Özgürlük. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî. [1]

Bireyin, diğer bireylerin haklarının başladığı yere kadar istediği şekilde davranabilmesi.

Yaklaşık 250.000 yıldır var olan Homo sapiens sapiens türünün uğruna savaştığı, kazanmak için her türlü fedakârlığı yaptığı ve on yıllardır felsefesi yapılan özgürlük. [2]

Uğruna her şeyi feda ettiğimiz özgürlük adeta yaşamlarımızın teminatıdır. İnsanı insan yapan şey ne kadar özgür olduğudur.

Tarih boyunca sadece filozof ve siyaset bilimcilerin değil, neredeyse her kesimden insanın söz söylediği, sınırlarının belirlendiği, devletin müdahalesinin gerekip gerekmediği, doğuştan gelen bir hak olup olmadığı tartışılan bir kavram. Özgürlük.

Sigmund Freud: “Özgürlük medeniyetin insana bir armağanı değildir. Hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü.” demektedir.

Başkan Lincoln’un: Ya hür bir millet olarak yaşayalım ya da ölelim.” demek suretiyle uğruna birçok insanın hayatını verdiği ve Birleşik Devletler’de hala mücadelesi devam eden özgürlük, Piyer Bezuhov’un tanımıyla ise: “Acı ile sınırı birbirine çok yakın olan bir kavram.  olarak tanımlanmıştır. [3]

Türümüzün var olduğundan bu yana hakkında şiirler, romanlar yazılan, sadece beş duyu organımızla değil adeta ruhumuz ile hissettiğimiz, hayatımızın her alanına nüfuz eden bu kavram “ÖZGÜRLÜK”tür.

Özgürlük öyle bir kavramdır ki, hiçbir kelime onu tanımlayamaz. Nitekim özgürlüğe yapılan her tanım onu sınırlamaktadır.

Ancak hukuki olarak özgürlüğün anlaşılabilmesi için net sınırları olmayan bir tanım yapılması zorunlu olup bu sebeple işbu makalenin başında özgürlüğün tanımına(!) yer verilmiştir.

Bu çalışmada son zamanlarda ülkemizde yapılan bazı düzenlemeler, hukuki ve mantıki olarak irdelenecektir.

Anayasa, Hans Kelsen’in Normlar Hiyerarşisi’nde de belirttiği üzere en tepede bulunan normdur. Tarihimizdeki en özgürlükçü Anayasa olan ve İNSAN HAKLARINA DAYANAN 61 ANAYASASI, dönemin yöneticisi olan Kenan EVREN’in deyimiyle ÜLKEMİZE BOL GELMİŞTİR.

Nitekim devletin daha çok müdahale etmesi gerektiğini, toplumun bu kadar özgürlüğe hazır olmadığını ifade eden profesörler, tarihimizdeki en kazuistik ve sert olan 82 Anayasası’nı hazırlamıştır.

Günümüze kadar birçok değişiklik yapılmasına rağmen; kanun ve yönetmeliğin düzenlemesi gereken konulara ait düzenlemeler içeren ve yürürlükte bulunan Anayasamız “Müdahaleci Devlet” anlayışı ile hazırlanmak suretiyle Yürütmeyi sadece görev olmaktan çıkartmıştır.

Müdahaleci Devlet, özgürlük ile iç içe olan bir kavramdır. Devlet ne kadar özgür olacağımıza karar verir ve özgürlüğün sınırlarını en yüksek norm olan Anayasa’da düzenler.

Unutulmamalıdır ki en iyi yasa, özgürlüğün teminatı olan yasadır. Devletin amacı, haklarımızın teminat altına alınmasını sağlamak, yeri geldiğinde bizleri KENDİSİNDEN DAHİ KORUMAKTIR.      

Müdahaleci anlayışın hâkim olduğu 82 Anayasası’nın Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması başlığı altında düzenlenen 13. maddesinde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. “ denilmektedir.

Daha önceki yazılarımda yer alan işbu maddenin içeriği, salt lâfzî yorum yöntemi ile dahi anlaşılmaktadır.

Temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulamaz, yapılacak sınırlamalar ise ancak Anayasa’da belirtilen sebeplerle bağlı kalınmak suretiyle “KANUNLA” sınırlanabilir.

Anayasa’nın sözü ve ruhu, demokratik toplum düzeni, laik Cumhuriyetin gerekleri ve ölçülülük ilkesine aykırı şekilde HİÇBİR SINIRLAMA YAPILAMAZ!

Her ne kadar Anayasa’nın ruhuna hâkim olan anlayış ve dönemin koşulları ile hazırlanan düzenlemeler sabit olsa da, Anayasamız; temel hak ve hürriyetlerin düzenlenmesinin sınırını çizmiştir.

T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün E 29367668 86168 32068 3895 sayılı, 27.04.2021 tarihli ve 2021/19 numaraları Ses ve Görüntü kaydı alınması ile ilgili yayımlanan genelgesinde: “Tüm vatandaşlarımız açısından özel hayatın gizliliği ve kişisel veri ihlalinin söz konusu olduğu bu tarz durumlarda, genel kolluk personelimiz de sıklıkla karşılaşmaktadır. Bazen görevin yapılmasını engelleyecek boyuta ulaşan bu ihlaller, zaman zaman personelimizin veya vatandaşlarımızın kişilik haklarına veya güvenliğine zarar verir şekilde çeşitli dijital platformlarda yayımlanmaktadır… Personelimizin görevini ifa ederken bu tür görüntü ve ses alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği hususlarında tüm personelimizin bilgilendirilmesini önemle rica ederim.” denilmektedir. [4

İşbu genelgenin yukarıda yer alan kısmı, metnin tamamını içermemekte olup dikkat çekmek suretiyle işaretlenmiş bölümüdür.

Genelgenin içeriği incelendiğinde ise Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan Özel Hayatın Gizliliği’nden kaynaklanan kişisel verilerin hukuka aykırı paylaşılması ve işlenmesinin engellenmesi düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 20. maddesinde: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” denilmektedir.

Yukarıda yer alan maddeden geçerlik almak suretiyle düzenlenen genelge ile düzenlenen bu hususun içeriği tartışmalıdır.

-Kolluk güçlerine yönelik yapılan HİÇBİR TEHDİT, TAHRİK VE KÖTÜ MUAMELEYİ KABUL ETMEDİĞİMİ VE DESTEKLEMEDİĞİMİ ayrıca ve açıkça belirtmek isterim.-

Nitekim temel hak ve hürriyetler, kötüye kullanılmak suretiyle birtakım sosyal medya sitelerinde yapılan ve kollukta yer alan memurların ifşa edilmesi şüphesiz ki hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Ancak kolluk kuvveti tarafından gerçekleştirilen her işlemin; ölçülü, orantılı ve hukuki bir şekilde olduğunu düşünmek fazlasıyla ütopik olacaktır.

Nitekim hukukun ortaya çıkmasının sebebi, kişi ya da zümre ayırmadan hiç kimsenin hak ihlaline uğramamasını sağlamaktır.

Hukukun varlığının sebebi, niçin ortaya çıktığı ve gerekli olduğu; Hukuk Felsefesi’nin konusudur. İşbu makalede ele alınacak husus ise kolluk kuvveti tarafından gerçekleştirilebilecek muhtemel hukuka aykırı eylemler ile ilgilidir.

Genelge içeriğinde yer alan “eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellenmeleri” muğlâklık taşımaktadır.

Eylemin veya durumun niteliğinden kastın ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

Ülkemizde yapılan düzenlemeler incelendiğinde, Normlar Hiyerarşisi’nin aksine kazuistik ve detay içeren düzenlemelerin Anayasa’da yer aldığı ancak temel hak ve hürriyete ilişkin konuların açık hükümlere rağmen genelge ve yönetmeliklerle muğlâklık içeren bir şekilde düzenlendiğini açıklamak izahtan varestedir.

Evvelemirde özel hayatın gizliliği ile üstün kamu yararı gereği suçüstü hali sebebiyle yapılan eylem ve işlemler konusunun irdelenerek açığa çıkartılması gerekmektedir.

Suçüstü hali eylemler sebebiyle yapılan düzenlemelerin Anayasa ve kanunlarımızda yer aldığı düzenlemelere aşağıda yer verilecektir.

Suçüstü hali ile ilgili olarak Anayasa’nın 83. maddesinde: ”Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.” denilmektedir.

Yine CMK’nın 90. maddesinde: “Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması..” denilmektedir.

Yukarıda yer alan hükümler incelendiğinde; suçüstü halinin kamu düzeni ve kamunun üstün yararı gereği işbu hal gereği herkes tarafından müdahale edilebileceği; yasama dokunulmazlığı bulunan milletvekillerinin dahi ağır cezayı gerektiren suçüstü halinde, seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla tutulabileceği, sorguya çekilebileceği, tutuklanabileceği ve yargılanabileceği anlaşılmaktadır.

EGM’nin yayımladığı genelge içeriğine gelecek olursak, söz konusu görüntülerin suçüstü halini oluşturması ve adli işlemlerde kullanılmak niyetiyle kaydedilmesi, Anayasa ve kanunlar açısından herhangi bir şekilde hukuka aykırılık teşkil etmemektedir.

Kaldı ki suçüstü halinin kanıtlanmasında önem teşkil eden kayıt alma işleminin yasaklanması ve gerekli görülen hallerde kayıt işlemini yapan kişilere adli tedbir uygulanması, Anayasa’da düzenlenen Hak Arama Hürriyeti ile de çelişki yaratmaktadır.

Anayasa’nın 36. maddesinde: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir.

Adil Yargılanma Hakkı ve Hak Arama Hürriyetine aykırılık teşkil edebilecek şekilde muğlâk hükümler içeren işbu genelgenin, Normlar Hiyerarşisi nezdinde  hukuki olarak herhangi bir geçerliliği bulunmamaktadır. Nitekim her norm, geçerliliğini bir üst normdan almaktadır. Ancak genelge bir norm olmadığı için işbu kararlar ile herhangi bir düzenleme yapılması hukuki olmayacaktır. Nitekim işbu genelge, T.C. İçişleri Bakanlığı'nın yönetmeliği ile düzenlense idi, ancak o zaman Normlar Hiyerarşisi'ne aykırılık mevzu bahis olurdu.

Yine işbu genelge içeriği Basın Hürriyeti ile de ilgidir. Nitekim Anayasa’nın 28. maddesinde: “Basın hürdür, sansür edilemez.” denilmektedir.

Eylemin ve durumun niteliğine göre basını sansür edebilecek nitelikte olan işbu genelgenin hukuka uygunluğunu açıklamak ve tartışmak, en basit tabirle gereksizdir.

Üstün yetkilerle donatılan kolluk kuvvetinde çalışan personellerin konusu suç teşkil eden emri gerçekleştirdiği bir mizansen varsayılırsa; işbu genelge gereği KONUSU SUÇ TEŞKİL EDEN EMRİ GERÇEKLEŞTİREN KOLLUK GÖREVLİSİNİ KAYIT EDENLER HAKKINDA ADLİ İŞLEM UYGULANMASI gerekmektedir.

Nitekim Anayasa’nın 137. maddesinde: “Konusu suç teşkil eden emir, HİÇBİR SURETTE YERİNE GETİRİLEMEZ, YERİNE GETİREN KİMSE SORUMLULUKTAN KURTULAMAZ.” denilmektedir.

Yukarıda yer verilen mizansen gereği, konusu suç teşkil eden emri yerine getiren kolluk kuvvetinin işbu eylemleri yaptığı nasıl kanıtlanacaktır? EGM’nin yayımladığı genelge gereği kolluk personelini kayıt alan kişilere karşı adli işlem uygulanacağı yer almaktadır.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında; Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin,"NORMLAR HİYERARŞİSİ'ne uygun bir şekilde ve kanun ile düzenlenmelidir. Nitekim genelge, norm olmadığı için Normlar Hiyerarşisi'ne aykırılıktan bahsetmek gereksiz olup niteliği gereği işbu hiyerarşide yer almamaktadır.

Özetle; eylemin ve durumun niteliğine göre temel haklara ilişkin hukuki normlara aykırılık teşkil edebilecek nitelikte olan işbu genelgenin hukuka uygunluğunu açıklamak ve tartışmak, en basit tabirle gereksizdir.

 KAYNAKÇA

1) https://sozluk.gov.tr

2) https://sitn.hms.harvard.edu/flash/2018/oldest-human-fossil-found-outside-africa-sheds-light-behavior-early-homo-sapiens/

3) Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy 

4) T.C İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün E – 29367668 – 86168 – 32068 – 3895 sayılı, 27.04.2021 tarihli ve 2021/19 numaraları Ses ve Görüntü kaydı alınması ile ilgili genelgesi 

5) Anayasa

6) CMK