TCK md. 63 hükmüne göre ‘’Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.’’ Ceza hukukunda mahsup, hüküm kesinleşmeden önce kişi özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuran tüm haller nedeniyle geçirilen sürelerin mahkum olunan cezadan indirilmesini ifade etmektedir.[1] Örneğin; tutukluluk, gözaltı veya ceza ehliyetinin tespiti için hastanede gözlem altında geçirilen tüm süreler hükmedilen cezadan mahsup edilebilir.

Mahsubun şartları varsa her türlü özgürlük kısıtlaması cezadan indirilir.[2] Bir kimsenin kendi fiili ve kusuru nedeniyle hürriyeti kısıtlansa dahi mahsup hakkı vardır.[3] Çünkü 5237 sayılı TCK “mahsubun mecburiliği” sistemini kabul etmiştir. Mahkeme hakiminin mahsup yapılıp yapılması konusunda takdir hakkı yoktur.

Ceza hukukunda mahsup sadece tutuklu kalınan suça ilişkin dosyadan mahkumiyet halinde değil, başka suçtan tutukluluğun mahsup edilmesi şeklinde de uygulanabilir.

Ceza hukukunda mahsup, hüküm tamamen infaz edilinceye kadar yapılabilir. Yani, “mahsup zamanaşımı” şeklinde bir süre olmamasına rağmen ancak ceza mahkumiyetinin infazı için belirlenen bihakkın tahliye tarihine kadar mahsup yapılabilir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) gereği tutuklama, gözaltına alma vb. koruma tedbirleri uygulanan kişiler hakkındaki hürriyet sınırlamasına neden olan süreler başka bir cezadan mahsup edilse bile, beraat ettikleri takdirde bu süreler için tazminat davası açabilirler.[4] Örneğin, cinsel saldırı suçundan 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra, bu tutukluluğu başka bir ceza davasında öldürme suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasından mahsup edilen kişi, cinsel saldırı suçunun yargılaması neticesinde beraat ettiği takdirde mahsup edilen süreye ilişkin tazminat davası açabilir.

Adli kontrol, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında başvurulan bir koruma tedbiridir. Adli kontrol kararı uygulanarak yargılanan kişilerin, adli kontrol altında geçirdikleri süreler ceza mahkumiyetinden mahsup edilemez.[5]

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin Karar: 2007/288 sayılı kararında ‘’5237 sayılı yasanın 63. maddesi bağlamında da geçerliğini koruduğu anlaşılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1940 gün 05/68 sayılı kararında da açıklandığı gibi, bir suçtan dolayı tutuklu kalınan sürenin başka bir suçtan indirilmesi içtima kurallarının zorunlu bir sonucu olarak bir suça ait tutukluluk süresi başka bir suçun cezasından indirilebilecektir. Mahsup kurumunu düzenleyen bu maddelerde, infazı gereken ceza mahkumiyetinin kesinleşmesinden önce gerçekleşen kişisel özgürlüğü sınırlayan durumların mahsubu öngörülmüş olup başkaca bir koşul aranmamıştır. Tutukluluğun gerçekleştiği suçun görülmekte olan bir davaya ait olması mahsup yapılabilmesine engel bir hüküm bulunmamaktadır. Kesinleşmiş ceza mahkûmiyetlerinin tutuklama kararlarına göre öncelikle infaz edilmesi gerektiğinden kuşku yoktur. Bu nedenle sonuçlanmamış başka bir davadan ötürü tutuklu kalınan sürenin diğer koşulları varsa mahkûm olunan ceza süresinden mutlak surette indirilmesi cezaların toplanması kuralının zorunlu bir sonucudur. Özellikle vurgulamak gerekir ki devam eden bir davaya ilişkin tutukluluk süresi kesinleşmiş ceza mahkûmiyetinden indirilmesi takdire bağlı değildir, tam aksine bir zorunluluktur. Başka bir anlatımla, ceza mahkûmiyeti infaz edilen bir hükümlünün başka bir davadan dolayı ister beraatla, isterse henüz içtima edilemez şekilde mahkûmiyetle sonuçlanmış olsun ya da görülmekte olan bir davaya ait bulunsun diğer koşulları varsa mutlaka mahsup yapılması gerekli ve zorunludur. Bu uygulamanın hükümlü yararına olduğu açıktır. Çünkü devam eden bir davadaki tutukluluğu kesinleşmiş başka cezasından indirilmesi, görülmekteki davadan beraat etmesi durumunda tutuklu kaldığı süre diğer cezasından mahsup edildiğinden bir hak kaybı söz konusu olmayacaktır.’’ denilmiştir. Yargıtay bu kararda mahsup kurumunun şartlarını ve gerekliliklerini açıklamıştır. Öncelikle mahsup yapılabilmesi için eğer sanık ayrı iki suçtan yargılanıyorsa ilk suçtan özgürlüğünün kısıtlanmış olması gerekmektedir. İkinci suç, yani tutukluluğun mahsup edileceği mahkumiyete ilişkin suç, ilk suça ilişkin ceza mahkemesi kararı kesinleşmeden önce işlenmelidir. Mahsubun yapılabilmesi için başka suçtan tutuklu kişinin tahliye olması da şart değildir. Tutukluluk kararı verilen suça ilişkin kamu davasının, mahkumiyet veya beraatle sonuçlanması mahsup kararı açısından önem taşımamaktadır. İlk suç nedeniyle tutukluluğun mahsup edilebilmesi için ikinci suç nedeniyle mahkumiyetin kesinleşmesi şarttır. Bu şartlar varsa ikinci suç için verilen hükümde ilk suç dolayısıyla özgürlükten yoksun kalınan süre hükmolunan cezadan mahsup edilecektir. Mahkemenin verdiği kararda mahsup yapmayı unutması Yargıtay’da mutlak bozma nedeni olarak görülmektedir. Zorunlu olmasına rağmen mahsup yapmayı unutan mahkeme kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal etmekte ve bu hatalar bireysel başvuru veya diğer kanun yollarıyla giderilmeye çalışılmaktadır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin Karar: 2014/4747 sayılı kararında ‘’Hükmolunan cezadan TCK’nın 16. maddesi uyarınca yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen sürelerin mahsup edilmesi gerektiği gözetilmeden TCK’nın 16, 63. maddeleri gereğince Yunanistan mahkemeleri tarafından verilen cezanın tamamının mahsubuna karar verilmesi hukuka aykırı olup mahsuba dair bölüm hükümden çıkarılarak yerine “TCK’nın 16. maddesi uyarınca yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen sürelerin cezadan mahsubuna” ifadesinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA karar verilmiştir.’’ denilmiştir. Yerel mahkeme kararında sanığın yurtdışında gözaltında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süreyi değil aldığı cezanın tamamının mahsubuna karar vermiştir. Yargıtay ise TCK md. 63 gereği sanığın gözaltında, tutuklulukta vb. nedenler dolayısıyla sadece özgürlüğünün kısıtlandığı sürenin mahsubuna karar verilmesi gerektiğini belirtip hukuka aykırı olan kararı değiştirmiştir. Gerçekten de sanığın aldığı ceza ile hükümlülükte veya tutuklulukta geçirdiği süre farklı olabilir, sanık iyi halli olarak veya denetimli serbestlik kurumu sayesinde cezasının infazı bitmeden özgürlüğüne kavuşmuş olabilir. İşte burada yapılması gereken verilen cezanın değil sanığın özgürlüğünün kısıtlandığı sürenin belirlenerek verilen sonraki cezadan mahsubunu sağlamaktır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin Karar: 2016/9718 sayılı kararında ‘’5271 sayılı CMK’nın 144/1. maddesinin (a) bendinde tazminat isteyemeyecek kişiler arasında “gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilenler” sayılmış ise de; 30.04.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 18. maddesi hükmü ile anılan maddenin 1. fıkrasının (a) bendinin yürürlükten kaldırılmış olması karşısında, davanın kabulü ile davacının bu haksız tutuklama nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararının mahsup yoluyla giderildiği de gözetilerek hukuka aykırılığa işaretle sembolik bir miktarda tazminata hükmolunması gerektiği gözetilmeden davacının tutuklu kaldığı sürenin başka mahkumiyetinden mahsup edildiği gerekçesiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.’’ denilmiştir. Somut olayda yerel mahkeme sanığın özgürlüğünün kısıtlandığı dönemin başka suçtan mahsubunun yapılmasıyla hak kaybının önlendiğine ve bu süreler için tazminat ödenmesine yer olmadığına karar vermiştir. Ancak karar tarihinde gözaltı ve tutukluluk süresinin başka bir suçtan indirilmesi koruma tedbirleri nedeniyle tazminat alınmasına engel değildir. Yargıtay da bu hususa dikkat çekerek verilen hükümde mahsup yapılmış olmasının tazminat istemeye engel olmayacağını belirterek davanın reddine dair yerel mahkeme kararını bozmuştur. Özgürlüğü kısıtlanan kişiye sembolik de olsa bir tazminat ödenmesi gerektiğinin kabulüyle dosya yerel mahkemeye gönderilmiştir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 15.10.2018 tarih ve 2016/4027E-2018/11323K sayılı kararında ‘’Mahkemece asıl hükümde belirtilmesine rağmen açıklanan hükümde belirtilmeyen sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin, TCK'nın 63. maddesi gereğince cezasından mahsup edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi‘’, Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 9.4.2019 tarih ve 2019/1241E-2019/4967K sayılı kararında ‘’5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63. maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuğun gözaltında geçirdiği sürelerin cezasından mahsubuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmiş.‘’, Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 22.4.2019 tarih ve 2015/13503E-2019/2527K sayılı kararında ‘’Sanık hakkında hükmolunan cezadan 5237 sayılı TCK'nın 63. maddesi gereğince gözaltında geçen sürelerin mahsup edilmesine karar verilmemiş olması, Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazı bu nedenle yerinde olduğundan hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA’’ denilmiştir. Yukarıda yer alan Yargıtay kararlarına konu davalarda yerel mahkemeler hükümlerinde önceki tutukluluk veya gözaltı sürelerini mahsup etmeyerek karar vermişlerdir. Bunun sonucunda da Yargıtay verilen kararları mahsup kurumunun zorunlu olarak uygulanması gerekçesiyle bozmuş veya düzelterek onamıştır.

SONUÇ

Mahsup kurumu, hüküm verilmeden önce özgürlüğü kısıtlanan sanığın geçirdiği bu sürelerin cezasından indirilmesi ile ortaya konan ve sanığın lehine bir uygulamadır. Yerel mahkemelerin mahsup şartları varsa verilecek cezadan önceki süreleri mahsup etmesi zorunludur. Bu kurala aykırı verilen kararların Yargıtayca bozulacağı veya kararın diğer unsurları hukuka uygunsa mahsup hususunun düzeltilerek onanacağı muhakkaktır.

Hükümlünün yararına olan ve masumiyet karinesi ilkesinin tamamen sonuna kadar zorlanması gereken mahsup kurumu ile ilgili verilen kararlarda Yargıtay’ın derin bir inceleme yaptığı ortaya konulmuştur.

---------------------------------

[1] İÇEL Kayıhan/ AKINCI Füsun /ÖZGENÇ İzzet /SÖZÜER Adem /MAHMUTOĞLU Fatih / Ünver Yener, Yaptırım Teorisi, 3. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2002, s. 266

[2] ÖZTÜRK Bahri /ERDEM M. Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku, 15. Baskı, Ankara, 2015, s. 470; ÇOLAK Haluk/ALTUN Uğurtan, “Cezanın Belirlenmesi Araçlarından Birisi Olarak Mahsup”, Adalet Dergisi, S: 28, Mayıs 2007, s.4

[3] DEMİRBAŞ Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10..Baskı, Ankara, 2014, s. 667; DÖNMEZER Sulhi/ERMAN Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.3, İstanbul, 1997, C. III, s. 94

[4] BAKICI Sedat, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2.Baskı, Ankara 2008, s. 1432; CGK, 31.01.2006, E: 2006/1-4, K: 2006/7

[5] DURSUN Hasan, Türk Ceza Hukukunda Mahsup Kurumu, s. 571

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.