendisini kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilmesi, bu müessesenin kabul amacı ve fonksiyonu ile bağdaşmayacağı gibi, itham sisteminin ve dürüst yargılanma hakkının, suçsuzluk/masumiyet karinesi ile bu ilkenin doğal bir sonucu olan in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesinin özüne zarar verir. Sadece işbirliğinde bulunup az ceza veya cezasızlık almanın karşılığında suça konu fiille ilgili bilgi paylaşan failin soyut beyanları ile mahkumiyete gidilemez. Nasıl ki yalnızca gizli tanığın beyanları mahkumiyet kararı kurulamazsa; kolluk, cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme ile işbirliğine girip bildiklerini anlatan şüphelinin veya sanığın sırf beyanlarına dayanarak, suçladığı failin suçu işlediğinin kabulü de isabetli olmayacaktır. Bir başka ifadeyle; işbirlikçinin/itirafçının beyanlarını somut delillerin desteklemesi ve deyim yerinde ise gündeme getirdiği suçlamanın ayaklarının yere basması gerekir. Unutulmamalıdır ki; şüphe sanık lehine olup, suçlanan aleyhine şüphenin yüzde yüz yenilemediği durumda kuvvetli suç şüphesinden hareketle dahi mahkumiyet hükmü kurulamaz.

.

Prof. Dr. Ersan Şen

Stj. Av. Aysel Hazal Özşen

.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

--------------------------------

[1] Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 04.07.2018 tarihli 2018/1479 E. ve 2018/2313 K. sayılı kararı.

[2] Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 04.07.2018 tarihli, 2018/1479 E. ve 2018/2313 K. sayılı kararı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.