banner514

GİRİŞ

Ceza yargılamasında sanığın ikrarı önemli bir delil olarak kabul edilmektedir. Ancak her zaman sanığın ikrarının delil olarak hükme esas alınmasının doğru bir uygulama olup olmayacağı tartışma konusudur.

Sanık, bazen işlemediği halde suçu işlediğini söyleyebilir. Bazen fail başkasının işlediği suçu üstlenebilir. Bu durum uygulamada görülebilmektedir.

Bu nedenle her sanık ikrarı hükme esas alınmamalı, sanığın ikrarı diğer deliller çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

1. SANIĞIN İKRARI KAVRAMININ TANIMI

İkrar, sanığın isnat bakımından önemli görülen olayları beyanıyla kabul etmesi olarak tanımlanabilir.

Bu halde sanık atılı suçu işlediğini söylemekte veya atılı suçla ilgili suç oluşturan unsurları kabul etmektedir.

2. SANIĞIN İKRARININ SAĞLADIĞI KOLAYLIKLAR

Sanığın ikrarı, yargılama sırasında bir takım kolaylıklar sağlamaktadır. Özellikle ikrarın diğer delil grupları ile örtüşmesi ceza yargılamasının amacının gerçekleşmesi açısından daha da önemli hale gelmektedir.

Sanık ikrarı delil olarak şu faydaları sağlamaktadır:[1]

1) Suç oluşturan eylem hakkında en çok bilgisi bulunanın (sanığın) beyanıdır. Bu nedenle suça konu olayla ilgili tüm detayların bilinmesi ve incelenmesi ikrar sayesinde olabilmektedir.

2) Soruşturmayı esaslı bir şekilde kolaylaştırır. Özellikle ikrarın diğer deliller ile örtüşmesi halinde adli hatanın önüne geçilmiş olmaktadır.

3) Özgür iradeyle verilmesi ve gerçeğe de uygun olduğunun belirlenmesi durumunda yargıçta vicdani kanaatinin oluşumunda olumlu katkıda bulunur. Yargılama makamı bu halde hüküm kurma açısından kendini daha rahat hissetmekte ve kararın oluşumunda diğer deliller ile örtüşen ikrarı gerekçenin merkezine yerleştirmektedir.

Bu özelliklere sahip olan sanığın ikrarı önemli bir sübut vasıtası olarak kabul edilmektedir.

3. SANIĞIN İKRARININ DELİL OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİNDE GÖZETİLECEK İLKELER

3.1. Vicdani Delil Sistemi

Ceza yargılama hukukumuzda, vicdani delil sistemi geçerlidir. Sanığın ikrarı da bu delil sistemine göre değerlendirilmektedir.

Ceza yargılamasının esaslı amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu nedenle delil serbestîsi ve vicdani delil sistemi hukukumuzda kabul edilmiş ve uygulamaya geçirilmiştir.

Bu sisteme göre bir ceza davasında kural olarak her şey delil olarak değerlendirmeye tabi tutulabilir. (CMK m. 217/2)

Yargılama makamı, ceza yargılamasında mevcut delilleri vicdani kanaatine göre takdir eder ve değerlendirir.[2] (AY m. 138/1, CMK m. 217/1 c.2)

Belirtmek gerekir ki, yargılama makamı Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası gereği bu takdir yetkisini, hukuk kurallarının öngördüğü esaslara göre kullanmalı ve takdir yetkisini kullanırken keyfilikten uzak durmalıdır.[3]

Bu nedenle, Ceza yargılama hukukumuzda, özgür iradeye bağlı sanığın ikrarı delili, dosyada mevcut diğer tüm delillerde olduğu gibi yargıç tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmelidir.

Bir kişinin suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesi uygulamada görülen bir haldir. Bu yüzden sanığın ikrarının delil olarak hükme esas alınabilmesi için bir takım hususları dikkate almalı ve ölçütler çerçevesinde tüm deliller değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır.

3.2. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

3.2.1. Kavram Tanımı

“Şüpheden Sanık Yararlanır” ilkesi kavramı, vicdani deli sisteminin kabul ettiği esaslara göre bütün araştırmalar yerine getirildikten ve elde edilen deliller tartışıldıktan sonra hala kesin bir kanıya varılamaması halinde, oluşan ve giderilemeyen şüphenin sanık lehine yorumlanması olarak tanımlanabilir.

Bu halde, yani giderilemeyen şüphenin bulunması halinde sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmamalıdır.[4]

3.2.2.“Şüpheden Sanık Yararlanır" İlkesinin Gözetilmesi Zorunluluğu

Sanığın ikrarının değerlendirilmesi aşamasında "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi[5] de mutlaka dikkate alınmalıdır.

"şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, ceza yargılamasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından dikkate alınması gereken herhangi bir duruma dair şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesi olarak tanımlanabilir.

Bu ilke oldukça geniş bir uygulama alanına sahiptir.

3.2.3. “Şüpheden Sanık Yararlanır" İlkesinin Uygulanabileceği Haller

“şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin uygulanabileceği haller şunlardır:[6]

1) Yargılama konusu suçun işlenip işlenmediği,

2) Suçun sanık tarafından işlenip işlenmediği,

3) Suçun gerçekleştiriliş şekli,

4) Suçun niteliğinin belirlenmesi.

Yukarda ifade edilen hallerde herhangi bir şüphe bulunması halinde “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi çerçevesinde tüm delillerin değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.

4. SANIK İKRARININ DELİL OLARAK HÜKME ESAS ALINMA ÖLÇÜTLERİ

Ceza yargılamasında sanık ikrarının hükme esas alınabilmesi için bir takım hususların değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.

Bu yüzden, sanığın ikrarının delil değerinin tayini açısından, yargılama dosyasında mevcut deliller ile sanığın ikrarı karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye tabi tutulmalı, sanığın ikrarının mevcut diğer delillerle örtüşmesi halinde hükme esas alınmalıdır.

Somut olaydaki sanık ikrarının delil değerinin tespiti için şu hususların dikkate alınması gerekir:[7]

1) Sanığın ikrarının hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı belirlenmelidir. Sanık ikrarı, sanığın özgür iradesine dayanmıyorsa, ikrarın hükme esas alınması mümkün gözükmemektedir.

2) İkrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği hususu araştırılmalı ve bu husus kesin bir şekilde açığa çıkarılmalıdır.

3) İkrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği araştırılmalıdır. Bu araştırma delillerin karşılaştırılması suretiyle yapılmalı ve delillerin örtüşüp örtüşmediği kesin çizgilerle tespit edilmelidir.

4) Sanığın ikrarının Hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği araştırılmalıdır. Hayatın doğal akışına uygun olmayan sanık ikrarı şüphe ile karşılanmalıdır.

5) Şüpheden arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği araştırılmalıdır. Sanık ikrardan dönmüş ve ikrar delili olayda mevcut diğer deliller ile de örtüşmüyorsa, bu halde sanık ikrarı şüphe ile karşılanmalı ve dosyadaki mevcut deliller analiz edilerek sanık hakkında hüküm kurulmalıdır.

Yukarıda belirtilen hususlar gözetilmek suretiyle, somut olaydaki sanık ikrarının delil değeri tayin edilmeli ve ispat sorunu bu şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.

5. YARGITAY UYGULAMASI

Yargıtay’ın sanığın ikrarının delil olarak değerlendirilmesine ilişkin kararlarını ikili ayrıma tabi tutarak incelemek gerekir.

Birincisi, sanığın ikrarının yargılama dosyasındaki deliller ile örtüşmesi halidir.

İkincisi ise, sanığın ikrarının soyut beyan olarak kalması ve isnat edilen eyleme ilişkin tespitlerin yapılamaması halidir.

5.1. Sanığın İkrarının Hükme Esas Alınması Ve İkrarın Dosyadaki Mevcut Deliller İle Örtüşmesi Hali

Yargıtay, yargılama dosyasında mevcut deliller ile örtüşen sanık ikrarının hükme esas alınabileceğini çeşitli kararlarında dile getirmektedir.

Yargıtay, sanığın müştekiye silah doğrultmak ve biber gazı sıkmak suretiyle üzerine atılı suçları işlediği yönündeki iddiaları ile ilgili dava dosyasında, müştekinin aşamalardaki iddiası, sanığın ikrarı ve temyiz dışı mağdur ve katılan beyanları karşısında, sanığın ikrarına itibar edilmeme nedeni de açıklanmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur.[8]

Yargıtay, dava dosyasındaki oluşa, dosya içeriğine ve sanığın ikrarına göre, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olması halinde mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğini, bunun yerine delillerin takdirinde hataya düşülerek sanık hakkında beraat karar verilmesinin hukuka aykırı olacağını bazı kararlarında belirtmektedir.[9]

Örneğin; olay tutanağı içeriği, suç konusu uyuşturucu maddenin sanığın sürücülüğünü yaptığı aracın sürücü koltuğunun altında ele geçirilmiş olması, sanığın ikrarı gözetilerek, sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile beraatine karar verilmesi hem dosyanın esasına hem de hukuka aykırı olacaktır.[10]

Yargıtay, müşteki iddialarının sanık ikrarı ile doğrulanması halinde ikrarın hükme esas alınabileceğini ve sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulabileceğini düşünmektedir.[11]

Yargıtay bir kararında, müştekinin sanığın kendisine hakaret ettiği yönündeki iddiasının, sanığın ikrarı ile de doğrulanması karşısında, bu kanıtlar yöntemince tartışılıp reddedilmeden, yerinde olmayan ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur.[12]

5.1.2. Sanığın İkrarının Hükme Esas Alınmaması Ve İkrarın Dosyadaki Mevcut Deliller İle Örtüşmemesi Hali

Bazen yargılama dosyasında bulunan deliller sanığın ikrarı ile örtüşmeyebilir. Başka bir söylemle, sanığın ikrar ettiği suçun maddi unsurlarına yönelik herhangi bir tespit bulunmayabilir.

Örneğin, üzerinde kullanım miktarı kadar esrar maddesi yakalanan failin, uyuşturucu ticareti suçlamasından kurtulmak veya başka bir nedenle ele geçen esrarı kendisinin ektiğini ve kullanmak için yanında bulundurduğunu söylemesi halinde, esrar elde etmek amacıyla failin kenevir bitkisi ektiğine ilişkin bir takım somut delillerin dosyada bulunması gerekir.

Yargıtay, bu gibi hallerde kullanım miktarı kadar uyuşturucu madde ele geçen sanığın esrar elde etmek için kenevir bitkisi ektiği yönündeki ikrarını delil olarak kabul etmemekte ve kenevir ekme suçundan beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmektedir.[13]

Örneğin, dikili halde dişi hint keneviri ele geçirilmesi halinde, fail uyuşturucu madde kullanmak amacıyla kenevir ektiğini söylemesi halinde, failin uyuşturucu kullandığı hususu ya tıbbi işlemler ile tespit edilmeli veya failde kullanım miktarı düzeyinde narkotik madde ele geçirilmelidir. Bu iki husus yok ise, fail hakkında uyuşturucu kullanma suçundan mahkumiyet hükmü kurulmamalıdır.

Yargıtay, hakkındaki başka bir suçun soruşturması kapsamında, geçici olarak kaldığı evde yapılan aramada dikili halde bulunan ve 2313 sayılı Kanuna göre ayrıca yargılaması yapılan 62 kök dikili dişi hint keneviri dışında herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen olayda; sanığın, bu maddeleri kullandığına ilişkin tıbbi bir bulguya ulaşılamaması, dikili durumda ele geçirilen dişi hint keneviri bitkilerinden koparıp içtiğine dair herhangi bir iddia ya da kanıtın da bulunmaması karşısında, soyut ikrarı dışında, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçunu işlediğine ilişkin şüpheden uzak, kesin ve yeterli delilin mevcut olmadığı gerekçesiyle, bu suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.[14]

Yargıtay, sanığın uyuşturucu madde kullandığını ifade ettiği bir olayda, bu beyanının mahkûm olduğu uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurtulmaya yönelik olduğu, sanığa ait uyuşturucu maddenin ele geçirilememesi, uyuşturucu madde kullandığının tıbben saptanamamış olması ve soyut ikrarı dışında, dava tarihi öncesi yüklenen suçu işlediğini somut bir olgu olarak ortaya koyan, her türlü şüpheden uzak, yasal ve yeterli herhangi bir kanıtın da bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine karar vermiştir.[15]

Yargıtay, uyuşturucu ticareti suçlarında sanığın narkotik maddeyi kullanmak amaçlı bulundurma yönündeki beyanlarına itibar etmemekte, sanığın narkotik madde kullandığı hususunun tıbben tespit edilmesini aramaktadır.[16]

Yargıtay, atılı suç dışında (örneğin hırsızlık) ayrıca başka bir suç (örneğin hırsızlık) suçunu da işlediğini ikrar etmiş olsa dahi, işlediğini iddia ettiği suçun maddi unsurlarının tespit edilmesi gerekir.

Örneğin, hırsızlık suçuna ilişkin bir soruşturmada, fail ayrıca başka bir hırsızlık suçunu da işlediğini beyan ederse, bu olaya ilişkin suçun unsurlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Örneğin, fail suçu işlediği yeri gösteremiyor ve o bölgede böyle bir suç işlendiği de tespit edilemiyorsa, failin ikrarına itibar edilemez ve fail hakkında mahkumiyet hükmü kurulamaz.[17]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.

------------------------------------

[1] YCGK, E: 2015/669, K: 2016/38, KT: 26.01.2016.

[2] Güçlü Akyürek, Ceza Yargılamasında Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu, TBB Dergisi 2012 (101), ss 61-82, s.61.

[3] Yener Ünver/Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet, 4. Bası, Ankara, 2011, s. 634; Nurullah Kunter/Feridun Yenisey/Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 18. Bası, İstanbul, 2010, s. 1327.

[4] Mehmet Yayla, Ceza Yargılamasında İspat İçin Yenilmesi Gereken Şüphe; Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri Sistemlerinin İncelenmesi, 2013/3 Ankara Barosu Dergisi, ss. 289-313, s. 299.

[5] Ceza yargılamasının amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Bu nedenle “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ceza yargılamasının en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biridir. İnsan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken bir ilkedir. Öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilmektedir.

[6] Yargıtay’ın bu konuda kabul ettiği esaslar için bkz.; YCGK, E: 2015/669, K: 2016/38, KT: 26.01.2016.

[7] YCGK, E: 2015/669, K: 2016/38, KT: 26.01.2016.

[8] Y.4.CD, E. 2014/17606, K. 2018/356, KT. 10.01.2018.

[9] Y.13.CD, E: 2016/13149, K: 2018/1813, KT: 13.02.2018.

[10] Y.10.CD, E: 2013/13874, K: 2018/2237, KT: 05.03.2018.

[11] Y.18.CD, E: 2016/746, K: 2018/945, KT: 26.01.2018.

[12] Y.18.CD, E: 2016/746, K: 2018/945, KT: 26.01.2018.

[13] YCGK, E: 2014/81, K: 2016/66, KT: 16.02.2016

[14] YCGK, E: 2015/669, K: 2016/38, KT: 26.01.2016.

[15] Y.10. CD, E: 2014/2804, K: 2017/7153, KT: 20.12.2017.

[16] Y.10. CD, E: 2014/2804, K: 2017/7153, KT: 20.12.2017.

[17] Y.17.CD, E: 2015/23560, K: 2017/12905, KT: 01.11.2017: “…26.05.2012 tarihli tutanağa göre, olay günü sanık ...'ın yaralandığını beyan ettiği yerin 5 km kuzeyinde bulunan su pompası hırsızlığı eylemi dışında trafo veya elektrik teli hırsızlığı olayının meydana gelmediğinin belirtildiği, suçun işlendiği iddia edilen yerin tespit edilemediği, bu nedenlerle sanık ...'ın soyut ikrarı ve suç isnadları dışında sanıkların atılı suçu işlediklerini somut bir olgu olarak ortaya koyan, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden,sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,…”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmed 7 gün önce

Sayın hocam bütün bu anlattıklarınız doğru ama uygulanıyor mu? Uygulanıyor dersen yüzde otuzu kadarı belki. Asıl sorun da burada uygulama noktasında, denetim yok. Kanun koyucular ciltler dolusu kanun yapabilir düzenleme de yapılabilir ama uygulanmayınca bütün bunların hiçbir anlamı yok, Yapılan araştırmalarda gösteriyor ki toplumun bir birine güveni diğer ülkelere göre çok düşük Halkımızın bir birine güveni olmazken karar vericilerin vicdani kanaatine mi güvenecek tarafsız, adil ve güvenilir bir yargılama ve de uygulamaların denetimi her zaman ifade ettiğim gibi VAR sistemiyle olur İyi çalışmalar