<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss/kararlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 18:51:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss/kararlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/6313 E., 2026/927 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256313-e-2026927-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256313-e-2026927-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, 2025/6313 E., 2026/927 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6313 E., 2026/927 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı İlk Derece Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili; davalı borçlu tasfiye halinde ... Gıda Hububat Gübre Hayv.Dağ.San. ve Tic.Ltd.Şti. hakkında ... . İcra Müdürlüğünün 2023/91882 Esas (Eski:... . İcra Müdürlüğü 2014/15445 Esas) sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, borçlunun adına kayıtlı taşınmazı davalı ...’ya onun da diğer davalılara devrettiğini, devir işlemlerinin alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı şekilde yapıldığını ileri sürerek, İİK 277 ve devamına göre tasarrufun iptali ile tazminata hükmedilmesine, haciz ve satış yetkisi tanınmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.<br />
Mahkemece; bozma ilamına uyulmasına karar verilerek; davalı ... hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı ... vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dava İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK md. 283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan ... bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.</p>

<p>Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK'nın 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nın 278, 2 79... . maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Tasarrufun iptali davalarında kural olarak, tasarrufun iptal edilebilmesi için borcun doğum tarihinin iptali istenilen tasarruf tarihinden önce olması gerekir. Bu husus, dava şartı olup mahkemece res'en araştırılmalıdır.</p>

<p>Somut olayda; davaya dayanak ... . İcra Müdürlüğünün 2023/91882 Esas sayılı takip dosyası haricen tahsil yoluyla kapatılmış olup dava konusuz kalmıştır. Şu halde mahkemece, yargılama giderleri ve vekalet ücreti takdiri yönünden tarafların haklılık durumu da değerlendirilmek suretiyle davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p>2-Bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın mahkemesine gönderilmesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.02.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256313-e-2026927-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="18164"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/8104 E., 2025/8273 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258104-e-20258273-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258104-e-20258273-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.12.2025 tarihli, 2025/8104 E., 2025/8273 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/8104 E., 2025/8273 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı ve üçüncü kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Korkuteli İcra Hukuk Mahkemesince; 2013/133 Esas, 2015/15 Karar, 23.01.2015 tarihli kararıyla yetkisizlik kararı verilmiş, bu karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/12929 Esas, 2019/9093 Karar sayılı kararıyla "istihkak davası asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ile davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. 6100 sayılı HMK’nın 7/1. maddesi gereğince davalının birden fazla olması halinde davanın, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılması mümkündür. Öncelikle haciz yapılan borçlunun belirlenmesi, hangi borçlu hakkında haciz yapılıyorsa ona karşı husumet yöneltilmesi, yetki kurallarının da bu çerçevede incelenmesi" yönünde bozulmuştur.</p>

<p>Korkuteli İcra Hukuk Mahkemesi 16.12.2022 tarih, 2020/119 Esas, 2022/156 Karar sayılı ilamıyla davaların konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Yargılama giderlerini taraflar üzerinde bırakmış, taraflar lehine vekalet ücretine hükmetmemiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, alacaklı ve üçüncü kişinin aşağıdaki bent dışında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Asıl dava üçüncü kişinin İİK 96-97 maddelerine göre açtığı istihkak davası, karşı dava ise alacaklının İİK'nın 97/17. maddesine dayalı açtığı tasarrufun iptali davasıdır. Karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının amacı, bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan tek taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hak üzerinde borçluya aitmiş gibi cebri icraya devam edilerek alacaklının alacağını almasına imkan sağlamaktır.</p>

<p>İptal davası, icra hukuku yönünden alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlayan nispi nitelikteki yasadan ... bir dava olup, tasarrufa konu malların aynı ile ilgisi yoktur.<br />
İİK'nın 283/1. maddesine göre, tasarrufun iptali davasını açan davacının tasarrufun iptali davası sabit olduğu taktirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde, cebri icra yolu ile alacak miktarı kadar hakkını alma yetkisini elde eder ve söz konusu malın haczedilmesini ve satışını isteyebilir.</p>

<p>Davacı-karşı davalı üçüncü kişi vekili tarafından açılan istihkak davasında dosya borcu infaz edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İcra dosyası borcunun ödenmesi ile mal üzerindeki haciz de kalkar. Alacağını tahsil eden alacaklının icra takip işlemlerine devam etmekte hukuki yararı kalmamıştır.<br />
Antalya Genel İcra Müdürlüğünün 2021/45735 sayılı dosyasından mahkemeye verilen 15.12.2022 tarihli cevaba göre de icra dosyası 05.09.2022 tarihinde infazen kapatılmış, hacizler kaldırılmıştır.</p>

<p>Ayrıca mahkeme dosyasına alacaklı vekilinin 11.11.2022 tarihli verdiği dilekçeyle de icra dosyasının infaz edildiği, hacizlerin kalktığı, davanın konusuz kaldığı beyan edilmiştir.</p>

<p>HMK'nın 114/1-4. maddesinde hukuki yarar dava şartı olarak düzenlenmiştir. Hukuki yararın davanın açıldığı tarih itibariyle mevcut olması yeterli değildir. Dava sonuçlanıncaya ve karar kesinleşinceye kadar hukuki yararın devamı gerekir.</p>

<p>Somut olayda, icra dosya borcu tahsil edilmiş olduğundan, davalı-karşı davacı alacaklı vekili tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, başlangıçta mevcut olan hukuki yarar ortadan kalkmıştır. O halde asıl dava olarak açılan istihkak davasının konusuz kaldığı durumda, karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir.</p>

<p>Bu durumda davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderleri ile vekalet ücreti takdirine karar verilmesi gerekirken haklılık değerlendirilmesi yapılmaması doğru görülmemiştir.</p>

<p>Ayrıca önceki bozma ilamında belirtilen şekilde, alacaklı vekili dava konusu haczin.... ve ... Tarım Ürünleri Şirketi hakkında yapıldığını beyan etmiş olmasına rağmen tüm borçluların taraf gösterilmesi ve karar başlığında asıl davada borçluların davacı-karşı davalı, karşı davada ise tüm borçluların davacı-karşı davalı olarak gösterilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Tarafların 1 nolu bentte yazılı nedenle sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle temyiz itirazlarının kabulü ile Korkuteli İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/119 Esas, 2022/156 Karar sayılı, 16.12.2022 tarihli kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, taraflarca İİK'nın 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, 16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20258104-e-20258273-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="73087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2020/15317 E., 2022/15453 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202015317-e-202215453-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202015317-e-202215453-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20/06/2022 tarihli, 2020/15317 E., 2022/15453 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/15317 E., 2022/15453 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇLAR : Hakaret, kasten yaralama, tehdit<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafileri</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1- Sanık ... hakkında; 5237 sayılı TCK’nın 86/3-e maddesi gereğince kamu davasının açıldığı, kovuşturma aşamasında ise eylemin silahtan sayılan herhangi bir cisimle gerçekleştirilmediğinin kabulü ile 5237 sayılı TCK’nın 86/3-e maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği, bu nedenle sanığa atılı TCK'nın 86/2. maddesi kapsamında kalan kasten yaralama suçunun uzlaşmaya tabi hale geldiği anlaşılmakla, sanık hakkında sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. ve 254. maddeleri uyarınca uzlaştırma hükümlerinin uygulanması ve sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,</p>

<p>2- Sanık ... hakkında; mala zarar verme, tehdit ve hakaret suçlarından kamu davası açıldığı ancak kovuşturma aşamasında tehdit eyleminin TCK'nın 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğunun kabul edilmiş olması, mala zarar verme suçundan ise beraat kararı verilmesi karşısında, hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile değişik CMK'nın 253/1. madde hükmü uyarınca, sanığa atılı TCK'nın 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alınmış olması nedeniyle TCK'nın 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret ve TCK’nın 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçlarından aynı Kanun'un 253 ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma hükümlerinin uygulanması ve sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>3- Kabule göre de;<br />
Sanık ...’nın oluşa ve dosya kapsamına göre, sanık ...’a göndermiş olduğu “nerdesin yavşak” şeklindeki mesajının hakaret suçunu oluşturması karşısında, sanık ...’a yönelik "aç lan telefonu" şeklindeki mesajların, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğunun anlaşılması karşısında, somut olayda zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçeyle TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,</p>

<p>Kanuna aykırı ve sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202015317-e-202215453-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="14610"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5572 E., 2025/10254 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26.11.2025 tarihli, 2025/5572 E., 2025/10254 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5572 E., 2025/10254 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/430 E., 2025/1047 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma</p>

<p>Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen karşılıklı boşanma davasında bozma sonrasında yapılan yargılama sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek vekili tarafından tazminatlar yönünden; davalı-davacı kadın vekili tarafından ise tazminatlar ve vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>1.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmadığı, Mahkemece bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olduğu anlaşılmakla; davacı-davalı erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin ise aşağıdaki paragraf kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.03.10.2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası; "Temyiz başvurusu üzerine verilen bozma kararı sonrasında istinafta görülen duruşmalı işlerde, duruşma sayısına göre, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18 inci sırasının (b) veya (c) bentlerine göre avukatlık ücretine hükmolunur." hükmünü amir olup bu hüküm uyarınca kendisini vekil ile temsil ettiren davalı-davacı kadın yararına vekâlet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bu yönden düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davacı-davalı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Davalı-davacı kadın vekilinin lehine hükmedilmeyen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararına (5) numaralı paragraf olarak "Davalı kadın istinaf yargılaması sırasında vekille temsil olunduğundan ve istinaf incelemesi duruşmalı olarak yapıldığından ve bir celse sürdüğünden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan avukatlık Asgari Ücret Tarifesine 2/4 üncü maddesine göre belirlenen 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacı-davalı erkekten alınarak davalı-davacı kadına verilmesi" cümlesinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ........'a yükletilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatıran ...............'e iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255572-e-202510254-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="86854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/5401 E., 2025/17415 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 25.12.2025 tarihli, 2025/5401 E., 2025/17415 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5401 E., 2025/17415 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/257 D. İş, 2025/257 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : KIT/2025-2602<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2021/123623</p>

<p><br />
İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi ile sigortalı olan araç ile davacıya ait araç arasında meydana gelen çift taraflı trafik kazası neticesinde davacıya ait aracın maddi hasara uğradığını, davalı ... şirketine yapılan başvurunun reddedildiğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca 100,00 TL hasar onarım bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında bedel artırım dilekçesi ile talebini 43.000,00 TL'ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya ait araçta meydana geldiği iddia olunan zararın karşılanması talebiyle davalı şirkete başvurulması üzerine davalı şirket nezdinde hasar dosyasının açıldığını, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmaması nedeniyle başvurunun reddedildiğini, davalıya sigortalı araç sürücüsüne kusur atfedilemeyeceğini, tedarik iskontosu uygulanması gerektiğini, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluk Sigortası Genel Şartları’nın B.2.B maddesi uyarınca hasarlı aracın değişmesi gereken parçasının piyasada eş değeri mevcut ise eş değer parça ile değiştirilmesi gerektiğini, davalı ... şirketinin KDV dahil bedelden sorumluluğunun bulunmadığını ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde belirlenen vekalet ücretinin 1/5'i oranında kadar olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve 43.000,00 TL hasar tazminatının 14.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 25.11.2021 tarih ve İHK-2021/40502 sayılı kararı ile kazaya karışan araçların kusur oranlarının tespiti için adli trafik bilirkişisinden alınan kusur raporunun dosya kapsamına uygun, denetime ve hüküm tesisine elverişli olduğu, davalı ... tarafından davacının başvurusunun reddedildiği, dolayısıyla iskonto uygulanacağına ilişkin başvurana bir bildirim yapılmadığı gibi tedarik sözleşmesi vs. gibi bir belgenin de dosyada mevcut olmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1409. maddesine göre sigortacının, sigortalının gerçek zararını ödemekle yükümlü olduğu, davacının aracına verilen zararı gidermek için gerekli onarım, parça ve işçilik hizmetinin de 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesi gereğince KDV'ye tabi olduğu, bu nedenle davacı lehine KDV dahil edilerek hasar tazminatına hükmedilmesinin yerinde olduğu ve davacı lehine tam vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
İtiraz Hakem Heyetinin 25.11.2021 tarih ve İHK-2021/40502 sayılı kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.01.2024 tarihli ve 2023/12760 Esas, 2024/292 Karar sayılı ilamıyla; ''...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Somut olayda, dava konusu kazaya ilişkin kaza tespit tutanağında, davacıya ait aracın sürücüsünün 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda sürücülere ait kusurlardan ''öndeki aracı geçerken geçme kurallarına riayet etmemek'' kuralını ihlal ettiğinin, davalıya sigortalı araç sürücüsünün ise herhangi bir kural ihlalinin bulunmadığının tespit edildiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetinde Adli Trafik Bilirkişisinden kusur raporu alındığı, raporda, davalı sigortalı araç sürücüsünün asli ve %75 oranında, davacıya ait araç sürücüsünün ise tali ve %25 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davalıya sigortalı araç sürücüsünün %75 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edildiği anlaşılmaktadır. Kaza tespit tutanağı ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunmaktadır. Şu durumda, İtiraz Hakem Heyetince dava konusu trafik kazasına ilişkin varsa ceza soruşturma dosyası da dosya arasına alınarak tüm deliller değerlendirilmek suretiyle tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden veya Karayolları Genel Müdürlüğünde görevli fen heyetinden seçilecek uzman bilirkişilerden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. 3. Sigorta tahkim yargılamasında hükmedilecek vekalet ücreti ile ilgili olarak; 5684 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin (17) numaralı fıkrası, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13 üncü ve AAÜT’nin 17/2 nci maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine nispi ve tam vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.'' gerekçesiyle karar bozulmuş; davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyularak alınan kusur raporunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün asli ve % 75 oranında, davacıya ait aracın sürücüsünün tali ve %25 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği ve alınan raporun denetime ve hüküm tesisine elverişli olduğu gerekçesiyle davalının itirazının vekalet ücreti yönünden kısmen kabulü ile Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesis edilerek davanın kabulü ile 43.000,00 TL hasar tazminatının 14.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI.TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İtiraz Hakem Heyeti'nin karar tarihi 05.02.2025 tarihi olmasına rağmen Uyuşmazlık Hakem Heyetinin karar tarihi olan 22.09.2021 tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi ile sigortalı aracın karıştığı trafik kazası sonucu davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedeli talebine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmamasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Dosya kapsamından, Dairemizce hükmün bozulmasından sonra İtiraz Hakem Heyetince davanın kabulüne ve davacı yararına Uyuşmazlık Hakem Heyetinin karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ndeki maktu vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 21. maddesi "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu durumda; İtiraz Hakem Heyetince bozma kararından sonraki hüküm tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin esas alınması gerekirken Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen karar tarihindeki vekalet ücreti esas alınarak karar verilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İtiraz Hakem Heyeti kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının (5) nolu bendinde yer alan "4.080,00 TL" ibaresi çıkartılarak yerine "30.000,00 TL" ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20255401-e-202517415-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="92953"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/1967 E., 2025/12362 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2025 tarihli, 2025/1967 E., 2025/12362 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1967 E., 2025/12362 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI: 2024/1542 Değişik İş - 2024/1540 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: KIT/2024-2362<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI: K-2021/72452</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası(ZMMS) ile sigortalı olan aracın 27.10.2019 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucunda araçta yolcu olan müvekkilinin yaralandığını ve malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere 41.000,00 TL sürekli işgöremezlik tazminatı ve 1.000,00 TL bakıcı giderinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile dava değerini 391.000,00 TL'ye yükseltmiştir talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline eksik belge ile başvurulduğundan başvurunun usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından sunulan maluliyet raporundaki oranın fahiş olduğunu, davacının zararının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplanması gerektiğini, bakıcı giderinin poliçe kapsamı dışında olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispat edilmesi gerektiğini, müterafik kusur durumunun araştırılması gerektiğini, müvekkilinin yasal faizden sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; başvurunun kısmen kabulüne, 390.000,00 TL sürekli işgöremezlik tazminatının 28.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararıyla; davalı vekilinin itirazının vekalet ücretine yönelik olarak kabulüne, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının vekalet ücretine ilişkin bendinin düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
İtiraz Hakem Heyetinin 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, 13.03.2023 tarihli, 2021/25266 Esas ve 2023/3355 Karar sayılı ilamı ile olay tarihinde yürürlükte olan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre davacının maluliyet oranının belirlenmesi gerektiği, kaza sırasında çocuk bağlama sistemi kullanılmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği, pasif dönemin 60 yaşında başlayacağı gözetilerek davacının zararının belirlenmesi gerektiği gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kısmen kabulüne, 371.245,24 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 28.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline fazlaya ilişkin taleplerin reddine, 1.000,00 TL geçici bakıcı gideri taleplerin ise aleyhe bozma yasağı gereği reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı tarafından usulüne uygun başvuru yapılmadığını, hükme esas alınan maluliyet raporunun yönetmeliğe uygun olmadığını, kaza nedeniyle davacının sürekli iş göremezliği bulunmadığını, kusur raporu alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının zararının teknik faiz oranları esas alınarak belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin temerrüde düşmediğini ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; müvekkili lehine karar tarihi gözetilerek vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık,davalı tarafından ZMSS poliçesi ile sigortalı olan aracın karıştığı trafik kazasında, sigortalı araçta yolcu olan davacının yaralanmasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri istemine ilişkindir.</p>

<p>1. Temyizen incelenen İtiraz Hakem Heyeti kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;<br />
İtiraz Hakem Heyetince Dairenin yukarıda anılan bozma ilamı sonrasında verilen kararda; aleyhe bozma yasağı gözetilerek davacı yararına vekalet ücretine hükmedildiği ve 30.08.2021 tarihli ve 2021/İHK-28180 Karar sayılı kararda hükmedilen vekalet ücreti miktarı olan 7.150,00 TL vekalet ücretinin hüküm altına alındığı görülmektedir.</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.</p>

<p>" şeklinde; yine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin(AAÜT) 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında "(3) Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." şeklinde düzenlemeler mevcuttur.<br />
Şu durumda İtiraz Hakem Heyetince anılan yasal düzenlemeler gözetilerek davacı yararına karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince belirlenecek olan vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İtiraz Hakem Heyeti kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,<br />
2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının "6.SONUÇ" bölümünün (6.6) numaralı bendinde yer alan "aleyhe bozma yasağı da gözetilerek" ibaresinin hükümden çıkarılmasına, aynı bentte yer alan "7.150,00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "30.000,00 TL maktu" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine,<br />
Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20251967-e-202512362-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="73595"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/3249 E., 2025/6624 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2025 tarihli, 2025/3249 E., 2025/6624 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/3249 E., 2025/6624 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/350 Esas, 2025/53 Karar<br />
HÜKÜM : Ret, karar verilmesine yer olmadığına</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; taraf vekillerince temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiğini, davalıların murisi ...'ün anılan sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sözleşme uyarınca borçlunun taahhütlerini gereği gibi yerine getirmemesi nedeni ile kredinin kat edilerek kat ihtarnamesi gönderildiğini, davalıların ihtarnameye rağmen ödeme yapmaması üzerine Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2015/11729 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacı temlik eden bankanın davalıların murisi ...'e farklı tarihlerde kefil sıfatı ile genel kredi sözleşmeleri imzalattığını, icra takibinde talep edilen tutarın kefalet limitini aştığını, kredi sözleşmelerindeki kefalet miktarı ve müteselsil kefil olduğunun murisin el yazısı ile yazılmadığından kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, alacak rehinle temin edilmişse rehnin paraya çevrilmesinde önce kefile başvurulamayacağını, kefalet süresi 10 yıl olup, bu sürenin geçtiğini, kefilin kefalet sözleşmesinden sonra doğan borçlardan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddi ile kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, kefaletin ölüm ile sona ereceği, davalılar murisi olan kefilin vefat ettiği tarihte davacı bankanın dava dışı asıl borçludan herhangi bir alacağının bulunmadığı, kefil olan murisin vefat tarihinden sonra doğacak borçlardan herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, ancak 6273 sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 6. maddesi ile 5941 sayılı Çek Kanunu'na eklenen geçici madde 3/4. düzenlemesi gereği, 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi Ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak bastırılmış olan eski tip 6 adet çek için temlik eden Bankanın garanti tutarı ödeme mükellefiyetinin 30.06.2018 tarihinde yargılama esnasında sona erdiği, dolayısıyla temlik eden Bankanın halihazırda davalılardan depo talebine konu edebileceği çek riski bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalıların kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine, davacı yanın çek riski olarak talep ettiği depo bedeli hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>B.Değerlendirme ve Gerekçe<br />
1. Dosyadaki yazılara, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/4 hükmü uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) Avukatlık ücretinin kapsadığı işler başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrası "Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, Dairemiz bozma ilamına uyulduktan sonra karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bozma öncesi takdir edilen vekalet ücretine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.</p>

<p>Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/ 2 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>V.SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalılar vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (6) numaralı bendinde yer alan “ (davacı lehine bozma öncesi usuli kazanılmış hak oluştuğu nazara alınarak) 18.770,00 TL vekalet ücretinin” ibaresinin çıkartılarak yerine “30.000,00 TL vekalet ücretinin” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde davalılara iadesine, davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20253249-e-20256624-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="83355"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GERÇEK ZARAR KALEMLERİNİ ÖĞRENDİKTEN SONRA İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ KEZ DAVA AÇILMASI, MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKININ KÖTÜYE KULLANILMASI KAPSAMINDADIR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANIP MALUL KALAN SÜRÜCÜNÜN UĞRADIĞI SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK TAZMİNATI TALEBİ - VEKİLİN TEK DOSYA İLE TALEP EDEBİLECEĞİ ALACAKLAR BAKIMINDAN ÜÇ FARKLI DOSYA İLE DAVA AÇMASI - MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>4. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2023/9773</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/5472</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 09.04.2025</strong></p>

<p><strong>TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANIP MALUL KALAN SÜRÜCÜNÜN UĞRADIĞI SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK TAZMİNATI TALEBİ</strong></p>

<p><strong>VEKİLİN TEK DOSYA İLE TALEP EDEBİLECEĞİ ALACAKLAR BAKIMINDAN ÜÇ FARKLI DOSYA İLE DAVA AÇMASI</strong></p>

<p><strong>MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI</strong></p>

<p><strong>USUL EKONOMİSİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Uyuşmazlık, sigortasız aracın karıştığı 16.10.2021 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. Davacı vekili tek dosya ile talep edebileceği alacaklar bakımından üç farklı dosya ile dava açarak talepte bulunmuş, her üç dosya için davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Açıklanan gerekçeler çerçevesinde; davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci ve üçüncü kez dava açarak; davalıyı icapsız yere her dava dosyası için ayrı vekalet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilave yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken, ‘’yargısal taciz’’(TDK Sözlük: taciz: yıldırma, tedirgin etme) mahiyetindedir. Diğer yandan en ziyade tek davaya konu olabilecek uyuşmazlıkların zincirleme davalara konu yapılması usul ekonomisi ilkesinin de ihlali niteliği taşımaktadır. Davacı vekili tarafından aynı kazaya ilişkin açılmış dosyaların celp edilip incelenmesi ve yukarıda açıklanan hususlarda değerlendirilerek davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti bakımından tekrar bir değerlendirme yapılması amacıyla kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>SAYISI : 2023/443 Değişik İş, 2023/448 Karar</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ</p>

<p>SAYISI : İHK-2023/35908</p>

<p>SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ</p>

<p>SAYISI : K-2023/201043</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; motosiklet sürücüsü davacı ile trafik sigortası bulunmayan motosiklet sürücüsü arasındaki 16.10.2021 tarihli kazada müvekkilinin yaralandığını belirtip fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, 1.500,00 TL rapor ücreti 18,15 baro pulu, 11,50 TL vekalet harcını davalıdan talep etmiş, 06.06.2023 tarihli dilekçe ile talebini 244.037,90 TL olarak ıslah etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalıya usulüne uygun başvuru yapılmadığını, başvuru şartının yerine getirilmediğini, maluliyet raporunu kabul etmediklerini, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,65 teknik faiz yönteminin kullanılmasını, rapor ücretini kabul etmediklerini, müterafık kusur indirimi yapılmasını, vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini, dava tarihinden itibaren faize karar verilebileceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaza nedeni ile oluşan maluliyetin belirlenmesi amacıyla alınan raporda davacının %6 oranında malul kaldığının anlaşıldığı, kusur raporu ile sigortasız araç sürücüsünün %75 oranında kusuru bulunduğu, aktüer rapor ile 244.037,90 TL tazminatın belirlendiği, davacının kask takmadığına dair delil olmadığı, davalının 29.07.2022 tarihinde temerrüde düştüğü, davalının rapor ücretinden sorumlu olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulüne, 244.037,90 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 29.07.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının vekalet ücretine yönelik itirazının kabulü ile davacı lehine 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesine, davalının diğer itirazlarının ise reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun başvuru yapılmadığı, geçici iş göremezlik tazminatı ve geçici bakıcı gideri için ödeme yaptıkları kaza tarihinden itibaren hesaplama yapılmasının hatalı olduğu, maluliyet raporunu kabul etmedikleri, kusur raporuna itiraz ettikleri, müterafık kusur indirimi yapılması, hesaplama yöntemini kabul etmedikleri, üç ayrı dosya için vekalet ücretine hükmedildiği, davacının kötü niyetli olduğu, uzlaşma nedeni ile ret kararı verilmesi gerektiği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, sigortasız aracın karıştığı 16.10.2021 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, hesaplamada kullanılan yöntemin usul ve yasaya uygun olmasına, davacının arazı ile kask takılmaması arasında illiyet bağı olmamasına, kaza tespit tutanağı ve kusur raporunun uyumlu olmasına, davalının 29.07.2022 tarihinde temerrüde düşmüş olmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.</p>

<p>11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik yürürlükte olduğundan kaza tarihinde geçerli mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmelidir. Eldeki davada kaza, 03.10.2020 tarihinde meydana gelmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde ... ... Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 07.06.2022 tarihli raporda davacının "skar nedeni ile %5, Radius kırığı nedeni ile %6, epilepsi nöbeti olmayan ancak nöbet geçirme riski nedeni ile %5 oranı olmak üzere" Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre %15,1 oranında maluliyeti olduğu tespit edilmiş, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından alınan raporda ise davacının "sol ulna distali fraktürüne bağlı" sol eklem hareket açıklığı nedeni ile %6 oranında engeli olduğu yönünde rapor verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtiraz Hakem Heyetince Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından tanzim edilen rapora itibar olunarak hüküm kurulmuşsa da yargılama makamlarınca çelişkili raporlardan birine neden itibar edildiği, diğer raporun neden tercih edilmediği gerekçelendirilmeli veya her iki rapor arasındaki çelişkiyi gideren üçüncü bir rapor alınmalıdır.</p>

<p>Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince; davacı tarafından kararın temyiz edilmediği göz önüne alındığında davalının usuli kazanılmış hakları gözetilerek davacının kazaya ilişkin tüm tedavi evrakı eklenip (eksik varsa temini ile) dosyada bulunan sağlık kurulu raporları da irdelenmek ve bizzat muayene edilmek suretiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak ve yukarıda açıklandığı şekilde yetkili sağlık kurulundan çelişkiyi giderecek şekilde rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3. Dosyaya alınan ve hükme esas alınan aktüer raporda isabetli olarak TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılmış ise de, 16.10.2021 kaza tarihi ile 22.05.2023 hesap tarihi arası işlemiş dönem olarak hesaplanmıştır. Ancak davacı vekili 04.04.2023 tarih 2023/İHK-18033 sayılı dosya ile geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunmuş, ... ... Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan maluliyet raporu ile belirlenen 270 gün geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanarak hüküm altına alınmıştır. Somut dosyada mükerrer olacak şekilde 270 günlük geçici iş göremezlik süreside bilinen dönem içine dahil edilerek hesaplanmış olup, hesap raporu bu hali ile hatalıdır. İtiraz Hakem Heyetince ek rapor alınarak daha önce hüküm altına alınan 270 günlük geçici iş göremezlik süresi hesaplamadan dışlanmak suretiyle bilinen dönem süresi belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı rapora göre karar verilmesi bozulmayı gerektirmiştir.</p>

<p>4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Dürüst davranma bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, tutarlı, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekâlı her insanın benzer hadiselerde takip edeceği yolu tercih etmesidir. Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanunun korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 141/son maddesi; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Usul ekonomisi ilkesi" başlıklı 30. maddesi ise; ‘’ (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür’’ hükümlerini içermektedir. Usul ekonomisi ilkesi; uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü ve gereksiz yere dava açılmasının engellenmesi şeklinde açıklanmaktadır. Öte yandan usul ekonomisi ilkesi, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesindeki adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin hukukî sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf) Usul ekonomisi ilkesinde amaç; adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından olan “yargılamanın makul bir süre içinde” bitirilmesidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık (çekişme), bir dava ile mahkeme önüne getirildikten sonra, artık kamu yararı alanına girmiş demektir. Davanın çabuk ve basit bir biçimde görülmesinde, tarafların olduğu kadar toplumun (kamunun) da yararı vardır. (Kuru, Baki: Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C.1, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 589 ).</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde davacı vekilinin aynı kaza ve aynı maluliyete ilişkin olarak 12.08.2022 tarihli Sigorta Tahkim başvurusu ve 04.04.2023 tarih 2023/İHK-18033 sayılı İtiraz Hakem Heyeti dosyası ile geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunduğu ve 20.871,20 TL geçici iş göremezlik tazminatına ayrıca davacı lehine 9.200,00TL vekalet ücretine hükmedilmiş, ayrıca 60 günlük bakıcı gideri ve tedavi gideri taleplerine yönelik olarak 06.05.2023 tarih K-2023/131783 sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti dosyasından davacı lehine 4.579,20 TL geçici bakıcı gideri, 1920,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 6.446,20 TL tazminata ve 6.446,20 TL vekalet ücretine karar verilmiştir. Somut dosyada ise sürekli iş göremezlik tazminatı talebinde bulunulmuş yine davacı lehine 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir. Davacı vekili tek dosya ile talep edebileceği alacaklar bakımından üç farklı dosya ile dava açarak talepte bulunmuş, her üç dosya için davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiştir.</p>

<p>Açıklanan gerekçeler çerçevesinde; davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci ve üçüncü kez dava açarak; davalıyı icapsız yere her dava dosyası için ayrı vekalet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilave yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken, ‘’yargısal taciz’’(TDK Sözlük: taciz: yıldırma, tedirgin etme) mahiyetindedir. Diğer yandan en ziyade tek davaya konu olabilecek uyuşmazlıkların zincirleme davalara konu yapılması usul ekonomisi ilkesinin de ihlali niteliği taşımaktadır.</p>

<p>Davacı vekili tarafından aynı kazaya ilişkin açılmış dosyaların celp edilip incelenmesi ve yukarıda açıklanan hususlarda değerlendirilerek davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti bakımından tekrar bir değerlendirme yapılması amacıyla kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE</p>

<p>2. Değerlendirme bölümünün (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gercek-zarar-kalemlerini-ogrendikten-sonra-ikinci-ve-ucuncu-kez-dava-acilmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="19868"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 5. Daire'nin 2022/11241 E., 2024/21646 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-5-dairenin-202211241-e-202421646-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-5-dairenin-202211241-e-202421646-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 5. Daire'nin 18/12/2024 tarihli, 2022/11241 E., 2024/21646 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
BEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2022/11241<br />
Karar No : 2024/21646</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı /...<br />
VEKİLİ : Av. Hukuk Müşaviri ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p>

<p>Dava konusu istem: 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair ... tarih ve .../... sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacının örgüte iltisaklı Bankasya isimli banka hesabındaki mevduatında 2014 yılından itibaren artış meydana getirdiği ve örgüte müzahir dernekte üyelik kaydının olduğu, bu verilerin yanı sıra örgüte müzahir okulda veli kaydının olduğu, örgüte müzahir kuruma ödeme bilgisinin bulunduğu anlaşıldığından FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu şeklinde değerlendirmenin makul olduğu ve hakkaniyete uygun düştüğü, Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunduğu konusunda somut verilere ulaşılan davacının, Anayasaya sadakat yükümlülüğünü de ihlal ettiği kanaatine varıldığından, ilgili Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarılması üzerine kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, davacı tarafından, 07/01/2016 tarihinde kamu görevinden istifa ederek ayrıldığı, 01/09/2016 tarihinde yayımlanan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden kamu görevinden çıkartılmasının mümkün olmadığı ileri sürülmekte ise de, memuriyetten istifa eden kişilerin mevzuatta öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde tekrar kamu görevine dönme ihtimali bulunduğundan davacının istifa etmiş olmasının hakkında bu konuda işlem tesis edilmesine engel teşkil etmeyeceği anlaşılmış olup 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmasında yargısal bir engel bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: </strong>Savunma hakkı tanınmadan Kanun Hükmünde Kararname eki liste ile kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmadığı, 07/01/2016 tarihinde kamu görevinden istifa ederek ayrıldığı, 01/09/2016 tarihinde yayımlanan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden kamu görevinden çıkartılmasının mümkün olmadığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: </strong>Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ: </strong>İdare Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ayniyat saymanı olarak görev yapmakta iken, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki listesinde ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmış, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvuru, ... tarih ve .../... sayılı işlem ile reddedilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine, anılan işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>01/09/2016 tarih ve 29818 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin ''Kamu personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 2. maddesinde: ''(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya (Anayasa Mahkemesi'nin 24/06/2021 tarih ve E:2018/81, K:2021/45 sayılı kararıyla 7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan; a) Ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden ... başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin, ''Emekli Emniyet Teşkilatı personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 2. maddesinde, "4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27 nci maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilenler, kendi isteğiyle emekli olanlar veya Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ve ekli (2) sayılı listede yer alanların rütbeleri alınır. Bu kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmezler, doğrudan veya dolaylı görevlendirilemezler; ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilot lisansları ve ilgili pasaport birimlerince pasaportları iptal edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta, 01/09/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede, uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve içinde davacının da olduğu Ekli (1) sayılı listede yer alan kamu görevlilerinin başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarıldığının belirtildiği, davacının ise istifa talebinin 07/01/2016 tarihinde kabul edildiği, dolayısıyla 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte kamu görevi bulunmayan davacının kamu görevinden çıkarılmasının mümkün olmayacağı sonucuna ulaşılmakla dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında "... memuriyetten istifa eden kişilerin mevzuatta öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde tekrar kamu görevine dönme ihtimali bulunduğundan davacının istifa etmiş olmasının hakkında bu konuda işlem tesis edilmesine engel teşkil etmeyeceği anlaşılmış olup 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmasında yargısal bir engel bulunmadığı ..." gerekçesine yer verilmiş ise de, benzer nitelikteki 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ''Emekli Emniyet Teşkilatı personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 2. maddesinde, kendi isteğiyle emekli olanlardan milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ve ekli (2) sayılı listede yer alanların rütbelerinin alınacağı, bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylı görevlendirilemeyeceklerinin düzenlendiği, bu kapsamda 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarih itibarıyla kamu görevlisi olmayanlar hakkında düzenlemeler getirildiği, ancak 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede davacı durumunda olup istifası kabul edilerek kamu görevi sona erenler hakkında herhangi bir tedbire yer verilmediği hususları dikkate alındığında Mahkemenin gerekçesi de yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 18/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-5-dairenin-202211241-e-202421646-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="29515"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T</strong><strong>.</strong><strong>D</strong><strong>. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/50710)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Akif YILDIRIM</p>

   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>T.D.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluğun provokasyonu sonucunda elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 16/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin olarak yapılan çalışmalarda fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce K. müşteri gibi aranmıştır. Kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda iki kadın için belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlanmıştır. Ancak K. şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceğini ve kadınları başvurucunun getireceğini ifade etmiştir.</p>

<p>7. Kolluk tutanağında, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce belirlenen iki kadının otel önüne gönderildiği belirtilmiştir. Aynı tutanakta; ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerinin K.yı tekrar aradığı, başvurucunun kadınları gönderdiğini söyledikleri, K.ya başka kadınlar da bulup bulamayacağını sorduklarında K.nın anılan otele dört kadın daha gönderileceğini belirttiği ifade edilmiştir. Tutanağa göre önce iki kadın (Y.Ö. ve F.S.), sonra başvurucu ve iki kadın (A.A. ve N.Ş.) daha otele gelmiştir. Bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlileri kimliklerini göstermiş, daha önce verdikleri ücreti geri almış ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri başlatılmıştır.</p>

<p>8. Daha sonra Cumhuriyet savcısı aranmış ve savcının talimatları alınmıştır. Cumhuriyet savcısı kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi tamamlandıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat vermiştir.</p>

<p>9. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucu, beyanında suçlamaları kabul etmemiştir. K.nın araması ve otelde eğlence düzenlendiğini söyleyerek kendisinin katılıp katılamayacağını sorması üzerine önce bunu kabul etmediğini, sonrasında arayarak katılacağını söylediğini, bu sırada K.nın arkadaşı Y.nin de orada olacağını söylediğini ve böylece olay yerine gittiğini ifade etmiştir. Beyanlarına başvurulan A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş. kendilerini K.nın aradığını ve eğlence için otele gittiklerini beyan etmiştir. F.S. ve Y.Ö. ise tutanaktaki iddiaları doğrulayarak başvurucunun aracılığıyla eğlenmek için otele gittiklerini söylemiştir.</p>

<p>10. Soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhşa aracılık yapma suçunu işlediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerin telefon numarasını müşteri sıfatıyla aradığı, fuhuş için iki kadın bulup bulamayacağını sorarak anlaşma sağladıkları, fuhuş için gelecek kadınları buluşma yerine başvurucunun göndereceğini söylediği ifade edilmiştir. Ayrıca anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar D.T. ve K.G.S.nin gönderildiği, görevli polislerin anlaşılan bedeli mağdurlara verdikleri, şüpheli K.A.D.yi tekrar telefonla arayarak başka kadınlar da bulup bulamayacaklarını sorduğunda bu kez şüphelilerin mağdurlar N.Ş., A.A., Y.Ö. ve F.S.yi otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen başvurucunun görevli polislere kadınlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, akabinde görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve başvurucuyu yakaladıkları belirtilmiş; başvurucunun atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.</p>

<p>11. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır.</p>

<p>12. Duruşma, on bir celsede bitirilmiştir. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu ilk celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında kollukta verdiği beyanları tekrar ederek suçlamayı kabul etmemiştir. Diğer şüpheli K.A.D. ise savunmasında arkadaşlarının eğlenmek istediklerini söylemeleri üzerine yine arkadaşı olan ve Ankara'da ikamet eden başvurucuyu aradığını, telefon eden kişilere yardımcı olmasını istediğini ancak başvurucu, durumunun uygun olmadığını belirtince K.G.yi aradığını beyan etmiştir. Daha sonra gece geç saatlerde başvurucunun kendisini aradığını ve arkadaşlarının eğlencede olduğunu söyleyerek gidip gidemeyeceğini sorduğunu, kendisinin de<i> "Uygunsan git." </i>dediğini ifade etmiş ve suçlamayı kabul etmemiştir. İlk celsede mağdur kadınlar A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş.nin de beyanları alınmıştır. Mağdurlar, hazırlık beyanlarına benzer şekilde eğlence amacıyla olay yerinde bulunduklarını ifade etmiştir. Aynı gün celse bittikten sonra F.S. ve Y.Ö. Mahkemeye müracaat ederek beyan vermek istemiştir. Mahkeme, tekrar celse açarak bu mağdurların beyanlarını almıştır. Mağdurlar F.S. ve Y.Ö. hazırlık beyanlarına benzer şekilde ifade vermiş ve sanıkların fuhşa aracılık ettiklerini söylemiştir.</p>

<p>13. Mahkeme, başvurucu müdafiinin hazır olduğu 9/12/2010 tarihli dördüncü celsede olayla ilgili tutanak düzenleyen kolluk görevlilerini tanık sıfatıyla dinlemiştir. Tanıklar S.A. ve O.A. iddianamedeki gibi beyanda bulunmuş ve olayın fezlekede anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini ifade etmiştir. 25/5/2011 tarihli yedinci celsede başvurucu müdafiine eylemin sübutu hâlinde altı kez uygulama yapılacak olması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 1/2/2012 tarihli on birinci celsede başvurucunun esas hakkındaki savunması alınmış, başvurucu ile diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık etme suçunu işledikleri sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına (mağdur sayısınca altı kez) ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak beş yıllık denetim süresi belirlenmiştir. Mahkeme; kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın anlatımlarını, kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Suç tarihinde Ankara Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Bürosu Amirliği görevlilerince sanık </i>[K.A.D.nin]<i> 05... ... 02 nolu cep telefonu ile fuhuşa aracılık yaptığının duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranarak, fuhuş için 2 bayan temin edip edemeyeceği sorulduğunda kişi başı 1500 Avro olmak üzere 3000 Avro fuhuş ücreti verildiği takdirde 2 bayanı temin edebileceğini, kendisinin İstanbul'da olduğunu, söz konusu fuhuş için gelecek bayanların buluşma yerine sanık </i>[T.D.]<i> tarafından göndereceğini belirttiği, bu şekilde anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar </i>[D.T.]<i> ve </i>[K.G.S.nin]<i> otel önüne geldikleri, görevli polislerin 3000 Avroyu mağdurlara verdikleri, tekrar sanık </i>[K.A.D.yi] <i>telefonla arayarak fuhuş için başka bayanları temin edip edemeyeceğini sordukları, sanık </i>[K.A.D.nin]<i> fuhuş için 4 bayan daha göndereceğini belirttiği, sanıkların, mağdurlar </i>[N.Ş.]<i>, </i>[A.A.]<i>, </i>[Y.Ö.]<i> ve </i>[F.S.yi] [S.] <i>otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen sanık </i>[T.D.nin]<i> görevli polislere gelen bayanlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve sanık </i>[T.D.yi]<i> yakaladıkları, böylece sanıkların mağdurlara fuhuş için müşteri temin etmek sureti ile aracılık yaparak her bir mağdur sayısınca ayrı ayrı atılı suçları işledikleri ve her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği iddia, özellikle mağdur </i>[F.S.nin]<i> üstün tutulan 'parayı </i>[T.]<i> isimli bayandan alacaktık' şeklindeki beyanı, mağdur </i>[Y.Ö.nün]<i> üstün tutulan, </i>[T.]<i> isimli arkadaşının kendisini telefonla aradığı, otel önünde bazı kişilerin beklediği ve müşteri olarak belirlediği kişilerle beraber olacaklarını söylediği, 1.000 avro civarında para alacaklarını bildirdiği ve daha sonra kendisinin de geleceği şeklindeki beyanı, yeminli olarak dinlenen tutanak tanıkları </i>[S.A.] <i>ve </i>[O.A.nın] <i>davaya konu tutanağı doğrular mahiyetteki beyanları, sanık </i>[T.D.nin]<i> olay nedeni ile diğer sanık ile telefonla görüştüklerini ve eğlenceye katılmak amacı ile olay yerinde bulunduğunu bildiren dolaylı kabul niteliğindeki savunması, sanık </i>[K.A.D.nin] <i>tutanakta bildirilen telefon numarasının kendisine ait olduğunu ve arkadaşlarının eğlenmesi için Ankara'da ikamet eden diğer sanığı aradığı ve yardımcı olmasını istediği yönündeki dolaylı kabulü içerir beyanı, ... tüm dosya kapsamından sabit olmakla ...</i> <i>mahkumiyet hükmü tesis olunmuş...</i>[tur.]<i>"</i></p>

<p>15. Başvurucu hakkındaki hükümler 22/3/2012 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşmiştir.</p>

<p>16. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun beş yıllık denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak ihbarda bulunmuştur. Yapılan ihbar üzerine Mahkemece dosyanın yeniden ele alınmasına karar verilerek 10/5/2019 tarihinde tensip işlemleri yapılmıştır.</p>

<p>17. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 11/6/2019 tarihli ilk celsede başvurucunun savunması alınmış ve daha önce açıklanması geri bırakılan hükümler açıklanmıştır. Buna göre başvurucunun fuhşa aracılık etme suçunu işlediği sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına (mağdur sayısınca altı kez) karar verilmiştir. Mahkeme, önceki gerekçeli kararında yer verdiği şekliyle kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın beyanları ile kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır.</p>

<p>18. Başvurucu, hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne karşı -diğerlerinin yanı sıra- kamu görevlilerinin hukuka aykırı şekilde gizli soruşturmacı olarak hareket ettiğini belirtmek suretiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>19. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 26/10/2021 tarihli kararıyla istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ve mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir.</p>

<p>20. Başvurucu, nihai kararı 10/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/13 md.) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/19 md.) Hâkim, soruşturmacının yedinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan suç bakımından kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına izin verebilir. </i></p>

<p><i>(5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. </i></p>

<p><i>(6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. (Ek: 21/2/2014–6526/13 md.) Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir. </i></p>

<p><i>... "</i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi</i><i>" </i>başlıklı 160. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. </i></p>

<p><i>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. "</i></p>

<p>23. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri " </i> başlıklı 161. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. </i></p>

<p><i>(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. </i></p>

<p><i>(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>24. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delillerin ortaya konulması ve reddi</i>" başlıklı 206. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır... </i></p>

<p><i>(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: </i></p>

<p><i>a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>25. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delilleri takdir yetkisi</i>" başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." </i></p>

<p>26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun<i> "Adlî görev ve yetkiler"</i> başlıklı ek 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. </i></p>

<p><i>Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>27. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/5/2015 tarihli ve E.2014/10-454, K.2015/156 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...K</i><i>olluk görevlilerinin, CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür. Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM’nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS’nin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM’nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı) Somut olayda; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca 'gizli soruşturmacı' görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli bulunmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlinin gizli soruşturmacı değil 'gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi' olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu görevlinin ancak suça azmettirmeden veya teşvik etmeden elde ettiği deliller hukuka uygun olacaktır."</i></p>

<p>28. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4/5/2021 tarihli ve E.2018/18-406, K.2021/196 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Dosya içerisinde bulunan 10.01.2012 tarihli tutanaktan da açıkça anlaşılacağı üzere kolluk görevlilerinin CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın kendiliklerinden olaya el koyarak delil toplama faaliyetine girişmeleri nedeniyle söz konusu tutanak içeriği ile tutanak düzenleyicisi tanıklar </i>[M.]<i> ve </i>[M.nin] <i>beyanlarının hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi, hukuka aykırı bu delillerden hareketle soruşturma evresinde 'Bilgi sahibi' sıfatıyla ifadelerine başvurulup CMK’nın 234 ve devamı maddelerinde belirtilen hakları da hatırlatılmayan mağdurlar </i>[S.]<i>, </i>[F.]<i>, </i>[D.]<i> ve </i>[N.nin]<i> anlatımları ile aynı yasak delillerden yola çıkılıp CMK’nın 43 ve devamı maddelerinde belirtilen usullere uyulmadan ifadeleri alınan tanıklar </i>[A.]<i> ve </i>[F.nin]<i> soruşturma evresindeki açıklamalarının hükme esas alınamayacağının anlaşılması, yargılama evresinde tanık olarak dinlenen </i>[A.] <i>ve </i>[F.nin]<i>, sanığın fuhuş suçunu işlediğine ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamaları, mağdur </i>[S.nin] <i>ise kolluk tarafından 'Bilgi sahibi' sıfatıyla alınan ifadesinden dönmesi ve sanığın aşamalarda suçlamaları kabul etmediğini savunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller değerlendirme dışında bırakıldığında sanığın yüklenen fuhuş suçunu işlediğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli delillerin bulunmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerekmektedir.</i><i>"</i></p>

<p>29. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 11/6/2019 tarihli ve E.2017/5113, K.2019/10342 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olayda, kolluk görevlilerince Cumhuriyet Savcısının CMK'nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın, müşteri gibi sanığın aranıp fuhuş için bayan temin edip edemeyeceği sorulup fiyat da öğrenildikten sonra sanığın tarifi üzerine suça konu adrese gidildiği, sanığa mağdurla fuhuş yapmak için para verdikten sonra odaya geçildiğinde kolluk görevlisinin kimliğini açıkladığı ve sonrasında Cumhuriyet savcısının haberdar edildiği olayda, Cumhuriyet Savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan, yapılan işlem hukuka aykırı olup, elde edilen bu delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı gözetilmeden, hükme esas alınması... </i>[hukuka aykırıdır.]<i>"</i></p>

<p>30. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/3/2021 tarihli ve E.2017/2242, K.2021/3647 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... askerlik görevini ifade eden sanıkların uyuşturucu madde sattığı yönünde ihbar alınması ve irtibatçı personel olarak görevli piyade askerin de durumdan şüphelenmesi üzerine, bu durumu derhal komutanlarına bildirmesi, komutanları tarafından ise 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 66. maddesine uygun şekilde derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlanması gerekmekte iken, bu işlem yapılmadan delil elde etmek amacıyla sanıkların yanına uyuşturucu satın alarak suçüstü yapması için asker</i> [M.G.K.nın] <i>gönderildiği anlaşılmış olmakla, Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan yapılan işlemler hukuka aykırı olup, elde edilen delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı, hukuka uygun kabul edilemeyeceği ve yine suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası, CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hükme esas alınamayacağından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması...</i>[bozmayı gerektirmiştir.]<i>" </i></p>

<p>31. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21/5/2013 tarihli ve E.2013/5397, K.2013/15729 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Türk Ceza Kanununun 1. maddesine göre Ceza Kanununun amacı 'Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.' Ancak suç işlenmesinin önleneceğinden bahisle, başkalarına suç işletilmesi bu amaçla bağdaşmamaktadır. Kızgınlık, kırgınlık, öfke veya elem nedeniyle yahut ikramiye almak veya tutuklanan şüphelinin mallarına el koymak veya satın almak, eşi ile evlenmek, ünlü olmak, adını basında duyurmak, küçük hatalarının görülmemesi amacıyla kolluk kuvvetlerine yardım etmek gibi herhangi bir amaçla, bir kimseye yönelik kışkırtıcı faaliyetlerde bulunulup ona suç işlettirilmesi, suç işlemeye yönlendirilmesi halinde yüklenen suçun oluşup oluşma- yacağı ve suça kışkırtılan failin sorumluluğu olaysal olarak belirlenmelidir. </i></p>

<p><i>Mevcut olan bir soruşturmada, suçun ortaya çıkarılmasını sağlamak için görevlilerin faaliyette bulunmaları mümkündür. Ancak Devletin görevi suç işlenmesini önlemek olup, organları vasıtasıyla kişilere suç işletmesi veya suç işleme eğilimini kuvvetlendirmesi, teşvik etmesi düşünülemez. Hukuk Devleti bireylerin hak ve özgürlüklerini korur. Devlet organlarının birtakım nedenlerle kişilere suç işletmesi ve sonra da failleri cezalandırması, cezalandırma hakkının kötüye kullanılmasıdır. Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken Uluslar arası Sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla bağlı olup kabul edilen ilkelere aykırı davranamazlar. Bir kimseyi suça kışkırtma hukuka aykırıdır. Devlet organları, bireyleri kışkırtarak suç işlemelerini sağlayıp sonra yakalayıp cezalandırılmalarını isteyemezler. Böyle bir uygulama yani bireyin hileli davranışlarla aldatılarak suç işlemesinin sağlanması devlete olan güveni zayıflatacağı gibi temel hakları da ihlal edecektir. </i></p>

<p><i>Suç işleme düşüncesi bulunmayan bir kişinin heyecanlandırılarak, tahrik edilerek, duygularından yararlanılarak kışkırtılıp suçüstü yakalatmak veya cezalandırılmasını sağlamak amacıyla bir suç işlemeye yöneltilmesi, suç işlemesine yardım edilmesi, suç işlemesi için olanak tanınması halinde ona verilecek ceza adil olmayacaktır. Zira fail tarafından, hiçbir etki olmadan özgür iradesiyle işlenmesine başlanmış bir fiil olmayıp kışkırtma olmadığı takdirde belki de bu suçun işlenmesi söz konusu olmayacaktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Failin, atılı suçu işlediğine dair yoğunlaşmış kuşku bulunması, bir soruşturmaya başlanmış olması halinde, bu kuşkuların giderilmesi için adli makamların bilgisi dahilinde gizli soruşturmacı, muhbir, gizli görevli kullanılması mümkündür. Görevlinin müdahalesi adil yargılama hakkını ihlal edici nitelikte olduğu takdirde, sanığın suçu işlediğini gösteren diğer delillerin mahkumiyete yeterli olup olmadığı, suçun nasıl işlendiği, suç eşyasının nerede ve nasıl bulunduğu, değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir." </i></p>

<p>32. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10/1/2019 tarihli ve E.2016/17207, K.2019/1034 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... YCGK kararı, AİHM kararları ve CMK'daki düzenlemeler uyarınca, gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin elde ettiği delillerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların varlığı aranmalıdır: </i></p>

<p><i>a- Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi hiç bir zaman kışkırtıcı ajan gibi hareket etmemeli, önceden failde bulunmayan suç işleme kastı oluşturularak, fail suç işlemeye azmettirilmemeli. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c- Kolluk görevlisinin tutanağı delil olarak kabul edildiğinde, diğer delillerle birlikte tutanağa da dayanılıyorsa mutlaka tutanak düzenleyiciler dinlenilmeli, sanığa, tutanak ve düzenleyicilerin anlatımlarına karşı savunma yapma imkanı verilmelidir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>33. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 7/10/2025 tarihli ve E.2021/220, K.2025/9563 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Dava konusu uyuşturucu madde ticareti yapma suçu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmadığından, olay tarihi itibarıyla </i><i> CMK'nın 139/4.</i><i> maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği ... anlaşılmıştır. Sanığın kimliğinin tespiti gizli soruşturmacı faaliyetleri ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara göre yapıldığı gibi suçun sübutu da bu kayıtlara dayandırılmıştır. </i><i>5271 sayılı CMK'nın 217.</i><i> maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir.</i>"</p>

<p>34. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2025 tarihli ve E.2024/489, K.2025/7047 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olay bakımından her ne kadar sanık üzerine atılı suç yönünden CMK 139 maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği anlaşılmış ise de CMK 160 ve 161 maddeleri uyarınca gizli soruşturma görevi yapan adli kolluk görevlisinin suça teşvik etmeden veya azmettirmeden elde ettiği delillerin hukuka uygun olacağı</i> [anlaşılmıştır.]<i>"</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "<i>Adil yargılanma hakkı</i>" başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı paragrafının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.</i>"</p>

<p>36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzluk gibi bazı suçların yol açtığı tahribatı gözönüne alarak Sözleşmeci devletlerin bu gibi suçlarla mücadelede sert bir tavır takınmalarının gerekçelerini değerlendirmiş, yine bu gibi suçlar için belirli güvenceler ile kısıtlamaların sağlanması kaydıyla özel soruşturma tekniklerine müsamaha gösterilebileceğini açıklamıştır (<i>Ursu/Romanya</i>, B. No: 44497/09, 18/12/2018, § 31; <i>Vlachos/Yunanistan</i>, B. No: 20643/06, 18/9/2008, § 24; <i>Vanyan/Rusya</i>, B. No: 53203/99, 15/12/2005, §§ 46,47). Diğer taraftan ise anılan suçlardaki artışın kuşkusuz uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini kabul ederken adaletin adil bir şekilde uygulanması hakkının birtakım kolaylık uğruna feda edilemeyeceğine vurgu yapmıştır (<i>Teixeira de Castro/Portekiz,</i> B. No: 44/1997/828/1034, 9/6/1998, § 36).</p>

<p>37. AİHM, <i>tuzağa düşürme</i> veya <i>kışkırtıcı ajan</i> şikâyetlerinin olduğu başvurularda hukuka aykırı delil şikâyetlerine yönelik olarak belirlenen ilkeler yerine tahrikin maddi testi ve usul güvenceleri testinden oluşan tahrik şikâyetinin kendine özgü ilkelerini uygulamayı tercih etmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya, </i>B. No: 40495/15, 15/10/2020, §§ 111-139).</p>

<p>38. Tahrikin maddi testi kapsamında ilk adım olarak böyle bir tahrik veya tuzağa düşürme hususunun var olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Tahrik veya tuzağa düşürme olgusunun tespiti hâlinde ilgili kişiye karşı cezai kovuşturmada elde edilen bu delillerin kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında ortaya bir sorun çıkaracaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya,</i>§ 112). Bu bağlamda cezai soruşturmalarda polis kışkırtması veya tuzağı ile meşru gizli tekniklerin kullanımı arasındaki farkı ayırt etmek amacıyla -başvuranın suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı ve soruşturma makamlarının pasif tutumda kalıp kalmadıkları gibi- bazı ölçütler kullanılabilecektir. Belirtilen ölçütler uygulanırken ispat yükümlülüğü ise yetkililere yüklenmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 118).</p>

<p>39. AİHM, ulusal makamların başvuranın faaliyetlerini esasen <i>pasif</i> şekilde soruşturduğunu ve başvurucuyu bir suç işlemeye teşvik etmediğini yeterli bir kesinlik derecesiyle tespit edebildiği takdirde gizli tedbirle elde edilen delillerin daha sonra başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varması için yeterli kabul etmektedir (<i>M</i><i>atanović/Hırvatistan</i>, B. No: 2742/12, 4/4/2017, § 133).</p>

<p>40. Tahrikin usule ilişkin ikinci testi ise kışkırtma iddiasının savunulabilir koşullarını ortaya çıkarmak için gerekli adımların atılıp atılmadığını, kışkırtma olduğuna dair bir bulgu durumunda veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı bir davada ilgili çıkarımların Sözleşme'ye uygun olarak yapılıp yapılmadığını belirlemek için uygulanacaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 121). Suçla mücadeledeki kamu yararının polis kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı gösteremeyeceğini vurgulayan AİHM, adil bir yargılama için polis tahriki sonucu elde edilen tüm delillerin kovuşturma dışında tutulmasını veya benzer sonuçları olan bir usulün uygulanması gerektiğini kabul etmiştir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 123). Başvuranın bir suçtan mahkûmiyetinin polis tahrikiyle elde edilen delile dayandığı durumlarda başvuranın cezasında önemli bir indirim dahi olsa itiraz edilen delillerin dışlanmasıyla benzer sonuçlar doğuran bir prosedür olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır (<i>Furcht/Almanya</i>, B. No: 54648/09, 23/10/2014, §§ 68, 69).</p>

<p>41. AİHM <i>Sepil/Türkiye</i> (B. No: 17711/07, 12/11/2013) kararında ise polis memurlarının başvurucunun yakalanması ile sonuçlanan operasyonu bir hâkimin ya da Cumhuriyet savcısının kararıyla değil kendiliğinden yaptıklarını, bunun ise gizli soruşturmacıların görevlendirilmesi hususunu düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesine aykırı olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>42. Son olarak AİHM'e göre kolluk görevlilerinin müdahalesi olmadan söz konusu suçun işlenebileceğini gösterir somut bir olgu mevcut olmadığı hâlde bu görevlilerin <i>aktif</i> olarak bir suçun işlenmesinde etkili olmaları hâlinde yargılama hakkaniyete uygun yürütülmemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesi ihlal edilmiş olur (<i>Ramanauskas/Litvanya </i>[BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008; <i>Burak Hun/Türkiye, </i>B. No: 17570/04, 15/12/2009; <i>Sepil/Türkiye,</i> B. No: 17711/07, 12/11/2013). Bu çerçevede fail suç işleme potansiyeline sahip bir kişi olsa bile somut olayda kolluk görevlisinin müdahalesinden önce failin suç işleme hazırlığında olduğunun başka delillerle desteklenmesi yani failin müdahale olmadan suçu işleyeceğinin başka delillerle kanıtlanması gerekir (<i>Burak Hun/Türkiye</i>, §§ 46, 47).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>44. Başvurucu; kolluk görevlilerinin suça teşviki sonucu elde edilen delillerin kanıt olarak değerlendirilemeyeceğini, kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olması durumunda dahi kışkırtıcı ajan gibi hareket ederek suça azmettiren olmaması gerektiğini, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması nedeniyle mahkûmiyet gerekçesine esas olamayacağını belirtmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü emri olmadan işlem yapılamayacağını, delil toplanamayacağını ve bu yönde Yargıtay içtihatları da olduğunu belirterek hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delil sonucu mahkûm edildiğini, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>45. Bakanlık görüşünde; başvuruda öncelikle 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nde belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>47. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler </strong></p>

<p>50. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun şekilde ortaya çıkarılması ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (<i>Orhan Kılıç</i> [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).</p>

<p>51. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, § 9). Öte yandan hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de bütün işlem ve eylemlerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2018/1, K.2018/83, 11/7/2018, § 13).</p>

<p>52. Bir hukuk devletinde adil yargılanma hakkının güvence altına alınabilmesi bakımından kişilere yönelik suç isnadında bulunulabilmesi, buna bağlı idari ve adli soruşturma ve kovuşturmalar yürütülebilmesi için öncelikle <i>işlenmiş olduğu</i> iddia edilen bir suça ilişkin şüphenin varlığı gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2) </i>[GK], B. No: 2016/69274, 5/3/2020,§ 40).</p>

<p>53. Bir suça ilişkin şüphenin söz konusu olmadığı durumlarda devletin kamu görevlileri aracılığıyla <i>suç işleyebileceği tahmin edilen </i>kişilerin suç işlemesine imkân verebilecek bir ortamı hazırlaması ve böylelikle kişilerin suç işlemesine imkân sağlaması düşünülemez. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz. Diğer taraftan işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı durumlarda belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2),</i> § 41).</p>

<p>54. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir (<i>Emsan Öner</i> [2. B.], B. No: 2013/1504, 3/2/2016, § 72). Bazı suçların karmaşık yapısı, işlenme şekli ve işlendiği takdirde ortaya çıkan tahribat gereği anılan suçlarla mücadelede özel soruşturma yöntemlerinin geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Delil toplanmasında karşılaşılan güçlük nedeniyle organize suç örgütünün yapısına sızmak, örgüt içindeki hiyerarşik yapı hakkında delil toplamak, delillerin muhafaza altına alınmasını sağlamak ve suçun işlenme şeklini ortaya çıkarmak gibi amaçlarla özel soruşturma tekniklerine müracaat edilebilecektir. Kural olarak özel soruşturma yöntemlerinin, özellikle de gizli soruşturma tekniklerinin kullanılması başlı başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaz.</p>

<p>55. Ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kuralları belirleyen 5271 sayılı Kanun'da koruma tedbirleri kapsamında birtakım özel soruşturma ve kovuşturma usullerine yer verilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinde özel bir soruşturma tekniği olarak düzenlenen "<i>gizli soruşturmacı görevlendirilmesi</i>" usulü, maddenin (7) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde uygulanabilecektir. Bu durum, soruşturmanın başka yollarla yürütülemeyeceği veya yürütülmesinin son derece zor olacağı şeklinde anlaşılabilecektir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kamu görevlileri arasından ve ancak hâkim kararıyla yapılacaktır.</p>

<p>56. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlinin ceza soruşturmasındaki esas görevi <i>pasif</i> şekilde suç faaliyetlerini takip etmektir. Cezai sonuç doğuran eylemi ise suçu <i>pasif </i>şekilde incelemek yerine işlenmeyecek bir suçun işlenmesine imkân sağlama bu kişilerin <i>kışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> sayılabilecek faaliyeti olarak kabul edilir. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerin esasen <i>pasif</i> durumda kalıp kalmadığı ise soruşturmanın altında yatan nedenler ile ortaya konulan davranışlara göre belirlenecektir. Bu bağlamda gizli soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak, bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla yükümlüdür.</p>

<p>57. Suçla ilgili somut delillere ulaşılması ve bu delillerin toplanması soruşturma makamlarının gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerde beklediği esas görevdir. Bu noktada anılan kişilerin <i>k</i><i>ışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> anlamına gelen eylemleriyle kanunun izin verdiği delil toplamaya ilişkin davranışlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bunun için başvurucunun <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> yönelik şikâyetleri yönünden öncelikle kamu görevlilerince <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> maruz bırakıldığına dair tartışılabilir bir şikâyetin varlığı tespit edilmelidir. Bu doğrultuda<i> belirli seviyede dile getirilen </i>şikâyetin<i> kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> kategorisinde incelenmesi gerektiğine kanaat edinilirse aşağıdaki testler kapsamında inceleme yapılmalıdır.</p>

<p><strong>ii. Maddi Test </strong></p>

<p>58. Maddi test, esasen gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlilerin soruşturmadaki eylemlerinin <i>pasif</i> olup olmadığıyla ilgilidir. Bu görevlilerin başvurucunun faaliyetlerini aslında <i>pasif</i> bir şekilde soruşturduğunun ve <i>onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin</i> yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli tedbirle elde edilen delillerin başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varılması için yeterli olacaktır. Bu bağlamda somut olayda böyle bir <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Suça teşvik (kışkırtma) veya tuzak kurma ilgili görevlilerin -ister kolluk görevlileri olsun ister onların talimatları doğrultusunda hareket eden kişiler olsun- kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlamadıkları ancak suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla başvurucu üzerinde işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde bir etki uyguladıkları durumlarda gerçekleşmiş olur.</p>

<p>59. Esasen <i>suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i> yöntemleriyle delil elde edilmesinin yasaklanmasının ardındaki gerekçe, kolluğun görevinin suçu önlemek ve soruşturmak olduğu, kışkırtmak olmadığı hususudur. Bu nedenle<i> suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i>nın ceza soruşturmalarında meşru gizli soruşturma yöntemlerinin kullanılmasından ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede soruşturmayı yürüten görevlinin <i>pasif</i> şekilde hareket edip etmediği tespit edilirken gizli operasyonun altında yatan nedenler ve ilgili görevlinin davranışları incelenmeli, başvurucunun suç faaliyetlerine karıştığı veya suç işlemeye eğilimli olduğuna dair objektif bir şüphenin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca bir kişinin gizli görevde çalışan kolluk görevlileriyle doğrudan temas hâlinde olmaması ancak polis tarafından doğrudan suç işlemeye teşvik edilen bir suç ortağı tarafından suça dâhil edilmesi hâlinde de tuzağa düşürülmüş olabileceği kabul edilebilir. Ceza soruşturmalarındaki meşru gizli soruşturma tekniklerinin aksine kolluk görevlilerinin eylemleri diğer kişi için de suç işlemeye teşvik mahiyetinde kabul edilebiliyorsa bu koşullarda da tuzağa düşürme söz konusu olabilir. Bu bağlamda doğrudan suç işlemeye teşvik edilen kişinin suça katılmak için diğer kişilerle iletişime geçme ihtimalinin kolluk görevlileri tarafından öngörülebilir olup olmadığı, bu kişinin faaliyetlerinin kolluk görevlilerinin davranışları tarafından da belirlenip belirlenmediği ve ilgili kişilerin yerel mahkemeler tarafından suç ortağı olarak kabul edilip edilmediği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>60. Kolluk görevlilerinin meşru gizli soruşturma yöntemlerini kullanması ile suç işlemeye teşvik (kışkırtma) arasında ayrım yapılırken başvurucunun suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı da değerlendirilmelidir. Özellikle uyuşturucu suçlarının soruşturulmasında soruşturma mercileri tarafından <i>pasif</i> bir tutumun terk edilerek başvurucuyla iletişime geçilmesi, başvurucunun ilk başta reddetmesine rağmen teklifin yenilenmesi ve ısrarla suça teşvik edilmesi, fiyatın ortalamanın üzerinde yükseltilmesi veya yoksunluk belirtilerinden bahsederek başvurucunun merhametine başvurulması gibi davranışlar bu açıdan önem arz etmektedir.</p>

<p>61. Belirtilmelidir ki bu ölçütler uygulanırken kural olarak ispat külfeti kamu makamlarındadır. Suç isnadı altındaki kişinin iddialarının tamamen ihtimal dışı olmaması şartıyla <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığını kanıtlamak kamu makamlarına düşer. Diğer bir ifadeyle başvurucunun <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığına yönelik iddialarının ortaya çıkarılması için gerekli araştırmaların yapılıp yapılmadığı önemli olmakla birlikte <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>nın olmadığının ispatı soruşturma makamlarına yüklenecektir. <i>Kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i>, soruşturma yürüten kişilerin gizli soruşturma görevlerini yerine getirmeleri konusunda resmî olarak görevlendirilmeleri ve yapılan uygulamanın denetlenmesi yoluyla engellenebilir. Bu bağlamda soruşturma tedbirlerine izin verilmesi ve bunların uygun şekilde denetlenmesi için açık ve öngörülebilir bir usul mevcut olmalı ve bu usul yargısal bir denetime tabi tutulmalıdır.</p>

<p>62. Yapılan inceleme neticesinde kamu görevlilerinin başvurucunun faaliyetlerini esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturduğu ve onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli soruşturma yöntemleriyle elde edilen delillerin başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte maddi testin başvuruda yeterli bilginin mevcut olmaması, açıklama eksikliği veya tarafların olaylara ilişkin anlatımlarındaki çelişkiler nedeniyle sonuçsuz kalması ya da maddi test kapsamında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının gerekliliklerine aykırı olarak<i> kışkırtma</i>ya veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığının tespit edilmesi durumunda usul güvencelerine ilişkin testin uygulanması gerekecektir.</p>

<p><strong>iii. Usul Güvenceleri Testi</strong></p>

<p>63. Bu test kapsamında <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelerce gerekli adımların atılıp atılmadığı, kışkırtmanın tespit edildiği veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı durumlarda ise ceza davasında Anayasa'ya uygun çıkarımların yapılıp yapılmadığı değerlendirilmektedir. Buna göre bir <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i> iddiasının olduğu hâllerde hangi usulün izleneceği hususunda takdir mahkemelere ait olmakla birlikte buna ilişkin şikâyetin esaslı bir savunma teşkil ettiği ve mahkemeyi <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzakla</i> elde edilen delilleri dışlama yükümlülüğü altına soktuğu veya benzer sonuçlara yol açtığı durumlarda mahkemelerin söz konusu şikâyetleri Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekliliklerine uygun şekilde ele alıp almadığı Anayasa Mahkemesince denetlenecektir.</p>

<p>64. Belirtilmelidir ki suçla mücadeledeki kamu yararı dahi kolluk görevlilerinin kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı göstermeyeceği gibi bu husus başvurucuyu en başından itibaren adil bir yargılamadan kesin olarak mahrum bırakma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Dolayısıyla yargılamanın Anayasa'nın 36. maddesi anlamında adil olması için <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> sonucu elde edilen tüm deliller hariç tutulmalı veya benzer sonuçları doğuran bir usul uygulanmalıdır. Bu noktada yargılamada silahların eşitliği veya savunma hakları gibi genel güvencelerin sanık lehine gözetilmesi tek başına yeterli değildir. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz.</p>

<p><strong>iv. Sonuç ve Değerlendirme </strong></p>

<p>65. Somut olayda fuhşa aracılık etme suçunun sübutu yönünden kolluk görevlilerince ulaşılan bilgi ve beyanlar <i>önemli ağırlıkta</i> delil olarak kullanılmıştır (bkz. §§ 15, 18). Başvurucunun hem hükmün açıklanması sürecinde hem de istinaf aşamasında açıkça <i>kışkırtma</i> ve<i> tuzak kurma</i> şikâyetinde bulunduğu görülmüştür (bkz. § 19). Başvurucu, bu şikâyetini başvuru formunda da açık olarak dile getirmiştir (bkz. § 45). Başvuru formu ve ekli belgelerden başvurucunun <i>kışkırtma ve tuzak kurma</i> şikâyetini soyut ve genel ifadelerle değil belirli seviyede <i>somutlaştırarak</i> dile getirdiği anlaşıldığından ilk olarak maddi test yönünden inceleme yapılmalıdır.</p>

<p>66. Bu bağlamda somut olayda <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunun için kolluk görevlilerinin kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlayıp sınırlamadıkları, suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde başvurucu üzerinde bir etki uygulayıp uygulamadıkları belirlenmelidir.</p>

<p>67. Başvurucu, birlikte yargılandığı K.A.D.nin <i>suç ortağı</i> konumundadır. Başvurucunun kendisi kolluk görevlileriyle ilk defa muhatap olan kişi değilse de fuhuş için kadınların buluşma yerine gönderilmesiyle suça konu eyleme dâhil olmuştur. Başvurucu, fuhşa aracılık etme suçu yönünden kolluk görevlilerine kadın bulmuştur. Somut olayda kolluk görevlileri suçun işlenmesi sürecinde yalnızca <i>edilgen</i> bir biçimde suç teşkil eden eylemi soruşturmakla sınırlı kalmamış; bunun aksine suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynamıştır. Diğer bir ifadeyle kolluk görevlileri başvurucuyla buluştuktan sonra başvurucunun fuhşa aracılık etme faaliyetini gerçekleştirmesi amacıyla kadın bulmasına yönelik konuşmalar yapmak ve para vermek suretiyle suçu esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturmakla yetinmeyip suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde davranmıştır. Dahası başvurucunun iki kadın bulmasından sonra kolluk görevlilerinin aktif tutum sergileyerek başvurucudan dört kadın daha istemeleri soruşturmadaki rollerinin <i>pasif</i> olmadığını ortaya koyma dışında mağdur sayısının artmasına bağlı olarak başvurucuya verilen ceza miktarının da artmasına yol açmıştır.</p>

<p>68. Somut olayda kolluk görevlilerini suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynadıklarının tespit edilmesi nedeniyle usul güvenceleri testine geçilmelidir. Başvurucu, yargılama sırasında aşamalarda istikrarlı şekilde usule aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınamayacağını öne sürmüştür.</p>

<p>69. Kolluk görevlileri soruşturma işlemini talimat olmaksızın kendiliğinden yürütmüştür. Soruşturmayı yürüten kolluk görevlilerinin statüsü yargı mercilerince tespit edilmemiştir. Diğer bir ifadeye bu görevlilerin gizli soruşturma yapan kolluk görevlisi veya gizli soruşturmacı olup olmadığına yönelik belirleme yapılmamıştır. Anılan kişilerin gizli soruşturmacı olarak kabulü durumunda 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirmesine ancak hâkim tarafından karar verilebilecektir. Somut olayda ise bir hâkim kararı bulunmamaktadır (bkz. § 23). Anayasa Mahkemesinin de daha önce ifade ettiği üzere işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı hâllerde belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar</i> <i>(2)</i>, § 41).</p>

<p>70. Başvurucu, ayrıca bu hususu istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde de açık bir biçimde dile getirmiş ancak İstinaf Dairesi de müdahalenin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun olup olmadığını, bu kişilerin ajan provokatör gibi davranıp davranmadığını tartışmadan istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Diğer bir ifadeyle yargı mercileri elde edilen delillerin hukuka aykırılığı noktasında 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu durumda suçların soruşturulması ve ortaya çıkarılması görevinin kamu yararı bakımından önemi ve güçlükleri kabul edilmekle birlikte hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlandığında somut olayın koşulları altında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun yargılamadan yoksun bırakıldığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>71. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı bağlamında <i>hakkaniyete uygun yargılanma</i> <i>hakkının</i> ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>72. Başvurucu; ayrıca eksik araştırma ve inceleme sonucunda gerekçesiz karar verildiğini, kolluk görevlilerinin tamamının dinlenmediğini, tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında bir kısım güvencelerin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre ileri sürdüğü diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına bu aşamada gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>73. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>74. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>75. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>76. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Adil yargılanma hakkının diğer bir kısım güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/470, K.2019/494) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından yapılan değerlendirmede, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk gerekçesinde kolluk görevlilerinin başvurucuya yönelik kışkırtma ve tuzak kurmak suretiyle elde ettikleri delillerin mahkemece verilen mahkumiyet kararında belirleyici delil kabul edildiği, Cumhuriyet Savcılığının söz konusu delillerin bu mahiyette olmadığını ispat edemediği, Savcılığın talebi olmaksızın gizli soruşturmacı koşulları bulunmayan ve kışkırtıcı ajan rolüyle elde edilerek hükme esas alınan delillerdeki hukukla aykırılığın yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>Kolluk fezlekesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin yapılan çalışmalarda K. isimli şahsın 0532 ... . 02 nolu cep telefonu ile fuhuşsa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranmış olduğu, kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda K. isimli kişinin telefonu açtığı ve kendisiyle iki kadınla ilgili olarak belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlandığı, ancak K.’nın şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceği ve söz konusu kadınları başvurucunun temin edeceğini ifade ettiği, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce anlaşılan iki kadının otel önüne gönderildiği, aynı fezlekede ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.’nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerince K. isimli şahsın arandığı ve başvurucunun konuşulan kadınları gönderdiği, başka kadınlar da temin edip edemeyeceğinin sorulduğunda anlan otele dört kadının daha gönderileceği belirtildiği, önce Y.Ö. ve F.S. isimli kadınların sonra da başvurucu, A.A. ve N.Ş. isimli kadınların otele geldiği, bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlilerinin kimliklerini gösterdiği, daha önce verilen ücreti geri aldıkları ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri için Ahlak Büro Amirliğine hep birlikte gittikleri, daha sonra Cumhuriyet savcısı arandığı ve talimatları alındığı belirtilmiştir.</p>

<p>Cumhuriyet savcısı tarafından, adı geçen kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhuşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi alındıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat verilmiştir. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış, soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhuş için aracılık yapmak suçunu islediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. Yargılama sonucunda başvurucunun ve K.A.D.’nin fuhuşa aracılık etme suçunu işledikleri sabit görülerek 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezasına (mağdur sayısınca 6 kez) hükmedilmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucunun 5 yıllık denetim süresi içinde tekrar suç işlemesi nedeniyle dosya yeniden ele alınarak, mahkemece açıklaması geri bırakılan hükümler açıklanmış ve bu karar İstinaf Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Somut olayda, Ahlak büro amirliğinde görevli polislerin gizli soruşturmacı ya da kışkırtıcı ajan olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Polis 2559 sayılı Kanun çerçevesinde yetkilerini kullanmış olup, Kanun tarafından kendisine verilen görevleri ifa etmiştir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 2. maddesinde, polisin genel emniyetle ilgili görevlerinin iki kısım olduğu belirtilerek bu görevlerin, A) Kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak, B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak olduğu düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 13. maddesinde polisin suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alacağı, uzaklaştıracağı ya da yakalayacağı ve gerekli kanuni işlemleri yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yine 2559 sayılı Kanun’un ek 6. maddesinde polisin, söz konusu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getireceği, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getireceği, bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polisin, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildireceği ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca, somut olayda suç şüphesinin varlığı üzerine polis tarafından harekete geçilmiş olup, K. isimli şahsın telefonu bu nedenle aranmıştır. Kaldı ki, K. isimli şahsın şehir dışında bulunduğunu beyan ettiği ve başvurucunun kendileri ile irtibata geçeceğini söylediği konusunda tartışma da mevcut değildir. Başvurucunun iradesinin hata ya da tehdit ile sakatlandığı, K. isimli şahsın ya da polisin kendisini tehdit ettiği konusunda bir delili de mevcut değildir. Suçun maddî unsurunu kanıtlama yükümlülüğünün Savcılıkta olduğu ileri sürülebilirse de manevî unsur olan kastın bulunmadığını, yani söz konusu fiilin hata, hile, tehdit gibi sebeplerle işlediğini kanıtlama yükümlülüğü suçlanan kişiye (şüpheli veya sanık) aittir. Başvurucu, polis tarafından telefonla aranan (K)’nın yönlendirdiği kişi olup, daha sonra bizatihi (K)’nın yönlendirmesi ile başvurucunun kendisi de otele gelmiştir. Başvurucu, suç işleme iradesinin polis tarafından oluşturulduğunu ya da serbestçe karar alma iradesinin ortadan kaldırdığını ispatlayamadığı gibi, kararda yer verildiği üzere polis tarafından kendisi ile doğrudan iletişim kurulmadığından başvurucunun iradesinin zaten sakatlanmadığı da açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi <strong>(</strong><strong><i>Eurofinacom/Fransa, B. No: 58753/00, 7/9/2004</i></strong><strong>)</strong> kararında, Fransız kolluk görevlileri tarafından fuhşa aracılık ve ahlaksız kazanç suçlarının tespiti amacıyla bir veri iletişim sistemine müşteri gibi girilmesinin başvurucuyu kışkırtma (tuzağa düşürme) amacı taşımadığına karar vermiştir. Söz konusu olayda başvuru sahibi şirket, France Telecom ile yapılan bir anlaşma kapsamında, özel bir terminal aracılığıyla erişilebilen bir veri iletişim hizmeti sunmakta olup, hizmete “36-15 ALINE” kodu girilerek erişilebilmektedir. Çevrimiçi kullanıcıların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan bir mesajlaşma ve posta kutusu sistemi söz konusudur ve kullanıcılar bir takma ad (“sahte isim” olarak anılır) seçebilmekte ve ayrıca başkalarının incelemesi için kendileri hakkında kısa bir açıklama (“CV”) sağlayabilmektedir. Savcılık, hizmetin fahişeler tarafından potansiyel müşterilerle iletişime geçmek için kullanıldığından şüphelenerek ön soruşturma başlatmış ve polis, 30 Aralık 1996'da yaptığı açıklamada, soruşturmaları sırasında memurların "AAA" takma adını kullanarak 36-15 ALINE'a eriştiğini bildirmiştir. Başvurucu AİHM’e başvurusunda şirket kışkırtma sonucunda elde edilen deliller çerçevesinde ceza verildiğini ileri sürmüş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, Paris Ceza Mahkemesi'nin 9 Ekim 1997 tarihli ve Paris İstinaf Mahkemesi'nin 24 Eylül 1998 tarihli kararları, başvuran şirketin mahkumiyetinin, soruşturma sırasında bulunan bazı özgeçmişlerin içeriğine ve 36-15 ALINE'ı kullanan fahişelerin ifadelerine dayandığını, 30 Aralık 1996'da soruşturma görevlilerinin bilgi taleplerine verilen çevrimiçi yanıtlara dayanmadığını, dolayısıyla, her halükarda mahkemelerin kararlarının, başvuran şirketin kışkırtma olarak nitelendirdiği operasyon yoluyla elde edilen kanıtlara dayandığının söylenemeyeceği, soruşturma görevlilerinin 30 Aralık 1996 tarihinde 36-15 ALINE'da kendilerine şahsen yapılan fuhuşla ilgili hizmet tekliflerini kışkırttıkları doğru olsa da, başvuran şirketin mahkum edildiği ahlaksız kazançtan geçinme suçunun işlenmesine gerçek anlamda teşvik etmedikleri, bu suçun, fuhuş yapanlar tarafından değil, başvuran şirket tarafından zorunlu olarak işlenen sürekli bir suç olduğunu belirterek, bu nedenlerle başvuran şirketin, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlalinden şikayet edemeyeceği ve başvurunun bu kısmının açıkça temelsiz olduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Başvuruya konu somut olayımızda, yerel mahkeme kararının gerekçesinde polis tarafından telefonla arama olgusuna değinilmekle ve delil olarak yer verilmekle birlikte, mağdur ifadelerine ve yeminle dinlenen tutanak tanıklarının beyanları da delil olarak kabul edildiği ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün tanık beyanlarına göre kurulduğu anlaşılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yukarıda özetle yer verilen kararında belirtildiği üzere, başvurucunun mahkûm olduğu suç, fuhuş yapanlar tarafından değil, fuhuşa aracılık yapanlar tarafından işlenebilen seçimlik hareketli bir suçtur. Bu nedenlerle başvurucunun, kışkırtma ya da gizli soruşturmacı yoluyla delil elde edildiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasal hükümler çerçevesinde dinlenilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki, Mahkememiz çoğunluğunun görüşü kabul edilirse, polisin suçun ortaya çıkarılması için, suç işleyen şahsa telefon edemeyeceği, mesaj gönderemeyeceği vb. yollarla iletişim kuramayacağı aksi halde gizli ajan ve kışkırtma sonucunda suçun işlenmiş sayılacağı ve sanığın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır ki, bu durumda 2559 sayılı Kanun’un polise verdiği suçun önlenmesi, suçun tespiti, suç delillerin toplanması ve suçluların yakalanması gibi görevlerin yerine getirilmesi de mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Yerel mahkemenin başvurucu hakkında verdiği karar gerekçeli olup, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.</p>

<p>Belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="96958"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/2/2026 tarihli ve 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong> <strong>İ.</strong> <strong>Ö. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/48161)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Abdurrahman Remzi AKPINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Filinta Rozerin TELLİOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, HPV aşı bedelinin ödenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan alacak davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 9/8/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlaması için 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz human papilloma virüs (HPV) aşısı olmuş ve bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu, söz konusu aşı bedelinin tarafına iade edilmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezine (Kurum) başvurmuştur. Başvurucunun talebi Kurum tarafından 12/3/2024 tarihinde reddedilmiştir. Ret yazısında, 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde (Tebliğ) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçların Kurumun resmî internet sitesinde yayımlandığına ve bu listede yer almayan ilaçların bedelinin hiçbir koşulda Kurumca ödenmeyeceğinin ifade edildiğine vurgu yapılarak anılan aşının 2013 yılı<i> "Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde tanımlı olmaması nedeniyle geri ödemesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, Kurumun ret kararı üzerine aşı bedelinin iadesi istemiyle iş mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; her yıl yaklaşık 300.000 kadının ölümüne yol açan rahim ağzı kanserinin sebebinin %99 oranında HPV olduğunu, HPV'nin ileride rahim ağzı kanserine yol açmasını önlemek için bireylerin erken yaştan itibaren bu aşıları yaptırmasının önerildiğini ifade etmiştir. Ayrıca rahim ağzı kanseri için bilinen ve uygulanan başka bir tedavi türü olmadığını, bu hastalığa karşı koruyuculuğu %100'e varan ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan aşıyı bu sebeple yaptırdığını belirtmiştir. Son olarak HPV aşılarının kanser riskini azalttığı hususunun uzmanlarca ortaya konulmasına rağmen Türkiye ulusal aşı takviminde yer almadığını, bu sebeple yaptırdığı aşıların bedelinin tarafına ödenmemesinin Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkına müdahale oluşturduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>9. İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/4/2024 tarihinde düzenlediği tensip tutanağı ile davanın basit yargılama usulü ile görülmesine karar vermiştir. Mahkeme, diğer hususların yanında ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna müzekkere yazılarak başvurucunun hizmet cetveli, sigortalılık dosyası ile anılan ilacın/aşının uygulanmasına ilişkin tüm tıbbi evrak ve raporları istemiştir. Mahkeme son olarak Türk Eczacıları Birliğine (TEB) başvurucunun yaptırdığı <i>Gardasil</i> isimli aşının muadilinin bulunup bulunmadığını ve aşının rayiç bedelini sormuştur.</p>

<p>10. Mahkeme 10/7/2024 tarihinde davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, aşının hayati önemi haiz olmadığını ve koruma amaçlı uygulandığını ifade etmiştir. Ayrıca geri ödemesi talep edilen ilaçların/aşıların talep edenin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlike taşıması, hastalığın tedavisinde önem ve aciliyet arz etmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Son olarak talep edilen aşının anılan aciliyet ve aktüel niteliği taşımadığını, muhtemel bir tehlikeye dair koruyucu önlem vasfını haiz olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>11. Başvurucu nihai kararı 29/7/2024 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun <i>"Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi" </i>başlıklı 63. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır: </i></p>

<p><i>a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>f) Yukarıdaki bentler gereğince sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Değişik fıkra: 6/2/2014-6518/81 md.) Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>13. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri"</i> başlıklı 64. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>d) (Ek: 17/1/2012-6270/7 md.) 63 üncü maddeye göre yöntem, tür, miktar ve kullanım sürelerinin belirlenmesi sonucunda Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı dışında bırakılan sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." </i></p>

<p>14. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerinin belirlenmesi" </i>başlıklı 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/44 md.) 65 inci madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63 üncü madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkilidir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>15. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesi"</i> başlıklı 73. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, fatura denetimi konusunda kriterler koymaya, alternatif geri ödeme modelleri oluşturmaya ve bu konularda tespitler ve denetimler yapmaya ve/veya yaptırmaya, buna bağlı olarak hizmet alımı yapmaya yetkilidir. </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, gerçek veya tüzel kişilerden; ödeme kapsamındaki sağlık hizmetleri ve/veya ürün listelerine girmek için yapılan başvurulardan asgari ücretin yirmi katını geçmemek üzere başvuru ücreti, ilaç hariç olmak üzere diğer tıbbi malzeme ve ürünlerden listelerde kalmak için asgari ücretin üç katını geçmemek üzere yıllık aidat, fiyat düşüş talepleri hariç olmak üzere listelerdeki değişiklik taleplerinden her bir işlem için asgari ücret tutarını geçmemek üzere işlem ücreti, kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşları ile yapılan protokollere dayalı sözleşmeler hariç olmak üzere sözleşme imzalamak için asgari ücretin on katını geçmemek üzere sözleşme ücreti alabilir, bu ücretleri imal ve ithal ürün gruplarına göre farklılaştırabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>...</i><i>" </i></p>

<p>16. Tebliğ'in <i>"Bedeli ödenecek ilaçlar (EK-4/A)"</i> başlıklı 4.1.9 maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçlar Kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan “Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi” nde (EK-4/A) belirtilmiştir. Bu listede ticari isimleri ve barkod/karekod numaraları yer almayan ilaçların bedelleri hiç bir koşulda Kurumca ödenmez. Yurt dışından temin edilen ilaçlar için özel düzenlemeler saklıdır." </i></p>

<p><strong>B. İlgili Yargı Kararları </strong></p>

<p>17. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 25/10/2024 tarihli ve E.2024/1715, K.2024/2181 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Hastalıkların tedavisine yönelik ilaçlar, piyasa koşullarında üretilip, arz edilmektedir. İlgili devlet kurumlarının yetkili birimlerinin yaptığı incelemeler sonucu belirli süreçlere bağlı olarak bu ilaçların bazıları Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamına alınmaktadır. SUT'un her yıl güncellendiği hastalıkların teşhis ve tedavisine ilişkin birçok ilaç ve tıbbi cihazın SUT kapsamına alındığı ortadadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gelinen son aşamada ise, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi amacıyla, hekimlerce hasta için hayati önemi haiz olduğu rapor edilmek suretiyle, SUT kapsamında yer almayan tedavi yöntemlerinin uygulandığı, ilaçların reçete edildiği, kanun gereğince davalı kurum tarafından karşılanmayan bu ilaç ve tedavi giderlerinin dava yolu ile davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. Eldeki davada da davacı SUT kapsamında yer almaması nedeniyle bedelinin karşılanması yönündeki talebi kurum tarafından reddedilen aşı bedelini davalı kurumdan talep etmektedir. </i></p>

<p><i>Tekrar ifade etmek gerekir ise, somut uyuşmazlıkla ilgili göz önünde bulundurulması gereken pozitif hukuk düzenlemeleri 5510 Sayılı Kanunun 62, 63 ve 64. maddeleri ve bu maddelerin uygulanmasını gösterir yukarıda anılan ilgili yönetmeliklerdir. Söz konusu kanuni düzenlemelerin Anayasaya aykırılığı yönünde verilmiş bir Anayasa Mahkemesi Kararı da bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Bu halde, davalı kurumun söz konusu talebi karşılaması kanunen mümkün değildir. Yukarıda izahına çalışıldığı üzere, yargı kararlarında istisnai bir yol olarak yerini alan bu yöndeki davaların kabulü şeklindeki uygulamanın ise gelinen aşamada, istisna olmaktan çıktığı, hekimlerce hayati önemi haiz olduğu gerekçesi ile uygulanan her tedavinin SUT kapsamında yer alamamasına karşın davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Kanunun yukarıda anılan maddelerine rağmen SUT kapsamında yer almayan bir sağlık harcamasının kurumca karşılanması yönünde karar verilmesinin, istisnai durumlar dışında, kanuna aykırılık oluşturacağında duraksama bulunmamalıdır. </i></p>

<p><i>Yukarıdan beri anılan kanuni mevzuat ve yapılan açıklamalar göz önüne alındığında, hangi sağlık giderlerinin SUT kapsamına alınacağı yönündeki kararın Yasama ve Yürütmenin sosyal, ekonomik ve sağlık politikaları kapsamında vereceği bir karar olup, kural olarak yargı mercilerinin görev ve yetki alanı dışındadır. Zira Kanun Koyucu sigortalıların Anayasal sağlık ve yaşam haklarını teminat altına almak yönünde kanuni düzenlemeler yapmış, uygulamayı göstermek adına gerekli yönetmelikleri çıkarmıştır. </i></p>

<p><i>Bu gerekçelerle görülmekte olan davanın reddine karar verilecek yerde, farklı gerekçelerle kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir..." </i></p>

<p>18. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2023/1549, K.2024/2826 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Dosya kapsamından davacı kendisinin temin ettiği ve 3 doz şeklinde uygulanan GARDASİL isimli HPV aşısının kurum tarafından karşılanmasını talep ettiği, kurumun sut listesinde yer almadığı gerekçesi ile talebi reddettiği, yargılama sırasına alınan uzman bilirkişi heyet raporunda "...HPV Aşısı olunsa bile; Düzenli muayene ve kontroller, erken tanı ve tedavi için en etkili yoldur … HPV nin bulaşması ile kanserin ortaya çıkması arasında da 10-15 yıllık uzun bir süre olduğundan, bu süre içinde de düzenli muayene ve kontrollerin tarama testleri ile kanserin erken evrede rahatlıkla saptanabildiği ve erken evrede her an tedavi edilebileceği" nin belirtilmesine dayalı olarak davacının sağlığı açısından hayati öneme haiz olmadığı ve kullanılmasının zorunlu bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Somut olayda; uzman bilirkişi heyet raporuna dayalı mahkeme kararı yerinde olup, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine..." </i></p>

<p><strong>V. </strong><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>19. Anayasa Mahkemesinin 19/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>20. Başvurucu; rahim ağzı kanserine karşı koruyuculuğuyla bilinen ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için satın almak zorunda kaldığını, aşının ücretinin Sağlık Bakanlığınca karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğini ifade etmiştir. Ayrıca aşı ücretinin iadesine yönelik olarak açtığı davada bilirkişi incelemesinin yaptırılmadığını, TEB'e yazılan müzekkere sonucunun beklenmediğini, yargılamanın eksik yürütülerek aleyhine karar verildiğini, ilgisiz kararlar gerekçe gösterilerek davanın reddedildiğini ve farklı mahkemeler tarafından aynı konuda verilmiş kabul kararları olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini belirterek yaşam hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak kesin mahiyette verilen karara karşı kanun yoluna gidemediğini, aleyhine de yargılama giderlerinin hükmedildiğini ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>21. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile ilgili kurumlardan temin edilen bilgi ve belgelerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>22. Anayasa'nın <i>"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" </i>başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." </i></p>

<p>23. Anayasa'nın<i> "Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Devletin temel amaç ve görevleri, …kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; ...insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." </i></p>

<p>24. Anayasa'nın <i>"Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması"</i> başlıklı 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." </i></p>

<p>25. Anayasa'nın<i> "Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları" </i>başlıklı 65. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."</i></p>

<p>26. Başvurucunun iddialarının temelinde ilaca/aşıya erişimin zahmetsiz şekilde sağlanması konusunda devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği yer almaktadır. İlaca erişim imkânının sağlanması; kişilerin vücut ve ruh sağlığında meydana gelen rahatsızlıkların tedavi edilerek giderilmesi, dolayısıyla maddi ve manevi bütünlüklerinin korunması amacı doğrultusunda önemli bir gerekliliği ifade etmektedir. Dolayısıyla ilaca erişimin zorlaştırıldığı iddiasını içeren başvurunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p>28. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).</p>

<p>29. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (<i>Nail Artuç</i> [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).</p>

<p>30. Bu çerçevede devletin egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin Anayasa'nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (<i>Özkan Şen</i>, § 40; <i>Yasin Çıldır</i> [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 37).</p>

<p>31. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin <i>"herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini" </i>düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimleri ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanmak suretiyle onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (<i>İlker Başer ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44). Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da geniş anlamda tedavi hizmetlerinin bir parçası olarak nitelendirilmelidir (<i>Hidayet Seçkin</i> [1. B.], B. No: 2015/13918, 9/6/2020, § 44).</p>

<p>32. Sağlık ve sosyal güvenlik hakları Anayasa'nın 56. ve 60. maddelerinde güvence altına alınmış olmakla ve devletin söz konusu alanlarda görevleri bulunmakla birlikte Anayasa'nın 65. maddesinde de öngörüldüğü üzere devletin bu görevlerini, öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirmesi gerekmektedir.</p>

<p>33. Devletin vücut bütünlüğünü koruma konusundaki ödevi, sağlık hizmetlerinin mutlak anlamda ücretsiz olarak sağlanacağı şeklinde yorumlanamaz (<i>Salim Sayın</i> [1. B.], B. No: 2013/3382, 4/11/2015, § 41). Devletin bireylere sağlık hizmeti sunma konusundaki yükümlülüğü ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleriyle yakından ilgilidir. Bu nedenle devlet, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi noktasında, kaynakların tahsis edildiği alanlara ilişkin bazı sınırlamalar öngörebilir. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunma konusunda devletin pozitif yükümlülüğünün ekonomik sınırları belirlenirken devletin kamu kaynaklarını kullanma konusundaki takdir yetkisi ile tedavi ücretlerinin bireylere yüklediği ekonomik külfet arasında makul bir denge kurulmalıdır (<i>Salim Sayın</i>, § 40). Bu bakımdan devletin sağlık ve sosyal güvenlik haklarına dair ödevi, her durumda ilaç bedellerinin tamamının devlet tarafından karşılanacağı şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>34. İlacın temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunması olağandır. Ancak devlet bu takdir yetkisini kullanırken hastalara aşırı bir külfet yüklememeli ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırmamalıdır. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>Hidayet Seçkin</i>, § 45).</p>

<p>35. Ayrıca devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilebilmesi için yargı mercilerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde ve ilgili anayasal kurallar bağlamında hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (<i>Murat Atılgan</i> [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).</p>

<p>36. Eldeki olayda başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğunu belirterek 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz HPV aşısı olmuş; bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır. Bu durumda başvurucunun söz konusu aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Nitekim başvurucunun bunun aksine bir iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucunun yakındığı temel husus söz konusu aşının bedelinin tarafına iade edilmemesine, diğer bir ifadeyle tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişimi konusunda bir engel konulmasına ilişkindir.</p>

<p>37. Belirtildiği üzere devletin ilaçların hastalara dağıtılması usulüyle ilgili olarak düzenleme yapabileceği, bu hususta belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Başvuru konusu olayda, başvurucunun geri ödemesini talep ettiği aşının Tebliğ'de gösterilen <i>"Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde yer almaması nedeniyle Kurum tarafından reddedildiği görülmüştür.</p>

<p>38. Bununla birlikte başvurucu, Mahkeme önünde aşının koruma amacıyla uygulandığını ifade etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda ise Mahkemenin başvurucunun bedelini talep ettiği aşının hayati önemi haiz olmadığına ve koruma amaçlı uygulandığına vurgu yaptığı anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme, başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlikenin bulunmadığı ve aşının muhtemel bir tehlikeye karşı koruyucu önlem vasfını haiz olduğu kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir. Kamusal makamlar HPV aşılarını talep edilmeye ve istendiğinde uygulanmaya hazır hâle getirmiş ancak bu aşıları tamamen ücretsiz olarak sunmadığından başvurucu belirli bir bedel karşılığında söz konusu aşılara erişebilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun bireysel menfaati ile amaçlanan kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulmadığının söylenemeyeceği ve kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken -somut olayın koşullarında- üstlenmesi gereken pozitif yükümlülüklerinin gerisinde kalmadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>39. Ayrıca bu hususta yargılama mercilerince yapılan değerlendirmelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerinin yerine getirildiği dikkate alındığında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/2/2026 tarihinde karar verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu etkisi bilimsel olarak kabul edilen HPV aşısının bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaması nedeniyle açılan alacak davasının reddi üzerine, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için kendisi satın almak zorunda kaldığını, aşının Sağlık Bakanlığınca ücretinin karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğinden şikayet etmektedir. Uyuşmazlık, özünde koruyucu bir sağlık hizmetinin kamu finansmanı kapsamı dışında bırakılmasının anayasal sınırlarının belirlenmesi sorununu gündeme getirmektedir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme yalnızca devletin bireyin yaşamına ve fiziksel bütünlüğüne yönelik doğrudan müdahalelerden kaçınmasını değil, aynı zamanda yaşamı koruyucu ve geliştirmeye elverişli tedbirler almasını da gerektirir. Anayasal güvence, negatif yükümlülüklerle sınırlı olmayıp, özellikle sağlık alanında etkili bir koruma sistemi kurma yönünde pozitif yükümlülükler doğurmaktadır. Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da bu kapsam dahilindedir.</p>

<p>3. Koruyucu sağlık hizmetleri, özellikle ciddi ve ölümcül hastalıkların önlenmesine yönelik aşılar, 17. maddede güvence altına alınan yaşam hakkının somut tezahürlerinden biridir. Bu bağlamda devletin takdir hakkı bulunsa da, bu mutlak değildir ve devletin pozitif yükümlülükleri, özellikle önlenebilir ve bilimsel olarak kontrol altına alınabilir hastalıklara karşı koruyucu sağlık politikaları geliştirmesini içerir.</p>

<p>4. Bilimsel etkinliği ve koruyuculuğu ortaya konmuş, hakkında geniş bir bilimsel uzlaşma bulunan önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin ekonomik gerekçelerle fiilen güçleştirilmesi veya bazı kesimler bakımından imkânsız hâle gelmesi, devletin bu alandaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmayabilir. Zira bu tür hizmetlerin erişilebilirliği, yalnızca bir sağlık politikası tercihi değil, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkının etkili biçimde güvence altına alınmasının ayrılmaz bir unsurudur. Bu nedenle ekonomik engellerin, koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmayı fiilen ortadan kaldıracak düzeye ulaşması, anayasal pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm, sağlık hizmetlerinin salt tedavi edici boyutuna indirgenemeyeceğini, koruyucu ve önleyici sağlık politikalarının da anayasal yükümlülük kapsamında bulunduğunu göstermektedir. Zira modern sağlık anlayışında koruyucu hizmetler, yaşam hakkının ve fiziksel bütünlüğün korunmasının en etkili araçları arasında yer almaktadır. Devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde ekonomik engelleri azaltacak, dezavantajlı grupların hizmete fiilen ulaşmasını sağlayacak tedbirleri almakla mükelleftir. Aksi takdirde, sağlık hakkı normatif düzeyde tanınmış olmakla birlikte fiilen kullanılamayan bir hak hâline gelir.</p>

<p>6. Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devletinin temel niteliklerinden birisi de sosyal devlet ilkesidir. Bu maddede ifadesini bulan sosyal hukuk devleti ilkesi, yalnızca bir kamu politikası tercihi ya da idarenin takdir alanına bırakılmış bir yönelim olmayıp, anayasal kimliğimizin kurucu unsurlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Sosyal devlet, yalnızca hukuka bağlılık ve temel haklara saygı ile sınırlı bir devlet anlayışını değil, maddi eşitliği gözeten, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi hedefleyen ve bireylerin insan haysiyetine yaraşır bir yaşam sürmelerini güvence altına alan normatif bir yapıyı ifade eder. Sosyal hukuk devleti ilkesi, devlete sosyal riskleri azaltma ve temel hizmetlere erişimde ortaya çıkan yapısal engelleri giderme yönünde aktif yükümlülükler yükler. Bu çerçevede devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetleri alanında yalnızca düzenleyici bir konumda kalmamalı, bu hizmetlerin etkili ve erişilebilir biçimde sunulmasını sağlamakla da sorumlu tutulmalıdır.</p>

<p>8. Anayasa’nın 5. maddesi de devlete, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama ödevi yüklemektedir. Bu hüküm, sosyal devlet ilkesinin somutlaşmış hâlidir ve özellikle sağlık hakkı bakımından yönlendirici bir işlev görür.</p>

<p>9. Anayasa’da sosyal bir hak olarak düzenlenen sağlık hakkı, toplumun ve bireylerin sağlık yönünden güvenliğinin sağlanmasını ifade eder. Bu niteliğinden ötürü sağlık hakkı, günümüzde sosyal devlet ilkesinin bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Sosyal devlet bütün vatandaşlarını hastalık dahil çeşitli risklere karşı korumak ve bu amaç için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.</p>

<p>10. Kuşkusuz Anayasa’nın 65. maddesi, sosyal ve ekonomik hakların yerine getirilmesini mali kaynakların yeterliliği ve önceliklerin gözetilmesi şartına bağlamaktadır. Bu düzenleme, sosyal hakların mutlak ve sınırsız bir edim talebi doğurmadığını ortaya koymaktadır. Ancak söz konusu hüküm, sosyal hakları tamamen programatik ve bağlayıcılıktan yoksun normlar hâline getirmez. Sosyal devlet ilkesi ve temel hakların korunmasına ilişkin genel hükümlerle birlikte yorumlandığında, 65. madde sosyal hakların tamamen ertelenmesine değil; imkânlar ölçüsünde, kademeli fakat gerçek ve etkili biçimde gerçekleştirilmesine anayasal dayanak oluşturmaktadır.</p>

<p>11. Somut olayda derece mahkemesi, HPV aşısının koruyucu nitelikte olduğu ve başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve “aktüel bir tehlikenin” bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Mahkeme, aşının koruma amaçlı uygulanmasını öne çıkartmıştır. Ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin amacı, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin bertaraf edilmesidir. Bu nedenle “aktüel tehlike” ölçütü, önleyici müdahaleler bakımından dar ve yetersiz bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır. Koruyucu bir aşının anayasal koruma alanı dışında bırakılması, 17. ve 56. maddelerle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>12. HPV aşısı, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı koruyuculuğu bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş bir halk sağlığı aracıdır. Uluslararası sağlık otoritelerince yaygın biçimde önerilmekte ve birçok ülkede ulusal bağışıklama programlarına dahil edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre HPV aşısı, 2024 yılında 147 ülkede ulusal bağışıklama programları ve hizmetleri kapsamında ulusal aşı takviminde yer almaktadır.1 Aşının DSÖ “Temel İlaçlar Listesi”ne alınması da aşının bir</p>

<p>tercih değil halk sağlığı yönünden vazgeçilemez olduğunun bir delili olarak görülebilir.2 Bu yönüyle söz konusu aşı, bireysel tercihe bırakılabilecek sıradan bir tıbbi müdahale olarak değerlendirilemez, çünkü yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı sistematik bir koruma aracı olduğu tıbben kabul edilmektedir.</p>

<p>13. Belli kanser türlerini önlediği bilimsel verilerle ortaya konulmuş bir aşının, ekonomik imkânsızlık nedeniyle belirli bireyler bakımından fiilen erişilemez durumda olması, salt bir kamu politikası tercihine indirgenmemelidir. Eğer ekonomik engeller, bireyin koruyucu sağlık hizmetinden yararlanmasını fiilen imkânsız kılıyor ve devlet bu engeli makul ve ölçülü tedbirlerle gidermiyorsa, bu durum bireyin fiziksel bütünlüğünü koruma hakkına yönelik dolaylı bir müdahale teşkil edebilir.</p>

<p>14. İlacın/aşının temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunmakla birlikte bu yetkinin kişilere aşırı bir külfet yüklememesi ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırılmaması gerekmektedir. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır. Başvurucunun ilgili aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Burada sorun tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişim hususundan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>15. Ancak finansmanının tamamen bireye bırakılması, özellikle aşının yüksek maliyeti dikkate alındığında, kamusal finansman olmaksızın bu aşıya erişim yalnızca belirli ekonomik imkâna sahip kesimlerle sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla aşıya fiilî erişim ödeme gücüyle sınırlı hâle getirmektedir. Böyle bir durumda sağlık hakkı, teorik olarak tanınmış fakat pratikte ekonomik kapasiteye bağlı kılınmış olur. Bu durum, sağlık hakkının fiilî kullanımını ödeme gücüne bağlamakta ve Anayasa m. 56’nın öngördüğü “herkes” ibaresini daraltmaktadır ve sosyal devlet ilkesinin özüne de uygun değildir.</p>

<p>16. Çoğunluk görüşü, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda idarenin takdir yetkisine vurgu yaparak bireysel menfaat ile kamu yararı arasında makul bir denge kurulduğunu savunmaktadır. Oysa ölçülülük ilkesi gereğince kurulması gereken denge, hakkın özünü zedelememelidir. Koruyucu ve maliyet-etkin bir sağlık hizmetinin sistematik biçimde kamu finansmanı dışında bırakılması, özellikle dar gelirli bireyler bakımından aşırı bir külfet doğurmakta ve sosyal riskin kolektif paylaşımını zayıflatmaktadır (Çoğunluk görüşü 33).</p>

<p>17. Mahkememize göre “sağlık hakkı, insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi bakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için Devletin sağladığı her türlü imkândan yararlanma hakkıdır” (AYM, E. 2012/103, K.2013/105, 3.10.2013).</p>

<p>18. Mahkememiz başla bir kararında da kişilerin maddi ve manevi varlıklarını geliştirebilmelerinin mutlu ve huzurlu olabilmelerinin başlıca şartının, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp bu hizmetlerden yararlanabilmeleri olduğunu dikkati çekerek,</p>

<p>“devlet için bir görev ve kişiler için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesine bu haktan yararlanmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’ya aykırı düşer” sonucuna ulaşmıştır (AYM, E. 2010/29, K. 2010/90, 16.07.2010). Anılan kararda Mahkememiz sağlık hizmetlerinin “…doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklı” olduğunu ve bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığının, “…mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahip” olduğunun altını çizmiştir.</p>

<p>19. Derece mahkemeleri de konuyla ilgili önlerine gelen davalarda aşı bedelinin davacılara iadesi yönünde kararlar vermiştir. Örneğin Ankara 62. İş Mahkemesi 2022/241 Esas ve 2022/679 Karar sayılı dosyasında HPV aşısını kendi imkanlarıyla satın alıp yaptıran davacıya aşı bedelinin iade edilmesine karar vermiştir. Mahkeme verdiği kararda, HPV aşısının kamusal bir sağlık sorununun önlenmesinde kritik rol oynadığını vurgulamıştır.</p>

<p>20. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu da (TİHEK) bir kararında. HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması amacıyla yürütülen çalışmaların hızlandırılması ve aşının ücretsiz sunulması hususunda Sağlık Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar vermiştir (TİHEK, B. No: 2022/1001, K. No: 2023/498, 21.08.2023).,</p>

<p>21. Devletin her durumda tüm ilaç ve aşı bedellerini karşılamak zorunda olduğu söylenemez. Ancak yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir bir hastalığa karşı etkili olduğu kabul edilen bir aşının, ekonomik gerekçelerle genel kamu finansmanı dışında bırakılması; özellikle maliyeti itibarıyla geniş kesimlerin erişimini güçleştiriyorsa, anayasal düzlemde sorgulanmalıdır. Mahkeme çoğunluğu, sağlık politikalarının belirlenmesinde idarenin geniş takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmiştir. Ne var ki, bu takdir yetkisi, bilimsel olarak zorunlu ve etkili olduğu ortaya konmuş bir koruyucu müdahalenin sistematik biçimde kamusal finansman dışında bırakılmasını haklı kılamaz. Netice itibarıyla, devletin kamu kaynaklarını kullanma takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisi temel hakların özünü zedeleyecek ölçüde geniş yorumlanamaz.</p>

<p>22. Sosyal hukuk devleti, yalnızca tedavi edici hizmetleri değil, uzun vadede daha az maliyetli ve daha etkili olan koruyucu sağlık politikalarını da kapsar. Nitekim DSÖ HPV aşısını maliyet-etkin bir halk sağlığı yatırımı olarak değerlendirmektedir Koruyucu hizmetlerin finansmanının bireye bırakılması, hastalık riskinin ekonomik kapasiteye göre dağıtılması sonucunu doğurur. Bu ise eşitlik, sosyal adalet ve insan haysiyeti ilkeleriyle bağdaşmaz. Sadece maddi imkanı olanların kanserden korunabildiği, dar gelirlilerin ise bu riskle baş başa bırakıldığı bir düzen, sosyal hukuk devleti ilkesini zedeler.</p>

<p>23. HPV aşısının yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı koruyucu olması, bilimsel etkinliğinin uluslararası düzeyde kabul görmesi, koruyucu sağlık hizmeti niteliği taşıması ve yüksek maliyeti nedeniyle ekonomik bakımdan dezavantajlı kesimler için fiilen erişilemez hâle gelmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, kamu finansmanının tamamen dışlanması bireye aşırı bir külfet yüklemekte ve ölçülülük ilkesinin gerektirdiği adil dengeyi bozmaktadır.</p>

<p>24. Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri, 2. maddede yer alan sosyal hukuk devleti ilkesi ve 5. maddede bulunan “refah, huzur ve mutluluk” amacı ışığında birlikte yorumlandığında; devletin, yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir hastalıklara karşı etkili koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi ekonomik engellerden arındırma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Devletin pozitif yükümlülükleri asgari bir içerik taşımak zorundadır. Koruyucu sağlık hizmetleri ve bunlara herkesin erişilebilirliği bu asgari çekirdek alanın merkezindedir.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri ışığında 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="33%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td width="34%">
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td width="33%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> https://www.who.int/en/news-room/fact-sheets/detail/immunization-coverage?utm, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p>

<p><sup>2</sup> https://list.essentialmeds.org/medicines/208?utm_source, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="28296"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/27707 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2/4/2026 tarihli ve 2021/27707 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H. </strong><strong>Ç.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/27707)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Burak TOPALOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru; tehlike hâli taşıyan tutuklu grubuna dâhil edilme üzerine getirilen kısıtlamaların uzun süredir devam etmesi ve belli aralıklarla denetlenmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kişinin tehlikeli tutuklu hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine ilişkin olarak ceza infaz kurumu idaresi tarafından verilen kararda kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 23/6/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bireysel başvuru tarihi itibarıyla hükümözlü olarak bulunmaktadır.</p>

<p>7. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 5/6/2017 tarihinde başvurucunun tehlikeli tutuklu hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>" ... <i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu tutuklu</i> ... <i>Tutuklunun kurumumuza kabulünden bu güne kadar örgütlü olduğu, örgütünden ayrılmadığı ve örgütlü diğer tutuklular ile birlikte hareket ettiği, </i></p>

<p><i>Adı geçenin 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen hain darbe girişimi olayının sanıklarından olduğu ve üst düzey örgüt yöneticisi konumunda yargılamasının devam ettiği, </i></p>

<p><i>Örgüt içerisindeki hiyerarşik konumlandırma ve tutuklunun cezaevine girmeden önceki görevi ve konumu göz önünde bulundurulduğunda diğer örgüt mensubu tutuklu ve hükümlülere talimat verebilecek durumda bulunduğu, devam eden Mahkeme süreçleri takip edildiğinde bir yerden talimat almışcasına tüm örgüt mensuplarının aynı ağızdan ortak ifade verme yönünde çaba içerisinde oldukları değerlendirilmiştir</i>."</p>

<p>8. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 3/8/2017 tarihinde başvurucunun televizyon yayını olanaklarından yararlanma hakkının kısıtlanmasına karar vermiş, kararda 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendi gereği tehlikeli tutuklu statüsünde olan başvurucu hakkında karar alındığını belirtmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 7/4/2021 tarihinde Ankara Batı 1. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) nezdinde, aldığı ve emanette tutulan radyonun kendisine verilmesini veya yeni bir radyo verilmesini talep etmiştir. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyetinin kabulüne<strong>, </strong> başvurucuya istediği radyo teslim edilmeden önce tehlikeli tutukluluk statüsüne ilişkin kararın, daha sonra da televizyon yayınları olanaklarından yararlanma hakkını kısıtlayan kararın yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ilişkin kararında masumiyet karinesini zedeleyen ifadeler bulunduğunu, karara dayanak olan Tüzük'ün mülga olduğunu, kararın üzerinden dört yıl geçtiğini ve başvurucunun durumunun yeniden değerlendirilmesini talep etme hakkı olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>10. Cumhuriyet savcısı karara itiraz etmiş; itirazında Ceza İnfaz Kurumunda merkezî yayın sistemiyle dört radyo kanalının tek kanaldan, belirli periyotlarla gün boyu yayınının yapıldığı, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının üst düzey yöneticisi olduğu, örgüt içindeki konumu, vasfı ve gerçekleştirdiği eylemlerin sabit görülerek 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 3.901 yıl 6 ay hapis cezasına hüküm verildiği belirtilmiştir. İtirazı inceleyen Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesi itirazın kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan İnfaz Hâkimliğinin 7/5/2021 tarihli kararının kaldırılmasına, başvurucunun şikâyetinin reddine kesin olarak karar vermiş; kararın gerekçesinde Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan gerekçelerin yerinde görüldüğünü açıklamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11. Başvurucu, nihai kararı 27/5/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>12. İlgili hukuk için bkz. <i>C. T. </i>[GK], B. No: 2019/31177, 17/4/2025, §§ 16-40.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>13. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>14. Başvurucu; tehlike hâli taşıyan tutuklu statüsünün dört yıldır devam ettiğini, havalandırma ve radyo televizyon olanaklarının kısıtlandığını, yıllardır tek başına odada kaldığını ve idari kararlarla tecrit altında tutulduğunu iddia etmiştir. Şikâyet ve itiraz başvurularının gerekçesiz şekilde reddedildiğini, uzun süredir devam eden ve kötü muamele teşkil eden uygulama nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğünü belirterek adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>15. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında masumiyet karinesi ile gerekçeli karar hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>16. Başvurucu; ceza infaz kurumu idaresince tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmasından, bu kapsamda radyo ve televizyon kullanma hakkına getirilen kısıtlamalardan ve bu kısıtlamaların uzun süredir devam etmesinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun ayrıca havalandırma saatlerine ve odada yalnız tutulmasına yönelik iddiaları da bulunmaktadır. Tehlikeli tutuklu statüsünün ne kadar süredir devam ettiği, bu statünün getirdiği kısıtlamaların kapsamı, kısıtlamalara ara verilip verilmediği ve belirli sürelerle gözden geçirilip geçirilmediği gibi hususlar, başvurucunun ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına yönelik şikâyetlerinin bireysel başvuru kapsamında hangi temel hak ve özgürlük kapsamında inceleneceğinin tespitinde önemlidir. Tehlikeli tutukluluk statüsünün olması, başvurucunun bu statüye alınmasına ve/veya tutulma koşullarının bazı yönlerine yönelik şikâyetlerinin doğrudan özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi zorunluluğunu doğurmaz. Dolayısıyla şikâyet edilen kısıtlamaların ortaya çıkardığı sonuçların etkisinin düşük olması nedeniyle özel hayata saygı hakkının başvuruya uygulanabilir olmadığı durumlar olabileceği gibi şikâyet edilen kısıtlamaların başvurucunun üzerinde yarattığı etkilerin belirli bir ağırlık seviyesine ulaşması nedeniyle başvurunun kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesinin gerektiği hâller de söz konusu olabilir.</p>

<p>17. Özel hayata saygı hakkı, sosyal bir hayat sürdürmeyi yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir <i>özel hayatı</i> ve bireyin <i>kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesini </i>de güvence altına almaktadır. Dolayısıyla sosyal ilişki kurmak ve geliştirmek üzere uygun imkânlardan yararlanma ve kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkı da bu kapsamda korunur. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olarak mahpusun özel hayata saygı hakkının sınırlanması olağan bir durum olsa da söz konusu hakkın güvenceleri mahpuslar yönünden de uygulanabilir olduğu ölçüde geçerlidir. Somut başvuru öncesindeki süreç incelendiğinde başvurucunun şikâyet ettiği hususun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması nedeniyle uzun süredir radyo ve televizyon kullanma hakkından yararlandırılmamasına ilişkin olduğu ve bu kapsamda taleplerde bulunduğu görülmüştür. Diğer bir anlatımla başvuru konusu edilen şikâyet sürecinde ilgili yargı mercilerine sunulan dilekçelerde işbu başvuruda dile getirilen diğer iddialara yer verilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu tespitlerle birlikte başvurucunun ceza infaz kurumu şartlarında kişiliğini geliştirmesine imkân sağlayabilecek söz konusu imkânlardan yararlandırılmamasına ilişkin olarak ileri sürdüğü kısıtlamaların süresi ve kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>C.T.,</i> § 49).</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden</strong></p>

<p>19. Özel hayat, eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (<i>Serap Tortuk</i> [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; <i>Bülent Polat</i> [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; <i>Ata Türkeri </i>[1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32;<i> Tevfik Türkmen</i> [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52).</p>

<p>20. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların (mahpusların) özel ve aile hayatının sınırlandırılması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslara açık havaya çıkma ve spor yapma ve radyo, televizyon imkânlarından yararlanmaya ilişkin bazı haklar tanınmıştır. Söz konusu haklara kamu makamlarının keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, özel hayata saygı hakkı kapsamında Anayasa'nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesiyle sağlanan güvenceler arasında yer almaktadır (<i>C.T.</i>, § 53).</p>

<p>21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslara açık havaya çıkma, spor yapma, radyo ve televizyon imkânlarından yararlanmaya ilişkin bazı haklar tanındığı ancak tehlikeli hâlde bulunanlara bu haklara ilişkin bazı sınırlamalar getirilebildiği görülmüştür. Somut olayda başvurucunun tehlikeli tutuklu grubuna dâhil edilmesi sonrasında getirilen sınırlandırmaların yaklaşık dört yıldır devam etmesinin -bir bütün olarak değerlendirildiğinde- özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan<i> C.T.</i> kararında, mevzuat gereğince başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına karar verme yetkisinin idare ve gözlem kurulunda olmadığını, tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmayı gerektiren koşulların devam edip etmediğini belirli aralıklarla değerlendirmeye elverişli düzenlemenin bulunmadığını belirterek kanunilik ölçütü yönünden sorun tespit etmiş ancak bu konudaki nihai değerlendirmeyi "<i>Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük</i>" başlığı altında daha ayrıntılı şekilde yapmıştır (<i>C.T.</i>, §§ 73, 74). Aynı kararda Anayasa Mahkemesi söz konusu sınırlandırmaların kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi konusunda meşru amaç taşıdığına hükmetmiştir (<i>C.T.</i>, § 75).</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi, "<i>Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük" </i>başlığı altında yaptığı değerlendirmelerde başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması ve başvurucu hakkındaki kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğunu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığını tespit etmiştir. Bu doğrultuda da Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (<i>C.T.</i>, §§ 82-92).</p>

<p>24. Anılan kararda belirtildiği üzere tutuklu ve hükümlülerin bazı temel haklardan yararlanması ana kural ise de bu kuralın kamu düzeninin ve kurumun güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru sayılacak amaçlar bağlamında kısıtlanmasının mümkün olduğu vurgulanmalıdır (<i>Turan Günana</i> [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35). Ancak bu durumda uygulanacak kısıtlamaların süreli olması, hakkın kullanımını ortadan kaldıracak şekilde genel bir uygulamaya dönüştürülmemesi ve gerekli olduğunun ilgili kararlarda yeterli bir gerekçe ile ortaya konulması gerekir (<i>Çetin Arkaş ve Nasrullah Kuran</i> [2. B.], B. No: 2016/371, 13/1/2021, § 81; <i>C.T.</i>, § 83).</p>

<p>25. Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların hakları ile ilgili belirli koşullara bağlı olarak kısıtlama kararı verilirken uygulamaya dair bir süre belirlenerek koşulların devam edip etmediği konusunda elde edilen güncel ve somut veriler gözetilmek suretiyle belirli aralıklarla değerlendirme yapılmasının sağlanması kısıtlama kararının sonuçlarının görülebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca kısıtlama kararının somut bilgi ve belgelere bağlı olarak belirli aralıklarla değerlendirme yapılıp gözden geçirilmesinin sağlanması uygulamanın ve idarenin denetimi açısından da gereklidir (benzer karar için bkz<i>. Veysi Aktaş (2) </i>[2. B.], B. No: 2015/15982, 6/2/2019, § 52). Bu çerçevede hükümlü ve tutukluların temel haklarına kısıtlama getirecek mevzuatın da mezkûr sınırlar içinde idarenin keyfîliğini önleyecek şekilde açıklık içermesi gerektiği söylenebilir (<i>C.T.</i>, § 84).</p>

<p>26. Somut olayda başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ilişkin kararda ve bu karar üzerine getirilen kısıtlamalarda belli bir süre sınırı öngörülmemiştir. Netice itibarıyla 5/6/2017 tarihinde alınan söz konusu kısıtlama kararlarının somut başvurunun yapıldığı 23/6/2021 tarihine kadar yeniden bir değerlendirme yapılmadan uygulandığı, kısıtlamaların uzun süre devam ettirildiği anlaşılmıştır. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyetinin kabulüne, başvurucuya istediği radyo teslim edilmeden önce tehlikeli tutukluluk statüsüne ilişkin kararın daha sonra da televizyon yayınları olanaklarından yararlanma hakkını kısıtlayan kararın yeniden değerlendirilmesine karar vermişse de karara karşı yapılan itiraz sonrası Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun şikâyetini kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>27. Başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması ve başvurucu hakkındaki kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla <i>C.T. </i>kararında açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>29. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmamasına rağmen Ceza İnfaz Kurumunca verilen kararda (bkz. § 7) "<i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu</i>", "<i>örgütlü olduğu</i>", "<i>örgütünden ayrılmadığı</i>" şeklinde ifadeler kullanıldığını, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadığını, söz konusu kararda yer alan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve ceza yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır. Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat ifade edilmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sona ermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda <i>karar vericilerin kullandıkları dil</i> kritik önem taşır (<i>Mustafa Akın </i>[1. B.], B. No: 2013/2696, 9/9/2015, §§ 38, 39).</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi <i>Yıldırım Güvenç</i> ([2. B.], B. No: 2017/32945, 11/2/2021) kararında, başvurucu hakkında açılan ceza davası devam etmekteyken başvurucunun İdare ve Gözlem Kurulunca tehlikeli tutuklu statüsüne dâhil edilmesine ilişkin karardaki ifadeleri değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, mezkûr kararın gerekçesinde başvurucunun terör örgütü üyesi olduğu yönündeki ifadelerin suçluluğa dair bir kanaat ifade ettiği ve bu anlamda masumiyet karinesini zedeler nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır (anılan kararda bkz. §§ 58-61).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesinin <i>İsmet</i> <i>Karabulut</i><i> (2)</i> ([2. B.], B. No. 2020/24390, 5/10/2023) kararında da ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilen fakat hükmün kanun yolları aşamasında olduğu bir hükümözlünün benzer şikâyetlerine ilişkin olarak, hakkında yargılama devam ettiğinden karar kesinleşmedikçe kararın hangi aşamada (ilk derece, istinaf yahut temyiz) olduğunun masumiyet karinesi yönünden bir öneminin olmadığı belirtilmiş; başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla açılan ceza davasında verilen mahkûmiyet kararı henüz kesinleşmeden başvurucunun <i>aktif örgüt üyesi</i> olarak nitelendirilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>34. Bireysel başvuru incelemesine konu somut olayda da İdare ve Gözlem Kurulu, başvurucu hakkında ''<i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu</i>"<i>, </i>"<i>örgütünden ayrılmadığı</i>"<i>, </i>"<i>örgütlü diğer tutuklular ile birlikte hareket ettiğ</i>i" şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur. Mevcut başvuruda da bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla mahkûmiyet hükmü henüz kesinleşmeyen hükümözlü başvurucu hakkında aktif örgüt üyesi olduğuna dair ifadelere yer verilmesi nedeniyle mevcut içtihatlardan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu ifadelerin de başvurucunun masumiyet karinesini zedeler mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>36. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.</p>

<p>37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 1. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesine (D. İş 2021/1409) iletilmek üzere Ankara Batı 1. İnfaz Hâkimliğine (E.2021/1588, K.2021/1960) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="32136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/5933 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2023/5933 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Ş.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/5933)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Aydın DEMİREL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. </strong><strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahkûmiyete ilişkin infaz oranının hatalı olarak belirlenmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 24/1/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Ceza Davasına İlişkin Süreç</strong></p>

<p>6. Başvurucu 13/3/2019 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma isnadıyla gözaltına alınmış, aynı suçtan 21/3/2019 tarihinde tutuklanmıştır.</p>

<p>7. Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi 29/9/2021 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay, rüşvete aracılık etme suçundan 12 yıl 6 ay, gizliliğin ihlali suçundan 2 yıl 6 ay, suçluyu kayırma suçundan 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu hakkında gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyet gerekçesinde; başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan şüpheli olanlar hakkında yakalama kararı olup olmadığını sorgulaması ve yürütülen işlemleri bildirmesi karşılığında maddi menfaat elde ettiği, ilgililer hakkında soruşturma yapılmasını ya da haklarındaki kararların infazlarını engellediği ifade edilmiştir. Şikâyet konusu gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyetin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>C-1)Sanık M.Ş.'in üzerine atılı </i><i>gizliliğin ihlali suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan suçtan 5237 sayılı TCK'nın 285/2 maddesi uyarınca </i><i> suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak takdiren ve teşdiden 2 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>2) Sanığın eylemini zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca cezası takdiren 1/2 oranında artırılarak sanığın 3 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>3) C</i><i>ezanın</i> <i>sanığın</i> <i>geleceği</i> <i>üzerindeki</i> <i>olası</i> <i>etkileri</i> <i>nazara</i> <i>alınmakla,</i> <i>sanığa</i> <i>verilen</i> <i>cezanın</i> <i>5237</i> <i>sayılı</i> <i>TCK'nun</i> <i>62.</i> <i>maddesi</i> <i>uyarınca</i> <i>1/6</i> <i>oranında</i> <i>indirilerek</i><i> 2 YIL 6</i> <i>AY</i> <i>HAPİS</i> <i>CEZASI</i> <i>İLE</i> <i>CEZALANDIRILMASINA,</i></p>

<p><i>5) Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin hak yoksunluğuna ilişkin 08/10/2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddesinin UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>6) Sanığa verilen sonuç hapis cezasının miktarı nazara alınarak yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 231., 5237 sayılı TCK'nın 50. ve 51. Maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, </i></p>

<p><i>7) Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.’nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>E</i><i>-1) Sanık M.Ş.'ın üzerine atılı suçluyu kayırma</i><i> suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 283/1 maddesi uyarınca </i><i> suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak takdiren ve teşdiden 4 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>2) Sanığın eylemini zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca cezası takdiren 1/2 oranında artırılarak 6 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>3) Ce</i><i>zanın</i> <i>s</i><i>anığın</i> <i>g</i><i>eleceği</i> <i>ü</i><i>zerindeki</i> <i>o</i><i>lası</i> <i>e</i><i>tkileri</i> <i>n</i><i>azara</i> <i>a</i><i>lınmakla,</i> <i>s</i><i>anığa</i> <i>v</i><i>erilen</i> <i>c</i><i>ezanın</i> <i>5</i><i>237</i> <i>s</i><i>ayılı</i> <i>T</i><i>CK'nun</i> <i>6</i><i>2.</i> <i>m</i><i>addesi</i> <i>u</i><i>yarınca</i> <i>1</i><i>/6</i> <i>o</i><i>ranında</i> <i>i</i><i>ndirilerek</i> <i>5 YIL H</i><i>APİS</i> <i>C</i><i>EZASI</i> <i>İ</i><i>LE</i> <i>C</i><i>EZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>5) Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin hak yoksunluğuna ilişkin 08/10/2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddesinin UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>6) Sanığa verilen sonuç hapis cezasının miktarı nazara alınarak yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 231., 5237 sayılı TCK'nın 50. ve 51. Maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, </i></p>

<p><i>7) Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.’nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>8. Mahkûmiyet hükmünde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 1/2/2022 tarihinde başvurucunun suçluyu kayırma ile gizliliğin ihlali suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri yönünden istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf talebi ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiş, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. İnfaza İlişkin Süreç</strong></p>

<p>10. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden başvurucuya verilen hapis cezaları Ankara 1. İnfaz Hâkimliği tarafından 7/4/2022 tarihinde 7 yıl 6 ay hapis cezası olarak içtima edilmiştir.</p>

<p>11. 12/4/2022 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen müddetnameye göre başvurucunun suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden infazının 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesine göre dörtte üç oranında çektirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu müddetnameye göre başvurucunun koşullu salıverilme tarihi 22/10/2024, hak ederek tahliye tarihi ise 7/9/2026 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>12. Başvurucunun infazına başlanan mahkûmiyetler yönünden infaz oranının üçte iki yerine hatalı olarak dörtte üç olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin itirazı 3/10/2022 tarihinde Kırıkkale İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) tarafından reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>... </i><i>Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan M.Ş.talep dilekçesinde;</i><i> Hakkında düzenlenen müddetnamenin 3/4 infaz oranı olarak sehven hesaplandığını işlediği suçların adli suç kapsamında olduğundan 2/3 infaz oranı üzerinden hesaplanması gerektiğinden yeniden müddetname düzenlenmesini </i><i> talep etmiştir. </i></p>

<p><i>Kırıkkale C</i><i>umhuriyet Başsavcılığının hükümlü hakkındaki 12/04/2022 tarih ve 2022/7-2104 nolu müddetnamenin incelenmesinde; hükümlü M.Ş.'in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu anlaşılmış olup, </i></p>

<p><i>Cumhuriyet Savcısı müddetnameye itiraz talebine ilişkin; itirazın reddine karar verilmesi yönünde mütalada bulunmuş olup, </i></p>

<p><i>Tüm dosya evrakı üzerinde yapılan incelemede, </i><i>hükümlü M. Ş.in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu, hükümlü hakkında düzenlenen müddetnamede usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı anlaşıldığından, talebin reddine karar vermek gerekmiştir...</i>"</p>

<p>13. Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) İnfaz Hâkimliği kararına yapılan itirazı 24/11/2022 tarihinde kesin olarak reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Hükümlü M.Ş.17/10/2022 tarihli itiraz dilekçesinde; Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 karar sayılı kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Kırıkkale infaz hakimliğinin vermiş olduğu talebin reddine karar verilerek talebi doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. </i></p>

<p><i>Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 karar </i><i>sayılı ilamı ile; </i> <i>hükümlü M. Ş.'in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu, hükümlü hakkında düzenlenen müddetnamede usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı anlaşıldığından, talebin reddine karar ver</i><i>il</i><i>diği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Mahkememizce yapılan değerlendirmede; </i></p>

<p><i>Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 sayılı kararına itiraz edilmiş ise de, hükümlünün belirtilen suçları örgüt kapsamında işlediği anlaşıldığından bu haliyle müddetnamede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı</i><i>ndan </i><i>i</i><i>tirazın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." </i></p>

<p>14. Başvurucu, müddetnameye itirazının kesin olarak reddine ilişkin nihai kararı 2/1/2023 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>C. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç</strong></p>

<p>15. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 25/11/2024 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçları yönünden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına ve başvurucunun bozma gerekçesi gözetilerek tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>C</i><i>-</i><i>Sanıklar </i>[N.G.Ş.]<i> hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvet alma, suçluyu kayırma suçlarından, </i>[H.K.]<i>, </i>[A.Ş.]<i>, </i>[Y.Ş.]<i>, M. Ş. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvet verme-rüşvete aracılık etme suçundan verilen mahkumiyet kararlarının temyiz incelenmesinde; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>1-M.Ş.hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçları bakımından; </i></p>

<p><i>a)Tüm dosya kapsamında suçun işlenmesine müşterek fail yahut yardım eden sıfatı ile katılmayan ve suçun işlenmesinde katkısı bulunmayan, </i><i>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına da dahil olduğuna dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, örgütsel nitelikte eylem ve faaliyeti tespit edilemeyen sanığın atılı suçlardan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, </i></p>

<p><i>b)Kabul ve uygulamaya göre; </i></p>

<p><i>aa)</i><i>Her iki suç bakımından; </i><i>Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerde 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde; suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saikin yanında, TCK'nın 61/3 maddesi gereğince suçun unsuru olan hususların temel cezanın belirlenmesinde esas alınamayacağına ilişkin düzenleme de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun şekilde alt sınırdan makul düzeyde uzaklaşılarak bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, </i></p>

<p><i>bb)</i><i> Rüşvet suçu bakımından iddianamede talep edilmemesi karşısında, sanığa 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması, </i></p>

<p><i>cc)Rüşvet suçu bakımından; Bölge Adliye Mahkemesince doğrudan doğruya zarar görmediği gerekçesi ile kamu davasına katılmasına ve hükmü istinaf etmesine yasal olanak bulunmadığına karar verilen Adalet Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bozmayı gerektirmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>C. </i><i>Sanıklar </i>[N.G.Ş.] <i>hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvet alma, suçluyu kayırma suçlarından, </i>[H.K.], [A.Ş.],<i> M.Ş.,</i> [Y.Ş.]<i> hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvet verme -aracılık etme</i><i> suçlarından </i><i>kurulan </i><i>hükümler yönünden; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle,</i> <i>sanık </i>[H.K.]<i>, </i>[Y.Ş.]<i>, </i>[A.Ş.] <i>ve sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden </i><i>Ankara</i> <i>Bölge</i> <i>Adliye</i> <i>Mahkemesi</i> <i>22.</i> <i>Ceza</i> <i>Dairesi</i><i>nin,</i><i> 01.</i><i>02.</i><i>20</i><i>22</i><i> tarih ve</i><i> 2</i><i>021/1330</i><i> Esas, </i><i>2022/131</i> <i>sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Tutuklu sanık M. Ş.'in bozma nedenine göre TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde DERHAL SALIVERİLMESİNİN sağlanması için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>16. Başvurucu 25/11/2024 tarihinde ceza infaz kurumundan tahliye olmuştur.</p>

<p>17. Yeniden başlayan yargılamada Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi 23/5/2025 tarihli duruşmada başvurucunun beraatine karar vermiştir. Duruşma zaptının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>I)1-</i><i>Sanık </i><i>M. Ş.</i><i> hakkında her ne kadar silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık suçlarından TCK'nın 314/2, 252/5 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın atılı suçlardan AYRI AYRI BERAATİNE... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>18. Gerekçeli kararda başvurucuya yönelik değerlendirmelerin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu sanık M. Ş. açısından Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ve Rüşvete Aracılık Etme Suçu Yönünden sanığın savunmalarının aksini gösteren delil bulunmadığı, suçun işlenmesine müşterek fail yahut yardım eden sıfatı ile katılmayan ve suçun işlenmesinde katkısı bulunmayan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına da dahil olduğuna dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, örgütsel nitelikte eylem ve faaliyeti tespit edilemeyen sanığın Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ve Rüşvete Aracılık Etme suçlarını işlediğine dair dosya kapsamında her türlü şüpheden uzak, kesin, mahkumiyete yeterli delil mevcut olmadığından 'şüpheden sanık yararlanır ilkesi' gereği sanık hakkında söz konusu suçlardan ayrı ayrı beraat kararı vermek gerekmiştir..."</i></p>

<p>19. Yargılama, Yargıtay nezdinde derdesttir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"</i><i>Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular</i><i>"</i> başlıklı 58. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir." </i></p>

<p>21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "<i>İnfazın koşulu"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>(1) Mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz.</i>"</p>

<p>22. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak işlemler"</i> başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hapis cezasını içeren kesinleşmiş mahkûmiyet kararları, mahkemece, hangi hükümlü ve hangi cezanın infazına ilişkin olduğu açıkça belirtilmek suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Hükümlüye, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ceza infaz kurumuna alındığı ve salıverileceği tarih ile ceza süresini ve cezanın hangi hükme ilişkin bulunduğunu belirten bir belge verilir." </i></p>

<p>23. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 107. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. </i></p>

<p><i>(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>... cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümle:14/4/2020-7242/48 md.) Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır..." </i></p>

<p>24. 5275 sayılı Kanun'un <i>"</i><i>Mükerrirlere ve bazı suç faillerine özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbiri</i><i>" </i>başlıklı 108. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan; </i></p>

<p><i>a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının, </i></p>

<p><i>b) Müebbet hapis cezasının otuzüç yılının, </i></p>

<p><i>c) (Ek:14/4/2020-7242/49 md.) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet </i></p>

<p><i>hâlinde en fazla otuziki yılının, </i></p>

<p><i>d) Süreli hapis cezasının üçte ikisinin, </i></p>

<p><i>İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir. Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır. (Ek cümle:4/6/2025-7550/14 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı dörtte üç olarak uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Hükümlü hakkında ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanacağı hükümde belirtilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(9) (Ek: 18/6/2014-6545/82 md.) Birinci fıkradaki koşullu salıverme süreleri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı suçundan, 103 üncü maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan, 104 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında da uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır." </i></p>

<p>25. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör tanımı"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."</i></p>

<p>26. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör suçlusu"</i> başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. </i></p>

<p><i>Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."</i></p>

<p>27. 3713 sayılı Kanun'un<i> "Terör suçları"</i> başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."</i></p>

<p>28. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör amacı ile işlenen suçlar"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır: </i></p>

<p><i>a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. </i></p>

<p><i>b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. </i></p>

<p><i>c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. </i></p>

<p><i>ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. </i></p>

<p><i>d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar. </i></p>

<p><i>e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç."</i></p>

<p>29. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 17. maddesi şöyledir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>"Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır. Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>30. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/4/2024 tarihli ve E.2022/8148, K.2024/2430 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>11. 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, örgüt mensubu suçlu hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre yapılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>12. Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçun cezasının infazının 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yapılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>13. Hükümlü hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan ilk derece mahkemesi tarafından 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun’un 5 nci maddesi ve 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında hükmolunan cezanın aynı kanunun 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği ayrıca zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 62 nci maddesi gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ancak mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanıp uygulanmaması yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gibi karar da verilmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>14. İlk Derece Mahkemesi tarafından her iki suçtan dolayı verilen karara karşı lehe ve aleyhe davanın tarafları ve Cumhuriyet Savcısı tarafından İstinaf kanun yoluna müracaat edildiği ve yapılan inceleme sonunda 24.12.2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesince ayrı ayrı istinaf başvurularının esastan reddine, nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kesin, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Hükümlü hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan verilen karara karşı temyiz yoluna gidilmesi nedeniyle kesinleşmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>16. Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasının infazı amacıyla mahkemesince kararın infaz savcılığına gönderilmesi üzerine düzenlenen 30.06.2021 tarihli ve 2021/7-1719 sayılı müddetnamede 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin 9 uncu fıkrası hükmü esas alınarak ¾ oranı üzerinden hesaplama yapılmak suretiyle şartla tahliye ve bihakkın tahliye tarihinin belirlendiği, müddetnameye hükümlü vekilinin itiraz etmesi üzerine, İnfaz Hakimliğince “hükümlü hakkında kesinleşmiş örgüt üyeliği suçundan verilmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmaması ve nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kesinleşen hükümde 5237 sayılı Kanun’un 58 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına karar verilmemesi ve mahkemesince bu suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği yönünde de bir belirleme yapılmadığı, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenip işlenmediği yönünde mahkemesine müzekkere yazılmasına rağmen henüz müzekkereye cevap verilmeden suçun örgüt kapsamında olduğundan bahisle müddetnamenin düzenlendiği ” gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>17. Nitelikli dolandırıcılık suçunun 3713 sayılı Kanun’un 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde tek tek sayılan suçlar arasında yer almaması nedeniyle terör suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, hükümlü hakkında infaza konu bu suçu ile ilgili olarak şartla tahliyesine karar verilebilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin belirlenmesinde 3713 sayılı Kanun’un 17 nci maddesinin ve 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkra hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edildiği takdirde hükümlünün şartla tahliyesine karar verilebilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 7242 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince 2/3 oranı esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>18.</i><i>Somut olayda, Cumhuriyet savcılığınca hükümlünün nitelikli dolandırıcılık suçundan almış olduğu cezasının 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmüne göre ¾ oranı üzerinden şartla tahliye süresinin belirlenmesi doğru olmadığından, yapılan şikayetin kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ancak şartla tahliye süresinin belirlenmesi için uygulanması gereken infaz rejimi konusunda herhangi bir değerlendirme ve açıklama yapılmaması nedeniyle bu karara karşı yapılan itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi açıklanan bu sebeple yerinde görülmüştür..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>31. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları için bkz. <i>Yunis Karataş</i> [GK], B. No: 2021/34231, 26/1/2023, §§ 31-35; <i>Burhan Yaz (3)</i> [GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024, §§ 29-35.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>İ</strong><strong>NCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>32. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>33. Başvurucu; kesinleşen mahkûmiyetlere ait koşullu salıverilme sürelerinin hatalı olarak 3713 sayılı Kanun kapsamı uyarınca dörtte üç oranında belirlenmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin, adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>34. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>36. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak<i> "Suç ve cezalara ilişkin esaslar"</i> başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."</i></p>

<p>37. Başvurucunun bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü olgusal ve hukuki iddialar incelendiğinde şikâyetinin özü itibarıyla<i> koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin tespitinde gözetilmesi gereken oranının hatalı olarak dörtte üç olarak belirlenmesine</i> ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda kalınması gereken sürenin hükümlü açısından cezanın kapsamına ilişkin olduğunu, dolayısıyla koşullu salıverilme için müddetnamede belirlenen oranların hatalı olduğu iddiasına dair şikâyetlerin suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Yunis Karataş, </i>§§ 42-60; <i>Burhan Yaz (3)</i>, §§ 55-70; <i>Umut Ruhki Toraman</i> [2. B.], B. No: 2022/17772, 30/10/2024, §§ 30-36; <i>Emre Kendir</i> [1. B.], B. No: 2022/17941, 18/12/2024, §§ 11-19).</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen<i> suçta ve cezada kanunilik ilkesi</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>1</strong><strong>. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik</strong> <strong>Yönünden</strong></p>

<p>39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2</strong><strong>. Esas Yönünden</strong></p>

<p>40. Koşullu salıverme hükümlerinin hangi oranda uygulanacağı hususu, cezanın infaz kurumunda çektirileceği süreyi etkilediği için başvurucu hakkında verilen hapis cezasının kapsamını değiştiren bir niteliğe bürünmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir (benzer yöndeki kararlar için bkz. <i>Efendi Yaldız</i> [1. B.]<i>, </i>B. No: 2013/1202, 25/3/2015, § 42;<i> Metin Durmaz </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/7764, 25/3/2015, § 60). Anayasa Mahkemesince bu konuda yapılacak inceleme ise yargı mercilerinin yorumlarının Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasıyla bağdaşıp bağdaşmadığını tespit etmekten ibaret olacaktır.</p>

<p>41. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanların <i>cezalarının yarısını</i> infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri ifade edilmiştir. Bununla birlikte fıkrada sayılan bazı suçlardan hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranının <i>üçte iki</i> olarak uygulanması öngörülmüştür. Öte yandan anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında da suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da<i> örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde</i> süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların cezalarının<i> üçte ikisini</i> infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri belirtilmiştir. Anılan fıkrada <i>ayrıca koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranının </i>uygulanacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>42. 5275 sayılı Kanun'un 108. maddesinde ise mükerrirlere ve bazı suç faillerine özgü infaz rejimi düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan süreli hapis cezasının <i>üçte ikisinin</i> infaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılabileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte <i>koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları özel oranın </i>uygulanması öngörülmüştür. Aynı maddenin (9) numaralı fıkrasında ise bazı suç failleri bakımından koşullu salıverilme oranının <i>dörtte üç</i> olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca maddenin (3) numaralı fıkrasına -başvuru tarihinden sonra- 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'la eklenen cümleyle de ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranının <i>dörtte üç</i> olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>43. 3713 sayılı Kanun'un kapsamına giren terör suçları aynı Kanun'un 3. maddesinde <i>"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."</i> şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca anılan Kanun'un 4. maddesinde sayılan bazı suçların Kanun'un 1. maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde terör suçu sayılacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda başvurucu hakkında düzenlenen müddetnameye konu süreli hapis cezalarının sebebi olan <i>suçluyu kayırma</i> ve <i>gizliliğin ihlali</i> suçları 3713 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddesi arasında sayılan suçlar arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla anılan suçlar nedeniyle verilen süreli hapis cezaları yönünden 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde öngörülen dörtte üç oranının uygulanma imkânı bulunmamakta, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi ise anılan hükmün uygulanması için yeterli görülmemektedir.</p>

<p>44. Nitekim Yargıtay da 3713 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddelerinde tek tek sayılan suçlar arasında yer almayan suçların terör suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğini, hükümlü hakkında infaza konu bu suçlarla ilgili olarak şartla tahliyesine karar verilebilmesi için hükümlünün iyi hâlli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin belirlenmesinde 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığını, <i>suçu örgüt faaliyeti kapsamında işlediği kabul edildiği takdirde</i> iyi hâlli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince üçte iki oranı esas alınarak belirlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yargıtay, 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin (9) numaralı fıkrasına göre mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin <i>örgüt mensubu suçlu</i> hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının ise 5275 sayılı Kanun'un 108. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendine göre <i>örgütün faaliyeti çerçevesinde</i> işlenen suçun cezasının infazının ise 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca yapılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. § 30).</p>

<p>45. Başvuru konusu olayda ceza yargılamasına ilişkin süreçte Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvete aracılık etme, gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma olmak üzere dört ayrı suçtan dolayı süreli hapis cezası kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince başvurucunun suçluyu kayırma ile gizliliğin ihlali suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri yönünden istinaf talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf talebi ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiştir (bkz. §§ 7, 9).</p>

<p>46. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden başvurucuya verilen hapis cezalarının kesinleşmesi üzerine anılan cezalar İnfaz Hâkimliği tarafından içtima edilmiş ve başvurucu hakkında 12/4/2022 tarihli müddetname düzenlenmiştir. Anılan müddetnamede başvurucunun suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçlarından aldığı süreli hapis cezalarının 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında infaz edileceği, koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine verdiği itiraz dilekçesinde anılan müddetnamede oranın üçte iki yerine hatalı şekilde dörtte üç olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. İnfaz Hâkimliği tarafından somut bir gerekçeye yer verilmeksizin başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir (bkz. § 12).</p>

<p>47. Başvurucu; İnfaz Hâkimliğince verilen karara karşı Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu itiraz dilekçesinde anılan kararın müddetnamenin tekrarından ibaret olduğunu, kararda hükümlü bulunduğu suç türleri ve bunların cezalarının infazına ilişkin bir değerlendirme ve açıklamanın yer almadığını, müddetnameye itirazının İnfaz Hâkimliğince incelenmediğini ileri sürmüştür. Başvurucunun itirazı Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir (bkz. § 13).</p>

<p>48. Başvurucu, müddetnameye itiraz dilekçesinde açıkça hükümlü olduğu suçlar yönünden koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için infaz kurumunda geçirmesi gereken süreye ilişkin oranın hatalı olarak üçte iki yerine dörtte üç olarak belirlendiğini ileri sürmüştür. Söz konusu oranın dörtte üç şeklinde belirlenmesinin hukuki sebebi müddetnamede 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi olarak gösterilmiştir. Buna rağmen gerek İnfaz Hâkimliğinin gerekse Ağır Ceza Mahkemesinin kararında başvurucunun itirazına ve müddetnamede gösterilen hukuki sebebe ilişkin yeterli bir açıklama ve gerekçeye yer verilmemiştir. Anılan kararlarda yer alan tek açıklama Ağır Ceza Mahkemesi kararında bulunan <i>"hü</i><i>kümlünün belirtilen suçları örgüt kapsamında işlediği" </i>değerlendirmesidir (bkz. § 13).</p>

<p>49. 5275 sayılı Kanun'un koşullu salıvermeye ilişkin hükümleri uyarınca suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi durumunda uygulanması gereken oranın üçte iki olduğu anlaşılmaktadır. Bunun istisnası özel hükümlerde cezanın nedeni olan suç için üçte ikiden fazla bir koşullu salıverilme oranı belirlenmesidir. Başvuruya konu olayda müddetnamede dörtte üçlük oranın hukuki sebebi olarak gösterilen 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde <i>bu Kanun kapsamına giren suçlar</i>dan mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>50. Başvurucunun 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde <i>bu Kanun kapsamına giren suçlardan</i> mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağına, kendi mahkûmiyetlerinin ise anılan Kanun kapsamına girmediğine ilişkin itirazlarıyla ilgili olarak İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesince hiçbir açıklama yapılmamıştır. Başvurucunun müddetnameye konu suçlarının <i>3</i><i>713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar</i>dan olup olmadığına yönelik belirsizlik ve tereddütler giderilememiştir. Bu durum, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlaline sebebiyet vermiştir.</p>

<p>51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>53. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine (E.2022/4403, K.2022/4585) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="61741"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/86 E., 2026/76 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2026/86 esas - 2026/76 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2026/86</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/76</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>6/7</strong><strong>/2026-</strong><strong>33302</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 20. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 148. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Uyarma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 148. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Disiplin cezaları:</i></p>

<p><i>Madde 148 –</i><i><strong> </strong></i><i><strong><u>Noter katipleri ve</u></strong></i> <i><strong><u>katip</u></strong></i> <i><strong><u>adayları hakkında verilecek disiplin cezaları şunlardır:</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>A) Uyarma:</u></strong></i> <i><strong><u>Katip</u></strong></i> <i><strong><u>veya adaya daha dikkatli davranması gerektiğini yazı ile bildirmektir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>B) Kınama:</u></strong></i> <i><strong><u>Katip</u></strong></i> <i><strong><u>veya adaya, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığını yazı ile bildirmektir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>C) Ücretten kesme:</u></strong></i> <i><strong><u>Katibin</u></strong></i> <i><strong><u>veya adayın, aylık net ücretinin yarısını</u></strong></i> <i><strong><u>geçmiyen</u></strong></i> <i><strong><u>bir kısmının kesilmesidir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>D) Meslekten çıkarma:</u></strong></i> <i><strong><u>Katibin</u></strong></i> <i><strong><u>veya adayın, bir daha noter katibi veya katip adayı atanmamak üzere meslekten çıkartılmasıdır.</u></strong></i></p>

<p><i>127</i> <i>nci</i> <i>madde hükmü noter katipleri ve adayları hakkında da kıyasen uygulanır</i><i><strong>.</strong></i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/4/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İtirazın</strong> <strong>Gerekçesi</strong></p>

<p>3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla noter kâtipleri ve kâtip adayları hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları gösterilmekle birlikte disiplin suç ve cezaları arasında herhangi bir ilişkilendirilmenin yapılmadığı, hangi eylemin hangi disiplin cezasıyla cezalandırılacağının açık ve net olarak gösterilmediği ya da bunun tespitine imkân sağlayacak herhangi bir ölçütün düzenlenmediği, bu hususta belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde kanuni bir çerçevenin oluşturulmadığı, idarenin söz konusu eylemler ve cezalar için kuralda öngörülen sıralamayı gözetmekle de yükümlü tutulmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Anayasa’ya</strong> <strong>Aykırılık</strong> <strong>Sorunu</strong></p>

<p>4. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında noter kâtipleri ve kâtip adayları hakkında verilecek disiplin cezalarının uyarma, kınama, ücretten kesme ve meslekten çıkarma olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise bu Kanun’un noterler hakkında bir üst veya alt derece disiplin cezasının uygulanması ve zamanaşımı hususlarını düzenleyen 127. maddesinin noter kâtipleri ve adayları hakkında da kıyasen uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal etmiştir.</p>

<p>6. Anılan kararda söz konusu kısımda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte anılan maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).</p>

<p>7. Bu kapsamda anılan kısımda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulmadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).</p>

<p>8. Öte yandan disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda haysiyet divanına, disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda ilgili kısımda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulama imkânının tanındığı, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E., K.2021/62, 22/9/2021, § 19).</p>

<p>9. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi; haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanı sıra işlenen disiplinsizlik eylemi ile belirlenen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini temin edecek gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E., K.2021/62, 22/9/2021, § 20).</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi bu içtihadını 27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 7/6/1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu’nun benzer düzenlemeleri içeren hükümlerini incelediği kararlarında da sürdürmüştür (AYM, E., K.2023/49, 22/3/2023, §§ 4-12; E., K.2023/57, 22/3/2023, §§ 4-12; E., K.2025/47, 6/3/2025, §§ 4-13; E.2025/232, K.2025/216, 6/11/2025, §§ 9-17).</p>

<p>11. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V.</strong> <strong>İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>14. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin birinci fıkrasının iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin ikinci fıkrasının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>15. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez</i>.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>16. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 148. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymmsa.jpg" type="image/jpeg" length="38167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BİNA YIKILSA BİLE KAT MALİKLERİ, ARSA ÜZERİNDE PAYLARI ORANINDA ORTAK MÜLKİYET İLE MALİK OLMAYA DEVAM EDER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.09.2025 tarihli, 2023/648 E., 2025/512 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/648 E., 2025/512 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3641 E., 2022/3736 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17.01.2022 tarihli ve<br />
2021/13839 Esas, 2022/141 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki arsa payının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı taşınmazın 4 numaralı bağımsız bölümünün, davalıların ise 1, 2, 3, 5 No.lu bağımsız bölümlerin maliki olduklarını, müvekkillerine ait bağımsız bölümün, 1 ve 5 No.lu bağımsız bölümlerden m2 olarak daha büyük olduğunu, müvekkillerine ait bağımsız bölümün konumu itibariyle diğer bağımsız bölümlerden farklılık arzettiğini, buna karşın müvekkillerine ait bağımsız bölüm için düşük arsa payı tahsis edilmiş iken davalılara ait bağımsız bölümlere değerinden daha fazla arsa payı tahsis edildiğini, özellikle davalılardan 1 ve 5 No.lu bağımsız bölüme ait arsa payı ile müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu, apartmanın riskli yapı olması nedeniyle 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkılıp, yeniden inşa edileceğini ileri sürerek bağımsız bölümlerin arsa paylarının iptali ile arsa paylarının yeniden tespit edilmesine ve tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... vekili ve davalı asıl ... ayrı ayrı cevap dilekçelerinde, açılan davayı kabul etmediklerini, anayapının 1967 yılında yapıldığını, yapı kullanma izin belgelerinin 1968 tarihli olduğunu, kat mülkiyetinin 51 yıl önce kurulduğunu, yarım asırdır hiçbir kat maliki tarafından arsa payının düzeltilmesi davası açılmadığını, müvekkilinin dairesinin ve diğer dairelerin cinsinin mesken niteliğinde olduğunu, müvekkiline ait dairenin bulunduğu beşinci katın, diğer dairelerden daha iyi körfez manzarasına sahip olduğunu, taşınmazda kat irtifakının 1968 yılında kurulduğunu, bilirkişilerce 50 yıl önceki fiili durumun da net olarak tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2018 tarihli ve 2018/132 Esas, 2018/1377 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 2 72... alanlı arsada tesis edilmiş kat irtifakına göre 5 katlı 5 daireli olarak 1972 yılında inşa edildiği, binanın tamamının 10 arsa payı olarak 5 eşit parçaya bölünmek suretiyle her bir daireye 2/10'ar eşit arsa payı verildiği, bina ilk yapıldığı ve kat irtifakı kurulduğu tarihte dairelerin alanları, konumları, değerleri, mimari özellikleri, ulaşım ve taşıma imkânları, ısı, ışık, güneş, rüzgar, cephe durumları dikkate alınmadan sadece sayı hesabına göre bir paylaşım yapıldığının anlaşıldığı, zemin kat dairenin ortak olan arka bahçeyi kullanması, arkada istinat duvarına bakıyor olması ve daire alanı teras dairenin ön arka terasları kullanıyor olması, üzerinde kiremit çatı olmaması, iklim koşullarından daha çok etkilenmesi, daire alanı ve 5 kat merdivenle ulaşımı 4 No.lu bağımsız bölüm üzerinde teras alanları olmasından iklim açısından olumsuz etkilenmesi gibi faktörler dikkate alınmak suretiyle davanın kabulüne, 66 06... parsel sayılı taşınmazda; 1 numaralı bağımsız bölüm maliki ...'nin 2/10 arsa payının 9/44 olarak düzeltilmesine, 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 2. kat 3 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'un 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 3. kat 4 numaralı bağımsız bölümü malikleri ... ve ...'nun 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, çatı 5. kat maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 5/44 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...'tan 1 No.lu bağımsız bölümü 15.10.2018 tarihinde devralan ... ve ...'dan 5 nolu bağımsız bölümü aynı tarihte devralan ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 12.07.2021 tarihli ve 2019/912 Esas, 2021/1677 Karar sayılı kararıyla; 66 06... parsel sayılı ana taşınmazdaki binanın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesi gereğince anayapının tümü harap olmuşsa, ana gayrimenkul üzerindeki kat mülkiyetinin kendiliğinden sona ereceği, ana taşınmazdaki binanın yıkılması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davacıların dava açmakta haklı olmaları nedeniyle yargılama gideri, harç ve vekâlet ücretinden davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle bir kısım davalıların istinaf kanun yolu başvurusu üzerine HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''...Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde dava tarihi itibariyle kat irtifakı kurulu ana taşınmazda arsa paylarının iptali istemi ile dava açılmış olduğu ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildikten sonra istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazın yıkıldığı bunun üzerine ilgili bölge adliye mahkemesinin yerel mahkeme hükmünü kaldırarak davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesince davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında yer olmadığına hükmedilmiş ise de dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Dolayısı ile bu durumda halen davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek, arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme yazılı olduğu şekilde karar verilmemesi bu nedenle doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesine göre anayapının tümü harap olduğundan kat mülkiyetinin kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin sicilin düzeltilmesinin idari bir işlem olduğu, 6306 sayılı Kanuna göre yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda, paydaşların yeniden bina yapmaya karar vermeleri hâlinde yeni yapılacak binanın nasıl yapılacağı, kat irtifakının nasıl düzenleneceği, arsa paydaşlarının kendi aralarında ve binayı yapacak yüklenici ile anlaşmalarına bağlı olduğu, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf mahkemesi kararının yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalıların kötüniyetli olduklarını, gerek ilk derece gerekse istinaf mahkemesinden tedbiren yıkımın durdurulmasını talep ettiklerini ancak taleplerinin kabul görmediğini, davalıların amacının tamamen sebepsiz zenginleşmeye ve haksız çıkar elde etmeye yönelik olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı müvekkil dışındaki davalıların çabaları ile dosya istinaf aşamasındayken binanın yıkıldığını, yeniden kat mülkiyeti kurulmadığını, davanın konusuz kalmadığını, istinaf mahkemesinin dosyadaki belgelere, delillere, bilirkişi raporuna göre inceleme yaparak karar vermesi gerektiğini, arsa payının düzeltilmesi davasının anayapının kat irtifakı veya kat mülkiyeti statüsünü koruduğu süre içinde açılabildiğini, işbu davanın da süresinde açıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalılar ... ve ... vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde; mahkemenin gerekçeli karar içeriğinde davacıların dava açmakta haklı olduklarına ilişkin tespitlerin bulunması ve müvekkillerinin yargılama gideri ve vekâlet ücretine mahkum edilmesi nedeniyle katılma yolu ile temyiz yoluna başvurduklarını, davacıların iyiniyetli olmadıklarını, bilirkişi raporunda müvekkillerine ait çatı katı 5 No.lu bağımsız bölüm ile zemin 1 No.lu bağımsız bölümün özelliklerinin dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunda ekenomik değerden bahsedilmediğini, taşınmazların 1968 tarihi itibariyle imar durumlarının sorulmadığını, yönetim planının celp edilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; anataşınmazdaki bağımsız bölümlerin arsa paylarının değerleri ile orantılı olarak düzeltilmesi ve tapuya tescil edilmesi istemine ilişkin eldeki davada, istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazdaki binanın yıkıldığı anlaşılmakla davanın konusuz kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 3, 33... . maddeleri</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümlerinin açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>2. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 3. maddesinde, “Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.<br />
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/1 md.) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.</p>

<p>(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/1 md.) Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapının tamamı için düzenlenecek yapı kullanma izin belgesine dayalı olarak, bu Kanunda gösterilen şartlar uyarınca kat mülkiyetine resen çevrilir. Bu işlem, arsa malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin istemi ile dahi gerçekleştirilebilir” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>3. Anılan maddede kat mülkiyeti veya kat irtifakının, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilme hâlinde ise, bu tarihteki değeri ile oranlı olarak tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulacağı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değeri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hâllerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibinin arsa payının düzenlenmesi için mahkemeye başvurabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kat mülkiyeti düzeninde arsa payının belirlenmesi gerçekten önemlidir; çünkü kat maliklerince aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri dışında kalan tüm yönetim giderlerine katılmada arsa payı esas tutulur (md. 20). Yöneticinin atanmasında (md.34), anataşınmazın ortak yerlerinde faydalı yenilik ve eklemeler yapılmasında ve merkezi ısınmanın doğalgazlı bireysel ısınmaya dönüştürülmesinde arsa payı çoğunluğu aranmaktadır (md. 42). Anayapının kamulaştırılması durumunda bağımsız bölümlere ilişkin kamulaştırma parasının belirlenmesinde arsa payı göz önünde tutulur (md. 40). Kat malikleri anataşınmazın bütün ortak yerlerine arsa payları oranında -ortak mülkiyet hükümlerine göre- maliktirler ve kullanma hakkına sahiptirler (md. 16). Arsa payı kat mülkiyetinden ve kat irtifakından ayrı olarak devredilemez; kat mülkiyetinin ya da kat irtifakının başkasına geçmesi, ancak ona bağlı arsa payı ile birlikte mümkündür (md. 5/1). ( Mahir Ersin, Germeç: Kat Mülkiyeti Hukuku, Ankara 2020, s.81).</p>

<p>5. Dosyada mevcut Konak Tapu Müdürlüğünün cevabi yazısında İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı anataşınmazda 5 katlı ve 5 bağımsız bölümün tapu kayıtları gönderilmiş olup, ilgili taşınmazın yönetim planına rastlanılmadığı bildirilmiştir. Dava konusu taşınmazda 20.12.2017 tarihinde tapu kaydına riskli yapı şerhi konulmuştur.</p>

<p>6. Davacılar vekili, kat irtifakı kurulu (dava tarihi itibariyle) anataşınmazda müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payı ile diğer bağımsız bölümlerin arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu ileri sürerek arsa paylarının düzeltilmek suretiyle tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahallinde yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi kurulu raporunda bağımsız bölümlerden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile orantılı olarak arsa payı tahsis edilmediği belirtilmiş, bunun üzerine ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Ardından istinaf incelemesi aşamasında dava konusu anataşınmazın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı anlaşılmakla bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>7. Bu noktada arsa paylarının yeniden düzenlenmesine ilişkin açılan davanın yargılaması sırasında yapının yıkılması hâlinde davanın konusuz kalıp kalmadığı hususu üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>8. Bazı hâllerde dava devam ederken dava konusu alacağın ödenmesi, menkul malın davacıya teslim edilmesi, taşınmazın tahliye edilmesi gibi bir nedenle dava konusuz kalabilir. Bu hâlde mahkeme esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verir. Ancak dava sırasında meydana gelen bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış sayılabilmesi için, artık her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hiç bir hukuki yararının kalmamış olması gerekir. Sonradan doğan bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış gözükmesine rağmen, tarafların davanın esası hakkında karar verilmesindeki hukuki yararları devam ediyorsa, dava konusuz kalmaz; davaya devam edilerek, esas hakkında bir karar verilmesi gerekir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, İstanbul 2001, s.3015-3021).</p>

<p>9. Yukarıda yapılan anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, yargılama sırasında dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Kaldı ki üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; anayapının yıkılması nedeniyle kat irtifakının kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin işlemlerin 6306 sayılı Kanuna göre yapılması gerektiği, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı, bu nedenle bölge adliye mahkemesi direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>11. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>12. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacılar vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre davalılar ... ve ... vekilinin katılma yolu ile temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="76221"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/582 E., 2025/574 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 924-2046</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 87/2-b-son cümlesi, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2017 tarihli ve 102-841 sayılı hükmün, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince duruşmalı yapılan inceleme sonucu 22.02.2019 tarih ve 1712-696 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1-3-e, 87/2-b, 266, 29, 53... . maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye, bu kararın da sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 2489-8109 sayı ile "...Yargıtay CGK’nun 10.06.1985 tarihli, 42/160 sayılı kararındaki 'maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur' şeklindeki açıklamaya ve sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu tabancasının kabzası ile katılanı yaralamış olmasına göre; 5237 sayılı TCK’nin 266. maddesinin uygulanma şartının gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya direnen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.10.2021 tarih ve 924-2046 sayı ile "...TCK'nın 266. maddesinin kamu görevi gereği elde bulundurulan araç ve gerecin suçun işlenmesinde kullanılması halinde uygulanacak olması, kullanma biçiminin önemsiz olması, uygulama için söz konusu tabancanın ateşlenmesi (ya da tehdit kastı ile tevdi edilmesi) gibi bir zorunluluğun aranmayacağı; yanı sıra da Ceza Genel Kurulu'nun 'Maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre (765 sayılı) TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur.' şeklindeki 10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160 karar sayılı kararının 765 sayılı TCK dönemine ilişkin bulunduğu,</p>

<p>Bu dönemde, suçun işlenmesinde kullanılan söz konusu araç ve gereç nedeniyle arttırım yapılabilmesi için 'kolaylık sağlama' ve 'normal fonksiyonunda kullanılma' unsurlarının aranmasında bir zorunluluk olduğu, bunun da 765 sayılı TCK'nın 457. maddesi metnindeki 'gizli veya aşikar bir silah' ibaresinin getirdiği, zira 765 sayılı TCK uygulamasında silah tabirinden, silah ve silah fonksiyonunda kullanılmak kaydı ile balta, tırpan, bıçak, bıçkı..araç krikosu(tafsilatı Açıklamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 3. Cilt, syf.3943) gibi araçların anlaşıldığı, buna karşın normal fonksiyonunda kullanılmayan araçların silah olarak kabul edilmediği, örneğin silah kabzasının silahtan sayılmadığı,</p>

<p>Dolayısıyla, 765 sayılı TCK uygulamasına uygun bulunan söz konusu Ceza Genel Kurulu kararının (10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160) daha farklı ve özgün bir ceza sistemini getirmiş bulunan 765 sayılı TCK uygulamasında geçerliliğini yitirdiği, zira 5237 sayılı TCK'nın 6/1-f maddesine tanımını bulan silah tabirinin artık normal fonksiyonunda kullanılmasa bile silah kabzasını da kapsadığı,</p>

<p>Böylece yukarıda bildirilen Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairesi kararlarının geçerliliklerini yitirdikleri, 5237 sayılı TCK'nun 266 maddesinin uygulanmasında nazar-ı itibara alınamayacakları..." şeklindeki gerekçeyle sanığın bozma öncesi hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2022 tarihli ve 130891 sayılı "sanık müdafiinin temyiz itirazlarının kabulü ile dosyanın Ceza Genel Kuruluna tevdii" istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 9853-9374 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince inceleme dışı katılan katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama ve hakaret suçları ile katılan ...'ya yönelik hakaret suçundan kurulan adli para cezasına dair mahkûmiyet hükümleri miktar itibarıyla kesin olup Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine; katılan ...'ya ve inceleme dışı katılan ...'ye yönelik zincirleme tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ise Özel Dairece temyiz isteminin esastan reddine, karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık hakkında katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan hükümde TCK’nın 266. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, bulunduğu sonucuna ulaşılması hâlinde söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında sanığa isnat edilen eylemin oluşu ve kabulü yönünden uyuşmazlık bulunmayan somut olayda;<br />
Sanık ... ve katılan ...’nın komşu oldukları, polis memuru olan sanığın apartmanın yöneticisi olduğu ve çatı katında kanarya beslediği, katılanın oğlu inceleme dışı katılan ...’nin ise aynı apartmanın bodrum katında güvercin beslediği, suç tarihinden yaklaşık on gün önce, sanıkla inceleme dışı katılan ... arasında kuş pisliği ve apartman temizliği hususunda geçen tartışmadan hemen sonra işten evine gelen katılan ...’nın balkondan aşağı bakan sanık ...’e doğru "İn lan aşağı, senin ananı avradını si...m, polis kanı içeceğim!" şeklinde hakaret ve tehdit içeren ifadeler sarf ettiğinin tanık beyanıyla doğrulandığı, suç tarihi olan 03.08.2015 tarihinde saat 07.45 civarında katılan ...'nın işe gitmek üzereyken apartmanın önüne bırakılan bayat ekmek kırıntılarını almak için eğildiği anda gece nöbetinden dönen sanığı gördüğü ve önceki tartışma nedeniyle aralarında başlayan kavga sırasında, sanığın kendisine ait olduğunu beyan ettiği belindeki beylik tabancasını çıkartıp kabzasıyla önce katılanın kafasına sonra da gözüne vurduğu ve katılanın yere yığıldığı, yere düşen şarjörün mahalle bakkalınca yerden alınarak sanığa verildiği, bu sırada dışarıdan gelen gürültüyü duyan katılanın oğlu ...’nin de müdahale etmek için apartmanın önüne inmesi üzerine sanığın, inceleme dışı katılan ...'ye de aynı şekilde önce ana avrat küfredip sonra elindeki tabancanın kabzasıyla vurduğu, kavganın çevredekilerin müdahalesiyle aralandığı, yaralıların olay yerine gelen ambulansla hastaneye götürüldüğü, dosyada mevcut raporlara göre katılan ...’nın burun altı ve burun boşluğunda kemik kırığı oluşturacak, yaşam fonksiyonlarını 3. (orta) derece etkileyecek, sağ gözünün fonksiyonunu yitirmesine (görme kaybına) neden olacak şekilde, inceleme dışı katılan ...’nin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif yaralandığı, olay sonrası sanığın kullandığı tabancasını kolluğa teslim ettiği,</p>

<p>Sanığın aşamalarda; nöbet çıkışı evine gireceği sırada katılanlar ... ve ... ile apartmanın girişinde karşılaştıklarını, sessiz bir şekilde yanlarından geçerken silahına sarıldıklarını ve çekip kaçmaya başladıklarını, sonra akrabası olan kuaför tanık ... ile birlikte tepesine üşüştüklerini, ancak silahla ateş etmesini önlemek için öncesinde şarjörü çıkartmış olduğunu, sonradan olay yerine gelen kişilerin katılanı linç etmeye kalkıştığını, aynı şahısların kendisine iki hafta öncesinde de kendisine hakaret ve tehdit ettiklerini, tabancasıyla kimseye vurmadığını, katılan ...’nın lakabının zaten kör ... olduğunu, olayla gözünü kaybetmesi arasında bir illiyet bağı olmadığını, çevredekilerin katılana ayırmak isterken vurmuş olabileceğini savunduğu,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar<br />
765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 281. Maddesi şöyledir;<br />
"Bir kimse cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullandığı takdirde eğer kanun esasen memuriyet sıfatını nazarı itibara almamış ise irtikâp olunan cürüm için tâyin olunacak ceza altıda birden üçte bire kadar tezyit olunur."</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma başlıklı 266. maddesi ise şöyledir;<br />
"(1) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.",</p>

<p>765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesinde; cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullanan memurun, işlediği suça karşılık gelen hükümde failin memuriyet sıfatı ayrıca dikkate alınmamış olmak şartıyla, verilmesi gereken cezanın altıda birden üçte bire kadar artırılacağı öngörülmüştür. Bu maddeye karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde ise; görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesinde kullanan kamu görevlisi hakkında, işlenen suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış olmak şartıyla, verilecek cezanın üçte biri oranında artırılacağı öngörülmüştür. 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde artırım yapılmasına engel (istisna) oluşturacağı belirtilen suçların TCK'nın Özel Hükümler kitabında yer alan suç başlıkları altında ayrı ayrı "kamu görevlisinin" veya "kamu görevlisi hakkında" şeklindeki ibarelerle düzenlenen ve failin bizzat kamu görevlisi sıfatını unsur veya artırım sebebi olarak belirleyen (özgü) suçlar (Örn: TCK'nın 94/1, 120, 137, 204-206, 250-261. vs. maddeleri) olduğuna da dikkat edilmelidir.<br />
765 sayılı (mülga) Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde, suçun işlenmesinde memuriyete ait araç ve gereçlerin (vasıtanın) kullanılmasına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (YCGK) 30.01.1984 tarihli ve 366-42 sayılı kararında;</p>

<p>"Polis memuru olan sanığın, izinli ve sivil vaziyette gittiği birahanede, mağdur ile arkadaşları arasında çıkan kavgaya katılarak taşıdığı tabancayı çekip dipçik kısmıyla katılanın sağ gözüne vurarak uzuv tatiline neden olması karşısında; temel cezanın TCK’nın 281. maddesine göre artırılmasına imkân bulunmadığına, öte yandan izinli ve sivil giyimli sanığın suçta kullandığı tabancanın görevi dolayısıyla verilmiş tabanca olup olmadığının araştırılmadan hüküm kurulmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu",</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yine aynı hususta YCGK’nın 10.06.1985 tarihli ve 42-360 sayılı emsal kararında;<br />
"Sanık polis memurunun izinli ve sivil vaziyette karısına direksiyon dersi verdiği sırada, karısına laf atan mağdurun arkadaşlarına söylediği cümleleri işiterek tutuştuğu kavga sırasında görevi nedeniyle kendisine verilen tabancayı çekerek kabza kısmıyla mağdurun sol gözüne vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiği olayda, temel cezanın TCK’nın 281. maddesiyle artırılmasına olanak olmadığı, tabancanın kabza kısmının elle tutularak bir sopa gibi kullanılmasının da bu görüşü değiştirmeyeceği, maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabirinin, 'silahı boşaltarak' veya 'tevcih ederek' işlenmesi hâlini amaçladığı",</p>

<p>Şeklindeki gerekçelerle; 765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesindeki memurun görevi dışında haiz olduğu memuriyete ait "vasıtayı kullanması" tabiriyle, "silahı ateşleyerek boşaltmak" veya "tevcih ederek" suretiyle "niteliğine uygun biçimde" kullanılmasının kastedildiği; görevi gereği kendisine verilen tabancanın niteliğinin dışında (Örneğin; polis memurunun tabancasını, görevi dışında olmak kaydıyla olay anında yerden bulabileceği bir taş veya sopa gibi yaralayıcı bereleyici herhangi bir alet şeklinde) kullanması hâlinde ise bu artırım maddesinin uygulanmayacağı istikrarlı biçimde benimsenmiştir.</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin gerekçesinde; “Madde metninde, kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanması, ilgili suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, kanunda kamu görevlisi sıfatının ilgili suçun bir unsuru olarak öngörülmemiş olması gerekir.” açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Kanun vazıı, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu görevlilerine verilen araç ve gereçlerin suç işlenmesinde kullanılmasını cezada artırım sebebi olarak düzenlerken, bir yandan suç işlemede sağladığı kolaylığın önüne geçilmesini diğer yandan da kamu idaresinin toplum önündeki itibarının korunmasını amaçladığı gözetilmelidir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin, 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesine nazaran, görev sırasında veya görev dışında işlenen suçlar ayrımı yapılmaksızın daha geniş bir uygulama alanı bulduğu, ancak 765 sayılı Kanun'daki kuvvet ve vasıta tabiri yerine; sadece "vasıta" kavramına karşılık gelen "araç ve gereç" tabirinin tercih edildiği görülmektedir. Bu yönüyle doktrinde norm kapsamının daraltıldığı savunulmaktadır. (Gökcan-Artuç, Adalet Yayınevi, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara, 2021, VI.Cilt, s.8875-8876).</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesi lafzında yer alan görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereci bir suçun icrası sırasında kullanma deyimiyle 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesiyle aynı şekilde yer alan cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait vasıtayı kullanma deyimi arasında kuvvet tabiri dışında hiçbir değişiklik olmadığı, dolayısıyla 765 sayılı Kanun döneminde vaz olunan içtihatta aranan "niteliğine uygun şekilde kullanma" şartının 5237 sayılı TCK döneminde uygulanmaması veya dönülmesi için haklı ve güçlü bir gerekçe bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Şu hâle göre; TCK'nın 266. maddesinde yer alan "kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri kullanması" tabirinden, sahip olunan araç ve gerecin suçun işlenmesinde faile suçun işlenmesi sırasında bir kolaylık sağlamasının ve aracın (normal fonksiyonunda) niteliğine uygun biçimde kullanılmasının anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ulaşılan bu sonuç karşısında; söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorunu tartışılmamıştır.</p>

<p>2. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme<br />
Polis memuru olan sanığın gece nöbetinden dönüp sabah saatlerinde evine gireceği sırada, apartmanın kapısında gördüğü ve öncesinde aralarında husumet olan katılan komşusunu, aralarında geçen tartışma sonucu beylik tabancasını çekip şarjörünü çıkartarak kabzasını sağ gözüne vurmak suretiyle görme kaybına sebebiyet verecek şekilde ağır yaraladığı olayda, silahın kullanım amacı ve fonksiyonu kapsamında ateşlenerek kullanılmaması ve kullanım şekli itibarıyla da sanığa yaralayıcı, bereleyici herhangi bir nesneden daha ziyade üstünlük/kolaylık sağlamaması nedeniyle TCK’nın 266. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen, cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2021 tarihli ve 924-2046 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen sanığın cezasından artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihli müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="21458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.12.2025 tarihli, 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/428 E., 2025/604 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1250-1536</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarihli ve 44-431 sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 13.07.2021 tarih ve 715-1161 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılmasına, sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 53... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii, katılan vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.05.2022 tarih ve 25752-5052 sayı ile; "...Olayın intikal şekli, katılanın aşamalardaki çelişkili ifadeleri, taraflar arasında dosyaya yansıyan husumet, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay günü reşit katılana yönelik eylemlerinin rıza dışı gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 28.09.2022 tarih ve 1250-1536 sayı ile; "...sanığın katılan mağduru aracı ile ormanlık alana götürüp burada rızası dışında organ sokmak suretiyle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirirken katılan mağdurun bağırıp çevreden yardım istemesi nedeniyle, katılan mağdurun bu seslerini duyan kimliği belirsiz kişi veya kişilerin durumu kolluğa bildirmesi üzerine, sanık ve katılanın bulunduğu aracın olayın akabinde önünün kesilerek durdurulduğu ve katılanın jandarmaya şifai ilk ifadesinde sanığın kendisine yönelik zorla cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği, katılan mağdurun sanıktan o an için kurtulmak amacıyla jandarmaya verdiği resmi ilk ifadesinde sanıktan şikayetçi olmamasının eylemin gerçekleşmediği şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hal ve şartlara göre katılan mağdurun yaklaşık on gün sonra şikayetçi olmaya karar vermesinin benzer yargılamalarda sıkça görüldüğü üzere, mağdurun olay nedeniyle yaşadığı korku ve travma nedeniyle makul ve beklenen bir davranış olduğu, bu hususun sanık lehine değerlendirilmesinin mümkün olmadığı... katılanın yukarıda bahsedilen işlenen suçun hemen akabininde ki jandarmaya verdiği resmi ifadesi dışında hiçbir aşamada farklı ve çelişkili beyanda bulunmadığı, tüm aşamalardaki beyanlarının özü itibariyle benzer olup herhangi bir çelişki içermediği, yine taraflar arasında suç tarihine kadar dosyaya yansıyan somut bir husumet bulunmadığı, katılan mağdurun uzunca bir süredir sanıkla yaşadığı gayriresmi ilişkiyi sonlandırmak istediği, sanığın da olay günü katılanı işyerinden alıp yemeğe götürdüğü, akabinde davaya konu suçun işlenmiş olduğu, katılan mağdurun sanığa iftira atmasını ve gerçekleşen olayı farklı şekilde abartarak anlatmasını gerektiren herhangi bir olgu veya olayın dosyaya yansımadığı...olayın hemen akabindeki jandarma görevlilerinin beyanlarının sanık lehine olmadığı, katılan mağdurun beyanlarını doğrular ve destekler nitelikte olduğu, yine sanık savunmalarının bir çok benzer dosyada görüldüğü üzere suçtan kurtulmaya dönük savunma niteliğinde olduğu...'' gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı, katılan Bakanlık vekili ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2023 tarihli ve 144623 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.06.2023 tarih ve 502-4425 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>17.08.2017 günü İzmir Jandarma İhbar Hattını arayan bir kişinin ... İlçesi, Çiçekli Mahallesi, Kent Ormanı, Palamut Mevkiinde beyaz renkli lüks bir araç içinde bir bayanın erkek bir şahısla tartıştığı, bayanın zorla alıkonulduğu düşüncesiyle ihbarda bulunduğu,</p>

<p>İhbarın hemen sonrasında harekete geçen jandarma ekibinin bölgede bahsi geçen araçla karşılaştığı, araçta ve ağlamaklı olduğu görülen katılan mağdure ...'ın ilk andaki sözlü beyanında sanığın kendisini alıkoyarak tecavüz ettiğini, bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini beyan ederek şikâyetçi olmadığını söylediği, Cumhuriyet savcısına konuyla ilgili bilgi veren jandarma görevlilerinin mağdurenin adli raporunu almadan onu evine bıraktığı,</p>

<p>Katılan mağdurenin 28.08.2017 tarihinde İzmir Foça Devlet Hastanesine başvurarak tecavüze uğradığını beyan ettiği ve darp cebir raporu aldığı, aradan geçen zaman nedeniyle genital muayene istemeyen mağdurenin raporunda "sol meme dış kadranda 2 cm çaplı mor renkli ekimoz, sağ kol arkasında 4 cm çaplı mor renkli ekimoz, sol bacak arkasında 3 cm çaplı mor renkli ekimoz'' bulunduğunun tespit edildiği, raporda ayrıca ''Arkadaşım tarafından darp edildim. (17 Ağustos'da) (...'te oldu)'' ifadelerinin yazılı olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Katılan mağdure ... kollukta 17.08.2017 tarihli ilk beyanında; eski erkek arkadaşı olan sanıkla buluşup akşam yemeği yediklerini, daha sonra aralarında tartışma çıktığını, araçtan inmek istediğini, araçla geldikleri ormanlık alanda sanıkla rızasıyla birlikte olduğunu, jandarma ekiplerinin kendisini durdurduğunu, sanığın kendisini zorla alıkoymadığını, tecavüz etmediğini,</p>

<p>30.08.2017 tarihli ikinci beyanında ise; eski erkek arkadaşı olan sanığın aracına kendisini eve götüreceğini söylediği için bindiğini, daha sonra ''yemek yiyelim'' dediğini, yemekte kendisini rahatsız etmemesini istediğini, rahatsız etmeyeceğini söylediğini, dönüş yolunda orman yoluna doğru devam ettiğini, ''beni nereye götürüyorsun, beni eve götür'' dediğini, kendisine bağırmaya başladığını, kendisinin de ''imdat, kurtarın'' diye bağırmaya başladığını, düz bir alana geldiklerini, kendisine ''soyun'' dediğini ve darbettiğini, kendisini eğerek ellerini arkadan kenetlediğini, rızası dışında organ sokmak suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, etrafta insan olmadığını, işini bitirdikten sonra toparlanmasını istediğini, jandarma arabasını görünce ağlamaya başladığını, jandarma ''neden ağlıyorsun?'' diye sorunca olayı anlattığını, daha sonra ''bu pislik peşini bırakacaksa şikâyetçi olmayacağını'' söylediğini, işine gelip gitmeye devam ettiğini, bir kişinin iş yerini arayarak sesini dinlediğini fark ettiğini, 28.08.2017 tarihinde adli rapor almak için Foça Devlet Hastanesine gittiğini, genital muayene olmadığını, sanıktan şikâyetçi ve davacı olduğunu,</p>

<p>Mahkemede; beş altı yıllık bir ilişkileri olduğunu, şiddet gördüğü için ayrılmak istediğini, sanığın ise ''benden ayrılamazsın, eskort olduğunu söylerim'' dediğini, internette fotoğraflarını yayınladığını, son kez görüşme teklifini kabul ettiğini, hapisteyken bile kendisinin ve ailesinin canına kast edeceğini düşündüğü için şikâyetçi olmadığını, araçtan inip kaçmaya çalışınca kendisini tokatladığını, sağ kolunu arkaya kıvırıp sol eliyle pantolonu ve iç çamaşırını çıkararak tecavüz ettiğini, ayrılmak isteyince çevreye eskort olduğunu yaydığını, sanıktan kurtulmak istediğini ve çözüm aradığını, olaydan sonra vücudundaki morlukları gören ailesinin desteğiyle şikâyetçi olmaya karar verdiğini, hiçbir zaman sanıktan hamile kalmadığını ve kürtaj yaptırmadığını,</p>

<p>Tanık ...mahkemede; olay günü jandarma devriyesinde görevli olduğunu, lüks bir aracın içinde bir bayan ve erkeğin tartıştığına ve bayanın alıkonulmuş olabileceğine ilişkin bir ihbar üzerine belirtilen yerde aracı gördüklerini ve durdurduklarını, ağlamaklı olan mağdurenin şahsın kendisini zorla araca bindirip ormanlık alanda rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, jandarma aracının yanına aldıkları mağdurenin burada sakinleşmesi sonrasında ise aracın içinde tartıştıklarını ve inmek istediğini, şahsın aracı ormanlık alana sürdüğünü, burada rızasıyla ilişkiye girdiğini söylediğini, ''söyleyin peşimi bıraksın'' dediğini, kendisine zorla tecavüz edildiğini söylediği hatırlatılınca ''lütfen beni eve bırakın, kimseden şikâyetçi değilim'' dediğini, nöbetçi savcının emri doğrultusunda şüpheli ve mağdurenin yazılı beyanlarında çelişki olmayınca rapor almadan mağdureyi evine bıraktıklarını,</p>

<p>Jandarma görevlisi olup olay tutanağında imzası bulunan diğer tanıklar ... ve ...'da mahkemede; mağdurenin önce tecavüze uğradığını, daha sonra rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.<br />
Sanık kollukta; kız arkadaşı olan mağdure ile olay günü yemek yediklerini, onun isteğiyle ormana gidip ilişkiye girdiklerini, jandarmanın gelince mağdurenin şikâyetçi olduğunu, kendisine cinsel saldırıda bulunmadığını, psikolojik sorunlu olduğundan ilaç kullandığını,</p>

<p>Sorguda; mağdurenin eskortluk yaptığını, ona verdiğinden daha çok para istediğini, vermeyince şikâyet ettiğini,</p>

<p>Mahkemede; kız arkadaşı olan mağdure ile her zaman gittikleri ... Restoranta gittiklerini, birlikte yemek yediklerini, restoranttan çıktıktan sonra evde erkek arkadaşı olduğundan her zamanki gibi ilişkiye girmek için ormana gittiklerini, aracın sağ ön koltuğunda önce oral sonra vajinal yoldan ilişkiye girdiklerini, şikâyete konu olaydan bir hafta önce de mağdurenin doğum gününde kendisiyle buluşarak yine aynı yerde ve aynı şekilde cinsel ilişki yaşadıklarını, dönüşte ormanlık yolda karşılarına jandarmanın çıkarak, aracı durdurduğunu, mağdurenin araçtan fırlayıp gittiğini, şok olduğunu, jandarmanın geldiğini ve kendisini kelepçelediğini, araç içinde kendisinden para istediği için tartıştıklarını, mağdurenin 2007 yılı Haziran ayında kendisinden hamile kalınca kürtaj yaptırmak istediğini, ... Hastanesinde kürtaj yaptırdıklarını, sonra birlikte tatile gittiklerini, her ikisinin de evli oldukları dönemde ilişki yaşadığı mağdurenin boşanmasından kendisini sorumlu tuttuğu ve kendisiyle evlenmediği için intikam almak amacıyla iftira attığını,<br />
Savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.</p>

<p>Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.<br />
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).</p>

<p>Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).</p>

<p>Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Katılan mağdure tarafından sanığın olay günü kendisini aracında alıkoyarak ormana götürdüğü ve nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilmiş ise de; ormanlık alanda bir kadın ve erkeğin araçta kavga ettikleri ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma görevlilerine ilk anda sanığın kendisine tecavüz ettiğini beyan eden katılan mağdurenin, kısa bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini ve adli raporunun alınmasını istemediğini söylediği, bu yönde yazılı ifade veren mağdurenin on bir gün sonra Foça Devlet Hastanesine başvurarak adli rapor aldığı ve iki gün sonra da jandarmada sanığın kendisini zorla alıkoyarak tecavüz ettiğini ifade ettiği, sanığın ise evli olduğu hâlde uzun yıllar kendisiyle ilişki yaşayan katılan mağdurenin kendisiyle evlenmediği için iftira attığını savunduğu olayda; jandarma personeline çelişki anlatımlarda bulunan ve bu nedenle olay günü raporu alınmayan mağdurenin raporunda belirtilen yaraların sanıkça yapıldığı hususunun şüphede kaldığı, bu husus yanında dosya kapsamında yer alan ortak anlatımlara göre katılan mağdurenin uzun yıllar ilişki yaşamalarına rağmen kendisiyle evlenmeyen ama ayrılmayı da kabul etmeyen sanığı kendisinden uzaklaştırabilmek amacıyla jandarma personeliyle karşılaştığı ilk anda suça konu iddiaları ortaya attığına ilişkin oluşan şüphe ve atılı suçları hiçbir aşamada kabul etmeyen sanık savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.09.2022 tarihli ve 1250-1536 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETSİZ OLDUĞUNA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="25535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5976 E., 2026/658 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/803 E., 2025/1423 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 7. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/767 E., 2022/836 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, TMK. m. 161 ve TMK. m.163 sebebi ile açılan karşı boşanma davasının reddi, asıl davanın kabulü, reddedilen tazminatlar, reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince davacı- karşı davalı erkeğin ''evi terk ile fiili ayrılığa neden olduğu, sürekli düzenli bir işi olmadığı, işi dışında kalan vakitlerde geç gelerek tartışmaya yol açtığı, çalışmadığı zamanlarda bakkalda çalışmasının engellendiği iddiası ispatlanamadığından bakkalda çalışmayıp eşine yardımcı olmadığı, çalıştığı zamanlardaki kazancını ailesine söylemediği, başka işlerde çalıştığı zamanlarda da kazancını eve harcamadığı, eşine fiziksel şiddet teşebbüsünde</p>

<p>bulunduğu,''<br />
davalı- karşı davacı kadının ise ''taraflar ayrılmadan yaklaşık üç ay öncesinden itibaren kocayı ve arkadaşını normal olağanın dışında fazla arayarak erkeği iş yerinde küçük düşürdüğü ve taraflar ayrılmadan önceki en son bayramda kadının kocasına "pislik, bundan adam olmaz, ... size vereyim" diyerek hakaret ettiği'', böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle asıl ve karşı boşanma davasının ayrı ayrı kabulüyle tarafların boşanmalarına, tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, kararın davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı kadın vekilince temyiz talebinde bulunulmuştur. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğundan bahisle karar verilmiş ise de; dosyanın yapılan incelemesi, toplanan deliller ve tanık beyanlarından, İlk Derece Mahkemesince yüklenen ve kabul edilen kusurlara göre, erkek ağır kusurlu olduğu gibi tanıklar R.K., Ö.C.K. ve V.A. beyanlarından sabit olduğu üzere erkeğin kadına süregelen şekilde hakaret ettiği ve tehditte bulunduğu, yine tanılar R.K. ve Ö.C.K. Beyanlarından erkeğin güven sarsıcı davranışta bulunduğu ve çocuklarının cebinden habersiz para aldığı kusurları da sabit olup erkeğe bu kusurların da yüklenmesi gerekir. O halde tarafların Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlar ile birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı- karşı davalı erkeğin ağır, davalı- karşı davacı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, Mahkemece hatalı değerlendirme ile tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı- karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının kadın yararına kusur belirmesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3.Davalı- karşı davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="55102"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/20652 E., 2026/1925 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/217 E., 2024/508 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 42. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/422 E., 2024/372 K.</p>

<p>Taraflar arasında, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin dava neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın taraf vekilleri tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşılmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, kömür ocağında yer altı maden işletmesinde hazırlık işçisi olarak çalışmakta iken 28.02.2020 tarihinde iş kazası sonucu sağ gözüne taş çarptığını, sağ gözünün yerinden çıktığını ve tamamen görme yetisini kaybettiğini, davacının sendikalı olup toplu iş sözleşmesine tabi olduğunu, kaza tarihinde 5.493,00 TL aldığını, maddi ve manevi kayıpları bulunduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın basınçlı hava filtresinin kırılmasıyla meydana geldiğini, basınçlı hava filtresinin dava dışı ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma yapıldığını, alınan bilirkişi raporunda malzemenin kullanımından kaynaklı herhangi bir etmenin söz konusu olmadığı, kusurun kırılan malzeme üreticisi olan .... San. .... Şti.'ne ait olduğunu, davanın bu şirkete ihbarı gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, basınçlı hava filtresinin kırılması ile açığa çıkan basınçlı havanın ortamdaki taş, toz, vb. parçaları havalandırıp davacıya çarpması sonucu dava konusu kazanın meydana geldiğini, hava filtresinin dava dışı ... Sanayi ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/1357 Hazırlık sayılı dosyasında, kırılan hava basınç filtresinin TSE standartlarına göre üretilmiş piyasada bilinen bir firmadan aldıklarını, müvekkili şirketin de malzemenin ayıplı ve hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, gerekli uygun kişisel koruyucu donanımların teslim edildiğini, aksine iddianın gerçeği yansıtmadığını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanılan deliller ve bilirkişi raporlarına dayanılarak kararda belirtilen gerekçelerle maddi tazminatın kabulü ile manevi tazminatın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ".. 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1) b) 1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,.." karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; manevi tazminat miktarının az olduğunu, maddi tazminat yönünden raporda ilerde ortaya çıkabilecek hesap hataları ve her türlü noksanlıklar sebebi ile rapora itiraz ettiğini, gerçek ve gerçeğe yakın ücretin belli olması durumunda varsayımsal artış yerine gerçek ücretin tazminat hesabında esas alınması, belli olmayan dönemler yönünden yüksek oranlı artış yöntemi benimsenmesi gerektiğini belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmamasına rağmen mahkemece taleplerden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, SGK denetmen raporunda adi ortaklığı oluşturan şirketlerin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğuna ilişkin değerlendirme yapılmadığını, tedarikçi firma olan ve ihbar edilen ...Sanayi ve ... Şti.'nin %100 kusurlu olduğu değerlendirilmesi yapıldığını, tamamen imalat hatası olan pislik tutucunun kırılma sebebinin ortam şartları, montaj veya darbe alması olmadığını, dava dışı ... ve ...ve ... Şti.'nin %70 oranında sorumluluğuna hükmedilmesine rağmen, tazminat miktarının tamamından davalı şirketin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, dava dışı ... ve ...ve Tic. Ltd. Şti. ile aralarında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasında yalnızca mal alım sözleşmesi ilişkisi bulunduğunu, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, hava filtresinin tedarikçi ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, basınç seviyesinin azami sınırın üzerine çıkmadığının net şekilde anlaşıldığını, kazanın oluşumunda kusurun kırılan malzeme üreticisi ve tedarikçi firmada (...San. ve .... Şti'nde) olduğunu, şirketin malzemenin ayıplı veya hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, %30 kusuru kabul etmediklerini, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.</p>

<p>2. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.</p>

<p>3.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddianın ileri sürülmesi, savunmanın yapılabilmesi ile delillerin eksiksiz olarak toplanılıp tartışılabilmesi öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan, davaya bakılamaz, yargılama yapılamaz.<br />
4. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.</p>

<p>5.Fer'i müdahil ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 66.maddesinde; üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği, aynı Kanunun 68.maddesinde; Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>6. Ayrıca dava kendisine ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükme karşı kanun yoluna başvurma hakkı sadece davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) Mahkemece verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı yoktur. Ancak mahkemece taraf sıfatını almayan dava ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün ancak kendisiyle ilgili bölümünü temyiz edebilir. (Dairemizin 25.06.2024 tarih ve 2024/5480 E.- 2024/7101 K. sayılı ilamı bu yöndedir)</p>

<p>7. Somut olayda, davalı ...Ş.'nin yargılama sırasında, aleyhine ihbarda bulunduğu... Ltd. Şti.'nin 30.05.2023 tarihli dilekçesiyle fer'i müdahil olarak yargılamaya katılması yönünde başvuruda bulunduğu ancak Mahkemece bu konuda talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.<br />
8.İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.<br />
9. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Taraf vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="16790"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 10.02.2026 tarihli, 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/13810 E., 2026/2211 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong><br />
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/29 E., 2021/337 K.<br />
SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâli, mala zarar verme<br />
HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama</p>

<p>I- Sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde<br />
... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2021/29 Esas, 2021/337 Karar sayılı kararının katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanık hakkında, ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2020 tarihli ve 2020/180 Esas, 2020/335 Karar sayılı kararı ile konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/1, 119/1-c, 62, 151/1 ve 62. maddeleri uyarınca sırasıyla kurulan 10 ay ve 3 ay 10 gün hapis cezaları ile mahkûmiyet hükümlerine konu cezaların türü ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen düzeltilerek esastan ret kararları ve bu kararlara yönelik temyizin niteliği karşısında;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk Derece Mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılanlar vekilinin temyiz isteminin, aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak REDDİNE,</p>

<p>II- Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan; sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır" ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir" şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ... müdafiinin temyiz isteminin "hırsızlık olayı ile müvekkili arasında hiçbir doğrudan bağlantılı delil bulunmadığına, mahkemenin kanaat üzerine müvekkiline ceza verdiğine, olay yerinde lastik izin araştırması yapılmadığına, müvekkilinin aracının orada bulunduğuna dair dosyaya başkaca bir delil de sunulmadığına, ayrıca aracın olaydan bir kaç gün sonra jandarma tarafından yakalanarak yediemine bırakıldığına, buna rağmen çalınan onlarca koyunun müvekkilinin aracında taşınması halinde mutlaka araçta delil olarak bulunması gereken hayvan pisliği, koku, yün vb gibi delillerin de dosyada mevcut olmadığına, aracın otoyol boyunca kameralara da yakalanmadığına ve bu görüntülerde de araçta hayvan taşındığına dair bir belirti olmadığına, ne müvekkilinin olay yerinde ne de diğer sanık ...'in müvekkiline ait araçta parmak izi bulunmadığına"; katılanlar vekilinin temyiz isteminin "istinaf mercii ve yerel mahkemece verilen hükümlerdeki cezaların eksik ve hatalı inceleme nedeniyle az olduğuna, daha fazla cezaya hükmolunması gerektiğine, iki sanığın da ifadelerinde yer verdiği ... isimli şahıs araştırılmadan, bu şahsın gerçekteki kimliğinin tespitine yönelik talepleriyle ilgili işlemler yapılmadan eksik araştırma ile kurulan hükümlerin açıkça hukuka ve yasaya aykırı olduğuna, kaldı ki ... isimli şahsı yalnızca sanık ...'un değil aynı zamanda sanık ...'ın da ifadelerinde defalarca dile getirdiğine, bu suçun 3 kişi ve daha fazla kişi ile işlenmesi halinde kanun gereği örgütlü suç kapsamına girdiğinden ve daha fazla cezaya hükmolunması gerekirken eksik inceleme ile az ceza tayininin usul ve yasa aykırı olup bozulması gerektiğine, suçun gece vakti işlenmiş olmasına rağmen bu konuda da eksik ceza tayinine gidildiğine, ayrıca sanıkların müvekkillerine ait zararları karşılamadıkları ve hayvanların akbetine ilişkin bilgi vermedikleri ve olay günü ile ilgili suçun açığa çıkmasında yardımcı olmadıkları düşünüldüğünde suça konu cezaların hepsinin en üst sınırdan verilmesini ve bu nedenle de hükümlerin sanıklar aleyhine bozulmasını talep ettiklerine" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p>Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak,</p>

<p>1. Katılan ...'in suça konu küçükbaş hayvanların çalındığı ağılın bulunduğu yerden olay gecesi saat 22.00 sıralarında ayrıldığını ve sabah saat 07.30'da hırsızlığı fark ettiklerini beyan ettiğinin, ... kayıtlarına göre sanık ...'a ait suçta kullanılan aracın olay günü saat 05.52'de bölgeden ayrılarak ... istikametine gittiğinin ve dosya kapsamında yer alan HTS kayıtlarına göre sanık ...'a ait telefonun gece saatlerinde olay yeri yakınından sinyal aldığının, UYAP'tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, suç tarihinde gece vaktinin saat 06.55'te sona erdiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK'nın 143/1. maddesinin ve sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümde aynı Kanun'un 116/4. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayinleri,</p>

<p>2. 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değişik 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme sürelerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, sanık ...'ın koşullu salıverilmeden yararlandırılmamasına karar verilemeyecek olması,</p>

<p>3. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan ilamın mahkeme adı ... 7. Asliye Ceza Mahkemesi olmasına rağmen, ... 2. Asliye Ceza Mahkemesi olarak yazılması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdiren ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="55275"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
