banner514

Ne zaman bir senet imzalamak zorunda kalsam, midemdeki asitlerin yukarı çekildiğini hissederim. Birçok kişinin benzer duygular yaşadığını bizzat kendilerinden duydum. Bazen satın aldığımız bir malın taksitleri için, bazen borç para aldığımız için, bazen de çocuğumuzun kurs taksitleri için açık mavi, şekilli ve esrarengiz “emre muharrer senet” başlıklı ortadan kesilmiş fatura kılıklı kıymetli evrakla muhatap oluruz. Hiç şüphesiz bazılarımız da onu sıradan bir kâğıt gibi bakmadan imzalar bırakır.Acaba bir senet (nam-ı diğer bono) imzaladığımızda ne yapmış oluruz? Hangi riskleri almış ve hangi sorumlulukların altına girmiş oluruz?

Bir senet imzalanmasının gündeme gelmesi için ortada öncelikle bir hukuki muamele(işlem) bulunmalıdır. Hiç kimse durduk yere senet imzalamaz. Senet bir anlaşmanın bir işlemin akabinde imzalanan bir evrak olur, hep. Senedin altında yatan sebep; bir ödünç sözleşmesi, bir satış sözleşmesi, bir kurs sözleşmesi olabilir. İşte senetten önce meydana gelen bu anlaşmaya “temel ilişki” denir. Bu anlaşmadan doğan alacaklara da “temel alacak” denir. Örneğin bir satış sözleşmesinden malı teslim etme borcu ve bedeli ödeme borcu doğar. Burada satış sözleşmesi satıcı ve alıcı arasındaki temel ilişkidir. Mal teslimi ve bedel ödeme de “temel alacaklar” olarak karşımıza çıkar.Fakat alıcının nakit para vermek yerine bir senet(bono) imzalayıp satıcıya vermesi durumunda alıcı ve satıcı arasında ikinci bir hukuki ilişki türü daha ortaya çıkar: Kambiyo ilişkisi. Kambiyo ilişkisinden doğan alacaklara da “kambiyo alacağı” denir. Dolayısıyla senetteki ödenmesi gerekli meblağ, bir kambiyo alacağıdır. Kambiyo alacakları temel alacaklara göre kanun nazarında ayrıcalıklıdır. Kambiyo alacakları, sahibine bir takım özel hukuki imkânlar bahşederler. Zaten bir senet imzalanmasının nedeni, genellikle bu imtiyazlı alacaklı statüsünü elde etmektir. Yoksa satış sözleşmesine dayanarak da satıcı bedeli alıcıdan isteyebilir, ödemezse hukuki yollarla tahsil edebilir. Ancak satıcının elinde ayrıca bir de senet olursa, işler çok daha kolay olur.

Satıcının bu kolaylığı elde etmesini sağlamak hukuk teorisi için hiç de kolay olmamıştır. Senet ile senedin içerdiği(mündemiç) hak arasındaki bağı açıklamak üzere bir yığın teori ortaya atılmıştır. Temel ilişki ile kambiyo ilişkisi arasındaki etkileşim de hala teorik olarak tatmin edici bir izaha kavuşturulamamıştır. Günlük hayattan bir örnek vermek belki bu soyut konuyu zihnimize yaklaştırabilir. Örneğin bir yeğen-dayı ilişkisinde dayının öğretmen olduğunu ve yeğenin dersine girdiğini düşünürsek yeğen ile dayı arasında akrabalık ilişkisinden hariç ikinci bir ilişki türü doğmuş olur: öğrenci-öğretmen ilişkisi. Bu iki insan arasında hangi ilişkinin hangi durumlarda ağır basacağına dair bir kriter söylemeyi denerseniz, durum teorik boyutunun ne kadar karışık olduğunu hemen anlarsınız. Bu nedenle altında karmaşık hukuk teorileri olduğu bilinciyle konu anlaşılmaya çalışılmalıdır. Kambiyo alacağının bağımsızlığının, bir yandan kambiyo senedi ile temel alacaktan ayrı bir hak mı olduğu, yoksa temel alacağın senede geçirilmesinden ibaret mi olduğu, diğer yandan ise kambiyo alacağının, temel alacağın fer’isi olup olmadığı anlamında değerlendirilmesi gerekir[1]. Hepimizin karşılaştığı ve sıkıntı yaşadığı bir konu olduğu için bu kadar uzun bir girizgaha ihtiyaç duydum.

Konunun sadece teorik boyutu karmaşık değil, aynı zamanda mevzuat boyutu da oldukça karmaşık. Çünkü tüketiciden senet alınması, dört farklı kanunu ilgilendiriyor: Borçlar Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu, Ticaret Kanunu ve İcra-İflas Kanunu.

Bir senet imzaladığımızda temel alacak üzerine bir kambiyo alacağı bina etmiş oluyoruz. Esasen burada iki alacak yok. Fakat temel alacağın çok daha güçlü bir konuma sahip bir görünümü var. Senedi ödediğimizde temel alacak da son buluyor. Burada en büyük problem, temel alacaktaki arızanın kambiyo alacağına nasıl etki edeceği konusunda yaşanıyor. Örneğin satın aldığınız cihaz ayıplı çıkarsa ve bu cihazı iade ederseniz, satıcı cihazın bozuk olmadığını iddia ederek cihazı alırken imzaladığınız senedi icraya koyarsa ne olur? Bu sorunun cevaplandırılması bakımından kambiyo senedinin ifa yerine mi, yoksa ifa uğruna mı verildiği önem taşır. Şayet kambiyo senedi ifa yerine verilmişse temel ilişkiden doğan adi alacak sona erer. Buna karşılık kambiyo senedi ifa uğruna verilmişse temel ilişkiden doğan adi alacak sona ermez. Adi alacak ve kambiyo alacağı arasında hakların telahuku (yarışması) meydana gelir[2].İfa yerine edayla, borçlu ve alacaklı borcun, başta anlaşılmış olandan başka bir değerin teslim veya devri ile ifa edileceğini kararlaştırırlar. Eğer alacaklı bu şekilde ifayı kabul ederse, yeni edim başlangıçtaki edimin yerini alır ve borçlu borcundan kurtulur. İfa uğruna edayla, borçlu, alacaklının rızasıyla başlangıçta kararlaştırılandan farklı bir edimi ifa eder, ancak borç, alacaklı tamamen tatmin edildiği anda sona erer[3]. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, temel alacak niteliğindeki edimin ifa edilmemesi halinde, kambiyo senedi bedelsiz kalır. Ancak burada da kambiyo senedinin ifa uğruna değil ifa yerine verildiğinin taraflarca açıkça belirtilmesi gerekir. Öte yandan ifa edilmeme nedeniyle senedin bedelsiz kalması için, borçlunun seçimlik haklarından akdi feshedip menfi zararını isteme yolunu tercih etmesi gerekir. Buna karşılık, borçlu karşı tarafı edimini ifaya zorlamak veya akdin icrasından vazgeçip müspet zararının tazmini yolunu seçerse senet bedelsiz kalmış olmaz[4].Bedelsizlik kavramı, temel alacağa ilişkin bir hukuki arızanın, kambiyo alacağına etkisini ifade etmek üzere kullanılan uygulamada ortaya çıkmış, kanuni ve bilimsel içeriğe sahip olmayan bir kavramdır[5]. Uygulamada kambiyo senetlerinin bedelsizlik sebebiyle iptali davaları, sebepsiz zenginleşmeye dayanan menfi tespit davaları olarak görülmekte ve davaların İcra ve İflas Kanunu m.72 hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği görüşünün hakim olduğu anlaşılmaktadır[6].

Senette sadece belirli bir meblağın kayıtsız şartsız ödeneceğini yazar, borcun sebebi yazmaz. Bu durum hukuk biliminde “senet illetten mücerret” şekilde ifade edilir. Yani kambiyo alacağı temel alacaktan kural olarak bağımsızdır, dolayısıyla temel alacaktaki arızalar senedi etkilemez. Daha da önemlisi temel ilişki(satış sözleşmesi) ile senet arasındaki irtibatı ispat etmek ancak yazılı delillerle mümkündür, bu konuda birkaç istisnai durum dışında tanıklar dinletilemez.

Bir senet imzalamakla temel alacaktan ayrı bir kambiyo alacağı meydana getirdiğimizi, sözleşmede açıkça yazılı olarak belirtilmedikçe senedin iptalinin mümkün olmayacağını ve senet icraya konulduğunda bir takım ayrıcalıklardan yararlanan kuvvetli bir alacak türü olduğunu bilmeliyiz. Senet ile ilgili bilmemiz gereken çok önemli bir konu da ciro meselesidir. Bir senet arkasında bir imza atılarak üçüncü bir kişiye verildiğinde artık üçüncü kişi alacaklı haline gelir. Dolayısıyla bir senet imzaladığınızda alacaklı olarak kapınıza kimin geleceğini bilemezsiniz. Yukarıdaki örneğimizde satıcı senedi ciro ederek toptancıya verirse alacaklı toptancı olur. Bir senet imzalamakla aynı zamanda bir “tedavül(dolaşım) anlaşması” da yapmış oluruz. Borcumuzun tedavül ettirilerek başkalarına devredilmesini baştan kabul etmiş oluruz.

Konunun tüketiciyi ilgilendiren teknik boyutuna gelecek olursak, yeni yasa, tüketiciyi korumak için tüketiciden senet alınmasında bazı sınırlamalar getirmiştir. Eski 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunu zamanında sadece taksitle satışlar bakımından belirli sınırlar dahilinde mevcut olan kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenmesi olanağı, yeni 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun tarafından genişletilmiş ve bütün tüketici işlemlerine yayılmıştır[7].

Yeni Tüketici Yasasına göre; “tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir(6502 Sayılı TKHK m. 4/5).Bu hüküm iki yasak barındırmaktadır: Birincisi, tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle düzenlenen senet nama yazılı olmak zorundadır, emre yazılı ya da hamiline yazılı düzenlenmesi yasaktır. Bir senedin nama yazılı sayılması için, bir gerçek ya da tüzelkişinin adına yazılı olması, emre kaydını ihtiva etmemesi ve kanunen emre yazılı senetlerden olmaması gerekir[8].İkincisi, her bir taksit için ayrı senet düzenlenmek zorundadır, tüm taksitleri kapsayan tek bir senet düzenlenmesi yasaktır. Aksi takdirde tüketici yönünden geçersiz sayılır. Bütün taksitler için tek bir senet düzenlenmesinin engellenmesi, çeşitli sözleşmeler açısından yasaklanan muacceliyet kaydı uygulamasına kanuna karşı hile yöntemiyle ulaşmayı engelleyecektir[9]. Bu iki yasağa uymayan bir senet icraya konulduğunda tüketici, avukatına hemen başvurmalı ve itiraz hakkını kullanmalıdır. Zira itiraz süresi çok kısadır.

Senedin tüketici ile yapılan sözleşme(temel ilişki) kapsamında verildiğinin ispat edilmesi de büyük önem arz etmektedir. Gerek temel ilişkinin ispatı, gerekse bu ilişkinin eksikliklerinin def’i şeklinde ileri sürülmesi, kambiyo borçlusunun yükümlülüğüdür[10]. Zira Yargıtay senetlerin tüketici işlemi nedeniyle verildiğinin ispat edilememesi halinde alacaklının kambiyo hukuku gereğince icra takibi yapmaya hakkı olduğunu kabul etmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme kapsamında verildiği her iki tarafça da kabul edilen senedin icraya konulması ve borca itiraz sonucu açılan davada Yargıtay senedin sözleşme kapsamında verildiğinin her iki tarafça da kabul edilmesini gerekçe göstererek alacağın varlığının tespiti için yargılamaya gerek olduğuna ve borca itirazın kabulüyle takibin durdurulması gerektiğine hükmetmiştir.

Kızının servis ile okula götürülüp getirilmesi için firma ile anlaşan bir velinin parayı ödemesine rağmen kendisine icra takibi yapıldığını iddia ederek açtığı senedin iptali davasında davalı firma avukatının senede karşı ispat kuralının yerine getirilmediği savunmasına rağmen Yargıtay 6502 sayılı TKHK m. 4/5’e dayalı senedin iptali kararını onamıştır.

Temel ilişki(sözleşme) ile kambiyo ilişkisi(senet) arasındaki irtibatın ispatının tartışma konusu olduğu bir karar da Yargıtay şu şekilde karar vermiştir: “Somut olay değerlendirildiğinde, davacı akdi ilişkiye dayalı olarak davalıya 5.000-TL havale yaptığını bildirmiş, ancak işin(evin dış cephe kaplaması) yapılmadığını ileri sürerek göndermiş olduğu bedelin iadesini istemiştir. Havale ödeme vasıtası olup sözleşme ilişkisinin varlığını tek başına ispatlamaz. Davacının dayandığı dekont örneğinde açıklama olarak dış cephe yazmakta ise de bunun taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğunu ispatlayan yeterli bir irade beyanı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Başkaca yazılı delil bulunmadığı gibi tanık dinlenmesini gerektiren yazılı delil başlangıcı da bulunmamaktadır. Bu durumda davacı iddiasını yasal delillerle kanıtlayamamış ise de dava dilekçesinde yemin deliline de dayandığından davacı vekiline davalı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılmalı ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

Anayasa Mahkemesi önüne gelen bir başvuruda, başvurucunun senetle ispat kuralı sebebiyle yargılama delil sunma ve ispat etme hakkından yoksun kaldığı ve bu sebeple de adil yargılanma hakkının zedelendiğine ilişkin yaptığı başvuruda başvurucunun talebini reddetmiştir. Olayda başvurucu, verilen çekin ödeme değil, teminat için verildiğini; senetle ispat kuralı sebebiyle iddiasını ispat etme hakkından yoksun kaldığını ifade ederek adil yargılanma hakkı ihlali iddiasında bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin ret kararı doktrinde eleştirilmiştir[15].

Konuyla ilgili başka bir soru da akla gelmektedir. Acaba senet ciro edilir ve bir üçüncü kişi alacaklı haline gelirse, senedin tüketici yönünden geçersiz olduğu üçüncü kişiye(hamil) karşı da ileri sürülebilir mi? Madde gerekçesinde bu hükme aykırı düzenlenen senetlerin tüketici dışındaki kişiler açısından geçerli olması kabul edilmiştir. Dolaşıma giren bir senet için işlem güvenliği sağlanmak istenmiştir. Ancak bu düzenleme kıymetli evrak hukukun felsefesine uygun düşmemekle eleştirilmektedir[16]. Bu eleştirilere göre; kambiyo senetlerinin şekli unsurları TTK’da her bir senet tipi için ayrı ayrı gösterilmiş olup, TKHK ile kambiyo senetlerine yeni bir unsur eklenmiş olduğu kabul edilemez. Bu nedenle “tüketici açısından geçersiz olma” ifadesi de tartışmaya açık hale gelmektedir.

Bu sorunun daha iyi cevaplandırılabilmesi için öncelikle “def’i kavramı” izah edilmelidir. Bir hakkın var olmadığına yönelik iddialara itiraz; bir hakkın kullanılamayacağına yönelik iddialara def’i denilmektedir. Def’i de hakkın varlığı kabul edilir ancak kullanılamayacağı ileri sürülür. Örneğin, bir borcun zamanaşımına uğradığını iddia etmek bir def’idir. Çünkü burada borcun varlığı tartışma konusu yapılmamaktadır, borcun varlığı belki kabul edilmekte fakat talep edilemeyeceği ileri sürülmektedir. Def’iler ancak ilgili tarafın ileri sürmesi halinde, itirazlar ise re’sen dikkate alınır[18].Def’iler incelenirken de ayrıca mutlak ve nisbi(şahsi) ayrımı da yapılır. İyi niyetli kazanan dahil herkese karşı ileri sürülebilenler mutlak, sadece hamil ile borçlu arasındaki –kambiyo senedi dışındaki- ilişkiden kaynaklanıp ikisi arasındaki söz konusu olanlarda nisbi def’ilerdir. Birinci grupta senedin hükümsüzlüğüne ilişkin bulunanlar ile senet metninden doğan def’iler yer alır. İkinci grubu ise şahsi def’iler oluşturur[19].Mesela satış sözleşmesinin geçerli olmayışı, satış sözleşmesinden dönülmüş(fesih) olması, satılan emtianın noksan veya ayıplı çıkması şahsi def’ilerdir. Oysa imzaların sahte olması, senedin tahrip edilmiş olması, senette şekil noksanlığı bulunması, kısıtlının kanuni temsilcinin izni olmaksızın senet imza etmiş olması mutlak def’ilerdir[20]. Senet nama yazılı olduğu için, tüketici temel sözleşmeye dayanan ödenmezlik def’ini, temel ilişkinin geçersiz olduğunu, kendisine teslim edilen malın ayıplı olduğunu, borcunun vadesinin gelmediğini, senedine yeni hamiline karşı da ileri sürebilir[21]. Başka bir ifadeyle tüketici, senedin düzenlenerek satıcıya teslim edilmesine karşılık satış sözleşmesine konu malın kendisine teslim edilmediği ya da ayıplı olduğu yönündeki kişisel(şahsi) def’ini, senedin tedavül etmesi durumunda sonraki hamillere karşı da ileri sürebilecektir.İşte yeni Tüketici Yasasının tüketiciye yönelik senetlerin nama yazılı düzenlenmesi zorunluluğu getirmesinin altında şahsi def’ilerin üçüncü kişilere(hamil) karşı da ileri sürülebilmesini sağlamak yatmaktadır. Yani, tüketici şahsi def’ilerini senedi ciro ile alarak alacaklı haline gelen üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilecektir. Buna karşılık emre ve hamile yazılı senetlerde, nama yazılı senetlerden farklı olarak senedin borçlusu, senedin ilk hamiline karşı ileri sürebileceği aralarındaki asıl borç ilişkisinden kaynaklanan şahsi def’ileri, senedin devri halinde diğer hamillere karşı ileri süremez[23]. Fakat doktrinde ve uygulamada farklı görüşler ileri sürülmüş ve konu tartışmalı hale gelmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir içtihadında şu şekilde karar vermiştir: “Somut olayda, takip alacaklısının kötü niyetli olduğu iddia ve ispat edilmediği gibi senet metninde de tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca muteriz borçlular tarafından takip dayanağı senetteki imzaya itiraz edilmediği gibi borcun ödendiği de ispat edilmemiştir. Bu durumda mahkemece, 6762 sayılı TTK’nun 599.maddesi hükmü gereği borçluların “senedin tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile TKHK’nun 6/A maddesi gereğince nama yazılı düzenlenmesi gerektiği iddiasını” takip alacaklısına karşı ileri süremeyeceği gibi, keşidecinin bu durumu sonradan iyiniyetli hamile karşı da ileri sürmesi mümkün değildir[24]. Bu Yargıtay içtihadına göre; tüketici, lehdarla arasındaki ilişkiden kaynaklanan şahsi def’ileri(ki senedin emre yazılı olarak düzenlenmesinin Tüketici Yasasına aykırılık oluşturduğunun ileri sürülmesi böyle bir şahsi def’idir) senedi ciro ile alan üçüncü kişiye(hamil) karşı ileri sürülemez, meğerki yetkili hamilin bilerek tüketici zararına hareket ettiği ispat edilsin[25]. Burada hamilin zarar vermek hususunda kastının bulunması gerekir. Yoksa onun ağır kusurlu olması borçlu tarafından def’inin ileri sürülmesi için yeterli değildir[26].

Buna karşın daha yeni tarihli bir kararda Yargıtay 14. Hukuk Dairesi şu şekilde karar vermiştir: “Öte yandan, 4822 Sayılı Kanun ile değişik 4077 Sayılı TKHK.nun 6/A maddesinde, taksitli satışlarda kıymetli evrak niteliğinde düzenlenecek senetlerin, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenleneceği, aksi halde kambiyo senedinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; mahkemece, davalı yüklenicinin arsa maliklerine karşı edimlerin yerine getirmediğinden bahisle tapu iptal ve tescil isteminin reddine karar verilmesi yerinde ise de davacının, davalı bankadan kullandığı kredinin bağlı kredi olmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. Çünkü, davacı ile davalı yüklenici arasında düzenlenmiş olup yüklenici şirketin davalı bankadan kullandığı ticari kredinin teminatı olarak bankaya ciro yoluyla devrettiği davaya konu senetler nama yazılı olarak değil emre yazılı olarak düzenlendiğinden yukarda açıklanan yasa hükmü gereği davacı tüketici yönünden herkese karşı geçersizdir. Bu anlamda cirantanın iyi niyetli ya da kötü niyetli olmasının bir önemi yoktur. Davacı, yaptığı peşin ödeme dışında, kalan borç miktarını taksitle ödemeyi kabul etmiş olup her bir taksit için de 02.02.2006 tarihli adi yazılı satış vaad sözleşmesi ve buna ek olarak düzenlenen 25.11.2007 tarihli "cari hesap bilgileri" başlıklı adi yazılı belgede belirtildiği şekilde ayrı ayrı emre yazılı senet ( bono ) tanzim edilmiştir. Yapılan ödeme ve henüz ödenmeyen senet sayısı ve miktarı konusunda da taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Hal böyle olunca mahkemece, sözleşme ve davaya konu senetler yönünden davacının borçlu olmadığının tespit ile senetlerin iptaline ve davacıya iadesine, ayrıca davalı banka tarafından davacı aleyhinde yürütülen icra takiplerinin de iptaline karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle birleştirilen davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeplerle hükmün bozulması gerekmiştir[27].

Aynı konuda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından şu şekilde karar verilmiştir: “Eldeki davada düzenlenen senetlerin nama yazılı değil, emre yazılı olması nedeniyle tüketici yönünden herkese karşı geçersizdir. Bu anlamda cirantanın iyi niyetli ya da kötü niyetli olmasının bir önemi yoktur. Hal böyle olunca mahkemece, her ne kadar banka davada taraf gösterilmemiş ise de, anlatılan gerekçelerle sözleşmeye ve davaya konu senetler yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekir[28].

Senet, sözleşmenin karşı tarafının elindeyse tüm def’iler ileri sürülebilir olduğu için tüketici senedi def’i de ileri sürülebilecektir. Ancak bu senet devredilmişse üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesi için bu def’inin mutlak def’i olması gerekmektedir, aksi takdirde tüketici senet bedelini ödemek zorundadır. Dolayısıyla yukarıda aktarmaya çalıştığımız yargı kararlarında ve doktrin görüşlerinde üzerinde uzlaşılamayan mesele şudur: Tüketicinin “TKHK m.4/5 hükmüne aykırı düzenlendiği için senedin geçersiz olduğunu ileri sürmesi” bir kişisel def’i midir, mutlak def’i midir, yoksa tüketicinin kişisel def’ilerini ileri sürebilmesi bakımından genel hükümlerde öngörülen sınırlamaya kanundan kaynaklanan bir istisna mıdır? Bu soruya verilecek cevap tüketicinin geçersizlik iddiasını senedi ciro ile devralan üçüncü kişiye karşı ileri sürüp süremeyeceğini de belirleyecektir.

Özetleyecek olursak bir senet imzaladığımızda temel ilişki dışında bir kambiyo taahhüdünde bulunmuş oluruz. Temel ilişkiden, yani sözleşmeden senedin bu ilişki kapsamında imzalandığı anlaşılamıyorsa, temel ilişki geçersiz olsa bile senedi ödemek zorunda kalabiliriz. Çünkü senede karşı yazılı delille ispat zorunluluğu vardır. Senedin temel ilişki kapsamında olduğunu yazılı bir delille ispatlayamazsak senede dayalı olarak yapılan icra takibini durduramayız. Senet, illetten mücerrettir, yani senette borcun sebebi yazmaz. Senet ile sözleşme arasındaki irtibatı sağlamak üzere uygulamada genellikle senede numara verilir ve sözleşmede falan numaralı senet olarak bahsedilir. Böylece senedin bu sözleşme kapsamında verilmiş olduğu anlaşılır. Senet ile sözleşme arasındaki irtibat ispat edilebiliyor olsa bile senet ciro edilerek bir üçüncü kişi(hamil) alacaklı haline gelirse hamile karşı temel ilişkiden doğan arızalar(şahsi def’iler) nama yazılı senetler de ileri sürülebilir.Bu nedenle yeni Tüketici Yasası tüketiciye yönelik işlemlerde senetlerin sadece nama yazılabileceğini, emre ve hamiline yazılamayacağı aksi takdirde senedin tüketici yönünden herkese karşı geçersiz olacağı kuralını getirmiştir. Ancak “tüketici yönünden herkese karşı geçersiz olma” ifadesi tartışılmakta ve kıymetli evrak hukukundaki mutlak def’i-şahsi def’i ayrımı ile bağdaştırılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca her taksit için ayrı senet düzenlenmesi zorunluluğunu da getirmiştir. Bu düzenleme senetlerin illetten mücerret olma özelliğine uygun düşmediği için eleştirilmekle birlikte tüketicileri korucuyu önemli bir düzenlemedir.

---------------------------

[1] SAYHAN, Mücerretlik, s. 112.

[2] ÜLGEN/HELVACI/KENDİGELEN/KAYA, s. 91.

[3] TERCIER/PICHONNAZ/DEVELİOĞLU, s. 322.

[4] SAYHAN, Mücerretlik, s. 153.

[5] SAYHAN, Mücerretlik, s. 187.

[6] SAYHAN, Mücerretlik, s. 167.

[7] ÖZEN, Milli Şerh, s. 106.

[8] BOZER/GÖLE, s. 28.

[9] ÖZEN, Milli Şerh, s. 107.

[10] SAYHAN, Mücerretlik, s. 119.

[11] Yargıtay 12. HD. 15.01.2018 tarih 2016/26445 E. 2018/80 K.

[12] Yargıtay 12. HD. 20.12.2017 tarih 2016/25507 E. 2017/15919 K.

[13] Yargıtay 11. HD. 22.10.2018 tarih 2017/1006 E. 2018/6570 K.

[14] Yargıtay 15. HD. 14.06.2017 tarih 2016/3238 E. 2017/2562 K.

[15] Bakınız: AYM, 04.12.2013, 2013/1213, Pınar ÇİFTÇİ TÜRKEL, İspat Hakkı, s. 792.

[16]BOZER/GÖLE, s. 29

[17] Salih Önder YEŞİLTEPE, 6502 Sayılı TKHK m.4/5 Çerçevesinde Kıymetli Evrakın Tüketici Yönünden Geçersizliği Meselesi, MÜHF – HAD, C. 20, S. 2, s. 40.

[18] ÜLGEN/HELVACI/KENDİGELEN/KAYA, s. 60.

[19] POROY/TEKİNALP, s. 77.

[20] HİRŞ, Ticaret Hukuku, s. 502-503.

[21] ÖZEN, Milli Şerh, s 107.

[22] YEŞİLTEPE, s. 40.

[23] BOZER/GÖLE, s. 65.

[24]Yargıtay HGK 21.05.2014 tarih 2014/12-405 E. 2014/684 K.

[25] ÖZEN, Milli Şerh, s. 108.

[26] UZUNALLI/YILDIRIM, Uygulamalı Kıymetli Evrak Hukuku, s. 77.

[27] Yargıtay 14. HD. 06.12.2017 tarih 2017/4296 E. 2017/9168 K.

[28]Yargıtay 13. HD. 12.04.2017 tarih 2015/19350 E. 2017/4278 K.

[29] Özgür DOĞAN, Tüketici Senetleri, Ankara Barosu Dergisi, 2018/2, s. 138.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Okur 2 hafta önce

Teşekkürler hocam..

Avatar
Avukat bünyamin 2 hafta önce

Sevgili hocam bu makalenizi de büyük bir keyifle okudum yazınızda Ki vermiş olduğunuz bilgileri büyük bir şevkle her platformda kullanıyorum çünkü herkesin anlayabileceği seviyede kaleme alıyorsunuz umarım bu yazılarınız toplumumuzun hukuki bilinç düzeyinin artması na ve beklenen hukuk kültürüne erişmemize vesile olur

Avatar
öğrenci 2 gün önce

daha önceki makalenizide ilgi ile okumuştum. bu tür konularda eğitici yazılarınızı bekliyorum iyi çalışmalar ...