Soru 1- Dolaylı dinleme hukuka uygun mudur?

Cevap: İletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi canlı, yani o an için yapılan haberleşmenin takibi olup, gerçekleşmiş bir yazılı veya sözlü haberleşmenin telefon hattının kullanıldığı cihaza kayıtlı olması ile ilgili bir anlamda geriye dönük, yani cep telefonunda bulunan arşiv incelemesi ise iletişimin tespiti/HTS kaydı olarak adlandırılır.

Haberleşmeye müdahale amacıyla inceleme kararı alınacaksa; şüpheli veya sanığın haberleştiği kişi yönünden değil, müdahale edilen cep telefonunu kullanan şüpheli veya sanık esas alınmalıdır. İletişimin denetlenmesi veya bilgisayarın incelenmesi ile ilgili usule uygun karar alınmışsa, karşı taraf yönünden ayrıca karar alınmasına gerek olmaz, ancak cep telefonunu kullanan şüpheli veya sanık yönünden hukuki ve fiili gerekçeleri bulunan karar alınmamışsa CMK m.135’e aykırılık gündeme gelecektir. Bunun dışında; “dolaylı dinleme” olarak da bilinen, hakkında dinleme ve kayda alma kararı verilmiş şüpheli veya sanık üzerinden, hakkında dinleme ve kayda alma kararı bulunmayan hedef şahsın dinlenip takip edilmesi veya görüştüğü bir kişi üzerinden iletişim tespit/HTS kayıtlarına bakılması halinde, hedef şahıs bakımından dinleme, kayda alma, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi veya iletişimin tespiti olmadığından, elde edilen deliller hukuka aykırı sayılacaktır.

Yine hedef şahsın telefonuna müdahale edilemediği için, onun çok yakın görüştüğü bir akrabasının, yakınının veya arkadaşının telefonu için inceleme kararı alınmışsa, bu da hedef şahıs yönünden hukuka aykırı delil sayılabilecektir.

Usule uygun yapılan bir telefon dinlemesi ve kayda alınması sırasında soruşturmaya konu olan veya soruşturma dışında kalan bir suça karıştığı şüphesine ulaşılan kişi yönünden kolluk, bu kaydı derhal soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısına iletmeli ve cumhuriyet savcısı da önüne gelen delili ve yeni şüpheliyi değerlendirmelidir. Bu andan itibaren; bu yeni şahsın teknik takibi için karar alınmasına ihtiyaç olup, bir başkası üzerinden dinlenip takip edilmemesi gerekir. Dinlenen diğer şahısla irtibatı devam eden bu yeni şahıs hakkında soruşturma açılmaz veya soruşturma açılıp da iletişimin denetlenmesi kararı alınmazsa, bu andan sonra yapılan dinleme ve kayda almalar “dolaylı dinleme” olur ve bu yeni şüpheli bakımından hukuka aykırı delil olur.

Yeri gelmişken; dolaylı dinlemeyi değil de, tesadüfen elde edilen delilleri düzenleyen CMK m.138/2, yani dinleme sırasında yeni bir suça ulaşılması halinde bu suç yönünden derhal ulaşılan kayıt, kolluk tarafından soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısına iletilmelidir. Aksi halde; hakkında karar alınmayan suç yönünden devam eden dinlemeler, CMK m.135/8’de sayılan katalog suçlar arasında yer alsa dahi hukuka aykırı olacak ve delil niteliği taşımayacaktır.

Soru 2- Kovuşturmada iletişimin denetlenmesi hukuka uygun mudur?

CMK m.135 kovuşturma aşamasında da iletişimin denetlenmesine izin vermektedir. Ancak kovuşturma sanıktan gizli ve yokluğunda yürütülemeyeceğinden, bu aşamada iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurulabilmesi için yeni bir soruşturma dosyasının açılması ve o dosya üzerinden maddi hakikate ve adalete ulaşılabilmesi, varsa yeni şüpheli ve delillerin tespiti için iletişimin denetlenmesi adlı koruma tedbirine başvurulabilir.

Bir diğer görüşe göre; iletişimin denetlenmesi tedbirine kovuşturma aşamasında başvurulabileceğinden, dava dosyasının dışında bir dosya oluşturularak ve sanıktan ve müdafinden gizlenmek suretiyle iletişimin denetlenmesi yapılabilir. Kanaatimizce bu görüşün kabulü mümkün değildir, çünkü itham sisteminde iddia eden tarafın suçlamayı ve delillerini ortaya koyması gerekir, ayrıca CMK m.206 ve 207 incelendiğinde kovuşturma aşamasında hakimin delil toplama yetkisinin olmadığı, CMK m.207’ye göre tarafların bu hakka sahip olduğu, kaldı ki mülga Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 237 maddesinin 3. fıkrasında bulunan mahkemenin kovuşturmada resen delil araştırma ilkesinin de CMK’ya alınmadığı, bu nedenle de mahkemenin kovuşturma da iletişimin denetlenmesi tedbirine başvuramayacağı, ancak dosyada bulunması ve dosyada talep edilmesi halinde iletişimin tespiti/HTS kayıtlarının dosyaya getirtilebileceği, bunun dışında zaten gizli yürütülmesi gereken, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin canlı değerlendirilmesi tedbirine başvurulmasının da isabetli olmayacağı tartışmasızdır.

Soru 3- Şüpheliyi veya sanığı değil, suçu esas alan iletişim tespiti/HTS kayıtlarının alınması hukuka uygun mudur?

Cevap: CMK m.135/6’da; şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitinin (içerikleri bilinmeden kimin kiminle, hangi zamanda ve nerede görüştüğünü gösteren arşiv kayıtları), soruşturma aşamasında hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının, kovuşturma aşamasında da mahkeme kararına istinaden yapılacağı ve kararda yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodu ve tedbir süresinin belirtileceği, cumhuriyet savcısının kararının hakim onayından geçmesi gerektiği, aksi halde elde edilen kayıtların imha edileceği, 135. maddenin 8. fıkrasında da iletişimin tespitinin fıkrada belirtilen katalog suçlarla sınırlı tutulmadığı, yani tüm suçlar yönünden şüphelinin veya sanığın iletişiminin tespiti yapılabileceği/HTS kayıtlarının alınabileceği belirtilmiştir. CMK m.135’de; mağdurun veya üçüncü şahısların iletişimlerinin tespitinin, yani HTS kayıtlarının alınabileceğine dair hüküm bulunmadığından, bu konuda CMK m.160 ve 161’de öngörülen cumhuriyet savcısının genel delil toplama yetkisini kullanmak suretiyle iletişim tespiti kayıtları alabileceği fikri ileri sürülmektedir.

Kanaatimizce; Anayasa m.13, 22 ve CMK m.135 ila 138 incelendiğinde, en azından ilgililerin rızası olmaksızın iletişim tespitlerinin yapılabilmesi mümkün gözükmemektedir. Hatta iletişimin denetlenmesinde öngörülen hükümler arasında arama ve vücuttan örnek alma tedbirlerinde olduğu gibi mağdur ve üçüncü şahıslar yönünden düzenleme olmadığından, mağdur ve üçüncü şahısların iletişim tespitlerinin rıza veya muvafakatleri ile de alınamayacağı belirtilmektedir. Bu konu; uygulamada tartışmalı olmakla birlikte, yani bazı yargı kararlarına göre mağdurun ve üçüncü kişilerin iletişim tespitleri yapılmakla birlikte, yasal dayanaktan yoksundur.

Ancak bir kişi kaybolmuş, can güvenliğinden endişe duyulmaya başlanmışsa; kaçırılma şüphesi olup olmadığına bakılmaksızın, ilk aşamada yerinin tespiti, bulunması ve can güvenliğinin sağlanması amacıyla “meşru müdafaa” benzeri bir durumun varlığından bahisle, bu kişinin canlı olarak sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, iletişimin tespiti, yani HTS kayıtlarının Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan alınabilmesi veya kullandığı cep telefonu hattının bağlı olduğu şirketten gerekli bilgilerin temini mümkün olabilmelidir. Çünkü burada ortada henüz başlamış bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığı gibi, bir kişinin kaybolması nedeniyle ortaya çıkan can güvenliği sorununu bertaraf etme maksadı bulunmaktadır. CMK m.135/5’de, şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için yerinin mobil telefon üzerinden tespiti ayrıca düzenlenmiştir.

Asıl konu; şüphelinin veya sanığın değil de suçu esas alan iletişim tespiti/HTS kayıtlarının alınması hukuka uygun mudur?

Bu soruya verilecek cevap olumsuzdur. Çünkü bu konu CMK m.135/6’da “şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti” adıyla düzenlenmiş olup, suçu esas alan iletişimin tespiti usulü öngörülmemiş ve buna izin verilmemiştir.

Ancak Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 06.11.2019 tarihli, 2019/1582 E. ve 2019/6838 K. sayılı kararına göre; “CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen ‘iletişimin denetlenmesi’ tedbirine, bir suç dolasıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması durumunda başvurulabilir. Cumhuriyet savcısı, ilgili kurumdan sabit ya da ankesörlü telefon ile yapılan görüşmelerin kimle, ne zaman ve hangi süreyle yapıldığına ilişkin kayıtları ve görüşen kişiye ilişkin kimlik bilgilerini içeren iletişimin tespitini isteyebilir.

Ayrıntıları ilgili bölümde açıklandığı üzere, AİHS'in 8 ve Anayasanın 20. maddesinin ikinci fıkralarında teminat altına alınan özel yaşamın ve aile yaşamının korunması haklarının, meşru sebepler, ‘demokratik bir ülkede gereklilik’ ve ‘orantılılık’ ilkeleri çerçevesinde kısıtlanması mümkündür. Terörle mücadelede de, devletlerin ulusal güvenliği ve yetki alanlarındaki yaşamları koruma görevleri ile sözleşme tarafından garanti altına alınan diğer hak ve özgürlüklere saygı gösterme yükümlülükleri arasında adil bir denge kurması gerekmektedir.

Ceza yargılama sistemimize göre, soruşturma/yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için ispat amacıyla kullanılan ve hukuka uygun olarak elde edilen her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin denetlenebilir olması, keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaması ve yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.

Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay irdelendiğinde; suçun işlendiğini gösterir somut olgulara dayanan kuvvetli suç şüphesinin bulunması, elde edilen delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olmayıp denetlenebilmesi, kamu düzenini bozan bir eylem olarak işlenen suçun aydınlatılamamasının ve cezasız kalmasının, toplumun dirlik ve düzeninin bozulması sonucunu doğuracağında tereddüt olmaması hususları dikkate alındığında;

Demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı, 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, çok büyük bir önem verdiği... silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüpheliler ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illlerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hakim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği ‘iletişimin tespiti (HTS)’ kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin ‘demokratik bir ülkede gereklilik’ ve ‘orantılılık’ ilkelerine uygun” olduğu, somut olay kapsamında da, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının ‘iletişim özgürlüğü’ hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.

İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle ‘iletişimin tespiti’, Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak delil toplarken Anayasada ve yasada düzenlenen ‘orantılılık’ ilkesini gözönüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkanını da sağlayabilir.

Ceza Muhakemesi Kanunun 135/6 maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu 160-161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hakime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hallerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti. Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren halin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar; başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu CMK 18. bası sy. 643) İlk aşama, Cumhuriyet savcısının ‘araştırmalara’ başlama kararı ile gerçekleşen ‘başlangıç soruşturması’dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için, ‘şüpheli’ de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair ‘basit şüphe’ oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak ara soruşturma sonucunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.

Somut olayda, ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY terör örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK’nın 160/1 maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının ‘sohbet’ olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmeleri üzerine, CMK. 135/6 maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi, ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir”.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin; “başlangıç soruşturması”, “kısa soruşturma”, “ara soruşturma” veya “ön soruşturma” gibi Ceza Muhakamesi Kanunu’nda yer almayan kavram ve müesseseleri kullanarak, Anayasa m.13, 22 ve CMK m.135 ila 138’e aykırı bir şekilde, suça göre yapılan iletişimin tespiti/HTS kayıtlarının alınmasını hukuka uygun sayan 06.11.2019 tarihli kararının suça göre iletişimin tespiti/HTS kaydının alınması kısmına katılmıyoruz.

Şöyle ki;

Anayasa m.22 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8’in güvencesi altında olan haberleşme/muhaberat hürriyetine müdahale usullerinden birisi olan iletişimin tespitinin suça göre yapılması mümkün kılındığında, birey ve onun haberleşme hürriyeti önemini kaybedecek, hatta CMK m.135/6’nın sınırlamasından kurtulmak amacıyla “başlangıç soruşturması”, “ön soruşturma”, “ön araştırma” gibi yasal dayanağı olmayan kavram ve müesseselerden veya iletişimin tespiti konusunda özel düzenleme olduğu halde, CMK m.160 ve 161’de düzenlenen genel delil toplama hükümlerinden yola çıkılarak, suça göre ve kimden şüphelenilmekte ise o kişi veya kişiler esas alınmaksızın genel bir iletişimin tespitinin tatbiki gündeme gelebilecektir. Geniş ve ucu açık bir şekilde muhaberat hürriyetine müdahalenin kabulünde isabet olmadığı gibi, suça göre iletişimin tespiti yapmanın yasal dayanağı da bulunmamaktadır. Ortada başlamış bir soruşturma olmadığından bahisle, CMK m.160’a göre soruşturmanın başlatılıp başlatılmayacağı ve hangi şüpheli veya şüphelilere yönelik başlatacağının kararını vermek isteyen cumhuriyet savcısının suça konu olabilecek fiile göre iletişim tespiti yaptırabileceğini ve suça konu fiil kapsamında gördüğü herkesin HTS kayıtlarını alıp inceleyebileceğini ve inceletebileceğini ileri sürmek, muhaberat hürriyetini tümü ile güvencesiz ve keyfi muameleye açık bırakacağı gibi, Anayasa m.13 ve 22 bakımından yasal dayanaktan yoksun olacaktır.

İletişimin tespiti, Anayasa m.22 ve İHAS m.8’de güvence altına alınan muhaberat hürriyetine bir tür müdahaledir. “Hukuk devleti” ilkesine göre, iletişimin tespiti yoluyla bireyin muhaberat hürriyetine müdahalenin de Anayasa m.13, 22/2 ve İHAS m.8/2’ye uygun şekilde yapılması gerekir. İlginin rızası dahi alınmadan ve CMK m.135 ila 138’e aykırı olarak, ortada henüz başlamış bir soruşturma olmadığından bahisle, CMK m.160 ve 161’in de kullanılamayacağı bir durumda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tanımlanmamış ve yasal dayanağı bulunmayan “başlangıç soruşturması”, “ön soruşturma”, “ön araştırma” gibi kavram ve müesseselerden hareketle, suça göre iletişimin tespiti kayıtlarının alınması ve bireyin muhaberat hürriyetine kısıtlama getirilmesi, Anayasaya, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne ve Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırıdır.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.11.2011 tarihli, 2011/6-140 E. ve 2011/222 K. sayılı kararına göre; “Günün belli bir zaman diliminde baz istasyonundan görüşme yapan tüm abonelere ait açık adres ve kimlik bilgilerini kapsayacak şekilde arayan ve aranan dökümlerine ilişkin bilgilerin dökümü iletişimin tespiti işlemidir. Tüm suçlar yönünden bu tedbire başvurma olanağı bulunduğundan, işlendiği iddia olunan hırsızlık suçu yönünden iletişimin tespiti kararı verilmesi olanaklı ise de; hakkında tedbir kararı verilen kişiler yönünden tedbir kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. İletişimin tespiti ancak, şüpheli ve sanık hakkında uygulanabilir. Haklarında iletişimin tespiti tedbiri talep edilen kişiler, baz istasyonundan hizmet alan üçüncü kişiler olup, şüpheli veya sanık sıfatına sahip olmadıklarından haklarında iletişimin tespiti tedbirine başvurulması olanağı yoktur.

Son Söz;

Ceza yargılamasında maddi hakikate ve adalete ulaşmak hedeftir, ancak bu yolda “ne pahasına olursa olsun” mantığı ile hareket edilemez. Maddi hakikate ulaşmanın yolunu ve sınırını, hukukun evrensel ilke ve esasları ile kanunlar çizer.

Kovuşturma aşamalarında delil değerlendirme sıralamasının hatalı uygulandığını düşünüyorum. Esasen bu konu bir başka yazıda değerlendirilecektir. Şimdilik; delillerin ortaya koyulması, reddi, tartışılması ve değerlendirilmesinde sıralamanın ne şekilde olması gerektiğini belirtmekle yetineceğiz.

Esasen dosyaya sunulan bir delil yönünden sırasıyla;

1- Görünür ilgi,

2- Hukuka uygun elde edilme,

3-  Güvenilirlik, gerçeklik,

4- Gerçek ilgi,

Soruları cevaplandırıldıktan sonra, CMK m.206/2’ye göre reddedilmeyen delil taraflarca tartışılmalı ve mahkemece değerlendirilmelidir. CMK m.207’ye göre, tarafların sonradan delil ibrazı mümkündür. Ancak mahkeme; mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.237/3’de mahkemeye tanınan re’sen delil araştırma yetkisi Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülmediğinden, kendiliğinden delil araştıramaz, toplayamaz ve dosyaya sunamaz, yalnızca CMK m.207’yi taraflara hatırlatır ki, bu mülga CMUK döneminde “tevsi-i tahkikat”, yürürlükte olan CMK bakımından ise belki “kovuşturmanın genişletilmesi” olarak adlandırılabilir. “Delil ve olayın geç bildirilmesi” başlıklı CMK m.207’ye göre; “Delilin ortaya konulması istemi, bunu ve ispat edilmesi istenen olayı geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez”.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)