banner585

Bir işlemin tüketici işlemi olarak kabul edilebilmesi için hukuki ilişkinin taraflarından birinin tüketici, diğer tarafın ise satıcı, hizmet sağlayıcı veya onlar adına hareket eden gerçek ya da tüzel kişi olması gereklidir. Taraflar arasında gerçekleştirilen işlemin tüketici açısından mesleki ve ticari bir amaçla yapılmaması şarttır. Tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.

Tüketici ise, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişidir. 6502 sayılı Kanun, hazır bir malı veya hizmeti satın alarak onu günlük yaşamında kullanan veya tüketen kişiyi korumaktadır.

Tüketici mahkemesi, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik her türlü uygulamadan kaynaklanan davalara bakmakla görevli hukuk mahkemesidir (6502 sayılı Kanun md. 73/1). Tüketici mahkemesi, özel mahkeme niteliğinde ilk derece mahkemesidir.

Tüketici mahkemeleri, 6502 saylı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile kurularak görev alanı belirlenmiştir. Tüketici mahkemesinde dava açma yetkisi olan kişiler, “tüketiciler”, “tüketici örgütleri” ve “Ticaret Bakanlığı” olarak belirlenmiştir. Tüketici mahkemeleri nezdinde Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar harçlardan muaftır.

Tüketici mahkemesinin görevli mahkeme olarak bir davaya bakabilmesi için 6502 sayılı Kanunu’nun amacı içerisinde kanunda tanımlanan taraflar arasında (tüketici ile satıcı veya sağlayıcı vb. arasında) mal ve hizmet satışına dair bir hukuki işlemin olması gerekir. Bir mal veya hizmetin, kişisel ihtiyaçları dışında, belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, kiraya verme, ticari olarak kullanma vs. gibi mesleki veya ticari amaçlarla satın alanlar tüketici olarak kabul edilemeyeceğinden, bu gibi işlemlerde ortaya çıkan uyuşmazlıklara bakma görevi de tüketici mahkemesinin değil, genel mahkemelerindir.

Ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan şu sözleşmelerden kaynaklanan davalar tüketici mahkemesinde görülür:

- Eser sözleşmesi,

- Taşıma sözleşmesi,

- Simsarlık sözleşmesi,

- Sigorta sözleşmesi,

- Vekâlet sözleşmesi,

- Bankacılık sözleşmesi,

- Ve yukarıdaki sözleşmelere benzeyen her türlü sözleşme.

Tüketici mahkemesi, sözleşmenin taraflarından birinin mutlaka tüketici olduğu davalara bakmakla görevlidir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin Karar: 2019/2799 sayılı kararında ‘’Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde arsa sahibi açısından güdülen amaç, arsasını değerlendirmektir. Bu nedenle arsa sahibinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalarken güttüğü saikin 6502 sayılı Kanun’da tanımlanan tüketicinin saikinden farklı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerine konu işin üst düzey teknolojiyi gerektirmesi, sözleşme kapsamında taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmelerinin de bulunduğu nazara alındığında 6502 sayılı Kanun’da kanun koyucunun salt kullanma ve tüketme amacına yönelik mutfak, dolap yaptırmak, araç tamiri yapmak gibi dar kapsamlı eser sözleşmelerini kastettiği, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin ise bu kapsamda olmadığının kabulü gerekir. Bu durumda davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gözetilerek tüketici mahkemesince, HMK’nın 114/1-c ve 115/2. maddesi hükümleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.’’ denilmiştir. Somut olayda uyuşmazlık konusu uygulamada sıklıkla görülen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesidir. Yerel mahkeme taraflardan birinin yüklenici olduğunu diğer tarafın da tüketici olduğunu düşünerek işin esasına girmiş ve karar vermiştir. Ancak Yargıtay arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde temel amacın arsanın değerlendirilmesi olduğunu, arsa sahibinin tüketici olmadığını yani bu kişinin son kullanıcı olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden de son kullanıcı olmayan kişinin tüketici olmadığını, bu davanın tüketici mahkemesinde değil asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtip verilen kararı bozmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Karar: 2016/2728 sayılı kararında ‘’Dava, kredi sözleşmesi nedeniyle ödenen komisyon ve ekspertiz ücretinin geri alımına ilişkindir. Taraflar arasında bağıtlanan kredi sözleşmesi göz önüne alındığında davacının konut alımı için kredi aldığı anlaşılmakta olup sözleşme tarihinde yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketici Korunması Hakkında Kanun’un 3, 10/B, 21/3 maddelerine göre, konut kredisinin tüketici kredisi niteliğinde olduğunun kabulü ile davaya tüketici mahkemesince bakılması gerekirken tüketici kredisinin ticari kredi olarak kabul edilmesi isabetli görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.’’ denilmiştir. Bu kararda konut kredisinin tüketici kredisi ve tüketici işlemi olduğu belirtilip davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Gerçekten de taraflarından birinin tacir olmadığı veya ticari işletmenin devamı için yapılmayan bir işlemde taraf tüketici sayılmaktadır. Tüketicinin konut kredisinden kaynaklanan komisyon ücreti, dosya masrafı veya ekspertiz ücretinin iadesine ilişkin davaların tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği bu kararla açıkça ortaya konmuştur.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin Karar: 2019/516 sayılı kararında ‘’Somut uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Davacının ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan tüzel kişi tacir olduğu açıktır. Davalının ise ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek kişi, eş deyişle tüketici olduğunun kabulü gerekir. Tüketicinin tarafı olduğu eser sözleşmesinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereğince tüketici işlemi kapsamına alınmış olması ve davanın açıldığı tarihte 6502 sayılı Kanun’un yürürlükte olması sebebiyle, Kanun’un 73/1. maddesi uyarınca görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. 6100 sayılı HMK’nın 1. maddesi gereğince görev hususu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınacağından ve görev hususunda kazanılmış hak söz konusu olamayacağından işbu dava bakımından tüketici mahkemesinin görevli olması ve … adli yargı çevresinde müstakil tüketici mahkemesi bulunması nedeniyle, mahkemece davanın görev dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddi ile talep halinde tüketici mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmadığından usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.’’ denilmiştir. Somut olayda araç tamirini konu alan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir. Taraflardan biri ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek kişi yani tüketicidir. Tarafın davacı veya davalı olmasının bir önemi olmadığından incelenen kararda tüketici mahkemesinde görülmeyen davada verilen karar bozulmuş ve tüketici mahkemesinin görevli olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin Karar: 2016/4007 sayılı kararında ‘’Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davanın 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Yasadan sonra açılmasına, 6502 Sayılı Kanun’un 73/1. maddesindeki düzenlemede belirtildiği üzere, davacı tüketici konumunda olup davalı … şirketi ile aralarında imzalanan sigorta sözleşmesinin bir tüketici işlemi olması ve tüketici işleminden kaynaklanan bu uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesi tarafından görülmesi gerekir.’’ denilmiştir. Kararda davacı ile davalı arasında bir sigorta sözleşmesinin imzalandığı ve davacının tacir olmadığı gerekçesiyle davada tüketici mahkemesinin görevli olduğu belirtilmiştir.  6502 sayılı Kanunda sayılan ve taraflardan birinin tüketici olduğu sigorta sözleşmelerinde tüketici mahkemesinin görevli olduğu bu kararla ortaya konmuştur.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12.7.2018 tarih ve 2018/3545E-2018/7887K sayılı kararında ‘’Gerçekten de; TBK’ya göre daha özel bir Kanun konumunda olan Avukatlık Kanunu’nda, kamu hizmeti gören avukatların hak ve sorumluluklarına ve avukatlık sözleşmelerinin hüküm ve sonuçlarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak, bu yöndeki bir belirleme, özel hukuk hükümlerine göre avukat – müvekkil arasında yapılan sözleşmelerin, TBK 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmelerinden ayrı bir sözleşme türü olduğu sonucunu doğurmayacaktır. Yürürlükteki 6502 sayılı TKHK’da Tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden … gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, … vekâlet, … her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, … ifade eder. “ şeklinde tanımlandığına göre, artık Kanunun bu tanımından hareketle, avukat – müvekkil arasındaki vekalet sözleşmesinden kaynaklı ilişkinin niteliğinin buna göre belirlenmesi gerekeceği açıktır. Hal böyle olunca, Vekil-Müvekkil arasında vekalete dayalı sözleşmesel bir ilişki kurulduğu gözetilerek sözleşmesel ilişkinin temelindeki işlemin, tüketici işlemi olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre mahkemelerin görevli olup olmadıklarının belirlenmesi gerekeceği tartışmasızdır. Bu açıklamalar ışığında daireler arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. Avukatlık sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflarda mahkemelerin görevi yönünden, Daireler arasındaki görüş ve uygulama aykırılığına ilişkin uyuşmazlığın, yukarıda açıklandığı şekilde temeldeki işlemin tüketici işleminden kaynaklanması durumunda tüketici mahkemesinin görevli olduğuna, aynı yer ve farklı yer Bölge Adliye Mahkemeleri daireleri arasında farklı görüş ve uygulama aykırılığının bu şekilde giderilmesine oybirliği ile kesin olarak karar verildi.’’ denilmiştir. Yargıtayca bu karar verilmeden önce Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 4 ve 27. Hukuk Daireleri avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğine dair kararlar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemeleri bu kararlarına ‘’avukatın, mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ve hizmet sunan satıcı, sağlayıcı, girişimci sıfatında bulunmadığı, yine sözleşmenin diğer tarafı olan müvekkilin, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3/1-k maddesindeki tüketici tanımına uymadığı, sözleşmenin bir tüketici işlemi olarak kabulünün mümkün olmadığını’’ gerekçe göstermiştir. Yargıtay ise vekil-müvekkil arasında vekalete dayalı sözleşmesel bir ilişki kurulduğu gözetilerek sözleşmesel ilişkinin temelindeki işlemin, tüketici işlemi olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre mahkemelerin görevli olup olmadıklarının belirlenmesi gerektiğini ve bu belirlemeye göre görevli mahkemenin belirlenmesine karar vermiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin Karar: 2017/3986 sayılı kararında ‘’Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı ile davalı müteahhit şirket … Konut A.Ş. arasındaki taşınmaz satış sözleşmesinden kaynaklandığına göre ve diğer davalılar yönünden de tebaen davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine dair olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Bu durumda mahkemece, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.’’ denilmiştir. Somut olayda davacı davalılardan taşınmaz satın almak istemiş, yapılan sözleşme ile davalılara kaparo ödemiş ve kaparonun iadesi için dava açmıştır. Davacının son kullanıcı olduğu ve karşı tarafın ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden bir inşaat şirketi olduğu durumda davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Tüketici mahkemesi dışında açılan davada, davanın esasına girilmeden görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinden ve yerel mahkemece işin esasına girildiğinden Yargıtay verilen kararı bozmuştur.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin Karar: 2017/8064 sayılı kararında ‘’Mahkemece, kredi sözleşmelerinin birer örneğinin dosyaya gönderilmesi müzekkere ile istenmiş ancak davaya konu sözleşmelerin davalı tarafça dosyaya ibraz edilmemesi nedeniyle hükme esas alınan kesintilerin hangi kredi nedeniyle yapıldığı ve zorunlu olup olmadığı hususunda herhangi bir inceleme yapılamamıştır. Davacının kullanmış olduğu kredilere ilişkin belgelerin incelenmesinden söz konusu krediler içerisinde ticari kredi sözleşmesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Oysaki ticari krediler Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında bulunmadığından ticari krediye ilişkin bu talep hakkında genel mahkemenin görevli olduğunun kabulü zorunludur. Mahkemece, değinilen bu yön gözetilerek yapılan kesintinin ne kadarının ticari kredi sözleşmesi, ne kadarının tüketici kredisi sözleşmesi nedeniyle yapıldığının hesaplanması için gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılması; bundan sonra ticari kredisi sözleşmesi nedeniyle yapılan kesintiler bakımından tefrik kararı verilerek davaya genel mahkeme sıfatıyla bakılması, tüketici kredileri bakımından ise yargılamaya devam edilmesi gerekirken kredilerin tümünün tüketici kredisi olduğu kabul edilerek Tüketici Mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devam edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.’’ denilmiştir. Somut olayda dava banka tarafından haksız olarak tahsil edilen masrafların iadesine ilişkindir. Karar incelendiğinde davacı tarafından istenen masrafların bir bölümü tüketici kredisinden değil kullanılan ticari kredilerden kaynaklanmaktadır. Ancak yerel mahkemece tüm masrafların tüketici kredisinden kaynaklandığı kabul edilerek işin esasına girilip karar verilmiştir. Yargıtay ise yaptığı inceleme ile davacının hem tüketici hem de ticari kredi kullandığını belirlemiştir. Bunun sonucunda da ticari krediden kaynaklı masraflar için artık tüketici mahkemesinin görevli olmadığını, davanın mahkeme tarafından ayrılması gerektiğini belirtip verilen kararı bozmuştur.

Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin Karar: 2017/4510 sayılı kararında uyuşmazlık konusunun parasal değerinin tüketici mahkemesinde dava açılabilmesi için kanunla belirlenen değerini aşması gerektiği, bu değerin altında olan uyuşmazlıklarda ilçe veya il tüketici hakem heyetlerine başvurulmadan doğrudan mahkemede açılan davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddedileceği belirtilmiştir. 2020 yılı için tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurularda parasal görev sınırı şu şekildedir:

- Değeri 6.920 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine başvurulmalıdır.

- Büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 6.920 TL ile 10.390 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur.

- Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde 10.390 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvurulmalıdır.

- Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde 6.920 TL ile 10.390 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvurulmalıdır.

SONUÇ

Tüketici işlemleri ve hangi davaların tüketici mahkemesinde görüleceği uygulamada bazı sorunlar oluşturmaktadır. Hangi işlemlerin tüketici işlemi olduğu 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve Yargıtay kararlarıyla ortaya koyulmaktadır. Taraflar arasındaki temel sözleşmenin ne tür bir işlemden kaynaklandığının yerel mahkemelerce tespit edilemediği kompleks davalarda Yargıtay kararları tüm taraflara yol göstermekte ve uygulamada karşılaşılan sorunlar aşılmaya çalışılmaktadır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.