Ülkeler ve şehirler, bir insana benzerler. Nasıl ki insanın vucudunda bir yer ağrıdığı zaman, bunun rahatsızlığı bütün vücutta hissedilirse, bir kentin bir yerindeki olumsuzluk da, kentin her yerinde bir şekilde kendini gösterir ve burada yaşayan insanların yaşamına, yaşam kalitesine yansır. Bu bakımdan, bir kent ve sakinleri hakkında karar verebilmek için, alınan örneklerin çeşitli ve değişik olmasına özen gösterilmesi gereklidir.
           

PAHALI MI, UCUZ MU
           

Amerika’da ve özellikle Amerika’nın en büyük üçüncü kenti olan Şikago (Chicago) da hayat pahalı mı, ucuz mu.
           

Eğer 1 doları, 1 Türk Lirası olarak kabul ederseniz ve öyle harcarsanız, Türkiye’nin aynı. Ama 1 doları döviz kuru üzerinden 2 ile 3 ile çarparak bulacağınız sonuca göre hareket ederseniz Türkiye’den çok pahalı bulursunuz. Örneğin otobüs, metro, tren gibi toplu taşıma ücretlerinde bilet bedeli 2.25 dolar, Türkiye’de de 2 lira, yani hemen hemen aynı. Ama 2.25 doları döviz kuru ile çarparsanız, fiyatları yüzde yüz pahalı bulacaksınız.
           

YARGI
           

Dünyanın her yerinde yargının yani mahkemelerin birbirine benzeyen noktaları olduğu kadar farklılıkları da vardır.
           

Amerika’da Mahkeme (Court) ; Eyalet Yargı Sistemi, Federal Yargı Sistemi ve Üst Mahkemeler olarak kurulmuş. Üst Mahkemeler; Temyiz Mahkemesi (Court of Appeals) ve Yüce Mahkeme (Supreme Court) tan oluşuyor.
           

Avukat deyimi” ise, bildiğimiz anlamda “Avukat” ve “Savcı” yı kapsıyor.
           

Bildiğimiz anlamda “Avukat” için “Savunma Avukatı - Counsel for the Defence veya Defence Lawyer veya Defence Attorney” tabiri kullanılıyor.
           

Savcı” için ise “İddia Avukatı - Counsel for the Prosecution veya Prosecuting Lawyer veya Prosecuting Attorney” tabiri kullanılıyor.
           

Yani ikisi arasında hiç bir gözetilmiyor ki doğru olan da budur.
           

Savcılarda, Baro’ya kayıtlı bulunuyorlar.


Hakim veya Savcı olabilmek için, uzunca bir süre Avukatlık yapmak gerekiyor. Ancak bundan sonra hukukun yan dalları olan hakim veya savcılığa geçilebiliyor.
           

ADLİYENİN YERİ
           

Şikago’da iken, bir mahkeme binasını görmek için, çeşitli kesimlerden değişik kişilere, mahkemenin nerede olduğunu sordum. Hiç kimseden yanıt alamadım. Basit bir mağazayı, müzeyi tarif etmek için yırtınan insanlar mahkemenin yerini bilmiyorlardı.


Bir vesile ile tanıştığım, karısı Şikago’da bir üniversitede Profesör olan ve bir çocukları Amerika’nın bir başka kentinde iddia avukatı(savcı) olan aile dahi Şikago’daki mahkemenin yerini bilmiyordu.


Oysa Türkiye’de, insanlar daha evlerinin yerini öğrenmeden mahkemenin yolunu öğrenirler. Yaşamında karakoldan, mahkemeden, icradan geçmemiş tek bir insan bulamazsınız.


Biraz daha ısrar ederek “Adliye Sarayını” sorduğum insanlar, cevap verebilmenin mutlulğu ile, bana “Beyaz Saray’ın” yerini tarif ettiler.


Saray’ın kafalardaki yeri, işte bu kadar farklı ve derin idi.
           

İKİ ÖNEMLİ SORUN
           

Amerika Yüce Mahkemesi, kürtaj konusunda 1973 yılında “”Roe’v Wade” başlıklı davada “kürtaj, kadınla doktoru arasında mahrem ve kişisel bir konudur” şeklinde karar vererek kürtajı tartışmasız meşru ve kişisel bir hak olarak kabul etti ve noktayı koydu. Muhafazakarlar tam kırk senedir bu kararı değiştirmek için Yüce Mahkemeyi ele geçirerek bu kararı iptal ettirmeye çalışmakta iseler de başarı sağlayamadılar. Ancak Amerika’dan bir adım ileri olan Türkiye bu başarıyı (!) yakaladı. Demek ki, Amerikalı siyasetçilerin de Türkiye’den alacakları bazı dersler var.
           

Yüce Mahkemenin “ayrımcılık” konusunda aldığı bir diğer önemli kararı ise 1954 senesinde “ayrımcılığı anayasal suç olarak kabul eden kararı” olmuştur.
           

O kadar ki, bu gün Amerika’da; bir kişiyi renk ve cinsiyetinden ötürü aşağılamanın cezası, aynı kişiyi dövmekten ve yaralamaktan belki de daha ağır. Bu yüzden büyük miktarlara dayanarak açılan tazminat davalarında, davanın konusunu genellikle “ayrımcılık ve aşağılamak” oluşturuyor.
           

Bu şekilde Amerika, özellikle “beyaz-zenci” arasındaki çatışmayı tam olarak önlemiş, ırk, renk, cinsiyet ve kökenler arasındaki barış ve uyumu sağlamış görünüyor. Her ortamda, hangi renk ve hangi ırktan olursa olsun insanlar, rahat, samimi, içten dostluklar kurarak yaşamlarını sürdürüyorlar.
           

Çünkü orada geçerli olan “ayrımcılık, etnik haklar ve açılım” değil, aynı çatı altında eşit, mutlu, müreffeh ve insanca yaşamak olarak kabul ediliyor.
           

KASA VE KASİYER ARIYORUM
           

Büyük mağazalarda, üstelik mağaza zinciri haline gelen yerlerde ilaçtan sandoviçe, karpuzdan gömleğe, kalemden hazır yemeğe kadar her şeyi bulabilirsiniz. Aklınıza gelebilecek her türlü hazır yemek, salata ve meyveler; istediğiniz kalite, çeşit ve büyüklükte kesilmiş, bölünmüş, dilimlenmiş ve yemeğe hazır vaziyette vakumlanmış poşet tabak ve bardaklar içinde, raflarda hazır vaziyette bekliyor.
           

Satın aldığım bir iki şeyin parasını ödemek için, döne döne kasa ve kasiyer arıyorum. Nihayet aldığım şeyleri bırakarak mağazadan ayrılmak üzere iken öğreniyorum ki; bir çok mağazada “kasa” kaldırılmış. Aldığınız malı, bankamatik benzeri bir makinanın yanına götürüp etiketlerini tek tek okutup torbanıza koyuyorsunuz. Ekranda fiyatları görülüyor. Sonra üstteki bir gözden paranızı sokuyorsunuz. Alttaki bir gözden paranızın üstü ve faturanız çıkıyor. Satın aldığınız malı, paranızın üstünü alıp ayrılıyorsunuz.
             

Bu işlemi yaparken, diğer bir çok yerde olduğu gibi, sırada bekleyen kişiler, işlem yapan kişinin yanında veya hemen arkasında durmuyorlar. Böyle oluncada –alıştığımızın aksine- kafalarını uzatarak ne yaptığına bakmıyorlar veya hafifçe ittirip sıkıştırarak acele etmesi için uğraşmıyorlar. İki üç adım arkasında durup, işlemin bitmesini bekliyorlar. Öndeki kişi gidince, bankonun önüne gelip işlemlerini yapıyorlar ancak sıradaki diğer kişi, gene üç adım arkada bekliyor.
           

Benzinliklerin çoğu da aynı durumda, sanki terkedilmiş gibi. Hiç kimse yok. Aracınızı, benzin pompasının yanına parkedip, pompayı aracın deposuna koyuyorsunuz. Sonra ekranda kredi kartınızı okutup, ne kadar benzin alacağınızı yazıyor, benzini aldıktan sonra benzinliği terkediyorsunuz. Biz gene, alıştığımız üzere; benzini almadan önce de, aldıktan sonra da sağa sola bakarak görevli aradık ve sonra kimseyi göremeyince, ayıp bir şey yapmış gibi kaçarcasına benzinlikten ayrıldık.
           

Gelecek yazımızda Şikago’nun biraz da sosyal mekan ve eğlence yerlerine bakarak yazımıza son vereceğiz. Sonra not ettiğimiz, ülkemizin günlük olaylarına döneceğiz.
Hoşca kalın.
 

Av.A.Erdem Akyüz
Hukukun Egemenliği Derneği
Genel Başkanı



(Bu köşe yazısı, sayın Av. Erdem AKYÜZ tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)