Sosyal Medya Yasaklanmalı Mıdır?

Sosyal medya denilen Youtube, Twitter, Facebook vb. internet sitelerinin tamamen suça konu ya da kişi hak ve hürriyetlerini ihlal eden içerikleri barındırdıklarını söylemek yanlış olacaktır. Bu tür internet siteleri de şüphesiz ki vardırlar ve internetin dark web denilen kısmında mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. İnsanlar bu tür internet sitelerinde de yazı, resim, fikir vb. paylaşabildikleri için buralar da esasında sosyal medya sayılabilirler. Ancak pekala sosyal medyadan kasıt, internet ağının bu tür aşırı noktaları değildir.

Sosyal medya denilince herkesçe anlaşılan Facebook, Twitter vb. ortamdaki tüm içerikler suça konu olmasa da şüphesiz ki bu alanlarda da suça konu ya da kişi hak ve hürriyetlerini ihlal eden içeriklerin yer aldığı açıktır. Örneğin bu alanlarda yer alan pornografik içeriklerden hakaretlere ve hatta terörü desteklemeye varıncaya kadar çeşitli haksızlıklara, her yaştan kullanıcı tarafından kolayca erişilebilmektedir.

Yüz milyonların bir tık uzağında olan bu tür sakıncalı içerikleri de barındırıyor oluşu, yine de sosyal medyanın zararından çok faydası olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Öyle ki sanat, haber, bilim ya da akla gelen her alandaki müspet bilgilere de bu mecralardan ulaşılabildiği gibi bu alanlar networking ya da fikir paylaşımı gibi konularda da kolaylıklar sağlamaktadır. Sosyal medyanın ticari yönünün de azımsanmaması gerekir. Zira bu alanlardan çok ciddi paralar kazanılmakta ve sosyal medya devlet için de yüksek bir vergi potansiyeli taşımaktadır. Yine toplumun olan bitenden kolayca haberdar olabilmesi ve olaylara dair her çeşit fikre erişebilmesi de şüphesiz ki doğru bilgiye ulaşabilme açısından önemlidir. Zira internet sayesinde insanlar kendilerine sunulan bilgilerin doğruluğunu test edebilme şansına erişmişlerdir. Son olarak, sosyal medyanın siyasiler için de fikirlerini paylaşabilme ve toplumu ikna yönünden faydalı olduğunu belirtmek gerekir.

Bizce sosyal medyanın faydası, zararından çoktur. Lakin bu sübjektif bir değerlendirmedir. Aksi görüşteki bir başkasına göre tek bir kişinin dahi hayatının kararmaması uğruna, sosyal medyanın tamamen yasaklanması doğru olabilir. Açıktır ki sosyal medyada paylaşılanlar yüzünden intiharlar gerçekleşebilmekte ya da insanların ömrü boyunca unutamadığı, internetten sildiremediği haksızlıklar meydana gelebilmektedir.

Kanımızca sosyal medyanın tamamen yasaklanması yerine yalnız sosyal medyanın değil, kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin korunabilmesi adına bütün bir internet ağının sıkı bir denetime tabi tutulması daha doğru olacaktır. Zira bizce önemli olan, teknolojinin nimetlerinden hukuka uygun sınırlar çerçevesinde faydalanabilmektir. İşbu yazıda da denetime dair düşüncemizin gerekçeleri ortaya konulmaktadır.

Giriş

İnternet ağının büyük bir kısmını oluşturan sosyal medya platformları; insanların bilişim verileri vasıtasıyla birbirleriyle haberleştikleri, fikirlerini yahut çeşitli uğraşlarını sergiledikleri mecralardır. Bu mecralar günümüzde sosyal hayatın, iş hayatının ve bir insanın neredeyse bütün aktivitelerinin odak noktası haline gelmiştir. Öyle ki kullanıcıların da site içeriğini değiştirebildikleri dinamizm; artık yalnızca Twitter gibi başat internet aktörleri için değil, herhangi bir internet sitesinin de temel bir özelliği haline gelmiştir. Örneğin otomobil satışı yapılan bir internet sitesi vasıtasıyla kullanıcıların birbirlerine mesaj gönderiyor olmaları ya da site içeriklerine yorum yapmaları, bu tür sitelerin de bir iletişim aracı olduğunu ve nispeten sosyal medya alanına dahil olduğunu ortaya koymaktadır.

İnternette yaşanan hak ihlalleri, bugün bütün dünyada maddi bir vakıa olarak herkesin gözleri önünde cereyan etmektedir. En gizli kişisel verilerden ticari sırlara, müstehcenlikten terörizme ve adeta kimlik hırsızlığı teşkil eden sahte hesaplara kadar varan bu haksızlıklar silsilesinin önüne geçebilecek tek güç de şüphesiz ki egemenlik gücünün tek meşru hakimi olan devletlerdir.

İnternetin gelişiminin çok kısa bir zaman aralığında yaşanması, hukukun internet ortamındaki haksızlıklarla mücadelesinde gecikmelere sebep olmuştur. Gecikmiş de olsa, devletler bu tür haksızlıklarla mücadele adına çeşitli siber güvenlik, adli bilişim ve mevzuat çalışmaları gerçekleştirmektedir. Ülkemiz telekomünikasyon hukukunda da bu alanda; Elektronik Haberleşme Kanunu’ndan başlayarak, 5651 s. İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a ve sair alt mevzuata kadar giden bir normlar ağı bulunmaktadır. Şahsi kanaatimiz, bugün için bu normlar ağının internet ortamındaki haksızlıklarla mücadelede kısmen yetersiz kaldığıdır.

Maddi dünyada veya internet ortamında kişi haklarının korunması devletin görevi olduğundan; ‘’interneti dokunulmaz kılmak‘’ yerine bu alanların akla, mantığa ve en önemlisi Anayasa’ya uygun normlar ile sıkı biçimde denetlenmesi en doğru yoldur.

A) 5651 s. Kanun’un Yapısı

5651 s. Kanun, dünyadaki muadilleri arasında en özgürlükçüsü olmadığı gibi en yasakçı olanı da değildir. Örneğin bugün ABD’de ifade hürriyeti çok geniş bir yoruma tabi tutulmaktadır. Merkezleri ABD’de yer alan sosyal medya platformlarının Türk yargısının istinabe taleplerine olumsuz yanıt veriyor oluşunun en büyük gerekçesi de ifade hürriyeti felsefesi üzerine oturtulmuş olan ABD telekomünikasyon/internet hukukudur. 47 s. ABD Telekomünikasyon Kanunu’nun 230 ve 231. maddeleri öyle bir düzenlenmiştir ki bu hükümler terörizm ve çocuk pornosu gibi bazı alanlar haricinde internet servis sağlayıcılara(İSS) hukuka aykırı içeriklerden dolayı neredeyse tam bir sorumsuzluk getirmektedir. Bu konuda AB ve AİHM uygulamasının ABD’den çok daha katı olduğunu söylemek mümkündür.

Objektif bir bakış açısı ile bakıldığında 5651 s. Kanun, ABD ve AB hukukuna göre nispeten ağır düzenlemeler içermektedir. Fakat bugün için ilgili ülke basınlarındaki tartışmalara ve mevcut yasa tasarılarına/tekliflerine bakılırsa, internetteki aşırı özgürlüğün bu ülkelerde de sınırlandırılmaya çalışıldığı anlaşılacaktır. Yurt dışında, özellikle İSS’lerin sorumluluklarına ve deep web alanındaki siber güvenlik düzenlemelerine yönelik ciddi kanun çalışmaları yapıldığı bilinmektedir. Yine ilgili ülkelerdeki toplumun aşırı özgürlükçü bir internet hukukuna karşı bakışının da tamamen olumlu olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Örneğin Backpage yargılamaları, ABD hukukunun açıkça suç işleyen bir internet sitesinin işletmecilerini istemeden de olsa korumasından dolayı toplum nazarında yoğun bir tepki uyandırmıştır.

5651 s. Kanun’un İSS’lere gereğinden fazla sorumluluk yüklediği ya da muadillerine nazaran fazla katı olduğu konusu şüphesiz ki tartışmaya açıktır. Fakat bu katılığına rağmen 5651 s. Kanun, kararların infazı noktasındaki teknolojik imkansızlıklar da eklenince, internet alanındaki haksızlıklarla mücadelede zaman zaman yetersiz kalmaktadır.

Bugün için hiçbir ülkede internet tamamen dokunulmaz bir alan olarak görülmemektedir. İnternet vasıtasıyla haksızlık yaratan her bir internet kullanıcısı, dünyanın neresinde olursa olsun hukuk düzeni tarafından cezalandırılmaktadır. Esas mesele; sosyal medya vb. bir mecrada kişinin ticari itibarının alaşağı edildiği, kişiye ağza alınmayacak küfürler edildiği, kişinin en mahrem kişisel verilerinin aleni paylaşıldığı ya da kişinin müstehcen videolarının kendi rızası olmaksızın yayıldığı bir durumda yargının bu haksızlıkların önüne geçebiliyor oluşudur. Ne yazık ki ortada mahkeme kararı olsa bile dünyada bugün için çeşitli imkansızlıklardan dolayı kimi zaman bu tür haksızlıklar tamamen sonlandırılamamaktadır. Örneğin hakaret içeren bir sosyal medya paylaşımı mahkeme kararına rağmen kaldırılamadığı gibi yurt dışında olan sunuculardan bilgi alınamadığı için failin dahi belirlenemediği vakıalar meydana gelebilmektedir. Bu sebeple; sosyal medya yahut internet konusunda yapılacak düzenlemelerin temel hak ve hürriyetlere yapılan menfi bir müdahaleden ziyade, kişi hak ve hürriyetlerinin korunabilmesi gayesi güden düzenlemeler olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmelidir. Zira vatandaşın hakkını koruyacak olan mahkeme kararlarının pratikte uygulanabilirliğini sağlamak, adaletin tecellisi açısından en önemli husustur.

B) 5651 s. Kanun’un Temel Eksiklikleri

1) İnternetteki Özel Alanlar Kanuna Dahil Edilmelidir

5651 s. Kanun md. 2/1-g’de internet ortamı ‘’Haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortam‘’ şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanımlamayı yanlış buluyoruz. Zira internet ağının daha teknik biçimde tanımlanması gerekmektedir. Örneğin ABD mevzuatında internet ağı(web) ile world wide web, pratiğe uygun olarak bilinçli biçimde ayrı kavramlar olarak kullanılmaktadır.

İnternet ağı bugün için surface web ve deep web olarak ikiye ayrılmaktadır. Deep web’in suça konu veya toplum nazarında oldukça aşırı bulunan içeriklerinin yer aldığı kısmına ise dark web denilmektedir. Deep web denilen bu ağ, çeşitli kurum-kuruluşların daha çok bilgi güvenliği amaçlı geliştirdikleri iç ağları ve büyük bir çoğunluğunu TOR sunucularının oluşturduğu; farklı yöntemlerle erişilen internet sitelerinin yer aldığı ağdır. Kimilerince world wide web olarak da adlandırılan surface web ise genel internet kullanıcılarının dahil olduğu ve Google gibi arama motorları ile endeksli internet sitelerinin yer aldığı ağa verilen isimdir.

5651 s. Kanun, internet ağını ‘’kamuya açık‘’ alan olarak tanımlayarak, surface web ve deep web’in herkese açık olmayan noktalarını ister istemez mevzuat dışı bırakmıştır. Esas riskli alan şüphesiz ki deep web içerikleridir. Ancak surface web’e dahil bir internet sitesinde yer alan şifreli bir bölüm de özel alan sayılacağı için mevzuat dışı kalmıştır. Örneğin surface web’e dahil olan ve şifre ile girilen bir internet sitesinde yüz bin kişi birbiriyle iletişim halinde olsa bile burası bir ‘’özel alan‘’ niteliğinde olduğu için teoride 5651 s. Kanun’daki müeyyidelerden etkilenmemektedir. Halbuki olması gereken, özel alan niteliğindeki bu tür noktaların da ‘’müdahale için daha ağır şartlar öngörülerek‘’ kanuna entegre edilmesidir. Kanımızca Türk internet hukukunun başlıca eksiği budur.

2) Sunuculardan Verilerin Cebren Silinmesi Mümkün Kılınmalıdır

HTTPS vb. meseleler yüzünden erişimin engellenmesine dair verilen yargı kararlarının(URL tabanlı) icrasının sorun teşkil ettiği bilinmektedir. Ancak erişimin engellenmesi kararları tamamen uygulansa dahi haksızlığın sonlandırılması mümkün olmayabilir. Çünkü VPN yoluyla Türkiye’de erişim engeli bulunan sitelere erişmek mümkündür. Bu yüzden internet ortamındaki bir haksızlığın sonlandırılabilmesinin kesin çözümü, haksızlık oluşturan içeriğin internetten silinmesi-kaldırılmasıdır. Failin bulunup cezalandırılması da adaletin tecellisi açısından oldukça önemli ise de kanımızca esas önemli nokta haksızlığın sonlandırılmasıdır.

Bu durum evvela suça konu olaylarda sunuculara el konularak müsaderesi sonucu gerçekleşebilir ki bunun yasal zemini mevcuttur. Ancak önemli olan, ‘’içeriğin kaldırılması‘’ konulu bir yargı ilamının icraya konulması ile bir sonuç elde edebilmektir. Bu durum kesinlikle içerik sahibi kullanıcının veya yer sağlayıcının keyfiyetine bırakılmamalıdır. Nasıl ki bir kaçak yapı cebren yıkılıyor, mallar cebren haczediliyor ya da konuttaki bir işgalci mahkeme kararıyla kolluk vasıtasıyla zorla defediliyorsa; aynı şekilde internet sitesi içerikleri de cebren ortadan kaldırılmalıdır.

Aksi takdirde veriler sunucudan silinmedikçe, hukuka aykırı olduğu mahkeme kararı ile ortaya konmuş bir durum internet ortamında sonsuza kadar varlığını sürdürecek ve bu içeriğe çeşitli yollarla daimi olarak erişim sağlanması mümkün olacaktır.

Böyle bir durum yurt içindeki sunucular için rahatlıkla uygulanabilir. Yurt dışındaki sunuculara dışarıdan yapılacak böylesi müdahalelerin uygulanabilirliği ise şüphesiz ki tartışmaya açıktır.

3) İnternet Sitesi İşletmecileri ve Online Oyunlar Kanunda Ayrıca Düzenlenmelidir

Telekomünikasyon mevzuatımızda İSS’lerin yeknesak tanımlarına ulaşmak güçtür. Elektronik Haberleşme Kanunu’nda ‘’işletmeci‘’ kavramı üzerinden düzenlemelere gidilmiş, 5651 s. Kanun’da İSS’ler erişim ve yer sağlayıcı olarak ikiye ayrılmıştır. Erişim sağlayıcı internete erişimin gerçekleşmesi, bağlantı kurulması yönündeki hizmetleri yerine getirirken; yer sağlayıcılar internet sitelerinin içeriğini oluşturan verilerin saklandığı sunucuları işletme hizmetini yerine getirirler.

Görüldüğü üzere bir internet sitesinin salt kullanım-fikri hak sahibi gerçek/tüzel kişiler, her iki tanıma da dahil değildir. Ancak doktrinde ve pratikte bunlar da İSS olarak adlandırılmaktadırlar. Büyük sosyal medya platformlarının sahibi olan şirketler toplulukları, bulut bilişim hizmeti de verdikleri için günümüzdeki en büyük yer sağlayıcılar arasındadırlar. Fakat bu büyük teknoloji şirketlerinin haricinde başkalarının sunucularını kullanan sosyal medya işletmecileri de bulunmaktadır. Örneğin bir sosyal medya sitesinin fikri mülkiyeti ve kullanım hakkı X şirketinde, internet sitesinin verilerinin saklandığı sunucular ise Y şirketi bünyesinde yer alabilir. Böyle bir durumda X şirketi yer sağlayıcı değil, salt internet sitesini işleten kişi konumunda olmaktadır.

İşbu sebeple bir internet sitesinin kullanım hakkı sahibi olan gerçek/tüzel kişi İSS’lerin ayrı bir tanımlama yapılarak 5651 s. Kanun’da düzenlenmesi gerekmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 30.04.2020 tarihli kanun teklifinde sosyal medya sitesi işletmecileri ‘’sosyal ağ sağlayıcı‘’ olarak tanımlanmıştır. Toplum nazarındaki öneminden dolayı sosyal medya sitelerinin işletmecilerinin ayrıca tanımlanması şüphesiz ki doğrudur.

İnternet hukukundaki bir diğer önemli mesele de online oyun mecralarıdır. Bugün için sayıları milyarlara varan internet kullanıcısı online oyun/e-spor ile ilgilenmektedir. İnternet bağlantısı ile gerçekleşen bu aktiviteler, oldukça ciddi maddi-manevi değerlere sahiptir. Öyle ki bugün için milyon dolarlara e-spor oyuncusu transferi yapılırken, bu alanlardaki hesaplara karşı yapılacak saldırıların doğuracağı maddi-manevi hak kayıpları hiç de azımsanacak düzeyde değildir. Bu tür alanlarda tıpkı bir internet sitesinde olduğu gibi kullanıcılar birbirleriyle sesli, görüntülü iletişime geçmekte hatta bazen kripto paralar ile alışveriş yapmakta veya gelir elde etmektedirler. Bu platformlarda adeta insana sanal bir hayat sunan oyun türleri de vardır ki bu tür oyunlarda gerçek hayat neredeyse birebir kopyalanmaktadır. Önemine binaen Türk internet hukukunun bu tür alanlara yabancı kalmaması gerekir. Halihazırda 5651 s. Kanun’un internet ağına ve internetin süjelerine dair düzenlemeleri, bu tür alanlara oldukça uzaktır.

C) Erişimin Engellenmesi Nihai Çözüm Değildir

İnternet ortamındaki haksızlıklarla mücadelenin ve bu alandaki kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasının devletin görevi olduğunu belirtmiştik.

Kalabalık alanlardaki duvarlara yazılan yazılar belki yüzbinlerce kişi tarafından görülebilir. Yüzbinlerce kişinin görebileceği bu yazılar eğer ki doğrudan bir kişinin şahsına edilen küfür niteliği taşıyorsa, yüzbinlerin öğrenebildiği bir hakaretin derhal ortadan kaldırılması ve örneğin duvarın boyanması gerektiği aşikardır. Sosyal medyadaki bir hakaretin ise yüz milyonlar tarafından çok daha kısa bir sürede öğrenilmesi mümkündür. Bu da internet ortamında yapılan haksızlıklara olağandan daha hızlı ve daha sert müdahale edilmesini gerekli kılmaktadır. Sosyal medyadaki bir hakaretin ya da rızaya aykırı yayınlanan kişisel verilerin daimi olarak internet ortamında varlığını sürdürmesi durumu kabul edilemez.

Erişimin engellenmesi, şüphesiz ki vatandaşın ve kamu düzeninin siber uzaydaki haksızlıklara karşı korunabilmesi için geliştirilmiş önemli bir yöntemdir. Lakin bu sorunun nihai çözümü bir internet sitesinin tamamen veya URL tabanlı erişime engellenmesi değildir. Çünkü yukarıda da zikredildiği üzere VPN yoluyla Türkiye’de erişime engelli sitelere ulaşılabilmektedir. Bu yüzden önemli olan ilgili içeriğin internet ortamından silinmesi, tabiri caizse kişinin unutulabilmesi ve her isteyenin geçmişi hakkında internette yer alan doğru-yanlış yorumlara erişememesi ihtiyacıdır. Salt erişimin engellenmesi ile yetinildiğinde, bütün VPN’ler engellense dahi ülke sınırının dışındaki herhangi bir bağlantı noktasından ilgili içeriğe erişim imkanı devam edecektir.

D) Teknoloji de Hukuk Kadar Önemlidir

VPN yüzünden, bir siteye erişimin engellenmesinin haksızlıklarla mücadelede en etkili çözüm olmadığı belirtildi. VPN’lerin de kullanıma engellenmesi mümkün olduğu gibi bunun örnekleri mevcuttur. Erişimin engellenmesine dair verilen yargı kararlarının etkililiğinin arttırılması için VPN’in engellenmesine dair bir kanuni düzenlemeye gidilse bile şüphesiz bunun uygulanabilirliği eldeki teknolojinin elverişliliği ile mümkündür. Hatta VPN kullanımı suç olarak düzenlense dahi suçun failini belirleyebilmek için de teknoloji kullanımı gerekmektedir. Şüphesiz ki internet içeriklerinin sunuculara dışarıdan yapılacak bir müdahale ile cebren kaldırılabilmesi için de buna dair bir teknolojinin mevcut olması gerektiği açıktır.

Tüm bu sebepler gereğince, hukukun pratikte uygulanamaz duruma gelmemesi için kanımızca hukuk normları ile birlikte siber güvenlik alanındaki teknolojik gelişmeye de ağırlık verilmelidir. Zira ancak teknoloji mevcutken bilişim alanındaki hukuk normları tamamen etkili olacaktır.

E) Temsilci/Şube Bulundurulması En Doğru Çözüm Müdür?

Gerek sunucuların müdahalelere(hack) karşı korunuyor oluşu gerekse bu tür müdahalelerin olanaklılığı sorunu, yurt dışındaki sunuculara dışarıdan yapılacak müdahaleleri güçleştirmektedir.[1] Sosyal medya sitelerinin büyük kısmı yurt dışı merkezli olduğu için bu alanlarda gerçekleştirilen haksızlıkların faillerini bulmaya yarayacak verilerin çoğu zaman bu İSS’lerce bildirilmesi gerekmektedir. Yine içeriğin kaldırılması ya da URL tabanlı engellemeler noktasında da ilgili İSS’nin Türk yargı kararlarını tanıması ve uygulaması gerekliliği doğabilmektedir.

Durum böyle olunca, en etkili yol olmasa da görünen en mantıklı yol bu İSS’lerle anlaşmak ve gerekirse müeyyideler ile Türk yargı kararlarını uygulamalarını sağlamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 30.04.2020 tarihli kanun teklifinde[2], kullanıcı sayısı çok olan sosyal medya işletmecilerinin Türkiye’de temsilci bulundurmasına dair düzenlemeler yer almaktadır. Basına yansıdığı üzere, ek olarak bu tür platformların bilişim verilerini Türkiye’deki sunucularda tutma şartının da getirilmesi planlanmaktadır. Bu İSS’ler Türkiye’den hayli yüksek miktarda gelir elde ettikleri için sanıyoruz ki mevcut politikalarını sürdürmek gayesiyle Türkiye’den çekilecek değillerdir. Bu yüzden de temsilci bulundurmaları kuvvetle muhtemeldir. Fakat böyle bir zorunluluğa ilgili İSS uymadığı zaman buna yönelik tepkinin, sitenin erişime engellenmesi olacağını ve bunun da yukarıda belirtilen sakıncalarının bulunduğunu söylemek gerekir.

Böyle bir düzenleme ile umuyoruz ki Türk yargı kararlarının infazı noktasında Facebook, Twitter gibi belli başlı sosyal medya platformlarına karşı büyük bir kazanım elde edilecektir. Fakat bugün dahi yüzlerce popüler sosyal medya sitesi varken, yarın bu sayının on binlere varması mümkündür. Yeni kurulan bir sosyal medya sitesinin haftalar içinde milyonlarca kullanıcıya ulaşması da olasılık dahilindedir. ABD ve Avrupa merkezli olmayan platformlar söz konusu olduğunda ise karşıda bir muhatap dahi bulabilmek sorun olabilir.

Kanımızca esas çözüm, 5651 s. Kanun md. 8/A düzenlemeleri gibi sulh ceza hakimliklerinin ve hukuk mahkemelerinin ‘’içeriğin kaldırılmasına‘’ dair kararlar verebilmesinin doğrudan kanun ile düzenlenmesidir. Mevcut düzenlemelerde içeriğin kaldırılmasına yönelik karar verilebilmesi için uygulanabilecek normlar md. 8/A ve bu normun benzeri olan Elektronik Haberleşme Kanunu’nun yoruma açık 60/10 maddesidir. İçeriğin kaldırılması istemleri normatif güvenceye kavuşturulmalı ve bu tür mahkeme kararlarının mümkünse (el koyma veya uzaktan hack yoluyla)cebren infazı, mümkün değilse yer-içerik sağlayıcı tarafından kararın yerine getirilmesi suretiyle infazı mümkün kılınmalıdır. Bu yöndeki mahkeme kararını uygulamamak da müeyyidelere bağlanmalıdır. Bu yöntemin etkili olabilmesi için şüphesiz ki faillerin tespiti ve sunucuların yurt içinde olması şarttır.

Yukarıda zikredilen ve kanımızca içeriğinde vatandaşın siber güvenliğine dair önemli görüşleri barındıran kanun teklifinde, kullanıcıların TC kimlik numaraları ile sosyal medya hesabı oluşturabilmeleri şartı mevcuttur.[3] Sunucuların Türkiye’de bulunması ile birlikte bu durum da gerçekleşirse, şüphesiz ki belli başlı sosyal medya platformu kullanıcılarının kimliğinin tespiti ve içeriklerin kaldırılması daha sağlam bir zemine oturacaktır.

Temel hak ve hürriyetlerin tamamen korunabilmesi için şüphesiz ki böyle bir korumanın tüm internet ağına yayılması gerekir.

Sonuç

Teknoloji ve internet bu hızla gelişmeye devam ederse, yakın bir gelecekte bütün eşyalar ve hatta insan dahil çeşitli canlı türlerinin internete bağlanabilen bilişim cihazlarıyla entegre hale gelmesi olasıdır. Bugün için filmlere konu olan bu teknolojik gelişmeler, yüksek ihtimalle yakın gelecekte gerçekleşecektir. Teknolojinin bu denli hayatın odağı haline geldiği bir düzende bunun giderek daha sıkı denetimlere tabi tutulacak olması doğaldır. Çünkü teknolojideki gelişmeler yalnızca hukuki zeminde değil, gayri-hukuki zeminde de sonuçlar doğurmaktadır. Teknolojinin gelişimiyle internet suçlarının artışı da doğru orantılı gitmektedir.

Bugün için internet ortamındaki haksızlıklar genel olarak kişisel veriler, müstehcen içerikler ve hakaret temelindedir. Yakın gelecekte her türlü taşıtın, ev eşyasının ya da doğrudan insanların internet ağına bağlanacak oluşu, internet ortamında gerçekleştirilebilecek haksızlıkların çeşitliliğini ve tehlikeliliğini de şüphesiz arttıracaktır.

Öyle sanıyoruz ki internet kullanıcısının kimliğinin tespiti ve suçların önlenebilmesi açısından, yakın gelecekte kimlik bilgilerinin ötesinde parmak izi ya da dna gibi biyolojik verilerle internete erişilir duruma gelinecektir. Bu yüzden internet ortamına dair yasal düzenlemelerin gün geçtikçe özgürleşmesine değil git gide daha sıkı bir hal alacağı gerçeğine alışmak gerekmektedir. Bugün bir internet kullanıcısı çeşitli yollarla kimliğini gizleyebildiğine göre yakın gelecekteki düzenlemelere karşı anonimlik sağlayacak teknolojik gelişmelerin yaşanabileceği de unutulmamalıdır. Bu gerçek göz önüne alınırsa, durumun bugünkünden pek farklı olmama ihtimali de yüksektir. Ancak buradaki esas mesele aradaki dengenin korunabilmesi, teknoloji alanındaki haksızlıkların siber güvenlik-adli bilişim karşısında mutlak bir zafer elde etmesinin önüne geçilebilmesidir.

Av. Alp Öztekin

(Bu köşe yazısı, www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanmak üzere kaleme alınmış olup, ancak hukuka ve etik ilkelere uygun atıf yapılması suretiyle kullanılabilir. Yazının yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi ve fikri haklara aykırılık teşkil eder)

-------------------------------------

[1] Burada kastedilen, yasal mevzuat dahilinde siber güvenlik görevlileri tarafından ilgili sunucuların hacklenmesidir.

[2] Bkz. https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-2844.pdf, ET: 02.07.2020

[3] Bu şekilde açılmış hesaplardan yapılan paylaşımların TC kimlik numarası sahibine olan aidiyeti konusunda ciddi bir algı oluşacağı şüphesizdir. Fakat TC kimlik numaraları olur olmadık kişilerin eline geçebileceği ve bu şekilde oluşturulan sahte hesapların ‘’kötü niyetli açıldığının‘’ ispatının güçlüğü ihtimali dolayısıyla mağduriyetler de doğabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
arb 4 ay önce

hukuku, düşünce özgürlüğünü savunanların kendilerini gibi düşünülmeyince yaptığı yorumlara bakın ohaymış. gayet normal bir düşünce sosyal medya anonimliği size tespit edilmenin önüne geçerek bu alanlarda suç işleme özgürlüğü vermez hukuki olduğu sürece denetim şart

Avatar
Kerem 4 ay önce

Bir başka yasakçı zihniyet daha..

Avatar
ceza hukukçusu 4 ay önce

Yazıda düşünce hürriyeti değil,internetteki hukuka aykırı iş ve işlemler üzerinden yorum yapılmış. NORMALDE HUKUKA AYKIRI OLAN ŞEY İNTERNETTE HUKUKA UYGUN MU OLUYOR? Yazıyı çarpıtmayın. Bütün kimlik bilgileri çalınan birine sorun bakalım ozaman da internet denetlenmesin diyebilecek mi... Bunun düşünce hürriyetiyle alakası yok. Araba çalan birini polis bulabiliyorsa internet yoluyla kişisel bilgileri çalan birini de bulacak.

Avatar
Kerem 4 ay önce

bütün bir internet ağının sıkı bir denetime tabi tutulması daha doğru olacaktır. OHAA, ancak OHHAA denir buna.. yakın gelecekte kimlik bilgilerinin ötesinde parmak izi ya da dna gibi biyolojik verilerle internete erişilir duruma gelinecektir. HAYAL GÖRÜYORSUN, RÜYA GÖRÜYORSUN. Demekki sana kalsa, SIKI BİR DENETİMLE, FRANSIZ İHTİLALİ BİLE ENGELLENEBİLİR Dİ. O zaman internetmi vardı, daha sıkı denetimle en fazla 10 yıl gecikirdi. Otoritelerin tabii hoşuna gitmez, Bak tarihe otoriteler her yeni şeye ve özgür düşüceye her zaman karşı çıkmıştır. İnternette var olmak istemeyen bir insan, internette zaten bulunamıyor. Eğer sen internette var olayım, herkes beni sevsin arasın bulsun peşindeysen, ama yok ben sadece övgüleri alayım, eleştiriler olmasın YASAKLANSIN.. diyorsan, bende sana ohaa derim. Hayal görüyorsun derim. Avcı ne kadar çok tuzak kurarsa, avda o kadar çok yol bulur. Çözüm yasak koymak çözüm sıkı denetim yapmak değil, çözüm insanları taa ilk doğdukları günden itibaren eğitmektir.