<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss/kararlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 24 May 2026 15:56:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss/kararlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2009/12238 E., 2010/2452 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 08.03.2010 tarihli, 2009/12238 E., 2010/2452 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2009/12238 E., 2010/2452 K.</strong></p>

<p><strong>TAHLİYE TAAHHÜDÜ NEDENİYLE TAHLİYE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6570 S. GAYRİMENKUL KİRALARI HAKKINDA KANUN [ Madde 7 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p>Dava, tahliye taahhüdü nedeniyle kiralananın tahliyesine yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilin kiracısı olan davalının kendi iradesi ile vermiş olduğu tahliye taahhüdüne dayalı olarak icra takibi yaptıklarını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini, kira sözleşmesi imzaladıktan sonra kendi serbest iradesi ile tahliye taahhüdü imzalayıp veren davalının boş kağıda imza attığını kanıtlamak zorunda olduğunu belirterek, itirazın iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı ise, yargılamada belge altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, belgenin tarih kısmının boş olarak düzenlendiğini, bu tarihin sonradan doldurulduğunu, ikinci ayda kiraladığı işyeri için üçüncü ayda tahliyeye yönelik belge imzalamasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Takibe dayanak yapılan ve hükme esas alının 04.02.2009 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı, 07.03.2009 tarihinde kiralananda otururken vermiş olduğu tahliye taahhüdü ile kiralananı 01.04.2009 tarihinde tahliye edeceğini beyan ve taahhüt etmiştir. Taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi süresi bir yıllık ise de, kira sözleşmesi düzenlendikten sonra taraflar anlaşarak kira sözleşme süresini kısaltıp uzatabilirler. Bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Öte yandan davalı taahhüt altındaki imzayı kabul etmiştir. Bu durumda davalının tahliye taahhüdünü boş olarak verdiği ve üzerinin sonradan doldurulduğu iddiası dinlenemez. Zira, belgeyi imza etmekle boş olan kısmın ne şekilde doldurulacağını peşinen kabul etmiş sayılır. Bu nedenle, dava süresinde açıldığına göre davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç:</strong> Hükmün yukarıda açıklanan nedenle (BOZULMASINA),</p>

<p>istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 08.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 23:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="47813"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/4776 E., 2025/5338 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20254776-e-20255338-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20254776-e-20255338-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 23.06.2025 tarihli, 2025/4776 E., 2025/5338 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/4776 E., 2025/5338 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/659 E., 2025/787 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 24. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/228 E., 2024/602 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 11.04.2022-11.09.2023 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin 11.09.2023 tarihinde davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, usule, kanuna ve arabuluculuk ilkelerine aykırı olarak düzenlenen arabuluculuk toplantısı sonucunda müvekkilinin baskı altında kalarak yasal haklarının çok altında bir tutarı almaya zorlandığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshinden ve uğradığı mobbingden doğan haklarının ikame edilebilmesi için davaya konu arabuluculuk anlaşma tutanağının, davacının iradesinin imza anında sakat olması sebebi ile iptalinin gerektiğini ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk faaliyeti sonrası düzenlenen anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı işyerinde 11.04.2022 tarihinden iş sözleşmesini istifaen sona erdirdiği 11.09.2023 tarihine kadar çalıştığını, son net ücretinin 1.530,00 USD olduğunu, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasında yürütülen ihtiyari arabuluculuk sürecinin bu kurumun amacına ve ruhuna uygun şekilde yapıldığını, davacıya yasal hak edişinin dahi üzerinde ek menfaat sağlanıp tarafların serbest iradeleriyle anlaşmayı imzaladıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 24.04.2024 tarihli kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda her ne kadar davacı gabin iddiasında bulunmuş ise de davacının zor durumda kaldığına veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanarak arabuluculuk sözleşmesinin imzalandığının ispat edilmediği, davacının davalı işyerinde 1,5 yıl çalışması, iş tecrübesi, yaşı ve uzun zamandır bu mesleği icra etmesi nedenleriyle haklarını bilebilecek durumda olduğu, davacının kendi ... iradesi ile arabuluculuk görüşmelerine katıldığı ve anlaşılan miktar üzerinde tutanağın düzenlendiği, kaldı ki davacı istifa etmiş olmasına rağmen davalı tarafından kendisine kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte fazladan ücret ödendiğinin tespit edildiği, yine davacı anlaşma tutanağının imzalanması için kendisine baskı yapıldığını iddia etmiş ise de bu iddiasına itibar edilmediği, davacının iş sözleşmesinin feshi ve sonrasında yürütülen arabuluculuk görüşmelerinin tamamen davacının inisiyatifinde yapıldığı, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen Whatsapp yazışmaları ve bu yazışmaları teyit eden davalı tanığı Z.G.Ç'nin beyanları incelendiğinde sürecin tamamen davacının inisiyatifinde gerçekleştiği ve kendisine herhangi bir baskının yapılmadığının anlaşıldığı, davacı istifa etmek istemesine rağmen davalı tarafından arabuluculuk görüşmeleri sonucunda kendisine kıdem ve ihbar tazminatları, ücret ve diğer alacakların ödeneceği belirtilerek toplam 5.319,57 USD üzerinden anlaşma tutanağı düzenlendiği, tarafların arabulucuya başvurmalarının sözleşmenin feshine göre değerlendirilebilecek bir husus olmadığı, sözleşmenin ne şekilde feshedildiğinden çok tarafların alacaklarının bulunup bulunmadığı ve bu alacaklar noktasında taraf iradelerinin anlaşma ile sonuçlanıp sonuçlanmadığı ve söz konusu alacaklar yönünde müzakere yapılıp yapılmadığının önem arz ettiği, Whatsapp yazışmaları ve tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere davacının taleplerinin davalı tarafından değerlendirildiği, tarafların iradesinin arabuluculuk anlaşma tutanağı ile vücut bulduğu, tamamen davacının inisiyatifine göre yapılan bir işlemde davacıya baskı yapıldığının, arabuluculuk anlaşma tutanağının kanuna aykırı bir şekilde düzenlendiğinin ileri sürülmesinin iyiniyet kurallarına ve kanuna aykırı olduğu, davacının kendisine baskı yapıldığını ispat edemediği, davacı tarafından iradeyi sakatlayan gabin, hata ve hile iddialarıyla birlikte birtakım soyut iddiaların ileri sürüldüğü ancak bu iddiaları kanıtlayacak delillerin sunulmadığı, arabulucunun tarafsız olmadığı iddialarına da itibar edilmediği, yine arabuluculuk toplantısının işyeri merkezinde yapılmasını engelleyecek herhangi bir yasal düzenlemenin bulunmadığı, kaldırma kararından sonra gerek dinlenen tanık beyanlarında gerekse davacının beyanlarında, arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini gerektirir herhangi bir sonuca ulaşılamadığı, her ne kadar davacı isticvabında baskıya maruz kaldığını iddia etmiş ise de kendi cep telefonundan gönderdiği Whatsapp görüşmelerinin kendi iddiasını çürütecek mahiyette olduğu, yazılı belge varken davacının söz konusu beyanlarına itibar edilemeyeceği, bu nedenlerle davacının iddialarını ispat edemediği ve düzenlenen anlaşma tutanağının kanun ve yönetmeliğe uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinin 12.09.2023 tarihinde başladığı, arabuluculuk görüşmelerine davacının telekonferans yoluyla katıldığı, aynı tarihte tarafların kıdem ve ihbar tazminatları, ücret, yıllık ücretli izin ve prim alacağı konusunda toplam 5.319,57 USD üzerinden ve bu miktarın 13.09.2023 tarihinde ödeneceği hususunda anlaştıklarına ilişkin anlaşma belgesi düzenlendiği, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davacının, Kod (03) (belirsiz süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi-istifa) ile işten ayrıldığının 11.09.2023 tarihinde Kuruma bildirildiği, fesihten bir gün sonra ihtiyari arabuluculuğa başvurulduğu, arabulucu belirleme tutanağında arabuluculunun taraflarca belirlendiği yazılı ise de bu hususun somut delillerle ispatlanamadığı, yine arabulucunun görevlendirildiği, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği, tarafların anlaşma belgesinde sayılan tüm alacaklar üzerinde müzakere ettikten sonra anlaştıkları belirtilmiş ise de tüm bu işlemlerin aynı gün içerisinde gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği, öncelikle arabulucuya başvurulmadan önce taraflar arasında hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığının ortaya konulamadığı, diğer taraftan arabuluculuk yönteminin fesih işleminin ve buna bağlı ödemelerin yapılması amacıyla bir araç olarak kullanılamayacağı, arabuluculukta temel amacın mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, arabuluculuğun bu amaç dışına çıkılarak özellikle salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılacak bir yöntem olmadığı, fesih işlemi ve buna ilişkin ödemeler arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğinden somut olayda, taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın çözümünden ziyade, usulüne uygun bir müzakere ortamı da sağlanmadan, salt dava açma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla hareket edildiği sonucuna ulaşıldığı, bu sebeplerle 12.09.2023 tarihli anlaşma belgesinin geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi olmadığı, davanın kabulü gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile 2023/477839 Esas sayılı ihtiyari arabuluculuk faaliyetinin sona ermesine ilişkin anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacı ile insan kaynakları direktörü arasında dosyaya sunulan Whatsapp mesaj içeriklerinden anlaşıldığı üzere müvekkili Şirket tarafından davacıya iş sözleşmesinin tasfiye süreci hususunda düşünmesi ve bir avukattan destek alması için gerekli sürenin verildiğini,</p>

<p>2. Taraflar arasında yürütülen ihtiyari arabuluculuk sürecinin bu kurumun amacına ve usule uygun olarak yürütüldüğünü, davacıya yasal hak edişinin dahi üzerinde ek menfaat sağlandığını ve tarafların serbest iradeleriyle anlaşmayı imzaladıklarını, böyle bir ihtiyari arabuluculuk sürecinde dahi soyut gerekçeler üzerinden tutanakların iptal edilmesinin ihtiyari arabuluculuk kurumunun işlevsiz hâle getirilmesi anlamına geldiğini, hiçbir hukuki dayanak olmadan böyle bir yaklaşım sergilenmesinin hukuki güvenliği ortadan kaldırdığını,</p>

<p>3. Davacının arabulucunun ortak olarak belirlenmediği, davalı Şirketle ilişkisi olduğu, taraflı davrandığı iddialarını da ispatlayamadığını, arabulucunun taraflarca ortak olarak belirlendiği noktasında davacının imzasını havi Arabulucu Belirleme Tutanağı'nın yeterli olduğunu, ilave bir somut delil bulunmamasının iptal kararına gerekçe yapılamayacağını,</p>

<p>4. Arabuluculuk ilk oturum tutanağı incelendiğinde tarafların arabulucu tarafından süreç hakkında bilgilendirildiğinin görüleceğini, normal şartlar altında bir işçinin işyerinden istifaen ayrılması hâlinde kendisine kıdem ve ihbar tazminatı ile ek menfaat ödemesi yapılmadığını, somut olayda davacının işverene, bahse konu alacakların kendisine ödenmesi kaydıyla istifa edeceğine dair şartlı istifa dilekçesi sunması ve kendisine ödenecek tutarların tespiti, müzakeresi konulu bir uyuşmazlık meydana geldiğini ve tarafların bu uyuşmazlığın ihtiyari arabuluculuk yöntemiyle çözümü ve davacının bu talebinin kabulüyle ödenecek tutarların tespiti amacıyla ihtiyari arabuluculuk anlaşması yapılmasında mutabık kaldıklarını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer verilen, taraflar arasında ihtiyari arabulucuğa konu herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığı şeklindeki gerekçenin maddi olgulara aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü uyarınca geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığına ve iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacı dava dilekçesinde, davalı işyerinde çalıştığı süre içerisinde davalı işverenin baskısı ile istifaya zorlandığını, akabinde yine zorlama ile arabuluculuk toplantısı yapıldığını, arabuluculuk sürecinin tarafsız, bağımsız olarak ve kanun ile yönetmeliğe uygun olarak yürütülmediğini, iradesini açıkça bozan sebepler ve işverenin aşırı yararlanma durumu bulunduğunu ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk faaliyeti sonrası düzenlenen anlaşma tutanağının iptal edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Taraflar arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi 12.09.2023 tarihli olup davacının istifa dilekçesi ise 11.09.2023 tarihlidir. Anlaşma belgesinde davacıya 13.09.2023 tarihinde ödenmek üzere kıdem ve ihbar tazminatı, prim alacağı, yıllık ücretli izin alacağı ve 11 günlük ücret alacağı olmak üzere toplam 5.319,57 USD bedelin ödenmesi hususunda anlaşılmıştır.</p>

<p>Dava dilekçesine ekli olarak sunulan davacı ile insan kaynakları direktörü .... arasında geçen Whatsapp mesaj içeriklerinden; arabuluculuk sürecinin davacının bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiği, hatta bu süreç ile ilgili olarak davacının kendi avukat arkadaşlarından bilgi aldığı ve bu durumu insan kaynakları direktörü ...'ye bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu yazışmaların arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalandığı tarih olan 12.09.2023 tarihinden önceki hafta içerisinde başladığı ve birkaç gün devam ettiği görülmektedir.</p>

<p>Dosyada yer alan Whatsapp mesaj dökümlerine göre; davacının işten ayrılacağı yani bir fesih süreci içinde olduğu belli olup davacının işten ayrıldıktan sonra işsizlik ödeneği alabilmesi için Kuruma bildirilecek çıkış kodunun ne olacağı yönünde insan kaynakları direktörü .... ile aralarındaki yazışmaların devam ettiği, devam eden mesajlaşma sürecinde ara ara atılan mesajlarda ise arabuluculuk süreci ile ilgili konuların görüşüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; dinlenen taraf tanık beyanları da davacının iddialarını ispata yeterli olmadığı gibi dosya içeriğinde yer alan Whatsapp mesaj içeriklerine göre davacının, dosya kapsamı ile örtüşmeyen soyut nitelikteki baskı iddiaları ile iradesinin imza anında sakat olduğu iddialarını yöntemince ispatladığından söz edilemez. Aksine arabuluculuk sürecinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, düzenlenen arabuluculuk anlaşma tutanağının şekli anlamda da usul ve kanuna uygun olduğu ve arabuluculuk sürecinin davacının bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiği açıkça ortadadır. İspatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince, davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak dosya kapsamındaki delillerle örtüşmeyen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20254776-e-20255338-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="42448"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/1461 E., 2019/8220 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20191461-e-20198220-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20191461-e-20198220-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/12/2019 tarihli, 2019/1461 E., 2019/8220 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/1461 E., 2019/8220 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ</p>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 29/01/2018 tarih ve 2015/43 E- 2018/70 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 30/01/2019 tarih ve 2018/403 E- 2019/119 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, davalının 15/08/2014 tarihinde müvekkili şirketle aynı alanda faaliyet gösteren ve rakip firma olan Tosaf Plastik Ltd. Şti. de işe başladığını, davacı müvekkilin şirkette bölge satış temsilcisi olarak çalıştığından şirketin bütün bilgilerine vakıf olduğunu, davalının kötü niyetli davranışlarına rağmen müvekkilinin davalıya tazminat ödediğini, ancak davalının işten ayrıldıktan bir ay sonra davacı şirketle aynı sektörde faaliyet gösteren dava dışı şirkette işe başladığını belirterek, 66.920,00 TL cezai şart ve 15/08/2014 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, sözleşmeye aykırı davranılması halinde personelin aylık ücretinin brüt 20 katı tutarında cezai şart ödemeyi taraflar peşinen kabul etmiş olduğu, davalının çalışmış olduğu her iki iş yerinin faaliyet konusunun da konsantre boya imalatı olduğu, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde belirtilen rekabet yasağına aykırı hareket sonucu taahhüt edilen cezai şarta davacının hak kazanmış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.</p>

<p>Karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, davalının davacıya ait iş yerinde 2 yıl çalışma sonrası, davacıyla aynı alanda faaliyet gösteren davadışı Tosaf Plastik Ltd. Şti'de çalışmaya başlamasının çalışma hürriyetinin bir gereği olduğu, bu şirketin davalıya daha fazla avantajlar sağlaması nedeni ile çalışmasının kabul edilebileceği, davacı tarafça, müşterileri olan firmaların kendileriyle çalışmayı bırakıp davadışı Tosaf Plastik Ltd Şti. ile çalıştığına dair somut olgu ileri sürülmediği, bölge satış elemanı olarak çalışan davalı işçinin işletmede çalıştığı durumitibariyle üretim bilgilerine ulaşmak ve bu bilgileri kullanmak suretiyle işletmenin önemli bir zarara uğramasına sebebiyet verme ihtimalinin bulunmadığı, davacıya ait müşteri çevresi, üretim sırları ve davacının yaptığı işlere ilişkin bilgilerin davalı tarafından yeni girdiği işte kullanıldığı ve davacının uğradığını iddia ettiği zararı ispat edemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>1.) Dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş olup, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının uğradığı zararı ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterlidir. Bu itibarla mahkemece, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2-) Ayrıca, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinde iş akdinin sona ermesinden sonrası için rekabet yasağının düzenlenmiş olması nedeniyle, iş akdinin sona erdiği 11.07.2014 tarihi itibariyle uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK'nin 445. maddesi tatbik edilecektir. Somut olayda, taraflar arasındaki iş sözleşmesinde 5 yıllık rekabet yasağı süresi İstanbul ili için geçerli olmak üzere öngörülmüş, işin türü bakımından ise kısıtlama yapılmamıştır. TBK'nin 445/1 fıkrasında bu tür sözleşmeler bakımından yer, zaman ve işin türü bakımından sınırlama öngörüldüğü gibi, aynı maddenin ikinci fıkrasında da mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, mahkemece taraflar arasındaki rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün TBK'nin 445/2. maddesi çerçevesinde değerlendirilip, tartışılarak bir sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) ve (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20191461-e-20198220-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="37586"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/12450 E., 2016/6672 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201512450-e-20166672-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201512450-e-20166672-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 tarihli, 2015/12450 E., 2016/6672 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/12450 E., 2016/6672 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/05/2015 tarih ve 2015/30-2015/375 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 31.05.2016 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkili şirketin bilgi teknolojileri sektöründe faaliyette bulunduğunu, davalıların müvekkili şirketin çalışanı iken davalı ... ve davalı ...'ın 31/03/2013 tarihinde, davalı ...'un da 11/10/2013 tarihinde işten ayrıldığını, davalıların müvekkili bünyesinde önemli pozisyonlarda çalıştıklarını, bu suretle müvekkilinin müşterilerine, işe ve işleyişe, projelere, teknik detaylara vakıf olduklarını, davalılarla rekabet yasağı sözleşmesi imzalandığını, davalıların işten ayrıldıktan sonra müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösteren yeni bir şirket kurarak rekabet yasağı sözleşmesini ihlal ettiklerini, müvekkilinin cezai şart alacağının doğduğunu ileri sürerek, davalı ...'tan 86.442 TL, davalı ...'tan 70.152 TL, davalı ...'dan 44.310 TL cezai şartın faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalılar vekili, rekabet yasağı ve fikri haklar sözleşmesinin ve ilgili hükümlerinin ...'nun 20 ila 25 ve 444 ve 445. maddeleri hükümleri gereğince geçersiz olduğunu, geçerli olduğu kabul edilse dahi cezai şartın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalılar arasında imzalanan ''Rekabet Yasağı Sözleşmesi''nin 4. maddesinde rekabet yasağının coğrafi sınırının ''Tüm Dünya'' olarak belirlendiği, rekabet yasağı sözleşmesinin ...'nın 27 maddesi gereğince kesin olarak hükümsüz olduğu, davacı vekili dava dilekçesinde BK'nın 445/2 maddesi gereğince rekabet yasağında yer sınırının, davacı şirket merkezinin ve ana faaliyet yerinin ... ili olması nedeniyle ... ili ile sınırlandırılması gerektiğini beyan etmiş ise de anılan maddenin uygulanabilmesi, sözleşmenin hakim tarafından hakkaniyete uygun biçimde kapsam ve süresinin sınırlandırılabilmesi için sözleşmenin kesin hükümsüzlük haline ulaşmayacak şekilde aşırı nitelikte rekabet yasağı hükümleri içermesi gerektiği, somut olayda ...'nın 27.maddesi gereğince sözleşmenin akdedildiği andan itibaren kesin hükümsüzlük hali içinde bulunduğu, bu nedenle aynı Yasa'nın 445/2. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir.</p>

<p>Taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmelerinin 4/3. maddesinde “rekabet yasağı anlaşmasının coğrafi sınırının “Tüm Dünya” olarak belirlendiği” görülmektedir.</p>

<p>Mahkemece yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere “rekabet yasağı sözleşmesinin ...'nın 27. maddesi gereğince kesin olarak hükümsüz olduğu, davacı vekili dava dilekçesinde BK'nın 445/2. maddesi gereğince rekabet yasağında yer sınırının, davacı şirket merkezinin ve ana faaliyet yerinin ... ili olması nedeniyle ... ili ile sınırlandırılması gerektiğini beyan etmiş ise de anılan maddenin uygulanabilmesi, sözleşmenin hakim tarafından hakkaniyete uygun biçimde kapsam ve süresinin sınırlandırılabilmesi için sözleşmenin kesin hükümsüzlük haline ulaşmayacak şekilde aşırı nitelikte rekabet yasağı hükümleri içermesi gerektiği, somut olayda ...'nın 27. maddesi gereğince sözleşmenin akdedildiği andan itibaren kesin hükümsüzlük hali içinde bulunduğu, bu nedenle aynı Yasa'nın 445/2. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir”.</p>

<p>Öğretide rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş ilişkisi içinde işverenin müşterilerine nüfuz etmesi yahut iş sırlarına vakıf olması nedeniyle hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra belirli bir faaliyet alanında belirli bir coğrafi bölgede ve belirli bir zaman dilimi içerisinde işçinin işverenle rekabet teşkil eden davranış içerisine girmesini yasaklayan sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır. Rekabet etmeme taahhüdünü içeren bu sözleşmeyle işçi işverene karşı hizmet sözleşmesinin bitiminden sonrasına yönelik olarak menfi bir yükümlülük, bir yapmama borcu altına girmektedir. Başka bir deyişle rekabet yasağı sözleşmesi ile işçinin ekonomik faaliyet özgürlüğüne ve ekonomik geleceğine kısmen dahi olsa sınırlama getirilmektedir(Sabah Altay, Türk Borçlar Kanunun Hükümlerine Göre İşçi ile İşveren Arasında Yapılan Rekabet Yasağı Sözleşmesi, MÜHF-HAD, C.14, sy.3, s.179 vd.).</p>

<p>İşçi ile işveren arasında kararlaştırılan rekabet yasağı sözleşmesi veya hizmet sözleşmesine eklenen rekabet yasağı kaydı mülga 818 sayılı BK'nın 34-352. maddeleri arasında düzenlenmişti. İşçi ile işveren arasındaki rekabet yasağını işçinin korunması düşüncesiyle özel hükümlerle düzenleme ihtiyacı duyan kanun koyucu rekabet yasağının sınırının düzenlendiği BK'nın 349. maddesindeki özel hükmü getirmişti. Anılan hüküm “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir”şeklinde düzenleme içermektedir. Gerek mülga 818 sayılı BK'nın bu yasağın muteber olması için işçinin iktisadi geleceğini hakkaniyete aykırı olarak sınırlandırmaması gerektiğini düzenleyen BK'nın 349. hükmü, gerekse de tüm sözleşmelerde şahsiyet hakkına aykırılığın müeyyidesini genel hükümler bağlamında düzenleyen MK'nın 23/II ve BK'nın 19 ve 20. madde hükümlerinde söz konusu hükümlere uymamanın müeyyidesi Borçlar Kanununun genel hüküm ve ilkleri uyarınca "butlan" olarak öngörülmüştü ve Dairemiz uygulamaları da bu yönde idi (Dairemizin 08.12.2011 tarih 2010/5797 E. 2011/16679K sayılı ilamı).</p>

<p>... Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağının sınırını düzenleyen 340/a. hükmünün ikinci fıkrasında, hakimin. takdir yetkisine dayanarak tüm şartları değerlendirmek suretiyle fahiş bir rakebet yasağını sınırlandırabileceği, bunu yaparken işverenin taahhüt ettiği karşı edimi de dikkate alması gerektiği kabul edilmiştir. Bu düzenlemeye dayalı olarak ... Hukukunda rekabet yasağının işveren lehine fahiş şartlarla kararlaştırılmış olması sonucunda doğrudan doğruya butlan yaptırımının devreye girmeyeceği ve hakimin fahiş yasağı ahlaka ve hukuka uygun bir hadde indirebileceği kabul edilmiştir. Başka bir deyişle Kanun hakime rekabet yasağının meşru sınırlarını saptamak amacıyla sözleşmeye müdahale etme yetkisini açıkça tanımıştır(Sabah Altay, s.189,190)</p>

<p>01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı ...'da da ... Borçlar Kanunu'ndaki düzenlemeye yakın bir düzenleme getirilmiştir. ...'nın 445. maddesinde “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu maddenin temelinde rekabet yasağı sözleşmesinde kanunda öngörülen sınırlamaları aşan hükümler öngörülmüş ise hakimin MK'nın 4. maddesi gereği hakkaniyet ölçüsünü de gözeterek aşırı kaydı “yasal ya da uygun seviyeye” indirmesi düşüncesinin yattığı söylenebilir. ...'nın 445 hükmünün, ...'nın 27/1 ve MK'nın 23/2. hükümleri karşısında özel norm sayılıp, bu nedenle de bu maddelere aykırılığın yaptırımı olan kesin hükümsüzlük yaptırımı uygulanmamalıdır (Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu, Türk Özel Hukukunda Kısmi Hükümsüzlük, ...-2011, s.324. vd.).</p>

<p>Tüm bu yapılan açıklamalar çerçevesinde her ne kadar mahkemece, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan “Tüm Dünya” ibaresinin yaptırımının kesin hükümsüzlük olduğu kabul edilmiş ise de ...'nın 445/1 ve 2. maddesi hükmü nazara alındığında hakime, rekabet yasağı sözleşmesindeki aşırı hükümlere karşı sözleşmeyi ayakta tutacak önlemleri alma ve sözleşmeye müdahele etme imkanı tanınmış olup, somut uyuşmalıkta rekabet yasağı konusunda tarafların iradeleri birleştiğinden anılan sözleşmede kesin hükümsüzlük-butlan hali bulunmayıp hakimin müdahalesi ile giderilebilecek hükümsüzlük hali bulunduğundan ...'nın 445/2. maddesi hükmüne göre bir değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201512450-e-20166672-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="88426"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/8396 E., 2016/3470 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20158396-e-20163470-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20158396-e-20163470-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30/03/2016 tarihli, 2015/8396 E., 2016/3470 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/8396 E., 2016/3470 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada...... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/04/2015 tarih ve 2014/964-2015/336 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br />
Davacı vekili; müvekkili şirkette satış yöneticisi konumunda çalışan davalının kendi isteğiyle şirketten ayrıldıktan sonra aynı alanda ve aynı il sınırlarında faaliyet gösteren başka bir firmada işe başladığı, davalının bu eylemi ile davacı şirket ile imzaladığı belirsiz süreli iş sözleşmesinin 11.j maddesini ihlal ettiğini, şirketin bütçe kullanımı, müşteri beklentileri, müşteri listeleri ve şirketle ilgili sırlara vakıf olduğunu, müvekkili şirketle haksız rekabete giriştiğini ileri sürerek davalının haksız rekabet yasağına aykırı davranması sebebi ile 10.000,00-Euro cezai şartın fiili ödeme tarihindeki .. ... Bankasının rayiç kur karşılığının 3095 sayılı Kanunu'nun 4/a maddesi gereğince de...nın yabancı paraya uygulanacak o dönemki faiz oranı belirlenmek sureti-zararın oluştuğu tarihten itibaren ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili; satış temsilcisi olarak şirketin sırlarına vakıf olmasının mümkün olmadığını savunarak haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı davanın reddini istemiştir.<br />
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki iş sözleşmesinde rekabet yasağına ilişkin sınırlamanın sadece zaman yönünden açık düzenleme içerdiği, mahal ve iş türü bakımından herhangi bir sınırlamanın yer almadığı, rekabet yasağının sektörel olduğunun belirtildiği, sektör türü bakımından somutlaştırma içermediği, bu haliyle davalının rekabet yasağını ihlal etmediği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444 ve devamı maddeleri uyarınca işçinin rekabet yasağına dayalı olarak açılan cezai şart istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı TBK’nın 444/2. maddesine göre, "Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." şeklinde kurallara yer verilerek rekabet yasağının esasları düzenlenmiştir. Buna göre işçinin, işverenle ilişkide olan müşterileri tanıdığı hallerde, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından işverenle rekabet oluşturacak şekilde kendi namına iş yapmaması, rakip bir firmada ortak olamaması ya da iş sözleşmesiyle çalışmaması şeklinde şart içeren sözleşmeler yapabileceklerdir. Borçlar Kanunu'nun ilgili hükmünün ikinci cümlesinde ise rekabet yasağının kapsamı sınırlandırılmış ve işverene önemli bir zarar verilmesi ihtimalinin olmadığı durumlarda bu tür düzenlemelerin geçerli olacağı hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın 445. maddesine göre, "rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz." süre konusuna yasada açıklık getirilmiş özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşmayacak şekilde rekabet yasağı öngörülebileceği belirtilmiştir. Ülke sınırları içinde rekabet etmeme yönünden öngörülen düzenlemelere geçerlilik tanınmamış ise de, il sınırları ya da belli bir bölge ile sınırlandırma işin niteliğine göre yerinde görülebilir.</p>

<p>Somut olayda davacı ile davalı arasında rekabet yasağını düzenleyen sözleşme hükümleri ile rekabet yasağına atıf yapan hükümler değerlendirildiğinde; mahkemece rekabet sözleşmesinde rekabet yasağı süresinin bir yıl olarak belirlendiği ancak mahal ve iş türü bakımından sınırlama yapılmamış olması sözleşmenin geçersizliği sebebi olarak benimsenmiş ve davanın reddine karar verilmiştir. Ancak sözleşmede yer alan düzenlemeye göre, davalı işçinin, davacı şirket ile aynı konuda faaliyet gösteren başka şirket ve kurumlarda sözleşme konusuyla aynı içerikte faaliyet gösteremeyeceği ifade edilmiş, rekabet yasağının sektörel olduğu, şirketin zararı olup olmadığına bakılmaksızın rekabet yasağına aykırılık halinde cezai şartın ödenmesi öngörülmüştür. Davalı, davacı şirkette... İli sınırları içinde satış yönetici olarak çalışırken, yeni işe başladığı şirkette de satış müfettişi sıfatıyla çalışmakta ve çalışma sahası da.... İli ... İlçesi olarak öngörülmüştür. Her nekadar rekabet yasağı sözleşmesinde mahal yönünden açık bir sınırlama yapılmamış ise de, davalının aynı il sınırları içinde, aynı sektörde ve aynı sıfatla başka bir şirkette çalıştığı ortadadır. Ayrıca, davacı şirkette satış yöneticisi konumunda olan davalının, davacı şirketin müşteri çevresi hakkında bilgi edindiği ve bu bilgilerin kullanımının davacı şirket aleyhine zarar doğurabilecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda, mahkemece sözleşmeye geçersizlik atfedilemeyeceği nazara alınarak, sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin hükmünde belirtilen süre içerisinde davalının davacı şirket zararına yol açacak şekilde rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunup bulunmadığının tespiti ve 6098 sayılı TBK'nun 445/2. maddesi değerlendirilerek sonuca varılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20158396-e-20163470-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="11747"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/27249 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127249-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127249-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/11/2025 tarihli ve 2021/27249 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KEMAL ŞENGÜL BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/27249)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 20/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 22/5/2026 - 33261</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Murat İlter DEVECİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kemal ŞENGÜL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru; gözaltında tutulan şüphelinin sağlığı için gerekli tıbbi tedaviyi almasının engellenmesi ve bu olay hakkında yürütülen kamu davasının zamanaşımına uğratılması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının, yargılama sürecinin uzun sürmesinden dolayı tam yargı davası açılamaması nedeniyle de bu yasakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 5/4/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu 6/2/2006 tarihinde Avcılar Kaymakamı'nın makam aracını çalmaya çalışırken görevli kolluk görevlileri olaya müdahale etmiş, başvurucunun ateş etmesi neticesinde çatışma çıkmıştır. Başvurucu, çatışma sırasında yaralanmış ancak yakalanamamıştır. Başvurucu 7/2/2006 tarihinde evine yapılan operasyonda yakalanmış, 9/2/2006 tarihinde tutuklanarak ceza infaz kurumuna sevk edilmiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen 7/2/2006 ve 8/2/2006 tarihli adli muayene raporlarında ateşli silah yaralanması ile sağ el avuç içinde ve sağ dirsekte mermi yaralanması olduğu, ileri tedavi için sevkinin uygun bulunduğu belirtilmiştir. Buna rağmen sevk işlemleri yapılmayan başvurucunun nezarethanedeki tutulma durumu devam etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucunun yaralı olmasına rağmen tedavi edilmemesi nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) konuyla ilgili olarak soruşturma başlatmıştır. Bu soruşturma kapsamında bazı şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilse de polis memurları İ.A., K.K., R.C.D. ve M.A. hakkında 13/9/2012 tarihli iddianameyle görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmıştır. Kovuşturmayı yürüten Küçükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/12/2014 tarihinde yargılamayı sonlandırmıştır. Mahkeme, sanık polis memurlarının kendi gözetim ve sorumlulukları altında bulunan başvurucunun sağlık durumu iyi olmamasına ve acilen cerrahi konsültasyonu gerekmesine rağmen başvurucuyu bir üst basamaktaki sağlık kuruluşuna götürmeyip tedavisini geciktirdiklerini kabul etmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun sağ dirseğinde oluşan hareket kısıtlılığı, gerekli tıbbi tedavi ve rehabilitasyon ile daha düşük oranda ortaya çıkabilirdi. Dolayısıyla sanıklar başvurucunun zarara uğramasına sebebiyet vermiştir. Bu nedenle R.C.D. ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan neticeten1.500 TL adli para cezasına, diğer üç sanık ise aynı suçtan neticeten 2 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bununla birlikte hapis cezalarına ilişkin hükümlerin açıklanması geri bırakılmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Sanıkların savunması, katılanın iddiası, doktor raporları, iddia ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde, sanıklar İ... A..., R... C... D...'ın Avcılar Asayiş Büro Amirliğinde, sanıklar M... A... ve K... K...'nın İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görevli oldukları, 06.02.2006 tarihinde Avcılar İlçe Kaymakamının makam hizmetinde kullanmakta olduğu 34 ... plakalı araç ile Denizköşkler mahallesindeki ikametine götürüldüğü, Avcılar Kaymakamının eve bırakılmasına müteakip çalışır vaziyette bulunan makam aracına katılanın binerek hırsızlamaya çalıştığı, bu sırada araç sürücüsü olan F... K.. ile katılan arasında arbede meydana geldiği, katılanın silah çektiği, F... K...'ninyerde bulunan dubayı araca fırlattığı, araç kapı camının kırıldığı, F... K...'nin aracın kapısına asıldığı, bu sırada koruma görevi yapmakta olan polis memurları M... E... ile Ş... D...'ın olaya müdahale ettikleri, dur ihtarında bulundukları, ancak katılanın araçla birlikte kapıya asılan F... K...'yi bir miktar sürüklediği, bu sırada da daha sonradan gaz tabancası olduğu anlaşılan tabanca ile polis memurlarına ateş ettiği, görevli polis memurlarının da aracı durdurmak ve katılanı yakalamak için ateşle karşılık verdikleri, katılanın açılan ateş sonucu yaralanmasına rağmen olay yerinden kaçmaya devam ettiği, bir süre sonra aracı terk ettiği ve Bahçelievler'deki evine giderek geceyi burada geçirdiği, yapılan çalışmalar sonucunda katılanın adresinin tespit edildiği ve07.02.2006tarihinde söz konusu eve operasyon yapılarak, katılanın evde bulunan K... Y... ve N... Ş... isimli şahıslarla birlikte ve bir kısım hırsızlığa konu suç eşyaları ile birlikte yakalandığı, konu ile ilgili ilk tahkikat işlemlerinin Avcılar Asayiş Büroda başlandığı ve tahkikatın Asayiş Büro Amirliğinde komiser olarak görev yapan sanık İ... A... nezaretinde yürütüldüğü, katılanın AvcılarAsayiş Bürodapolis memuru olarak görev yapan sanık R... C... D... tarafından rapor alınmak üzere Avcılar Sağlık Ocağına götürüldüğü, burada doktor tarafından muayenesinin yapıldığı ve 07.02.2006 tarih saat 12.45 de tanzim edilen adli rapor ile sol el avuç içinde ve sağ dirsekte mermi yaralanması olduğu belirtilerek katılanın acil Bakırköy Devlet Hastanesine sevkinin uygun olduğunun belirtildiği, ancak bu sevk işleminin yapılmayarak katılanın sanık polis memuru R... C... D... tarafından tekrar Avcılar Asayiş Büro Amirliğine getirildiği, katılanın burada bekletilerek, olayla ilgili tahkikat işlemlerine sanık polis memurları İ... A... ve R... C... D... tarafından devam edildiği, ancak katılanın bulunduğu evde hırsızlığa konu çok sayıda eşya çıkması nedeni ile tahkikat işlemlerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü Oto Hırsızlık Masası tarafından devamına karar verildiği, aynı gün saat 17.00 itibariyle İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli sanık polis memurları M... A... ve K... K...' nın gelerek tahkikat evrakını ve katılanı teslim aldıkları, 08.02.2006 tarihinde katılanın polis memurları M... A... ve K... K... tarafından Şişli Etfal Hastanesine götürülerek muayenesinin yaptırıldığı ve adli rapor alındığı, Şişli Etfal Hastanesince08.02.2006 gün vesaat13.30 da tanzim edilmiş raporda, katılanın sol avuç içi ve sağ dirseğinde mermi yarasının olduğu ve acil cerrahiye sevkinin uygun olduğunun belirtildiği, ancak bu sevk işlemi yapılmayarak katılanın tekrar İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirildiği, hakkında gözaltı kararı alındığı, bir gece yaralı vaziyette nezarethanede kaldığı, 09.02.2006 tarihinde adliyeye sevk işlemi yapılacak olan katılanın nezarethaneden çıkış işlemleri kapsamında adli raporunun düzenlenmesi için yine Şişli Etfal Hastanesine götürüldüğü, katılandaki yaralanmaların çıkış raporunda da aynı şekilde tespit edildiği, ancak yine hastanede ileriye sevk işlemleri yapılmaksızın katılanın emniyet müdürlüğüne ve sonrasında Küçükçekmece Adliyesine götürüldüğü, yağma suçu nedeni ile tutuklanmasına karar verildiği, 09.02.2006 tarihinde Metris Cezaevine gönderildiği, katılan hakkında silahlı yağma suçundan kamu davası açılarak Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin ... sayılı kararları ile 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, tutuklanan katılanın cezaevine gönderildikten sonra tedavisinin yapıldığı, katılanın yaralanması nedeniyle İstanbul Adli Tıp Kurumu ve Küçükçekmece Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan raporlarda, katılandaki yaralanmanın ateşli silah yaralanması olduğu ve basit tıbbı müdahale ile giderilemeyeceği, kemik kırığına neden olduğu, organ işlevinin sürekli zayıflaması niteliğinde olduğu, katılanın bu anlamda sağ dirseğinde oluşan hareket kısıtlılığının kemik yapıda ve yumuşak dokuda meydana gelen hasar sonucunda meydana gelmesinin muhtemel olduğu, gerekli tıbbı tedavi ve rehabilitasyon ile bu kısıtlılığın daha düşük oranda ortaya çıkabileceği ancak sekel bırakmadan iyileşmesinin mümkün görülmediğinin bildirildiği, yakalama, gözaltına alma ve ifade alma yönetmeliğinin 6/son maddesinde kolluk tarafından yakalanan kişilerin tedavi kurumuna götürülmesi gerekenlerin ilgili kurumlarca teslim alınmalarının sağlanması gerektiğinin hüküm altına alındığı, yine aynı yönetmeliğinin 9/son maddesine göre gözaltına alınanlardan herhangi bir nedenle sağlık durumu bozulanlar ile sağlık durumundan şüphe edilenlerin derhal hekim kontrolünden geçirilerek gerekiyorsa tedavilerinin yaptırılması gerektiğinin hüküm altına alındığı, açıklananlar ışığında silahlı yağma suçu nedeni ile yakalanan sol el avuç içi ve sağ dirsek bölümünde ateşli silah yaralanması bulunan ve önce Avcılar Merkez Sağlık Ocağındaki doktor tarafından acilen Bakırköy Devlet Hastanesine, daha sonra da Şişli Etfal Hastanesindeki muayenesine müteakip buradaki doktor tarafından Acil Cerrahi Polikliniğine sevk edilen katılanın yönetmelik hükümlerine göre derhal tedavisinin yaptırılması gerekirken, ilgili sağlık kurumlarına sevk işlemi yapılmadığı, katılan hakkında ceza soruşturması kapsamında tahkikat ve ilgili diğer işlemleri yapan sanık polis memurlarının, kendi gözetim ve sorumlulukları altında bulunan katılanın sağlık durumu bozuk olduğu ve acilen cerrahi konsültasyonu gerektiği halde bir üst basamaktaki sağlık kuruluşuna götürmeyip, tedavisini geciktirerek, görevlerinin gereklerine ve mevzuat hükümlerine aykırı davrandıkları, bu nedenle katılanın sağ dirseğinde oluşan hareket kısıtlılığının gerekli tıbbı tedavi ve rehabilitasyon ile daha düşük oranda ortaya çıkabilecekken daha yüksek oranda sekel bırakarak katılanın zarar uğramasına sebebiyet verdikleri, böylelikle görevlerini ihmal ettikleri ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerinin sabit olduğu kanaatine varılmıştır.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>8. Başvurucu, kararın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kısmına karşı itiraz, 20/2/2015 tarihinde de kararın R.C.D. hakkında verilen kısmına karşı temyiz kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. Başvurucunun itirazı Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2015 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu; temyiz dilekçesinde kolluk görevlilerinin fiillerinin işkence suçuna vücut verdiğini, bu sebeple kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. R.C.D. de aleyhine kurulan hükme karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2/12/2020 tarihinde süresinde olmadığı gerekçesiyle başvurucunun temyiz başvurusunun reddine, R.C.D.nin temyiz talebinin kabulü ile 7/2/2006 tarihinde gerçekleşen fiile yönelik 12 yıllık uzamış dava zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir.</p>

<p>10. Karar, başvurucuya 29/3/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>11. İlgili ulusal hukuk için bkz.<i> S.D.</i> [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 64, 65.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p>12. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) <i>Akın/Türkiye</i> (B. No: 58026/12, 17/11/2020) kararında başvurucuya yönelik fiilleri nedeniyle yargılanan birden çok polis memuru hakkında farklı zamanlarda verilen ve kesinleşen kararlara ilişkin değerlendirme yapmıştır. Anılan karardaki değerlendirme ve belirlemelere göre farklı zamanlarda yapılan yargılamalar sebebiyle sanıklar hakkında verilen kararların farklı şekilde kesinleşmesi durumunda her sanık yönünden başvurucudan beklenen, hak ihlali iddiasını süresinde dile getirerek bireysel başvuruda bulunmasıdır (<i>Akın/Türkiye</i>, §§ 35, 36). Bu nedenle bir polis memuru hakkında zamanaşımı sebebiyle verilen davanın düşmesine ilişkin Yargıtay kararına yönelik kısım yönünden AİHM süre aşımı nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.</p>

<p>13. AİHM,<i> Öner/Türkiye </i>(B. No: 8875/22, 25/2/2025) kararında başvurucuların, oğullarının zırhlı bir polis aracı tarafından kasten ezildikten sonra öldüğüne, oğullarının ağır yaralanmasına rağmen derhal hastaneye sevk edilmediğine ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkin şikâyetlerini incelemiştir. Başvuruya konu olayda bir polis memuru hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş, bir polis memuru hakkında ise taksirle öldürme suçundan kamu davası açılmıştır. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara başvurucu Mehmet Şirin Öner, tanık ifadelerinin R.Ü. ve diğer polis memurlarının oğlunu hastaneye götürmek yerine olay yerinde ölümünü beklediklerini ortaya koyduğunu da belirterek itiraz etmiştir. Başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazlarının reddi üzerine yaptıkları bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi olayın maddi koşullarının belirlenebilmesi ve şüpheli ölüm olayının aydınlatılabilmesi için bir yargılamanın devam ettiğine, usul boyutuna ilişkin olarak ileri sürülen hususların tamamının yargılaması devam eden dava ile doğrudan ve çok yakın bir bağlantısı bulunduğuna ve yapılacak yargılama sonunda sorumluluğu tespit edilen kişiler hakkında kamu davası açılmasının önünde bir engel olmadığına işaret ederek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (<i>Basra Öner ve Mehmet Şirin Öner</i> [1. B.], B. No: 2017/27463, 30/6/2021, §§ 67-75). Hükûmet, başvurucuların yargılamanın sonucunu beklemesi gerektiğini ve bu nedenle iç hukuk yolları tüketilmeden başvuru yapıldığını iddia etmiştir. AİHM'in bu itiraza yönelik değerlendirmelerinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>69. [AİHM], başvurucuların, ... kod nolu aracın sürücüsü polis memuru R.Ü.nün de oğullarının ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürdüklerini kaydetmektedir. Bu bağlamda ilgililer, özellikle, R.Ü. lehine Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı eleştirmektedirler. Başvurucular, ulusal makamların bu konuda etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüklerini yerine getiremediğini iddia etmektedirler.</i></p>

<p><i>70. [AİHM] öncelikle, 15 Şubat 2017 tarihinde Cumhuriyet savcısının, ... kod nolu aracın sürücüsü hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini kaydetmektedir. Bu karara karşı başvurucular tarafından yapılan itiraz Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmiştir. Savcının kararının, Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen karar sonucunda kesinleştiği konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Zira Hükûmet de bu hususa itiraz etmemektedir.</i></p>

<p><i>71. [AİHM] ardından, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yürütülen ceza davası sürecinde başka bir polis memurunun cezai sorumluluğuna ilişkin olarak herhangi bir sorunun ileri sürülmediğini kaydetmektedir. Söz konusu davada sanık olarak yalnızca polis memuru S.K. bulunmaktadır... Sonuç olarak, Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılama halen derdest olduğu için bu mahkeme tarafından aydınlatılması gereken tek konu S.K.nın olaydaki sorumluluk derecesidir.</i></p>

<p><i>72. Yargılama sırasında, ilke olarak, başka bir kişinin cezai sorumluluğu tespit edilebilir olsa da ceza soruşturması sonucunda S.K. dışında hiçbir polis memuruna cezai sorumluluk yüklenmemiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşmiş kararda, polis memuru R.Ü. hakkında cezai işlem başlatılmasını gerektirecek herhangi bir unsurun bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. [AİHM'e] göre, Hükûmetin ileri sürdüğünün aksine, başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaparak R.Ü. lehine sonuçlanan ceza soruşturmasına itiraz etme hakkı vardı.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>14. Sonuç olarak <i>Öner/Türkiye </i>başvurusunda AİHM;</p>

<p>i. Yargılamanın devam ettiğini gözeterek başvurucuların oğlunun, hakkında kamu davası açılan polis tarafından kasten ezildiğine ilişkin şikâyet yönünden başvurunun iç hukuk yolları tüketilmeden yapıldığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>ii. Ağır yaralanmasına rağmen başvurucuların oğlunun polis memurlarınca derhâl hastaneye sevk edilmediğine ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkin şikâyet yönünden ise başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin 20/11/2025tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Adli Yardım Talebi</strong></p>

<p>16. Başvurucu; uzun süredir ceza infaz kurumunda barındırıldığını, bu sebeple bir geliri veya çalışma imkânı olmadığını belirterek adli yardım talep etmiştir. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay</i> ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>17. Başvurucu; gözaltında tutulduğu süreçte tedavisini yapan sağlık kuruluşunca bir başka sağlık kuruluşuna sevk edilmesine rağmen tedavisinin yaptırılmamasından, kamu görevlileri hakkında yürütülen kovuşturmanın makul bir süratle yürütülmemesi nedeniyle kamu davasının zamanaşımına uğratılmasından ve suç vasfında hata yapılmasından yakınmıştır. Başvurucuya göre sanıklara atfedilen eylem işkence suçunu oluşturmaktadır.</p>

<p>18. Bakanlık görüşünde; sanıklar İ.A., K.K. ve M.A. hakkında verilen kararların kesinleştiği tarihe işaret edilip ihlal iddialarının değerlendirilmesinde ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>19. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>20. Başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiası hakkında yapılacak incelemenin kapsamının belirlenebilmesi için öncelikle başvurucuların etkililiğinden şikâyet ettikleri ceza soruşturmaları ile kovuşturmalarının farklı zamanlarda faklı kararlarla neticelenen aşamalarının bulunması hâlinde konuya nasıl yaklaşılması gerektiğinin ortaya konulması gerekir. Zira başvuruya konu yargısal sürecin biri hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla, diğeri de kamu davasının düşmesine karar verilmesiyle sonuçlanan iki aşaması vardır.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun infaz koruma memurlarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden türde muamelelerine maruz kaldığına ve bu olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkin şikâyetlerini incelediği <i>S.D. </i>başvurusuna ilişkin kararında; bir ceza soruşturması veya yargılaması sürecinde kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması durumunda, anılan aşamaların tek bir olay için farklı kişilerin sorumluluklarına yönelik olması nedeniyle soruşturmaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekebileceğini ifade ederek süreci bir bütün olarak ele almış ve başvuru süresinin başlangıcına yargısal süreçte verilen nihai kararın öğrenilme tarihini esas almıştır (anılan kararda bkz. § 69). Bu yaklaşım<i> M.Ç.</i> ([2. B.], B. No: 2018/33351, 15/11/2023, §§ 13-15, 41-43) ve<i> Serhan Tuhan</i> ([2. B.], B. No: 2020/35978, 27/2/2024, § 11) başvurularına ilişkin kararlarda da sürdürülmüştür. Ayrıca aynı olaya ilişkin olarak sorumluluğu bulunduğu iddia edilen birden fazla kişi hakkında yürütülen adli süreçlerin bir kısmı devam ederken bir kısım şüpheli/sanık bakımından sürecin sona ermesi üzerine yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesi, somut olayın ve tüm adli sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmıştır (birçok karar arasından bkz.<i> Bülent Kurt </i>[1. B.], B. No: 2013/7408, 20/1/2016, § 40).</p>

<p>22. Anılan yaklaşımın bazı hukuki sorunlara yol açabileceği değerlendirilmiştir.</p>

<p>23. İlk olarak başvuruya konu yargısal süreçte olduğu gibi bazı sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine karşın bazı sanıklar yönünden sürecin devam ettiği ve yargılama sürecinde verilen nihai karar sonrasında yapılan başvurularda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yönünden de yeniden yargılamaya karar verilmesi durumunda söz konusu kararın yerine getirilmesinde hukuki güçlük çekilebilir. Çünkü 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin (10) numaralı fıkrasına göre “[Hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle sanığın tabi tutulduğu 5 yıllık]<i> denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir</i>.” Ayrıca 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca sanığın tabi tutulduğu 5 yıllık denetim süresince dava zamanaşımı süresi dursa da denetim süresi sonunda dava zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye devam eder. Bu bakımdan hükmün açıklanmasının geri bırakılması sonrasında devam eden yargısal sürecin uzunluğu ve bireysel başvurunun incelenmesine kadar geçen süre dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin ihlal tespiti nedeniyle yeniden yargılamaya karar vermesine kadar geçecek sürede;</p>

<p>i. Sanıkların denetim süresi içinde kasıtlı suç işlememeleri ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklerine uygun davranmaları nedeniyle haklarındaki davanın düşmesine karar verilebilir.</p>

<p>ii. Suç tarihi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi arasında geçen süre ve denetim süresinin sona ermesinden sonra geçen süre nedeniyle dava zamanaşımı süresi dolabilir.</p>

<p>24. İkinci olarak devam eden yargısal sürecin haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanıkların sorumluluklarının belirlenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.</p>

<p>25. Son olarak sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesiyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği yargı mercilerince zaten tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında Anayasa Mahkemesince incelemesi gereken husus, kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak için oluşturulan mevzuatın etkili şekilde uygulanıp uygulanmadığı, dolayısıyla devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma konusundaki pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğidir (bazıdeğişikliklerle birlikte bkz.<i> Şenol Gürkan</i> [1. B.], B. No: 2013/2438, 9/9/2015, §§ 84, 105; yaşam hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz.<i> Seyfullah Turan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 162; <i>Narin Kurt</i> [GK], B. No: 2018/2540, 1/12/2022, § 105). Yapılacak incelemede kamu güveninin sürdürülmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması adına mahkemelerin takdir haklarını bu tür eylemlere müsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanıp kullanmadıkları ve takdir hakkının suçun sonuçlarının hafifletilmesi için kullanıldığı yönünde bir izlenim oluşmasına neden olup olmadıkları değerlendirilir (<i>Naif Bal (3)</i> [2. B.], B. No: 2020/6966, 15/5/2024, § 31; yaşam hakkı yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Cembeli Erdem</i> [1. B.], B. No: 2014/19077, 18/4/2018, §§ 100-102;<i> Narin Kurt</i>, § 109). Bu bakımdan ihlalin yargılama makamlarınca tespit edildiği hâllerde başvurunun incelenmesinden kaçınılmasını ve incelemenin akıbeti belli olmayan yargılama süreci sonunda yapılacak başvuruya bırakılmasını haklı kılan bir neden bulunmamaktadır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa Mahkemesi şu sonuçlara varmıştır:</p>

<p>i. Başvurucular kendilerine kötü muamelede bulunduklarını iddia ettikleri bazı sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden de şikâyet ediyorlarsa anılan karara karşı yaptıkları kanun yolu başvurusunun sonucunu öğrenmelerinin ardından süresi içinde başvuru yapmalı, konuyla ilgili yargısal sürecin tamamıyla sona ermesini beklememelidir.</p>

<p>ii. Yargısal sürecin nihayete ermesinden sonra yapılan başvurularda, başvuruya konu soruşturma ve kovuşturmayla ilgili dosyadaki tüm bilgi ve belgeler dikkate alınmalı ancak<i> başvuruya konu edilen yargısal aşama</i> yönünden sonuç doğuracak şekilde karar verilmelidir.</p>

<p>27. Anılan değerlendirmeler sonrasında başvuruya konu olaya dönüldüğünde üç sanık hakkında Mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, başvurucunun bu karara karşı yaptığı itirazın da reddedildiği fakat başvurunun sanık R.C.D. hakkındaki yargısal sürecin nihayete ermesinden sonra yapıldığı görülmüştür. Bu sebeple başvurucunun iddiaları incelenirken başvuru dosyasında bulunan ve başvurucuya yönelik eylemler nedeniyle yürütülen yargılamada elde edilen tüm bilgi ve belgeler dikkate alınmış ancak -başvurucunun açıkça şikâyet konusu da etmediği- üç sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi yönünden değerlendirme yapılmamıştır.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>29. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K.</i> [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>30. Anayasa'nın 17. maddesi, gözaltındaki şüphelilerin özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamasını da gerektirir. Dolayısıyla bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı ve bu kişilere gerekli duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (tutuklu ve hükümlüler yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz.<i> Turan Günana </i>[1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).</p>

<p>31. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (<i>K.K.</i>, § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 95; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 83).</p>

<p>32. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (<i>S.D.</i>, §§ 89, 90; <i>Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek</i> [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (<i>Ferit Kurt ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).</p>

<p>33. Anayasa'nın 17. maddesi -<i>"Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin<i> savunulabilir</i> iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (<i>Tahir Canan</i> [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25;<i> Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 111, 112, 114-117; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, §§ 101-103).</p>

<p>34. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmiş ise bu aşama da Anayasa'nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır (<i>Ferit Kurt ve diğerleri</i>, § 79).</p>

<p>35. Bütün kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir cezayla sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır ancak mahkemeler, hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına veya af ya da zamanaşımına uğramasına izin vermemeli; sorumlulara yaptırım uygulamakta kararlı olmalı ve suçun ağırlık derecesi ile verdikleri ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunmamasına dikkat etmelidir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 77; <i>Umut Tamaç</i> [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 85).</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>36. Başvuruya konu yargılama sürecinde Mahkeme, sanık R.C.D.nin gözetim ve sorumluluğu altındaki başvurucunun sağlık durumu iyi olmamasına ve acilen cerrahi konsültasyonu gerekmesine rağmen başvurucuyu bir üst basamaktaki sağlık kuruluşuna götürmeyip tedavisini geciktirdiğini kabul edip R.C.D.yi 1.500 TL adli para cezasına mahkûm etmiştir. Ne var ki temyiz incelemesi, yaklaşık altı yılda tamamlanabilmiş; bu aşırı gecikme nedeniyle kamu davası, incelemenin sürdüğü 7/2/2018 tarihinde zamanaşımına uğramıştır (bkz. § 9).</p>

<p>37. Başvurucu; suç vasfında hata edildiği, sanıklara isnat edilen eylemin işkence suçunu oluşturduğunu iddia etmiştir ancak bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 76). Anayasa Mahkemesinin kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda incelediği husus, devletin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 96). Bu nedenle Anayasa Mahkemesinden sanıklara isnat edilen eylemlerin vasıflandırmasını yapması beklenmemelidir (yaşam hakkı yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Aysel Gezer ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 147).</p>

<p>38. Sonuç olarak yargılama makamları, kötü muamele yasağına yönelik ihlallerin önlenmesindeki önemli rollerine aykırı suretle yargılamanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi konusunda göstermeleri gereken hassasiyeti göstermemiş ve sanık R.C.D. mahkûm edilmesine rağmen mutlak bir cezasızlık nedeni olan dava zamanaşımı süresinden yararlanmıştır. Ayrıca yapılan itirazların reddedilmesi nedeniyle kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların içeriği dikkate alındığında sağlık durumu acil cerrahi konsültasyonu gerektirmesine rağmen başvurucu gözaltında kaldığı süreçte tedaviden mahrum bırakılmıştır. Bu durumda kötü muamele yasağının hem maddi hem usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurunun maruz kaldığı muamele, <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele</i> olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz.<i> Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 84-91; <i>S.D.</i>, §§ 84-88).</p>

<p>39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>40. Başvurucu, kamu davasının uzun sürmesi nedeniyle tazminat davası açamadığını belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>41. Başvurucunun ihlal iddiası, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesiyle ilgili 48. maddesinde Anayasa Mahkemesinin açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebileceği açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesine göre karmaşık veya zorlama şikâyetler, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki şikâyetler, başvurucunun ihlal iddialarını temellendiremediği şikâyetler ile temel haklara yönelik bir ihlalin olmadığı açık olan şikâyetler açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (<i>Hikmet Balabanoğlu</i> [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24; <i>Cemal Günsel</i> [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021, § 21).</p>

<p>43. Başvurucu, ceza soruşturması sürecinde tedavisine engel olduğunu iddia ettiği kişilerin kimlik bilgilerinden haberdar olmuştur. Ayrıca bu kişiler hakkında açılan kamu davasında sanıklardan birinin ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan neticeten 1.500 TL adli para cezasıyla, diğer üç sanığın ise aynı suçtan neticeten 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş; hapis cezalarına ilişkin hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik kararlar da kesinleşmiştir. Başvurucu, maruz kaldığı muamele nedeniyle idare aleyhine -soruşturma ve kovuşturma makamlarından bağımsız olarak hizmet kusuru bulunup bulunmadığını değerlendiren- idari yargı merciinde tam yargı davası açmasını engelleyen bir durumdan söz etmemiş, bu yolun etkisiz olduğunu da iddia etmemiştir. Bu bakımdan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik bir ihlalin söz konusu olmadığı açıktır.</p>

<p>44. Açıklanan gerekçelerle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>45. Başvurucu, ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>46. Başvuruya konu edilen kamu davasının zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düştüğü dikkate alındığında insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlaline ilişkin sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>47. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 225.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 225.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Küçükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2014/82, K.2014/416), Yargıtay 9. Ceza Dairesine (E.2020/3694, K.2020/2452) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127249-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="50983"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/31220 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202131220-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202131220-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2021/31220 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>CEMAL KOCATEPE BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/31220)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 22/5/2026 - 33261</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Şahap KAYMAK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Cemal KOCATEPE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Cengiz Han BÜLBÜL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, açılan davanın lehe sonuçlanmasına rağmen vekâlet ücretine hükmedilmemesi ve yargılama giderlerinin ödenmek zorunda bırakılması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 18/5/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucunun sigorta şirketi aleyhine açtığı kusur tespitine ilişkin davayı gören Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 16/12/2020 tarihinde hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar vermiştir. Bu kararın sonucu olarak ve davalı şirketin yargılamada vekille temsil edilmesi nedeniyle başvurucu aleyhine 4.080 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Başvurucu vekili 6/1/2021 tarihinde söz konusu vekâlet ücretini banka yoluyla davalı şirkete göndermiştir. Başvurucunun aleyhine vekâlet ücretine hükmedilen karar istinaf kanun yoluna başvurulmadığından 18/3/2021 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>7. Ödemeden haberdar edilmediğini bildiren davalı şirketin vekâlet ücretinin tahsili için başlattığı ilamlı icra takibi, Bakırköy 9. İcra Dairesinin 10/2/2021 tarihli icra emri ile başvurucuya gönderilmiştir. Bunun üzerine başvurucu vekili, Bakırköy 4. İcra Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) verdiği 17/2/2021 tarihli dilekçeyle ilamdan kaynaklanan vekâlet ücretinin davalı şirkete ödendiğini belirterek icra emrine itiraz davası açmıştır.</p>

<p>8. Başvurucu vekili, dava dilekçesinde icra emrinin iptalini, davalı şirketin toplam alacak üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesini, ayrıca yargılama harç ve masrafları ile vekâlet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.</p>

<p>9. Mahkeme 14/4/2021 tarihinde miktar itibarıyla kesin olmak üzere tarafların yokluğunda davanın kabulüne, icranın geri bırakılmasına ve takdiren başvurucu lehine vekâlet ücreti verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Dava, İİK'nın 33. maddesi uyarınca ilamlı icra takibinde, alacağın takipten önce ödenmesi nedeniyle icranın geri bırakılması isteğine ilişkindir. </i><i>İlama dayalı takipte borcun ödendiği iddiası, İİK'nın 33. maddesinde belirtilen belgeler ile ispat edilmelidir. Yargıtay 9. ve 12. Hukuk Dairelerinin içtihatları gereğince kural olarak borçlunun itfa itirazının kabul edilebilmesi için ödeme belgelerinde ödemenin takibe konu alacak için yapıldığına dair açık atıf bulunması zorunludur. </i><i>Davacı borçlunun davalı vekilinin hesabına 6/1/2021 tarihinde 4.080 TL ödeme yapmış olduğu, ödeme belgesi incelendiğinde ödemede takibe konu alacağa ilişkin atıfta bulunulduğu, ancak yapılan ödemeye ilişkin alacaklıya herhangi bir bildirimde bulunulmadığı, alacaklının yapılan ödemeden haberdar edilmediğinden alacaklının davanın açılmasına sebebiyet vermediği anlaşılmakla takdiren yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılıp davacı lehine vekâlet ücreti verilmemiş ve aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>10. Yargılama sürecinde 13,40 TL vekâlet pulu, başvuru harcı (icra), peşin harç ve vekâlet harcı olmak üzere toplam 95 TL ve 11 TL posta masrafından oluşan toplam 119,40 TL yargılama giderini başvurucu ödemiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai kararı 28/4/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>12. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun <i>"Yargılama giderlerinin kapsamı"</i> başlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Yargılama giderleri şunlardır:</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>13. 6100 sayılı Kanun'un<i> "Yargılama giderlerinden sorumluluk" </i>başlıklı 326. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir."</i></p>

<p>14. 6100 sayılı Kanun'un<i> "Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi" </i>başlıklı 330. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir."</i></p>

<p>15.<i> </i>19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun <i>"Avukatlık ücreti" </i>başlıklı 164. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Yargıtay İçtihadı</strong></p>

<p>16. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13/6/2022 tarihli ve E.2021/4847, K.2022/3283 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Şikâyet, haciz sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.</i></p>

<p><i>İcra mahkemesince, şikâyetçi takip borçlularının sıra cetveline karşı şikâyette bulunamayacakları ve ayrıca bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde şikâyet olunan alacaklılar yararına tesis edilen ipotek hakkının, taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle kamulaştırma bedeli üzerinde de devam edeceği, bu husus gözetilerek düzenlenen şikâyete konu sıra cetvelinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>2) Şikâyet olunan A. Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;</i></p>

<p><i>HMK'nın 326/1. maddesi hükmü uyarınca kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.</i></p>

<p><i>İcra mahkemesince, şikâyetin reddine karar verilmiş olmasına göre, dosyada vekili bulunan şikâyet olunan A. Belediye Başkanlığı lehine maktu vekâlet ücreti takdir edilmesi gerekirken vekâlet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle adı geçen şikâyet olunan yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, icra mahkemesi hükmünün gerekçesi ve hüküm fıkrası, vekâlet ücreti yönünden yalnızca hükmü temyiz eden A. Belediye Başkanlığı lehine olmak üzere değiştirilerek 6100 sayılı HMK'nın 370/2 maddesi uyarınca kararın aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>17. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23/10/2023 tarihli ve E.2022/1984, K.2023/6064 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Uyuşmazlık, 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında davacının icra dosyasındaki dava dışı takip borçlusuna borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Dava, 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereğince yapılan üçüncü haciz ihbarnamesi nedeniyle dava dışı takip borçlusuna borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararının taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava dışı takip borçlusu E.E.'nin davacı şirket nezdinde 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi gereğince yapılan haciz ihbarnamelerine konu miktarda alacağı bulunmadığı ve davalının davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması ile vekâlet ücretine takdir edilmemesinin yerinde görüldüğü gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, vekâlet ücreti de bir yargılama gideridir (6100 sayılı Kanun'un323 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi). Bu sebeple 29/5/1957 gün ve 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği şekilde, yargılama giderlerinden olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekâlet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir.</i></p>

<p><i>Görüleceği üzere yargılama giderleri hem davayı kazanan tarafça daha önce peşin olarak ödenen hem de dava sonunda ödenmesi gereken harç ve masraflar ile yargılama gideri olan vekâlet ücretidir. Mahkemenin, davayı kaybeden tarafı yargılama giderlerine mahkûm etmesi için mutlaka karşı tarafça bir talepte bulunulmuş olması gerekmez; bu konudaki karar mahkemece kendiliğinden verilir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>6100 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesine göre yargılama giderlerinin kural olarak, davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilmesi gerekmesine rağmen, mahkemece yapılan tüm yargılama giderlerinin davacı üzerine bırakılmasına ve davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesine şeklinde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir."</i></p>

<p>18. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 24/2/2025 tarihli ve E.2024/7725, K.2025/1517 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; sair şikâyet nedenlerinin yanı sıra ipotek belgesi ve akit tablosu ile takibe ilişkin kredi genel sözleşmesi ve sözleşmenin eki niteliğindeki belgelerin tasdikli evrak suretlerinin dosyaya ibraz edilmediğini ve muhafaza altına alınmadığını ileri sürerek icra emrinin, icra emri tebligatının ve takibin iptalini istediği, ilk derece mahkemesince, şikâyetin kısmen kabulüne karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, icra emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu kabul edilmesine rağmen hüküm kurulmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, icra emrinin tebliğ tarihinin 5/5/2019 olarak düzeltilmesine, diğer şikâyetlerin kısmen kabulüne dair hüküm kurulduğu, kararın taraflarca temyiz edildiği, Dairemizce ipotek belgesi ve akit tablosu ile takibe ilişkin kredi genel sözleşmesi ve sözleşmenin eki niteliğindeki belgelerin tasdikli evrak suretlerinin dosyaya ibraz edilmediğine ilişkin şikâyet ve istinaf nedeni hakkında Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirme yapılmadığından bahisle kararın bozulduğu mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Borçlunun temyiz itirazlarına gelince;</i></p>

<p><i>Sair temyiz itirazları yerinde değilse de,</i></p>

<p><i>HMK'nın 326. maddesi, 'Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini bunlar arasında paylaştırabileceği gibi müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.' hükmünü amirdir.</i></p>

<p><i>Maddenin birinci fıkrası, hukuki korunma isteğinde haklı çıkmanın doğal bir sonucudur. Kural olarak, haksız dava açan veya haksız olarak aleyhine dava açılmasına sebebiyet veren kişi bütün yargılama giderlerinden sorumlu olacaktır. Ancak, kusuru olmaksızın aleyhine dava açılan ve yine aleyhine hüküm verilen taraf yargılama giderlerinden sorumlu tutulmayacaktır.</i></p>

<p><i>Davada haklı çıkan tarafın davasını vekille takip etmesi durumunda, lehine hükmedilen tutar olan vekâlet ücreti de, bir tür yargılama gideridir ve sorumlusu yine HMK'nın 326. maddesine ve yukarıda açıklanan kurala göre belirlenecektir.</i></p>

<p><i>Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilerek borçlunun şikâyetinin kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verildiği ve incelemenin duruşma açılarak yapıldığı anlaşılmakla, borçlunun kendini bir vekille temsil ettirdiği de gözetilerek, istinaf yargılaması açısından borçlu lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi</strong></p>

<p>19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar[ın] ... esası konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</strong></p>

<p>20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) medeni hak ve yükümlülükler kapsamındaki bir uyuşmazlıkta başvurucunun, yaptığı yargılama masraflarının geri ödenmemesinin genel olarak adil yargılanma hakkı özel olarak da mahkemeye erişim hakkı kapsamındaki yerini değerlendirdiği <i>Černius ve Rınkevıčıus/Litvanya</i> (B. No: 73579/17 14620/18,18/2/2020) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"50. Başvuranlar, bir şirketin yöneticileri olarak iş hukuku kurallarını ihlal ettiklerinin tespit edildiği ve para cezasına çarptırıldıkları Devlet İş Müfettişliği kararlarına itiraz ederken idari dava masrafları için tazminat almak istemişlerdir. ... Mahkeme, bu yargılamaların sonucunun Sözleşme'nin 6§1 maddesi anlamında “medeni hak ve yükümlülüklerini etkilediğini düşünmektedir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>68. Mahkeme, mevcut davadaki başvuranların yasal işlem başlatma imkânına sahip olduklarını kaydetmektedir. Devlet İş Müfettişliği'ne dava açarak ve bu kurum tarafından verilen para cezalarına itiraz ederek bu imkândan yararlanmışlardır (bkz. yukarıdaki 9. ve 17. paragraflar). Hâl böyleyken ve Hükümet tarafından öne sürülenin aksine, Mahkeme bunun tek başına 6§1 maddesinin tüm gerekliliklerini karşıladığına karar vermeye hazır değildir. Mahkeme, Sözleşme'nin teorik veya hayali hakları değil, pratik ve etkili hakları güvence altına almayı amaçladığını hatırlatır (bkz. Zubac/Hırvatistan [BD], yukarıda anılan, § 77). Mahkeme, başvuranların mahkemeye gitmekteki niyetlerinin, mahkeme işlemlerine akademik bir egzersiz olarak katılmak değil, daha ziyade bir sonuç elde etmek olduğunu kabul etmeyi makul bulmaktadır. Mahkeme, başvuranların, haklarını savunmak için mahkemeye gitmenin, sonunda dava açmadan önceki durumlarından daha kötü bir durumda olmaları hâlinde anlamsız olduğu yönündeki ifadelerine atıfta bulunmaktadır (bkz. yukarıdaki 57. paragraf). Bu davada tam olarak böyle olmuştur, çünkü başvuranların her birinin üzerindeki mali yük, başlangıçta karşılaştıklarının neredeyse iki veya üç katına çıkmıştır. Dolayısıyla, mahkemeye erişim imkânına sahip olmalarına rağmen, Mahkeme, ex post facto [makabline şamil] olarak masraflarının geri ödenmesinin reddedilmesinin, başvuranların mahkemeye erişim hakkının engellenmesi anlamına geldiğini tespit etmiştir (bkz. mutatis mutandis, Klauz/Hırvatistan, no. 28963/10, § 77, 18 Temmuz 2013, diğer referanslarla birlikte).</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>74. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında ve bu davanın özel koşullarında, Mahkeme, yerel mahkemelerin, başvuranların, Devlet İş Müfettişliği tarafından verilen para cezalarına itiraz ettikleri ve ilgili kararların temelsiz olduğu gerekçesiyle iptal edilmesini sağladıkları (bkz. yukarıdaki 9. ve 17. paragraflar) idari dava sırasında yaptıkları yargılama giderlerini, bu yargılama giderlerinin miktarına bakılmaksızın, geri ödemeyi reddetmelerinin, mahkemeye erişim haklarının ve dolayısıyla Sözleşme'nin 6§1 maddesinin ihlalini teşkil ettiği kanaatindedir."</i></p>

<p>21. AİHM'in yakın tarihli <i>Jakutavıčıus/Litvanya</i> (B. No: 42180/19, 13/2/2024) kararında ise şu değerlendirmeler yapılmıştır:</p>

<p><i>"1. Bu dava, başvuranın, alkollü araç kullandığı için kendisine kesilen para cezasına başarıyla itiraz ettiği idari hukuk ihlali yargılamasında yaptığı masraf ve harcamaların geri ödenmesi konusuyla ilgilidir. Başvuran, masraf ve harcamalarının geri ödenmemesinin, Sözleşme'nin 6§1 maddesini ihlal ederek, kendisini etkili bir şekilde savunma hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>60. Söz konusu tarihte, İdari Hukuk İhlalleri Kanunu, idari hukuk ihlaline ilişkin yargılamaların durdurulduğu bir kişi tarafından yapılan masraf ve harcamaların geri ödenmesini öngörmemekteydi (bkz. yukarıdaki 35. paragraf). Ancak Yüksek İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına ve “kaybeden öder” ilkesine dayanarak, bu tür masrafların geri ödenmesi gerektiğini kabul etmiştir (bkz. yukarıdaki 38-40. paragraflar). Mahkeme, masraf ve harcamaların geri ödenmesinin, idari hukuk ihlali davalarının durdurulmasının otomatik bir sonucu olmadığını, ancak ilgili kamu makamlarının veya görevlilerinin hukuka aykırı davrandıklarının tespit edilmesi gerektiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, idari mahkemelerin uygulamasında, idari hukuk ihlali işlemlerinin durdurulmuş olmasının bu tür bir hukuka aykırılığın tespiti için yeterli olup olmadığı konusunda bazı tutarsızlıklar olduğunu gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 38-40. paragraflar). Her ne olursa olsun, Mahkeme, haklarında idari hukuk ihlali yargılamaları böyle bir ihlalin gerçekleşmediği gerekçesiyle durdurulan kişilerin bu hakkının Litvanya hukuku tarafından tanınmış olduğunun söylenebileceğine ve bu hakkın kullanılmasının belirli koşullara tabi olmasının farklı bir sonuca yol açmayacağına ikna olmuştur. Buna göre, Mahkeme, Sözleşme'nin 6§1 maddesinin mevcut davada medeni hukuk başlığı altında uygulanabilir olduğuna karar vermiştir.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>78. Buna göre, Mahkeme, lehine bir mahkeme kararı elde etmiş olmasına rağmen, başvuranın yasal savunma masraflarını ve yargılama sırasında yaptığı diğer masrafları karşılama yükümlülüğünün, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir kısıtlama teşkil ettiğini tespit etmiştir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>22. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>23.<strong> </strong>Başvurucu, aleyhine haksız olarak başlatılan icra takibi neticesinde açtığı dava lehine sonuçlanmasına rağmen Mahkemece lehe vekâlet ücretine hükmedilmediğini ve yargılama giderlerini ödemek zorunda bırakıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>24. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özünün yargılama lehine sonuçlanmasına rağmen vekâlet ücretine hükmedilmemesi hususuna ilişkin olduğu görüldüğünden başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>26. Öncelikle icra hukuk mahkemelerinin şikâyet başvurularıyla ilgili olarak verdikleri kararların adil yargılanma hakkı yönünden bireysel başvuru incelemesine konu olup olamayacağı Anayasa Mahkemesince benzer başvurular kapsamında değerlendirilmiş ve şikâyetin takibin diğer tarafını ilgilendirip ilgilendirmediğinden ziyade somut olay çerçevesinde şikâyet başvurusu sonunda verilen kararın ilgilinin haklarını etkileyip etkilemediği hususunun değerlendirilmesiyle bir sonuca varılmasının doğru olacağı kabul edilmiştir (<i>İbrahim Demirayak </i>[1. B.], B. No: 2013/4075, 10/3/2016, § 25).</p>

<p>27. Eldeki başvuruda başvurucu aleyhine ilama dayalı vekâlet ücretinin tahsili için takip başlatılmış, bunun üzerine yapılan icra emrine itiraz sonucunda icranın geri bırakılmasına karar verildiği hâlde başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmediği ve yargılama giderlerinin üzerine bırakıldığı görülmüştür. Dolayısıyla yargılamada başvurucunun birtakım mali yükümlülüklere katlanmak zorunda bırakıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>28. Başvuruya konu talebin hukuk sisteminde uyuşmazlık konusu yapılabildiği anlaşılmakla başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığı kabul edilmelidir.</p>

<p>29. Diğer taraftan başvurunun Anayasa Mahkemesine yapılacak olan bireysel başvurularda bir kabul edilebilirlik kriteri olarak dikkate alınan anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriteri yönünden de incelenmesi gerekir.</p>

<p>30. Temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve yargı mercileri tarafından korunması gerekir. Belli bir meselede bu merciler tarafından Anayasa'ya uygun korumanın sağlanmadığının ileri sürülmesi hâlinde bireysel başvuru yapılabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, o meseleye ilişkin olarak Anayasa'yı yorumlar ve bir karar verir. Bundan sonra kamu makamları ve yargı mercilerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmeleri beklenir. Aksi durum, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunu doğurur. Bu şekilde işleyen bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi ise imkânsızdır. Söz konusu yolun işlerliğini devam ettirmesinde Anayasa Mahkemesinin Anayasa'yı yorumlaması kritik öneme sahiptir. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasa'yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır (<i>K.V.</i> [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, § 53).</p>

<p>31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvuruların kabul edilemezliğine karar verebileceği kurala bağlanmıştır.</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi anayasal ve kişisel önem kriterini daha önce K.V. kararında incelemiş, temel ilkelerini belirlemiştir. Buna göre kanunda anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki şart öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci şart başvurunun Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci şart ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ahmet Baş [GK], B. No: 2019/42746, 17/5/2023, § 43).</p>

<p>33. Başvurucunun ekonomik durumu, davanın niteliği, yargılama süreci ve başvuruya konu nihai kararın verildiği tarihteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hükmedilebilecek vekâlet ücretinin 1.360 TL olduğu gözetildiğinde kişisel önem ölçütü yönünden başvurucunun önemli bir zarara uğradığı söylenemez. Bununla birlikte lehe vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin yaygın bir genel soruna işaret etmesi ile Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önemli olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi verdiği norm denetimi kararlarında lehe vekâlet ücretinden yoksun bırakılmanın mahkemeye erişim hakkını sınırlandırdığı (bkz. § 39) sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla başvurunun anayasal ve kişisel önem kriteri yönünden kabul edilebilir olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı</strong></p>

<p>35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine<i> "adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmiştir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>36. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Dolayısıyla kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren ya da onu önemli ölçüde etkisizleştiren müdahaleler mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>37. Anayasa Mahkemesi <i>Mürsel Malkoç</i> ([GK], B. No: 2013/9466, 27/10/2015, § 17) kararında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasında lehe hükmedilen nispi vekâlet ücretinin karar düzeltme aşamasında maktu olarak değiştirilmesi meselesini mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde ele almıştır.</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi <i>Aksaray Tır Nakliyat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.</i> ([1. B.], B. No: 2017/36736, 19/9/2018, § 85) kararında ise <i>Mürsel Malkoç</i> kararındaki yaklaşımını değiştirerek, nispi yerine maktu vekâlet ücretine karar verilmesi konusundaki şikâyet kapsamında lehe vekâlet ücretine hükmedilmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale olarak nitelenmesinin mümkün olmadığı ancak lehe vekâlet ücretine hükmedilmemesinin somut olayın tüm şartları çerçevesinde adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinden birini etkilediğinin ortaya konulduğu hâllerde etkilenen güvence kapsamında incelenmesinin mümkün olduğu sonucuna varmıştır.</p>

<p>39. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi anılan karardan sonra norm denetimi kapsamında verdiği yakın tarihli kararlarında taraflar lehine hükmedilmesi gereken yargılama gideri ve vekâlet ücretinden yoksun bırakılma sonucunu doğuran uygulamaların mahkemeye erişim hakkı açısından sınırlamaya neden olduğunu/olabileceğini ifade etmiştir (AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 21; E.2023/160, K.2024/77, 14/3/2024, § 11; E.2024/130, K.2024/235, 25/12/2024, § 46; E.2025/31, K.2025/183, 10/9/2025, § 56). Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru ve norm denetimi kapsamındaki içtihadının uyumlu hâle getirilmesinin sağlanması bakımından taraflar lehine hükmedilmesi gereken yargılama gideri ve vekâlet ücretinden yoksun bırakılma sonucunu doğuran uygulamaların da mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiğinin kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>40. Başvurucunun açtığı icra emrine itiraz davasının kabulüne ve icranın geri bırakılmasına karar verildiği ancak başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmediği gibi yargılama giderlerinin de üzerine yüklendiği görülmüştür.</p>

<p>41. Bu bağlamda başvurucunun yargılama neticesinde vekâlet ücretini elde etme konusundaki menfaatinin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında olduğu, lehine bir mahkeme kararı elde etmesine rağmen vekâlet ücretine hükmedilmemesinin ve yargılama sırasında yaptığı diğer masrafları karşılamak durumunda kalmasının mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>42. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin gözönüne alınması gerekmektedir.</p>

<p>43. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>44. Anılan hakka yönelik müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.</p>

<p>45. Bu itibarla yukarıda belirtilen müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama ölçütlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Kanunilik</strong></p>

<p><strong>(1)Genel İlkeler</strong></p>

<p>46. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>Tahsin Erdoğan</i> [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).</p>

<p>47. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (<i>Ali Hıdır Akyol ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56). Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (<i>Necmiye Çiftçi ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirir (<i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).</p>

<p>48. Kanunilik unsuru yönünden değerlendirme yapılırken yargı mercilerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin yorumu ve bu hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik içermediği sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Ancak yargı mercilerinin müdahaleye imkân tanıyan kanun hükmünü açık bir biçimde hatalı yorumladıklarının ve uyguladıklarının tespiti hâlinde müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (<i>Ramazan Atay </i>[1. B.], B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).</p>

<p><strong>(2)</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>49. Başvurucunun, icra emrine yaptığı itiraz Mahkemece kabul edilmiş ancak söz konusu icra emrine konu alacağa ilişkin ödemeden karşı tarafın haberdar edilmediğinden davanın açılmasına sebebiyet vermediği gerekçesiyle takdiren yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>50. Somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan bir müdahalenin mevcut olduğu kuşkusuzdur. Mahkemeye erişim hakkına yapılan bu müdahalenin ise yukarıda da değinildiği üzere öncelikle belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanuni temelinin bulunması gerekmektedir. Diğer bir deyişle eldeki başvuru bakımından Anayasa Mahkemesi, öncelikle mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eden icra emrine itirazın kabulüne ve icranın geri bırakılmasına karar verilmesine rağmen başvurucunun yargılama giderlerine katlanmasının ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin kanuni bir dayanağının olup olmadığını tespit etmek durumundadır.</p>

<p>51. 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınacağı, aynı Kanun'un 330. maddesinde vekil ile takip edilen davalarda taraf lehine vekâlet ücretine hükmedileceği kurala bağlanmıştır. Mahkeme ise gerekçeli kararında lehe vekâlet ücretine hükmetmeme konusunda kanuni bir dayanak göstermemiş, takdiren vekâlet ücreti vermemiştir. Mahkeme, yargılama aleyhine sonuçlanan tarafın yargılama giderleri ve vekâlet ücretine katlanması yönünde herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık kanun hükmü bulunmasına rağmen yargılama giderlerini başvurucu üzerinde bırakmasını ve vekâlet ücretine hükmetmemesini başvurucunun yaptığı ödemeye yönelik olarak alacaklıya bildirimde bulunmadığından hareketle davanın açılmasına alacaklının neden olmadığı gerekçesi ile açıklamıştır.</p>

<p>52. Öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında geçen "<i>kanunda yazılı hâller dışında" </i>ibaresinden yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına yönelik olarak istisnai durumların öngörülebileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda 6100 sayılı Kanun'da yer alan feragat ve kabul hâlinde yargılama giderlerinin, dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinin ve esastan sonuçlanmayan davalarda yargılama giderlerinin hangi tarafa yükletileceğine ilişkin düzenlemeler anılan genel kurala istisna teşkil etmektedir. Ancak mahkemenin gerekçesini oluşturan yapılan ödemeye ilişkin olarak alacaklıya herhangi bir bildirimde bulunulmadığı, alacaklının yapılan ödemeden haberdar edilmediğinden davanın açılmasına sebebiyet vermediği hususunun kanun koyucunun düzenlediği istisnalar arasında bulunmadığı görülmüştür.</p>

<p>53. Yukarıdaki hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden 6100 sayılı Kanun'da yer alan düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla yargılama giderlerinden aleyhine hüküm verilen tarafın sorumlu olacağı, bu kapsamda aleyhine hüküm verilenin karşı tarafça yapılan yargılama giderlerini ödemesine, ayrıca yargılama sırasında kendisinin yaptığı masrafların da üzerinde bırakılmasına karar verileceği, vekil ile temsil edilmesi hâlinde yargılamada haklı çıkan tarafın lehine vekâlet ücretine hükmedileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>54. Başvuru konusu olayda başvurucunun icra emrine yaptığı itirazın kabul edildiği ve icranın geri bırakılmasına karar verildiği açıktır. Zira başvurucu, takibe konu alacağı ödemek için karşı taraf ile e-posta aracılığıyla iletişim kurarak iban numarası talep etmiş; takibe konu vekâlet ücretini aynı gün göndermiştir. Ancak dava nihai olarak kabul edildiği hâlde Mahkeme, başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmetmemiş; yargılama giderlerini başvurucu üzerinde bırakmıştır. Mahkeme bireysel başvuruya konu olan davada yargılama giderlerini başvurucu üzerinde bırakmasını ve başvurucu lehine vekâlet ücreti verilmesine yer olmadığını ifade eden hükmünün kanuni dayanağına ilişkin bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu hâliyle kanun koyucu tarafından yargılama giderlerinden hangi tarafın hangi durumda sorumlu tutulacağının duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça düzenlendiği gözetildiğinde başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin kanuni dayanağının Mahkeme tarafından gösterilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Varılan bu sonuca göre müdahalenin meşru bir amacının bulunup bulunmadığının veya ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>55. Bunun yanı sıra 119,40 TL yargılama giderinin takdiren başvurucu üzerinde bırakılmasının da kanuni dayanaktan yoksun olduğu, icranın geri bırakılmasına karar verildiği hâlde başvurucuya yargılama giderlerinin yüklenmesinin kanuni bir dayanağı olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>57.<strong> </strong>Başvurucu; ihlalin tespiti ile 5.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat, aksi kanaatte olunması hâlinde ise yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>58. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>59. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 4. İcra Hukuk Mahkemesine (E.2021/72, K.2021/246) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202131220-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="78380"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/8989 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20228989-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20228989-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/11/2025 tarihli ve 2022/8989 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>K.N. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/8989)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 20/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 22/5/2026 - 33261</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><u>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</u></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yüksel GÜNARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>K. N.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Nurullah ÇELEN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, haksız olduğu ileri sürülen idari gözetimin sona ermesinden sonra idari gözetimin hukuka aykırılığını incelettirebileceği bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 2/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>5. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu hakkında DEAŞ silahlı terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Başvurucu, soruşturma kapsamında 19/9/2019 tarihinde gözaltına alınmıştır.</p>

<p>6. İstanbul Valiliği 24/9/2019 tarihinde 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi (kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar) uyarınca başvurucunun sınır dışı edilmesine ve aynı Kanun'un 57. maddesi gereğince 6 ay süreyle idari gözetim altına alınmasına karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, ilk olarak İstanbul'un Çatalca ilçesindeki Binkılıç Geri Gönderme Merkezine sevk edilmiştir. Sonrasında Muğla Geri Gönderme Merkezine sevk edilen başvurucu, Muğla 2. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) yaptığı itirazın kabulüyle 14/1/2020 tarihinde serbest bırakılmıştır.</p>

<p>8. Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında Başsavcılık 7/12/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 16/4/2021 tarihinde Muğla 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde açtığı tam yargı davası ile haksız şekilde idari gözetim altında tutulması nedeniyle uğradığı manevi zararın tazminini talep etmiştir.</p>

<p>10. İdare Mahkemesi 20/4/2021 tarihinde Uyuşmazlık Mahkemesinin 23/11/2020 tarihli ve E.2020/651, K.2020/684 sayılı kararına atıf yaparak davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi bu kararında 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınma için yapılan işlemler sırasında uğranılan manevi zararın tazminine yönelik manevi tazminat istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. İdare Mahkemesi kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Olayda, açılan davanın, davacının 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların tazmini istemine yönelik olduğu ve 6458 sayılı Kanunda idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvurulacağının öngörüldüğü dikkate alındığında; aynı işlemden kaynaklanan manevi tazminat istemli davalara da adli yargı yerinde bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır."</i></p>

<p>11. Anılan karar, başvurucunun istinaf talebinin reddedilmesiyle 14/12/2021 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>12. Başvurucu 3/1/2022 tarihli dilekçe ile Hâkimliğe başvurarak söz konusu idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmin edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>13. Hâkimlik, idareye karşı açılan tazminat davalarına bakma görevinin bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine 13/1/2022 tarihinde itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun adli süreçle ilgili tazminat taleplerine ilişkin olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. ve devamı maddeleri uyarınca yetkili ağır ceza mahkemesine, idari süreçle ilgili olarak da yetkili ve görevli idare mahkemesine başvurma imkânının olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, bu kararı 19/1/2022 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>15. Aleyhine itiraz kanun yoluna başvurulmayan Hâkimlik kararı 15/2/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>16. 6458 sayılı Kanun'un<i> "Sınır dışı etmek üzere idari gözetim ve süresi"</i> başlıklı 57. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>(2) (Değişik:6/12/2019-7196/77 md.) Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır ya da 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir. Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür.</i></p>

<p><i>(3) Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez. Ancak bu süre, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde, en fazla altı ay daha uzatılabilir.</i></p>

<p><i>(4) (Değişik:6/12/2019-7196/77 md.) İdari gözetimin devamında zaruret olup olmadığı, valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir. Gerek görüldüğünde, otuz günlük süre beklenmez. İdari gözetimin devamında zaruret görülmeyen yabancılar için idari gözetim derhâl sonlandırılır. Bu yabancılara, 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir.</i></p>

<p><i>(5) İdari gözetim kararı, idari gözetim süresinin uzatılması ve her ay düzenli olarak yapılan değerlendirmelerin sonuçları, gerekçesiyle birlikte yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Aynı zamanda, idari gözetim altına alınan kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kendisi veya yasal temsilcisi kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.</i></p>

<p><i>(6) İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir. Başvuru idari gözetimi durdurmaz. Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır... "</i></p>

<p>18. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi bireysel başvuru tarihi itibarıyla şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;</i></p>

<p><i>a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,</i></p>

<p><i>b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,</i></p>

<p><i>c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,</i></p>

<p><i>d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,</i></p>

<p><i>e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,</i></p>

<p><i>f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,</i></p>

<p><i>g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,</i></p>

<p><i>h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,</i></p>

<p><i>i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,</i></p>

<p><i>j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,</i></p>

<p><i>k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,</i></p>

<p><i>Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.</i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.</i></p>

<p><i>(3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.</i></p>

<p><i>(4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder."</i></p>

<p>19. 5271 sayılı Kanun'un<i> "Tazminat isteminin koşulları"</i> başlıklı 142. maddesinin (2) numaralı fıkrası bireysel başvuru tarihi itibarıyla şöyledir:</p>

<p><i>"(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır." </i></p>

<p>20. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un <i>"Hukuk mahkemelerinin görevleri</i>" başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar."</i></p>

<p>21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "<i>Görevin belirlenmesi ve niteliği</i>" başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir."</i></p>

<p>22. 6100 sayılı Kanun'un "<i>Asliye hukuk mahkemelerinin görevi</i>" başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.</i></p>

<p><i>(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir."</i></p>

<p><strong>B. Yargı Kararları</strong></p>

<p>23. Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadına göre idari gözetim kararından kaynaklanan tazminat istemli davaların çözümünde adli yargı görevlidir (bu yönde verilen çok sayıda karar arasından bkz. 19/6/2023 tarihli ve E.2023/176, K.2023/482; 30/5/2022 tarihli ve E.2022/225, K.2022/296; 28/2/2022 tarihli ve E.2021/836, K.2022/96 sayılı kararlar).</p>

<p>24. Uyuşmazlık Mahkemesinin 23/11/2020 tarihli ve E.2020/651, K.2020/684 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Olayda, açılan davanın, davacı hakkında 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınması için yapılan işlemler sırasında uğranılan manevi zararın tazmini istemine yönelik olduğu, istemin 5271 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı, 6458 sayılı Kanunda da idari gözetim kararına karşı sulh ceza hakimine başvurulacağı düzenlenmiş olup, aynı işlemden kaynaklanan manevi tazminat istemli davalara da adli yargı yerinde bakılacağı, ancak Mahkememizin adli yargı içerisinde hangi yargı merciinin bu davalara bakmakla görevli olduğu hususunda karar verme yetkisi bulunmadığı gözetildiğinde, bu belirlemenin ilgili yargı kolunun kendi içerisinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen</i> ...<i> görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.</i></p>

<p><i>Sonuç: Davanın çözümünde adli yargının görevli olduğuna, bu nedenle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen</i>...<i> görevsizlik kararının kaldırılmasına... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>25. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesinin 11/9/2025 tarihli ve E.2025/1882, K.2025/3760 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Olayda; uyuşmazlığın6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 57. maddesinde düzenlenen idari gözetim altına alınmaktan kaynaklandığı, aynı Kanunun 57. maddesinin 6. fıkrası uyarınca idari gözetim kararlarının Sulh Ceza Hakimliği'nce çözümlenmesi gerektiği, hukuka uygunluk denetimi idari yargı koluna ait olmayan işlemin, hukuka aykırılığından bahisle ileri sürülecek tazminat isteminin idare mahkemelerince değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve adli yargı mercileri tarafından çözüme kavuşturulması gerektiği anlaşıldığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görev alanına girmediği sonucuna ulaşılmıştır.</i></p>

<p><i>Belirtilen durum itibariyle görülmekte olan davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekmekte iken uyuşmazlığın esası incelenmek suretiyle verilen istinaf başvurusuna konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır."</i></p>

<p>26. Uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girmediği yönünde benzer nitelikteki idari yargı merci kararları için çok sayıda karar arasından Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesinin 11/11/2025 tarihli ve E.2025/3710, K.2025/3956; Bursa Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin 12/9/2025 tarihli ve E.2025/1545, K.2025/1964; Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin 25/9/2025 tarihli ve E.2025/1304, K.2025/1749; Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 30/9/2025 tarihli ve E.2025/1240, K.2025/1535; İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin 4/7/2025 tarihli ve E.2025/1628, K.2025/1766 sayılı kararlarına bakılabilir.</p>

<p>27. Adli yargı merci kararlarında ise idari gözetime bağlı haksız tutmadan kaynaklanan zararlara ilişkin uyuşmazlıkların çözüm yerinin neresi olduğuna dair farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bazı bölge adliye mahkemeleri Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadıyla uyumlu olarak söz konusu davaların adli yargı mercilerince görülmesi gerektiği yönünde kararlar vermektedir (bu yönde bkz. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 28/11/2024 tarihli ve E.2024/1812, K.2024/384 sayılı kararı). Öte yandan bir kısım adli yargı merci ise idari gözetim kararının idari işlem niteliğinde olması nedeniyle bu karardan kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargıda görülmesi gerektiği şeklinde değerlendirme yapmaktadır. Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin bu yöndeki 7/1/2025 tarihli ve E.2024/1859, K.2024/1336 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Somut durumda davacı, idari gözetim kararı nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararının tahsili istemi ile eldeki davayı açmış olup, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve tanımlar nazara alındığında, tazminata dayanak olarak gösterilen karar idari işlem niteliğindedir. İdari işlemin itiraz merciinin sulh ceza hakimliği olması işlemin bu niteliğini ortadan kaldırmadığı gibi yargı yolunu da belirlemeye yeterli ve elverişli değildir. Eldeki somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Mahkemesi kararı bulunmadığı gibi, Uyuşmazlık Mahkemesinin salt itiraz merciinin sulh ceza hakimliği olması nedeni ile tazminat davasının da adli yargıda görülmesi gerektiğine ilişkin kabulüne Dairemizce iştirak edilmemiştir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi kararında da idari gözetim kararı halinde tazminat istemli davalarda görevli yargı yerinin 2577 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca idari yargı mercileri olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu itibarla, idari işlemden kaynaklanan eldeki davanın görüm ve çözüm yeri adli yargı değil, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca idari yargı mercileridir."</i></p>

<p>28. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin 11/7/2025 tarihli ve E.2025/473, K.2025/1653 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>" ... </i>[D]<i>avanın görev yönünden reddine karar verilmiş ise de, Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer konuda emsal 31/10/2022 tarih, 2022/293 E, 2022/466 K sayılı, 'Bu bağlamda, 6458 sayılı Kanunda idari gözetim kararına karşı sulh ceza hakimine başvurulacağının düzenlendiği gözetildiğinde, aynı işlemden kaynaklanan maddi, manevi tazminat istemli davalara da adli yargı yerinde bakılması gerektiği değerlendirilmiştir. Ancak Uyuşmazlık Mahkemesinin adli yargı içerisinde hangi yargı merciinin bu davalara bakmakla görevli olduğu hususunda karar verme yetkisi bulunmadığı, bu belirlemenin ilgili yargı kolunun kendi içerisinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır' şeklindeki ilamı dikkate alınarak, CMK'nın 141-144 maddeleri kapsamında davacı tarafın talebi değerlendirilerek, davanın esası hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği gözetilmeden, davanın görev yönünden reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi... </i>[bozmayı gerektirmiştir.]<i>"</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>29. Anayasa Mahkemesinin 20/11/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>30. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin <i>B.T. </i>([GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017) kararı uyarınca hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmini amacıyla İdare Mahkemesi nezdinde açtığı tam yargı davasının görev yönünden reddine karar verildiğini beyan etmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesinin ret kararı ve kararda atıf yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararına istinaden manevi zararının giderilmesi amacıyla Hâkimliğe yaptığı başvurunun da görevsizlik gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan zararının tazmini için başvurabileceği etkili bir başvuru yolu bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>31. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin <i>Erol Güler</i> ([2. B.], B. No: 2013/8173, 14/4/2016) başvurusunda olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmamasının başvuru yollarının tüketilmemesine neden olacağına karar verdiği, somut olayda da başvurucunun İdare Mahkemesi ve Hâkimlik arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü talebiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru yaptığına ilişkin bilgi ve belge sunmadığı belirtilerek başvurucunun itiraz kanun yolu açık olarak verilen Hâkimlik kararına itiraz ettiğini gösterir bilgi ve belge sunmaması nedeniyle başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğinin başvurunun kabul edilebilirliğine dair yapılacak incelemede değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurunun esasına ilişkin olarak yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>32. Anayasa'nın 19. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. </i></p>

<p><i>Şekil ve şartları kanunda gösterilen:</i></p>

<p><i>...usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(Değişik: 3/10/2001-4709/4 md.) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir."</i></p>

<p>33. Başvurucunun şikâyetinin özü, hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmini amacıyla açtığı davanın esasının adli ve idari yargı mercilerince incelenmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında hürriyeti kısıtlanan kişiler için güvence altına alınan tazminat isteme hakkı, Anayasa'nın 40. maddesinin özel (<i>lex specialis</i>) bir görünümü olduğundan somut olayda 40. madde açısından ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>34. Somut olayda başvurucu, Hâkimliğin itiraz kanun yolu açık olarak verdiği görev yönünden ret kararına itiraz etmediği gibi idari ve adli yargı yerleri arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü amacıyla Uyuşmazlık Mahkemesine de başvurmamıştır. Bununla birlikte başvurucu, Anayasa Mahkemesinin <i>B.T.</i> kararıyla ortaya konan ilkelere rağmen hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmini amacıyla başvurduğu yargısal mercilerce verilen görev yönünden ret kararları nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetine ilişkin etkili bir yol bulunup bulunmadığı meselesi doğrudan başvurunun esasını ilgilendirdiğinden bu hususa ilişkin kabul edilebilirlik değerlendirmesi, işin esasıyla birlikte yapılmalıdır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir (<i>Safkan Aydoğdu</i> [2. B.], B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 43).</p>

<p>36. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan <i>"bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler"</i> tabiri ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir (<i>Safkan Aydoğdu</i>, § 44). Buna göre Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden ilk sekiz fıkrada yer alan güvenceleri tamamlayan ve onlara riayet edilmemesi sonucunda ilgililere tazminat ödenmesini zorunlu kılan bir işleve sahiptir (<i>A.A.</i> [GK], B. No: 2017/34502, 21/10/2021, § 52).</p>

<p>37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eyleme karşı idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırı idari gözetim tedbirinden kaynaklanan tazminat davasını esastan inceleyecek etkili bir yargısal yolun bulunmadığı iddiasıyla yapılan başvurularda sözü edilen idari gözetimin hukuka uygunluğunun ilk elden Anayasa Mahkemesince incelenmesi bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi ile bağdaşmadığı gibi bireysel başvuru yolunun amacıyla da bağdaşmamaktadır (makul sürede yargılanma hakkı yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Nevriye Kuruç </i>[GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022, § 87; idari gözetim kararına bağlı tutulma koşulları kapsamında kötü muamele yasağıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden yapılan benzer yöndeki değerlendirme için bkz. <i>İbrahim Muhammed Ali</i> [GK], B. No: 2025/10406, 8/7/2025, § 51).</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi 6458 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 11/4/2014 tarihinden sonra idari gözetim altında bulundurulan yabancıların gerek idari gözetim kararının idarece resen sonlandırılmasını gerekse tutulanların sulh ceza hâkimliğine yaptıkları itiraz üzerine serbest bırakılmalarını müteakiben kendisine yapılan başvurularda Anayasa'nın 19. maddesine ve 6458 sayılı Kanun'daki usule aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya gözetim altına alınması uygulamasında tutma kararı verme işleminin koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları gibi usul güvencelerine aykırılıktan dolayı bu başlık altında yapılan şikâyetlerden ötürü ihlal kararları vermiştir (örnek kararlar için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015; <i>I.S. ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2014/15824, 22/9/2016).</p>

<p>39. Anayasa Mahkemesi, idari gözetim altına alınan yabancıların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren ihlal iddialarında <i>B.T.</i> başvurusu hakkında verdiği kararla içtihat değişikliğine gitmiştir. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesi 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin idari işlem veya eylem türleri yönünden herhangi bir ayrım yapılmadığından idari fonksiyona giren her türlü işlem veya eylem sebebiyle oluşan zararın tazmininin bu kurala dayanılarak açılacak tam yargı davasıyla istenebilmesi için yeterli bir yasal zemin oluşturduğunu, sırf -bilgi eksikliği nedeniyle- fiiliyatta bu yolun işletilmemesinin etkisiz olduğu biçiminde yorumlanamayacağını, hukuka aykırı şekilde tutulan yabancılar yönünden tam yargı davasının etkili bir hukuk mekanizması olduğunu belirtmiştir (<i>B.T.</i>, §§ 52, 54).</p>

<p>40. Diğer taraftan anılan kararda Anayasa Mahkemesi 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesine göre hukuki niteliği itibarıyla idari bir işlem olduğu hâlde yabancıyı özgürlüğünden yoksun bırakan kararın mahiyetini de dikkate alan kanun koyucunun idari gözetim kararına karşı itiraz mercii olarak münhasıran sulh ceza hâkimliklerini tayin ettiğini, bu açıdan idare mahkemelerinin idari gözetim kararının hukuka uygunluğunun denetimi konusunda herhangi bir yetkisi bulunmadığından sulh ceza hâkimliğine itiraz edilmeden idari yargıda tam yargı davası açılamayacağını açıklamıştır (<i>B.T.</i>, §§ 70, 71). Öte yandan sulh ceza hâkiminin idari gözetim kararının hukuka uygun olduğuna hükmetmesi durumunda -idari yargı merciinin idari gözetim kararının hukukiliğini denetleme yetkisinin bulunmadığı gözetildiğinde- 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde öngörülen tam yargı davasının idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğu şikâyetlerine bağlı tazminat istemi yönünden etkisiz hâle geleceği, bu gibi hâllerde sulh ceza hâkiminin ret kararından itibaren süresi içinde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabileceği belirtilmiştir (<i>B.T.</i>, § 72).</p>

<p>41. Anayasa Mahkemesi <i>A.A.</i> ([1. B.], B. No: 2014/18827, 20/12/2017) kararında sulh ceza hâkiminin idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle itirazı kabul etmesi hâlinde tam yargı davası açılmasını engelleyici bir düzenleme bulunmadığından bu yol tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulamayacağı yönündeki değerlendirmenin idari gözetimin idarece sonlandırılması durumunda da geçerli olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu kararlardan anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesi idari gözetimi sona erdirilen başvurucuların hukuka aykırı olarak idari bir kararla özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle uğradıklarını öne sürdükleri maddi ve manevi zararlarının karşılanması bakımından idari yargıda tam yargı davası yolunu tüketmeleri gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>42. Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından sonraki süreçte Uyuşmazlık Mahkemesi somut olaya benzer olumsuz görev uyuşmazlıklarında idari yargının değil adli yargının görevli olduğuna dair çok sayıda karar vermiştir (bkz. §§ 23, 24). Bu kararlar sonrasında söz konusu tazminat davalarının hangi yargı mercilerince görüleceğine ilişkin farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda idari yargı mercileri Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadına uygun şekilde idari gözetim tedbirinin hukuka uygunluğunun adli yargı teşkilatı içerisinde yer alan sulh ceza hâkimliklerince denetlendiği ve bu nedenle idari gözetimden kaynaklanan tazminat davalarının da adli yargı mercilerince görülmesi gerektiği şeklindeki gerekçelerle görev yönünden ret kararları vermektedir. Bununla birlikte bazı adli yargı mercileri de <i>B.T.</i> kararında ortaya konan ilkeler çerçevesinde idari gözetim kararının idari işlem niteliğinden hareketle açılan tazminat davalarını görev yönünden reddetmektedir. Ayrıca somut başvuruda olduğu gibi uygulamada söz konusu tazminat davasının adli yargı teşkilatı içinde hangi mercilerde (ağır ceza mahkemeleri, sulh ceza hâkimlikleri, genel görevli hukuk mahkemeleri) açılacağına ilişkin bir belirsizliğin de söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca uygulamada benzer nitelikteki davaları esastan inceleyen adli yargı mercilerinin de idari gözetimin hukuka uygunluğunu denetlemek suretiyle tazminat talebini kabul ettiğine dair herhangi bir veriye ulaşılamamıştır. Bu koşullar altında başvurucudan Hâkimlik kararına itiraz veya Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru gibi pratik olarak dikkate değer bir başarı şansı sunmayan hukuki yolları tüketmesinin beklenemeyeceği, eldeki başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi ve süre aşımı yönlerinden herhangi bir eksiklik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla açıkça dayanaktan yoksun olmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>43. Anayasa Mahkemesinin 30/11/2017 tarihinde verdiği <i>B.T.</i> kararından bu yana aradan geçen uzunca süreye rağmen gelinen aşamada hukuka aykırı olarak idari gözetim altına alınan bireylerin bu işlemden kaynaklanan zararlarının tazmini için hangi yargısal merciye başvuracakları konusunda -kendilerinden kaynaklanmayan- ciddi bir belirsizlik içinde oldukları anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla güvence altına alınan tazminat isteme hakkının hangi yargısal merci önünde ileri sürüleceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmayan hukuk düzenimizde, mevcut genel nitelikteki kural ve mekanizmaların uygulamada süregelen belirsizliğin giderilmesinde yetersiz kaldığı görülmüştür.</p>

<p>44. Mevcut koşullar altında Anayasa Mahkemesi -<i>K.A.</i> kararında olduğu gibi- sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetim altında tutulan başvurucu açısından tutmadan kaynaklanan zararların tazminine imkân sağlayabilecek etkili idari ve yargısal bir başvuru yolunun bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır.</p>

<p>45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM </strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>46. 6216 sayılı Kanun'un <i>"Kararlar" </i>başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.</i></p>

<p><i>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."</i></p>

<p>47. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük)<i> "Pilot karar usulü" </i>başlıklı 75. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bölümler, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağını öngörmeleri hâlinde, pilot karar usulünü uygulayabilirler. Bu usulde, konuya ilişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurular idari mercilerce bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirde Mahkeme tarafından topluca görülerek karara bağlanır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(5) Bölüm pilot kararla birlikte, bu karara konu yapısal soruna ilişkin benzer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. İlgililer erteleme kararı hakkında bilgilendirilirler. Bölüm, gerekli gördüğü takdirde ertelediği başvuruları gündeme alarak karara bağlayabilir</i></p>

<p><i>(6) (Ek:RG-5/8/2025-32977) Genel Kurula sevk edilen başvurularda söz konusu değerlendirmeler Genel Kurul tarafından yapılır."</i></p>

<p>48. Anayasa Mahkemesinin<i> Mehmet Doğan</i> ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (<i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019).</p>

<p>49. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>50. İhlal, Anayasa Mahkemesine başvuru yapmadan önce başvuru yapılabilecek idari veya yargısal başvuru yoluna ilişkin kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanabilir. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi ancak ihlale yol açan konuda kanuni düzenleme yapılması veya ilgili hükümlerin yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ile mümkün olur. Bunun yanında bazı hâllerde sadece kanuni düzenleme yapılması ihlalin tüm sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeterli olmayabilir. Bu durumda ise bireysel başvuru kapsamında mağdurların ihlalden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını telafi edici birtakım tedbirlerin alınması da gerekebilir (<i>Nevriye Kuruç</i>, § 105).</p>

<p>51. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını temin eden yollardan biri de İçtüzük'ün 75. maddesinde öngörülen pilot karar usulünün işletilmesidir. İhlalin yapısal bir sorundan kaynaklandığının tespiti ile bu sorunun başka başvurulara, bir diğer ifadeyle yeni ihlallere sebebiyet verdiğinin anlaşılması veya bu durumun yeni başvurulara sebebiyet verebileceğinin öngörülmesi hâlinde sadece somut olay bakımından alınan bir ihlal kararı temel hak ve özgürlüklere yönelik gerçek bir koruma sağlamaktan uzak kalacaktır (<i>Y.T. </i>[GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 69). Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, resen veya Bakanlığın ya da başvurucunun istemi üzerine pilot karar usulünü başlatabilecektir. Pilot karar usulünün başlatılması hâlinde yapısal sorunun tespiti ve bunun çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekir (<i>Y.T.</i>,<i> </i>§ 70).</p>

<p>52. Pilot karar usulünün benimsenmesindeki en önemli amaç, benzer başvuruların tamamının ihlalle sonuçlanması yerine ilgili mercilerce çözüme kavuşturulması ve bu suretle ihlalin kaynağının ortadan kaldırılarak yapısal sorunun düzeltilmesinin sağlanmasıdır (<i>Y.T.</i>,<i> </i>§ 71). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, pilot kararında belirttiği yapısal sorunun ortadan kaldırılması ve benzer başvuruların çözüme kavuşturulması için belirli bir süre öngörüp bu süre zarfında diğer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. Bu durumda erteleme kararı hakkında bilgilendirme yapılması gerekir. Öngörülen süre içinde yapısal sorunun ve bu kapsamda kalan şikâyetlerin ilgili mercilerce çözülmemesi hâlinde Anayasa Mahkemesi tarafından benzer nitelikteki başvuruların topluca karara bağlanması mümkündür (<i>Y.T.</i>,<i> </i>§ 72).</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>53. Başvurucu, ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>54. İncelenen başvuruda hukuka aykırı idari gözetimden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini için müracaat edilebilecek etkili bir başvuru yolu bulunmadığı, bu konuya özgü kişilerde tereddüt yaratmayacak şekilde açık kanuni bir düzenlemenin olmadığı, genel nitelikteki düzenlemelerin de uygulamada etkili bir mekanizma oluşturamadığı tespit edilmiş ve bu durumun Anayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>55. Bu kapsamda hukuka aykırı idari gözetim kararlarına bağlı tutmadan kaynaklanan zararların tazmini için başvurulabilecek etkili bir yol bulunmadığı iddiasıyla yapılan başvuruların sayısı her geçen gün artmakta, bu konuda çok sayıda şikâyet Anayasa Mahkemesi önüne bireysel başvuru yolu ile getirilmektedir.</p>

<p>56. Anayasa Mahkemesi tarafından mevcut başvuru ve diğer derdest başvurular bakımından yeni ihlal kararları verilmesi benzer başvuruların yapılmasını önlemeyecektir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincilliği ve hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesinden sonra başvurulabilecek bir anayasal başvuru yolu olması da dikkate alınarak hukuka aykırı idari gözetimden doğan maddi ve manevi zararların giderilmesini sağlayacak etkili bir yol bulunmamasından kaynaklanan ihlaller nedeniyle ortaya çıkan ve yapısal sorun teşkil eden durumun telafi edilebilmesi için açık bir kanuni düzenleme yapılması gerekmektedir. Oluşturulacak başvuru yolu, idari gözetim altında tutmanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğini tespit edebilmeli ve şayet ihlal söz konusu ise tutmadan kaynaklanan zararların tazminini sağlayabilmelidir.</p>

<p>57. Anayasa'nın<i> "Başlangıç"</i> bölümünde, kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği ancak belli yetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu, erkler arasında medeni bir iş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve görevlerini yerine getirerek sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetim altında tutulan yabancılar yönünden tutmanın hukuka aykırılığı nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle başvuru yapılabilecek etkili bir yolun ihdas edilmesi gerektiği tespitini yapmıştır. Dolayısıyla kararın bir örneğinin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açtığı tespit edilen söz konusu sorunun çözümü için Türkiye Büyük Millet Meclisine de bildirilmesi gerekir. Bu bağlamda İçtüzük'ün 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının delaletiyle aynı maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca işbu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar hukuka aykırı idari gözetim altında tutmadan kaynaklanan zararların tazmini için başvurulabilecek idari ve/veya adli bir makam bulunmadığı iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay süreyle ertelenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>58. İhlalin tespit edilmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklanan mağduriyetini bütünüyle gidermemektedir. İhlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. İhlalin yapısal sorundan kaynaklandığı anlaşıldığından PİLOT KARAR USULÜNÜN UYGULANMASINA,</p>

<p>E. İhlale neden olan sorunun çözümü için durumun Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE,</p>

<p>F. Kararın yayımlandığı tarihe kadar hukuka aykırı idari gözetim altında tutmadan kaynaklanan zararların tazmini için başvurulabilecek idari ve/veya adli bir makam bulunmadığı iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı konuda yapılan ve karardan sonra yapılacak başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren DÖRT AY SÜREYLE ERTELENMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>H. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>İ. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20228989-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="63654"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/264 E., 2026/54 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025264-e-202654-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025264-e-202654-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2025/264 esas - 2026/54 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/264</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/54</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2026-33260</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (22) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., 9. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Defter ve belgelerin zayi olduğuna yönelik belge verilmesi talebinin kısmen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (22) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(22) 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa ve 213 sayılı Kanuna göre tutulması ve tasdiki zorunlu defterleri ile kullanmak mecburiyetinde bulunduğu belgeleri 6/2/2023 tarihinde Kahramanmaraş İlinde meydana gelen depremler nedeniyle zayi olan mükellefler, durumu öğrendiği tarihten itibaren 31/7/2023 tarihine kadar (bu tarih dâhil) yetkili mahkemeden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Mahkeme bu talebi ivedilikle görüşür ve gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir. <strong><u>Ancak bu yerlerde bulunan mükellefin il veya ilçe idare kurullarından defter ve belgelerinin zayi olduğuna ilişkin olarak alacağı belge de yetkili mahkemeden alınmış belge hükmündedir.</u></strong> Böyle bir belge almamış olan mükellef, defterlerini ve belgelerini ibrazdan kaçınmış sayılır. Defter veya belgelerinin iş yerinde veya 3568 sayılı Kanun uyarınca yetkili meslek mensubunun faaliyetlerini yürüttüğü yerde zayi olduğunu beyan eden mükellef, ilgili mahkemeye veya il/ilçe idare kuruluna başvurduğunu gösteren belge ile yeni defterlerin açılış onayını notere yaptırabilir. Şu kadar ki ilgili mahkeme veya kurullarca defter ve belgelerin zayi olmadığına karar verilmesi halinde mükellef, defter ve belgelerini ibrazdan kaçınmış sayılır. Bu fıkra kapsamında yapılan yeni defterlerin tasdiki işleminden 492 sayılı Kanun hükümlerine göre noter harcı, 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununa göre her ne adla olursa olsun noterlik ücreti alınmaz. 6102 sayılı Kanun ve 213 sayılı Kanun kapsamında tutulması ve tasdiki zorunlu olup elektronik ortamda tutulan defterlerden, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından muhafaza edilen ya da muhafaza edilmek üzere anılan Bakanlığa elektronik ortamda iletilen defterler bakımından bu madde hükümleri uygulanmaz. Mükelleflerin talebine istinaden bu defterlerin teslimine ilişkin usul ve esaslar, Ticaret Bakanlığının görüşü alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir.</i>”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde her tacirin ticari defterleri tutmak, defterlerinde ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini, her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri bu Kanun’a göre açıkça görülebilir şekilde ortaya koymak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>4. Anılan maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarında ticari nitelikteki defterler sayılmış, (5) numaralı fıkrada bu Kanun’a tabi gerçek ve tüzel kişilerin 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanun’un 175. ve mükerrer 257. maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorunda olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>5. 6102 sayılı Kanun’un 82. maddesinde ise saklanması gereken ticari belgeler ve bunların saklanma süresine ilişkin hükümler yer almaktadır.</p>

<p>6. 213 sayılı Kanun’un “<i>Mükellefin Ödevleri</i>” başlıklı İkinci Kitabı’nın “<i>Defter Tutma</i>” başlıklı İkinci Kısmı’nda defter tutma yükümlülüğü olan mükellefler ile bunların istisnaları, defter tutma esas ve usulleri; “<i>Vesikalar</i>” başlıklı Üçüncü Kısmı’nda ise bu Kanun’a göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan ilişki ve işlemlere dair belgelerin düzenlenmesi, kullanılması ve kayıt altına alınmasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 253 ila mükerrer 257. maddelerinde de defter ve belgelerin saklanması ve ibrazına yönelik düzenlemelere yer verilmiştir.</p>

<p>7. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde ticari defterlerin zıyaı hâlinde belge verilmesi çekişmesiz yargı işlerinden sayılmıştır.</p>

<p>8. 6102 sayılı Kanun’un 82. maddesinin (7) numaralı fıkrasında da bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgelerin yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğraması hâlinde açılacak hasımsız bir davayla söz konusu defter ve belgelerin zıyaına dair bir belge verilmesini yetkili mahkemeden isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>9. 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (22) numaralı fıkrasında 6102 sayılı Kanun’a ve 213 sayılı Kanun’a göre tutulması ve tasdiki zorunlu defterleri ile kullanmak mecburiyetinde olduğu belgeleri 6/2/2023 tarihinde Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremler nedeniyle zayi olan mükelleflere ilişkin olarak düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>10. Anılan fıkranın birinci cümlesinde söz konusu mükelleflerin durumu öğrendiği tarihten itibaren 31/7/2023 tarihine kadar anılan defter ve belgelerin zayi olduğuna ilişkin olarak yetkili mahkemeden belge verilmesini isteyebilecekleri belirtilmiş, itiraz konusu üçüncü cümlesinde ise bu yerlerde bulunan mükelleflerin il veya ilçe idare kurullarından defter ve belgelerinin zayi olduğuna ilişkin olarak alacağı belgenin de yetkili mahkemeden alınmış belge hükmünde olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla ticari defter ve belgelerin zıyaına ilişkin belge düzenleme yetkisi mahkemelerin yanı sıra idari kurullara da tanınmıştır. Fıkra kapsamında yapılan yeni defterlerin tasdiki işleminden 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre noter harcı ve 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’na göre her ne adla olursa olsun noterlik ücreti alınmayacaktır.</p>

<p>11. Defter veya belgelerinin işyerinde veya 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu uyarınca yetkili meslek mensubunun faaliyetlerini yürüttüğü yerde zayi olduğunu beyan eden mükellef, ilgili mahkemeye veya il/ilçe idare kuruluna başvurduğunu gösteren belgeyle yeni defterlerin açılış onayını notere yaptırabilecektir ancak ilgili mahkeme veya kurullarca defter ve belgelerin zayi olmadığına karar verilmesi hâlinde mükellef, defter ve belgelerini ibrazdan kaçınmış sayılacaktır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>12. Başvuru kararında özetle; hukuk devletinde bireylerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin kararların ancak bağımsız mahkemelerce verilebileceği, buna karşılık itiraz konusu kuralla mahkemelerin görev alanına giren defter ve belgelerin zayi olduğuna dair belge verme yetkisinin mahkemelerin yanı sıra idari bir merciye de tanındığı, bu durumun kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı, idari bir merci tarafından verilen zayi belgesine karşı yargı yolu açık olmakla birlikte bu yargısal korumanın idari mercinin işleminden sonra devreye girdiği, dolayısıyla bireyin mahkeme önünde doğrudan dinlenilme hakkından, bu bağlamda mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 9. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>13. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>14. Kuvvetler ayrılığı ilkesi de genellikle hukuk devleti ilkesi ile ilişkilendirilmiştir. Nitekim Anayasa’nın yasama, yürütme ve yargı yetkilerini düzenleyen 7 ila 9. maddelerinde temel bir anayasal tercih olarak kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsendiği açıkça ortaya konulmuştur. Anayasa’nın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafında ise “<i>Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu</i>” belirtilerek bu ilkenin mahiyeti açıklanmıştır (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 158; E.2018/113, K.2020/48, 24/9/2020, § 17).</p>

<p>15. Anayasa’nın 9. maddesinde “<i>Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla yargı yetkisinin mahkemeler dışında başka bir organca kullanılması ve mahkemelerin bu yetkiyi diğer organlarla paylaşması mümkün değildir (AYM, E.1992/27, K.1992/31, 5/5/1992).</p>

<p>16. Anayasa’da yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı hüküm altına alınmakla beraber yargı fonksiyonunun ne olduğu tanımlanmamıştır. Doktrinde yargı fonksiyonu, genel olarak hukuki uyuşmazlıkların yargısal yöntemlerle çözüme kavuşturulması olarak nitelendirilmektedir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 159). Bunun yanı sıra yargısal faaliyetin en önemli unsurlarından biri söz konusu hukuki uyuşmazlığın tüm yönleriyle esastan çözülerek karara bağlanması ve bu kararın kesin hüküm niteliği taşımasıdır (AYM, E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012).</p>

<p>17. 6100 sayılı Kanun’un 382. maddesinin (1) numaralı fıkrasında çekişmesiz yargı; hukukun, mahkemelerce ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan, ilgililerin ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı ve hâkimin resen harekete geçtiği hâllerden birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanması olarak ifade edilmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında çekişmesiz yargı işi olarak kabul edilen hâller düzenlenmiştir. Bu kapsamda söz konusu fıkranın (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde defter ve belgelerin zıyaına ilişkin belge düzenleme işi çekişmesiz yargı işlerinden biri olarak sayılmıştır.</p>

<p>18. Anılan Kanun’un 383. maddesinde de çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin -aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece- sulh hukuk mahkemesi olduğu hüküm altına alınmıştır. 6102 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerinin asliye ticaret mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir.</p>

<p>19. Bu itibarla kanun koyucunun ilke olarak defter ve belgelerin zıyaına ilişkin belge düzenleme işleminin yargı mercilerince yerine getirilmesini öngördüğü, itiraz konusu kuralla mahkemelerin yanı sıra idari kurullara da belirli bir dönemle sınırlı olmak üzere bu hususta yetki tanıdığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda söz konusu işlemin bağımsız mahkemelerce yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunup bulunmadığının, başka bir deyişle kuralın yargı yetkisinin idareye devri sonucunu doğurup doğurmadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>20. Çekişmesiz yargı işlerinin hukuki niteliği konusunda görüş birliği olmamakla birlikte söz konusu işlerin yargısal ve idari yönlerinin bulunduğu ortadadır. Niteliği itibarıyla idari işlem olarak kabul edilebilecek bir faaliyet idari bir merci tarafından yerine getirilebileceği gibi bu işlemin çekişmesiz yargı kapsamında sayılması ve kamu yararı gözetilerek yargı mercilerine gördürülmesi kanun koyucunun takdirindedir (bazı farklarla birlikte AYM, E.1967/21, K.1968/36, 26/9/1968).</p>

<p>21. Nitekim Anayasa Mahkemesi 6100 sayılı Kanun'un 382. maddesinde çekişmesiz yargı işleri arasında sayılan <i>terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi</i> ile <i>mirasçılık belgesi verilmesi</i> işlemlerinin mahkemelerin yanı sıra noterler tarafından da yapılmasına imkân tanıyan hükmün yargı yetkisinin devri niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2011/64, K.2012/168, 1/11/2012).</p>

<p>22. İl veya ilçe idari kurullarınca düzenlenmesi öngörülen defter ve belgelerin zıyaına ilişkin belge, söz konusu durumun üçüncü kişilere karşı veya resmî makamlar önünde ispatına imkân sağlamaktadır. Başka bir ifadeyle bu belgenin düzenlenmesi bir tespit niteliği taşımaktadır. Anılan belgenin düzenlenmesinde husumet yöneltilen bir taraf bulunmadığı gibi talep üzerine verilen belge de kesin hüküm oluşturmamaktadır. Bu belgenin gerekçesi ortaya konularak iptali, geri alınması veya değiştirilmesi de mümkündür. Kuralla il ve ilçe idari kurullarına tanınan yetki hukuki bir uyuşmazlığı yargısal bir kararla sona erdirme sonucunu doğurmamaktadır. Dolayısıyla anılan belgenin münhasıran bağımsız mahkemelerce düzenlenmesi zorunluluğu söz konusu değildir.</p>

<p>23. Bu itibarla kural, yargı yetkisinin devredilmesi anlamına gelmediği gibi kuralın kuvvetler ayrılığı bağlamında hukuk devleti ilkesiyle çelişir bir yönü de bulunmamaktadır.</p>

<p>24. Öte yandan Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmektedir.</p>

<p>25. Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü, yargılama usulüne ilişkin güvencelerle hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik toplumda vazgeçilmez nitelikte olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir. Bu özgürlük, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir.</p>

<p>26. Kuralla defter ve belgelerin zıyaına ilişkin belge düzenleme yetkisi belirli bir dönemle sınırlı olarak idari kurullara da tanınmış olmakla birlikte kuralın da yer aldığı fıkranın birinci ve ikinci cümleleri ile 6100 ve 6102 sayılı Kanunlardaki bu hususa dair genel hükümler dikkate alındığında mahkemelerin söz konusu belgeyi düzenleme yetkisinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle söz konusu belgenin düzenlenmesi, kural uyarınca bir idari kuruldan talep edilebileceği gibi doğrudan mahkemelerden de talep edilebilecektir.</p>

<p>27. Kaldı ki adil yargılanma hakkı kapsamında yargılamanın adil olup olmadığı yargılamanın bütünü dikkate alınarak değerlendirilmelidir. İdari kurullar tarafından yapılan tespitin, bu tespit esas alınarak tesis edilecek işlemlere karşı açılacak davalarda tartışma konusu edilmesine yönelik olarak herhangi bir sınırlamanın getirilmediği gözetildiğinde idarece yapılan tespitin yargıya taşınması ve hukuka uygunluğunun yargı kararıyla denetlenmesi de mümkündür. Dolayısıyla kuralın adil yargılanma hakkını ihlal eden bir yönü de bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 9. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (22) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025264-e-202654-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasa-ms5.jpg" type="image/jpeg" length="43668"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/113 E., 2026/40 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025113-e-202640-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025113-e-202640-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2025/113 esas - 2026/40 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/113</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/40</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2026-33260</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU</strong>: 5/3/2025 tarihli ve (180) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (3) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A. </strong>2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci cümlesinde yer alan “<i>…görevlere Cumhurbaşkanı…</i>” ibaresinin “<i>…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…</i>” şeklinde değiştirilmesinin,</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci cümlesinde yer alan “<i>Bu cetvellerde…</i>” ibaresinin “<i>Bu fıkrada…</i>” şeklinde değiştirilmesinin,</p>

<p><strong>B. </strong>2. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 7., 104., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 1. maddesiyle (3) numaralı CBK’nın ibare değişikliği yapılan ve fıkranın eklendiği 2. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Atama usulü</i></p>

<p><i>MADDE 2- (1) Anayasanın 104 üncü maddesine göre yürütme yetkisinin sahibi olan Cumhurbaşkanı, atamaya yetkili amirlere ait yetkileri haizdir. </i></p>

<p><i>(2) (Değişik birinci cümle: RG-31/8/2024-32648-CK-162/1 md.) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kadro, pozisyon ve <strong><u>görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı</u></strong> kararıyla atama yapılır. <strong><u>Bu fıkrada</u></strong> sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan bu yetkisini alt kademedeki yöneticilere devredebilir.</i></p>

<p><strong><i><u>(3)</u></i></strong><strong><i> </i></strong><i>(Ek: RG-6/3/2025-32833-CK-180/1 md.)<strong><u> Atama usulü ve atamaya yetkili makamı bu madde ile belirlenen vali yardımcısı ve kaymakam kadroları hakkında bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin diğer hükümleri uygulanmaz. </u></strong></i></p>

<p><i>(4) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlerin boşalması hâlinde rektörler bakımından Yükseköğretim Kurulu Başkanı, diğerleri bakımından ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan tarafından görevlendirme yapılabilir. Bu görevlendirmeler aynı gün Cumhurbaşkanlığına bildirilir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 7/5/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi</strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).<strong> </strong></p>

<p><strong>B. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>4. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla Cumhurbaşkanına vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına atama yetkisinin verildiği, böylelikle vali yardımcıları ve kaymakamların Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla Cumhurbaşkanına verilen üst düzey yöneticileri atama yetkisi kapsamına alındığı ancak Anayasa Mahkemesi kararında açıkça belirtildiği üzere vali yardımcıları ve kaymakamların üst düzey kamu yöneticisi olmadığı, dolayısıyla kuralların üst düzey kamu yöneticisi olmayan kamu görevlilerine ilişkin olduğu, bunların atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerektiği, kurallarla Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK’yla düzenleme yapıldığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7., 104., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>1. CBK’nın 1. Maddesiyle (3) Numaralı CBK’nın 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının </strong><strong>Birinci Cümlesinde Yer Alan “<i>…görevlere Cumhurbaşkanı…</i>” İbaresinin “<i>…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…</i>” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>a.<i> </i>“<i>…görevler ile…</i>” İbaresi</strong></p>

<p><strong>i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>5. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7., 128. ve 153. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>6. Dava konusu kural, (3) numaralı CBK’ya ekli (I) ve (II) Sayılı Cetvellerde yer alan görevlere Cumhurbaşkanının kararıyla atama yapılacağını öngörmekte olup idari bir görev üstlenen kamu görevlilerini atamaya yetkili merci ve atama usulüne ilişkin olması nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında yürütme yetkisine ilişkin bir konuyu düzenlemektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 24).</p>

<p>7. Kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olarak herhangi bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>8. CBK’ya ekli (I) ve (II) Sayılı Cetvellerde yer alan görevlere atamaya yetkili merci ve atama usulü konularında düzenleme yaptığı anlaşılan kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır (AYM, E.2018/124, K.2020/56, 15/10/2020, § 44).</p>

<p>9. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “<i>Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</i>” denilmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden denetimi yapılırken CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade eden, bu bağlamda karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmünün bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>10. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>11. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>12. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>13. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>belirlilik</i>tir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2020/34, K.2023/25, 16/2/2023, § 49; E.2020/54, K.2022/165, 29/12/2022, § 28; E.2019/38, K.2022/148, 30/11/2022, § 40-41).</p>

<p>14. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle birlikte Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini yeniden düzenleyen Anayasa’nın 104. maddesinde yapılan değişikliklerden biri de üst kademe kamu yöneticilerinin atanması ve görevlerine son verilmesinin Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında yer alması, ayrıca bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasların CBK ile düzenlenmesine imkân tanınmasıdır (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 65).</p>

<p>15. Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan hüküm ile üst kademe kamu yöneticilerini atama ve görevden alma yetkisi münhasıran Cumhurbaşkanına verilmiş bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi CBK ile özel olarak düzenlenebilecek konular arasında öngörülmüştür. Böylece Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yürürlüğe girmesiyle anayasal düzeyde kavramsal olarak üst kademe kamu yöneticileri diğer kamu görevlilerinden ayrılmıştır. Bu çerçevede bunların gerek atanmaları ve görevden alınmaları gerekse atanmalarına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi yönünden tabi oldukları anayasal ilkeler üst kademe kamu yöneticisi olmayan kamu görevlilerinden farklıdır.</p>

<p>16.<i> Üst kademe kamu yöneticileri</i> kavramının neyi ifade ettiğine yönelik olarak Anayasa’da genel ve soyut bir tanımlama yapılmamış ya da herhangi bir ölçüte yer verilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince bu anayasal kavramın kendi bağlamı içinde özerk bir biçimde yorumlanması gerekir. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesinden önceki dönemde verdiği bir kararında üst kademe yönetici kavramını yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesi 10/1/1985 tarihli ve 3149 sayılı Üst Kademe Yöneticilerinin Yetiştirilmesi Hakkında Kanun’un üst kademe kamu yöneticilerini daire başkanını da içine alacak şekilde sayma yoluyla belirleyen kapsam maddesini de (2. madde) denetlediği kararında üst kademe kamu yöneticileri kavramının belirlenmesinde esas alınacak her durumda geçerli, değişmez ve mutlak ölçütler bulmanın zorluğuna dikkat çekmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi anılan kararında <i>kamu politikasının tayinine katılma, seçimle gelmemekle birlikte etkin bir otoriteye sahip olma ve kuruluşunun en üst düzeyinde bulunma</i> gibi bazı ölçütlerin önerilmesine rağmen üst kademe yöneticilerinin kimler olduğunun doktrinde ve kanunlarda açıklığa kavuşturulmadığını, esasen bunun çok zor olduğunu ve bu zorluğu dikkate alan kanun koyucunun da bunları tek tek saymak yolunu tercih ettiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre üst kademe kamu yöneticilerine dair bir tanım yapılsaydı dahi tam anlamıyla bir tanım olmayacak ve takdire yine de elverişli bulunacaktır (AYM, E.1985/3, K.1985/8, 18/6/1985).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında vurgulandığı üzere bu kavramın tanımlanmasında güçlükler bulunsa da özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra anayasal bir kavrama da dönüşmüş olduğu gözetildiğinde bunun belli bir çerçeveye kavuşturulması bir zorunluluktur. Genel anlamda bir tanımlama yapılacak olursa Anayasa’da yer verilen üst kademe kamu yöneticileri kavramının belirli bir kamu hizmetini yürüten kamu kuruluşunun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olan kişileri ifade ettiği söylenebilir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, §§ 80, 81).</p>

<p>18. Bu itibarla kurum içinde klasik anlamda belirli bir sevk ve idare, başka bir deyişle yönetim yetkisine sahip olmakla birlikte kurumun görev ve yetkileri çerçevesindeki politikaların belirlenmesi sürecine katılmayan, yönetim yetkisi bu politikaları uygulamakla sınırlı olan yöneticilerin ya da kurumun hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının tayininde sadece istişari nitelikte rol üstlenen kişilerin üst kademe kamu yöneticisi olarak kabulü mümkün değildir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 82).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi bir kuralın üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesiyle ilgili olup olmadığını CBK koyucunun nitelendirmesinden bağımsız olarak, yukarıda tespit edilen ilkeler çerçevesinde her bir kural özelinde özerk şekilde ele alıp nihai olarak denetleme görevinin kendisine ait olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 83).</p>

<p>20. (3) numaralı CBK’nın adından ve “<i>Amaç ve kapsam</i>” başlıklı 1. maddesinden de anlaşılacağı üzere anılan CBK’da sadece üst kademe kamu yöneticilerinin atama usul ve esasları değil, aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında atama usul ve esasları da düzenlenmiştir. Dolayısıyla CBK’ya ekli cetvellerdeki tüm kadro, pozisyon ve görevlerin kategorik olarak üst kademe kamu yöneticiliği sıfatına işaret etmediği görülmüştür (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 68).</p>

<p>21. Üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların CBK’yla düzenlenebileceğiyle ilgili olarak tereddüt bulunmamakla birlikte Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca <i>atanma esaslarına</i> ilişkin olarak yapılacak düzenlemenin üst kademe kamu yöneticilerine münhasır olması gerekir. Zira Anayasa koyucu sadece üst kademe kamu yöneticileriyle sınırlı olarak atanma esaslarının belirlenmesi yetkisini Cumhurbaşkanına bırakmıştır. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelme esasına tabi olmayan diğer kamu görevlilerinin atanma esaslarının CBK ile belirlenmesi mümkün değildir. Diğer kamu görevlileri yönünden Anayasa’nın 128. maddesindeki <i>atanma esaslarının kanunla düzenlenmesi</i> güvencesi varlığını devam ettirmektedir. Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticilerinin kimler olduğunun Anayasa Mahkemesince tespit edilen ölçütler de dikkate alınmak suretiyle CBK’yla açık ve net bir biçimde belirlenmesi, diğer kamu görevlilerine sağlanan anayasal güvencelerin zedelenip zedelenmediğinin denetimi bakımından oldukça önem taşımaktadır (AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 41).</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi, 11/10/2023 tarihli ve E.2018/120, K.2023/171 sayılı kararında (3) numaralı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>...(II) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı onayı ile...</i>” ibaresini söz konusu cetvelin “<i>I. Hukuk Müşavirleri (Bakanlık Bağlı, İlgili, İlişkili Kuruluşları)</i>” ve “<i>Spor Müşavirleri</i>” dışında kalan kısmı yönünden incelemiş ve içerik yönünden iki gerekçeyle Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.</p>

<p>23. Anılan kararda söz konusu CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’de yer alan kadro, pozisyon ve görevlerin bir kısmı üst kademe kamu yöneticilerine ilişkin iken bir kısmının bu nitelikte olmadığını, bu durumda CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’in ve cetvelin tabi olduğu hükümlerin üst kademe kamu yöneticisi olmayan kamu görevlilerine özgü olarak mı düzenlendiğinin tespit edilemediği belirtilerek bu durumun Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 42).</p>

<p>24. Kararda ayrıca incelenen ibare ile CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’de yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı onayı ile atama yapılmasının öngörüldüğü, dolayısıyla bu görevlere doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atama yapılamayacağı ancak yetkili merciin teklifi üzerine Cumhurbaşkanı onayı ile atama işleminin gerçekleşebileceği, Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı tarafından <i>atanacağı</i> belirtilerek bu konuda Cumhurbaşkanının tek başına yetkili kılındığı, bu itibarla Cumhurbaşkanının üst kademe yöneticilerini atama yetkisinin bir başka makamın onayına tabi tutulamayacağı gibi bir başka makamın teklifine de bağlı tutulamayacağı belirtilerek ibarenin Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirilmiştir (AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, §§ 43-45).</p>

<p>25. Anılan karardan sonra iptal gerekçesine uygun olarak (II) Sayılı Cetvel’de yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı kararıyla atama yapılması öngörülmüştür. Bununla birlikte CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’de iptal kararının gerekçesinde değinilen hususlarla ilgili olarak farklı bir sonuca ulaşmayı sağlayacak değişiklik yapılmadığı görülmüştür.</p>

<p>26. Nitekim Anayasa Mahkemesi 3/6/2025 tarihli ve E.2024/171, K.2025/118 sayılı kararında da (3) numaralı CBK incelendiğinde üst kademe kamu yöneticilerinin kimler olduğunun açık bir biçimde düzenlenmediğini, üst kademe kamu yöneticilerinin açık bir biçimde belirtilmesi yerine CBK’ya ekli farklı cetvellerin oluşturulması ve bu cetvellerde yer alan kadro, pozisyon ve görevlerin farklı kurallara tabi tutulması yönteminin benimsendiğini, dolayısıyla (3) numaralı CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’in içeriği itibarıyla belirlilik ilkesine uygun hâle getirilmediğini belirterek anılan CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…ve (II) sayılı…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2024/171, K.2025/118, 3/6/2025, §§ 36-38).</p>

<p>27. Dava konusu kuralla (3) numaralı CBK’ya ekli (I) ve (II) Sayılı Cetvellerde yer alan görevlere Cumhurbaşkanının kararıyla atama yapılacağı öngörülmektedir.</p>

<p>28. (3) numaralı CBK’da üst kademe kamu yöneticilerinin kimler olduğunun açık bir biçimde düzenlenmediği dikkate alındığında kural bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…görevler ile…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>“<i>…vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…</i>” İbaresi</strong><strong> </strong></p>

<p><strong>i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>30. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7., 128. ve 153. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>31. Dava konusu kuralla<strong> </strong>vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanının kararıyla atama yapılacağı öngörülmüştür.</p>

<p>32. Vali yardımcıları ve kaymakamlar daha önce (3) numaralı CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’de yer almakta iken Anayasa Mahkemesi 1/2/2024 tarihli ve E.2021/38, K.2024/25 sayılı kararında (II) Sayılı Cetvel’e dâhil edilmenin yalnızca atama usulünün değil aynı zamanda atanma şartlarının da CBK ile belirlenmesi sonucunu doğurduğunu, hâlbuki vali yardımcısı ve kaymakamların üst kademe kamu yöneticisi olmamaları nedeniyle atanma şartlarının CBK ile düzenlenemeyeceğini belirterek bu ünvanların (II) Sayılı Cetvel’de yer almasını konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı bulmuştur (AYM, E.2021/38, K.2024/25, §§ 117-133).</p>

<p>33. Anılan iptal kararının gereği olarak söz konusu ünvanların cetvelden çıkarıldığı ancak mevcut hiyerarşik yapı ve idari işleyişle uyumu gözetilerek atamaların yine Cumhurbaşkanı kararıyla yapılabilmesini sağlamak amacıyla dava konusu kuralın ihdas edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>34. Bu yönüyle kural idari bir görev üstlenen kamu görevlilerini atamaya yetkili merci ve atama usulüne ilişkin olması itibarıyla Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında yürütme yetkisine ilişkin bir konuyu düzenlemektedir.</p>

<p>35. Kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>36. Vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına atamaya yetkili merci ve atama usulü konularında düzenleme öngören kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>39. Dava konusu kural, vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına yapılacak atamalarda yetkili merciyi belirlemektedir. Kuralla anılan kadrolara atamaya yetkili merci ve atama usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık, net ve anlaşılır şekilde ortaya konulduğundan kuralda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>40. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>2. CBK’nın 1. Maddesiyle (3) Numaralı CBK’nın 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının </strong><strong>İkinci Cümlesinde Yer Alan “<i>Bu cetvellerde…</i>” İbaresinin “<i>Bu fıkrada…</i>” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>41. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7., 128. ve 153. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>42. (3) numaralı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bu CBK’ya ekli (I) ve (II) Sayılı Cetvellerde yer alan kadro ve pozisyon ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı kararıyla atama yapılacağı belirtilmiş; ikinci cümlesinde ise bu fıkrada sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılacağı hükme bağlanmıştır. İkinci cümlede yer alan “<i>Bu fıkrada…</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Buna göre anılan CBK’ya ekli (I) ve (II) Sayılı Cetvellerde yer alan kadro ve pozisyon ile vali yardımcısı ve kaymakam kadroları dışında kalan kadro, pozisyon ve görevlere ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılacaktır.</p>

<p>43. (180) numaralı CBK’nın 1. maddesiyle (3) numaralı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…görevlere Cumhurbaşkanı…</i>” ibaresinin “<i>…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…</i>” şeklinde değiştirilmesinde bulunan “<i>…görevler ile…</i>” ibaresinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.</p>

<p>44. Bu itibarla kamu görevlilerini atamaya yetkili merci ve atama usulüne ilişkin düzenlemelerin CBK ile yapılması mümkün olduğundan kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>45. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>46. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptali talebinin reddi gerekir.<strong> </strong></p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>47. (180) numaralı CBK’nın 1. maddesiyle (3) numaralı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…görevlere Cumhurbaşkanı…</i>” ibaresinin “<i>…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…</i>” şeklinde değiştirilmesinde bulunan “<i>…görevler ile…</i>” ibaresinin içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.</p>

<p>48. Üst kademe yöneticiler bakımından (3) numaralı CBK’ya ekli (I) ve (II) Sayılı Cetvellerin belirli olmaması, söz konusu CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlerin de belirsizliğine neden olmaktadır. Dolayısıyla kural Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında belirlilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>49. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>3. CBK’nın 1. Maddesiyle (3) Numaralı CBK’nın </strong><strong>2. Maddesine Eklenen (3) Numaralı Fıkranın İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>50. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7., 128. ve 153. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>51. Dava konusu kural, vali yardımcısı ve kaymakam kadroları hakkında (3) numaralı CBK’nın atama usulü ve atamaya yetkili makam dışındaki diğer hükümlerinin uygulanmayacağını öngörmektedir. Buna göre anılan CBK’da üst düzey kamu görevlileri ile diğer kamu görevlilerinin görev süresi, atama şartları gibi düzenlemeler vali yardımcısı ve kaymakam kadroları için uygulanmayacaktır.</p>

<p>52. Vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarının tabi olmayacakları mevzuatı belirleyen kuralın yürütme yetkisine ilişkin olduğu açıktır.</p>

<p>53. Kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme de içermemektedir.</p>

<p>54. Öte yandan vali yardımcıları ile kaymakamların, atanmalarına ilişkin usul ve esaslar dışında (3) numaralı CBK’nın hükümlerine tabi olmamasının bu CBK’daki atama şartlarına da tabi olmadıkları anlamına geldiği açıktır. Bu kapsamda kural, dolaylı olarak söz konusu görevlere atanma şartlarının belirlenmesine etki etmekte olup kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin hususların Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği gözetildiğinde kamu görevlisi statüsündeki vali yardımcıları ve kaymakamların tabi olmayacağı hükümlerin CBK ile düzenlenmesinin mümkün olmayacağı söylenebilir.</p>

<p>55. Ancak kuralla, vali yardımcıları ve kaymakamlar hakkında (3) numaralı CBK hükümlerinin uygulanmayacağı ifade edilerek anılan CBK’nın düzenleme alanını genişletmek yerine daraltan bir düzenlemenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında salt bu yönüyle kuralın konu bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenemez.</p>

<p>56. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 1/2/2024 tarihli ve E.2021/38, K.2024/25 sayılı kararında; vali yardımcısı ve kaymakam ünvanlarının (3) numaralı CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’de yer almasının, anılan cetvelde yer alan ünvanlar için öngörülen atama şartları ve görevden ayrılmaya ilişkin düzenlemelere de tabi olacağı anlamına geldiği oysa bu kadroların üst kademe yönetici olarak kabul edilmediğinden atanma şartlarının CBK ile düzenlenemeyeceği belirtilerek söz konusu düzenlemenin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2021/38, K.2024/25, 1/2/2024, §§ 119-129) .</p>

<p>57. CBK koyucu da bu gerekçeye uygun olarak vali yardımcıları ve kaymakamları (3) numaralı CBK’ya ekli (II) Sayılı Cetvel’den çıkarmıştır. Bununla birlikte idari teşkilat ve hiyerarşik yapı gereği atamalarının Cumhurbaşkanı kararıyla yapılmasını sürdürmek amacıyla atamaya yetkili merci ve atama usulünü yine CBK’da düzenlemiş ancak dava konusu kuralla haklarında (3) numaralı CBK hükümlerinin uygulanmayacağını ayrıca hükme bağlamıştır. Bu suretle kuralın, anılan iptal kararının gerekçelerini karşılamak ve kanunla düzenlenmesi gereken alanı CBK dışında bırakmak amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>58. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.</p>

<p>59. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>60. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>61. Dava konusu kural, vali yardımcıları ve kaymakamlar hakkında (3) numaralı CBK hükümlerinin uygulanmayacağını açık, anlaşılır ve herhangi bir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Bu yönüyle kuralın kapsam ve sınırları belirli olup, idarenin düzenleme alanı ile kamu görevlilerinin hukuki durumları üzerinde doğuracağı sonuçlar öngörülebilir niteliktedir.</p>

<p>62. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte vali yardımcıları ve kaymakamlar hakkında atanma şartlarına ilişkin boşluk doğmadığı gibi söz konusu kadrolara atanma koşullarının 9/6/1930 tarihli ve 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nda düzenlenmiş olduğu dikkate alındığında uygulamada hukuki belirsizlik yarattığı da söylenemez.</p>

<p>63. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmüştür.</p>

<p>65. (3) numaralı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>Bu cetvellerde…</i>” ibaresinin “<i>Bu fıkrada…</i>” şeklinde değiştirilmesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan cümlenin kalan kısmı ile söz konusu fıkranın üçüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>66. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>67. (3) numaralı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…görevler ile…</i>” ibaresi ile ikinci ve üçüncü cümlelerinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğun doldurulabilmesi amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılması için Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>68<i>. </i>Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmaları halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>5/3/2025 tarihli ve (180) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (3) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A. </strong>2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1</strong>. Birinci cümlesinde yer alan <i>“…görevlere Cumhurbaşkanı…”</i> ibaresinin <i>“…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…”</i> şeklinde değiştirilmesinde bulunan <i>“…görevler ile…” </i>ibaresine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2.</strong> İkinci cümlesinde yer alan “<i>Bu cetvellerde…</i>” ibaresinin “<i>Bu fıkrada…</i>” şeklinde değiştirilmesine,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu ibareye ve değişikliğe ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B. 1. </strong>2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının<strong> </strong>birinci cümlesinde yer alan “<i>…görevlere Cumhurbaşkanı…</i>” ibaresinin “<i>…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…</i>” şeklinde değiştirilmesinde bulunan “<i>…vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…” </i>ibaresine,</p>

<p><strong>2.</strong> 2. maddesine eklenen (3) numaralı fıkraya,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 12/2/2026 tarihli ve E.2025/113, K.2026/40 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM</strong></p>

<p>5/3/2025 tarihli ve (180) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (3) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A.</strong> 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>1</strong>. Birinci cümlesinde yer alan <i>“…görevlere Cumhurbaşkanı…”</i> ibaresinin <i>“…görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…”</i> şeklinde;</p>

<p><strong>a.</strong> Değiştirilmesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>b</strong>. Değiştirilmesinde bulunan;</p>

<p><strong>i. </strong><i>“…görevler ile…”</i> ibaresinin içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>ii.</strong><i> “…vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı…” </i>ibaresinin içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>a.</strong> İkinci cümlesinde yer alan “<i>Bu cetvellerde…</i>” ibaresinin “<i>Bu fıkrada…</i>” şeklinde değiştirilmesinin;</p>

<p><strong>i.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>ii. </strong>İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>b.</strong> İkinci cümlesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>c.</strong> Üçüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> 2. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, 5/3/2025 tarihli ve (180) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan (3) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…<i>görevlere Cumhurbaşkanı..</i>." ibaresinin, “…<i>görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı</i>…” şeklinde değiştirilmesine ilişkin “<i>görevler ile</i>” ibaresini ve ikinci cümlesinde yer alan <i>“Bu cetvellerde</i>” ibaresinin “<i>Bu fıkrada</i>” şeklinde değiştirilmesine ilişkin ibareyi içeriği itibari ile Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle söz konusu düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından iptal gerekçesinde, (3) numaralı CBK’da üst kademe kamu yöneticilerinin kim olduğunun açık bir şekilde düzenlenmediği, üst kademe yöneticilerinin açık bir şekilde belirtilmesi yerine farklı cetvellerin oluşturulduğu, bu cetvellerde yer alan kadro ve görevlerin farklı kurallara tabi tutulduğu, ekli (II) sayılı cetvelin içeriği itibari ile belirsiz olduğu gerekçesi ile AYM’nin 3.6.2025 tarihli ve 2024/171 E., 2025/118 K. sayılı kararı ile iptal edildiği, dava konusu kural bakımından söz konusu karardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığı, bu itibarla kuralın Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında belirlilik ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>AYM’nin 3/6/2025 tarihli ve 2024/171 E., 2025/118 K. sayılı kararı 11/8/2025 tarihli ve 32983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olup, söz konusu kararda yer alan karşı oy yazısında belirtilen gerekçeler işbu dava konusu kurallar açısından da aynen geçerlidir. Bunun yanında yine Anayasa Mahkemesinin 2018/120 E., 2023/171 K. (R.G. Tarih – Sayı : 1/12/2023 – 32386) sayılı dosyasına ilişkin karşı oy yazısında belirtilen gerekçeler de işbu dosya açısından geçerlidir.</p>

<p>Özetle belirtmek gerekirse; Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılırken, <i>“Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.”</i> hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmün doğru yorumlanması, dava konusu kuralın Anayasa’ya uygunluğu denetiminde önem arz etmektedir. Öncelikle anılan kuralla, üst kademe yöneticilerinin atanması, görevden alınması ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi konusunda Cumhurbaşkanına geniş bir takdir yetkisi verildiği anlaşılmaktadır. Bu takdir yetkisinin, hangi kamu görevlilerinin üst kademe yönetici olacağını belirleme yetkisini de kapsadığı izahtan varestedir. Cumhurbaşkanına tanınan bu takdir yetkisi kapsamında üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usûl ve esasları (3) numaralı CBK’da düzenlenmiştir. Anılan CBK’nın <i>“Amaç ve kapsam”</i> başlıklı 1. maddesinde bu CBK’nın amacının üst kademe kamu yöneticileri ile ilgili usûl ve esaslar ile kamu kurum ve kuruluşlarında atama usûl ve esaslarını belirlemek olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Üst kademe yöneticilerinin belirlenmesi, atanması ve görevden alınması konusunda geniş takdir yetkisini haiz Cumhurbaşkanı tarafından, I ve II sayılı Cetvellerde yer alan kadroların üst kademe yöneticisi kadroları olarak kabul edildiği, sayılmayan kadroların ise üst kademe yönetici kadroları olarak kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Hâl böyle iken, (3) numaralı Kararnamenin içeriği itibari ile belirsiz olduğunun ileri sürülmesi, Anayasa’nın 104. maddesi karşısında bizzat Anayasa koyucunun iradesine ters düşmektedir. Üst kademe yöneticilerinin kim olduğu hususunda Cumhurbaşkanı’nın geniş bir takdir yetkisini haiz olduğu, söz konusu Kararnamenin yasak alanda düzenleme içermediği ve münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konu olmadığı aşikâr olduğundan, iptal davasına konu kurallar, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığı gibi içerik yönünden de belirli ve öngörülebilir olduklarından içerik açısından da Anayasa’ya aykırı değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralların, içerik açısından Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığı ve iptal talebinin reddedilmesi gerektiğini düşündüğümüzden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025113-e-202640-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="40828"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/17 E., 2026/24 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202617-e-202624-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202617-e-202624-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2026/17 esas - 2026/24 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2026/17</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/24</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2026-33260</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 137 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>24/12/2025 tarihli ve (191) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 18. maddesiyle;</p>

<p><strong>A</strong>. Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının,</p>

<p><strong>B. </strong>Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin,</p>

<p>Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 18. maddesi ile CBK’ya ekli (1) ve (2) sayılı Listeler şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>MADDE 18- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir.</u></i></strong>”</p>

<p><strong><i>(1) </i></strong><strong><i>SAYILI LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İPTAL EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Risk Analizi Genel Müdürü</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top">
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Genel Müdür Yardımcısı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top">
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Daire Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>13</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İPTAL EDİLEN KADRONUN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Milli Teknoloji Genel Müdürü</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>1</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><i>(2) </i></strong><strong><i>SAYILI LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Milli Teknoloji ve Yapay Zekâ Genel Müdürü</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Daire Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>2</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Gelir İdaresi Başkan Yardımcısı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Gelir İdaresi Daire Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Gelir İdaresi Grup Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>11</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 12/2/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi</strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B. CBK’nın 18. Maddesiyle Ekli (1) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’ya </strong><strong>Ekli (I) Sayılı Cetvel'in İlgili Bölümlerinden Çıkarılmasının ve Ekli (2) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek Anılan CBK’ya Ekli (I) Sayılı Cetvel'in İlgili Bölümlerine Eklenmesinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>4. Dava dilekçesinde özetle; idarenin bütünlüğü içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamaların ve ayrılacak ödeneklerin bütçeyle ilgili olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, dava konusu kurallarla içerik ve kapsam bakımından benzer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna Anayasa Mahkemesince hükmedildiği, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>a. Kuralların</strong><strong> Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>5. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>6. (191) numaralı CBK’nın dava konusu 18. maddesi, ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel'in ilgili bölümlerinden çıkarılmasını ve ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek anılan CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel'in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, CBK ile kurulan kamu tüzel kişiliklerinin, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının <i>“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının <i>“Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.” </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>8. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Gelir İdaresi Başkanlığına ilişkin kadroların iptal ve ihdas edilmesini öngören, dolayısıyla anılan kurumların teşkilat yapısıyla ilgili düzenleme getiren kurallar yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>9. Bu itibarla kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>10. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “<i>Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</i>” denilmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden denetimi yapılırken CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade eden, bu bağlamda karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmünün bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>11. Kurallarla aynı alanda hüküm ifade eden, karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralların kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>13. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>14. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke,<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>15. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p>16. Dava konusu kurallarla iptal ve ihdas edilen kadroların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık, net ve anlaşılır şekilde düzenlendiği, dolayısıyla kuralların belirlilik ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerine aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>17. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>18. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>24/12/2025 tarihli ve (191) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 18. maddesiyle;</p>

<p><strong>A. </strong>Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasına,</p>

<p><strong>B. </strong>Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 12/2/2026 tarihli ve E.2026/17, K.2026/24 sayılı kararla reddedildiğinden bu çıkarmaya ve eklemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>24/12/2025 tarihli ve (191) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 18. maddesiyle;</p>

<p><strong>A. </strong>Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının;</p>

<p><strong>1. </strong>Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>2.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B. </strong>Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin;</p>

<p><strong>1. </strong>Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>2.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>KARŞIOY GEREKÇESİ</p>

<p>1. CBK’nın iptali talep edilen 18. maddesi ile; ekli (I) sayılı listede yer alan kadroların iptal edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerinden çıkarıldığı ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadroların ihdas edilerek 2 sayılı CBK’nın eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklendiği düzenlenmiştir.</p>

<p>2. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. - 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. - 2022/163 ve E. 2022/68 - K. 2024/26 sayılı kararlara yazdığım karşıoy gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile ekli listeyle kadro ihdası ve eklenmesi yönündeki kuralın yasak alanda düzenleme yaptığı ve konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td></td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu, 24/12/2025 tarihli ve (191) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 18. maddesiyle; Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının ve Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisinin sınırları açık ve kesin biçimde belirlenmiştir. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” hükmü, yürütmeye tanınan düzenleme yetkisinin anayasal çerçevesini oluşturan emredici bir sınırlamadır.</p>

<p>3. Anayasa’nın 128. maddesinde ise; devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği, bu personelin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin, statülerinin ve özlük haklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenleme, kamu personel rejiminin temel unsurlarının kanunilik ilkesine tâbi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>4. Dava konusu 18. maddeyle, bir kısım kadroların iptal edilmesi ve diğer bir kısım kadroların ihdas edilmesi öngörülmektedir. Kadro ihdası ve iptali, kamu hizmetlerinin hangi unvanlar ve hangi sayıda personel eliyle yürütüleceğini belirleyen asli nitelikte düzenlemelerdir. Bu tür işlemler yalnızca teşkilat yapısına ilişkin teknik düzenlemeler olmayıp, kamu hizmetinin yürütülme biçimini ve kamu personel rejiminin yapısını doğrudan etkileyen normatif tasarruflardır.</p>

<p>5. Kadro ihdası ve iptali, kamu görevlilerinin statüsüyle doğrudan bağlantılıdır. Kadroların belirlenmesi, kamu hizmetinin sürekliliği, personel rejiminin yapısı ve kamu görevlerinin ifa biçimi üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Bu nedenle söz konusu düzenlemelerin, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir alana ilişkin olduğu açıktır.</p>

<p>6. Öte yandan kadro ihdası ve iptali, kamu maliyesi bakımından da sonuç doğuran işlemlerdir. Kadro ihdası, kamu harcaması yapılmasını ve bütçeden ödenek tahsis edilmesini zorunlu kılar. Bu yönüyle dava konusu düzenleme, Anayasa’nın 161. maddesinde güvence altına alınan bütçe hakkını ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alandaki asli yetkisini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>7. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla, mali sonuç doğuran ve kamu personel rejiminin temel unsurlarını belirleyen düzenlemelerin yapılması, yürütme organının yasama organına tanınmış anayasal yetki alanına müdahalesi sonucunu doğurur. Bu durum, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin yanı sıra kuvvetler ayrılığı ilkesini de zedelemektedir.</p>

<p>8. Ayrıca dava konusu düzenleme, kamu hizmetine girme hakkı üzerinde de dolaylı ancak etkili sonuçlar doğurmaktadır. Kamu görevlerinin hangi kadrolar aracılığıyla yürütüleceğinin belirlenmesi, bireylerin kamu hizmetine girme imkânlarını etkileyen yapısal bir düzenlemedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir niteliğe sahiptir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ile yapılan düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına, 128. maddesine ve 161. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 24/12/2025 tarihli ve (191) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 18. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım.</p>

<p>2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinde kadro ihdası ve mevcut bazı kadroların iptalini içeren kadro ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>3. Dava konusu kuralların “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir.</p>

<p>4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33). Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (191) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim.</p>

<p>5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle 24/12/2025 tarihli ve (191) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 18. maddesinin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202617-e-202624-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/anaysad41aa.jpg" type="image/jpeg" length="24466"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/18 E., 2026/26 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202618-e-202626-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202618-e-202626-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2026/18 esas - 2026/26 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2026/18</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/26</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2026-33260</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 137 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU:</strong> 24/12/2025 tarihli ve (192) numaralı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesine ekli Liste’yle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün yeniden düzenlenmesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 4. maddesi ile CBK’ya ekli Liste şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>MADDE 4- 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Siber Güvenlik Başkanlığı bölümü ekli listede yer aldığı şekilde yeniden düzenlenmiştir.</u></i></strong>”</p>

<p><strong><i>LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU : </i></strong><i>SİBER GÜVENLİK BAŞKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI : </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>YENİDEN DÜZENLENEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Başkan</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Başkan Yardımcısı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Genel Müdür</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>6</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Dış İlişkiler Dairesi Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Daire Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>22</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>I. Hukuk Müşaviri</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Hukuk Müşaviri</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-6</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-4</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Özel Kalem Müdürü</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-6</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mali Hizmetler Uzmanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mali Hizmetler Uzman Yardımcısı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>6-9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Şube Müdürü</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>14</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar İşletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3-15</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>35</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Koruma ve Güvenlik Görevlisi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3-13</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>15</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Şoför</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5-11</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>15</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sekreter</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5-11</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>15</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mütercim</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>AH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Avukat</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>15</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mühendis</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-8</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>6</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Tekniker</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1-10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Teknisyen</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3-11</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>YH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Hizmetli</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5-15</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>20</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>204</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 12/2/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi</strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B. CBK’nın 4. Maddesine Ekli Liste’yle (2) Numaralı CBK’ya</strong><strong> Ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı Bölümünün Yeniden Düzenlenmesinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>4. Dava dilekçesinde özetle; idarenin bütünlüğü içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamalar ve ayrılacak ödeneklerin bütçeyle ilgili olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, dava konusu kuralla içerik ve kapsam bakımından benzer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna Anayasa Mahkemesince hükmedildiği, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>a. Kuralın</strong><strong> Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>5. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>6. (192) numaralı CBK’nın dava konusu 4. maddesine ekli Liste’yle (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümü yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, CBK ile kurulan kamu tüzel kişiliklerinin, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının <i>“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının <i>“Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.” </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>8. Kamu tüzel kişiliğini haiz Siber Güvenlik Başkanlığı kadrolarının yeniden düzenlenmesini öngören, dolayısıyla anılan kurumun teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kural yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>9. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>10. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “<i>Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</i>” denmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden denetimi yapılırken CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade eden, bu bağlamda karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmü olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.</p>

<p>11. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>13. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>14. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke,<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirir.</p>

<p>15. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe yoktur (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p>16. Dava konusu kuralla Siber Güvenlik Başkanlığının yeniden düzenlenen kadrolarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık, net ve anlaşılır şekilde düzenlendiği, dolayısıyla kuralın belirlilik ilkesine aykırı bir yönü bulunmadığı ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>17. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>18. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>24/12/2025 tarihli ve (192) numaralı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesine ekli Liste’yle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün yeniden düzenlenmesine yönelik iptal talebi 12/2/2026 tarihli ve E.2026/18, K.2026/26 sayılı kararla reddedildiğinden bu düzenlemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>24/12/2025 tarihli ve (192) numaralı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesine ekli Liste’yle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün yeniden düzenlenmesinin;</p>

<p><strong>A. </strong>Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>B.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. CBK’nın iptali talep edilen 4. maddesi ile; 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün ekli listede yer aldığı şekilde yeniden düzenlendiği belirtilmektedir.</p>

<p>2. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. – 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. – 2022/163 ve E. 2022/68 – K. 2024/26 sayılı kararlara yazdığım karşıoy gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile ekli listeyle kadro ihdası ve eklenmesi yönündeki kuralın yasak alanda düzenleme yaptığı ve konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td></td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu, 24/12/2025 tarihli ve (192) numaralı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesine ekli Liste’yle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün yeniden düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisinin sınırları açık ve kesin biçimde belirlenmiştir. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” hükmü, yürütmeye tanınan düzenleme yetkisinin anayasal çerçevesini oluşturan emredici bir sınırlamadır.</p>

<p>3. Anayasa’nın 128. maddesinde ise; devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği, bu personelin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin, statülerinin ve özlük haklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenleme, kamu personel rejiminin temel unsurlarının kanunilik ilkesine tâbi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>4. Dava konusu 18. maddeyle, bir kısım kadroların iptal edilmesi ve diğer bir kısım kadroların ihdas edilmesi öngörülmektedir. Kadro ihdası ve iptali, kamu hizmetlerinin hangi unvanlar ve hangi sayıda personel eliyle yürütüleceğini belirleyen asli nitelikte düzenlemelerdir. Bu tür işlemler yalnızca teşkilat yapısına ilişkin teknik düzenlemeler olmayıp, kamu hizmetinin yürütülme biçimini ve kamu personel rejiminin yapısını doğrudan etkileyen normatif tasarruflardır.</p>

<p>5. Kadro ihdası ve iptali, kamu görevlilerinin statüsüyle doğrudan bağlantılıdır. Kadroların belirlenmesi, kamu hizmetinin sürekliliği, personel rejiminin yapısı ve kamu görevlerinin ifa biçimi üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Bu nedenle söz konusu düzenlemelerin, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir alana ilişkin olduğu açıktır.</p>

<p>6. Öte yandan kadro ihdası ve iptali, kamu maliyesi bakımından da sonuç doğuran işlemlerdir. Kadro ihdası, kamu harcaması yapılmasını ve bütçeden ödenek tahsis edilmesini zorunlu kılar. Bu yönüyle dava konusu düzenleme, Anayasa’nın 161. maddesinde güvence altına alınan bütçe hakkını ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alandaki asli yetkisini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>7. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla, mali sonuç doğuran ve kamu personel rejiminin temel unsurlarını belirleyen düzenlemelerin yapılması, yürütme organının yasama organına tanınmış anayasal yetki alanına müdahalesi sonucunu doğurur. Bu durum, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin yanı sıra kuvvetler ayrılığı ilkesini de zedelemektedir.</p>

<p>8. Ayrıca dava konusu düzenleme, kamu hizmetine girme hakkı üzerinde de dolaylı ancak etkili sonuçlar doğurmaktadır. Kamu görevlerinin hangi kadrolar aracılığıyla yürütüleceğinin belirlenmesi, bireylerin kamu hizmetine girme imkânlarını etkileyen yapısal bir düzenlemedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir niteliğe sahiptir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ile yapılan düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına, 128. maddesine ve 161. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 24/12/2025 tarihli ve (192) numaralı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesine ekli Liste’yle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün yeniden düzenlenmesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım.</p>

<p>2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinde kadro ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>3. Dava konusu kuralların “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir.</p>

<p>4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33). Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (192) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim.</p>

<p>5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle 24/12/2025 tarihli ve (192) numaralı Siber Güvenlik Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesine ekli Liste’yle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) Sayılı Cetvel'in Siber Güvenlik Başkanlığı bölümünün yeniden düzenlenmesinin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202618-e-202626-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="61600"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kamulaştırma İşlemlerinde Gerçek Değerin Belirlenmesine Yönelik Süreç Devam Ederken Taşınmazın İdare Adına Tesciline İmkân Tanıyan Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-islemlerinde-gercek-degerin-belirlenmesine-yonelik-surec-devam-ederken-tasinmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-islemlerinde-gercek-degerin-belirlenmesine-yonelik-surec-devam-ederken-tasinmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 12/2/2026 tarihinde E.2025/190 numaralı dosyada, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 7139 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle değiştirilen sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “Tescil hükmü kesin olup,…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili talebiyle açılan davalarda mahkemece idare adına verilen tescil kararının kesin nitelikte olduğu öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; kamulaştırma bedelinin tespitine ve tescile ilişkin davalarda kamulaştırma bedelinin yatırıldığına ilişkin makbuzun sunulması hâlinde mahkemece taşınmazın idare adına tesciline kesin olarak karar verilmesinin uygulamada sorunlara yol açtığı, tescil hükmünün kesin olması nedeniyle kamulaştırma işleminin iptal edilmesine karşın taşınmazın tapusunun idare üzerinde kaldığı, ayrıca kamulaştırmada gerçek bedelin ödenmesi ilkesine aykırı olarak taşınmaz malikinin taşınmazın bedelini tam olarak almaksızın mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı, taşınmaz maliki tarafından yolsuz tescile dayalı olarak iptal ve tescil davası ya da kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının açılması mümkün ise de malikin bu şekilde dava açmaya zorlanmasının davaların en az giderle ve makul bir süre içinde bitirilmesi ilkesiyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırmanın devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi için kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullere uygun alınması, gerçek karşılığın ilke olarak peşin ve nakden ödenmesi gerekir. Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığın ödenmesi Anayasa’da malikler lehine getirilen özel bir güvencedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri söz konusu fıkradaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesinin yanı sıra peşin ödeme güvencesine de aykırılık oluşturacaktır. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamada, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi suretiyle sağlanabilir.</p>

<p>Peşin ödeme güvencesi, gerçek karşılığın taksitli olarak ödenmemesinin ötesinde kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği tarihte ödenmesi gerektiğini ifade eder. Dolayısıyla Anayasa’nın 46. maddesinde belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir kamulaştırma işleminden bahsedilebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığının ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinin yalnızca tek seferde ödenmesi yeterli olmayıp bu ödemenin en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan taksitlendirme hâlleri bulunmamasına rağmen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın taşınmazın mülkiyetinin idareye geçtikten sonra ödenmesi peşin ödeme güvencesine aykırılık oluşturacaktır.</p>

<p>İtiraz konusu kural uyarınca kamulaştırılan taşınmazın idare adına tesciline ilişkin hüküm kesin nitelikte olup kanun yolu denetimine tabi olmamaktadır. Bu itibarla bedel tespiti ve tescil davasında sadece kamulaştırma bedeli yönünden kanun yoluna başvurulabilmektedir.</p>

<p>Mahkemelerin dava konusu yapılan taşınmazın mülkiyetinin idareye devredilmesi sonucunu doğuran kesin nitelikteki tescil hükmü üzerine kamulaştırılan taşınmazın idare adına tescili gerçekleştirilmektedir. Böylece mahkeme kararıyla belirlenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini oluşturup oluşturmadığı kesin olarak tespit edilmeksizin taşınmazın mülkiyeti idareye geçmektedir. Zira kanun yolu incelemesinde mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığını yansıtmadığının ve daha fazla olması gerektiğinin belirlenmesi mümkündür. Bu durumda kamulaştırılan taşınmazın gerçek değeri malike ödenmeden taşınmazın mülkiyetinin idareye devri sonucu ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Bu değerlendirmeler ışığında, kural kapsamında kamulaştırma sürecinde mahkemece idare adına verilen tescil kararının kesin nitelikte olmasının mahkeme kararıyla belirlenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini oluşturup oluşturmadığı kesin olarak tespit edilmeksizin taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesine neden olduğu, bu yönüyle kuralla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan peşin ödeme güvencesi yerine getirilmeksizin mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen Anayasa’nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p>----</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/190</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/38</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2026-33260</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle değiştirilen sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “<i>Tescil hükmü kesin olup,…</i>”<i> </i>ibaresinin Anayasa’nın 35., 36. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı sekizinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>(Değişik sekizinci fıkra: 19/4/2018-7139/26 md.) Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. Tarafların anlaşması halinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktar peşin ve nakit olarak, hak sahibi adına bankaya yatırılır. Tarafların anlaşamaması halinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise ilk taksitin yine peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. <strong><u>Tescil hükmü kesin olup,</u></strong> tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır. İstinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedeli, hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki fark ilgilisinden talep edilir. İdare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmaz.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:<strong> </strong></p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 2942 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasında idarelerin anılan Kanun’a göre tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamalarının esas olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da satın alma usulünde idarenin teklif edeceği bedelin idare içinde oluşturulan bir kıymet takdir komisyonunca belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>4. Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında ise tarafların satın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları durumunda idarenin bedel tespiti ve taşınmazın idare adına tescili için yetkili asliye hukuk mahkemesinde dava açması gerektiği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>5. Söz konusu maddenin beşinci ve altıncı fıkralarına göre mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hâkim, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet edecek, tarafların bedelde anlaşması hâlinde taraflarca anlaşılan bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul edecektir. Tarafların bedelde anlaşamamaları hâlinde ise en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerinin tespiti için mahallinde keşif yapacaktır.</p>

<p>6. Maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarında bilirkişilerin 11. maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz malın değerini belirten raporlarını on beş gün içinde mahkemeye verecekleri, tarafların bedelde anlaşamamaları hâlinde gerektiğinde hâkim tarafından on beş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulunun tayin edileceği ve hâkimin, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedelini tespit edeceği belirtilmiştir.</p>

<p>7. Sekizinci fıkrada ayrıca mahkemece tespit edilen bedelin taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedeli olduğu, idarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde mahkemece taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verileceği ve bu kararın, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>8. Anılan fıkranın sekizinci cümlesinde ise tescil hükmünün kesin olduğu, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz haklarının saklı olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu cümlede yer alan “<i>Tescil hükmü kesin olup,…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>9. Öte yandan fıkranın dokuzuncu ve onuncu cümlelerinde istinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedelinin hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki farkın ilgilisinden talep edileceği, idare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>10. 25. maddenin birinci fıkrasında ise hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işleminin mal sahibi için 10. madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlayacağı ve mülkiyetin idareye geçmesinin mahkemece verilen tescil kararıyla olacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; kamulaştırma bedelinin tespitine ve tescile ilişkin davalarda kamulaştırma bedelinin yatırıldığına ilişkin makbuzun sunulması hâlinde mahkemece taşınmazın idare adına tesciline kesin olarak karar verilmesinin uygulamada sorunlara yol açtığı, tescil hükmünün kesin olması nedeniyle kamulaştırma işleminin iptal edilmesine karşın taşınmazın tapusunun idare üzerinde kaldığı, ayrıca kamulaştırmada gerçek bedelin ödenmesi ilkesine aykırı olarak taşınmaz malikinin taşınmazın bedelini tam olarak almaksızın mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı, taşınmaz maliki tarafından yolsuz tescile dayalı olarak iptal ve tescil davası ya da kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının açılması mümkün ise de malikin bu şekilde dava açmaya zorlanmasının davaların en az giderle ve makul bir süre içinde bitirilmesi ilkesiyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 35., 36. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>13. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>”<i> </i>hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2024/1, K.2025/70, 6/3/2025, § 17; E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).</p>

<p>14. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.]<i>, </i>B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i> [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).</p>

<p>15. Mülkten yoksun bırakma niteliği taşıyan kamulaştırma işlemi sonucu mahkemece idare adına verilen tescil kararının kesin nitelikte olduğunu düzenleyen itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına sınırlama getirildiği açıktır.</p>

<p>16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p>17. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir.</p>

<p>18. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak Anayasa’nın sözüne ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.</p>

<p>20. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu nitelikleri olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>21. Kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti üzerine taşınmazla ilgili olarak verilen tescil kararının kesinlik ve kanun yoluna başvuru itibarıyla kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>22. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa’nın sözüne de aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütlerinden biri de Anayasa’nın sözüne uygunluktur.</p>

<p>23. Anayasa'nın söz konusu maddesinde yer alan “<i>Anayasa'nın sözü</i>” ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen <i>ek güvenceler</i> söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (<i>Kadri Enis Berberoğlu (2)</i> [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 69; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).</p>

<p>24. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma Anayasa’da özel mülkiyetin kamuya geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Bu yönüyle kamulaştırma Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına getirilen anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, mülkiyet hakkına aykırılık oluşturmayacaktır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).</p>

<p>25. Anayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırmanın devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi için kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullere uygun alınması, gerçek karşılığın ilke olarak peşin ve nakden ödenmesi gerekir. Kamulaştırma işleminde temel unsur kamu yararıdır. Bu yönüyle söz konusu işlem, taşınmazın el konulmasını zorunlu kılan kamu yararının özel mülkiyete üstün tutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da belirlenen usul güvenceleri izlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).</p>

<p>26. Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığın ödenmesi Anayasa’da malikler lehine getirilen özel bir güvencedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri söz konusu fıkradaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesinin yanı sıra peşin ödeme güvencesine de aykırılık oluşturacaktır (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Kübra Yıldız ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022, § 61).</p>

<p>27. Diğer yandan Anayasa’nın 46. maddesinin ikinci fıkrasında kesin hükme bağlanan artırım bedelinin nakden ve peşin olarak ödenmesi gerektiği belirtilmiş, böylece kesin hükme bağlanan artırım bedeli yönünden de nakden ve peşin olarak ödenme güvencesi getirilmiştir. Kesin hükme bağlanan artırım bedeli taşınmazın gerçek karşılığının bir unsurudur. Anayasa’nın söz konusu maddesinin birinci fıkrasında gerçek karşılığın peşin ödenmesinden bahsedildikten sonra ikinci fıkrasında kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinin peşin ödenmesi gerektiği düzenlenerek gerçek karşılık güvencesi açıklanmıştır (<i>Muammer Bulut</i> [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024, § 61).</p>

<p>28. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamada, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Buna göre kamulaştırmanın anayasal ögelerinden biri <i>gerçek karşılık</i> olduğundan kamulaştırılan taşınmazın bedeline dair yasal düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen<i> gerçek karşılık</i> ölçütüne uygun olması gerekmektedir (bazı farklarla birlikte bkz. <i>Kübra Yıldız ve diğerleri</i>, § 62).</p>

<p>29. Peşin ödeme güvencesi, gerçek karşılığın taksitli olarak ödenmemesinin ötesinde kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği tarihte ödenmesi gerektiğini ifade eder. Dolayısıyla Anayasa’nın 46. maddesinde belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir kamulaştırma işleminden bahsedilebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığının ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinin yalnızca tek seferde ödenmesi yeterli olmayıp bu ödemenin en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan taksitlendirme hâlleri bulunmamasına rağmen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın taşınmazın mülkiyetinin idareye geçtikten sonra ödenmesi peşin ödeme güvencesine aykırılık oluşturacaktır (<i>Muammer Bulut</i>, § 64).</p>

<p>30. Kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili talebiyle açılan davalarda mahkemeler tarafından belirlenen kamulaştırma bedelinin idare tarafından depo edilmesiyle birlikte taşınmazın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibi kişiye ödenmesine karar verilmektedir. Kural uyarınca kamulaştırılan taşınmazın idare adına tesciline ilişkin hüküm kesin nitelikte olup kanun yolu denetimine tabi olmamaktadır. Bu itibarla bedel tespiti ve tescil davasında sadece kamulaştırma bedeli yönünden kanun yoluna başvurulabilmektedir.</p>

<p>31. Mahkemelerin dava konusu yapılan taşınmazın mülkiyetinin idareye devredilmesi sonucunu doğuran kesin nitelikteki tescil hükmü üzerine kamulaştırılan taşınmazın idare adına tescili gerçekleştirilmektedir. Böylece mahkeme kararıyla belirlenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini oluşturup oluşturmadığı kesin olarak tespit edilmeksizin taşınmazın mülkiyeti idareye geçmektedir. Zira kanun yolu incelemesinde mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığını yansıtmadığının ve daha fazla olması gerektiğinin belirlenmesi mümkündür. Bu durumda kamulaştırılan taşınmazın gerçek değeri malike ödenmeden taşınmazın mülkiyetinin idareye devri sonucu ortaya çıkacaktır.</p>

<p>32. Dolayısıyla kural kapsamında mahkemenin tescil kararının kesin olması nedeniyle kamulaştırma bedelinin kesin olarak tespit edilip tamamı malike ödenmeksizin idare, taşınmazın mülkiyetini ve bu durumun doğal sonucu olarak taşınmazı kamulaştırma amacına uygun kullanma hakkını elde etmekte; malik ise mülkünü kaybetmektedir. Bu durum ise Anayasa'nın 46. maddesinde düzenlenen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek bedelin tek seferde ve en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda ödenmesini gerektiren peşin ödeme güvencesine aykırı olarak taşınmazın mülkiyetinin idareye devri sonucunu doğurmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Muammer Bulut</i>, § 72).</p>

<p>33. Bu itibarla kural kapsamında kamulaştırma sürecinde mahkemece idare adına verilen tescil kararının kesin nitelikte olmasının mahkeme kararıyla belirlenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini oluşturup oluşturmadığı kesin olarak tespit edilmeksizin taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesine neden olduğu, bu yönüyle kuralla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan <i>peşin ödeme güvencesi</i> yerine getirilmeksizin mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen Anayasa’nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>34. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 36. maddesi yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>35. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>36. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “<i>Tescil hükmü kesin olup,…</i>”<i> </i>ibaresinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle değiştirilen sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “<i>Tescil hükmü kesin olup,…</i>”<i> </i>ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamulastirma-islemlerinde-gercek-degerin-belirlenmesine-yonelik-surec-devam-ederken-tasinmaz</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="39684"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/28626 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202228626-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202228626-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/1/2026 tarihli ve 2022/28626 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İSA COŞKUN VE PAKİZER COŞKUN BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/28626)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 13/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/5/2026 - 33260</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mehmet Yavuz YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>1. İsa COŞKUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>2. Pakizer COŞKUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Fatma KARABULAK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru; uğranılan zararın tazmin edilmesi talebiyle açılan tam yargı davasında usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucuların oğlu E.C., Millî Eğitim Bakanlığına (İdare) bağlı bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde tedavi görmektedir. E.C. 14/6/2013 tarihinde yaygın gelişimsel bozukluklar odasında ders gördüğü esnada tuvalet ihtiyacını karşılamak için öğretmeninden izin alarak tuvalete gitmiştir. Ancak yaşanan kaza dolayısıyla sınıf penceresinden düşmesi sonucunda bacakları kırılarak ağır yaralanmıştır.</p>

<p>3. Başvurucular 17/9/2013 tarihinde Van 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinin sahibi F.Ü.ye karşı kusurlu olması sebebine dayanarak maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Hukuk Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 7/1/2015 tarihli bilirkişi raporunda, söz konusu olay nedeniyle E.C.nin %21,12 oranında, yaşına göre meslekte kazanma gücünde azalma olduğu belirtilmiştir. Yine aynı dosyada özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi sahibi F.Ü.nün kurumda maddi imkânların hazırlanması, yeterli personelin istihdamı konusunda ihmali olduğu gerekçesiyle %75 oranında kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Raporda ayrıca nöbetçi öğretmenin de zihinsel engelli bir çocuğu kurum idaresinden veya başkaca bir görevliden yardım istemeden tuvalete göndermesi hususunda %25 oranında kusurlu olduğu açıklanmış ancak İdareye herhangi bir kusur izafe edilmemiştir.</p>

<p>4. Hukuk Mahkemesi yaptığı yargılamada 16/3/2016 tarihli duruşmada başvurucular ve karşı tarafın duruşma günü ve saatinden haberdar olmasına karşın hazır olmadıklarından 16/3/2016 tarihinde dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar vermiştir. Verilen yasal süre içinde taraflarca herhangi bir talepte bulunulmadığından bu kez davanın 22/6/2016 tarihli kararla açılmamış sayılmasına hükmedilmiştir.</p>

<p>5. Olay nedeniyle başvurucular, İdarenin hizmet kusuru olduğu iddiasıyla 14/4/2014 tarihinde İdareye başvuru yapmış ve tazminat talep etmiştir. Bu başvurunun zımnen reddi üzerine 3.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi olmak üzere toplam 153.000 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle 1/7/2014 tarihinde Van 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.</p>

<p>6. Başvurucular; dava dilekçesinde idari hizmetin kötü işlemesi neticesinde çocuklarının belki de çok basit bir müdahale ile giderilebilecek bir yaralanmanın oluşacağı bir kaza yaşayacakken ağır şekilde sakatlandığını, pencerede koruyucu parmaklıkların olmadığını, buna göre oluşan zararla ilgili olarak resen araştırma ilkesi uyarınca inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Uyuşmazlığı inceleyen Mahkeme 19/10/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Uyuşmazlık konusu olay ile ilgili mevzuatın bir bütün olarak incelenmesinden; davalı idarenin özel eğitim kurumlarını denetlemekle yükümlü olduğu açık olmakla birlikte aynı olay nedeniyle Van 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2013/430 esasına kayden tazminat davasının açıldığı, anılan davada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 07.01.2015 tarihli raporlarda söz konusu olay nedeniyle kursiyer </i>[E.C.]'<i>nin %21,12 oranında yaşına göre meslekte kazanma gücünde azalma olduğunun belirtildiği, yine aynı dosyada özel eğitim uzmanı tarafından düzenlenen kusur raporunda; Özel Öğretim Kurumları Standartlar Yönergesinde kurumların pencerelerinin korkulukla kapatılması hususunda herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin 31. maddesindeki hüküm dikkate alınarak </i>[V.Ö.Y.H.Ö.E. ve Rehabilitasyon Merkezi]<i> kurucusunun kurumda maddi imkanların hazırlanması, yeterli personelin istihdamı konusunda ihmali olduğu gerekçesiyle%75 oranında kusurlu olduğu, nöbetçi öğretmenin de zihinsel engelli bir çocuğu kurum idaresinden veya başkaca bir görevliden yardım istemeden tuvalete göndermesi hususunda %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, davalı Milli Eğitim Bakanlığı'na herhangi bir kusurun izafe edilmediği görülmektedir.</i></p>

<p><i>Bu durumda; gerek Özel Öğretim Kurumları Standartlar Yönergesinde özel eğitim kurumlarının pencerelerinin korkulukla kapatılması hususunda herhangi bir düzenlemenin bulunmaması gerekse</i> [V.Ö.Y.H.Ö.E. ve Rehabilitasyon Merkezi]<i> kurucusunun kurumda maddi imkanların hazırlanması, yeterli personelin istihdamı konusunda ihmali olduğu gerekçesiyle %75 oranında kusurlu oluşu ve nöbetçi öğretmenin de zihinsel engelli bir çocuğu kurum idaresinden veya başkaca bir görevliden yardım istemeden tuvalete göndermesi hususunda %25 oranında kusurlu olması ve davalı idareye kusur izafe edilmemesi nazara alındığında davalı Milli Eğitim Bakanlığı'nın hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine varılmakla talep edilen maddi ve manevi tazminatın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır."</i></p>

<p>7. Başvurucular, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde adli yargıda görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporunun dava dışı kişilerin kusur oranlarıyla ilgili olduğunu, İdarenin hizmet kusuru bakımından hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca İdarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğunun tespiti için bu dosya kapsamında da oluşan zarar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini vurgulamıştır. Danıştay Sekizinci Dairesi (Daire) 1/7/2020 tarihinde verdiği kararla temyiz başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebep bulunmadığı tespitiyle temyiz başvurusunun reddine karar vererek hükmü onamıştır.</p>

<p>8. Başvurucuların yaptığı karar düzeltme başvurusu da aynı Dairenin 28/12/2021 tarihli kararıyla reddedilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.</p>

<p>9. Başvurucular, nihai kararı 4/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 3/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Silahların Eşitliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>11. Başvurucular; İdarenin gereken düzenlemeleri ve kontrolleri yapmaması nedeniyle hizmet kusuru olduğunu, Mahkemece İdarenin taraf olmadığı bir uyuşmazlığa ilişkin sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alındığını iddia etmiştir. Başvuruculara göre somut olayda incelenmesi gereken mesele, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinin gerekli önlemleri alıp almadığının yanı sıra İdarenin denetim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğidir. Buna göre başvurucular Mahkemece hukuk kurallarının hatalı yorumlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak İdareden temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucuların şikâyetlerine yönelik yapılacak incelemede dikkate alınmak üzere sunulduğu ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrar etmiştir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların şikâyetleri bir bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>15. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan [1. B.], B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).</p>

<p>16. Anayasa'nın 36. maddesine<i> "adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen <i>silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama</i> ilkelerine Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması imkân dâhilinde değildir (<i>Mehmet Fidan</i>, § 38).</p>

<p>17. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (<i>Yaşasın Aslan</i> [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (<i>Yüksel Hançer</i> [1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 18, 19).</p>

<p>18. Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi, herhangi bir davada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini ve özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (<i>Ahmet Korkmaz</i> [2. B.], B. No: 2014/16232, 25/1/2018, § 29).</p>

<p>19. Başvurucular, çocuklarının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezindeki eğitimi sırasında camdan düşerek ağır yaralanması olayında İdarenin kazanın meydana geldiği yerde gerekli denetimleri gerçekleştirmemesi ve yasal düzenlemeleri yapmaması nedeniyle hizmetin kusurlu işletildiği iddiasıyla tazminat davası açmıştır. Söz konusu davada tartışılacak temel mesele, başvurucuların maddi ve manevi zarara uğrayıp uğramadığı ve varsa zararlarının kusursuz veya kusur sorumluluğu uyarınca devlet tarafından karşılanmasının koşullarının oluşup oluşmadığıdır.</p>

<p>20. Mahkeme, başvurucuların tazminat istemini kusur sorumluluğu ilkesi yönünden incelemiş ve sorumluluğun şartlarının oluşmadığına karar vermiştir. Mahkeme; bu sonuca ulaşırken Hukuk Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda zararın özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi sahibinin ve çalışan öğretmenin kusuru nedeniyle oluştuğuna işaret edildiğini, İdareye herhangi bir kusur atfedilmediğini ve dosya içeriğinde İdareye olayla ilgili olarak kusur atfedilmesini gerektirecek herhangi bir bilgi, belge veya delilin mevcut olmadığını belirterek gerekçesini oluşturmuştur.</p>

<p>21. Başvurucular, dava ve istinaf dilekçelerinde, İdarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğunun tespiti için bu dosya kapsamında da oluşan zarar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, adli yargıda yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporun hükme dayanak yapılamayacağını özellikle vurgulamıştır. Mahkeme yaptığı yargılamada bilirkişi incelemesini gerekli görmemiş; Hukuk Mahkemesinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunu hükme esas almıştır. Daire de ayrı bir gerekçe göstermeksizin kararı onamıştır. Bu itibarla başvurucuların iddiasını ispatlamada hayati öneme sahip olan söz konusu hususlar dikkate alınmadan uyuşmazlığın sonuçlandırılmasının başvurucuların davalı idareye nazaran zayıf bir konuma düşürülmesine yol açtığı anlaşılmıştır.</p>

<p>22. Dolayısıyla başvuruya konu yargılamanın bütünü yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda incelendiğinde başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin imkânlardan mahrum kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>24. Başvurucular, yargılamaların makul süre içinde tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>26. Başvurucular, ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.],<i> </i>B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>28. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin silahların eşitliği ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Van 3. İdare Mahkemesine (E.2014/703, K.2015/1030) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202228626-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="73621"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/22087 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/1/2026 tarihli ve 2021/22087 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>B.H. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/22087)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 13/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/5/2026 - 33260</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><u>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</u></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ayşenur TUNCER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>1. B.H.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>2. F.H.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>3. V.H.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Serpil SERİN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun işlendiği iddiasıyla yapılan yargılamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Başvuru 30/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu B.H., şüphelinin öğretmen olarak çalıştığı ortaokulda öğrenciyken cinsel istismar eylemlerine maruz kaldığı iddiasıyla 1/6/2018 tarihinde Kartal Çocuk Büro Amirliğinde şikâyetçi olmuştur. Başvurucunun temsilcileri olan anne ve baba da kızlarının yaşadığı olaylara ilişkin şikâyet beyanında bulunmuştur. Anılan şikâyetler üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturmanın sonucunda iddianame düzenlenmiştir. İddianamede şüphelinin değişik tarihlerde başvurucuya diğer öğrencilerden farklı davrandığı, bunun öğrenciler tarafından da algılandığı, başvurucunun telefonun numarasını işinin gereği olmadığı hâlde başvurucunun arkadaşlarından istediği, yapılan piknik gezisindeki resimleri gece geç vakitte başvurucuya gönderdiği, hafta sonu tatili olmasına karşın başvurucuya <i>"günaydın"</i> diye mesaj göndererek kendisiyle ilgili özel bir bilgi olmasına rağmen açık öğretim sınavında görev aldığını söylediği ifade edilmiştir.</p>

<p>6. İddianamede; şüphelinin başvurucuyu sınıf arkadaşı aracılığıyla iftara davet ettiği, başvurucuya bazen<i> "Canım, aşkım, bana 'hocam' deme." </i>şeklinde ifadelerle hitap ettiği, başvurucunun bu durumdan zamanla rahatsızlık duyduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun beyanına göre şüphelinin omzuna kolunu attığı, bazen de beline sarıldığı, sınıf arkadaşlarının başvurucuya şüphelinin kendisine çok yakın davrandığını söyleyip ondan uzak durmasını tavsiye ettikleri ifade edilmiştir. Başvurucunun beyanı alınan sınıf arkadaşlarının ve şüphelinin öğrencilerinin anlatımları ile şüphelinin dosya kapsamında yer alan eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde eylemlerin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>7. İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yapılan yargılama sonucunda<strong> </strong>sanığın eyleminin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 105. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında belirtilen çocuğa karşı cinsel taciz suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Böylelikle Mahkemece fiil çocuğa karşı işlendiğinden takdiren sanığın 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanık eğitici olduğundan verilen cezanın yarı oranında artırılarak sanığın 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Hükmün devamında sanığın eylemleri aynı kasıt altında aynı mağdura karşı birden fazla kez işlediğinden cezanın takdiren yarı oranında artırılarak sanığın 13 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Kanun'un 62. maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın sonuç ceza olarak 11 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bunun yanında verilen hapis cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hüküm kurulmuştur.</p>

<p>8. Anılan kararın gerekçesinde; başvurucunun öğrencisi olduğu okulda sınıf öğretmeni olan sanığın diğer öğrencilerden farklı olarak başvurucuya <i>"Canım, aşkım"</i> şeklinde hitap etmek, sınıftaki arkadaşları kanalıyla başvurucuya çiçek göndermek, gece geç saatlerde telefonuna resim göndermek ve<i> "günaydın"</i> şeklinde mesaj atmak suretiyle başvurucuya yönelik işlediği suçun kapsamındaki eylemlerin tamamının sözle yapılan cinsel taciz niteliğinde olup cinsel istismara ulaşmadığını belirtilmiştir. Bu eylemlerin mağdurun istikrarlı beyanları, dinlenen tanık ifadeleri, sanığın hazırlıkta alınan yanlışlıkla mesaj attığını kabul eden tevil yollu açıklamasıyla sabit görüldüğü vurgulanmıştır.</p>

<p>9. Kararda bulunan karşıoy gerekçesinde ise sanığın başvurucunun öğretmeni olduğu, değişik tarihlerde başvurucuya diğer öğrencilerden farklı davranmaya başladığı, başvurucunun rızası ve bilgisi olmadığı hâlde diğer öğrencilerden öğretmenlik ünvanını kullanarak cep telefonu numarasını aldığı, gece geç saatlerde başvurucuya fotoğraflar gönderdiği, hafta sonu tatil olmasına rağmen başvurucuya mesajlar yolladığı, başvurucunun öğretmeni olması nedeniyle görevi dâhilinde olmayan hususlarla ilgili bilgi verdiği belirtilmiştir. Bunlarla beraber sanığın başvurucuya yönelik<i> "Canım, aşkım, bana hocam deme" </i>şeklinde hitaplarda bulunduğu, başvurucunun bu durumdan rahatsızlık duyduğu, yine başvurucunun anlatımına göre sanığın elini omzuna attığı, bazen de beline sarıldığı ifade edilerek başvurucunun ilk anlatımı ve idari soruşturma sırasında dinlenen sınıf arkadaşlarının anlatımları birlikte değerlendirildiğinde sanığın ısrarlı davranışlarının cinsel taciz boyutunu aşarak sarkıntılık düzeyine ulaştığı kanaatine varıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p>10. Karara karşı sanık, başvurucular, Başsavcılık ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı itiraz etmiştir. Başvurucular itiraz dilekçesinde dosya kapsamındaki delilleri ve Kartal İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapordaki beyanları belirterek sanığın ısrarlı davranışlarının cinsel taciz boyutunu aşarak sarkıntılık düzeyine ulaştığını ve sanığın mağdurenin öğretmeni olması nedeniyle cezasında yarı oranında artırım yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi itirazların reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hem maddi hem hukuki yönden her yönüyle hukuka uygun olduğuna, toplanan delillerin denetime olanak verecek şekilde tartışılarak ulaşılan sonucun usul ve kanuna uygun bulunduğuna işaret edilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucular, kararı 2/3/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>12. 5237 sayılı Kanun'un<i> "Çocukların cinsel istismarı"</i> başlıklı 103. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>''(1) (Yeniden düzenlenen birinci ve ikinci cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. ...</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>(3) Suçun;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>13. 5237 sayılı Kanun'un <i>"Cinsel taciz"</i> başlıklı 105. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</i></p>

<p><i>(2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>14. Anayasa Mahkemesinin 13/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>15. Başvurucular; yargılamada sundukları dilekçelerinde Mahkemece Kartal İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü müfettişlerinin hazırladığı raporun istenmesini ve değerlendirilmesini talep ettiklerini, Mahkemece bu taleplerinin dikkate alınmadığını, bunun üzerine dosya kapsamına görgüsü olan öğrencilerin beyanlarını da içeren anılan raporu sunduklarını ancak bu raporun Mahkemece incelenmediğini, gerekçeli kararda söz konusu raporun irdelenmediğini, sanığın ifadelerinin doğru olmadığının ispatlandığını belirtmiştir. Bununla birlikte yapılan yargılamada Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi'ndeki güvencelerin sağlanmadığını, başvurucunun yaşadığı olaylar sonucunda psikolojisinin bozulduğunu ve buna ilişkin doktor raporları ibraz edilmesine rağmen Mahkemece raporların gözönünde bulundurulmadığını, sanığın üzerindeki nüfuzunu kullanarak atılı suçu işlediğini, iddianamede belirtilen ve ispatlanan iddialara kararda yer verilmediğini ve sanığın etkili bir şekilde cezalandırılmadığını belirten başvurucular adil yargılanma hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>16. Bakanlık görüşünde; başvurucuların maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını yineleyerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik yaptıkları itirazın gerekçesiz olarak reddedildiğini vurgulamıştır.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>17. Anayasa'nın <i>"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" </i>başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, .. maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."</i></p>

<p>18. Anayasa'nın <i>"Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Devletin temel amaç ve görevleri, ..., Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."</i></p>

<p>19. Başvurucuların maddi ve manevi varlığına yönelik saldırılara karşı etkili bir kovuşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri özü itibarıyla Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında kaldığından sadece bu madde yönünden inceleme yapılmıştır.</p>

<p>20. Eldeki olay incelendiğinde başvurucuya yönelik eylemlerin başvurucunun iddiasına göre cinsel taciz boyutunu aşarak sarkıntılık düzeyine ulaştığı, ağır fiziksel müdahale içeren cinsel saldırı mahiyetinde olmadığı anlaşılmıştır. Böylece başvurucunun bireysel başvuruya konu soruşturma kapsamındaki iddiaları, bu başvuru bağlamında dile getirdiği olgusal ve hukuki şikâyetler ile başvurucunun ruhsal durumunda meydana gelen etkiyle ilgili bir raporun varlığından söz edilmemesi birlikte değerlendirildiğinde başvurunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>22. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir (<i>Sevim Akat Eşki</i> [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).</p>

<p>23. Bireyin fiziksel ve zihinsel bütünlüğü, Anayasa'nın 17. maddesinde yer verilen <i>kişinin maddi ve manevi varlığı</i> kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel bütünlüğe keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (<i>Yusuf Burak Çelik</i> [2. B.], B. No: 2013/2538, 20/11/2014, § 31).</p>

<p>24. Devletin pozitif yükümlülüğünün bir parçası olarak usul yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 106).</p>

<p>25. Bireysel başvuru kapsamında yapılacak değerlendirmede usule ilişkin yeterli güvenceleri sunan etkili bir ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediği incelenirken soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız bir biçimde ve kamu denetimine tabi olarak özenle ve süratle yürütülmesi ve etkili olması unsurları araştırılmaktadır (<i>Mehmet Arif Kılınç</i> [1. B.], B. No: 2013/1656, 16/7/2014, § 29).</p>

<p>26. Bu kapsamda etkili bir başvuru yolundan söz edebilmek için başvuru yolunun sadece hukuken bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip olması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi hâlinde ancak etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usuli güvencelerin sağlanması gerekir (<i>Esma Başbakkal</i> [2. B.], B. No: 2012/1128, 8/5/2014, § 34).</p>

<p>27. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının 17. madde kapsamında değerlendirilebilecek bir muameleye maruz kaldığını ileri süren kişilerin olayın gelişimine ve delillerin elde edilmesine ilişkin ileri sürdükleri her türlü iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır. Soruşturma kapsamında yürütülecek soruşturma işlemlerinin belirleyicisi yetkili soruşturma makamlarıdır. Soruşturma makamları, her bir somut olayın koşullarını ayrıca değerlendirerek makul olan bir yöntem belirleyecektir (<i>Yavuz Durmuş ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/6574, 16/12/2015, § 62).</p>

<p>28. Yürütülecek ceza soruşturmalarının amacı kişinin dokunulmazlığını, maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde tatbiki ile sorumluların tespiti ve etkili müeyyidelerin uygulanmasını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan belirtilen yükümlülük; Anayasa'nın 17. maddesinin başvurucuya üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırılmalarını talep hakkı, kamusal makamlara ise tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza hükmüyle sonuçlandırma ödevi yüklediği şeklinde yorumlanamaz (<i>Süleyman Demirbaş</i> [1. B.], B. No: 2014/1549, 13/7/2016, § 34).</p>

<p>29. Ancak her durumda soruşturmanın ya da kovuşturmanın etkili yapıldığından bahsedebilmek için tarafların iddialarının sübutuna elverişli olduğunu bildirdiği delillerinin Mahkemece öncelikle değerlendirilmesinin gerektiği açıktır. Ayrıca bir ceza yargılamasında, maddi gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla yeterli araştırma yapılmalı, olayı aydınlatmaya elverişli olduğu görülen deliller toplanmalı ve olay tüm yönleriyle ortaya konularak değerlendirilmelidir. Ancak yargılama sonunda sanık hakkında mutlaka ceza verilmesinin zorunlu olduğu söylenemez ise de yapılan yargılama neticesinde ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz.<i> Gözde Başar</i> [2. B.], B. No: 2016/3122, 28/5/2019, § 34;<i> Erol Kumcu</i> [2. B.], B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 35; <i>Ali Çığır</i> [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 35).</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>30. Somut olay yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde başvurucunun ve temsilcilerinin 1/6/2018 tarihinde şikâyetçi olduğu, aynı tarihte ifadelerinin alındığı, şüphelinin ifadesinin ise 2/6/2018 tarihinde alındığı ve ayrıca bu tarihte şüphelinin tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulandığı görülmüştür. Bunun yanında Mahkemece idari tahkikat aşamasında beyanı alınan bir kısım öğrencinin duruşmada bizzat dinlendiği anlaşılmıştır.</p>

<p>31. Tüm kovuşturma süreci dikkate alındığında özellikle başvuru konusu olayın koşullarında sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, başvurucunun öğrenci ve sanığın başvurucunun öğretmeni olması, öğretmenlik mesleğinin toplum içindeki önemi birlikte değerlendirildiğinde çocuğun üstün yararının korunduğunun ortaya konulması gerektiği açıktır. Ancak incelenen olayda Mahkemece başvurucunun istikrarlı beyanları, dinlenen tanık ifadeleri, sanığın hazırlıkta alınan yanlışlıkla mesaj gönderdiğini kabul eden tevil yollu açıklamasının hükme esas alındığı belirtilmesine rağmen iddianamede olay örgüsünde anlatılan ve mahkeme kararında yer alan karşıoyda da belirtilen başvurucunun anlatımında geçen sanığın başvurucunun<i> beline sarılması ve omzuna elini atması </i>gibi eylemlerin hangi delile dayanılarak sübut bulmadığı kanaatine ulaşıldığının veya beyanların bu kısmına neden itibar edilmediğinin ortaya konulmadığı görülmüştür. Yine suçun vasfını nitelendirmede önem teşkil eden bu fiziksel temas iddiasının anılan nitelendirmeye etkisinin de açıkça ve anlaşılır şekilde kararda irdelendiğini söylemek güçtür. Öte yandan yargılamada başvurucu tarafından sunulan dilekçelerde Kartal İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü müfettişlerinin hazırladığı raporda beyanı alınan öğrencilerin görgüye dayalı beyanlarına dayanılarak gerçekleştiği iddia edilen anılan fiziksel temas eylemlerinin söz konusu raporda geçen beyanlarla ispatlandığı ileri sürülmesine rağmen Mahkemece bu eylemlerin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda ilgili ve yeterli bir inceleme yapıldığından söz etmek mümkün değildir. Oysaki olayın aydınlatılması ve suç vasfının belirlenmesinde anılan raporda tespit edilen hususların Mahkemece değerlendirilmesi önem arz etmektedir.</p>

<p>32. Yapılan açıklamalar çerçevesinde yargılama süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde olayın aydınlatılmasında önemli olan müfettiş raporu hazırlanırken alınan görgüye dayalı öğrenci beyanları hususunda gerekli ve yeterli bir inceleme yapılmadığı, kovuşturmada çocuğun üstün yararı ilkesi bağlamında haklarının korunmasına yönelik özen gösterilmediği, maddi olayın ortaya çıkarılabilmesi için yeterli bir araştırma gerçekleştirilmediği gibi olayın tüm yönleri ile ortaya konularak deliller ile ilişkilendirilmek suretiyle bir sonuca ulaşılmadığı anlaşılmıştır. Böylelikle gerçekleştiğine itibar edilmeyen olayların neler olduğu ve neden gerçekleşmediği kanaatine varıldığı somut delillerle gerekçeli kararda belirtilmeden etkili kovuşturma yapıldığından söz edilmesi mümkün değildir. Sonuç itibarıyla başvurucunun ileri sürdüğü olaylar ve deliller bağlamında kararda ilgili ve yeterli gerekçe bulunmadığı, başvurucunun şikâyetine yönelik etkin bir ceza kovuşturması yapılmadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM </strong></p>

<p>34. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı; uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/25, K.2020/444) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202122087-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="72948"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/2869 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212869-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212869-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 13/1/2026 tarihli ve 2021/2869 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>HÜSEYİN DEĞİRMEN BAŞVURUSU (2)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/2869)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 13/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/5/2026 - 33260</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Fatma Gülbin ÖZTÜRK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="15">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hüseyin DEĞİRMEN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan ve uzaktan öğretim programı uygulanan bir fakültede öğrenci olan kişinin çevrim içi sınavlara katılma talebinin reddedilmesi nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. 1991 doğumlu olan başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/11/2018 tarihli kararı ile 9 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Hükümlü olarak Kayseri 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) olan başvurucu olayların meydana geldiği tarihte Ankara Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisidir. Başvurucu, anılan programın bir uzaktan öğretim programı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>3. Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığı (Eğitim Kurulu) tarafından kurumda uygulanacak eğitim ve iyileştirme uygulamaları kapsamında 15/10/2020 tarihinde bir karar alınmıştır. Kararın ilgili kısmında uzaktan eğitimin bir eğitim türü değil eğitim metodu olduğu ve uzaktan eğitim metodunun benimsenmesinin örgün eğitime yaygın eğitim vasfı kazandırmayacağı belirtilmiştir. Kapalı ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların örgün eğitimden değil yaygın eğitimden yararlanma hakkı olduğu belirtilmekle birlikte kapalı ceza infaz kurumunda tutulan mahpuslardan gerekli şartları sağlayanların salgın hastalık süresince uzaktan yapılacağı belirtilen sınavlara sınavın teknik detayları, içeriği ve formu da değerlendirilerek Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülmesi hâlinde ve bilgisayar sınıflarında kurum olanakları nispetinde görevli/kolluk nezaretinde katılabilecekleri ifade edilmiştir. Bununla birlikte sınavlara katılmak isteyen mahpusların gerekli olan domain şifreleri temin süreçleri için lüzumlu olan üniversite ders sınavlarının çevrim içi yapılacağına dair evrakı, güncel öğrenci belgesini ve çevrim içi sınav yapılacak internet sayfasının linklerini kuruma bildirmeleri gerektiği karara bağlanmıştır.</p>

<p>4. Başvurucu 15/10/2020 tarihli Eğitim Kurulu kararına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, kayıtlı olduğu bölümün eğitim modelinin uzaktan eğitim olduğunu ifade etmiştir. Derslerin çevrim içi olarak yapıldığını ancak sınavların kampüste yüz yüze gerçekleştirildiğini belirterek internet erişimli bilgisayardan derslere katılmak istediğini, kampüste yapılacak sınavlara ise katılımının sağlanmasını istemiştir.</p>

<p>5. İtirazı inceleyen Kayseri 1. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) Eğitim Kurulunun 15/10/2020 tarihli kararında belirttiği domain şifreleri temin süreçleri için lüzumlu olan üniversite ders sınavlarının çevrim içi yapılacağına dair evrakın, güncel öğrenci belgesinin ve çevrim içi sınav yapılacak internet sayfasının linklerinin kuruma bildirilmesi hâlinde sınavlara katılım olanaklarının sağlanacağını belirterek 20/10/2020 tarihinde başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 10/11/2020 tarihinde kararın usul ve kanuna uygun olduğu<i> </i>gerekçesiyle başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>7. Eğitim Kurulunca 23/11/2020 tarihinde kurumda uygulanacak eğitim ve iyileştirme uygulamaları hususunda yeni bir karar alınmıştır. Kararda; internet ortamında derslere ve sınavlara katılmak için internet bağlantılı bilgisayardan yararlanmak isteyen mahpus sayısının on kişiden fazla olduğunu ve mahpusların tamamının terör örgütüne üye olma suçundan ceza infaz kurumunda bulunduğunu belirterek bu durumun domain şifresi ile açılan bilgisayar ekranlarının ağ kullanım alanının geniş olması nedeniyle kurum tarafından kısıtlanamaması ile birlikte düşünüldüğünde sınavlar için bilgisayar kullanımının kurum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmiştir. Mahpusların kayıtlı oldukları üniversitelerin sınav evrakının fiziken kuruma gönderilmesi hâlinde kurum kontrolünde sınavların yüz yüze yapılabileceği belirtilerek terör örgütü mensubu olan mahpuslara internet bağlantılı bilgisayar kullandırılmayacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, bireysel başvuruya konu yargılamada İnfaz Hâkimliği nezdinde 23/11/2020 tarihli Eğitim Kurulu kararına itiraz etmiştir. Başvurucu, itiraz dilekçesinde Eğitim Kurulunun 23/11/2020 tarihli kararı ile örgün eğitim sisteminde verilen çevrim içi derslere giremeyeceğinin belirtilmesiyle birlikte sınavlara girebileceğinin açıklandığını ve bu karara yaptığı itirazın İnfaz Hâkimliğinin 20/10/2020 tarihli kararı ile reddedildiğini, kararın gerekçesinde 23/11/2020 tarihli Eğitim Kurulu kararına yapılan atıfla lüzumlu olan bilgi ve belgelerin sunulması hâlinde çevrim içi sınavlara katılınmasına izin verileceğinin ifade edildiğini ileri sürmüştür. Sınava girmesine üç gün kala 23/11/2020 tarihli Eğitim Kurulu kararı ile sınavlara girmesinin engellendiğini vurgulayan başvurucu; Eğitim Kurulunun bu kararının yasal dayanaktan yoksun ve gerekçesiz olduğunu, bu nedenle kararın temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiğini iddia etmiştir.</p>

<p>9. İnfaz Hâkimliği 26/11/2020 tarihli kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"Somut olayda, hükümlü dilekçesinde her ne kadar İnfaz Hakimliğimizin ve 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararları ile sınavlara katılımının sağlanabileceğinin belirtildiğini belirtmiş ise de ilgili kararlarda açıkça hükümlünün itirazının reddine karar verildiği, online sınavlara katılmak isteyen hükümlü ve tutukluların tamamının terör örgütü mensubu olması, bilgisayar ekranlarının ağ kullanım alanının geniş olması ve bu durumun kurumca kısıtlanmasının yapılamaması, bu durumun güvenlik zafiyetine neden olabileceği anlaşılmakla tüm bu hususlar nazara alındığında hükümlünün talebine ilişkin olarak Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının kararı usul ve yasaya uygun verilmesi nedeniyle hükümlünün itirazının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıda gösterilen hüküm kurulmuştur."</i></p>

<p>10. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi 29/12/2020 tarihinde kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai kararı 15/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 20/1/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>12. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>13. Başvurucu; 28/11/2020 ve 29/11/2020 tarihinde yapılacak sınavlara birkaç gün kala Eğitim Kurulu tarafından 23/11/2020 tarihli kararın verildiğini, kararın soyut, muğlak ve gerekçeden yoksun olduğunu belirtmiştir. Mahpusların tehlikeliliğine ilişkin hususların 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 74 ila 76. maddeleri kapsamında bireyselleştirilmesi gerektiğini belirten başvurucu, eğitim hakkı ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak emin olmamakla birlikte diğer ceza infaz kurumlarında tutulan mahpusların eğitim haklarının engellenmediğini belirterek söz konusu uygulamanın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir.</p>

<p>14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda inceleme yapılırken Anayasa'nın eğitim hakkına ilişkin hükmü kapsamında Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadı da dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının özü, eğitimini devam ettirmek amacıyla çevrim içi sınavlara katılma talebinin reddine yöneliktir. Başvurucu her ne kadar diğer ceza infaz kurumlarında tutulan mahpusların eğitim hakkına ilişkin kısıtlamalara tabi tutulmadığını ileri sürmekte ise de iddia ettiği farklı muameleyi ortaya koyamadığı gibi kendisine hangi sebebe dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin bir açıklamada da bulunmamıştır. <i>Adnan Oktar (3)</i> ([2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013) kararında ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucuya kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığının makul delillerle ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir. Bu açıklama ışığında başvurucunun ihlal iddiaları eğitim hakkı kapsamında değerlendirilmiş, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden Anayasa Mahkemesinin<i> Adnan Oktar (3)</i> kararı dikkate alınarak ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Bu bağlamda başvurucunun şikâyetlerinin bir bütün olarak Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. <i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 77).</p>

<p>16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi<i> Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i> kararında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) gibi Anayasa'nın da devlete, ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklulara eğitim öğretim imkânı sağlanması yönünde pozitif bir mükellefiyet yüklemediğini belirtmiştir. Bununla birlikte 5275 sayılı Kanun ve ilgili diğer düzenleyici işlemlerde mahpuslar için eğitsel, kültürel ve sosyal faaliyetlerin önemi vurgulanarak bu tür faaliyetlerin mahpusların topluma kazandırılmasındaki öneminin ortaya konulduğunu, yasal olarak devletin mahpuslara ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde eğitim ve öğretim sağlama yükümlülüğü altına girdiğini eklemiştir (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i>, § 72).</p>

<p>18. Kanunlar uyarınca mahpuslara tanınan eğitim hakkının sınırlandırılması hususunda Anayasa ve Sözleşme'de bir yükümlülük yüklenmediği gerekçesiyle idarenin sınırsız bir takdir alanı olduğundan bahsedilemeyeceğini ifade eden Anayasa Mahkemesi, bununla birlikte ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal ve kaçınılmaz sonuçlarının gözönünde tutulması gerektiğini zira tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve hürriyetlere genel olarak sahip olmalarının bu hakların onlar için ceza infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı şeklinde de yorumlanamayacağını belirtmiştir. Dolayısıyla anılan kararda, eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılımın ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde tanınması hâlinde bu katılımın ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonuçları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri</i>, § 73).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi<i> Ömer Aslan</i> ([2. B.], B. No: 2021/3350, 2/7/2025) kararında ceza infaz kurumunda bulunan ve uzaktan öğretim programı uygulanan bir fakültede öğrenci olan başvurucunun çevrim içi sınavlara katılma talebinin ceza infaz kurumlarında meydana gelebilecek olası risklere ilişkin genel bir değerlendirme ile reddedilmesinin başvurucunun eğitim hakkını ihlal edip etmediğini incelemiştir. Kararda; 5275 sayılı Kanun'da ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların örgün eğitime devamları hususunda açık bir düzenleme bulunmadığı, diğer bir ifadeyle mahpusların örgün eğitime katılım ve devamlarının sağlanması hususunda Kanun'un pozitif bir yükümlülük öngörmediği belirtilmiştir. Bununla birlikte örgün eğitim modelinde yapılan çevrim içi sınavlara mahpusların katılımına izin verilmesi hususunda 27/7/2007 tarihli ve 46/1 sayılı Genç ve Yetişkin Hükümlü ve Tutukluların Eğitim ve İyileştirilme İşlemleri ve Diğer Hükümler Hakkında Genelge ile Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 7/10/2020 tarihli yazısında düzenlemeler bulunduğu tespitine yer verilmiştir (<i>Ömer Aslan</i>, §§ 15-17).</p>

<p>20. Mezkûr kararda Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumu tarafından genel nitelikli ve bireyselleştirme yapılmadan alınan uzaktan öğretim faaliyetlerinin yürütülemeyeceğine ilişkin karara yönelik yargısal denetimde yalnızca ceza infaz kurumlarında meydana gelebilecek olası risklere dair genel bir değerlendirmeye yer verildiğini belirtmiştir. Kararda somut olayın koşullarına ilişkin idare ve yargı makamlarının herhangi bir incelemede bulunmadığı belirtilerek başvurucunun öznel durumu değerlendirilmeden karar verilmesinin eğitim hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır (<i>Ömer Aslan</i>, §§ 21-24).</p>

<p>21. Başvuru konusu olayda da 23/11/2020 tarihli Eğitim Kurulu kararı ile genel güvenlik sebeplerine dayalı olarak çevrim içi sınavlara katılma hususunda yasak getirilmiş, İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesinin de somut olayın koşullarına ilişkin herhangi bir bireyselleştirme yapmaksızın Eğitim Kurulu kararında sunulan gerekçeyle başvurucunun şikâyetini ve itirazını reddettiği anlaşılmıştır. Bu durumda eldeki başvuru yönünden <i>Ömer Aslan </i>kararındaki yukarıda yapılan değerlendirmeler ve varılan neticeden ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Basri BAĞCI ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>23. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>24. Başvurucunun Ceza İnfaz Kurumundan 21/4/2024 tarihinde tahliye olduğu anlaşılmakla ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama<strong><i> </i></strong>yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>25. Öte yandan eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Basri BAĞCI ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin bilgi için Kayseri 1. İnfaz Hâkimliğine (E.2020/4390, K.2020/4393) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün çevrimiçi sınavlara katılma talebinin reddedilmesi nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>Başvurucunun hükümlü olarak bulunduğu Kurumun Eğitim Kurulunca 23/11/2020 tarihinde kurumda uygulanacak eğitim ve iyileştirme uygulamaları hususunda yeni bir karar alınmıştır. Kararda; internet ortamında derslere ve sınavlara katılmak için internet bağlantılı bilgisayardan yararlanmak isteyen mahpus sayısının 10 kişiden fazla olduğu ve mahpusların tamamının terör örgütüne üye olma suçundan ceza infaz kurumunda bulunduğu belirtilerek bu durumun domain şifresi ile açılan bilgisayar ekranlarının ağ kullanım alanının geniş olması nedeni ile kurum tarafından kısıtlanamaması ile birlikte düşünüldüğünde sınavlar için bilgisayar kullanımının kurum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmiş, mahpusların kayıtlı oldukları üniversitelerin sınav evrakının fiziken kuruma gönderilmesi hâlinde kurum kontrolünde sınavların yüz yüze yapılabileceği belirtilerek terör örgütü mensubu olan mahpuslara internet bağlantılı bilgisayar kullandırılmayacağı ifade edilmiştir. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, İnfaz Hâkimliği tarafından Eğitim Kurulunun gerekçelerine yer verilerek başvurucunun itirazı reddedilmiş, yine Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itiraz da kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>Anayasa'nın 42. maddesi ve Sözleşme'nin eki 1 No.lu Protokol'ün 2. maddesi ceza infaz kurumlarında mahkûmlara eğitim ve öğrenim faaliyeti imkânları sağlanması için bir düzenleme yapılmasını güvence altına almamaktadır (Bkz. Durmaz, Işık, Unutmaz ve Seza/Türkiye, B. No: 46506/99 46569/99 46570/99, 4/9/2001). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) bir mahkeme tarafından mahkûmiyetine karar verildikten sonra tutukluluğuna denk gelen süre boyunca bir başvuranın üniversite eğitimine devam etmesinin engellenmesini, 1 No’lu Protokol'ün 2. maddesi kapsamında eğitim hakkından yoksun bırakılma olarak yorumlamamıştır (Georgiou / Yunanistan, 45138/98, 13 Ocak 2000; Durmaz ve Diğerleri / Türkiye, 46506/99, 4 Eylül 2001; Arslan Türkiye, 31320/02, 1 Haziran 2006). Mahkeme, başvuranın hapis cezası infaz edildiği sırada ortaöğretimin son yılını tamamlayamamasına ilişkin başvuruyu da açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olarak nitelendirmiştir (Epistatu/Romanya, 29343/10, 24 Eylül 2013).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'ne göre de eğitim hakkı, kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe negatif ödevini yüklemekle birlikte Anayasa'da öngörülen ilköğretim dışında devletin tüm bireylerin eğitim ve öğrenim almasını sağlayacak, barınma ve iaşe gibi ihtiyaçları karşılanması şeklinde bir pozitif ödev de yüklememektedir (Yüksel Baran, B. No: 2012/782, 26/6/2014, §36). Anayasa Mahkemesine göre, ceza infaz kurumlarında mahkûmların eğitimi için bir kurum açılmışsa mahkûmiyetin doğal sonuçları çerçevesinde mahkûmların eğitim faaliyetine erişiminin sağlanması gerekmektedir (Mehmet Reşit Arslan, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 71-72).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, Mehmet Al (B. No: 2021/6664, 6/10/2021) kararında, kapalı ceza infaz kurumlarında yaygın eğitime yönelik bir takım tespitlerde bulunmuş, 5275 sayılı Kanun ile ceza infaz kurumlarında internet kullanımının yalnızca eğitim ve iyileştirme faaliyetleri kapsamında ve idarenin takdir yetkisi içinde mümkün olduğunun öngörüldüğünü belirterek, 5275 sayılı Kanun'da öngörülen eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinin kapsamının ise idarenin çıkardığı Yönetmelik ve Genelge şeklindeki düzenleyici işlemlerle somutlaştırıldığını belirtmiştir. Mahkeme, söz konusu kararında kapalı ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun öğrencisi olduğu yükseköğretim programının da 5275 sayılı Kanun'da öngörülen eğitim ve iyileştirme faaliyetleri kapsamında kabul edildiğinin anlaşıldığını, bununla birlikte Anayasa'da ve Sözleşme’de öngörülmemiş olmasına rağmen 5275 sayılı Kanun'la tutuklu ve hükümlülerin eğitim hakkı yönünden sağlandığı anlaşılan bu imkânın, ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonuçları ve ceza infaz kurumlarının olanakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, idarenin de çıkardığı düzenleyici işlemlerle söz konusu gereklilikleri dikkate alarak tutuklu ve hükümlülerin eğitim ve iyileştirme kapsamında kabul edilen faaliyetlerden ne şekilde yararlanabileceğini yani devletin bu konudaki pozitif yükümlülüklerini ayrıntılı bir şekilde düzenlediğini, internet imkânı konusunda da Anayasa ve Sözleşme’de devlet yönünden herhangi bir yükümlülük öngörülmediği göz önüne alındığında idarenin bu konuda oldukça geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunun anlaşıldığını belirtmiştir (Mehmet Al, §39-41). Aynı kararda Anayasa Mahkemesi, bahsedilen düzenleyici işlemler konusunda idarenin uluslararası kuruluşlar tarafından kabul edilen tavsiye niteliğindeki temel ilkeleri de dikkate alarak ceza infaz kurumlarındaki eğitim ve iyileştirme faaliyetlerini ayrıntılı bir şekilde somutlaştırdığı tespitinde bulunmuştur (Mehmet Al, §39-40).</p>

<p>Tutuklu ve hükümlülerin eğitim hakkına yönelik değerlendirmelerde tutuklu ve hükümlüler açısından ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal sonuçlarının göz önünde tutulması zorunda olup, ceza infaz kurumlarının işlevi ve amacı kapsamında tutuklu ve hükümlülerin haklarının ceza infaz kurumuna girmekle zaten sınırlanmış olduğundan hükümlülerin eğitim hakkı açısından da aynı değerlendirme ve sonuca ulaşılması mümkündür.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, yasalar uyarınca mahkûmlara tanınan eğitim hakkının sınırlandırılması hususunda Anayasa ve Sözleşme’de bir yükümlülük yüklenmediği gerekçesi ile sınırsız bir takdir alanı olduğunun söylenemeyeceğini, bu durumda dahi Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenlemenin esas alınacağını, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlamanın hududu belirlenirken mahkûmlar açısından cezaevinde bulunmanın doğal ve kaçınılmaz sonuçlarının göz önünde tutulması gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, mahkûmların temel hak ve hürriyetlere genel olarak sahip olmaları, bu hakların mahkûmlar için ceza infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı anlamında değerlendirilmemelidir. Eğitim hakkı çerçevesinde eğitim ve öğrenim faaliyetlerine katılımın ceza infaz kurumunun imkânları çerçevesinde tanınması hâlinde bu katılımın cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonuçları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 73).</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, kural olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42; Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Bas. Yay. San. Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 35).</p>

<p>İnfaz Hâkimliği, Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulunun kararını somut olay açısından değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuş, söz konusu kararlar kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. Mahkeme itirazın reddine gerekçe olarak, mahpus sayısının 10 kişiden fazla olduğu ve mahpusların tamamının terör örgütüne üye olma suçundan ceza infaz kurumunda bulunduğu, bu durumun domain şifresi ile açılan bilgisayar ekranlarının ağ kullanım alanının geniş olması nedeni ile kurum tarafından kısıtlanamaması sonucunu doğurduğu ve sınavlar için bilgisayar kullanımının kurum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği hususlarına yer vermiştir. Buna göre, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik mevcut değildir. Bu nedenle de çoğunluk görüşüne katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Başkan</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="302">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212869-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="80928"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/28913 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202428913-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202428913-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/5/2026 tarihli ve 2024/28913 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>R. A. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/28913)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 6/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mehmet Tevfik DİNÇER</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamenin eki listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan meslekten çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğü bünyesinde araştırma görevlisi olarak görev yapan başvurucu 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'ye (672 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, göreve iade talebiyle Olağanüstü Hal İşleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) başvurmuştur. OHAL Komisyonunca 24/10/2018 tarihinde başvurucunun talebi yerinde görülmeyerek anılan başvuru reddedilmiştir. Kararda başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatlı kurumda çalışma kaydının bulunduğu, hakkında düzenlenen idari soruşturma raporunda FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunun değerlendirildiği, hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmanın bulunduğu ifade edilmiştir. Kovuşturma sürecinde başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait öğrenci yurdunda müdürlük yaptığı, örgüt yapılanması tarafından üniversitedeki görevine başlatıldığı ve örgütün yurt dışı gezilerine katıldığı belirtilmiştir. Kararda söz konusu tespit ve olguların başvurucunun örgütle irtibat ve iltisakına delalet ettiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, OHAL Komisyonunun anılan kararının iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; çalışma kaydı bulunan şirketin terörle bağlantısının olduğunu bilmediğini, bu konunun aleyhine kullanılamayacağını, yurt dışı gezilerinin örgütsel amaçla olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca iptalini istediği kararın hukuka aykırı olduğunu, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiğini, somut bir delil ve gerekçenin gösterilmediğini, herhangi bir terör örgütü ile bağının bulunmadığını, hakkındaki iddiaların asılsız ve mesnetsiz olduğunu öne sürmüştür.</p>

<p>5. Ankara 20. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 3/12/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Kararın gerekçesinde başvurucunun FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan kurumda çalışma kaydının bulunduğu, kurumu tarafından hakkında düzenlenen personel bilgi dosyasında üniversitedeki FETÖ/PDY yapılanması tarafından işe başlatıldığı hususlarına yer verilerek FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunun değerlendirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>6. Bununla birlikte İdare Mahkemesi kararında başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında yer alan birtakım tanık beyanlarına yer verilerek başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırıldığı ve davanın istinaf aşamasında olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma dosyasının incelenmesinden, başvurucunun isminin bulunduğu <i>345680</i> ID'li, <i>rcp0909</i> kullanıcı adı ve <i>rcp.09</i> şifreli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrar etmekle ve hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığını belirtmekle birlikte İdare Mahkemesince karar gerekçesinde belirtilen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile bu tutanakta yer alan hususlara ilişkin bir itiraz ileri sürmemiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 29/9/2023 tarihinde verdiği kararda, kesinleşmemiş mahkûmiyet kararının başvurucunun aleyhine değerlendirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte diğer deliller dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucunda İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>8. Başvurucu; bu karara karşı dava ve istinaf başvuru dilekçelerinde yer verdiği iddiaları ileri sürerek ve ByLock programını kullanmadığını, bu kullanıma ilişkin somut delil bulunmadığını, tek sayfadan ibaret bir analiz raporunun hükme esas alındığını belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 24/1/2024 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine karar vererek Daire kararını onamıştır.</p>

<p>9. Nihai karar 1/4/2024 tarihinde öğrenildikten sonra 2/5/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>10. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>11. Öte yandan Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) tarafından 7/1/2021 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesi kararının başvurucu yönünden yapılan değerlendirme başlığı altında "<i>Sanık R. A. hakkında </i>[ByLock] <i>tespiti yapılmadığı, sanığın tüm </i>[ByLock]<i> içeriklerinde ismine rastlanmadığı..." </i>tespiti ile İdare Mahkemesi karar gerekçesinde de yer alan başvurucunun aleyhine birtakım tanık beyanlarına yer verilmiştir.</p>

<p>12. Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yapılan istinaf başvurusu, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 2/12/2021 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir. Ayrıca Daire, kararda Ceza Mahkemesinin hükümden sonra 24/6/2021 tarihli yazısı ekinde gönderdiği 345680 ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın içeriğinin suçun sübut ve vasfı ile belirlenen ceza miktarına bir etkisinin bulunmadığını ve sonucu etkilemediğini belirtmiştir. İnceleme tarihi itibarıyla dosya temyiz aşamasındadır.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>13. Başvurucu; kanun hükmünde kararnameye dayanılarak terör örgütü mensubu ilan edilmek suretiyle kamu görevinden ömür boyu çıkarıldığını, kamu görevinden çıkarılmadan önce savunma hakkı verilmediğini ifade etmiştir. Ayrıca bir daha kamu görevinde çalışamayacak ve özel sektörde iş bulmasını imkânsız hâle getirerek zorunlu katkı payı ödeyerek emeklilik haklarını elde etmeyi engelleyecek biçimde tesis edilen işlemle mülkiyet hakkına açıkça müdahalede bulunulduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu; hakkında yürütülen Ceza Mahkemesi kararında "<i>Sanık R.A.hakkında </i>[ByLock]<i> tespiti yapılmadığı, sanığın tüm </i>[ByLock]<i> içeriklerinde ismine rastlanmadığı..."</i> şeklinde değerlendirme yapıldığını, buna rağmen İdare Mahkemesince hakkında isminin bulunduğu <i>345680</i> ID'li, <i>rcp0909</i> kullanıcı adlı ve <i>rcp.09</i> şifreli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı olduğunun dile getirilerek karar gerekçesine dayanak olarak alındığını, yasal bir zeminde faaliyet gösteren bir kurumda çalışmış olmasının hiçbir şekilde adı geçen terör örgütü ile bağının olduğuna dair delil olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmiştir. Bu gerekçelerle masumiyet karinesinden yararlanma, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan<i> N. E. </i>([GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025), <i>A.S. </i>([GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025) ve <i>Erkan Sezgin</i> ([1. B.], B. No: 2022/86339, 16/7/2025) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.</p>

<p>16. Başvurucunun çeşitli haklara müdahale edildiğine ilişkin iddiaları, temeldeki müdahalenin kamu görevinden çıkarılmasına ve bir daha kamu görevine dönememesine yönelik olduğu görülmüştür. Bu nedenle müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına ciddi</i> şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuna varılarak başvurucunun iddiaları, bir bütün hâlinde <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında değerlendirilmiştir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz.<i> N. E.</i>, §§ 89-99; <i>A. S.</i>, §§ 98-101; <i>Erkan Sezgin</i>, §§ 78-81).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi; söz konusu tedbirlerin olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edildiğini, tedbirlerin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliğinin bulunmadığını ve ilgililer hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanarak hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu belirterek incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiğine karar vermiştir (<i>N. E.,</i> §§ 109-114; <i>A. S., </i>§§ 106-110; <i>Erkan Sezgin,</i> §§ 91-96). Anayasa Mahkemesi; olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının yer almadığını, başvurulara konu tedbirlerin cezai niteliğinin bulunmadığını, dolayısıyla ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durumun olmadığını ve tedbirlerin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırılık teşkil etmediğini tespit etmiştir (<i>N. E.,</i> §§ 117-122; <i>A. S., </i>§§ 119-124; <i>Erkan Sezgin,</i> §§ 99-104).</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi, öncelikle olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirlerin hukukiliğinin incelendiği iptal davalarının ceza yargılamalarından farklı olduğunu ve mevcut başvurular yönünden tedbirlerin gerekliliğinin ilgili ve ikna edici şekilde açıklanıp açıklanmadığının değerlendirileceğini vurgulamıştır. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanıp açıklanmadığını irdelemiştir (<i>N. E.,</i> § 127; <i>A. S., </i>§ 129; <i>Erkan Sezgin,</i> § 109).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi; tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesi konusunda yaptığı incelemede öncelikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde gerçekleştirilen kamu görevinden çıkarmaya ilişkin tedbirlerin niteliğini, gerekçelerini ve OHAL koşullarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğunu ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğunu vurgulamıştır (<i>N. E.,</i> §§ 129-138; <i>A. S., </i>§§ 131-140; <i>Erkan Sezgin,</i> §§ 111-117).</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesi; 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu ilgili idari ve yargısal organlarca tespit edilen FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğunu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullandığına ilişkin hususların yargı kararlarıyla sabit olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğünü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olan kamu görevlilerinin meslekten çıkarılmaları konusunda olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir (<i>N. E.,</i> §§ 132-139; <i>A. S., </i>§§ 134-141; <i>Erkan Sezgin, </i>§§ 114-118). Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini de vurgulamıştır (<i>N. E.,</i> § 139; <i>A. S., </i>§ 141; <i>Erkan Sezgin,</i> § 118).</p>

<p>21. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiğini, örneğin<i> Xhoxhaj/Arnavutluk</i> (B. No: 15227/19, 9/2/2021) ve <i>Naidin/Romanya </i>(B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararlarına konu olaylarda tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklamaya ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna ulaşıldığını da hatırlatmıştır (<i>N. E.,</i> § 145; <i>A. S., </i>§ 148; <i>Erkan Sezgin,</i> § 126).</p>

<p>22. <i>N.E.,</i> <i>A.S. </i>ve<i> Erkan Sezgin </i>kararlarında Anayasa Mahkemesi FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde <i>ByLock</i> sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğunu, örgütün birçok yöneticisinin ya da üyesinin veya bu örgütle iltisak ya da irtibat içinde olanların<i> ByLock</i> verilerinin analizi neticesinde tespit edilebildiğini vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda <i>ByLock </i>sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının olağanüstü hâl döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik içerdiğini ifade etmiştir (<i>N. E., </i>§ 141; <i>A. S., </i>§<i> 143; Erkan Sezgin, </i>§ 121). Ayrıca kararlarda AİHM'in <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında<i> ByLock</i> uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığına ve FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla getirebildiğine yönelik tespitlerine de yer vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi <i>ByLock</i> uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespiti içeren delili, anayasal düzene sadakat bağı bulunmadığı hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve kamu görevinden uzaklaştırma konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterli kabul etmiştir. <i>ByLock</i> uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek olmayacağını da belirtmiştir (<i>N. E.,</i> §§ 140-144; <i>A. S., </i>§§ 142-147; <i>Erkan Sezgin,</i> §§ 119-125).</p>

<p>23. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereği olarak kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisinin bulunduğunu, FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını ve bahse konu tedbirin demokratik anayasal düzene yönelen somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edilerek alındığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığını da tespit etmiştir. (<i>N. E.,</i> § 147; <i>A. S., </i>§ 150; <i>Erkan Sezgin,</i> § 128).</p>

<p>24. Söz konusu ilkeler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığı tespit edilen başvurucuların darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ve bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen<i> durumun gerektirdiği ölçüyle</i> bağdaştığı sonucuna ulaşmıştır. Neticede alınan tedbirlerin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu ve keyfîlik içermediğini tespit ederek OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna karar vermiş ve bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>N. E.,</i> §§ 129-149; <i>A. S., </i>§§ 131-152; <i>Erkan Sezgin,</i> §§ 111-130).</p>

<p>25. OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu tedbirden kaynaklı olarak ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları, müdahalenin sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle, müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>26. Eldeki başvuruya konu olayda başvurucunun<i> ByLock</i> uygulamasını kullandığına ilişkin tespit yer almaktadır. Bununla birlikte başvurucu, hakkında yürütülen Ceza Mahkemesi kararında "<i>Sanık R.A.hakkında </i>[ByLock]<i> tespiti yapılmadığı, sanığın tüm</i>[ByLock]<i> içeriklerinde ismine rastlanmadığı..." </i>şeklinde yer verilen değerlendirmelerin olduğunu buna rağmen Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın İdare Mahkemesinin kararına gerekçe yapılmasının durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. İdare Mahkemesinin başvurucunun <i>ByLock</i> kullanımına ilişkin tespitini doğrudan başvurucu hakkında yürütülen Ceza Mahkemesi kararına dayandırmadığı, ilgili tespitin başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma dosyasından elde edildiği görülmektedir. Nitekim başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmüne ilişkin istinaf incelemesi neticesinde verilen kararda da <i>345680</i> ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın hükümden sonra dosyaya kazandırıldığının belirtildiği ve bahse konu tutanağın kovuşturma dosyasında mevcut olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla<i> 345680</i> ID'li, <i>rcp0909</i> kullanıcı adlı ve <i>rcp.09</i> şifreli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'na dayanıldığı açıktır. Bu durumda başvurucunun <i>ByLock</i> ağına dâhil olduğu ve bu suretle FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu hususu ortaya konulmuştur. Kararlarda adli soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yer alan olgulardan yararlanılarak gerekçelerin oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirlerin gerekliliği, irtibat ve iltisak kavramları çerçevesinde idari yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmıştır.</p>

<p>27. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, bu suretle yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı görülmüştür. Darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen <i>ByLock</i> uygulamasının başvurucu tarafından kullanıldığına ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>28. Neticede başvurucunun <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığına ilişkin tespiti içeren delile dayanan mevcut başvuruda da söz konusu <i>N.E.,</i> <i>A.S.</i> ve<i> Erkan Sezgin </i>kararlarından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun özel hayata saygı hakkı yönünden diğer kabul edilebilirlik şartları incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>30. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, idari yargı düzeninde dava süreci devam ederken Ağır Ceza Mahkemesince hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü verilmediğini, buna rağmen suçlu ilan edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>31. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Halit İnciroğlu</i> ([GK], B. No:2023/38006, 29/5/2025) ve <i>Resul Darama (2)</i> ([GK], B. No:2022/14226, 23/10/2025) kararlarında, uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, idari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulduğunu vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda başvurucuların ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığını, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (<i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 157-162;<i> Resul Darama (2)</i>, §§139-144). Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>32. Öte yandan İdare Mahkemesi kararında başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırıldığı ve davanın istinaf aşamasında olduğu belirtilmiş ise de Daire kararında başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmediği, bu nedenle de aleyhinde bir değerlendirme yapılmasının masumiyet karinesi gereğince mümkün olmadığının belirtildiği görülmektedir.</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202428913-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-mahkemesi-jpg20150106155955.jpg" type="image/jpeg" length="74836"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'YE BİREYSEL BAŞVURU İLE AYM'NİN KARARI SONRASINDA YENİDEN YARGILAMAYA BAŞLANDIĞI TARİHLER ARASINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ İŞLEMEMEKTEDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6650</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/9689</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 09.12.2025</strong></p>

<p><strong>KIDEM VE İHBAR TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>

<p><strong>ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİ</strong></p>

<p><strong>BİREYSEL BAŞVURU</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. İstinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında işçinin dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa işçi tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle işçinin bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre işçi tarafından ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup işçinin iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmakta olup kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekmektedir.</p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/1180 E., 2025/1596 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/321 E., 2025/72 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait işyerinde 28.09.1998 tarihinde işe başladığını, müvekkilinin son ücretinin brüt 3.370,00 TL olduğunu, müvekkilinin özveriyle işini yaptığını, ancak davalı Şirket tarafından terfi ettirilmediğini, yeni personellerin birkaç yılda terfi ettiğini ve zam aldığını, işyerinde personel kayırmacılığının olduğunu, müvekkilinin bu durum ile ilgili yöneticilerine bu aksaklıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri içeren e-postalar gönderdiğini, müvekkilinin hiçbir cevap ve sonuç alamadığını, bunun üzerine müvekkilinin Yönetim Kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, gönderilen bu e-posta nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkilinin Şirket yöneticilerinin şahsına ya da şirketin kurumsal yapısına herhangi bir söz söylemediğini, müvekkilinin seçtiği atasözünün hakaret içermediğini, eleştirel düşüncenin ifade biçimi olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kullanmış olduğu kelimelerin hakaret içerdiğini, davacının yazdığı e-posta içeriğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aştığını, kullanılan üslubun ölçülü olması gerektiğini, davacının mevcut e-postasını düzeltme ihtiyacı ile yeni bir e-posta gönderdiğini kabul etmekle ölçüyü kaçırdığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararı ile; davacı tarafından gönderilen e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2021 tarihli kararı ile; davacı tarafından atılan e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi Kararı</p>

<p>Kesin olarak verilen karara karşı davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesinin 17.07.2024 tarihli ve 2021/53760 Başvuru No.lu ve kararı ile; başvurucunun sıralı amirlerine yaşadığı sorunları iletmesine karşın sonuç alamaması nedeniyle haklı fesih nedeni olarak kabul edilen ifadeleri içeren e-postayı gönderdiğini, işverenin başvurucunun kullandığı sözleri kaba ve rahatsız edici bulduğu, bununla birlikte başvurucunun değer yargısı niteliği taşıyan bu ifadeleri kullanmasındaki temel amacın işverenlere yönelik bir hakaret değil uğradığı haksızlıklar hususunda farkındalık yaratmak olduğu ve başvurucunun bunları Kurum işleyişini nitelemek için kullandığı, haklı fesih nedeni olarak kabul edilen bu ifade, içerdiği kelimeler nedeniyle sosyoekonomik olarak daha yüksek seviyelerdeki bazı çevrelerde kaba olarak nitelendirilse dahi bu ifadenin toplumun bir kesimince vahim ve kabul edilemez işleri eleştirmek amacıyla kullanıldığının da bilindiği, ayrıca söz konusu ifadelerin taşıdığı kabalığın on dokuz yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Şirkete emek ve mesaisini harcayan, buna karşın haksızlığa uğradığını düşünen başvurucunun agresif anlatımının bir parçası olduğu, bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan ilk derece mahkemelerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerektiği, buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ve buna bağlı olarak tazminat talebinin reddedilmesinde feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesinin aşırı bir yoruma tâbi tutularak düşünce açıklamalarının dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve derece mahkemelerinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket etmedikleri, bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa'nın 153. maddesinin “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” hükmünü içerdiği, bu itibarla yapılan incelemede e-posta içeriği incelendiğinde davacının, işverenin kişilere ve topluma yararlı çok sayıda faaliyette bulunduğunu ifade ettikten sonra kendisinin de bir parçası olduğu Kurumun işleyişini eleştirdiği, bu bağlamda kullanılan sözlerin muhataplarının şahsına sarf edilmiş hakaret içerikli ifadeler değil kurumsal işleyişe ilişkin değer yargısı içeren eleştiri mahiyetinde ifadeler olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih tarihinin 23.05.2017, dava tarihinin 16.03.2018, ıslah tarihinin ise 09.01.2025 tarihi olduğu, kural olarak fesih tarihi olan 23.05.2017 tarihine 10 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde 23.05.2027 tarihinde zamanaşımı süresinin sona ereceği, ancak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici madde 8/2 hükmüne göre, zamanaşımı süresinin 25.10.2017 tarihinden sonraki kısmı 5 yıldan uzun olduğundan 25.10.2022 tarihinin zamanaşımı süresinin sonu olduğu, bu tarihe arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde zamanaşımının tamamlandığı tarihin 08.02.2023 tarihi olduğu, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğramaması için 08.02.2023 tarihine kadar talep edilmiş olması gerektiği, somut olayda ise ıslah dilekçesinin 09.01.2025 tarihinde sunulduğu, davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, buna göre dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla sınırlı olarak dava konusu tazminatların kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>C. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini, ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama yapıldığını, yeniden yargılamada tahkikata geri dönüldüğüne göre zamanaşımı yönünden de tahkikatın yapıldığı ana dönülmesi gerektiğini,</p>

<p>2. Yapılan yargılamada yeni bir hak ihlaline daha sebep olunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.</p>

<p>Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.</p>

<p>Zamanaşımı; bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan hâkim tarafından, yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.</p>

<p>Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir.</p>

<p>Zamanaşımı; harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez.</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı süresi" kenar başlıklı ek 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p>"İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.</p>

<p>a) Kıdem tazminatı.</p>

<p>b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.</p>

<p>..."</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi şöyledir:</p>

<p>"Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.</p>

<p>Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Davacı taraf verilen kararın ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen gerekçe ile Mahkemece verilen kararın davacının ifade özgürlüğünün ihlal ettiği gerekçesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında davacı tarafın dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa davacı tarafça yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle davacının bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacı tarafça ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="66572"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 18/04/2017 tarihli, 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/14422<br />
Karar No : 2017/1836</strong></p>

<p><br />
Temyiz Eden (Davalı) :<br />
Vekilleri :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :<br />
Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekilleri :</p>

<p>İstemin Özeti :Davacıların, mirasbırakanları .......2.6.2006 tarihinde ... Mahallesi ... Sokakta meydana gelen trafik kazasında vefatı üzerine; kazanın yoldaki çukurdan kaynaklandığı, bu durumun Ceza Mahkemesi tarafından hazırlattırılan bilirkişi raporu ile de sabit olduğu, hizmet kusurundan kaynaklı zararlarının idare tarafından karşılanmasının gerektiği ileri sürülerek uğranılan 50.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 1. İdare Mahkemesi'nce; Adli tıp Kurumu'nun 26/12/2008 tarihli raporunda gerekli aydınlatma ve işaretleme sistemlerini yapmayıp trafiği tehlikeye düşüren davalı idarenin %60; kask takmayan, hızını ayarlamayan ve direksiyon kurallarına uymayan davacılar murisinin %40 kusuru bulunduğunun belirtildiği; bu kusur oranları uyarınca ...... için 19.547 TL;.......n için 4.118,73 TL; ...... için 688.82 TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplandığı, hesaplanan toplam 24.354,78 TL maddi tazminat ile manevi tazminat istemlerinin 50.000 TL'lik kısmının kabulü, tazminatın idareye başvuru tarihi olan 04.06.2007 tarihinden itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar idarece hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ... Belediye Başkanlığı tarafından davacılara ödenmesi, davanın ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle reddi, maddi ve manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısımlarının reddi yolunda verilen kararın, davalı Gaziemir Belediye Başkanlığı tarafından hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Savunmaların Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 1. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="19639"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 20/02/2017 tarihli, 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/9890<br />
Karar No : 2017/807</strong></p>

<p><br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekili :<br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) :<br />
Vekili :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :</p>

<p>İstemin Özeti : ... Kasabası ... Mahallesi ... Köyü yol ayrımında bulunan hemzemin geçitte 16.04.2004 tarihinde meydana gelen kaza sonucu çocukları ......... kaybeden davacıların, çocuklarını kaybetmelerinden dolayı zarara uğradıklarından bahisle davacı baba için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, davacı anne için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 manevi olmak üzere toplam 40.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın; Devlet Demiryollarının gerekli tedbirleri almadığının belirterek olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka iskonto haddine göre belirlenecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 16. İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 18/07/2007 tarihli raporunda; olay yeri hemzemin geçide trafiğin güvenliği açısından gerekli önlemleri (bariyer, alt geçit ya da üst geçit gibi) almayan, anılan bu önlemleri almakla yükümlü kazanın meydana geldiği yerdeki karayolunun yapım, bakım, onarımından sorumlu Kurum mevcut şartlarda meydana gelen olayda %10 ; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'nün %10 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; bu kusur oranları hükme esas alınarak ve Adli Tıp Kurumu raporunda TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne atfedilen %10 oranındaki kusurun da karayolundan sorumlu olan idareye atfedilerek; hesap bilirkişisince hesaplanan destekten yoksun kalma zararının davacı baba için 4.066,06 TL maddi, davacı anne için 6.525,17 TL maddi, davacılar için 25.000,00 TL'er manevi tazminatın adli yargıda davanın açıldığı 14.12.2004 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı Sincan Belediye Başkanlığı'nca davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat ile faiz isteminin reddi yolunda verilen kararın, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br />
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 16. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="36612"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
