<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss/kararlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 19 May 2026 09:24:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss/kararlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 4. Daire'nin 2024/1334 E., 2024/7702 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 4. Daire'nin 23/12/2024 tarihli, 2024/1334 E., 2024/7702 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
DÖRDÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2024/1334<br />
Karar No : 2024/7702</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
Dava konusu istem: İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkiinde bulunan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki gölden dolma alan vasıflı taşınmazın 4.350,00 m²'si üzerine "Restaurant - Çay Bahçesi" yapılmak suretiyle 14/01/2017-21/01/2020 tarihleri arasında fuzulen işgal edildiğinden bahisle 4.177.713,60 TL ecrimisil tahakkuk ettirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ihbarnameye karşı yapılan itirazın reddine dair ... tarih ve ... sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyadaki bilgi ve belgeler ile yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesi neticesinde, söz konusu taşınmazın işgal edilen döneme ilişkin olarak toplam 635.993,84 TL ecrimisil tahakkuk ettirilebileceği görülmekle; dava konusu 4.177.713,60 TL tutarlı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ecrimisil ihbarnamesine yapılan itirazın reddine ilişkin ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin 635.993,84 TL'lik kısmında hukuka aykırılık, bu tutarı aşan ve fahiş ecrimisil tespitinden ve endeks uygulamasından kaynaklanan toplam 3.541.719,76 TL’lik kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin 3.541.719,76-TL'lik kısmının iptaline, 635.993,84-TL'lik kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, davacının ticari kazanç elde ettiği, taşınmazın kullanım durumu dikkate alınarak emlak vergi değerinin yüzde beşine göre hesaplama yapıldığı, sunulan emsallerin incelenmediği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.</p>

<p>TETKİK HÂKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p>2886 sayılı Devlet Ihale Kanunu'nun 75. maddesinin işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan halinde, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9. maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, 13. maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisilln isteneceği; ecrimisil talep edilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olmasının gerekmeyeceği ve fuzuli şagilin kusurunun aranmayacağı; ecrimisil fuzuf şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsilolunacağı, kuralı getirilmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun'un 74. maddesine dayanılarak çıkarılan Hazine Taşınmazlarının Idaresi Hakkında Yönetmeliğin işlem tarihinde yürürlükte bulunan 4. maddesinde, "ecrimisil", Hazine taşınmazının, idarenin izni dışında gerçek veya tüzel kişilerce işgal veya tasarruf edilmesi sebebiyle, idarenin bir zarara uğrayıp uğramadığına veya işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, taşınmazdan elde edilebilecek gelir esas alınarak idarece talep edilen tazminat; "fuzuli şagil" ise, kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, Hazine taşınmazının zilyetliğini, yetkili idarenin izni dışında eline geçiren, elinde tutan veya her ne şekilde olursa olsun bu malı kullanan veya tasarrufunda bulunduran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış olup anılan Yönetmeliğin 85. maddesinde de; ecrimisilin tespitinde, aynı yer ve mahalde bulunan emsal nitelikteki taşınmazlar için oluşmuş kira bedelleri veya ecrimisiller, varsa bunlara ilişkin kesinleşmiş yargı kararları, gerektiğinde ilgisine göre belediye, ticaret odası, sanayi odası, ziraat odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak suretiyle edinilecek bilgiler ile taşınmazın değerini etkileyecek tüm unsurların göz önünde bulundurulacağı kuralı yer almıştır.</p>

<p>Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerine göre ecrimisil; taşınmazı izinsiz olarak kullanan fuzuli şagilden işgal nedeniyle rayiç kira bedeli tutarında alınması gereken bir tazminat niteliğindedir.</p>

<p>Ecrimisilin; taşınmazın işgali nedeniyle mevkii, kullanım şekli, elde edilen gelir, altyapı, ulaşım kolaylığı gibi tüm faktörlere göre rayiç kira değeri tutarında alınan bir tazminat niteliğinde olduğu dikkate alındığında, ecrimisil bedeli hesaplanırken, taşınmaza en yakın özellikleri taşıyan emsal nitelikteki bir yerin işgalci tarafından serbest piyasada kiralanması halinde rayiç kiranın ne olacağının belirlenmesi ve işgal edenin elde ettiği yararın göz önünde tutulması gerekmektedir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki Küçükçekmece İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, gölden dolma alan vasıflı taşınmazın 4.350,00 m²'lik bölümünü davacının restaurant-çay bahçesi yapmak suretiyle işgalinden bahisle, 14/01/2017-21/01/2020 dönemi için, 4.177.713,60-TL ecrimisil tahakkuk ettirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ihbarnameye karşı yapılan itirazın reddine dair ... tarih ve ... sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından, ecrimisilin fahiş olarak takdir edildiği ileri sürülerek işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... mevkii, ... ve ... parseller önüne isabet eden gölden dolma vasıflı 9.500,00 m² yüzölçümlü Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazın otopark ve wc olarak işgali nedeniyle düzenlenen ecrimisil ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda; 2017 yılı 60,00 TL/m² birim bedel üzerinden, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu işlemin 56.285,96-TL'lik kısmı yönünden iptal,133.592,44-TL yönünden ise davanın reddine karar verildiği, istinaf incelemesi neticesinde davalı idarenin istinaf başvurusu kısmen kabul edilerek dava konusu işlemin 33.066,00 TL'lik ecrimisile ait kısmının iptaline, davanın 156.812,00 TL ecrimisile ait kısmının ise reddine karar verildiği, tarafların temyiz isteminin ise Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/12/2024 tarih ve E:2023/5155, K:2024/6864 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdare Mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmazın önceki dönemine ait ihbarnamenin iptali istemiyle açılan davada verilen karar üzerine oluşan birim bedel ile emsal taşınmazlardan, ne amaçlı olarak kullanıldığından bahsedilmiş ise de, bilgi amaçlı yararlanılan emsalin taşınmaza yaklaşık olarak kuş uçuşu beş kilometre uzaklıkta bulunduğu oysa ki, dava konusu taşınmazın bulunduğu Yarımburgaz Mahallesinde dava konusu edilmiş ve sonuçlanmış taşınmazın bulunduğu, bu taşınmazın bilirkişilerce irtibatlandırması sonrasında en yakın özellikleri taşıyan, benzer amaçla kullanılan, emsal oluşturabilecek yerlerin kira bedeli ve varsa önceki dönem ecrimisil bedelleri dikkate alınarak, somut dayanak ortaya konularak, ecrimisil hesaplanması gerekirken, uyuşmazlığa konu olayda bilirkişi raporunda benzer durumdaki taşınmazlara ait hukuki durumlar dikkate alınmadan takdiri olarak ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu duruma göre, dava konusu taşınmaza en yakın özellikleri taşıyan, benzer amaçla kullanılan, emsal oluşturabilecek yerlerin kira bedeli ve varsa önceki dönem ecrimisil bedelleri dikkate alınarak, ticari sirkülasyon, kullanımın amacı, şekli ve niteliği itibariyle civardaki emsalleri, taşınmazın konumu, mevkii, metrekare değeri, çevre koşulları ve davacının taşınmazın işgali ile elde ettiği gelirler gözetilmek suretiyle, düzenlenecek ek bilirkişi raporu ya da gerektiğinde aralarında en az bir gayrimenkul değerleme uzmanının bulunduğu bilirkişilerce yeniden yapılacak keşif ve bilirkişi incelenmesi sonucu alınacak rapor dikkate alınarak ve söz konusu hususlar açıklığa kavuşturulmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden temyiz konusu kararın iptale ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 23/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="29881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/8430 E., 2022/341 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 24/01/2022 tarihli, 2021/8430 E., 2022/341 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/8430 E., 2022/341 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ<br />
İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : FETHİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde karşılıklı görülen alacak davalarının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurularının reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; 347 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ...Otel isimli yeri 05/10/2007 tarihinde bar, restaurant ve havuzdan oluşan müştemilatı ile 20/09/2008 tarihli tahliye taahhüdüne göre 48 oda olarak kiraladığını, daha sonra kiraya verenin muvafakatı ile otelin bulunduğu alana 8 odalı ek bina, restaurant, mutfak ve resepsiyon inşa ettiğini, mahkeme aracılığıyla yaptığı inşaat işleri ile bunlara ilişkin giderlerin ve maliyetlerin tespit edildiğini, bilirkişi raporlarına göre yapılan inşaat işlerinin değerinin tespit tarihi itibariyle 261.250 TL olduğunu, ilave binaları kira sözleşmesine dayanarak yaptığını, yapılan iş kadar davalı tarafın zenginleştiğini, davalı kiraya verenin yapılan işleri benimsediğini ve tahliyeden sonra başka kişilere kiraya verdiğini, buralardan gelir elde ettiğini, masrafları sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında isteme hakkı doğduğunu iddia ederek; 261.250 TL’nin tespit tarihi olan 09/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı davacı şirketin tacir olduğunu, talebin kira sözleşmesi kapsamında olmadığını, davacının kira sözleşmesinin kapsamında olmayan alana izinsiz olarak müştemilat yapıldığını, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin talebin zamanaşımına uğradığını, karşı tarafın binayı 2008 yılında yaptığını, 2008 yılında kaçak kaydı tutulduğunu ve bunun tutanakla sabit olduğunu, kira sözleşmesinin (g) bendinde de; "kiracının kiralananda kiralayanın yazılı muvafakatını almadan tadilat ve değişiklik yapamayacağının, izinsiz yapılan tadilatlar için kiralayandan hiçbir masraf talep edemeyeceğinin kararlaştırıldığını, kiracının kiralanana yönelik değer arttırıcı masraf ve harcamaları sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebilmesi için sözleşmede hüküm bulunması gerektiğini, tadilatlara rızasının bulunmadığını, tacirin basiretli davranma yükümlülüğü olduğunu, devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı ve ne yapması gerektiğini tacir olmayanlardan daha iyi bilmesi gerektiğini, yazılı muvafakat almadan masraflarının bedelini istemeyeceğini bildiği halde bina inşa ettiğini, davacının inşa ettiğini belirttiği ve bedelini istediği yapı için belediyeden alınmış ruhsat bulunmadığını, kaçak yapı olduğunu, yapının her an belediyece yıkılmasının mümkün olduğunu, davacıya 48 oda, havuz, havuz başı restorant ve barı kiraya verdiğini, davacının ise taşınmazınının diğer kısımlarını otopark olarak kullandığını, davaya konu ettiği kaçak binayı yaptığını, binanın önüne alakart restoran yaptığını ve kira sözleşmesine konu olmayan yerler için kullanım bedeli ödemediğini savunarak davanın reddini istemiş; karşı davasında ise; sözleşme kapsamı alanı dışında kalıp davacı tarafından işgal edilen alan için şimdilik 10.000 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davacı, karşı davanın, zamanaşımına uğradığını savunarak, reddini istemiştir.<br />
İlk derece mahkemesince; kira sözleşmesinde kiracının kiraya verenin yazılı muvafakatini almadan tadilat ve değişiklik yapamayacağının ve izinsiz yaptığı tadilatlar için kiraya verenden bedel talep edemeyeceği hususunun düzenlendiği, davacının davalıdan yazılı muvafakat aldığını ispatlayamadığı gerekçesiyle; asıl davanın reddine, davalı-karşı davacının kiralananın kullanımı süresince karşı davalının tadilatlarına ve bu yerlerin kullanımına ses çıkarmadığı, taşınmaza yapılan eklentiler neticesinde zenginleştiği ve taşınmazı bu haliyle dava dışı kişiye kiralayarak tasarrufta bulunduğu, davalı karşı davacının ecrimisil talebinin TMK madde 2'de düzenlenen iyi niyet ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle, karşı davanın reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; asıl davaya konu imalatlar kira sözleşmesine konu otel ile birlikte kullanılmak üzere inşa edildiğinden bunların kira sözleşmesi hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, eklentilerin yapı kullanma izini bulunmayan kaçak yapı niteliğinde olduğu, sözleşme hükmüne göre davalının yazılı izninin alındığının da kanıtlanamadığı, sözleşme ile ilgili olmayan bir imalat yapıldığı konusunda somut bir iddia ve delil bulunmadığından asıl davanın reddinin doğru olduğu; karşı davacı kiraya verenin taşınmazın kira ilişkisi içinde kullanıldığı süreçte, yapılan tadilatlara ve bu yerlerin kullanımına ses çıkarmadığı, kira sözleşmesinin feshi veya uyarlanması talebinde bulunmadığı, taşınmazı yapılan eklentiler ile birlikte teslim aldıktan sonra bu haliyle dava dışı kişiye kiralayarak tasarrufta bulunduğu, aralarındaki sözleşmenin devamı sırasında bir istekte bulunmadan sözleşmenin sona ermesinden sonra ve karşı dava yolu ile geriye dönük olarak bu taşınmazlardan ecrimisil istemesinin talep hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, sözleşmeye aykırı olarak yaptığı iddia edilen imalatlar nedeniyle geçmişe dönük talepte bulunmasını gerektiren başkaca haklı bir neden bulunmadığından karşı davanın reddinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "hukukun uygulanması" başlıklı 33. maddesi uyarınca, hakim, Türk hukukunu resen uygular. Buna göre bir davada maddi vakıaları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkime ait bir görevdir. Hakim, tarafların iddia ve savunmalarında ileri sürdükleri maddi vakıa ve deliller ile bağlı iken, hukuk, nitelendirmeleri ile bağlı değildir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 684. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Aynı Kanun'un taşınmaz mülkiyetinin kapsamını düzenleyen 718. maddesi "Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer." düzenlemesini içerir. Kural olarak üst arza tabidir. Bu kuralın bir yansıması olarak TMK'nın 722 maddesi uyarınca bir kimse, başkasının arazisindeki yapıda kendisinin malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Görülmektedir ki kanun koyucu, böyle bir durumda taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu duruma özel olarak TMK 722-724 arasında ayrıca düzenlemiştir. TMK m. 723 uyarınca "Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür.<br />
Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.</p>

<p>Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda, taraflar arasında 30/11/2008 başlangıç- 30/11/2012 bitiş tarihli kira sözleşmesi imzalanmıştır. Kira sözleşmesinde kiralanan, "boş temiz otel bar restaurant ve havuzdan oluşan müştemilat" olarak tanımlanmıştır. Asıl dava davacısı, kiralananın üzerinde bulunduğu taşınmaz üzerine kiralananla birlikte kullanmak üzere inşa ettiği birtakım yapılar nedeniyle davalı tarafın zenginleştiğini iddia ederek, inşa ettiği bu yapıların bedelini talep etmektedir. Kira sözleşmesi ile ana taşınmaz kiraya verilmemiş olup davacının talebine konu yapılar kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana yapılmıştır. Bu durumda uyuşmazlık konusu yapıların kira sözleşmesi kapsamı dışında olduğu ve kira sözleşmesi kapsamında çözümlenemeyeceği anlaşılmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle işgal tazminatı, hak sahibinin, taşınmazı kullanması nedeniyle kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir bedeldir. Uygulamada taşınmazı kullanan kişi, haklı bir sebebe dayandığına inanarak veya bir edim karşılığı ya da davacının rızası dahilinde kullandığından bahisle yararlanmayı sürdürüyorsa bu gibi hallerde, rızanın ortadan kalkması veya tarafların aldıklarını iade etmesine kadar taşınmazı elinde bulundurma haksız ve kötü niyetli kullanım kabul edilmemektedir. Rızaya dayalı kullanım, haksız ve kötü niyetli bulunmadığından tazminat ile sorumluluk da söz konusu olmamaktadır.</p>

<p>Somut olayda; karşı davalının, karşı davacının arazisine kendi malzemesiyle yapı yaptığı ve kira sözleşmesine konu kiralananın tahliye edildiği, kiralanan tahliyesi ile dava konusu yapıların zilyetliğinin de karşı davacıya bırakıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık; söz konusu yapının yapımı hususunda taraflar arasında bir irade uyuşması olup olmadığı, karşı davacının yapı inşasına ve kullanımına rıza gösterip göstermediği ve bu doğrultuda karşı davalının karşı davacı arazi sahibinin yapıyı kullandığı süreye yönelik ecrimisil talebinden sorumlu olup olmadığı hususundadır. Karşı davalı süresi içinde zamanaşımı definde de bulunmuştur.</p>

<p>Buna göre ilk derece mahkemesince; davacı-karşı davalının, kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana inşa ettiği yapıların davalı-karşı davacının muvafakatiyle yapıldığı iddiasının incelenmesi bu bağlamda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler aşığında tarafların gösterdikleri delillerin değerlendirilmesi, ulaşılacak sonuca göre asıl ve karşı davanın esası hakkında (davacı-karşı davalının karşı davanın zamanaşımına uğradığı yönündeki savunması da dikkate alınmak suretiyle) bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle asıl ve karşı dava hakkında yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 24/01/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="69389"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/21289 E., 2015/7260 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 14.05.2015 tarihli, 2014/21289 E., 2015/7260 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/21289 E., 2015/7260 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : MERZİFON ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 10/12/2013<br />
NUMARASI : 2013/219-2013/687</p>

<p>Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi 'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği dava değeri yönünden reddedilerek gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.<br />
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 265 ada 18 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle bedel tespiti ve tescile karar verilmesi için davalı tarafından 2007 yılından bu yana 2 ayrı dava açıldığını, ilk davanın reddedildiğini, 10.10.2011 tarihinde açılan ikinci dava sonucunda 29.3.2013 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini, 2007 yılından bu yana taşınmazdan fiilen ve hukuken yararlanamadıklarını ileri sürerek 29.3.2013-29.3.2008 tarihleri arasındaki dönem için ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, ecrimisil istenilen sürede davalının taşınmaza fiili bir müdahalesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, “arsa” vasfındaki çekişme konusu 265 ada 18 parsel sayılı taşınmazın müştereken davacılar Mahmure, Fahri, Abdurrahman, Bahadır, Onur ve Armağan ile davacılar Recep ve Münevver'in mirasbırakanı Makbule adına kayıtlı iken, Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.3.2013 tarih, 2011/480 E-2013/242 K sayılı kararı ile, kamulaştırma nedeniyle tapunun iptaline, davalı Belediye Başkanlığı adına tesciline karar verildiği, davalı Belediye tarafından aynı taşınmaza ilişkin olarak 12.4.2007 tarihinde açılan kamulaştırma nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının, idarece bedel depo edilmediğinden reddine karar verildiği, davacıların 2007 yılından bu yana taşınmazdan faydalanamadıklarını ileri sürerek 15.4.2013 tarihinde eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil, kötüniyetli zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu bir şeyi haksız olarak alıkoyması nedeniyle hak sahibine ödemek zorunda kaldığı bir tür haksız fiil tazminatıdır. Kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal malikinin, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar davalının taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Sonuç olarak kamulaştırmasız elatma nedeniyle mal sahibi, taşınmazın dava tarihindeki değerini isteyebileceği gibi, ecrimisil de isteyebilir. Ancak yerin kamulaştırılması istendikten sonra, dava gününde bu yerin mülkiyetini idareye devretmeye razı olduğundan dava gününden sonraki zaman için hem ecrimisil hem de faiz isteyemez.<br />
Öte yandan, 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.</p>

<p>Somut olayda, 12.4.2007 tarihinden bu yana devam etmekte olan yargılama sürecinde çekişme konusu taşınmazın etrafı çevrilerek ve içerisine kum, taş koyulmak suretiyle davalının tasarrufu altında bulunduğu, tapu kaydına konulan şerhler ve sözü edilen müdahale nedeniyle davacıların taşınmazdan fiilen ve hukuken yararlanamadıkları tüm dosya kapsamı ile sabittir. Ancak, davacıların kamulaştırma nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının dava tarihine kadar ecrimisil isteyebilecekleri kuşkusuzdur.</p>

<p>Hal böyle olunca, 15.4.2008 tarihinden 10.10.2011 tarihine kadar belirlenecek ecrimisile (davacıların payları oranında) hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalının taşınmaza müdahalesi bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="26053"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2006/8684 E., 2006/10197 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2006 tarihli, 2006/8684 E., 2006/10197 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2006/8684 E., 2006/10197 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.07.2004 gününde verilen dilekçe ile men'i müdahale, kal ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; men'i müdahale ve kal isteminin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine dair verilen 22.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı ... davalının davacı Bakanlığa tahsisli hazineye ait tapulu yere vaki müdahalesinin men'i, üzerindeki muhdesatın kal'i ve ecrimisil istemiyle dava açmış, davalı davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece men'i müdahale ve kal talebinin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, tahsis şerhine dayalı olarak açılan tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil isteğine ilişkindir.</p>

<p>I- Toplanan delillere, dosya içeriğine ve mahkemenin değerlendirmesine göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.</p>

<p>II.Davacının temyiz itirazlarına gelince;</p>

<p>Nizalı taşınmaz tapuda 21.6.2004 tarihi itibariyle ifraz suretiyle Maliye Hazinesi adına kayıtlı olup, beyanlar hanesinde 30.4.2004 tarihi itibariyle davacı bakanlığa tahsisli olduğuna dair şerh vardır. Ayrıca taşınmaza ait hak ve mükellefiyetler sütünunda da 24.1.1952 tarihli "M.İstimal İntifai Milli Savunma Bakanlığına muhassastır" şerhi mevcuttur.</p>

<p>Mahkeme davacının men'i müdahale talebini kabul etmiş, ecrimisil istemini ise 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75.maddesi ile ecrimisilalacağı için Hazineye tanınan özel tesbit, tahsil ve tahliye imkanından söz ederek reddetmiştir.</p>

<p>Oysa, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda hak sahibinin kötü niyetli zilyedden haksız işgali nedeniyle isteyebileceği özel bir tazminat olarak tanımlanan ecrimisil, zilyedin faydalanmasından doğan bir istem olup kiraya benzetilemez. Ancak en azı kira karşılığı zarardır. A) Haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklindeki olumlu zarar, b) Kullanmadan doğan olumlu zarar, c) Malik ya da zilyedin yoksun kaldığı payda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirtir. Haksız işgal haksız eylem niteliğindedir. Buna göre haksız işgalle karşılaşan malikin ecrimisil istemek için genel mahkemelerde, genel hükümlere göre dava açabileceği kuşkusuzdur.</p>

<p>Ecrimisil talebinde bulunan Hazinenin ise seçimlik iki hakkı vardır. Dilerse 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 75.maddesi uyarınca tesbit ettiği ecrimisili ihtarname veya ihbarname ile fuzuli şagile tebliğ edip, rızaen ödenmemesi halinde 6183 Sayılı Kanunun hükümlerine göre tahsil edebilir. Taşınmazın bulunduğu yer mülki amiri vasıtasıyla fuzuli şagili tahliye ettirebilir. Ancak bu durumda, ortada idari bir işlem söz konusu olacağından, idari işlemin iptali davası idari yargıda görülür.<br />
İkinci olarak, Hazine dilerse 2886 Sayılı Kanunun 75.maddesinde sözü edilen komisyonu oluşturmadan, ihbarname veya ihtarname düzenlemeden ve bunu şagile tebliğ etmeden, yani idari bir işlem yapmadan doğrudan doğruya genel mahkemede, genel hükümlere göre elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemine ilişkin dava açabilir.</p>

<p>Somut olayda hazine seçimlik hakkını kullanarak genel mahkemede, genel hükümlere göre dava açmış olduğuna ve istem doğrultusunda bir kısım inceleme de yapılmış olduğuna göre ecrimisil talebi hakkında da hüküm kurulması gerekirken Yazılı gerekçe ile ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda I.bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,<br />
II. bentte yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="50697"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1852 E., 2023/4139 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2023 tarihli, 2022/1852 E., 2023/4139 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1852 E., 2023/4139 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/45 Esas, 2021/647 Karar<br />
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı ... Turizm Ticaret ve Nakliyat Ltd. Şti. vekili, duruşma istemi olmaksızın davalı Euroka Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.07.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı Euroka Sigorta A.Ş. vekili ....., davalı ... Turizm Ltd. Şti. vekili Av..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. arasında Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi bulunduğunu, sigortalının Fransa'dan aldığı emtiaların Hatay'a taşınması işleminin davalı ...Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, diğer davalı olan Eureko Sigorta A.Ş.'nin ise ...Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti.'nin zorunlu sigortacısı olduğunu, hasarsız, eksiksiz kuru ve sağlam halde teslim edilen emtianın varma yerinde yapılan tespitlerde ıslak ve paslı olduğunun anlaşıldığını, davalının taşıma esnasında bilgi vermeksizin İtalya'da araç değişikliği yaptığını, ekspertiz raporunda emtianın yağmur yada benzeri koşullar altında bu hale gelmiş olabileceği kanaatine varıldığını, taşıyıcı firmanın ve sigortacısının bu hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle sigortalısının zararını ödeyen müvekkilinin halefiyet haklarını kullanmak suretiyle davalı taşıyıcı ve onun sigortacısına rücu hakkını kullandığını ileri sürerek 37.995,10 euronun 08.04.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 faiz ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Birleşen davalarda davacı vekili dava dilekçelerinde; asıl davadaki beyanlarını müvekkili ile dava dışı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. arasında Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi bulunduğunu, sigortalının Slovenya'dan aldığı emtiaların Hatay'a taşınması işleminin davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, diğer davalı olan Eureko Sigorta A.Ş.'nin ise .... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti.'nin zorunlu sigortacısı olduğunu, hasarsız, eksiksiz kuru ve sağlam halde teslim edilen emtianın varma yerinde yapılan tespitlerde ıslak ve paslı olduğunun anlaşıldığını, davalının taşıma esnasında bilgi vermeksizin İtalya'da araç değişikliği yaptığını, ekspertiz raporunda emtianın yağmur yada benzeri koşullar altında bu hâle gelmiş olabileceği kanaatine varıldığını, taşıyıcı firmanın ve sigortacısının bu hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle sigortalısının zararını ödeyen müvekkilinin halefiyet haklarını kullanmak suretiyle davalı taşıyıcı ve onun sigortacısına rücu hakkını kullandığını ileri sürerek birleşen 2013/902 E. sayılı dosyada 33.379,86 euronun 23.05.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/903 E. sayılı dosyada 32.821,56 euronun 06.06.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/904 E. sayılı dosyada 31.929,35 euronun 12.06.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/905 E. sayılı dosyada 32.181,55 euronun 10.06.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 faiz ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Asıl ve birleşen davalarda davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçelerinde; emtianın ambalajında delik, yırtık, deformasyon bulunmadığını, taşımada kullanılan araçların brandalarında, teknik malzemelerinde herhangi bir sorun olmadığını, söz konusu ıslaklık ve paslanmanın ambalajlanma kusurundan doğmuş olabileceğini, bundan da müvekkili taşıyıcının sorumlu tutulamayacağını, aynı koşullarda yapılan 5 ayrı taşımanın söz konusu olduğunu, her birinde de aynı sorunla karşılaşıldığını, buradan da kusurun taşıyıcıda değil, emtiada ya da ambalajlanmada olduğunun anlaşıldığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.</p>

<p>2.Asıl ve birleşen davalarda davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hasarın ambalajlamadan kaynaklandığını, taşıyıcının kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 02.05.2017 tarih, 2014/530 E. ve 2017/383 K. sayılı kararıyla; taşınan ticari emtia niteliğindeki tellerin orijinal paketlenmesinin teknolojiye uygun olduğu, asıl ve birleşen dosyalarda taşımada kullanılan araçların kasasına su girdiğine dair bir tespitin bulunmadığı, taşıma sürecinde sağlam bobinler içine su sızdıracak kadar yoğun yağmura maruz kaldığını gösteren meteorolojik bir veri olmadığı, teslim yerinde ambalajların içine su girebilecek ya da sızabilecek şekilde bir yırtığın ya da deliğin bulunduğuna dair bir tespitin söz konusu olmadığı ve tutanaklarda böyle bir şeyin yer almadığı, öte yandan 5 ayrı taşımada da aynı problemin yaşandığı, sadece ambalaj içindeki nem ya da nemin yoğunlaşmasının değil dış ortamdan difizyon yoluyla neme nüfus etmesi sonucu ancak bu denli bir bozulmanın yaşanabileceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.02.2018 tarihli, 2017/508 E. ve 2018/139 K. sayılı kararıyla; hasarın taşıyıcının sorumlu olmadığı bir ambalaj kusurundan kaynaklandığı, bu koşullarda taşıyıcının ve sigortacısının oluşan hasarlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 10.12.2019 tarih, 2018/2317 E. ve 2019/8026 K. sayılı kararıyla taşımaya konu emtianın taşıma güzergahına, taşıma koşullarına ve günümüz teknolojik verilerine uygun ambalajlanıp ambalajlanmadığının, emtianın terleme özelliğinin olup olmadığının, ambalaj içerisine rutubet riskini önlemek için özel bir folyo koyulması gerekip gerekmediğinin tespiti, ayrıca dış ortamdan gelen suyun naylon ile ambalanmış (ambalajda delik yırtık vs. olmadığı halde) ürün üzerine sirayet etmesinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise bunun nasıl gerçekleşebileceği, mevcut ambalajlı haliyle ürünün dış etkilere karşı yeterince korunaklı olup olmadığının hertürlü soyut yaklaşımdan uzak ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklanmak üzere işin uzmanlarından oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşıyıcının eşyanın kendisi tarafından teslim alındığı tarih ile gönderilenen teslim ettiği tarih arasında uğramış olduğu hasar ve ziyandan karine olarak sorumlu olduğu, taşıyıcının kendisine talimat vermeye yetkili kişinin kusurundan, bu kişi tarafından verilen talimattan, eşyadaki ayıptan ya da kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği bir olaydan doğduğunu ispat etmesi halinde sorumluluktan kurtulabileceği, davalı tarafından taşınan emtianın teslim alındığı yerden İtalya'da bulunan merkez depoya getirilerek ve başka araçlara aktarma yapılarak Türkiye'deki varış limanına getirilmesi sürecinde hasara uğradığının ihtilafsız olduğu, ambalaj yetersizliğine ilişkin taşıyıcının herhangi bir çekince kaydının bulunmadığı, ambalajlanma hatasının bulunduğu hususlarında davacının iddiasını ispatlayamadığı, dava konusu emtianın da alıcısına hasarlı teslim edildiğinin sabit olduğu, taşıma devam ederken gerekli özen ve dikkatin gösterilmediği, hasardan davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile asıl davada 29.394,79 euronun, birleşen 2013/902 E. sayılı dosyasında 29.394,79 euro'nun, birleşen 2013/903 E. sayılı dosyasında 29.960,94 euronun, birleşen 2013/904 E. sayılı dosyasında 29.168,02 euronun, birleşen 2013/905 E. sayılı dosyasında 27.141,67 euronun 20.12.2013 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar yıllık %5 oranında faiz işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozmaya uygun inceleme yapılmadığını, ambalajlamanın emtiaya uygun olup olmadığının yeterince incelenmediğini, müvekkilinin CMR Konvansiyonu'nun 8 inci maddesi gereği ambalajın görünürdeki durumunu kontrol ettiğini, ambalajın görünür haliyle taşımaya uygun ve hasarsız olduğunu, ancak özel bir ambalajlama gerekiyorsa bunu bilmesinin mümkün olmadığını, varma yerinde teslim tutanağında da belirtildiği üzere araç içinin kuru ve ambalajın sağlam olduğunu, buna rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve pas olmasından müvekkillinin sorumlu tutulamayacağını, bilirkişi raporunun kesin tespitler içermeyip varsayıma dayalı olduğunu, emtianın İtalya'da kapalı bir depoda başka araca nakledilmesinin söz konusu hasara yol açmayacağını, hasar tazminatı hesaplamalarının da hatalar içeridiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun kesin tespitler içermeyip varsayıma dayalı olduğunu, gönderenin ambalajlama konusunda gerekli özeni göstermediğini, özel bir ambalaj ve folyo kullanılacak ise bunu taşıyıcının bilmesinin mümkün olmadığını, ambalajın görünür haliyle taşımaya uygun ve hasarsız olduğunu, varma yerinde teslim tutanağında da belirtildiği üzere araç içinin kuru ve ambalajın sağlam olduğunu, buna rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve pas olmasından taşıyıcının sorumlu tutulamayacağını, davacının sigortalısına yaptığı ödemenin hatır ödemesi olup teminat dışı olduğunu, hasar tazminatı hesaplamalarının da hatalar içerdiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemli davada, uyuşmazlık, taşıma esnasında gerçekleşen hasardan davalı taşıyan ve taşıyanın sigortacısının sorumlu olup olmadığına ve ambalaj hasarı bulunup bulunmadığına ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 898 inci maddesinin birinci fıkrası, 1472 nci maddesi, Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi'nin (CMR Konvansiyonu) 8, 9, 17 ve 18 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Asıl ve birleşen davalar, nakliyat emtia sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece Dairemiz bozma ilâmına uyularak yapılan değerlendirme sonrası asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>2.Asıl davaya konu taşıma Fransa'dan, birleşen davalara konu taşımalar ise Slovenya'dan Hatay'a yapılmış, taşımaya konu Ca-Si ve Ca-Fe özlü teller bobin halinde gönderen firma tarafından ambalajlanmıştır. Asıl ve birleşen dosyalar içerisinde bulunan tespit tutanaklarında "...aracın çadırında her hangi bir hasar olmadığı, fakat araçta bulunan ... eşyanın ıslak, su birikintileri ve malzemede paslanma olduğu tespit edilmiştir." şeklinde imzalı tespitlerin yer aldığı, bu durumun dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan da net şekilde anlaşıldığı, yine varma yerinde düzenlenen eksper raporlarında da naylon ambalajın içine su sızdırabilecek kadar yırtıldığına, yıprandığına yada delindiğine veya dış yüzeylerinde de ıslaklık olduğuna dair tespite yer verilmediği tespit edilmiştir.</p>

<p>3.CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesine göre, taşımacı, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumludur. Ancak eğer hasar yüke has bir kusurdan yahut taşıyıcının önlemesine olanak bulunmayan bir halden meydana gelmişse yada hasar, hasara uğrayan malların hatalı ambalajlanmış olması ve yahut malların özelliğinin doğal sonucu olan özel risklerden doğmuş ise, taşıyıcı zarardan sorumlu tutulamaz.</p>

<p>6102 sayılı Kanun'un 898 inci maddesinde de benzer şekilde taşıyıcının sorumluluktan kurtulma sebeplerine yer verilmiştir. Buna göre, taşıyıcı, gönderen tarafından yapılan paketleme veya etiketleme yetersizse, taşıyıcı tarafından ambalajlanmamış olan eşya taşınmışsa, eşya doğal veya ayıplı yapısı dolayısıyla, özellikle kırılma, işlev bozukluğu, paslanma, bozulma veya sızma gibi sebeplerle kolaylıkla zarar görebilecek nitelikteyse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.</p>

<p>4.Asıl ve birleşen davalara konu taşımalarda, bobinlerin gönderen tarafından naylon ambalaj ile sarıldığı, davalı taşıyıcının CMR Konvansiyonu'nun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yükün ve bunların ambalajının görünürdeki durumunu kontrol ettiği, 9 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre taşıma senedine çekince koymaması malların tam ve sağlam teslim alındığının teyidi gibi düşünülmekte ise de taşıyıcının yükü kontrol mükellefiyetinin eşyanın ve ambalajın görünür durumu kontrol ile sınırlı olduğu, herhangi bir araştırma yapmadan emtianın özelliğini ve paslanabileceğini öngörüp çekince koymasının beklenemeyeceği, taşıma esnasında ambalajın hasar görmediği, varma yerinde ambalajda herhangi bir yırtık yada delik tespit edilmediği, ambalajların dış yüzeyinin ve araç içinin kuru olmasına rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve bundan kaynaklı emtiada paslanma görüldüğü, bu durumun taşıyıcının kusurundan değil de emtianın niteliğine uygun ambalajlanmamış olmasından kaynaklandığı, emtianın özelliği gereği nasıl ambalajlanması gerektiğini taşıyıcının bilebilmesinin ve bu hususta çekince koymasının beklenemeyeceği, o halde meydana gelen hasardan davalı taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı gibi taşıyıcının sigortacısı Euroka Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğunun da gündeme gelmeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken varsayıma dayalı bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma sebebine göre davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davalarda davacıdan alınarak asıl ve birleşen davalarda davalılara verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="84560"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3351 E., 2023/2875 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10.05.2023 tarihli, 2022/3351 E., 2023/2875 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3351 E., 2023/2875 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/21 Esas, 2022/180 Karar<br />
HÜKÜM : Davanın kısmen kabul kısmen reddi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Nakliyat Emtia Abonman Sigorta Poliçesi ile sigortaladığı dava dışı Nova Uluslararası Reklam ve Dekorasyon A.Ş.'ne ait emtianın davalının sorumluluğunda taşındığını, alıcı nezdinde yapılan boşaltma işlemleri esnasında ürünlerin hasarlandığının tespit edilip bu hususun tutanağa bağlandığını, sürücünün de hasarın taşıma sırasında meydana geldiğini beyan ettiğini, hasarın, taşıma güzergâhının değişmesine bağlı olarak kötü yollardan geçilip sürüş hatalarından kaynaklandığını, müvekkilinin 33.364,52 euro karşılığı 72.837,20 TL tutarındaki hasar bedelini sigortalıya ödediğini, rücuen tahsil için davalı aleyhine yapılan icra takibine vaki itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini, icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hasarın, ambalajlamanın yeterli yapılmamasından ve istifleme/yükleme hatasından kaynaklandığını, emtiaların karayolunda uluslararası nakliyatı için sözleşme ("CMR Konvansiyonu") senedinde ambalajlama ile istiflemenin gönderen tarafından yapıldığının, bu nedenlerden doğacak hasardan taşıyanın sorumlu olmayacağının belirtildiğini, ekspertiz raporunda hasara uğrayan malların daha düşük tespit edildiğini, gönderen tarafından bir güzergah tanımlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen İlk Karar<br />
Mahkemece 21.06.2016 tarih, 2014/693 E. ve 2016/585 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 25.04.2018 tarih, 2016/10300 E. ve 2018/3117 K. sayılı kararıyla davalı taşıyıcının özellikle aracına gabarisi yüksek eşya yüklenmesine karşı çıkmaması ve bunun sonucu olarak Özbekistan gümrüğündeki gaberi kontrolünden kaçınmak amacıyla güzergah değiştirerek bozuk yoldan Kazakistan gümrüğünden geçmesi ve bozuk yol koşullarının da etkisi sebebiyle malların hasarlanmasında nezaret yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusur oranının belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile meydana gelen hasarda davalının %10 oranında müterafık kusurunun bulunduğu ve toplam 2.245,36 TL asıl alacak yönünden davalının sorumlu olduğunun rapor edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yükleme göndericiye ait olsa da taşıyıcının istife nezaret ile görevli ve sorumlu olduğunu, şayet istif ve ambalajda bir eksiklik gördüyse bu durumu taşıma senedi üzerine ihtirazi kayıt olarak şerh düşmesi gerektiğini, davalının bu sorumluluğunu yerine getirmediğini, aracın yüksekliği nedeniyle şoförün güzergah değiştirdiği, yolların bozuk olduğu ve hasarlandığının davalının kabulünde olduğunu, taşıma sırasındaki hatalar nedeniyle emtiayı sabitlemeye yarayan demir çubukların dahi kırıldığını, davalının yük ve ambalaja ilişkin çekincesinin yer aldığı herhangi bir yazılı evrak bulunmadığını, bu durumda meydana gelen hasardan davalı taşıyıcının sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, dava dışı sigortalıya ödenen hasar bedelinin davalı taşıyıcıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 51 ve 52 nci maddesi, 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesinde taşımacının, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumlu olduğu, yükün gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden kişiler tarafından alınması, taşınması, yüklenmesi, yığılması veya boşaltılması halinde taşımacının sorumlu tutulamayacağı düzenlenmiştir. Ancak,CMR nin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bent hükümleri ile Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, yüklemenin taşıyıcıya ait olmadığı ve hasarın yükleme hatasından kaynaklandığı hallerde de davalı taşıyıcının işletme güvenliğine aykırı yükleme ve sabitleme yapılıp yapılmadığına nezaret görevi bulunması nedeniyle tali de olsa bir müterafik kusurundan söz etmek mümkündür.</p>

<p>2. Mahkemece, Dairemizin 25.04.2018 tarihli bozma ilamına uyularak ve müterafik kusur oranı belirlenerek karar verilmişse de, 6098 sayılı Kanun'ın 51 inci maddesi uyarınca tazminat, zarar verenin kusurunun ağırlığına göre belirlenmektedir. Somut olay, davalı taşıyıcının aracına gabarisi yüksek eşya yüklenmesine karşı çıkmaması ve bunun sonucu olarak Özbekistan gümrüğündeki gaberi kontrolünden kaçınmak amacıyla güzergâh değiştirerek bozuk yolu takip ederek Kazakistan gümrüğünden geçmesi ve bozuk yol koşullarının da etkisi sebebiyle malların hasarlanması şeklinde meydana gelmiştir. Bu durumda davalının nezaret yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusur oranı somut olaya uygun düşmemektedir.</p>

<p>3.Bu durumda, somut olayın özelliğine göre zararın meydana gelmesinde davalının müterafik kusur oranı yeninden belirlenerek bir karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 10.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="85758"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samsun BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/732 E., 2025/738 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2025 tarihli, 2025/732 E., 2025/738 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
SAMSUN<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2025/732<br />
KARAR NO : 2025/738</strong></p>

<p><br />
<strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN : ....<br />
ÜYE : ....<br />
ÜYE : ....<br />
KATİP : ....</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 19/12/2024<br />
NUMARASI : 2024/1489Esas, 2024/1565 Karar<br />
DAVACI : ....<br />
VEKİLİ : ....<br />
DAVALI : HASIMSIZ<br />
DAVANIN KONUSU : Kıymetli Evrak İptali</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :</strong><br />
Dava hasımsız olarak açılmış olup, davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... Samsun Şubesine ait .... numaralı 5 adet çekin kaybolduğunu beyanla, çekler üzerine ihtiyati tedbir konularak, çeklerin iptaline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İSTİNAFA BAŞVURAN TARAFLAR ve İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong><br />
İstinaf başvurusunda bulunan davacı vekili dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket bünyesindeki çeklerin müvekkil uhdesindeyken kaybolduğunu, kıymetli evrakın zayi olduğu takdirde iptaline karar verilebileceğini, karar gerekçesinin yetersiz olduğunu, ilgili çeklerin müvekkil şirket ile bağlantısı bulunmayan kötüniyetli üçüncü kişilerin eline geçmesi ve haksız olarak piyasaya sunulması ihtimali mevcut olduğunu ve bunun da geri dönüşü imkansız zararlara sebep olacağından bahisle, mahkemece verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>DELİLLER :</strong><br />
Tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :</strong></p>

<p>Talep, çekin zayi sebebiyle iptaline ilişkindir.<br />
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili,.... Samsun Şubesine ait .... numaralı 5 adet çekin kaybolduğunu belirterek, çekler üzerine ihtiyati tedbir konularak, çeklerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Yerel mahkemece "salt çek künye bilgilerine sahip/vakıf olmasının kişiyi çekin meşru hamili kılmayacağı ve çekin ne şekilde iktisap edildiğine dair bir maddi vakıa dahi bildirmeyen kişinin zayi anında çekin ve çekteki mündemiç hakkın sahibi olamayacağı, dosyadaki delil durumuna göre davacının çeklerin keşidecisi/hesap sahibi olduğu değerlendirilmiş, talep edenin çekin zayi anında zilyedi bulunduğunu yaklaşık ispat ölçüsünde de olsa ortaya koyamadığı kabul edilerek talebin reddine" dair karar verilmiştir.</p>

<p>Karar davacı tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 757 vd. maddelerinde yer alan kambiyo senedinin zayi nedeni ile iptal davası, iradesi dışında kambiyo senedi elinden çıkan kişiye, hakkın senetsiz olarak ileri sürülmesi veya borçludan yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilme imkanı verir. (TTK m. 651-652).</p>

<p>TTK'nın 759. maddesi gereğince, iptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zayi olduğunu inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak, çekin bir suretini ibraz etmek yahut da çekin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. Burada, iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken husus zilyedi bulunduğu çekin rizası hilafına elinden çıkmasıdır. Ancak, iptal davasında kesin ispat aranmayıp çekin kaybolduğunun "kuvvetle muhtemel" olduğunu göstermesi yeterlidir (TTK. m. 760). Hasımsız olarak açılan çek iptali davaları neticesinde elde edilecek iptal kararları kesin hüküm oluşturmaz.</p>

<p>Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı tarafından çeklerin esas içeriği hakkında bilgi verilmediği gibi davacının iptali talep edilen çeklerin yetkili hamili olduğuna yönelik de herhangi bir delil ibraz edilmediğinden yerel mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamasına; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.Davacı vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan REDDİNE.</p>

<p>2.İstinaf karar harcı peşin alındığından, başkaca alınmasına yer olmadığına.</p>

<p>3.İş bu kararın, bilgi mahiyetinde İlk Derece Mahkemesi'nce taraflara tebliğine.</p>

<p>Dair, HMK'nın 362/1-ç maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.28/04/2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/samsun-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="32517"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/1373 E., 2026/101 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2026 tarihli, 2023/1373 E., 2026/101 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İZMİR<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
11. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2023/1373<br />
KARAR NO : 2026/101</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 17/05/2023<br />
NUMARASI : 2022/228 Esas - 2023/403 Karar<br />
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ : 23/01/2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ : 23/01/2026</p>

<p>Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2023 gün ve 2022/228 Esas - 2023/403 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br />
DAVA : </strong>Davacı vekili, müvekkili aleyhine Menderes İcra Müdürlüğünün 2019/919 Esas sayılı dosyası ile 01.10.2018 düzenleme tarihli, 15.04.2019 ödeme tarihli, 500.000 TL bedelli senet yönünden icra takibi başlatıldığını, takibe esas senetten dolayı müvekkilinin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, davalı ... tarafından müvekkili .... hakkında açılan takibe konu senet üzerinde imza ve şirket kaşesinin bulunduğunu, takip konusu senedin tanzim bölümünde imza bulunmadığını, kaşe dışında müvekkiline ait imza bulunmadığını, müvekkilinin davaya konu senetten dolayı davalıya borcu olmadığını, söz konusu senet metninde teminat senedidir şeklinde teminat kaydı yer aldığını, bu nedenle senedin kambiyo vasfının da olmadığını belirterek davanın kabulü ile Menderes İcra Müdürlüğünün 2019/919 Esas sayılı icra dosyasına konu 01.10.2018 düzenleme tarihli, 15.04.2019 ödeme tarihli, 500.000 TL bedelli bonodan dolayı müvekkili ...’ün davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine % 20 den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CEVAP :</strong> Davalı vekili, takibe konu senedin keşideci bölümünde davacının isim, soy isim, TC Kimlik numarası ve adresinin bulunduğunu, senet üzerinde davacının iki adet imzasının bulunduğunu, davacının takibe konu senetten dolayı sorumluluğu olmadığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, takibe konu senet üzerinde senedin teminat senedi olduğuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmadığını, davacının bu yöndeki iddiasını ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : </strong>Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu senet üzerinde yer alan imzanın ...’e ait olduğu, ancak her ikisinin de kaşe üzerinde yer aldığı, bu nedenle ....’ün ayrıca aval veren sıfatı ile borçlandırma iradesinin bulunmadığı, dolayısıyla her iki imzanın şirketi temsilen atıldığı tespit edilmekle bu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafın kötü niyet tazminat talebi Yargıtay 11. HD’nin 2020/3287 Esas 2020/4582 Karar 27.10.2020 tarihli kararında yer aldığı üzere davacının icra takibinde davacının dava konusu senette çift imza olması sebebiyle davalı hakkında icra takibi yapmasının kötü niyetli olmasını göstermediğinden kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkememizce de yapılan değerlendirmede de davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından kötü niyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ : </strong>Davalı vekili, senedin düzenlendiği tarih itibariyle Ticaret Sicilden şirket yetkilisini temsil bilgilerinin kazandırılmadığı, davaya konu senedin icra dosyası celp edilmeden kurulan hükmün yasaya aykırı olduğu gibi cevap dilekçesinde delil olarak belirtilen Menderes İcra müdürlüğünün 2019/918 E sayılı dosyasının da celp edilmediği dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığı belirtilerek hükmün bu sebeple kaldırılması aksi kanaatte olunur ise senedin ödeyecek/düzenleyen kısmında ...'e ait kimlik bilgileri belirtilmek suretiyle esasen düzenleyenin ve borçlunun .... olduğunun sabit olduğu bu hususta emsal yargı kararlarından bahsedilmekle birlikte konu senet gibi bu yargılamaya konu olmamakla birlikte belirtilen diğer senetlerin tümünün davacı tarafından düzenlendiği ve ödeme tarihlerinin aynı gün olduğu, davacı lehine birer ay ara ile toplam üç senet düzenlendiği ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmenin yerinde olmadığı, senet üzerindeki şirket kaşesine yönelik değerlendirmenin doğru olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE : </strong>Dava, icra takibine konu bonodan kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br />
Dava konusu bononun konu edildiği icra dosyasının tetkikinde; Davalı ... tarafından davacı.... ve dava dışı ... Şti aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığı, takip dayanağının 01/10/2018 tanzim, 15/04/2019 vade tarihli ve 500.000,00 TL bedelli bono olduğu, senedin arka yüzünde "teminat senedidir" kaydı olduğu, görülmüştür.</p>

<p>Dava dışı ... Şti birden fazla ortaklık yapısına sahip iken ortak ...'ün hisselerinin 03/08/2012 tarih ve 9849 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan yönetim kurulu ve genel kurul kararı ile diğer ortak/davacı ....' devir edilmekle şirketin tek ortaklı hale geldiği ve tanzim tarihi itibariyle şirketin tek ortaklı olduğu anlaşılmıştır.<br />
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için; ya senet metninde açık olarak teminatın hangi hususta verildiği belirtilmeli, ya da ayrı bir sözleşmeyle söz konusu teminat senedine atıf yapılarak senedin teminat senedi olduğunun belirlenebilir olması sağlanmalıdır. Senet üzerine yazılacak olan "teminattır" ibaresi tek başına senede teminat senedi olma hüviyetini kazandırmaz. "teminat senedidir," "devredilemez", "ciro edilemez", ibareleri tek başına geçersiz olup, hiç yazılmamış kabul edilir. Aynı yönde (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 2014/11410 E. 2014/13843 K. sayılı ilamı). Bir senedin teminat senedi olduğunu ileri süren taraf bunu yazılı bir belge ile ispatlamalıdır.</p>

<p>Somut olayda takip konusu senedin ön yüzünde yer alan kaşe üstünde iki imza olmakla birlikte davacı yanca imzanın şirket kaşesi üzerine atıldığı ve bu durumun davacı ....'i borçlu kılmayacağı iddiasına karşılık davalı yanca senet üzerinde atılan iki imzanın şirket temsilcisi ve ayrıca yine kendi adına Aval veren sıfatıyla ....’ü bağladığı iddiasında bulunulmakla birlikte Mahkemece bu hususta yapılan değerlendirme neticesinde her iki imzanın da kaşe üzerinde yer aldığı, bu nedenle ....’ün ayrıca aval veren sıfatı ile borçlandırma iradesinin bulunmadığı, dolayısıyla her iki imzanın şirketi temsilen atıldığı yönündeki tespit zımmında davacı yanın bonodan kaynaklı borçlu olmadığı yönünden açılın davanın kabulüne karar verilmiş ise de takip konusu bononun arka yüzünde az yukarıda da belirtildiği gibi "teminat senedidir" açık ibaresi olmakla birlikte bu hususta ayrıca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, zira senedin teminat senedi olduğunun anlaşılması halinde kambiyo vasfı yönünden bir değerlendirme yapılacağı gibi illeten mücerretlik olgusunun kalkması durumunda istem konusu edilen menfi tespit talebine yönelik genel hükümler dairesinde ve genel ispat kuralları çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak sonuca gidileceğinden belirtilen yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın karar verilmiş olması eksiklik oluşturacaktır. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.</p>

<p>Açıklanan ilkeler ışığında Mahkemece icra dosyasından da görüldüğü üzere senedin arka yüzünde "teminat senedidir" açık ibaresi yer almakla yukarıda açıklanan ilkeler ışığında konu bononun teminat senedi olarak alınıp alınmadığı yönünden taraflarca bildirilen deliller kapsamında bir değerlendirme yapılarak bu yönde oluşacak sonuca göre talep konusu menfi tespit istemi yönünden karar verilmesi gerekirken iş bu yöndeki iddia karşısında bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiş, bu sebepler ile davalı istinaf itirazının yerinde olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>H Ü K Ü M :</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,</p>

<p>2-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2023 gün, 2022/228 esas ve 2023/403 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,</p>

<p>5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br />
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.23/01/2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/izmir-bolges-1.jpg" type="image/jpeg" length="32535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konya BAM 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/1390 E., 2025/1112 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 10/09/2025 tarihli, 2025/1390 E., 2025/1112 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
KONYA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
6. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : ...<br />
KARAR NO : ...</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BAŞKAN : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
KATİP : ... (...)<br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 01/08/2025<br />
NUMARASI : ... Esas- ... Karar<br />
İSTİNAF EDEN DAVACI: ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
DAVALI : Hasımsız<br />
DAVA : Kıymetli Evrak İptali<br />
İSTİNAF KARARININ<br />
KARAR TARİHİ : 10/09/2025<br />
YAZIM TARİHİ : 10/09/2025</p>

<p>Davacı vekili tarafından Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan davada 01/08/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;</p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili, müvekkilinin zilyedi olduğu 28.04.2025 düzenleme, 10.09.2025 ödeme tarihli, 48.600,00 TL bedelli bonoyu kaybettiğini, zayi olan bir senedin kötü niyetli kişilerce dolaşıma sokulması, sahte bir ciro ile devredilmesi gibi riskler barındırdığını ileri sürerek, davanın kabulü ile zayi olan bononun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIN ÖZETİ:</strong> Mahkemece, "...Dava konusu senedin incelenmesinde düzenleme yerinin yazılmadığı, keşidecinin adresinin tam olarak bulunmadığı, sadece Başhüyük olarak yazıldığı, dolayısıyla keşide yerinin bulunmadığı, 6102 Sayılı TTK'nın 776 ve 777 maddeleri gereğince bononun keşide yerinin zorunlu unsurlarından olduğu, yukarıda detayı verilen T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/01/2014 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı ve T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13/06/2022 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı gereğince keşide yeri bulunmayan bononun kambiyo vasfını haiz olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong> Davacı vekili, ticari teamüller gereği, bölgedeki birçok işletme gibi, senetlerde düzenleme yeri olarak belde, mahalle veya köy isimlerinin yazılmasının sıkça rastlanan bir durum olduğunu, "Başhüyük"ün Konya İline bağlı Sarayönü İlçesinin bilinen ve idari olarak tanımlı bir mahallesi olduğunu, mahkemenin bu açık ve net coğrafi tanımı belirsiz olarak kabul etmesinin hayatın olanağan akışına aykırı olduğunu, bu ibarenin senedin düzenleme yeri olarak kabul edilmesi gerektiğini, bononun zayi olduğuna dair bu karar alınmaz ise müvekkilinin alacağına kavuşamayacağı gibi, icra tehdidi ile de karşı karşıya kalacağını ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:</strong></p>

<p>Dava, zayi nedenine dayalı kıymetli evrak iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen karara karşı yukarıda yazılı gerekçelerle davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, davacı vekilinin 10/09/2025 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74).</p>

<p>Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olup, yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, davacı vekili tarafından ibraz edilen 10/09/2025 tarihli dilekçenin davadan feragat dilekçesi olduğu, HMK'nın 310. maddesi gereğince karar kesinleşinceye kadar davadan feragat mümkün olduğundan ve Dairemizce henüz davacı tarafın istinaf sebepleri esastan incelenip karara bağlanmadığından, davacı vekilinin davadan feragat beyanı ve vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunduğu da nazara alınarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>A)Davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak davacı vekilinin istinaf talebine ilişkin dilekçesinin REDDİNE,</p>

<p>1-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>2-Davacının istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,</p>

<p>B)Davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/08/2025 tarih, ... Esas-... Karar<br />
sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,</p>

<p>C) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,</p>

<p>1-Davanın FERAGAT nedeniyle REDDİNE,</p>

<p>2-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 829,97 TL peşin harçtan, karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL harcın mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 214,57 TL harcın talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına</p>

<p>4-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının gider avansını yatıran tarafa iadesine,</p>

<p>D) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,</p>

<p>E) Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/09/2025 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/konya-bam.jpg" type="image/jpeg" length="25776"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi'nin 2020/924 E., 2023/273 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2023 tarihli, 2020/924 E., 2023/273 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>14. HUKUK DAİRESİ<br />
DOSYA NO: 2020/924<br />
KARAR NO: 2023/273</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ: 19/02/2019<br />
NUMARASI: 2018/89 E. - 2019/152 K.<br />
DAVANIN KONUSU: Zayi nedeniyle bono iptali<br />
İlk derece mahkemesinde görülen zayi nedeniyle bono iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin lehdarı olduğu, keşidecisi ... olan 80.000 TL bedelli bono ile keşidecisi ... olan 100.000 TL bedelli bononun müvekkili şirketin elindeyken, iradesi dışında elinden çıkarak zayi olduğunu ileri sürerek, iki adet bononun zayi nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davanın hasımsız olması nedeniyle deliller resen celbedilmiş ve bu deliller incelenmek suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. TTK nun 762. madde hükmü uyarınca ticaret sicil gazetesinde birer hafta arayla üç kez ilan yapılmış ve ilana ilişkin gazete nüshaları dosyamıza ibraz edilmiştir. Davacı tarafın hamili olduğu dava konusu 80.000-TL bedelli senette keşideci adı, adresi, vade tarihi, keşide yeri ve keşide tarihi olmadığından çek vasfı taşımadığı anlaşılmıştır. Senetlerden 100.000-TL tutarlı olan bono için ödeme yasağı konulduğu, keşideciye tebligatın yapıldığı, ancak %15 teminat yatırılmadığı için mahkememizce ödeme yasağının kaldırıldığı, Keşideci ... duruşmada hazır bulunarak senedi ibraz edip tahsil etmek isteyen kimsenin çıkmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Davacı vekili 19/02/2019 tarihli son celsede; davanın kabulünü etmiştir. Toplanan tüm bu deliller çerçevesinde yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, 80.000-TL bedelli senetin senet vasfı taşımadığından zayi nedeniyle iptal davasının reddine, davaya konu 100.000-TL bedelli senetin üç aylık ilan süresi içerisinde gerek mahkememize gerekse senet borçlusuna ibraz edilmediği anlaşılan senetlerin zayi edildiği sonucuna varılmakla..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davaya konu edilen ancak üzerinde keşideci adı, adresi, vade tarihi, keşide yeri ve keşide tarihi bulunmayan ve bono vasfı taşımayan 80.000 TL tutarlı bonoya ilişkin talebin reddine, muhatabı... Oto Ticaret Limited Şirketi, keşidecisi ... T.C. numaralı ... olan, 100.000 TL bononun zayi nedeniyle iptaline, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İki adet bononun zayi nedeniyle iptalinin talep edildiğini, mahkemece 100.000 TL bedelli bono yönünden talebin kabul edilmesine rağmen, diğer bono yönünden ret kararı verildiğini, TTK’nın 776/1. maddesinde bonolarda bulunması gereken şekil şartlarının belirlendiğini, buna göre bonoda, düzenlenme tarihinin bulunması gerektiğini, ancak TTK'nın 778. maddesinin atfıyla 680. maddesine göre bir bononun tamamen doldurulmadan tedavüle çıkarılma olanağı bulunduğunu ve bu eksiklerin her zaman tamamlanabileceğini, mahkemece hasımsız açılan bu davada davacının yetkili hamil olduğu ve bono elinde iken zayi olduğu konusunda kanaat verecek delil toplanarak karar verilebileceğini, aksi kabulün hak kaybına yol açacağını, açık bono düzenlenmesinin yasaya aykırı olmadığını ve zorunlu unsurlarının tedavüle çıkarılmadan önce doldurulabileceğini, yapılacak ilanlarla hak sahibinin ortaya çıkması halinde istirdat davası açılabileceğini, bir çok emsal Yargıtay kararında imza dışındaki unsurları bulunmayan bononun şekil eksiklerinin tedavülden önce tamamlanabileceği kabul edilerek iptal davasının kabulü gerektiğinin açıklandığını, bu nedenle keşidecisi ..., muhatabı ... Limited Sirketi olan, 80.000 TL bedelli bononun da zayi nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Dava, iki adet bononun zayi nedeniyle iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı tarafından sureti sunulan ve mahkemece iptal edilen 100.000 TL bedelli bonoda keşideci isim ve imzası ile düzenleme tarihi ve miktarın yazılı olduğu diğer unsurların bulunmadığı görülmüştür. Ret edilen 80.000 TL bedelli bononun oto kiralama sözleşmesinin eki olarak düzenlendiği ve bu bonoda keşideci imzasının bulunduğu, ayrıca keşidecinin TC numarasının yazıldığı, bono bedelinin rakamla yazıldığı bunun dışındaki unsurların boş olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece 100.000 TL bedelli bono yönünden ödeme yasağı kararı verilmiş ve bu bonoya ilişkin ilan yapılmıştır. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 24.10.2018 tarih ve 2017/975 Esas, 2018/6640 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; TTK'nın 778/1-ı maddesi yollamasıyla TTK'nın 759/2. maddesine dayalı, bononun zayi nedeniyle iptali talebinde, TTK'nın 759/2. maddesinde iptal isteminde bulunan kişinin, bono elinde iken ziyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sunmak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde 80.000 TL bedelli bononun bilgilerini, meblağını, borçlusu ve hamilini bildirerek zayi nedeniyle iptal isteminde bulunmuş ve bononun fotokopisini dilekçe ekinde sunmuştur. TTK'nın 776. maddesinde bonoda bulunması gereken unsurlar düzenlenmiştir. Unsurların bulunmaması halinde ne şekilde tamamlanacağı devam eden maddede düzenlenmiştir. TTK'nın 778/2-f maddesi atfıyla bonolara da uygulanan TTK'nın 680. madde hükmü uyarınca bononun kısmen doldurulmuş ya da sadece imzalanmış olarak tedavüle çıkarılması mümkün olup, bu eksiklik senedin ibrazına kadar tamamlanabilir. Bu nedenle, keşideci imzası dışında tüm unsurları boş bir bononun düzenlenmesi mümkün olup, bu bononun doldurularak zorunlu unsurları tamamlanmak suretiyle kambiyo senedi vasfıyla işlem yapılması her zaman mümkündür. Bu durumda ilk derece mahkemesine sunulan belgeler bonoya ilişkin ilanların yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, keşideci imzası bulunan ve tedavüle çıkarılmadan eksik unsurlarının doldurulması imkan dahilinde bulunan belgenin bono olarak kabul edilmeyerek bu bono yönünden iptal isteminin reddine karar verilmesi doğru değildir. Açıklanan bu gerekçeyle, HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.</p>

<p><strong>KARAR:</strong> Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep halinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 23.02.2023</p>

<p><strong>KANUN YOLU:</strong> HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="96708"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/769 E., 2024/700 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2024 tarihli, 2024/769 E., 2024/700 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
12. HUKUK DAİRESİ<br />
DOSYA NO: 2024/769<br />
KARAR NO: 2024/700</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ: 15/02/2024<br />
NUMARASI: 2023/783 Esas - 2024/95 Karar<br />
DAVA: Kıymetli Evrak İptali (Zayi Nedeniyle)</p>

<p>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/05/2024<br />
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili; müvekkilinin lehtarı ve yetkili hamili olduğu keşidecisi ... San. ve Tic. Ltd. Şti. olan 31/12/2023 vade tarihli 250.000-TL bedelli bono vasıflı senedin zayi olduğunu, müvekkilinin söz konusu senedi aracında, iş yerinde ve evinde her yerde aramış olmasına rağmen bulamadığını, bu senedin/bononun bulan kişilerce tedavüle çıkarılması ve ibrazının mümkün olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla; dava konusu lehdarı ve yetkili hamili müvekkil keşideci yanı ... San. ve Tic. Ltd. Şti., vade tarihi 31/12/2023 ve bedeli 250.000-TL olan senet/bononun dava sonuna kadar ödenmemesi için ödeme yasağı kararı verilmesine ve iptaline, karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: </strong>Mahkemece; davanın zayi nedeniyle bono iptali istemine ilişkin olduğu, esasen hasımsız olarak açılan bu davada iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken hususun, zilyedi bulunduğu kıymetli evrakın rızası hilafına elinden çıkması olduğu, davacının süre verilmesine rağmen bono görüntüsüne dair herhangi bir belge dosya arasına sunmadığı, bononun davacının elinde bulunduğu ve yetkili hamil olup olduğu dosya kapsamı ile anlaşılamadığı, delillerin ibrazına dair kesin süre verilmesine dair herhangi bir başkaca delil de ibraz edilmediği gerekçesiyle, davacının yetki hamil olduğunu ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong> İstinaf yoluna başvuran davacı vekili; 26/12/2023 tarihli beyan dilekçesi ile mahkemenin 15/12/2023 tarihli tensip tutanağının 18/12/2023 tarihinde e-tebliğ alındığı yasal sürelerinde ara kararlar gereğince beyanlarını sunduklarını, mahkemece dava konusu bononun davacı müvekkilin eline nasıl geçtiğine dair evraklarını mahkemeye sunması için kesin süre verilmediği halde gerekçeli kararda bu şekilde yazılmasının kararın gerekçesinin açıkça dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı müvekkil dava konusu bononun yetkili hamili olduğunu, aksi yönde dosya kapsamında hiçbir delil bulunmadığını, kaldı ki bonoyla ilgili Ticaret Sicil Gazetesinde üç kez ilan yapılmış, ilan tarihinden itibaren 3 aylık bekleme süresi dolmasına rağmen dava konusu bono hakkında herhangi bir müracaat olmadığını, bononun zayi olduğunun bu haliyle sabit olduğunu, müvekkil tarafından iptali istenilen bonoya ilişkin ayrıntılı bilgilerin sunulduğunu, müvekkilin yetkili hamil olduğunun kabulü ile davanın kabulünün gerektiğini ileri sürerek, istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE:</strong> Dava, zayi nedeniyle kıymetli evrakın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı tarafından dava konusu bononun kayıp olduğu ileri sürülmüştür. Esasen hasımsız olarak açılan ve mahkemece verilen kararın kesin hüküm niteliği de taşımayacağı bu türden davalarda, davacının mahkemeye olumlu bir kanaat verecek kadar delil sunması yeterlidir. Davacı vekili tarafından senede ilişkin bilgiler mahkemeye sunulmuştur. Aksinin kabulü ile davacının daha fazlasını ispata zorlanması, zayii nedeniyle iptal hükümlerinin uygulanmasını imkânsız hale getirecektir. Kaldı ki, dava sırasında yapılacak olan ilanlar sonucunda, hak sahipleri varsa ortaya çıkabilecek ve kendilerine karşı istirdat davası açılabilecek, ya da hak sahipleri tarafından hasımlı olarak açılacak bir dava ile senet iptali kararının iptali talep edilebilecektir. (Yargıtay 11.HD nin 2015/14291 esas 2016/2204 karar sayılı 29.2.2016 tarihli ilamı) Somut olayda, davanın reddine neden olan tüm bu hususlar, gelişen durumlara karşılık açılabilecek davalarda tartışılacaktır. İlk derece mahkemesince; verilen süreye rağmen davacının bono görüntüsüne dair herhangi bir belge sunmadığı, davacının yetkili hamil olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamadığından davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; somut uyuşmazlık yönünden mevcut delillerin yeterli sayılarak, yasal ilanlar yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden davanın reddine ilişkin kararın hükmün kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/02/2024 Tarih 2023/783 Esas - 2024/95 Karar sayılı hükmün HMK'nın 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine" Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/05/2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/istanbul-bolge-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="61055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1636 E., 2019/319 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.03.2019 tarihli, 2017/1636 E., 2019/319 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/1636 E., 2019/319 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.12.2012 tarihli ve 2012/24 E., 2012/259 K. sayılı karar taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.12.2013 tarihli ve 2013/15593 E., 2013/19698 K. sayılı kararı ile;</p>

<p>(...Davacılar vekili; müvekkili ...'un diğer müvekkilinden satın aldığı mala karşılık çek düzenleyip verdiğini, çekin cirosuz olarak kaybedilmesi üzerine açılan davada çekin iptaline karar verildiğini, davalının anılan çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekteki cironun sahte olduğunu ve keşide tarihinde tahrifat yapıldığını belirterek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece; alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki 1. ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Davacı yan, davacı ...'un keşide ettiği çeki diğer davacıya teslim ettiğini, çekin diğer davacı elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı yan ise iyiniyetli hamil olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.<br />
Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından iş bu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmıştır.<br />
Davaya konu çekin lehdarı olan davacı..... Enerji şirketi çekin arkasındaki cirosunun sahte olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda davacı lehtar..... Enerji şirketinin davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulması mümkün olmasa bile, TTK.'nun 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…)<br />
gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; dosya kendisine gönderilen İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar vekili; müvekkili ...’un diğer müvekkil ve takip borçlusu olan..... Enerji Madencilik İnş. San. ve Tic. A.Ş.'den satın aldığı mal bedeline karşılık olarak 15.10.2006 tarihli ve 6.250,00TL bedelli bir adet çeki müvekkil şirket emrine düzenleyip teslim ettiğini, çekin yitirilmesi üzerine lehdar olan müvekkil şirket tarafından açılan davada çekin iptaline karar verildiğini ve verilen kararın kesinleştiğini, davalının iptal edilen bu çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekin lehdarı olan müvekkil şirket tarafından süresinde itiraz edildiğini ve şirket bakımından takibin durdurulduğunu, ancak keşideci olan müvekkil şahıs yasal süresi içinde itiraz etmediği için bu davacı yönünden icra takibinin kesinleştiğini, davacı şirketin rızası hilafına elinden çıkmış, tahrif edilmiş ve bulan yahut çalan şahıslarca taklit ve sahte cirolarla tedavül ettirilmiş görüntüsü verilen dava konusu çekte davalının iyiniyetli meşru hamil olmadığını, TTK.'nın 704. vd. maddeleri karşısında çekin davacı tarafa iadesinin yahut da iptal edilmesinin gerektiğini, davalının takip ve dava konusu çeke dayalı herhangi bir talep hakkının bulunmadığını ileri sürerek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 oranında tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili; müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alırken davacı lehtarın cirosunun sahte olup olmadığını bilmesinin mümkün bulunmadığını, bu durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin mağdur olduğunu, kambiyo senetlerinin tek başına bir alt ilişkiye bağlı olmaksızın hak ve borç doğuran belgelerden olduğunu, ödeme aracı olduğundan neden ve niçin ödenmeyeceğini iddia eden tarafın bu iddiasını yine senet gücündeki kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini, müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alacağına karşılık aldığını, çeki elinde bulundurmasının da tek başına bu durumun ispatı olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacıların %40 oranında tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece; Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki birinci ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği, davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Taraf vekillerinin ayrı ayrı temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler ve bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda TTK.'nın 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmasına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.</p>

<p>6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu da aynı esas benimsemiştir. Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. maddeleri)<br />
Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır.</p>

<p>Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268).</p>

<p>Çek bir kıymetli evraktır. Her kıymetli evrak gibi çek te bir hak içerir ve bu hak çeklerde bir alacak hakkıdır. Çeke bağlanmış olan alacak hakkının istenebilmesi için çekin ibrazı şarttır. Başka bir kişiye devri de ancak çekin devri yoluyla sağlanabilir (6762 sayılı TTK’nın 557., 6102 sayılı TTK’nın 645. maddesi).<br />
Türk hukukunda çek kıymetli evrak olmasının yanı sıra kambiyo senedi de sayılır ve diğer kambiyo senetleri poliçe ve bono gibi sıkı şekil şartlarına tabidir.<br />
Çek diğer kambiyo senetleri olan poliçe ve bono gibi, kanunen emre yazılı bir kıymetli evraktır. Kanunen emre yazılı olduğu için "emre" kaydını kapsamadan bir kişi adına düzenlenen çek de emre yazılı sayılır. Çekin nama ve hamiline yazılı olarak düzenlenmesi de mümkündür (Bozer /Göle -s:225 vd).<br />
Poliçe ve bononun aksine çekte lehtarın gösterilmemesi çeki geçersiz kılmaz. Çekte lehdar gösterilmemişse bu çek hamile yazılı çek olarak geçerliliğini sürdürür (eTTK 697, TTK 795, Kayıhan, Ş.:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018,s:107).</p>

<p>6762 sayılı Mülga TTK’nın “Muteber Olmıyan İmzaların Bulunması” başlıklı 589. maddesi;<br />
“Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmıyan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalıyan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısiyle ilzam etmiyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” şeklinde düzenleme içermektedir.<br />
Bu maddeye göre, bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcutsa, bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Ö., Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s: 414vd). Anılan madde eTTK’nın 730/3. maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır.</p>

<p>İmzaların bağımsızlığı ilkesi, poliçeye atılan her geçerli imzanın (düzenleyenin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen, poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların geçersizliği ilkesi ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımaz. Poliçeye imza koyan kişi diğer imzaların geçersiz veya sahte olmasının riskini de taşır. Sahte imza sahibini bağlamaz, ancak sahte imzanın sahibi, sonradan onay verirse senetten dolayı egemen olan görüşe göre sorumlu tutulabilir. Kamu güvenliğini haiz bir senedin dolaşım gücü böyle sağlanabilir. Maddeye göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar (P., Reha/ T., Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2018, s: 178).</p>

<p>Ticari senetlerde, senedin geçerliliği meselesi ile sorumluluk meselesi birbirinden tamamen ayrıdır. Kanun yapıcı, 589. maddede senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (sahte imzayı atan dâhil olmak üzere). Borç yaratmayan imzalar yönünden müracaat kullanılmasına muhatap olmak da söz konusu değildir. Demek oluyor ki bu gibi imzaların varlığı hâlinde bütün riskler geçerli kalan imza sahiplerine kaymaktadır.</p>

<p>Kambiyo senetlerine karşı güveni arttırmak, dolayısıyla da bu senetlerin tedavül gücünü yükseltmek bakımından taahhütlerin geçerliliği ilkesi Kıymetli Evrak Hukukunda büyük önem arzeder. Ticari senetlerin tedavül gücünü korumak açısından, poliçeyi iktisap edecek kimselerden, sadece kendilerini hak sahibi yapacak beyanın (doğrudan doğruya) geçerliliğini araştırmaları istenmiş; buna karşılık kendilerine poliçeyi (bonoyu veya çeki) devreden şahsı hak sahibi yapan beyanların da sıhhatini her yönüyle araştırmaları talep olunmamıştır. Bununla beraber Kanun yapıcının, poliçeyi iktisap eden kimseden doğrudan doğruya ilişkide bulunmadığı şahısların, özellikle temel poliçede yer alan temel beyanlar, sahipleri (bu beyanları yapmış görünen kimseler) yönünden geçersiz de olsa “sonraki beyanlar” geçerli kalır, yani bağımsızdır. Mamafih, bunun için, temel borçların, dış görünüşleri itibari ile yani şeklen kusursuz olması gerekir. Kısacası, maksat temel beyanın "geçerli olduğu hukukî görünümüne" güvenen kimselerin bu güvenini korumaktır. Bu himaye poliçe hukukunda görünüşe itimat esasının söz konusu olduğu diğer bütün hâllerden daha öteye gitmektedir; zira, bu hâllerde sadece iyiniyetli üçüncü şahısların iktisapları korunmaktadır; halbuki 589. madde, bunlardan da önce, lehtarın korunmasını da mümkün kılmıştır. Cirantaların taahhütlerinin 589. maddede ifade olunan bağımsızlığına ilâveten, burada bir de, 598'. maddenin 2. fıkrası ve 599. madde ile, senedi devralanlar lehine getirilen himaye de söz konusu olmaktadır ( Öztan-s.414,416).</p>

<p>6762 sayılı TTK’nın 598. maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir.</p>

<p>Sahte imza, bir başkasının imzasının taklit edilmesi hâli olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı mülga TTK'nın 589. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Gürbüz,H ; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Alışkan, M; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Başbuğoğlu, T; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807;l Ertekin, E./ Karataş, İ; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363).</p>

<p>Yine TTK’nın 702. maddesi “ Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takibederse bu son ciroyu imzalıyan kimse çeki beyaz ciro ile iktisabetmiş sayılır.” düzenlemesine yer vermiş iken; 704. madde ile de “Çek, her hangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamile yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702 nci maddeye göre ispat etsin çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir.” hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, anılan düzenleme ile çekin kaybolması hâlinde çeki elinde bulunduran hamile ancak çeki kötü niyetle iktisap etmesi ya da iktisapta ağır kusuru bulunması hâllerinde geri verme mükellefiyeti getirilmiştir. Bu hâller dışında çeki elinde bulunduran hamil geri verme mükellefiyetinde olmadığı gibi çeki elinde bulundurmasından kaynaklanan yasal haklarını kullanma olanağına da sahiptir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çekin rıza dışında elden çıkması hâlinde keşidecinin muhatabı ödemeden men etme olanağını düzenleyen 711.maddenin 3.fıkrasında ise;<br />
“Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten menedebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>

<p>Yeri gelmişken kısaca; mahkemece verilen çekin iptali kararlarının etkisi üzerinde de durmakta yarar vardır.</p>

<p>Mahkemece verilen bu karar maddi hukuk anlamında kaziyei muhkeme (kesin hüküm) teşkil etmez. Maddi hukuk yönünden mevcut hukuki durum aynen devam eder. İptal kararı, hakkın varlığına, muhtevasına ve bu hak üzerindeki tasarruf yetkisine tesir etmez (Poroy/Tekinalp-s:274).</p>

<p>Senedin ziyaının söz konusu olduğu bütün hâllerde, senedi iyiniyetle devralan üçüncü şahısların haklarına iptal kararının hiç bir etkisi olmaz. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş bulunan şahsın durumu, iptal kararıyla değişmez. Başka bir deyişle, iyiniyetin korunması esası iptal kararıyla sınırlandırılmamıştır.</p>

<p>İptal davası davacının talebi doğrultusunda sonuçlandıktan sonra, bu davadan haberi olmadığı için, senedi iyiniyetle iktisap etmiş olsa bile, hamil, borçluya karşı hak sahibi olarak teşhis edilebilme pozisyonunu kaybetmektedir; çünkü iptal edilen kıymetli evrak, artık kıymetli evrak değildir. Buna karşılık, dava sonuçlanmadan önce senet iyiniyetle devralınmışsa, artık bundan sonra, iptal kararının iyiniyetli müktesebin iktisabına aleyhte bir etkisi olmaz. Davacı, elindeki kararı, iyiniyetli hamile vermek zorundadır; bu karara dayanarak, senet bedelini borçludan tahsil etmiş bulunduğu takdirde ise, bu meblağın devri gerekir. Bu gibi hâllerde, iyiniyetli üçüncü şahsın senedin kendisine verilmesi veya sebepsiz zenginleşme iddiasıyla, iptal kararı hamiline yönelmek hakkı vardır.</p>

<p>Öte yandan, orijinal senedi iyiniyetle devralmış bulunan üçüncü şahıs, iptal davası devam etmekteyken, yapılan ilandan haberi olmaz ve senedi mahkemeye vermezse (tevdi), iptal kararı sonucunda, elindeki senede istinatla hak sahibi olarak teşhis edilebilme imkânını kaybeder; yani, borçludan ödeme talebinde bulunamayacak bir duruma düşer.</p>

<p>Şüphesiz, ilânların tek tek herkese duyurulmasına imkân yoktur; bunu genel bir esasa bağlamakta yarar vardır; ama, elinde bir senet bulunan herkesin, o senet hakkında bir iptal kararı verilip verilmediğini devamlı surette araştırmak mecburiyetinin olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş ve maddî hukuk yönünden hak sahibi olmuş bulunan üçüncü şahıs, iptal kararıyla şeklen hak sahibiymiş gibi görünen şahsa karşı, bu sebeple, burada da, senedin kendisine verilmesini talebe (Herausgabeanspruch) veya sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle talepte bulunmaya (Bereicherungsansprııch) haklıdır ( Öztan -285).</p>

<p>Eldeki davada davacılar vekili; çekin davacı lehdar elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı taraf ise çeki şeklen düzgün olan ciro silsilesine göre iktisap eden davalının iyiniyetli hamil olduğunu belirtmiştir. Lehtar cirosunun sahte olduğu ileri sürülmüş, keşidecinin imzası inkâr edilmemiş ve tartışma konusu yapılmamıştır.</p>

<p>Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından işbu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmış ve 27.09.2010 tarihli ödeme emri gönderilmiştir. Başlatılan bu takibe davacı lehdar tarafından 22.11.2010 tarihli dilekçe ile takibe, borca, işlemiş ve işleyecek yasal faizlere itiraz edilmiştir. Yine davacı lehdar tarafından, çekin şirketin rızası hilafına elinden çıktığından bahisle 09.10.2006 tarihinde çek iptal davası açılmış; Torbalı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.2007 tarihli ve 2006/512 E., 2007/144 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne ve çekin iptaline karar verilmiştir. Anılan karar, 10.05.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Dosya kapsamında bulunan 19.11.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda “ İnceleme konusu çekteki 1. Ciro imzası ile Ayhan Mızrakçı' nın mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptanmadığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla Ayhan Mızrakçı'nın eli ürünü olmadığı sonucuna varıldığı” belirtilmiştir. Çek bankaya, 15.12.2006 tarihinde ibraz edilmiş ve Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereğince banka tarafından bir işlem yapılmayarak iade edilmiştir. Çek bedeli ödenmemiştir.</p>

<p>Davacı lehtarın dava konusu konu çekten dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı hususunda mahkeme ile Özel Daire arasında ihtilaf bulunmamaktadır.</p>

<p>İhtilaf; çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmamasının gerekip gerekmediğidir.</p>

<p>Ticari senetteki geçersiz imza sadece imza sahibi yönünden hükümsüzlük sonucu doğurur ve senetteki her imza diğerlerinden bağımsız olarak sadece imza sahibini bağlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke gereğince de geçerli imzaların sahipleri başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamazlar. Bu nedenle de kendi imzasını inkâr etmeyen davacı keşideci lehtarın imzasının sahte olduğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Eş söyleyişle; lehtar imzasının sahte olması hâli, keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Öte yandan; Senedi şeklen düzgün silsileye dayalı olarak ele geçiren hamilin son cirodan önceki cirolardaki imzaların sahte olduğunu bilmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir sorumluluk da kendisine yüklenemez. Senet borçlusu ile senet alacaklısı arasındaki kişisel itiraz ve savunmalar senedi şeklen düzgün ciro silsilesi yolu ile ele geçirmiş olan iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülemez.</p>

<p>O hâlde, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince imzası inkâr edilmeyip tartışma konusu yapılmayan davacı (keşideci) ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının lehtar tarafından açılan iptal davasından yapılan ilanlarla ve çekin ibrazı ile haberdar olduğu, buna rağmen elinde bulunan çeki mahkemeye ibraz edip istirdat davası açmaya olanak sağlamadığı, çek iptal kararının iptali yoluna da başvurmadığı, alınmış olan bu iptal kararından sonra senedin teşhis fonksiyonunun kaybolduğu, davalının yetkili hamil olmadığı, imzalar arasında muntazam teselsül bulunmadığını bilerek ödeme yapan keşidecinin lehtara karşı olan sorumluluğundan kurtulamayacağı ve yetkili olmayan hamile ödeme yapan keşidecinin lehtara tekrar ödeme yapmak zorunda kalabileceğinden davacı keşidecinin de davalıya (hamile) ödeme yapmama hakkına sahip olduğu belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle uyulmak gerekirken; önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.03.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dava, çeke dayalı icra takibi nedeniyle menfi tespit davasıdır.<br />
Davacılardan..... Enerji Madencilik A.Ş. çekin lehdarı, ... keşidecisidir. Davalı çekin en son hamili olup, davacılar aleyhine icra takibi yapmıştır. Dava konusu çek davalı tarafından 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edilmiş, bankaca Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereği işlem yapılamadığı şerh edilerek çek davalı hamile geri verilmiştir. Mahkemece yukarıda özette yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş Özel Dairece davacılardan lehdar ilk cirantanın imzası sahte olduğundan çekten sorumlu olmasa da TTK’nun 589. maddesindeki imzaların istiklâli prensibi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un sorumlu tutulmamasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle hüküm oyçokluğuyla bozulmuş, yerel mahkemece davanın kabulü kararında direnilmiştir.</p>

<p>Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, dava konusu çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un, lehdar cirosundaki ilk imzanın sahteliği ve alınan zayi nedeniyle iptal kararına rağmen son hamil davalıya çekten dolayı borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Davalı uygulanacak olan 6762 sayılı TTK’nın 702. maddesine göre, cirosu kâbil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Hamilin, kendisine ciro edenden çeki alırken, önceki ciroların birbirine bağlı olduğunu görmesi yeterli olup, bir de bu ciro imzalarının sahte olup olmadığını tetkik yükümlülüğü bulunmamaktadır. Çekte imzası bulunan cirantalar da tıpkı keşideci gibi son yetkili hamile karşı sorumludurlar. TTK 589. maddesinde imzaların istiklâli prensibi düzenlenmiştir. Çekteki ciro imzasının sahteliği herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak defidir. Davacı lehdarın imzasının sahteliği dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olup, son hamil davalıya karşı bunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak, lehdarın imzasının sahte olması, kambiyo senetlerinde imzaların istiklâli prensibi gereğince keşidecinin senetten doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Ancak somut davada, lehdar, davacı..... Enerji A.Ş. Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde 9.10.2006 tarihinde zayi nedeniyle iptal davası açmış ve 2006/512 esas 2017/144 karar sayılı kararla, 10.4.2007 tarihinde dava konusu çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Lehdarın aldığı zayi iptal kararının hamile etkisi irdelenmesi gerekir. Davalı, lehdardan sonraki müteselsil üç ciro imzasından sonra çeke hamil olmuş ve bankaya ibraz ettiği 15.12.2006 tarihinde bankanın mahkemenin ödeme yasağı nedeniyle ödememe şerhi üzerine bu çekle ilgili iptal davası olduğunu öğrenmiştir. Ancak çeki zayi iptal davasına bakan mahkemeye ibraz ederek çekin hamili olduğunu ileri sürmemiştir. İbraz etseydi, iptal davasının davacısı olan lehdara çeki ibraz edene karşı istirdat davası açması için mehil verilecek ve sonucuna göre karar verilecekti. Çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiş, kesinleşmiştir. İptal kararı üzerine hak sahibi, hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet ihdasını talep edebilir. (TTK m. 652) Böylece senet ile kağıt arasındaki bağ çözülmüş olur. Çözülme ile zayi olan senet artık hakkın talep edilmesinde kullanılamaz, artık “kağıt” poliçe olarak hakların taşıyıcısı olmak vasfını yitirmiştir, senet iyiniyetli müktesibin elinde bulunsa da durum değişmez, karar, iptali talep eden yönünden asıl borçluya karşı, sadece, şeklen teşhis ettiricidir, senetle meşru hamilin tanınması (belirlenmesi) işlevini yok eder. (Prof Dr. Reha Poroy-Prof Dr. Ünal Tekinalp- Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 2018 – sayfa 122, 123.) iyiniyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. İptal kararı verildikten sonra, fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa, borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket senet bedelini tevdi etmektir. ( Prof. Dr. Fırat Öztan-Kıymetli Evrak Hukuku -1997. Sayfa 283). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 5.11.2001 tarih 5674 e. -8724 k. sayılı ilamında, zayi nedeniyle iptal kararının maddi anlamda kesin hüküm sonuçları doğurmadığı, keşideciyi ve hamil senet zilyedini bağlamayacağı ancak iptal kararı ticari senedin teşhis fonksiyonunu ortadan kaldıracağından artık senet zilyedinin keşideciye müracat ederek senet bedelinin kendisine ödenmesini istemesi mümkün olmadığı gibi, keşidecinin iptal kararıyla senedi ödemekden kaçınması gerektiği, ne var ki senedin zilyedinin meşru hamil olduğunu iddia ederek, iptal kararının iptali istemi ile dava açıp, zayi nedeniyle verilen iptal kararını ortadan kaldırtıp senede dayalı haklarına kavuşması, senede dayanarak ödeme talebinde bulunması mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu ilke HGK’nun 5.6.2002 tarihli 19-443 E. -474 K. sayılı kararında da yer almıştır. (Poroy-Tekinalp sayfa 123) Somut olayda, senedin zilyedi olan davalı hamil, iptal davasında verilen ödeme yasağı kararı nedeniyle bankaya ibrazında çek karşılığını alamamış, iptal davasından haberdar olduğu halde çeki mahkemeye ibraz ederek istirdat davası açılmasını sağlamadığı gibi, iptal kararından sonra da yerleşmiş Yargıtay kararlarıyla uygulanır olan zayi iptal kararının iptali davası da açarak iptal kararını iptal ettirmemiş olmakla, aksi sonuca varıldığında, iptal kararı ile kendisine gelen lehdara da çekin zilyedi son hamile de ödeme durumunda kalacak olan keşideci tek çek bedelini iki kez ödemiş olacağından, keşidecinin menfi tespit davasının kabulü gerekirken, Özel Dairece iptal kararının neticeleri tartışılmaksızın kararın bozulmasının doğru olmadığı, keşideci bakımından da davanın kabulü kararının bu gerekçelerle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="76771"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/11366 E., 2017/424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2017 tarihli, 2016/11366 E., 2017/424 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/11366 E., 2017/424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmiştir. Belli günde taraflardan gelen olmadığından dosya üzerinden inceleme yapılmasına karar verildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin 2005 yılında dava dışı ... den otomobil satın aldığını, buna istinaden düzenlenen boş senet üzerine müvekkilinin imza attığını, araç bedelinin müvekkili tarafından ödendiğini, ... in bonoyu müvekkiline iade etmediğini, davalının boş senet metnini doldurmak suretiyle müvekkili aleyhine takip başlattığını ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine %40 tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili davanın reddini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, kambiyo hukukunda açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen bononun sonradan doldurulması halinde geçerli olduğu, bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususunun davacı tarafından yazılı delille ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 25/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi5z44.jpg" type="image/jpeg" length="66283"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/4883 E., 2018/5957 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-20174883-e-20185957-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-20174883-e-20185957-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 21/11/2018 tarihli, 2017/4883 E., 2018/5957 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/4883 E., 2018/5957 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan .... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacılar vekili, davacılardan ... Bilgisayar Ltd. Şti. ile davalılardan... Bilgisayar A.Ş. arasında alım satım ilişkisi nedeniyle cari hesap sözleşmesi imzalandığını ve teminat amaçlı 5.000 USD bedelli bir senet verildiğini, cari hesap borcunun tamamen ödenmesine rağmen bedelsiz senedin cirolandığını ve davalılardan Vakıfbank tarafından protesto edildiğini ileri sürerek bedelsiz kalan davaya konu bono nedeniyle davacıların davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı ...Bankası T.A.O. vekili, davaya konu senedin davalılardan...Bilgisayar Ltd. Şti. tarafından kredi borcunun teminatı olarak ve tahsil edildiğinde borçtan mahsup edilmek üzere davalı bankaya verildiğini, davacının iyiniyetli yetkili hamil olan bankaya karşı temel ilişkiye dayalı defileri ileri sürmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalılar ... Bilgisayar A.Ş. ve...Bilgisayar Ltd. Şti. vekili, davalıların iflasına karar verildiğinden davanın 2. alacaklılar toplantısından 10 gün sonrasına kadar durdurulmasını istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, yapılan yargılama toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı şirket ile davalılardan... Bilgisayar A.Ş. arasında cari hesap sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede 5.000,00 USD bedelli teminat senedinin alındığının belirtildiği, dava konusu olan 08/11/2009 vade tarihli keşidecisi davacı ... , lehtarı davacı şirket olan ve davacı şirketçe ...Bilgisayar A.Ş'ye ciro edilip,... Bilgisayar A.Ş. tarafından da...Bilgisayar Ltd.Şti.ne ciro edilen senedin hem ön yüzünde, hem de... Bilgisayar A.Ş. ile...Bilgisayar Ltd.Şti.nin ciroları arasına senedin teminat olduğuna ilişkin ibarelerin yazıldığı, bu nedenle davacı tarafça senedin teminat amaçlı olarak verildiğinin yazılı belge ile ispat edilmiş olduğu, oysa kambiyo senetlerinin kayıtsız şartsız ödeme ibaresi içermesi gerektiği, bu nedenle kambiyo senedi vasfı dahi bulunmadığı, kambiyo senedi vasfı bulunduğu kabul edilse dahi, teminat amaçlı verilmesi nedeni ile davacı tarafın davalılara borçlu olduğunun ispat edilmesi gerektiği, oysa dosyada yaptırılan bilirkişi incelemelerine göre gerek davalı... Bilgisayar A.Ş. defterlerinde, gerekse davacı defterlerinde taraflar arasında herhangi bir alacak borç ilişkisi görülmediği, bu nedenle davacıların teminat senedini ödemelerini gerektirir herhangi bir borçlarının bulunmadığı, davalı ... tarafından iyiniyetli 3.kişi oldukları, bu nedenle davacının iddialarının kendileri yönünden geçerli olmadığı iddia edilmiş ise de senedin ön ve arka yüzünde bedelinin teminat olduğunun açıkça belirtilmesi nedeni ile senedi ciro yolu ile devralan davalı bankanın da iyiniyetli olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davacıların davasının kabulü ile ve dava konusu senet nedeni ile borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiş hüküm davalılardan ...Bankası vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Kambiyo senetleri teminat amaçlı olarak temlik edilebilirse de senet metninde açıkça hangi hukuki ilişkinin teminatı olduğunun gösterilmesi gerekmektedir. Dava konusu senedin ön yüzünde "teminat amaçlı alınmıştır" arka yüzünde ise "bedeli teminattır" ibareleri yer almışsa da hangi hukuki ilişkinin teminat altına alındığı açıklanmadığından yazılmamış sayılır. Mahkemece açıklanan bu gerekçeler doğrultusunda ihtilafın çözülmesi yoluna gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılardan banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılardan ...Bankası T.A.O. yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı ...Bankası T.A.O.'ya iadesine, 21/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-20174883-e-20185957-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="84753"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/5457 E., 2021/5602 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205457-e-20215602-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205457-e-20215602-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20.09.2021 tarihli, 2020/5457 E., 2021/5602 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/5457 E., 2021/5602 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada Ankara 8. Aile Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 31.01.2020 tarih ve 2019/872 E. - 2020/98 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkili ile davalının 2004 yılında evlendiğini, evlenmeden önce davalının isteği üzerine kendisine müvekkili tarafından resmi nikah yapılması halinde iade edilmek üzere açık senet verildiğini, resmi nikah şartı gerçekleştiğinden senedin hukuki kıymetini kaybettiğini, buna rağmen senedin üzerine 300.000 USD meblağı yazılarak, davalı tarafından Ankara 5. icra Müdürlüğü'nün 2014/16117 esas sayılı takibine konu edildiğini ileri sürerek, takip dayanağı senet sebebiyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı vekili, müvekkilinin geleceğini garanti altına almak için bu senedi davacının verdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, herhangi bir kambiyo senedinin tüm unsurlarını içerecek şekilde tanzim edilmesi ve en geç ibraz anında doldurmak kaydıyla boş olarak da lehtara verilmesinin mümkün olduğu, bu durumda bedel hanesi boş olarak verildiği iddia edilen senedin, sözleşmeye aykırı olarak doldurulduğunun keşideci tarafından yazılı delillerle ispatının gerektiği, ancak davacı tarafından belirtilen hususu ispata yarar yazılı delil ibraz edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 20.09.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205457-e-20215602-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="60907"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/7647 E., 2022/404 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20207647-e-2022404-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20207647-e-2022404-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/01/2022 tarihli, 2020/7647 E., 2022/404 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/7647 E., 2022/404 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 19.11.2019 tarih ve 2017/812 E. - 2019/755 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, dava dışı Ekolteks Giyim San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. ile davacı şirket arasındaki ticari ilişkisi nedeniyle verilen çekin bankaya ibrazında davalının tek başına Ekoteks... Ltd. Şti. adına çek keşide etme yetkisi olmadığı şerhinin çek arkasına yazıldığını, bunun üzerine çeki tek başına şirketi temsile yetkisi olmadan düzenleyen davalı aleyhine icra takibi yapıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili, dava konusu 25.08.2013 keşide tarihli çekin müvekkilinin dava dışı Ekolteks... Ltd. Şti.'ni tek başına temsile yetkili olduğu 29.04.2013 tarihinde keşide ve imza edilerek, 29.04.2013 tarih ve 57 nolu tahsilat makbuzu karşılığında davacı şirkete teslim edildiğini, davacının takibinde kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddi ile lehlerine tazminata karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak ve tüm dosya kapsamına göre yapılan yargılama sonucunda, aldırılan bilirkişi raporuna itibar edilerek, sadece davalının imzası bulunan 25.08.2013 keşide tarihli çekten dolayı, tarih itibari ile tek başına imzalamaya yetkisi olmayan davalının TTK 678 maddesi gereğince bizzat sorumlu olduğu gerekçesi ile, davanın kabulü ile davalının İstanbul 32. İcra Dairesi'nin 2014/1020 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı, davalı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Dava, dava dışı Ekolteks Giyim Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nden ticari ilişki nedeniyle alınan çekin, tek başına şirketi temsil ve ilzama yetkili olmayan davalı tarafından keşide edildiği iddiası ile şirket aleyhine icra takibi yapılamadığından, alacağın davalıdan tahsili amacıyla başlatılan ira takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin ilk kararı, dava konusu çekin davalının dava dışı şirketin tek yetkilisi olduğu dönemde ve ileri tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediğinin saptanabilmesi için, davalı tarafından dosyaya sunulan ve davacının antet, kaşesini taşıyan fakat isimsiz imza içeren 29.04.2013 tarihli belge altındaki imzanın davacı şirketi temsilen atılıp atılmadığı hususunda araştırma yapılıp, tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği cihetinden bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemece bozma ilamına uyularak bir tahkikat yapılmış ise de, bozma gerekleri gereğince yerine getirilmemiştir. Davalının dosyaya ibraz ettiği ve dava konusu çekin davacı şirkete teslim edildiğine dair makbuzda, şirket kaşesi bulunmasına rağmen, üzerine atılan imzanın kime ait olduğuna dair herhangi bir bilginin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda mahkemece öncelikle, teslim makbuzundaki imza sahibinin tespiti gerekmektedir. Bunun için de makbuzdaki imzanın hangi şirket çalışanına ait olduğunun açıklatılması, ardından imza sahibi kişinin davacı şirket yetkilisi, temsilcisi veyahut görevlendirilen bir çalışanı olup olmadığının gerekirse Sosyal Güvenlik Kurumu ile yazışma yapılmak suretiyle tespit edilmesi, daha sonra davacı şirketin kaşesini kullanıp teslim makbuzunu imza eden bu kişinin mahkemeye çağrılarak imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, inkarı halinde ise bu kişi yönünden imza incelemesine esas olmak üzere imza örnekleri toplanarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, salt o tarihteki şirketi temsile yetkili kişilerin imza incelemesinin yapılmasıyla eksik ve yetesiz inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 19/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20207647-e-2022404-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="66017"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2020/5987 E., 2021/1647 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20205987-e-20211647-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20205987-e-20211647-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2021 tarihli, 2020/5987 E., 2021/1647 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/5987 E., 2021/1647 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki muteriz borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borçluların icra mahkemesine başvurularında; takibe konu senetteki imzanın borçlu şirket yetkilisine ait olmadığını, ayrıca borçlu ...’nin senette adı bulunmadığı ve her iki imza da şirket kaşesi üzerinde olduğundan şahsi sorumluluğu bulunmadığını ileri sürerek takibin durdurulması istemi ile mahkemeye başvurduğu, ilk derece mahkemesince, alınan rapor doğrultusunda imzaya itirazın reddine karar verildiği, kararın borçlularca istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce, borçluların istinaf talebinin esastan reddedildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK’nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında; “İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinde yer alan “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır" düzenlemesi nedeniyle uygulanması gereken aynı Kanun’un 211. maddesinde ise, imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.</p>

<p>İmza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa, daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medari tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip, ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda, takip konusu 2.000.000,00 USD bedelli senet üzerinde adli tıp ve belge inceleme uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 01.6.2019 tarihli raporda, toplam 32 adet mukayese belgenin incelemeye alındığı, bunların 20 adedinin fotokopi, 12 adedinin asıl belge olduğu, asıl belgelerin 3 adedinin borçlunun imza örnekleri ile tutarlılık bulunmadığı gerekçesi ile mukayese dışı bırakıldığı, bu suretle asıl belgelerden mukayeseye esas 9 adet belge kaldığı ve bunların mukayeseye elverişli olduğunun belirtildiği görülmekle birlikte; asıl belgelerden sadece 11.9.2013 ve 04.9.2015 tarihli olanlar fotoğraflanmak suretiyle üzerinde inceleme yapıldığı anlaşılmıştır. Söz konusu raporda, fotokopi belgelerin inceleme dışı bırakıldığına ilişkin bir tespit bulunmayıp, senedin diğer mukayeseye esas asıl belgelerin tamamı ile karşılaştırılıp karşılaştırılmadığı da anlaşılamamaktadır. Bu durumda; mahkemece, ehil bilirkişilerden oluşacak bir heyetten kuşkudan uzak, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli yeni bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığa çözüm getirecek nitelikte bulunmayan mevcut rapor hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p>Öte yandan; takip dayanağı bononun düzenlenme tarihi itibari ile yürürlükte olup olayda uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 776/1-g maddesi gereğince, takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için “… senedi düzenleyenin imzasını” ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak öngörülmemiştir. TTK'nun 778. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 677. maddesi gereğince, şirketin münferit temsilcisinin şirket kaşesi dışında senet üzerine atmış olduğu imzanın kendisini sorumluluktan kurtaracağı düşünülemez. Yine, TTK'nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 701. ve 702/1. maddeleri gereğince, keşideci şirket kaşesi üzerindeki imza dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadın yazılması gerekmez. Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmiş ise tıpkı onun gibi sorumlu olur. Özetle şirket temsilcisinin şahsen sorumlu olabilmesi için şirket kaşesi dışında ayrı bir imzasının bulunması yeterlidir. Her iki imzanın da kaşe üzerinde bulunması halinde ise yetkili temsilcinin sorumluluğundan bahsedilemez. Bir diğer ifade ile senetteki her iki imza da şirket kaşesi üzerine atılmışsa, burada artık aval olgusundan söz edilemez (Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2011tarih, 2011/12-480 E. - 2011/598 K. sayılı kararı).</p>

<p>Takibe konu 22.5.2017 tanzim, 23.5.2018 vade tarihli ve 2.000.000,00 TL bedelli bonoda düzenleyenin...… A.Ş. olduğu ve ön yüzdeki düzenleyene ait iki imzanın da şirket kaşesi üzerinde olduğu, açıkta imzanın bulunmadığı görüldüğünden, imzanın şirket adına atıldığının kabulü gerekir. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir (21.01.2019 tarih ve 2018/9989 E. - 2019/579 K., 04.12.2017 tarih ve 2016/24481 E.- 2017/15073 K. gibi).</p>

<p>O halde, imzanın şirket yetkilisine ait olması durumunda, takibe konu bu bono nedeniyle borçlu şirket yetkilisi ...’nin şahsen sorumlu olmadığının, şirket temsilcisi olarak şirketi borçlandırma iradesi ile imzaladığının kabulü gerekir.</p>

<p>Hal böyle olunca; mahkemece, öncelikle imza itirazının değerlendirilmesi maksadıyla hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, imzanın borçlu şirket yetkilisine ait olu<br />
olmadığının belirlenmesi, imzanın yetkiliye ait olmadığının tespiti halinde borçluların imza itirazının kabulüne, imzanın yetkiliye ait olduğunun tespiti halinde ise borçlu şirket yönünden imza itirazının reddine, borçlu ... yönünden ise borca itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Muteriz borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 18.6.2020 tarih ve 2019/2594 E. - 2020/1004 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), ... 22. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 19.9.2019 tarih ve 2018/1230 E - 2019/828 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17/02/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20205987-e-20211647-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1630588048.jpg" type="image/jpeg" length="43116"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2016/12395 E., 2017/740 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-201612395-e-2017740-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-201612395-e-2017740-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 07.02.2017  tarihli, 2016/12395 E., 2017/740 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/12395 E., 2017/740 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Değişen suç vasfına göre özel belgede sahtecilik<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Belgede sahtecilik suçunun oluşması için belgenin sahte olarak düzenlenmesi, başkasını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte olarak düzenlenen belgenin kullanılması eylemlerinden birisinin gerçekleştirilmesinin yanı sıra sahte belgenin geçerli bir belge diğer bir deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekmektedir. Belgenin geçerlilik koşullarından birisi de düzenleyicisinin teşhis edilebilir olmasıdır. Belgeyi düzenleyenin kimliği çoğu zaman belgenin altındaki imzadan anlaşılır. Belgenin geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise, imzasız yazı belge sayılamayacağından sahtecilik suçuna konu olamayacaktır. Kambiyo senetlerinde belge üzerinde kişinin kendi el yazısı ile imzasının atılmış olması gerekir. Zira imza ilgili kambiyo senedinin zorunlu kurucu şekil şartını oluşturup imzanın bulunmaması halinde gerek kambiyo senedi olarak gerekse hukuki sonuç doğuracak bir belge olarak kabul edilemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayda; suça konu çek yaprağında kurucu unsur olan keşideci imzasının bankaya ibraz sırasında mevcut olup olmadığının belirlenememiş olduğunun ve bu hususun sanıklar lehine yorumlanarak keşideci imzasının bulunmadığının kabul edilmesi nedeniyle atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-201612395-e-2017740-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitaty.jpg" type="image/jpeg" length="31234"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2020/166 E., 2020/7411 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2020166-e-20207411-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2020166-e-20207411-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2020 tarihli, 2020/166 E., 2020/7411 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/166 E., 2020/7411 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi</p>

<p><br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte; borçlu vekilinin, bonoda çift vade bulunduğu bu sebeple kambiyo vasfına haiz olmayan senetle ilgili başlatılan takibin iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği, borçlu vekilinin istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, verilen karar üzerine borçlu vekilinin temyiz yoluna başvurduğu görülmüştür.</p>

<p>İİK'nın 170/a maddesinde alacaklının takip hakkı ve senedin kambiyo vasfının, süresinde ileri sürülen itiraz veya şikayet sırasında mahkemece re’sen dikkate alınacağı düzenlemiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 778/1-b maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 703/2. maddesi uyarınca; çift vadeli olarak düzenlenen senetler bono vasfında sayılamaz.</p>

<p>Somut olayda, alacaklı vekilinin 08.01.2018 keşide, 08.07.2018 vade tarihli 65.000 TL bedelli bonoya dayalı olarak takip başlattığı, takibe konu bononun incelenmesinde keşide tarihinde “08.01.2018”, ödeme gününde ise "08.07.2017" tarihi yazmakta olup, senet metninde “ 8 Temmuz 2018 tarihinde ”ödeme şeklinde ifade geçmiş olmakla, Bölge Adliye Mahkemesi ve ilk derece mahkemesince; senette vade kısmında yer alan 6 ay süresinin keşide tarihine eklenmesi ile 8 Temmuz 2018 tarihine ulaşılabileceği dolayısıyla 08.07.2017 tarihinin hatalı yazımdan kaynaklandığı gerekçesi ile senedin çift vade taşımadığı belirtilerek borçlu vekili itirazının reddedildiği görülmüştür.</p>

<p>TBK‘nun 12/1 maddesi uyarınca; Sözleşmenin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir. Bilindiği gibi her türlü irade beyanı bir şekil içinde ortaya çıkar. İrade beyanının sonuç doğurması için ya taraflarca belirli şekilde yapılması kararlaştırılır ya da kanun belli bir şekil öngörmüş olabilir. TTK ‘da şekil serbestisi hakim olmakla tedavül güvenliği bakımından, kıymetli evrakta bulunması gereken tüm şekil şartları kanunda gösterilmiştir. TTK 671, 776 ve 780 maddelerine bakıldığında kambiyo senetlerinin sıkı şekil şartlarına tabi kılındığı görülmektedir. Dolayısıyla tarafların olası iradelerinin bir önemi bulunmamaktadır. Senedin kambiyo senedi olarak kabul edilmesi TTK ‘daki şartların mevcudiyetine bağlı olup, şekli unsurların eksikliği durumunda, senet kambiyo senedi vasfına haiz olmayacaktır.</p>

<p>O halde takip dayanağı 08.01.2008 düzenlenme tarihli bonoda “ödeme günü” kısmında 08.07.2017 tarihinin yazılı olduğu, senet metninde ise vadenin “8 Temmuz 2018” olarak gösterildiği, bu haliyle bonoda çift vade olduğu anlaşılmakta olup, bu husus mahkemece re’sen gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yorum yoluyla yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ :</strong> Borçlu vekilinin temyiz isteminin kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 12.11.2019 tarih ve 2019/1613 E.- 2019/2831 K. sayılı istinaf talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA ve ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 30.01.2019 tarih ve 2019/2 E-2019/109 K sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22/09/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2020166-e-20207411-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="49769"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/4134 E., 2024/2655 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234134-e-20242655-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234134-e-20242655-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.04.2024 tarihli, 2023/4134 E., 2024/2655 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/4134 E., 2024/2655 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/70 Esas, 2023/71 Karar<br />
HÜKÜM : Kısmen kabul</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilince davalı bankada açtırılan vadesiz mevduat hesabından para çekme ve yatırma konusunda kızının da yetkilendirildiğini, bankaca herhangi bir işlem ve bu arada borsada işlem yapma konusunda hiç kimseye yetki ve vekâlet vermediğini, muhtelif zamanlarda yatırılan paralarla hesabın 240.789,00 TL’ye ulaştığını ve kızı tarafından da 21.724,00 TL'nin çekildiğini, bu durumda 219.065,00 TL para bulunması gerekir iken usulsüz işlemler sonucunda hesapta davacının borçlu göründüğünü ileri sürerek fazlası saklı kalmak kaydıyla şimdilik 219.065,00 TL’nin 12.03.2002 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 28.01.2000 tarihinde açtığı mevduat hesabını aynı zamanda davalının acenteliğini yürüttüğü Toprak Menkul Kıymetler A.Ş. ile menkul kıymet alım/satım aracılık sözleşmesi imzalayarak irtibatlı hale getirdiğini, bu hesaplarda bankacı olan kızına verdiği yetki ile kızı tarafından yapılan talimatlı işlemler kapsamında menkul kıymet alım satımları yapıldığını, yapılan işlemlerin davacının kızı tarafından müfettişe verilen yazılı beyan ile de kabul edildiğini, davacının kızının yaptığı işlemlerden haberdar olmamasının yaşamın doğal akışına uygun düşmeyeceğini, davacının kızı tarafından verilen boş kasa tediye fişinin de.....in hesabından davacı hesabına haksız olarak aktarılan paraların iadesi amacıyla davacının kızından alındığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen Karar<br />
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda 07.12.2016 tarih, 2015/143 E. ve 2016/802 K. sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairemiz 10.01.2019 tarih, 2017/740 E. ve 2019/235 K. sayılı kararı ile bozma ilamının davalı banka lehine usulü kazanılmış hak teşkil ettiği nazara alınmaksızın, davalı bankanın usulü kazanılmış hakkını ihlal edecek şekilde yapılan belirlemelere dayalı olarak hüküm tesisinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin 10.03.2023 tarih, 2021/70 E. ve 2023/71 K. sayılı kararı ile bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi rapor aldırıldığı, davacının hesabına 182.090,51 TL, para yatırılıp, bundan 21.724,00 TL'nin kızına verdiği talimat gereği kızı tarafından çekildiği, davacının yatırım hesabı açtırmamasına rağmen onun adına sahte imza ile yatırım hesabı açılıp borsada oynandığının banka kayıtları ve bilirkişi raporu ile sabit olduğu, davacının dava dışı kızı .... ya da bir başka kişiye bankada işlem yapması konusunda bir vekâletinin bulunmadığı, yalnızca dava dışı kızı .....'ya hesabına para yatırıp, çekmesi konusunda bankaya verilmiş bir talimatının bulunduğu, davacının hesabının hareketli bir hesap olduğu, bu konuda davacıya ne bilgi verildiği ne de ekstrelerin gönderildiği, davacının kendi hesap hareketlerinden haberdar olmadığı, dava konusu edilen dönemde bizzat davacı tarafından yapılan bir işlem bulunmadığı, işlemlerin tamamının davacının imzasını atan davalı banka da görevli personel tarafından yapıldığı, personel tarafından para aktarımları yapılarak hisse senedi alınıp satıldığı, bir kısım işlemlerin davacının kızının bilgisi ile yapıldığı ortada ise de bankaların güvenilirlik esasına göre çalışan işletmeler olduğu, her ne şekilde olursa olsun hesap sahiplerinin talimatları gereği işlem yapmakla yükümlü olup basiretli bir tacir gibi davranmaları gerektiği, davacının dava dışı kızına yalnızca para yatırıp çekme talimatı vermişken sahte imza ile parasının hisse senedi alınıp borsa da oynanarak yok edilmesinden bankanın sorumlu olduğu, davacının dava dışı kızına hisse senedi alınıp borsa da oynanması konusunda bir vekâletinin ve talimatının bulunmadığı bu nedenle davacının kızının bir takım eylemlerini de benimsediğinin kabul edilmeyeceği, bu nedenle daha önceki raporlarda belirlenen bedel gereği davacının talebinin kısmen kabulüne, davacının uzun süre hesabını arayıp sormaması, banka ile 3 yıl gibi bir süre iletişime geçmemesi nedeni ile müterafik kusurlu olduğu ve resen davacıya ödenmesi gereken bedelden %20 indirim yapılması gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davalı TMSF hakkında husumet olmadığı yönündeki karar kesinleştiğinden bu konuda tekrar karar verilmesine yer olmadığına, davacının davalı ...Ş. adına açtığı davanın kısmen kabulüne, 160.360,15 TL asıl alacağa resen %20 müterafik kusur indirimi yapılarak 128.288,12 TL asıl alacak ile 7.170,65 TL faizin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayda davalının kusurlu olduğunun açık olduğunu, davalı bankanın basiretli tacir gibi davranıp müvekkili tarafından verilen sınırlı yetkiyi dikkate alması gerektiğini, banka görevlisinin müvekkili ve kızının yazılı onayı ve imzası olmaksızın kendince işlemler yaparak hesaptaki parayı yok ettiğini, davalının da çalışanını işten çıkararak olaydaki sorumluluğunu zımnen kabul ettiğini, müvekkilinin yetkilendirdiği kızının yapılan işlemlerden haberdar olmadığı için kendisinin işlemleri benimsediğinin kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, vekil açıkça yetkilendirilmediğinden yapılan işlemlerin vekil edeni bağlamayacağını, müvekkilinin kızına talimatın talep halinde kızına para ödenmesini sağlayacak bir yazılı talimat olmakla nakit para ödenmesi dışında bir yetki veya aktif işlem yapma izni verilmesinin söz konusu olmadığını, yazılı talimatın içerdiği yetkinin gayet net olup kapsamının yorum ile genişletilemeyeceğini, bu yazılı talimat dayanak yapılarak virman veya havale işlemi yapılmasının yasa hükümlerine aykırı olduğunu, sahte imzalarla yapılan işlemlerin müvekkili aleyhinde hukuki sonuç doğurmasının kabul edilemeyeceğini, resen takdir ile müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, bankaya 2000 yılında emanet edilen paraya halen ulaşılamadığını belirterek davanın reddedilen kısmına ilişkin kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen gereklerinin yerine getirilmediğini, eksik inceleme ile oluşturulan bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, davacı hesabının paravan hesap olup davacının yetkilendirdiği kızı talimatı ile yapılan işlemlerde davacının da zımni onayı olduğunu, davacı tarafından verilen yetkinin para çekme yetkisi olmakla virman, havale gibi işlemleri de kapsadığını, davacının bu işlemlerden 3 yıl boyunca haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tanık dinletme talepleri reddedilerek savunma haklarının engellendiğini, müvekkillerinin yapılan işlemde kusurlarının olmadığını, kusur indirimi belirlenme kriterlerinin açıkça belirlenmediğini, asıl alacaktan indirim yapılırken faizinden indirim yapılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hatalı hesaplanan tutar esas alınarak hüküm kurulduğunu, hesaplama yapılırken yanlış temerrüt tarihinde hataya düşülerek müvekkile müracaat tarihinin dikkate alındığını, işlemiş faiz oranı hatalı olmakla reeskont faizi yerine kanuni faizden hüküm kurulması gerektiğini, müvekkil lehine ve davacı lehinde hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin yanlış hesaplandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, alacak istemine ilişkin açılan davada davacının hesabından para çekmek üzere talimat ile görevlendirdiği kızının, hesaptan yapılan bu işlemlerin bir kısmını benimsemiş olması karşısında bu beyanın davacıyı bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2.İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi ve 5236 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 438 inci maddesinin yedinci fıkrası.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>2. Dava, davacının banka hesabında yapılan usulsüz işlemler sonucu zarara uğradığı iddiasına dayanan alacak istemine ilişkin olup yargılama sırasında hesaplanan asıl alacağa resen müterafik kusur indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, vekâlet ücreti hesaplamasında ise asıl alacak üzerinden davanın kabul ve ret miktarları dikkate alınarak hesaplama yapılmıştır. Müterafik kusur indirimi, hakkaniyet indirimi olmadığından mahkemece kusur indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne ve reddine karar verilen miktarlar üzerinden vekâlet ücreti hesaplaması yapılması gerekirken indirimsiz asıl alacak miktarı üzerinden hesaplama yapılarak vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><br />
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi ve 5236 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 438 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğince mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davacı vekilin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının hüküm fıkrasının (8) numaralı bendinde yer alan “25.054,02 TL” ibaresinin çıkartılarak yerine “20.243,22 TL ” ibaresinin ve mahkeme kararının hüküm fıkrasının (9) numaralı bendinde yer alan “9.392,88 TL” ibaresinin çıkartılarak yerine “14.524,30 TL ” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234134-e-20242655-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 19:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="45637"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
