banner628

Devletler egemenlik yetkilerini çeşitli organlar vasıtasıyla kullanmaktadırlar. Bu yetkiyi ise yasama, yürütme ve yargı organlarını harekete geçirmek suretiyle kullanırlar. Egemenlik yetkilerinden biri olan yargı yetkisinin kullanılması durumunda, bir devlet diğer bir devlet üzerinde etkili olabilecek bir yargı gücüne sahip değildir. Dolayısıyla yargı hükmünün etkisi, devletin kendi egemenlik sınırları içerisindedir. Ancak uluslararası ilişkilerin artması ve pek çok gerçek ve tüzel kişilerin diğer ülkelerdeki etkinlikleri göz önüne alındığında, verilen kararların, diğer ülkelerde de hüküm ve sonuç doğurmasının gerektiği durumlar ortaya çıkmaktadır.[1]

Tanıma ve tenfiz, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ’un (MÖHUK) ikinci bölümünde Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması başlığı altında, 50 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin taraf olduğu birçok milletlerarası anlaşmada, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

I. TANIMA VE TENFİZ KAVRAMI

Genel Olarak Tanıma, yabancı ülke mahkemesince verilen kararın millileştirilmesi demektir. Bu sayede tanınan karar iç hukukta verilmiş mahkeme ilamı ile eş değer hale gelir. Tenfiz ise, yabancı mahkeme kararının tenfiz edilen ülkede de icra muamelesine tabi olmasını sağlarken; tanıma, verilen hükmün icrasını sağlamaz. Bu yüzden hükmün icrasının gerektirdiği durumlarda, tanımanın yanında tenfiz kararı da gerekmektedir.[2]

Tanıma ve Tenfizin Ön Şartları

1. Yabancı Bir Mahkeme Tarafından Verilmiş Bir İlamın Bulunması Şartı

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin ilk ön şart kararın bir mahkeme tarafından verilmiş olmasıdır.

2. Yabancı Mahkeme Kararının Hukuk Davalarına İlişkin Olması Şartı

3. Kararın Kesinleşmiş Olması

Yabancı mahkemelerce verilen kararların Türk mahkemelerince tanınmasına veya tenfizine karar verilebilmesi için gereken şartlardan birisi de tanıma veya tenfize konu olacak yabancı mahkeme kararının kesinleşmiş olmasıdır. Kararın kesinleşip kesinleşmediğini ise kararın verildiği yer hukukuna göre tespit etmek gerekir[3]

Esas Koşullar

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ’un (MÖHUK) 54 üncü maddesi ve 58 inci maddesinin atfı ile, Türk Mahkemelerince tanıma kararı verilmesi üç, tenfiz kararı verilmesi ise dört temel koşulun gerçekleşmiş olması şartına bağlıdır. Bunlar;

- Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. ( Bu şart Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ’un (MÖHUK) madde 58, 1 uyarınca tanıma kararlarında aranmamaktadır. )

- İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.

- Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2009 yılında verdiği bir kararında, yabancı mahkemede görülen bir davada davacı ve davalı tarafın aynı avukat tarafından temsil edilmesini kamu düzenine aykırı bulmuştur. Bu kararda dikkate alınan kamu düzenine aykırılık, yabancı hukuktaki usule ilişkin bir kuralın uygulanmasının Türk usul hukukunun temel prensiplerine açıkça aykırılık teşkil etmesinin bir sonucudur.

Türk usul hukukunun ana prensiplerine aykırı olmadığı sürece, yabancı devletin yalnızca Türk usul hukukundan farklı usul kurallarına sahip olması kamu düzeni müdahalesi için yeterli olmayacaktır. Çünkü bu tür bir değerlendirme revizyon yasağının ihlali anlamına gelecektir.[4]

- O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olmasıdır.

Tanıma Ve Tenfize Engel Sebepler

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ’un (MÖHUK) madde 55, 2 hükmünde, yukarıda ki şartları taşıyan yabancı mahkeme kararlarının, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ‘nde tanınması yahut tenfizini engelleyen iki husus öngörülmüştür. Bunlar;

- Yabancı mahkeme kararının, kısmen yahut tamamen yerine getirilmiş olması,

- Yabancı mahkeme kararının yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıkmasıdır.

II. TANIMA VE TENFİZ DAVALARINDA USUL

Türk hukukunda basit yargılama usulü HMK m. 316 vd. yer alan hükümlerle düzenlenmiştir. Bu yargılama usulüne göre davanın tarafları dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu belirtmeli; ellerinde bulunan bu delilleri dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan açıklamalara dilekçelerinde yer vermek zorundadır (HMK m. 318).

Basit yargılama usulüne göre hâkim ön inceleme aşamasında ilk itirazlar ve dava şartlarını inceleyip karara bağlayacaktır. Ön inceleme aşamasında tanıma ve tenfiz davaları açısından önem arz edebilecek husus, MÖHUK m. 50 ve 54’te yer alan koşulların HMK m. 138 anlamında bir dava şartı veya ilk itiraz olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.

HMK'nın hızlı bir yargılama usulü olan basit yargılama usulüne kabul etmesi ve MÖHUK'un tanıma ve tenfiz davalarının bu usule göre görüleceğini düzenlemesi yabancı mahkemede karar alırken zaten zaman kaybetmiş olan tarafların çıkarlarına uygun bir düzenleme olmuştur. Çünkü basit yargılama usulüne göre kural olarak esasa ilişkin işlemler en fazla iki duruşmada bitirilecektir ve bu duruşmalar arasında bir aydan fazla bir süre bulunmayacaktır (HMK m. 320/3).[5]

A. Taraflar

Tanıma ve tenfiz kararlarında kimlerin talepte bulunabileceği konusunda 2675 sayılı MÖHUK döneminde bir kesinlik bulunmaması nedeniyle 5718 sayılı MÖHUK’te bu konuda düzenleme yapma gerekliliği ortaya çıkmıştır.

5718 sayılı MÖHUK m. 52/1’de “Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir” düzenlemesi ile bu konuda açıklık meydana gelmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre hukuki yarar olmak şartıyla, tanıma ve tenfizden menfaati olan herkesin tanıma ve tenfiz için talepte bulunabileceği kararı verilmiştir. Kanun hükmünde “hukuki yararı bulunan” dediği için yabancı mahkemede görülen kararın davacısı veya davalısı olmayan; ancak, kararın Türkiye’de tanınması veya tenfiz edilmesi bakımından hukuki yararı olan kimse de Türk mahkemelerinde tanıma ve tenfiz talebinde bulunabilecektir.[6]

B. İspat ve Deliller

MÖHUK özel olarak tanıma ve tenfiz taleplerinde ispat kuralı, aracı ve ölçüsü tanımlamamıştır. Bu durumun temel nedeni ispat hukukuna ait kaidelerin lex fori’ye tabi olduğunun doğal olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Tanıma ve tenfiz taleplerinde hâkim şartların var olup olmadığını inceler. Tanıma ve tenfiz taleplerinde incelenmesi gereken şartlar kural olarak hâkimin re’sen inceleyeceği şartlar olmakla birlikte, kamu düzeni, münhasır yetki, davanın usulüne uygun incelenmediği, tebligatın yapılmadığı gibi taraflar ile doğrudan ilişkili vakıaların incelenmesinde taraflarca getirilmesi ilkesi doğrultusunda inceleme yapılacaktır. Belirtilen noktada itirazı olan tarafın bunu mahkemeye itiraz olarak dile getirmesi gereklidir.[7]

C. Yetki Bakımından

Tanıma ve tenfiz kararları bakımından yetki sorunu incelendiğinde, MÖHUK 51/2 uyarınca tanıma ve tenfiz talepleri bakımından yetkili mahkeme, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye’de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri olduğu kabul edilmiştir.

HMK kapsamında ise çekişmesiz yargı kararlarında yetkili mahkemenin HMK m. 384 uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, talepte bulunan kişinin veya ilgilerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmiştir.

D. Görevli Mahkeme

Tanıma ve tenfiz taleplerinde görev ve yetki konusu özel kanun olarak MÖHUK çerçevesinde düzenlenmiştir. MÖHUK m. 51’de7 tanıma ve tenfizde görevli mahkemelerin asliye8 mahkemeleri olduğu, yetkinin ise öncelikle kendisine karşı tenfiz istenen tarafın yerleşim yeri olduğu şeklinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu noktada özellikle asliye mahkemeleri ifadesini kullanmıştır.

Daha önce asliye mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemelerini içine alan geniş bir görevli mahkeme sıfatı tayin edildiği anlayışı hâkimken , özellikle asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki görev ilişkisini düzenleyen 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile yapılan değişiklik sonrasında asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Öyleyse yabancı mahkemece verilen iflas kararlarının tanınması ve tenfizi hakkında asliye hukuk mahkemelerinde açılan davalar, görev ilişkisinin kanundan kaynaklanan, kamu düzeni ilişkisi olması nedeniyle mahkemece yargılamanın her aşamasında gündeme getirilebilecek ve görevsizlik kararı verilebilecektir.[8]

MÖHUK’a göre konusu aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi davaları aile mahkemelerince görülecektir14. Bu konuda verilen yakın tarihli bir Yargıtay kararında görev sorunu kesin olarak çözülmüştür. Buna göre “4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabı ile 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun kapsamındaki aile hukukundan doğan dava ve işler Aile Mahkemesinde görülür. Davada, nafaka ile ilgili yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi (yerine getirilmesi, infaz edilmesi) talep edilmektedir.

Yargıtay 3. H.D. E. 2013/15673 K. 2014/233 T. 14.1.2014 sayılı kararında;

Görev, kamu düzenine ilişkin olup, taraflarca ileri sürülmese bile, mahkemece re’sen nazara alınması gerekmektedir. Bu durumda davanın genel hükümlere tabi bir dava niteliğinde olmayıp, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 1. maddesi ile 4.maddesinin birlikte değerlendirilmesi ile davanın Aile Mahkemelerinin görevi çerçevesinde olduğu anlaşıldığından, mahkemece; görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir”. şeklinde karar verilerek aile hukukundan kaynaklanan yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi noktasında aile mahkemelerinin kesin olarak, kamu düzeninden kaynaklı görevli oldukları kararı verilmiştir.

Kural olarak çekişmesiz yargıda görevli mahkeme sulh hukuk mahkemeleridir. (HMK m. 383). Ancak bu durum kanunda özel olarak istisnai bir durumun var olmaması durumunda geçerlidir. Bir diğer ifade ile kanunda sulh hukuk mahkemelerinin dışında asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu, çekişmesiz yargı talepleri olabilir. Bu taleplerin en önemlisi de konumuz bakımından ele alınan tanıma ve tenfiz talepleridir.

Tanıma ve tenfiz taleplerinde görevli mahkeme asliye mahkemeleridir. Bu durum tanıma ve tenfiz taleplerinin kural olarak çekişmesiz yargı kararı olması özelliğini etkilememektedir.[9]

E. Tanıma ve Tenfiz Davası Şartları

1.Yabancı Mahkeme tarafından verilmiş bir mahkeme kararının aslı,

2.Verilen bu kararın kesinleşme şerhi (yazısı) ve apostil şerhi,

3.Yabancı Mahkeme Kararının tamamının yeminli tercüman tarafından Türkçe diline tercüme edilmiş ve konsolosluk tarafından veya Türkiye’de noterden tasdik edilmiş onaylı vekâletname sureti gereklidir.

--------------------

[1] Şanlı, Cemal/Esen, Emre/Ataman-Figanmeşe, İnci: Milletlerarası Özel Hukuk, 6. Bası, İstanbul 2018, s. 503.

[2] Nomer, Ergin: Milletlerarası Usul Hukuku, 2. baskı, İstanbul 2018, s. 174.

[3] Ekşi, Tanıma ve Tenfiz, s. 129.

[4] YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANIMA VE TENFİZİNDE USUL ,Mehmet KÖLE, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 21, Sayı: 34, Yıl: 2016

[5] YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANIMA VE TENFİZİNDE USUL ,Mehmet KÖLE, SF:58 ,Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 21, Sayı: 34, Yıl: 2016

[6] TANIMA VE TENFİZ KARARLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ, THE LEGAL QUALIFICATION OF RECOGNITION AND ENFORCEMENT DECISIONS Arş. Gör. / Res. Asst., Ali ÖNAL sf,739-740.

[7] ÇELİKEL/ ERDEM, s. 712.

[8] TANIMA VE TENFİZ KARARLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ THE LEGAL QUALIFICATION OF RECOGNITION AND ENFORCEMENT DECISIONS Sf, 731, Arş. Gör. / Res. Asst., Ali ÖNAL, Ayrıca dip notunda Benzer görüş için bkz. ŞANLI, Ticari Akitler, s. 208-209; Ergin NOMER, Devletler Hususi Hukuku, 21. Bası, İstanbul, 2015, s. 492-493 (DHH); Ali ÖNAL, Yabancı Unsurlu İflâs Davalarında Türk Mahkemelerinin Yetkisi Sorunu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’e Armağan, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 2881-2907.

[9] HUYSAL, s. 84.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.