GİRİŞ

Mahkemeler devletin yargı görevini yerine getirmek üzere kurduğu bağımsız yargı organlarıdır. Bağımsızlıklarını Anayasanın 9. maddesinden alırlar. Mahkemeler somut hukuki uyuşmazlıklarda hukuka uygun bir yargılama yaparak, delillerin durumuna göre haklı olarak gördükleri kişiler lehine karar veren karar mercileridirler Medeni usul hukuku alanında yer alan mahkemeler özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkları çözmekle görevlendirilmişlerdir. Kural olarak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuka ilişkin uyuşmazlıklarda, iş veya işlemlerde, devletin müdahale yetkisi mutlak değildir.

Hukuki uyuşmazlığın tarafları dilerse, somut uyuşmazlığı hukukumuzda kabul edilmiş olan alternatif çözüm yöntemleriyle de çözebilirler. Bu amaçla taraflar isterlerse doğrudan anlaşırlar ya da bir üçüncü kişiyi arabulucu seçip onun yardımıyla anlaşırlar veya koşulların sağlanması halinde tahkim yolunu seçerek hakeme başvurup uyuşmazlığın çözümlenmesini sağlayabilirler.

Mahkemelerin asıl görevi, yargılama olmakla birlikte, kendilerine bazı idari işleri de verilmiştir. Örneğin amiri konumunda bulundukları mahkeme kaleminin işleri veya burada çalışanların sicil ve özlük işleri hakimlerin idari nitelikte işleri arasındadır.

Mahkemeler AY’nın 142. m’sine göre kanunla kurulurlar. Ülkemizde bu hususta ilk kanun, 8 Nisan 1924 gün ve 469 sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanunudur. Fakat yıllar içinde duyulan ihtiyaç sebebiyle güncellenmesi gerekmiş ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 54 ve 55. maddeleri uyarınca 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Yine aynı tarihte (1 Haziran 2005) 5235 sayılı Kanun[1] yürürlüğe girerek ülkemizde, Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemelerinin kurulması da kabul edilmiştir.

Adli yargıda ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri aynı Kanunla kurulmuşken temyiz mahkemesi olan Yargıtay’ın ayrı bir kanunla kurulması ve teşkilatlanması tercih edilmiştir. İlk derece mahkemeleri içinde yer alan özel mahkemelerin de kendi kanunları ile kurulması tercih edilmiştir.

Bölge adliye (istinaf') mahkemelerinin fiilen göreve başlamasına kadar hukukumuzda ilk derece ve temyiz mahkemeleri olmak üzere iki dereceli bir mahkeme sistemi geçerliliğini uzun yıllar korumuştur.

İstinaf mahkemelerinin Kanunla kuruluşu kabul edildikten uzun bir süre sonra, fiilen çalışmaya başladığı tarihten itibaren, artık hukukumuzda üç dereceli mahkeme sistemi (ilk derece- istinaf- temyiz) uygulanmaktadır.[2]

Mahkemeler, diğer taraftan kuruluş ve çalışma usulleri bakımından tek hakimli ve çok hakimli (toplu) mahkemeler, yargı sistemine ilişkin derecelendirmede bulundukları yere göre ise ilk derece mahkemeleri ve üst derece mahkemeleri şeklinde bir tasnife de tabi tutulmaktadırlar.

Çalışmamızın konusu mahkemelerin görmeyi üstlenmiş oldukları uyuşmazlıkların niteliğine ya da tarafların durumlarına göre genel görevli mahkemeler ve özel görevli mahkemelerin kuruluş ve görevlerini incelemek olduğu için, İstinaf ve Yargıtay’ın kuruluş ve görevlerine yer verilmemiştir.

I. GÖREV KURALLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ

Hukukumuzda medeni yargı koluna giren bir davanın, ihtilafın konusu ve/veya taraflarına göre, bu yargı kolunda kurulmuş bulunan ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından görülmesi gerektiği görev ile tabir edilmektedir. Diğer bir ifadeyle, özel hukuktan doğan bir dava konusu olan uyuşmazlığın, belli bir yargı çevresindeki genel veya özel mahkemelerden hangisi tarafından görüleceği hususu, görev ile ifade edilmektedir.

Aile mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi, icra mahkemesi, iş mahkemesi, kadastro mahkemesi, tüketici mahkemesi medeni yargı alanı içerisinde yer alan özel görevli mahkemelerdir. Uygulamada sulh ve asliye hukuk mahkemeleri de ilk derece yargı alanlı içerisinde genel görevli mahkemelerdir. Medeni usul hukukunda görev kuralları ilk derecede yer alan söz konusu dokuz mahkeme arasındaki dava paylaşımını düzenlemektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Görevin belirlenmesi ve niteliği” başlıklı 1. maddesinde; mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği, göreve ilişkin kuralların kamu düzenini ilgilendirdiği açıkça ifade edilmiştir.

Maddenin hükümet gerekçesinde; Anayasanın 142 inci maddesinden bahsedilerek, mahkemelerin görevlerinin ancak kanunda tayin edilebileceği, idarenin, düzenleyici idari işlemler ile mahkemelerin görevine ilişkin herhangi bir düzenleme ve belirleme yapamayacağı, kanunla yapılacak olan göreve ilişkin belirlemenin, Anayasanın 37 inci maddesinde güvence altına alınmış bulunan tabii hakim ilkesi ile de uyum içinde olduğu belirtilmiştir. Yeni yasal düzenleme ile görev kurallarının niteliğine dair der bir belirlemede yapıldığı ve görevin dava şartı haline getirilmiş bulunması sebebiyle... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 7 inci maddesindeki düzenlemenin tümüyle yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir. Gerekçede görev kurallarının kamu düzeninden sayıldığı ve ayrıca tasarının 119 uncu maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde açıkça dava şartı olarak belirtildiği ifade edilmiştir. Bugün için hem sulh hukuk mahkemeleri hem de sliye hukuk mahkemelerinin tek hakimli mahkemeler olduğu ve her iki mahkeme herhangi bir derecelendirme ilişkisinin olmadığı vurgulanarak, sulh hukuk mahkemeleri ve asliye hukuk mahkemeleri arasındaki görev ilişkisi ile bu mahkemelerle özel mahkemeler arasında kurulmuş bulunan görev ilişkisi ve sonuçları arasında herhangi bir ayırım da yapılmadığı belirtilmiştir. Diğer taraftan görevin bu niteliği gereğince tarafların görev konusunda üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri belirtilmiştir.[3]

Öğretide görevin fonksiyonuna dair yorumlar yapıldığı görülmektedir. Bir görüşe göre görev, egemenliğin en somut kullanım biçimlerinden birisidir ve devletin yargı erkinin işleyişiyle doğrudan doğruya ilişkili olduğu için, emredici hukuk kuralları aracılığıyla düzenlenmiş bir alan konumundadır, bu özelliği dolayısıyla uyuşmazlığın tarafları anlaşmak suretiyle bu alanda tasarruf edemezler[4].

Diğer bir görüşe göre; görev, mahkemeye ilişkin dava şartları arasında yer alır (HMK m.114). Bu niteliği sebebiyle, davanın her aşamasında görev itirazında bulunulabilir, mahkeme de da­vanın her aşamasında, görevli olup olmadığı hususunu resen in­celeyebilir (HMK m. 115/f.1). Daha açıklayıcı olarak, taraflar aralarında yapacakları bir sözleşme ile görevsiz bir mahkemeyi görevli tayin edemezler böyle bir anlaşma hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz[5].

Bir dava şartı olması sebebiyle görev kurallarına uyulmamış olması halinde hem İstinaf yargılamasında hem temiz yargılamasında resen gözetilmesi gerekecektir, yani göreve ilişkin bir kurala uyulmamış bulunması mutlak istinaf ve temyiz sebebi oluşturmaktadır (HMK m. 115; m.355.c.2; m. 353/f.1(a),f.3, m.371/f.1,(b). Tarafların ilk derece mahkemesinin görevsiz olması sebebiyle hükmü istinaf veya temyiz etmesine gerek bulunmamaktadır.

Davanın istinaf incelemesine gönderilmesi halinde, istinaf yargılaması sırasında bölge adliye mahkemesince (BAM) davanın görevsiz mahkemede açıldığı tespit edilirse, ilk derece mahkemesinin kararının esastan incelemesine gerek görülmeden kaldırılmasını ve davanın yeniden görülmesi için, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine dosya üzerinden kesin olarak karar vermesi gerekir. (HMK m. 353/f.1, (a) -3). Yargıtay incelemesinde de, davaya görevsiz mahkemede bakıldığı anlaşılmışsa, Yüksek Mahkemece verilecek olan kararın HMK’nın 371 m.’sinin (b) bendi uyarınca bozma kararı olmalıdır[6].

HMK 374. M. uyarınca, görevsiz mahkemenin verdiği karara karşı, görevsizlik iddiası artık hüküm kesinleştikten sonra ileri sürülemeyecektir. Yani görevsiz mahkemenin verdiği kesinleşmiş hüküm, bu nedenle geçersiz sayılamayacak ve görevsizlik nedeniyle yargılamanın yenilenmesi (HMK M. 374. vd) istenemeyecektir[7].

II. İLK DERECE MAHKEMELERİ KURULUŞ VE GÖREVLERİ

İlk derece mahkemeleri bir uyuşmazlığın çözümü için ilk olarak başvurulması gereken ve bu uyuşmazlığın incelenerek karara bağlandığı mahkemelerdir. Medeni yargılama hukukunda hüküm mahkemeleri, genel görevli mahkemeler ve özel görevli mahkemeler olmak üzere ikiye ayrılır.

A. GENEL BİLGİLENDİRME

Genel mahkemelerin yargılama yetkileri belirli kişi ve/veya konuyla sınırlandırılmamış, aksi kanunla öngörülmemiş olmak şartıyla, yetkili ve görevli oldukları medeni yargılama hukukunun iştigal alanına giren her türlü işe bakıp, yargılama faaliyeti yürüten mahkemelerdir [8]. Medeni yargı alanında yargılama yetkisi kullanan sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri genel mahkemelere örnek olarak verilebilir.

Kural olarak davanın genel mahkemelerde görülmesi esastır. Yani özel görevli mahkemelerde bakılacağı açıkça bir kanun hükmüne dayanmayan tüm dava ve işler genel görevli mahkemelerde görülecektir[9]. Ancak bazı konular yargılama faaliyetini yürütecek olan hakimlerin uzman olmalarını veya belirli özelliklere sahip olmalarını zorunlu kılabilir.

Diğer taraftan özel görevli mahkemelerin kurulmuş olması, özel ihtisas gerektiren konularda yargılamanın da daha adil yapılmasını sağlayabilir. Özel mahkemelerin, belirli kişiler veya belirli türdeki kişi ve meslek üyeleri arasında çıkan ihtilafları ele almış almaları, bu kişilere özel yargılama yapılacağı anlamına kesinlikle gelmez, gelmemelidir. Bilakis yargılamanın daha iyi ve verimli yapılabilmesini sağlamaya yönelik ve uzmanlık ve özellik gerektiren konularda için getirilmiş bir yargılama sistemidir.[10] Özel görevli mahkemelerin hangi çeşit davalara bakacakları kendi kuruluş kanunlarınca düzenlenmiştir[11]. Örneğin, iş mahkemeleri işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar, aile mahkemeleri boşanma, velayet, boşanmanın hukuki neticelerine ilişkin uyuşmazlıklar, kadastro mahkemeleri ise, sadece ülkemizin kadastral, topografik haritasına dayalı olarak, taşınmaz malların sınırlarını belli esaslar dahilinde düzenlemekle görevli ve sadece bu alanlarda çalışmak üzere kurulmuş özel görevli mahkemelerdir.

Özel yetkili mahkemelerin kurulması, Anayasamızın 37. Madde hükmünde ifadesini bulan tabi hakim ilkesi işle de uyum içindedir. Anayasa m.37, "hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkartılamaz, bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkartma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" hükmünü getirmiştir. Bu ilkenin getiriliş amacı, hukuk güvenliği açısından, belli ayrıma tabi tutulmuş davaları görmek üzere kurulmuş mahkemeler varken, bir veya bir kaç kişinin davasının çözüme kavuşturması amacıyla özel mahkemeler kurulmasını yasaklamaktadır. Elbette ki bu düzenleme belli esasları taşıdığı için ticaret hukukumuzda tacir sıfatını taşıyan kişilerin hepsinin aralarında çıkan uyuşmazlıkları çözmek üzere ticaret mahkemelerinin kurulmasına engel değildir[12].

B. GENEL MAHKEMELER KURULUŞ VE GÖREVLERİ

Uygulamada ve öğretide baskın görüşlere göre, medeni yargı alanında, sulh hukuk mahkemeleriyle asliye hukuk mahkemeleri genel görevli mahkemeler olarak kabul edilmektedir[13].

Bu şekilde bir ayrım, hem hukuk hem de ceza yargısı bakımından geçerlilik taşıyan, pozitif hukuk açısından dayanakları da bulunan köklü bir ayrımdır. Sulh mahkemesi ve asliye mahkemesi, ma­kam olarak tektir. Diğer taraftan 5235 s.K.’da da sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri ilk derece yargı mercileri içinde genel görevli mahkemeler olarak belirtildikten sonra, özel kanunlarla kurulan diğer hukuk mahkemeleri, yani özel görevli hukuk mahkeme­leri şeklinde bir ayrım yapılmıştır (5235 s.K m. 4) Bu kabul Kanunun kuruluş amacına da uygun olacaktır. Sulh hukuk mahkemeleriyle asliye hukuk mahkemeleri, hukuk yargısı alanındadırlar (5235 s.K. m.5/f.2)[14].

Diğer taraftan öğretide genel ve özel mahkemeler ayırımında farklı görüşler olduğu görülmektedir. Baskın görüşe göre; Sulh Hukuk Mahkemeleri ve Asliye Hukuk Mahkemeleri genel görevli mahkemeler olarak kabul edilmektedir[15].

Diğer görüşlere göre; Genel mahkemeler teriminin, özel mahkemeler teriminin karşıtı olarak kullanıldığı, bakacakları işler (davalar), belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olan, medeni usul hukukuna giren her türlü iş ve davalara bakan mahkemelere genel mahkemeler denildiği, bunların sulh hukuk, asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemeleri olduğu görüşüdür[16]. Bu görüşte olan diğer bir yazara göre, asliye ticaret mahkemeleri, ayrı bir kuruluş kanununa sahip olmayıp, sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri gibi genel görevli hukuk mahkemeleri arasında yer alır. Asliye Ticaret Mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesinin görevine giren ticari davaların çözümlendiği mahkemelerdir yani asliye ticaret mahkemeleri asliye hukuk mahkemelerinin bir dairesi konumundadır. Ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla önüne gelen ticari uyuşmazlık hakkında karar vermektedir. Bu görüşe göre, TTK’nın 5. m’.si asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemesi arasındaki iş bölümünü düzenlemektedir[17].

Diğer bir görüş, 5235 s.K. m. 4.’de; hukuk Mahkemelerinin, sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer hukuk mahkemeler olarak ayrıldığı, yine aynı Kanunun hukuk mahkemelerinin görevlerini düzenleyen 6. m’sinde sulh hukuk mahkemelerinin, HMK ile diğer kanunlarda sayılan görevleri yerine getirdiği, sulh hukuk mahkemelerinin HMK m. 4’te sayılan davalarla, bu kanun ile diğer kanunların sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hakiminin görevlendirdiği dava ve işlere baktığı ifade edilmektedir. Bu ayrımda asliye hukuk mahkemelerinin ise, sulh hukuk mahkemeleri ile özel görevli mahkemelerin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere baktığı ifade edilerek, . HMK m. 2/f.1’e göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi olduğu ileri sürülmektedir[18].

Yine aynı yazarlara göre, HMK m. 4, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın sayılan davalara sulh hukuk mahkemesinde bakılacaktır, bu düzenlemenin sulh hukuk mahkemelerinin görev alanını daralttığı söylenebilir, ancak buna rağmen, sulh hukuk mahkemelerinin görev alanı, özel görevli mahkemelerle karşılaştırıldığında çok geniş kalmaktadır. Sulh hukuk mahkemeleri, HMK m. 4'te üç bent halinde sayılan dava ve işlerin dışında, kanunların gösterdiği diğer davalarda da görevlidir. Hukukumuzda son derece geniş bir uygulama alanı bulunan çekişmesiz yargı işlerinde de (HMK m.382vd.) görevli mahkeme, aksine hüküm bulunmadıkça, sulh hukuk mahkemesidir (m.383). Bu sebeple örneğin işçi ve işveren arasında çıkan uyuşmazlıklarda görevli olan iş mahkemeleri veya Kadastro Kanununun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara bakmak için kurulan kadastro mahkemeleri gibi özel görevli mahkemelere oranla, yine de genel görevli mahkeme niteliğinde olduğu, ancak herhangi bir sınır (tutar) belirtilmeksizin sulh hukuk mahkemelerinin bakacakları iş ve davaların, ayrı ayrı sayılması karşısında da, sulh hukuk mahkemelerinin, bir anlamda özel görevli mahkemelere de yaklaştığı belirtilmektedir.Ancak yine de sulh hukuk mahkemesinin görevlerine bakıldığında (m.4), ne konu, ne de taraflar açısından bir nırlamanın olmadığı, birbirinden farklı türde bazı davalar veya işlerin sulh hukuk mahkemesinin görev alanına bırakıldığı, bu durumun bu mahkemenin özel görevli mahkeme olarak kabulüne engel olduğu, sulh hukuk mahkemelerinin çok farklı türde dava ve olmadığı belirtilmektedir[19].

Diğer farklı bir görüşe göre ise; genel mahkeme olarak sadece asliye hukuk mahkemesinin görev yaptığı kabul edilmektedir[20].

Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde, ödevimizde öğretide genel kabul gören ve Kanun’daki düzenlenişine göre sulh hukuk mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri genel mahkemeler olarak kabul edilerek inceleme yapılması tercih edilmiştir.

1. Sulh Hukuk Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

Sulh hukuk mahkemelerinin kuruluş ve görevleri ile ilgili düzenlemeler, 5235 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddeleri ile 6. maddesinin birinci fıkrasında ve 6100 sayılı HMK’nın 4. Maddesinde yer almaktadır. Sulh hukuk mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumu ve iş yoğunluğuna göre belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur[21].

Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevi, kanunlarla belirtilmiş olup, istisnaidir. Sulh hukuk mahkemesinin görevi dışında kalan bütün hukuk davalarına, asliye hukuk (veya ticaret) mahkemesinde bakılır. Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme (aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece) sulh hukuk mahkemesidir. Sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. Sulh hukuk mahkemelerinin yasal düzenlemeler çerçevesinde görevleri aşağıda sayılmıştır;

“Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;

a) Kiralanan taşınmazların, (9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere,) kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,

b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları,

c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları,

d) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları görürler[23].

Yukarıdaki düzenlemelerle; HUMK m.8’den farklı olarak, kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıkların sulh mahkemesinin görevleri arasında sayılmaktadır. Bu kira akdinin feshi davaları ve bu davalarla birlikte açılmış kira alacağı ve tazminat davalarını da düzenleme içine alarak hükmü genişletmiştir[24].

Söz konusu düzenleme ile kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere, kira hukukuna ilişkin tüm uyuşmazlıkları içeren davalar ile bunlara karşı açılacak davalar sulh hukuk mahkemesinin görev alanındadır. Kira ilişkisinin taşınır, taşınmaz maşla ilişkin olup olmaması, kiranın adi veya hasılat kirası olmasının bir önemi yoktur. Bu bakımdan malvarlığı davalarında, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri istisnai niteliktedir. Bu alanda asıl görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemeleridir. Malvarlığı ve şahısvarlığı davalarından doğan davalarda sulh hukuk mahkemesi ancak kanunun açıkça izin verdiği alanlarda görevlidir[25].

Bununla birlikte, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri bunlardan ibaret değildir zira, HMK’nın 383.’üncü maddesine göre; “aksine bir düzenleme olmadığı” sürece çekişmesiz yargı işlerinde genel görevli mahkemedir [26].

Yargıtay’ın önüne gelen bir dosyada; taraflar arasındaki finansal kiralama sözleşmesine dayanan bir uyuşmazlık incelenerek aşağıdaki karar verilmiştir;

Davacı vekili, taraflar arasında finansal kiralama sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ekindeki malların finansal kiralama yöntemiyle davalıya kiralandığını, davalının sözleşmede yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalıya kira bedellerinin 60 gün içerisinde ödenmesi aksi takdirde sözleşmenin feshedileceğine dair ihtarname gönderildiğini, ancak davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek, sözleşmenin feshine, kiralanan malların kesin olarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmemiştir.

Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davanın finansal kiralama sözleşmesinin feshinin tespiti ve kiralananın davacıya teslimine ilişkin olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kira ilişkisinden kaynaklandığı, HMK’nın 4/1-a maddesi uyarınca kira sözleşmesinden kaynaklanan her türlü davaya bakma görevinin sulh hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık taraflar arasında 02/05/2014 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Finansal Kiralama Kanununun 3. maddesinde finansal kiralama sözleşmesi yapabilecek şirketler sayılmıştır. Bunlar; finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankalarıdır. 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinin 1. fıkrasının f bendinde finansal kurumlara ilişkin işlerin ticari iş sayılacağı ve bundan doğan davaların ticari dava olacağı düzenlenmiştir. Mahkemece bu hüküm gözetilmeden yanılgılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir. denilerek isabetli bir karar vermiştir.

Ayrıca 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa (Ek 1’inci m.’si) göre, bu kanunun uygulamasından doğan her türlü uyuşmazlıklar sulh hukuk mahkemesinde görülür[27].

Diğer taraftan, mirasçılık belgesi verilmesi işi, artık sulh hukuk mahkemelerinin görev alanı içindedir (TMK m. 598/f.1). Mirasçılık belgesinin iptal edilerek yenisinin verilmesi talebi bir çekişmeyi gerektirdiğinden yargılama faaliyeti olarak asliye hukuk mahkemesinin görevi içine alınmıştır[28].

2. Asliye Hukuk Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

Sulh hukuk mahkemeleri, 5235 sayılı Kanuna göre her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumu ve iş yoğunluğuna göre belirlenen ilçelerde HSK’nın olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulmaktadır (m.5).

Özel mahkemelerin görevlerine giren işler dışında kalan tüm işler asliye mahkemelerince görülür. Medeni Yargıda, malvarlığı haklarından doğan davalarda, bu açıdan bakıldığında asliye hukuk mahkemeleri asıl görevli mahkemelerdir[29]. Asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işleri, malvarlığına ilişkin dava ve işler (konusu para olan ya da para ile değerlendirilebilen, şahısvarlığına ilişkin dava ve işler şeklinde ikili bir ayırıma tabi tutarak belirlemek daha sağlıklı bir yöntem olur.

a. Konusu Para Olan ya da Para ile Değerlendirilebilen (Malvarlığına İlişkin) Davalar

Bu tür davalarda dava konusu mal veya hakkın değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir (HMK m.2). Örneğin davanın konusu 2.000 Türk Lirası de olsa 20.000.000 Türk Lirası da olsa dava asliye hukuk mahkemesinde görülecektir.

Mülga HUMK döneminde olduğu gibi, görevin belirlenmesi hakkında her yıl parasal sınırlarının artması suretiyle mahkemelerin görevleri değişmeyeceğinden, bir yıl asliye hukuk mahkemesinin görevine giren dava ertesi gün sulh hukuk Mahkemesi'nin görevine girmeyecektir. Konusu para ile değerlendirilebilen davalarda, davacı dava açarken dava konusunun parasal değerini dava dilekçesinde göstermek zorundadır. Ancak bu zorunluluk artık görevli mahkemenin belirlenmesi için değil sadece dava konusu üzerinden harç alınabilmesi içindir. Aynı şekilde dava açıldıktan sonra dava konusunun değerinde kendiliğinden meydana gelen değişiklik yani artma ve azalmalar mahkemenin görevini değiştirmeyecektir. Örneğin dava konusu birden fazla ise iki talebin toplamına göre görevin belirlenmesi söz konusu olmayacaktır. Zira ister tek ister birden fazla talep olsun; dava konusu para ise ya da para ile değerlendirilebiliyorsa asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Bu nedenle eski kanunda dava konusunun birden fazla olması halinde görevli mahkemenin nasıl tespit edileceğine ilişkin hüküm yeni kanunda yer almamıştır. Nitekim terditli davalarda görevli mahkemeyi belirlemek için hangi talebin değerinin diğerinden daha fazla olduğu şeklindeki tespite de gerek kalmamıştır[30].

HMK’da asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunun belirtildiği HMK m.217 uyarınca, bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, belgenin aslını tasdik edecek görevli mahkeme asliye mahkemesi olacağı düzenlenmiştir.

Asliye hukuk mahkemelerinin ayrıca diğer yargı kollarına giren bazı davalar bakımından da özel düzenlemelerle görevli sayıldığı pek çok durum vardır[31].

Asliye hukuk mahkemelerinin, HMK dışındaki kanunlarda davanın değerine bakılmaksızın görevli olduğuna ilişkin örnek vermek gerekirse, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun [32]adli yargının görev alanına girdiğini ifade ettiği uyuşmazlıklar asliye hukuk mahkemesinin görevine girecektir (KamK. m.37). Aynı şekilde 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri kanununun[33] 36. maddesine göre de, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine dair davalarda ilgililer yetkili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılacaktır[34].

Diğer kanunlardan verilen örneklere devam edilecek olursa, TMK m.60’da sözü edilen, derneğin feshi davasında, TMK m. 397 uyarınca, vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi olmakla birlikte, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir. 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu madde 35 gereğince; “amaçları dışında faaliyet gösteren odalar ve Birliğin sorumlu organlarının görevlerine son verilmesi de yerine yenilerinin seçilmesi”, 6023 sayılı Türk Tabipler Birliği Kanunu ek madde 2’de yer alan düzenleme; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince, “çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde bu mahkeme göreve başlayıncaya kadar korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında tedbir kararları görevli aile veya asliye hukuk mahkemelerince alınır”, İmar Kanunu[35] madde 17/f.4’e göre takdir edilen bedellere itiraz şekilleri 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine tabidir. Kamulaştırma Kanunu’na yapılan bu gönderme sebebiyle, asliye hukuk mahkemesi, bu husustaki ihtilaflarda görevli olacaktır[36].

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir kararında;

“4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5133 sayılı Kanun ile değişik 4/1 maddesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısım hariç olmak üzere ikinci kitabından (TMK. m 118-494) doğan bütün dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılır”[37] denilmiştir.

Kararda, soy bağına ilişkin hükümlerin 4721 sayılı Medeni Kanunun 282. maddesi ve devamında düzenlendiği ve görevin aile mahkemelerinde olduğu, Nüfus Kanununun 46. m.’sinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarının asliye hukuk mahkemelerinin görevine gireceği, nüfus kayıtlarının davacının talebi gibi düzeltilebilmesi için öncelikle gerçek anne - babanın dolayısı ile soy bağının tespit edilmesinin gerektiği, her iki davanın birlikte açılması halinde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi değil aile mahkemesi olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay’ın uyuşmazlık bakımından, görevli mahkemeyi tespit ederken taraflar arasındaki temel hukuki ilişkiyi değerlendirdiği, buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın iş sözleşmesinden, işçi – işveren ilişkisinden veya taraflar arasındaki tüketici sözleşmesinden kaynaklanması halinde görevin tespitinde bu hukuki ilişkilerin ön planda tutulduğu görülmektedir. Yine örneğin taraflar arasında kira sözleşmesi bulunması halinde haksız işgal sebebiyle ecri misil talebi yine asliye hukuk mahkemesinde görülecektir[38].

Nitekim bir Yargıtay kararında; asıl işveren – alt işverenlik ilişkisi bulunan bir olayda, davacı işçinin açmış olduğu dava sebebiyle mahkemece hükmedilen işçilik alacaklarını sorumlu olmadıkları halde ödeyen asıl işverenin, alt işverene açmış olduğu rücu davasında, mahkemenin iş mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verdiği, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine;

İş mahkemesinin görevli olabilmesi için uyuşmazlığın taraftarının işçi ve işveren veya işveren vekili olması, uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanması şarttır. Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olup kıyas veya yorum yoluyla genişletilemez yahut değiştirilemez. Somut olayda taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı gibi uyuşmazlık iş sözleşmesinden veya İş Kanunu'nda kaynaklanmaktadır kural olarak rücu hakkına dayanılarak açılan alacak davaları genel mahkemelerde görülür”

kararı ile rücu davalarında görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğuna hükmetmiştir [39].

Yine bir Yargıtay kararında; davacı tarafından açılan davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılıp karar verilmesi sebebiyle, davalı tarafından kararın temyiz edildiği, davanın Genel Kredi Sözleşmesine dayanılarak açıldığı, verilen kredinin tüketici kredisi (ihtiyaç, konut, araç kredisi) olduğuna dair herhangi bir ibare bulunmadığı, mahkemece bu hususta bilirkişi incelemesi yapılarak verilen kredinin içeriğinin belirlenmesi gerektiği, tüketici kredisi olmadığının anlaşılması halinde, tüketici mahkemelerinde basit yargılama usulü, asliye hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulandığı gerekçesiyle, davaya genel mahkeme sıfatıyla bakılması gerektiğine hükmedilmiştir[40].

Yine asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu hukuki ilişkilere örneklere aşağıda yer verilmiştir. Buna göre; eşlerden birinin diğer eşin yaptığı hukuki işlemin muvazaa sebebiyle iptali için açtığı dava mal varlığına ilişkin bir dava olduğu için asliye hukuk mahkemesinde görülür, aynı şekilde boşanma davası ile ilgili bulunmayan davacı kadının evlilik birliğinin kurulması için yaptığı harcamalara ilişkin talebi hakkında da asliye hukuk mahkemesi karar vermelidir. Terekenin borca batık olduğunun tespitine ilişkin davalar HMK 2. maddesi gereğince mal varlığına ilişkin olduğundan asliye hukuk mahkemesinin görevine girmektedir. Yine Mirasın reddinin iptali davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında görevli mahkeme HMK 2. maddesi gereğince mal varlığına ilişkin olduğundan asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Çekişmesiz yargı işi olan gaiplik istemi yanında, gaibin malvarlığının da Hazineye devri isteminde artık bir dava olarak nitelendirilerek malvarlığına ilişkin olduğundan asliye hukuk mahkemesi görevli kabul edilmektedir.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.277-284 hükümleri uyarınca açılacak Tasarrufun iptali davalarında Yargıtay, özel bir düzenleme bulunmadığı için, genel mahkemelerin görevli olduğunu, malvarlığına ilişkin olduğu için de asliye hukuk mahkemesi görevli olduğunu belirtmektedir[41].

Sigortadan kaynaklanan rücuen tazminat davalarında Yargıtay, sigortacının, sigortalının haklarına halef olduğu gerekçesiyle sigortalı kimse ile sorumlu kişi (davalı) arasındaki tazminata konu olan esas hukuki ilişkinin niteliğine göre görevli mahkemeyi tespit etmektedir. Örneğin sigortalı ile sorumlu kişi arasında taşıma ilişkisi varsa bu sebeple dava mutlak ticari dava sayılarak rücuen tazminat davası da asliye ticaret mahkemesinde görülmelidir[42].

1944 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre; rücuen tazminat davasında halef olunan hukuki ilişkiye bakılması gerektiği vurgulanmıştır. Hüküm gereği sigortacının hukuken sigortalının yerine geçmesi sebebiyle rücu davasında sigortalı ile sorumlu kişi arasındaki hukuki ilişkiye bakılarak görevli mahkemenin belirlenmesi gerektiği, zira kanunun sigortalının daha önceden açtığı bir dava varsa sigortacının bu davaya devam edeceğini de düzenleyerek görev konusunda asıl hukuki ilişkiye bakılması gerektiği belirtilmektedir[43].

İdarenin taraf olduğu rücuen tazminat davalarında, somut olayın özelliğine göre adli veya idari yargıda (tam yargı davası olarak) görülebileceği belirtilmekte, diğer rücu ilişkilerinde de, rücu talebine esas olan hukuki ilişkiden ayrı olarak, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye göre görevli mahkemenin belirlendiği belirtilmektedir[44].

b. Şahısvarlığına İlişkin Dava ve İşler

Şahıs varlığına ilişkin haklar malvarlığına ilişkin haklar gibi maddi bir değere sahip değildir Bu haklardan kaynaklanan davalar şahıs varlığına ilişkin davalardır. Örneğin boşanma davası babalık davası nesep ile ilgili davalar şahıs varlığına ilişkin davalardır.

Şahıs varlığına ilişkin olup açıkça sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmeyen davalarda genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Örneğin Yargıtay’ın bir kararında;

“Şahıs varlığına dahil olup talepler arasında para olsa dahi Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır. Örneğin saldırının kınanması veya karar özetinin yayını gibi isimlerin bulunduğu davalar HUMK’nın 8/II. bendinde sayılan davalar arasında yer almaktadır.Tazminat ile birlikte olsun ya da olmasın bu gibi işlemlere ilişkin davalarda görevli mahkeme dava değerine göre de belirlenemez o halde BK.’nın 49. Maddesinde belirtilen yaptırım ve kınama istemli davaların asliye mahkemesine sonuçlandırılması gerekmektedir.” denilmektedir[45].

Diğer bir kararında;

“Yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı sebebiyle açılan davalar kişi varlığına yönelik davalar olup HMK 2. maddesine göre miktara bakılmaksızın tüm mal varlığı ve kişi varlığına dair davalara bakmaya asliye hukuk mahkemesi görevlidir” denilmiştir[46].

Şahıs varlığına ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemesinin görevi asıl sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevi kanunda ayrıca ve açıkça belirtilmelidir. Ancak şahıs varlığına ilişkin olmakla birlikte 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanuna göre aile mahkemesinin görevine giren davalar bakımından asliye hukuk mahkemesi değil aile mahkemesi görevli olacaktır. Bu nedenle sulh hukuk mahkemesi ve aile mahkemesinin görevine girmeyen ve özel hükümler ile başka bir mahkemenin de görevlendirilme davalar bakımından asliye hukuk mahkemesi görevlidir demek doğru olacaktır.

HMK m. 383 uyarınca, çekişmesiz yargı işlerinde ise görevli mahkeme aksine düzenleme olmadıkça sulh hukuk mahkemesidir. Bazı çekişmesiz yargı işlerinin ise asliye hukuk mahkemesinin görevine girdiği açıkça belirtilmiştir. Kanunlarda bu şekilde açıklık bulunmayan sadece mahkeme ya da hakim teriminin kullanıldığı hallerde de çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi olarak anlaşılmalıdır. Örneğin, gaiplik ile ilgili TMK m.32, 33, 35, 44, 131, aile yurduna ilişkin 387, 390, 395, yetki belgesinin geri verilmesi ile ilgili TBK m. 44, ifadan kaçınma ve tevdi ile ilgili m. 187, malın açık artırma ile satılmasına ilişkin m. 542, yine gaiplik kararı ile ilgili TMK m.45.“Gaiplik kararı, hakimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydolunur” hükmü, TMK m. 183 )[47].

C. ÖZEL MAHKEMELER KURULUŞ VE GÖREVLERİ

1. Kısaca Tarihsel Gelişim

Ülkemizde ilk olarak kurulan özel mahkeme ticaret mahkemesidir. Zira devlet şer'i hukuk ile bağlı olmadan ticari ilişkileri düzenlemek için Fransız Ticaret Kanunu’ndan çeviri ile Türk Ticaret Kanunu’nu yürürlüğe koyunca bu kanunun uygulanması için özel bir ticaret mahkemesi kurmuştur. Nizamiye mahkemelerinin kurulması daha sonra olmuştur. Meşrutiyet'in ilanının ardından, sulh mahkemeleri kurulmuştur. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise, doğan ihtiyaç sebebiyle hükümet ülkenin genel kadastrosonu yapmaya karar vermiş ve insanlar arasında arazi sınır uyuşmazlıkları fazla olduğundan, kadastro işlemlerinin çözümlenmesi amacıyla işlemlerin seri bir şekilde yapılabilmesi için bu konulara bakmak üzere özel kadastro mahkemeleri kurulmuştur. Kadastro mahkemelerini, Danıştay ve ağır ceza mahkemelerinin kuruluşu takip etmiştir[48].

Özel mahkemelerin kurulma nedeni, yargının hantal işleyen sistemi içerisinde, belirli konularda uzmanlaşma (ihtisaslaşma) sağlanması ve daha seri ve tarafları memnun edici kararlara ulaşılmalarının sağlanması olmuştur. Özel görevli mahkemelerin kuruluşlarındaki hukuki dayanağı ise 5235 sayılı K. m.6 dır. Özel görevli mahkemelerde görevli hakimler meslekten hakimdirler. Genel ve özel görevli mahkemeler arasındaki ilişki ise görev ilişkisidir[49].

2.Asliye Ticaret Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a. Genel Olarak

Asliye ticaret mahkemeleri, dava konusunun miktar veya değerine dair herhangi bir sınırlama olmaksızın ticari davaların görüldüğü özel mahkemelerdir. Asliye ticaret mahkemeleri, sadece büyük şehirlerde veya ilçelerde kurulabilmiştir[50].

Asliye ticaret mahkemeleri bir başkan ve iki üyeden oluşan tek toplu mahkeme konumundadırlar. Bir yerde ticari davaların yoğunluğu sebebiyle birden fazla asliye ticaret mahkemesi kurulmuşsa HSK, bu mahkemelerden bir veya birkaçını münhasıran TTK ile diğer kanunlarda doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarında bakmakla görevlendirebilir (TTK m. 5/f.2,son c.). Ayrı asliye ticaret mahkemesi kurulmamış olan yerlerde, bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla bakılır.[51]

6335 sayılı kanunla[52], asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi sona erdirilmiş ve her iki mahkeme arasındaki ilişki görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Nitekim 6335 sayılı kanunun 2. maddesine göre 6102 sayılı TTK’nın 5/f.3 değiştirilerek 1956 yılından itibaren asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişkide varlığı kabul edilen iş bölümü ilişkisi sona ermiştir[53].

Asliye ticaret mahkemeleri, ticari davalarla, ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlendirilmiş olan bir uzmanlık yargı yeri konumundadır (TTK. m.5). Ticari davalar mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır.

a. Mutlak Ticari Dava

TTK’da düzenlenen hususlardan doğan ve tarafların tacir olup olmamasına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle ilişkili bulunup bulunmamasına bakılmaksızın, ticari sayılan davalardır. Örneğin kıymetli evraka ilişkin davalar. Bu davaların nelerden ibaret olduğu TTK’nın 4. m’si ile özel kanunlarda gösterilmiştir.

TTK da düzenlenen mutlak ticari davalar şunlardır;

TTK’da düzenlenmiş olan bütün hususlardan doğan davalar (TTK m.4,I/a), TMK’nın 962 ila 969. maddelerinde düzenlenmiş olan rehin karşılığında ödünç verme işlerinden doğan(TTK m.4/f.1/b), 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı TBK’nın malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi veya şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ila 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ila 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ile 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ila 554, havale hakkındaki 555 ila 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ila 581 maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan (TTK m.4,I/c), fikri mülkiyet hukukuna dair mevzuattan doğan, (TTK m.4/f.1/d), borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerden doğan, (TTK m.4/f.1/e), bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerden doğan (TTK m.4/f.1/f), hukuk davaları ile çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı düzenlenmiştir. TTK’nın 4/f.1.c.son’da, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir eserlerine ilişkin haklardan doğan davaların bunlardan istisna olduğu belirtilerek, ancak bir ticari işletmeyi ilgilendirmesi kaydı ile ticari dava sayılacağı kabul edilmiştir.

Ancak TTK’nın 4. m’sinin düzenlenmesi öğretide mutlak ticari dava kavramıyla örtüşmediği, havale ve vedia (saklama) sözleşmesi sözcüklerinin madde metninden çıkartılmasının kanunun kendi içindeki tutarlılığı bakımından daha doğru olacağı, havale ve vedia ilişkisinden kaynaklı hukuki uyuşmazlıkların ancak taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydı ile ticari dava sayılacağı şeklinde vurgu yapılması ile yetinilmesinin isabetli olacağı belirtilerek eleştiriler yapılmasına sebep olmuştur. Bu durumda da nispi ticari davadan söz edileceği, taraflardan birinin ticari işletmesini ilgilendirmiyorsa asliye hukuk mahkemelerinde görüşüp karara bağlanması gerektiği görüşü ileri sürülmektedir[54].

Fikri mülkiyet kavramının kapsamına sınai mülkiyet haklarının da dahil olduğu, sınai mülkiyet bütünü içinde marka, patent, coğrafi yer işaretleri, endüstriyel tasarımlar ve entegre devre topografyalarının yer aldığı, sözü edilen kurumlardan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkla ilgili davalara ihtisas mahkemelerinde bakılacağı hususunun her birinin kendi özel düzenlemesinde açıkça vurgulandığı ve bu mahkemelerin de bugün için fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri olarak belirlendiği, yani sınai mülkiyet hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından görevli yargı yerinin bir uzmanlık yargı yeri konumunda bulunan fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri olduğu, dolayısıyla sınai mülkiyet kanununa ilişkin mevzuatından kaynaklanan davaların Ticaret Kanunu’nda mutlak ticari davalar arasında sayılmasının da herhangi bir esprisinin kalmadığı eleştirileri yapılarak, bunun 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun[55] 156/1 fıkrasında; “ayrı bir Fikri ve Sınai haklar Hukuk Mahkemesi'nin kurumadığı yerlerde bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işlere o yerdeki Asliye Hukuk mahkemesince bakılacağını” öngören özel bir düzenlemeye yer verildiği ifade edilmektedir[56].

TTK dışında diğer özel kanunlarda yer alan mutlak ticari davalara örnek vermek gerekirse; Kooperatifler Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları (1163 sayılı Kooperatifler Kanunu m. 99,I), 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları Ve Türkiye Ticaret Sanayi Deniz Ticaret Odaları Ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununa[57] göre verilen oda veya borsadan çıkarma kararına ve para cezalarına karşı yapılacak olan itirazlar, (5590 s. K. m.74/F.7; m.77), iflasa dair davalar (İcra İflas Kanunu’ndaki özel düzenleme gereği m.154/f.4), 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun[58] 62. ve 67. m.’de yer alan düzenlemelerden doğan hukuk davaları sayılabilir[59].

b. Nispi Ticari Dava

Dava konusu uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması ve her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması şart olan davalardır. TTK’nın 19/f.2 uygulama alanı burada uygulama alanı bulmaz, yani taraflardan biri için ticari iş sayılan sözleşmeler, diğeri içinde ticari iş sayılır hükmü uygulanmaz. Bir iş, her iki taraf tacir değil ve her ikisi içinde ticari iş değilse ticari dava sayılmaz. Yani her ticari iş, şartlarını taşımıyorsa aynı zamanda ticari dava sayılmaz. Bir işin ticari iş olması, ticaret hukuku hükümlerinin uygulanması ile ticari dava olması ayrı şeylerdir. Ticari iş olan ancak ticari bir dava olmayan bir uyuşmazlık, asliye ticaret mahkemesinin görevine girmemektedir. Bir iş ticari iş olmakla birlikte ticari dava değilse görev bakımından mal varlığına ilişkin olduğundan asliye hukuk mahkemesinde görülecektir ancak asliye hukuk mahkemesi böyle bir durumda ticari işe ilişkin hükümleri uygulamalıdır[60].

Ticari dava ayrımına ilişkin ayrıntılı bir açıklama içeren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir kararı şu şekildedir;

Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.

Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesi in düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.

Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya utlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür[61].

3. Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a. Genel Olarak

Aile, içinde yaşadığımız toplumun vazgeçilmez bir kurumu, temel bir birimi olarak hem geçmişte hem günümüzden büyük bir öneme sahiptir. Sosyolojik olarak sağlam temellere dayanması toplumun ve devletin menfaatine olduğu gibi, gelecek nesillerin devamı için hukuki olarak da korunması daha baştan sağlıklı bir şekilde kurulması ve varlığını devam ettirmesine fayda sağlayacaktır. Bu sebeple aile hukukundan doğan ilişkilerin özel hukuka girmesine, özel hukuk alanında devletin müdahalesinin oldukça az olmasına rağmen, devletin aile hukukuna müdahalesi, özel hukuka dahil olan diğer hukuk dallarına oranla daha fazladır denilebilir[62].

Bu mahkemelerin kurulmasına ilişkin Hükümet Gerekçesinde, “Anayasanın Ailenin Korunması kenar başlıklı 41 inci maddesinde, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı ve gereken teşkilâtı kuracağı belirtilmektedir. Toplumun temelini oluşturan ailenin korunması için gerekli önlemlerin alınması ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Hiç şüphesiz, bir toplumda sosyal barış ve adaletin sağlanmasında, demokratik haklara saygılı, sağlıklı, topluma yararlı bireylerin yetiştirilmesinde ailenin önemi inkar edilemez bir gerçektir. Ailenin korunması görevi ise Devlete aittir. Günümüzde birçok sahada olduğu gibi, sosyal yapıdaki baş döndürücü gelişmeler ve karmaşıklık, eşlerin ve çocukların da sorunlarının artmasına ve olumsuzluklar yaşamalarına neden olabilmektedir. Bu sorunların çözümünde yargı alanına giren konular bakımından da bir takım yenilikler getirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır”.[63]

2001 yılında değişen Medeni Kanun’da en köklü ve ihtiyaçlara cevap veren değişiklikler aile hukukunda yapılmıştır. Kadın, erkek eşitliğine aykırı olan ve uygulamada eşitsizlik doğuran hükümler yeniden düzenlenmiştir. Aile mahkemesi, 9.1.2003 tarihli ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun[64] ile (AileMK) kurulmuştur. Kanunla, adli yargıda asliye hukuk mahkemesi derecesinde, Kanunda öngörülen ve yalnızca aile hukukundan doğan dava ve işlere bakmak üzere, tek hakimli aile mahkemeleri kurulmuştur. Mahkemenin bünyesinde, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı da bulunmaktadır[65].

Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde, aile mahkemesinin görevine giren dava ve işlere de, asliye hukuk mahkemesince bakılır (AileMK m.2/f.2,c.3). Aile mahkemelerinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanır. Çünkü sözü edilen Kanun aile mahkemelerde uygulanacak olan yargılama usulüne ilişkin bir kural koymamıştır, ancak 7.m’sinde, özel düzenleme öngörmediği hususlarda, HUMK’nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir (1086 sayılı HUMK’ya yapılmış olan bu atıf 6100 sayılı HMK’ya yapılmış sayılır).

b. Görevleri

Aile mahkemelerinin görevi, aile hukukundan doğan dava ve işleri görmektir (AileMK m. 1/f.2). Bu davaların neler olduğu AileMK’nun 4. m’sinde sayılmıştır.Buna göre, aile mahkemelerinin asli görevi, vesayet dışında kalan ve aile hukukuna ilişkin bulunan tüm dava ve işlere bakmaktır. Bu davalara örnek olarak, nişanın bozulmasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları (TMK m 120 – 121), hediyelerin geri verilmesine ilişkin davalar (TMK m.122), evlenmenin mutlak butlanı davası (TMK m.146 - l47), evlenmenin iptali (nispi butlanı) davası (TMK m.148 - 151; m.153), boşanma ve ayrılık davaları (TMK m.16l-166; m.167; m.174), nafaka davaları (TMK m.175; m.364-365), babalık davası (TMK m.301), soy bağının reddi davası (TMK m.286,291), evlenme yoluyla kurulan soy bağına itiraz davası (TMK m.294),tanımanın iptali davaları (TMK m.297-298) ve velayete ilişkin davalar (TMK m.348) ile mal rejimlerinin tasfiyesinden kaynaklanan davalar sayılabilir.

Diğer taraftan aile mahkemeleri görevine giren ve vesayet dışında kalan aile hukukuna ilişkin çekişmesiz yargı işlerine de bakacaktır (HMK m.3 82, II b). Çekişmesiz yargı işlerine örnek olarak, henüz evlenme yaşında olmayanların evlenmesine izin verme (TMK m.126-128), yeniden evlenme halinde, kadının bekleme süresinin kaldırılması (TMK m.132/f.3), evlendirme memurunun, evlenme başvurusunun reddine ilişkin kararına karşı yapılan itirazın karara bağlanması (TMK m.138/f.1), gaiplik nedeniyle evliliğin feshi (TMK m.131), terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi (TMK m.164), eşlerden birinin, evlilik birliğini, tek başına temsil etmek konusunda yetkili kılınması (TMK m.188, m.190-191), aile konutu ile ilgili işlemler için diğer eşin rızasının sağlanamadığı hallerde, mahkemenin müdahalesinin istenmesi (TMK m.194/f.1), mevcut mal rejiminin, eşlerden birinin veya alacak1ılann talebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerinin ortadan kalkması halinde mal ayrılığından, eski rejime geri dönülmesi (TMK m.211), paylaşmalı mal ayrılığında, boşanma veya evliliğin iptali halinde, aile konutu ve ev eşyasını, hangi eşin kullanmaya devam edeceği hakkında karar verilmesi (TMK m.248), sağ kalan eşe, aile konutu veya ev eşyası üzerinde, mülkiyet veya intifa hakkı tanınması (TMK m.240),[66] mal ortaklığında, eşlerden birinin, mirası reddine izin verilmesi (TMK m.265), ana-babanın, çocuğun mallarından bir kısmını, çocuğun bakım ve eğitimi için sarf etmesine izin verilmesi (TMK m.3277f.2), hakimin, çocuğun mallarının yönetimine müdahale, evliliğin sona ermesi halinde, velayet hakkı kendisine bırakılmış olan eşin, çocuğun mallan ile ilgili defteri sunması (TMK m.353), aile yurdunun kurulmasına izin verilmesi, kuruluşun tebliği, ilanı ve aile yurdunun kapatılması halinde, tapu sicilindeki şerhin silinmesi kararının alınması, taşınmazın bizzat malik ve ailesi tarafından kullanılması şartına, geçici olarak istisna getirilmesi (TMK m.394-395), 23/f.2.’de yapılan özel düzenleme sebebiyle, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un yerini alan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun[67] uyarınca, aile mahkemesi hakimi tarafından karara bağlanacak koruyucu ve önleyici tedbirleri alma.

Aile mahkemesi hakimleri, boşanma ve ayrılık davası açılması halinde, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarıın yönetimine, çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen almakla görevlidirler. Örneğin, tedbir nafakasına hükmedilmesi.

aa) Alınabilecek Olan Tedbirler ve Önlemler

Bu tedbir ve önlemleri ise aşağıda belirtilen iki kanun çerçevesinde belirtmek gerekir.

aaa) 4857 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun Çerçevesinde

4787 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen görevleri yapmak da, aile mahkemelerinin görevleri içerisine girer. Aile mahkemeleri, görev alanına giren konularla sınırlı kalmak kaydıyla, 4787 sayılı AileMK’nun 6.m’sinde belirtilen, koruyucu, eğitici ve sosyal amaçlı önlemleri alabilme yetkisine de sahiptir. Kanundaki düzenlemede, yetişkinler ile küçükler hakkında alınabilecek olan önlemlere ilişkin, bir gruplandırma yapılması yoluna gidilmiş ve ayrı ayrı belirlemede bulunulmuştur[68]

Bu düzenleme çerçevede, aile mahkemesi, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, görev alanına giren konularda; yetişkinler hakkında; evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri konusunda eşleri uyararak, gerektiğinde uzlaştırmaya, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin gerekli önlemleri almaya, resmi veya özel sağlık veya sosyal hizmet kurumlarına, huzur evlerine veya benzeri yerlere yerleştirmeye, bir meslek edinme kursuna veya uygun görülecek bir eğitim kurumuna vermeye yetkilidir [69].

Diğer taraftan küçükler hakkında; bakım ve gözetime yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terk edilmiş halde kalan küçüğü, ana ve babadan alarak, bir aile yanına veya resmi ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına ilişkin önlemleri almaya, genel ve katma bütçeli daireler, mahalli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş teşekkül, müessese veya işletmelere veya benzeri işyerlerine yahut meslek sahibi birinin yanına yerleştirmeye karar verebilir[70].

bbb) 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Çerçevesinde

4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun yerini alan 6284 sayılı Kanun (m.23/f.2) ile de, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin bertaraf edilmesini sağlamaya yönelik olarak alınabilecek olan tedbirlerde de, aile mahkemelerine görev verilmiştir (m.2/f.1).

Bu Kanun anlamında tedbir kararından, şiddet mağdurları ve şiddeti uygulayanlar hakkında, hakim, kolluk görevlileri ve mülki amirler tarafından istem üzerine veya resen verilebilecek olan kararların anlaşılması gerekir (6284 s.K. m.2/ğ; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği,m.3). 6284 sayılı Kanun, şiddet mağdurları hakkında uygulanacak olan tedbirleri, koruyucu tedbirler ve önleyici tedbirler olmak üzere, iki ana kategoriye ayırmak suretiyle bir düzenlemeye tabi tutmuştur.

Koruyucu tedbir kararlarının, aile mahkemesi hakimlerinin yanı sıra, mülki amirler (illerde vali, ilçelerde kaymakam) ile kolluk amirleri tarafından alınabilir. Mülki amirler ve belirli durumlarda kolluk amirleri tarafından alınabilecek olan koruyucu tedbirlerin neler olduğu, 6284 sayılı AileMK’nın 3. m.’sinde sayılmıştır. Alınabilecek koruyucu ve önleyici tedbirlere ilişkin olarak 6284 sayılı Kanun'da yapılmış bulunan sayma tahdidi değil, örnekleme niteliğindedir. Ancak, alınabilecek olan önlemler, zaman zaman,kişinin temel hak ve özgürlüklerine de müdahale edilmesi anlamını taşıyabileceği için, özellikle mülki amirler tarafından alınabilecek olan koruma önlemlerinin, Anayasa'nın 13.17.ve 19. maddesi hükümlerine uygunluğunun sağlanması açısından, takdire yer bırakmayacak bir şekilde, yani tahdidi olarak sayılmasının, anayasal bir zorunluluk olduğunu ifade edilmektedir[71].

Münhasıran aile mahkemesi hakimi tarafından alınabilecek koruyucu tedbirlerin nelerden ibaret bulunduğu ise, 6284 sayılı Kanun'un 4. m’si ile Uygulama Yönetmeliği'nin[72] 12. maddesinde gösterilmiştir. Örnek vermek gerekirse, işyerinin değiştirilmesi (Uygulama Yönetmeliği m.13), işinin evli olması halinde, müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi (m.14), TMK’daki şartların varlığı halinde, korunan kişinin talebi üzerine, tapu kütüğüne, aile konutu şerhi konulması (m.l5), korunan kişi bakımından hayati tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için, diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması halinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak, 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu[73] hükümlerine göre, kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi (m.16).

İlke olarak, hakim tarafından, şiddet uygulayanlar hakkında alınabilecek olan önleyici tedbirlerin nelerden ibaret bulunduğu ise, esas itibariyle 6284 sayılı AileMK’nun 5/f.1 ile UY’nin 17. m’sinde sayılmıştır. Örnek vermek gerekirse; şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama (UY m. 1 8), Şiddet uygulayanı, müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırma ve müşterek konutu, korunan kişiye tahsis etme (UY m.19), Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmama (UY m.20), çocuklarla ilgili daha önceden verilmiş olan bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması (UY m.21), gerekli görülmesi halinde, korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile, yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin haller saklı kalmak üzere, çocuklarına yaklaşmama (UY m.22), korunan kişinin, şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermeme (UY m.23). korunan kişiyi, iletişim araçları veya sair surette rahatsız etmeme (UY m.24), bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etme (UY m.25), silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile, bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı, kurumuna teslim etme (UY m.26)[74].

c. Aile Mahkemesinde Hakimler ve Uzmanlar

Aile Mahkemelerinin özel mahkemeler olması sebebiyle, eşler arasındaki hassas dengeleri kurabilmek, çocukların hak ve menfaatleri ve bunlar hakkında alınacak önlem ve tedbirler için yasa koyucu, aile hakimliğine atanacak hakimlerin belli bir hayat tecrübesine sahip olmalarını aramıştır. Buna göre aile hakimlerin, evli ve çocuk sahibi olmaları, otuz yaşını aşmış olmaları ve aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış olmaları aile mahkemelerine hakim olarak atanacak adaylar arasında tercih sebebi olarak kabul edilmektedir(AileMK m.3).

Her aile mahkemesine, Adalet Bakanlığı'nca, davanın esasına girilmesinden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında, taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve incelemelerde bulunup sonucunu bildirmek; ihtiyaç duyulan hallerde, duruşmada hazır olup; istenilen konularla ilgili çalışmalar yapıp görüş açıklamak ve mahkemece alınan kararların takibi ile yerine getirilmesini sağlamak üzere, tercihen evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları üzerinde lisans üstü eğitim yapmış olanlar arasından birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı atanmaktadır[75].

4. Kadastro Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a. Genel Olarak

Kadastro mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen 3402 sayılı Kadastro Kanunu (KK) 21.06 1987 tarihinde kabul edilmiştir[76] Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle daha önceden Tapulama Mahkemesi olarak anılan mahkeme isim değiştirerek Kadastro Mahkemesi adı ile aynı görevi sürdürmeye devam etmiştir[77].

Her kadastro bölgesinde tek hakimli ve asliye mahkemesi sıfatına haiz yeter sayıda kadastro mahkemesi kurulur. Kadastro mahkemesinin özel bir kuruluş kanunu bulunmamakla birlikte KK’da mahkemesinin kuruluşuna ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Bu Kanunun amacı, ülkemizin kadastral, topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek bu suretle Medeni Kanun’un öngördüğü tapu sicilini doğru olarak kurmaktır(KK m.1).Bu mahkemelerde kural olarak basit yargılama usulü uygulanmaktadır.

Kadastro Kanunu'nun ömrü kanunun amacı ile sınırlıdır ve geçici niteliktedir. Kanunun tasfiye niteliğinde bir kanun olmasının sonucunda tüm yurt çapında kadastro işlemlerinin tamamlanması ve kesin olarak sonuçlandırılması ile kanunun işlevi sona erecektir[78].

b. Görevleri

3402 sayılı Kanun madde 25’de kadastro mahkemesinin görev alanı genel olarak düzenlenmiştir. KM’si; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı aynı haklara tapuya tescil ve şerh edilecek veya beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; kadastro veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi istek üzerine veraset belgesi de verebilir (KK m.1/f.1 (A).

Kadastro mahkemesi yalnız kadastro işlerine münhasır olmak üzere; velisi veya vasisi bulunmayan küçüklere ve kısıtlılara kayyım tayin eder. Bunların menfaatlerini korumak amacıyla Türk Medeni Kanunu’nun hakimin iznini şart kıldığı hallerde bu izni verir. HUMK’nın 465 ve bunu takip eden maddeleri gereğince adli yardım taleplerini inceleyerek kabul edebilir (KK m.1/f.1 (B)). Kadastro mahkemesi, tutanağı düzenlenen taşınmaz mallara ait ihtiyati tedbir kararı verebilir (KK m.1/f.1 (C)).

Bu Kanunun 26 ve 40. madde hükümleri saklı kalmak üzere kadastro tutanağının düzenlenmesi gününden ve tutanak sonradan tamamlanmış ve düzeltilmiş ise o günden sonra doğan haklara dair istekler, taksim şuyuun giderilmesi veya muhdesata bağlı olarak taşınmaz malı iktisap, muhdesatın yıkılıp kaldırılması ve benzeri nitelikte olan ve mahkemeden yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin incelenmesi kadastro mahkemesinin görevi dışında olacağı madenin son fıkrasında düzenlenmiştir.

Bu hükme göre kadastro Mahkemesi'nin görev alanı tespit edilmelidir[79]. Örneğin Yargıtay’ın bir kararına göre;

“Somut olayda davacı, kendisine ait … ili, … ilçesi, ...köyü ...mevkii, 122 Ada 10 parsel sayılı taşınmazdan yola çıkabilmek için … köyü, 130 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan geçmesi gerektiğini belirterek geçit hakkı kurulmasını talep etmiştir. Kadastro mahkemelerinin görevleri 3402 sayılı Kadastro Kanununun 25. maddesinde sınırlı olarak gösterilmiş, aynı maddenin son cümlesinde de mahkemeden yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren işlerin kadastro mahkemesinin görevi dışında olduğu belirtilmiştir. Geçit hakkı mahkeme kararı ile oluşturulabilecek yenilik doğurucu bir hak olup bu nitelikteki davalara bakma görevi genel mahkemeleri ait olduğundan uyuşmazlığı asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir.”[80] denilmiştir.

Kadastro Mahkemesi tek hakimli özel görevli bir mahkeme olup asliye mahkemesi niteliği taşımaktadır. Bir kadastro bölgesindeki kadastro işlerinin tamamlanmasından sonra veya iş hacmi itibariyle kadastro mahkemesinin görevine ihtiyaç kalmadığının anlaşılması halinde Adalet Bakanlığı o bölgede kadastro mahkemesini kaldırmaya ve görülmekte olan dava dosyalarının taşınmaz malların bulunduğu mahalle asliye hukuk mahkemesine devretmeye yetkilidir. Bu mahkemede davaya bu kanunda yazılı usul ve esasla göre kaldığı noktadan devam olunur.Ayrı bir Kadastro Mahkemesi bulunmayan yerlerde kadastro mahkemesinin görevine giren işlere o yerde bulunan asliye hukuk mahkemesi hakimi kadastro hakimi sıfatıyla bakar ve Kadastro Kanunu’nda yer alan hükümlere göre yargılama faaliyetinde bulunur. Diğer özel görevli mahkemelerden farklı olarak kadastro mahkemelerinin görevleri konu ve zaman itibari ile sınırlıdır[81].

6. Tüketici Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a. Genel Olarak

Ülkemizde tüketici hakları konusunun gelişen teknoloji, ekonomik ve sosyal alandaki gelişmeler sebebiyle, tüketici menfaatlerinin korumak amacıyla Anayasanın 172. maddesinde “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder” düzenlemesine paralel olarak 23.2.1995 tarihli ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile önemli adımlar atılarak, sözü edilen Kanun ile Tüketici Mahkemelerinin kurulması öngörülmüştür. Ancak 6502 sayılı Yeni Tüketicinin Korunması Hakkındaki (TKHK) Kanunu’nun[82] 28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe girmesiyle; yeni Kanunun Yürürlükten kaldırılan hükümler başlıklı madde 86 gereğince 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun mülga olmuştur.

Özel mahkemelerin kendi görev alanına giren uyuşmazlıkların yoğun biçimde ortaya çıktığı yerlerde örgütlenmesine bağlı olarak, bugün için Adana, Ankara, Antalya, Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin ve Samsun gibi büyük il merkezleri ile Bakırköy ve Sincan ilçe merkezlerinde müstakil bir tüketici mahkemesi kurulmuş ve bazı ilçelerde, bu mahkemelerin yargı çevrelerine dahil edilmiştir. Ayrı bir tüketici mahkemesi kurulmamış olan yerlerde, bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi hakimince, tüketici mahkemesi hakimi sıfatıyla bakılır[83].

b. Görevleri

Tüketici mahkemelerinin görev alanına hangi dava ve işlerin girdiği 6502 sayılı TKHK’nın 73. maddesinin 1. fıkrasında gösterilmiştir. Buna göre; Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.

Tüketici mahkemelerinin mal varlığı haklarından doğan dava ve işler anlamında adeta genel görevli bir yargı yeri haline getirildiği ve bu sebeple asliye hukuk mahkemelerinin büyük ölçüde işlevsiz kaldığı söylenebilir. Ayrı bir tüketici mahkemesinin kurulduğu yerlerde, anılan mahkeme ile diğer mahkemeler ve varsa diğer özel mahkemeler arasındaki ilişki görev ilişkisidir[84].

aa) Tüketici Hakem Heyeti

Tüketici mahkemelerinin işleyişi için her türlü tüketici uyuşmazlıklarının doğrudan doğruya bu mahkemelerde görülmesinin önüne geçilebilmesini için, tüketici hakem heyetleri oluşturulmuştur. Hakem heyetlerinin kuruluşu ile ilgili düzenleme 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 66 maddesinde ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin[85] 5. maddesinde yer almaktadır. Bahsi geçen düzenlemelere göre;

Bakanlık (Gümrük ve Ticaret Bakanlığı), Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezleri ile kendisinin belirleyeceği ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturur bakanlık hangi ilçelerde Tüketici Hakem Heyeti kurulacağını belirlerken başvuru sayısını nüfus yoğunluğunu coğrafi şartlar ile benzeri hususları gözetir.

İl tüketici hakem heyetleri il sınırları içinde, ilçe tüketici hakem heyetleri ise ilçe sınırları içinde yetkilidir, ayrı bir tüketici hakem heyeti kurulmamış olan yerlerde, Bakanlıkça o ilçe için belirlenmiş olan tüketici hakem heyeti yetkilidir.(THHY m.7/f1) Başvuruda bulunulabilecek ilçede tüketici hakem heyetinin kurumamış olması halinde tüketiciler o ilçe kaymakamlığına başvuru yapabilirler. Yapılan bu başvurular kaymakamlıklarca gereği yapılmak üzere Bakanlıkça belirlenen yetkili tüketici hakem heyetine intikal ettirilir.7/3).

Yönetmeliğe göre; Hakem heyetinin başkanlığını illerde ticaret il müdürü, ilçelerde kaymakam veya bunların görevlendireceği bir memur yürütür (m.8/f.1, (1). Tüketici hakem heyeti; Belediye başkanının, konunun uzmanı belediye personeli arasından görevlendireceği bir üye, baronun mensupları arasından görevlendireceği bir üye, satıcının tacir olduğu uyuşmazlıklarda ticaret ve sanayi odasının ya da bunların ayrı ayrı örgütlendiği yerlerde ticaret odasının; satıcının esnaf ve sanatkar olduğu uyuşmazlıklarda, illerde esnaf ve sanatkarlar odaları birliğinin, ilçelerde ise en fazla üyeye sahip esnaf ve sanatkarlar odasının görevlendireceği bir üye,Tüketici örgütlerinin kendi aralarından seçecekleri bir üye, olmak üzere başkan dahil beş üyeden oluşur (THHY m 8/f.1, (a), (b),(c)).

Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilir (THHY m.7, II). Başvuruda bulunulabilecek ilçede, tüketici hakem heyetinin kurumamış olması halinde, tüketiciler, o ilçe kaymakamlığına başvuru yapabilirler. Yapılan bu başvurular kaymakamlıklarca gereği yapılmak üzere Bakanlıkça belirlenen yetkili tüketici hakem heyetine intikal ettirilir(THHY m.7,III)

Hakem heyetinin başkanlığını illerde ticaret il müdürü, ilçelerde kaymakam veya bunların görevlendireceği bir memur yürütür. Tüketici hakem heyeti;Belediye başkanının konunun uzmanı belediye personeli arasından görevlendireceği bir üye, Baronun mensupları arasından görevlendireceği bir üye, Satıcının tacir olduğu uyuşmazlıklarda ticaret ve sanayi odasının ya da bunların ayrı ayrı örgütlendiği yerlerde ticaret odasının; satıcının esnaf ve sanatkar olduğu uyuşmazlıklarda, illerde esnaf ve sanatkarlar odaları birliğinin, ilçelerde ise en fazla üyeye sahip esnaf ve sanatkarlar odasının görevlendireceği bir üye,üketici örgütlerinin kendi aralarından seçecekleri bir üye, olmak üzere başkan dahil beş üyeden oluşur[86].

Tüketici mahkemelerinin görev alanına girmekle beraber; 4.570 Türk Lirası altında bulunan uyuşmazlıklarda, ilçe tüketici hakem heyetine; Büyükşehir statüsünde olan illerde, 4.570 Türk Lirası ile 6.860 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda, il tüketici hakem heyetine; Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde, 6.860 Türk lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda, ilk tüketici hakem heyetine; Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde 4.570 Türk Lirası ile 6.860 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur[87]

Tüketici hakem heyetlerinde gerçekleştirilecek olan incelemelerde yardımcı olmak üzere raportörler (bilirkişiler) istihdam edilir. Raportörlerin çalışma usulleri nedir özel bir yönetmelik çıkarılmıştır.Burada sözü edilen parasal sınırların üzerindeki tüketici uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyetine başvurulamaz, doğrudan doğruya tüketici mahkemelerinde dava açılması yoluna gidilmesi gerekir. Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır. Tüketici hakem heyetleri görev ve yetki alanına giren başvuruları gereğini yapmak üzere kabul etmek zorundadır. Sözü edilen heyet görev ve yetki alanı dışında kalan başvuruları tüketicinin başvuru yapabileceği yerleri de belirtmek suretiyle başvuru sahibine iade eder.Tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu, tarafların uyuşmazlık çözümü anlamında müzakere, arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden yararlanma olanaklarının varlığını ortadan kaldırmaz. Tüketici hakem heyetleri zorunlu bir tahkim organı olarak işlev görmektedirler ve önlerine getirilen uyuşmazlıkta esasında bir çekişmeli yargı işi yani dava niteliği taşımaktadır. Dolayısı ile aynı konuda derdest bir davanın bulunmamasının, dava şartı olduğu hususunun (HMK m.114, I/ı) tüketici hakem heyetince resen gözetilmesi zorunludur. Tüketici hakem heyeti tarafların talepleri ile bağlıdır, başka bir deyişle başvuruda bulunanın talebinden fazlasına veya talebin dışında başka bir şeye karar veremez[88].

Tüketici hakem heyeti uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebi ile bağlı olmakla beraber şu durumlarda bu ilkenin dışına çıkabilmektedir (THHY m.22/1); başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasını veya daha azına tüketici hakem heyetine karar verilebilir. Verilen kararın her halükarda 6 maddede belirtilen parasal sınırlar dahilinde olması gerekir[89].

Hakem heyetlerine duruşma yapılması gibi bir usul de zorunluluk öngörülmemiştir, aksine incelemenin dosya üzerinde yapılması hükme bağlanmıştır. Bu incelemede tarafların şikayete cevap dilekçelerini ekledikleri belgeler, heyete getirilen belgeler ile raportörün hazırladığı rapor değerlendirilecek uyuşmazlık bir karara bağlanacaktır. Heyetlerde taraftarın dinlenmeleri zorunluluğu bulunmamaktadır, ancak hakemler gerekli gördükleri hallerde tarafları dinleme yetkisine de sahip kılınmışlardır. Hakemler bilirkişi incelemesini gerektiren hususlarda bilirkişi atama yetkisini haizdirler. Buna göre tüketici hakem heyetleri bilirkişi olarak yalnızca bir kişi görevlendirilebilirler, ancak gerekçesini göstermek suretiyle üç kişiden oluşan bir bilirkişi kurulu da görevlendirme yetkisine sahiptirler. Tüketici hakem heyetlerinin mahallinde keşif yapma, taraf tanıklarını dinleme ve taraflara veya Tanıklara yemin verdirme ve HMK’daki anlamı ve hukuki sonuçları (yaptırımı) ile tanık dinleme yetkilerinin bulunmadığı kanaatindeyiz. Nitekim bu hususta açık ya da örtük bir düzenleme mevcut değildir. Hakem heyetleri başvuruları tarih ve sırasını izleyerek en geç 6 ay içinde görüşüp karara bağlamak durumundadırlar[90].

Tüketici hakem heyetinin vermiş olduğu kararlara karşı ilgililer tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz ancak tüketici mahkemesi hakimi başvuru üzerine hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir (TKHK m.70/f.3, v m.28/f.1).

İtiraz olunan kararın esas yönünden kanuna uygun olup da, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı itirazın kabul edilmesi gerektiği veya kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç bulunmadığı takdirde, tüketici mahkemesi, evrak üzerinde, kararı değiştirerek veya düzelterek onama kararı verebilir. Karar usule ve kanuna uygun olup da; gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa gerekçe değiştirilerek veya düzeltilerek onanır. (TKHK m.70/f.4 ve m. 28/f.2)

Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir (TKHK m.70/f.5). Tüketici hakem heyeti kararları, yerine getirilme bakımından, İcra ve İflas Kanunu'nun ilamların icrası bağlamında öngörmüş olduğu hukuki rejimi tabidirler (TKHK m.70/f.2, m.26).

Tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu öngörülen tutarların üstündeki tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik her türlü uygulamadan kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından doğrudan doğruya tüketici mahkemelerine başvurulması zorunludur. Tüketici mahkemelerinde, basit yargılama usulü uygulanır (TKHK m.73/4).

Tüketici örgütleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı; (haksız ticari uygulamalar ve ticari reklamlara ilişkin hükümler dışında); genel olarak tüketicileri ilgilendiren ve bu Kanuna aykırı bir durumun doğma tehlikesi olan hallerde, bunun önlenmesine veya durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir karan alınması veya hukuka aykırı durumun tespiti, önlenmesi veya durdurulması amacıyla tüketici mahkemelerinde dava açabilir (TKHK m.73, VI). Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olduğunun tespiti, üretiminin veya satışının durdurulması, ayıbın ortadan kaldırılması ve satış amacıyla elinde bulundurulanların toplatılması için, Bakanlık, tüketiciler veya tüketici örgütleri, tüketici mahkemelerinde dava açabilir (TKHK m.74, I). Sözü edilen düzenlemeler 6100 sayılı HMK'nın 113.maddesinde dava çeşitleri arasında düzenlenmiş olan topluluk davasının somut uygulanma biçimlerini teşkil eder[91].

Tüketicileri ilgilendiren davalarda, davacı, verilen kararların yayımlanmasını talep edebilir. Talebin, mahkemece kabul edilmesi halinde, bu karar, masrafları davalıdan alınmak üzere, ülke düzeyinde yayımlanan gazetelerden en az üçünde derhal ilan edilir (TKHK m.73, VII).

Doğrudan doğruya tüketici mahkemelerinde dava açılması halinde bu mahkemelerden verilen kararlara karşı, asliye hukuk mahkemesi kararlarının tabi olduğu hukuki rejim çerçevesinde kanun yollarına başvurulabilir[92].

7. İcra Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a. Genel Olarak

​​​​İcra mahkemelerinin kuruluşuyla ilgili hukuki düzenleme, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 4. maddesinde yer almaktadır.

İcra dairesinde, icra müdürünün / müdür yardımcısının / katibinin yapacağı işlemlerin isabetli ve yasaya uygun yapılmasını sağlamak için, icra dairelerinin üstünde icra mahkemeleri kurulmuş ve her icra dairesi bir icra mahkemesine bağlanmıştır[93].

İcra mahkemesi, bir icra hakimi ve buna bağlı yeteri kadar yazı işleri müdürü, katip ve mübaşirden oluşur. Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde (her ilçede) bir mahkemesi bulunur. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde (Ankara, İstanbul, İzmir gibi) HSK’nın olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca icra mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir. Bu durumda icra mahkemeleri daireleri numaralandırılır. İcra mahkemesinin birden fazla dairesi bulunan yerlerde iş dağılımı ve buna ilişkin esaslar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenir. Her icra mahkemesi hakimi, kendisine Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflas dairelerinin muamelelerine yönelik şikayetleri ve itirazları inceler, bu dairelerin gözetim ve denetimlerini yapar, idari işlerine bakar (İİK m.4/f.1)[94].

İcra mahkemeleri, icra (ve iflas) dairelerinin işlemlerinin doğruluğunu ve kanuna uygun olup olmadığını şikayet yoluna başvuru üzerine denetlemek, itirazın kaldırılması taleplerini karara bağlamak ve kanunla kendisine verilen diğer icra işlerine bakmak üzere oluşturulmuş bulunan yargı yerleridir.Her asliye mahkemesinin yargı çevresi içinde (her ilçede), bir icra mahkemesi bulunur. İcra mahkemesi, bir icra hakimi ve buna bağlı yazı işleri müdürü, yeteri kadar katip ve mübaşirden kuruludur[95]

Ayrı bir icra mahkemesi kurulmamış olan yerlerde, bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi hakimince, icra mahkemesi hakimi sıfatıyla bakılır. İcra mahkemeleri, hem hukuk hem de ceza yargısı alanında görev yapan tek hakimli, özel görevli ilk derece yargı yerleri arasında yer alır[96].

21.02.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5092 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la icra tetkik mercii ifadesi icra mahkemesi olarak değiştirilmiştir. İcra mahkemeleri, 2004 yılında resmen mahkeme adını alana kadar mahkeme niteliğine sahip olup olmadığına dair pek çok tartışma yapılmıştır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin İcra tetkik merciinin Mahkeme olarak kabul edilmesi gerektiğine dair kararları mevcuttur.

İcra mahkemesi sulh veya asliye hukuk mahkemeleri anlamında bir hukuk mahkemesi olmayıp, icra - iflas işleri için kurulmuş özel bir mahkemedir. Hem hukuk hem de ceza mahkemelerine ait özellikler taşır. Bu sebeple uygulamada, bakılan dava ve işlerin niteliğine göre aynı mahkeme icra ceza mahkemesi veya icra hukuk mahkemesi sıfatlarıyla yargılama faaliyetinde bulunur[97].

İcra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikayetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hakimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hakim tarafından yapılır. Her icra mahkemesi hakimi, kendisine Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflas dairelerinin muamelelerine yönelik şikayetleri ve itirazları inceler, hacizde ve iflasta istihkak davalarını karara bağlar, icra dairelerin gözetim ve denetimlerini yapar, idari işlerine bakar. İcra yetkisini haiz sulh mahkemelerinin muamelelerine karşı vuku bulacak şikayet ve itirazların tetkik mercii o mahkemenin hakimidir[98].

İcra mahkemeleri, icra dairesinde, icra müdürünün, müdür yardımcısının, katibin yapacağı işlemlerin isabetli ve kanuna uygun yapılmasını sağlamak için, icra dairelerinin üstünde kurulmuş ve her icra dairesi bir icra mahkemesine bağlanmıştır. Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde bir icra mahkemesi bulunur[99].

b. Görevleri

İcra mahkemelerinin görevleri İİK ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinde[100] belirtilmiştir. Belli başlı görevleri, şu şekilde sıralanabilir;

İcra ve iflas dairelerini, disiplin bakımından denetlemek (İİK m.13, m.97), icra dairelerinin işlemlerine karşılık yapılacak şikayetleri (İİK m.16-18) ve alacaklının (borçlunun yapmış olduğu) itirazın kaldırılması taleplerini (İİK. m.68-68a, 147, 150a, 169a, 170, 269b - 269c, 275) inceleyip karara bağlamak, hacizdeki ve iflastaki istihkak davalarına bakmak (İİK m.97- 98, 228), taşınmaz malın tahliye ve teslimine ilişkin ilamların icrası sırasında taşınmazda bulunan ve ilamın kapsamına girmeyen eşyanın belli koşullarda, icra müdürünün talebi üzerine, satışına karar vermek (İİK m.26/f.4), ilamın icrada, kendisine yapılan icranın geri bırakılmasına ilişkin talepleri karara bağlamak (İİK. m.33-33a), İİK 71.m’sine dayalı olarak yapılan icra takibinin gerek iptaline ve gerek talik edilmesine yönelik talepleri karara bağlamak, İİK’nın 89. maddesine göre, kendisine birinci veya ikinci haciz ihbarnamesi gönderilen üçüncü kişinin, süresi içerisinde haciz ihbarnamesine itiraz etmesi durumunda, alacaklının, üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu iddiasıyla yukarıda sözü edilen Kanun'un 338. maddesinin birinci fıkrasına göre cezalandırılmasını ve tazminata mahkum edilmesini konu alan ceza ve tazminat davasını, karara bağlamak (İİK. m.89/f.4), intifa hakkı, taksim edilmemiş bir miras veya şirket hissesi ile iştirak halinde tasarruf olunan bir mal hissesinin paraya çevrilmesinin ne şekilde gerçekleştirileceği hususunun, icra müdürünce sorulması üzerine, somut olayın koşullarına uygun düşen karan almak (İİK. m.121).

İhalenin feshi taleplerini incelemek ve karara bağlamak (İİK m.134), İİK’nın 153. m’sine göre, borçlu tarafından yatırılan paranın alacaklı namına hıfzına ve ipotek kaydının terkinine karar vermek, iflas idaresi üyelerini, gösterilen adaylar arasından atamak (İİK m.223/f.1), iflas dairesince kendisine sunulan iflası idare edenlere ait hesap pusulalarını tasdik etmek (İİK m.223/f.4), alacağı, iflasta borç ödemeden aciz belgesine bağlanmış olan alacaklının yapmış olduğu yeni takip üzerine, kendisine ödeme emri gönderilen müflisin yeni mal iktisap etmediği yolundaki itirazını inceleyip karara bağlamak (İİK m.25l/f.2), iflas tasfiyesinin süresinin uzatılmasına gerektiğinde karar vermek (İİK m.256), borçlunun konkordato mühleti verilmesine yönelik taleplerini karara bağlamak, konkordato mühleti verdiği takdirde konkordato komiseri atamak, gerektiğinde ve şartları varsa başvuru üzerine konkordato mühletinin uzatılmasına ve kaldırılmasına karar vermek (İİK m. 287, m. 290/f.2), konkordato çoğunluğunun belirlenmesinde, nizalı veya taliki şarta bağlı veyahut muayyen olmayan bir vadeye tabi alacakların, hesaba katılıp katılmayacağına, katılacaksa ne miktarda katılacağına karar vermek (İİK m.297/f.4), konkordatoda, nizalı alacakların sahiplerine düşen paranın, borçlu tarafından sağlam bir bankaya, bulunmayan yerlerde ise icra veznesine yatırılmasına karar vermek (İİK m. 305), İİK’nın 318. m’sine göre, borcunu ifa edemeyen borçluya fevkalade hal nedeniyle süre vermek.

İcra mahkemelerinde, esas itibariyle basit yargılama usulü uygulanır. Sözü edilen mahkemeler, cebri icra prosedürünün işleyişinde egemen olan takip ekonomisi ilkesinin bir gereği olarak, genelde belge düzenine bağlı şekli bir inceleme yapmakla yetinirler. Bu nedenle, icra mahkemelerinin hukuka ilişkin kararları, kural olarak maddi anlamda kesin hüküm oluşturmazlar; dolayısıyla, kararlarına karşı yargılamanın iadesi yoluna işlerlik kazandırılamaz. Ancak, icra mahkemeleri, hacizde ve iflasta istihkak davalarıyla şikayet yoluyla ihalenin feshinin istenmesi hallerinde, genel hükümler dairesinde, her türlü delili serbestçe değerlendirmek suretiyle yargılama yapıp hüküm verirler. Dolayısıyla, icra mahkemelerinin, hacizde ve iflasta istihkak davalarıyla, şikayet yoluyla ihalenin feshinin istenmesi üzerine vermiş olduğu kararlar, maddi anlamda kesin hüküm oluşturur, bu kararları bakımından, yargılamanın iadesi yoluna müracaat edilebilir[101].

İcra mahkemeleri, hukuka ilişkin bu görevlerinin yanı sıra İcra ve İflas Kanunu'nun 331. ve devamı maddelerinde öngörülen icra suçlarına da bakarlar; bu suçlar bağlamında tıpkı bir ceza mahkemesi gibi, ceza yargılamasında işlerlik kazanan ilke ve kurallar çerçevesinde, yargılama yapar ve hüküm verirler; yani, işlevlerinin bu boyutu itibariyle aynı zamanda özel bir ceza mahkemesi konumundadırlar. İcra mahkemelerinde, gerek soruşturma gerek kovuşturma evresinde duruşmaların icrası sırasında, Cumhuriyet savcılarına herhangi bir görev verilmemiştir. Onlar, sadece anılan mahkemelerin kararlarına karşı, kanun yollarına gidilmesi sürecinde görev yaparlar[102].

8. İş Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a) Genel Olarak

İş mahkemeleri Cumhuriyet döneminde kurulan ilk özel mahkemelerdir. İlk defa 30.01.1950 tarihinde 5521 sayılı Kanun’la, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarına bakmak üzere kurulmuştur[103]. Ancak 12.10.2017 tarihinde 7036 sayılı yeni İş Mahkemeleri Kanunun kabulü ile yürürlükten kaldırılmıştır (yürürlük tarihi 25.12.2017).

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (İşMK) 2. maddesine göre, iş mahkemeleri HSK’nın olumlu görüşü alınarak, tek hakimli ve asliye mahkemesi derecesinde olmak üzere, Adalet Bakanlığınca ihtiyaç duyulan yerlerde kurulur[104].

Günümüzde Adana, Ankara, Aydın, Balıkersir, Bursa, Diyarbakır, İstanbul, İzmir gibi 29 büyük il merkezinde ve Sincan, Alanya, Manavgat ve Karşıyaka gibi büyük ilçelerde ayrı bir iş mahkemesi kurulmuştur.

Ayrı bir iş mahkemesi kurulmuş olan yerlerde, iş mahkemesi ile genel görevli mahkemeler ve varsa kurulu bulunan diğer özel görevli mahkemeler arasındaki ilişki, görev ilişkisidir. İş Mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. (HMK m. 316- 322).

b. Zorunlu Arabuluculuk (Dava Şartı Olarak Arabuluculuk)

Hukukumuzda 07.06.2012 tarihli 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile ihtiyari arabuluculuk müessesi kabul edilmiştir. Ancak 12.10.2017 tarihli 7036 sayılı yeni İş Mahkemeleri Kanunu ile iş mahkemelerinde zorunlu arabuluculuk sistemi getirilmiştir. Kanunun Dava Şartı Arabuluculuk başlıklı 3. maddesine göre;

(1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.

(3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.(10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir.(17)Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.” düzenlemesi yer almaktadır.

7036 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasına aşağıdaki düzenleme eklenmiştir;

(1) Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. (Ek cümle:6/12/2018- 7155/22 md.) Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır.”

c. Sosyal Güvenlik Kurumuna Başvurulması Zorunluluğu

7036 sayılı yeni İş Mahkemeleri K. m.4 deki değişikliğe göre;

(1) 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.

(2) Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.” düzenlemesi yer almaktadır.

d. Görevleri

İş mahkemelerinin görev alanı İş Mahkemeleri Kanunu 5. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, iş mahkemelerinin belli başlı görevleri şunlardır; a) 5953 sayılı Kanun’a tabi basın mesleğinde çalışan gazeteciler, 854 sayılı Deniz İş Kanununa tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b)İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar. (misal 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar)[105].

Diğer taraftan; 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununda aksine hüküm bulunmayan hallerde Bu kanun hükümlerinin uygulanması ile ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkları iş mahkemelerinde bakılır.Başka mahkemelerin görev alanına girerken bu 7036 sayılı yeni İş Mahkemeleri Kanunu ile iş mahkemelerinin görev alanına dâhil edilen dava ve işler, iş mahkemelerine devredilmez; kesinleşinceye kadar ilgili mahkemeler tarafından görülmeye devam olunur. (7036 s. yeni İş Mak. K. geçici m.1/3)

Bir görüşe göre; Bir iş davası, genel mahkemelerde (sulh veya asliye hukuk mahkemesinde) görülen bir davaya karşı, karşı dava olarak açılamaz. Buna karşılık iş mahkemesinde görülen bir iş davasına karşı, iş davası olmayan bir davanın karşı dava olarak açılabilmesi mümkündür. Yine İş mahkemesinde açılan bir dava ile genel mahkemede mesela asliye hukuk mahkemesinde açılan bir dava arasında bağlantı varsa bu iki davanın iş mahkemesinde birleştirilebilmesi gerekir. Bunun gibi HMK m. 57’deki şartlar varsa, işçi veya işveren olmayan bir kişi iş mahkemesinde açılan bir iş davasında işçi ve işverenin yanında davacı veya davalı tarafta dava arkadaşı olabilir başka bir deyimle dava arkadaşlarından biri hakkındaki davanın genel mahkemenin diğeri veya diğerleri hakkındaki davanın ise iş mahkemesinin görevine girmesi halinde bu davalar iş mahkemesinde birlikte açılabilir.[106].

9. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri

a. Genel Olarak

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri, tek hakimli ve asliye mahkemesi düzeyindendir. Bu konudaki temel kanunlar, 5.12.1951 tarihli 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile 22.12.2016 tarihli 6769 sayılı Sinai Mülkiyet Kanunudur (SMK). Bu mahkemeler HSK’nın olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca ihtiyaç duyulan yerlerde kurulurlar (SMK m. 156,I). Bugün için Ankara, İstanbul ve İzmir’de, ayrı bir fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi (FSHHM) bulunmaktadır. Ayrı bir FSHHM kurulmamış olan yerlerde, bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi hakimince, FSHHM hakimi sıfatıyla bakılır[107].

Fikri ve sınai haklar mahkemeleri asıl olarak SMK’da düzenlenmiş, FSEK’da ise söz konusu kanuna atıf yapılmakla yetinilmiştir. Çünkü esasen SMK ile FSEK’nın 76. maddesinde değişiklik yapılmış, 6769 sayılı Kanunla değişik 76. maddesinin birinci fıkrasına göre;

Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir.”

SMK’nın 156. m.’si; fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesini düzenlemektedir. Buna göre;

(1) Bu Kanunda öngörülen davalarda görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesidir. Bu mahkemeler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir. Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince; fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye ceza mahkemesince bakılır[108].

b. Görevleri

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi (FSHHM); 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile ilgili ihtilaflar ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’ndan (SMK) kaynaklanan uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Buna göre FSHHM’nin görev alanına giren işler şunlardır; FSEK’nın düzenlediği hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkları konu alan hukuk davalarını karara bağlamak (6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 189.maddesiyle değişik m.76, 1).

(FSEK’nun 66 ila 70. Maddeleri arasında bu Kanun tarafından korunan hakların ihlali halinde işlerlik kazanabilecek olan hukuk davaları düzenlenmiştir. Buna göre; eser sahibinin mali ve manevi haklarına tecavüz halinde açılabilecek olan tecavüzün ref’i davası (FESK m. 66, m.67, m.68), tecavüz ihtimalinin varlığı halinde, önleme amaçlı tecavüzün men’i davası (FESK m. 69), maddi ve manevi zararların tazminini sağlamak amacıyla açılabilecek olan maddi ve manevi tazminat davalarıdır). Sınai Mülkiyet Kanunu'nun düzenlemiş olduğu hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkları konu alan hukuk davalarıyla işleri ve geçici hukuki korunma taleplerini karara bağlamak. (Bu bağlamda, marka, coğrafi işaret ve geleneksel ürün, tasarım, patent ve faydalı modelle ilgili uyuşmazlıkları konu alan hukuk davalarını bu kapsamdadır).5147 sayılı Entegre Devre Topoğrafyalarının Korunması Hakkında Kanunu'nda öngörülen hukuk davalarına bakmak (m.31). 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait lslahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun'da öngörülen hukuk davalarını karara bağlamak (m.57).

Bir eserin kimin tarafından vücuda getirildiği çekişmeli ya da herhangi bir kimse eserin sahibi olduğunu iddia ediyorsa, gerçek sahibi, hakkının tespitini, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemelerinden talep edebilir (FSEK m.15,III). Fikri mülkiyet hukuku bütünü içinde yer alan fikir ve sanat eserleri hukuku alanında, ihtiyati tedbir kurumuyla ilgili olarak, FSEK 77. m’sinde özel bir düzenleme getirilmiştir. Düzenleme şu şekildedir:

Esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin yahut emrivakilerin önlenmesi için veya diğer herhangi bir sebepten dolayı zaruri ve bu hususta ileri sürülen iddialar kuvvetle muhtemel görülürse, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'yla tanınmış olan hakları ihlal veya tehdide maruz kalanların ya da meslek birliklerinin talebi üzerine, davanın açılmasından önce veya sonra, diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını, işin yapıldığı yerin kapatılmasını veya açılmasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yoluyla muhafaza altına alınmasına karar verebilir. Kararda, emre muhalefetin, İcra ve İflas Kanunu'nun 343.maddesindeki cezai neticeleri doğuracağı açıklanır.

Eser sahibinin manevi haklarının ihlalinden kaynaklanan zararların tazmini amacıyla açılan manevi tazminat davalarında, mahkeme, para yerine veya bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline (kararın gazetede ilanı veya kınama) de hükmedebilir. Son işaret edilen husus, medeni yargı bağlamında, genel çerçevede geçerlilik taşıyan taleple bağlılık kuralının (HMK m.26,I) istisnalarından birisini oluşturur.

Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinde, hangi yargılama usulünün uygulanacağına dair ne Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda ne de Sınai Mülkiyet Kanunu'nda herhangi bir belirlemede bulunulmuştur. Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesi düzeyinde bulunduğuna göre, bu mahkemelerin görev alanına giren davalarda uygulanacak yargılama usulü, asliye hukuk mahkemelerinde işlerlik kazanan usul olan, yazılı yargılama usulüdür.

Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde, sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden, şu taleplerde bulunabilir (SMK m.149); Söz konusu fiilin tecavüz teşkil edip etmediğinin tespiti, hakka yönelmiş bulunan muhtemel tecavüzlerin önlenmesi, halihazırda devam eden tecavüz fiili varsa, bunların durdurulması, meydana gelmiş bulunan tecavüzün kaldırılması ile birlikte maddi ve manevi zararın tazmin edilmesi, tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellememek kaydıyla el konulması ve bu ürünler hakkında mülkiyet hakkının tanınması, tecavüzün devamını önlemek amacıyla bazı tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere el konulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası, haklı bir sebebin veya menfaatin bulunması halinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere, kesinleşmiş olan mahkeme kararının günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan veya ilgililere tebliğ edilmesi[109].

SMK’nın 159. m’sinde, sınai mülkiyet hukukunun uygulanması bakımından fevkalade önem taşıyan ihtiyati tedbirlerle ilgili, özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri uyarınca dava açma hakkı bulunan kişiler, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilir.

İşlerlik kazandırılacak olan ihtiyati tedbir türleri, şu şekilde somutlaşır (SMK m. 159, II); davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi ve durdurulması, Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen tecavüze konu ürünlere, bunların üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara ya da patenti verilmiş usulün icrasında kullanılan vasıtalara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde, Türkiye sınırlan içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dahil, bulundukları her yerde el konulması ve bunların saklanması, herhangi bir zararın tazmini bakımından teminat verilmesi[110].

SONUÇ

Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde, görev kuralları, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın niteliğine veya kıymetine göre, belirli bir yerdeki hüküm mahkemelerinden hangisi tarafından bakılacağını düzenlerdi.

Dava konusunun değerine göre görevli mahkemenin belirlenmesi esası 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda isabetli olarak terk edildiği için, artık görev kuralları, dava konusunun niteliğine göre bir davanın hangi mahkemede görüleceğini belirten düzenlemelerdir.

Mevzuatımızda, bir mahkemenin görevli olup olmadığı hususunda, davanın açıldığı tarihin dikkate alınarak belirleneceği kabul edilmektedir. Davanın Mahkemelerin görevli olması dava şartıdır. Bir mahkemenin, dava açıldıktan sonra ilk bakacağı hususlar dava şartlarıdır, mahkemenin esas hakkında incelemeye geçebilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için bulunması zaruri şartlardır. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında resen araştırdığı gibi, taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkemelerin görevli olması kamu düzeni ilgilendirdiği için, HMK m.1’de görev kurallarının kamu düzeninden olduğu açıkça düzenlenmiştir.

Diğer taraftan, medeni yargılama hukukunda, genel mahkemeler olarak kabul edilen asliye hukuk mahkemeleri ile sulh hukuk mahkemelerinin görev ayrımının tespitinde bedel sınırının kalkması isabetli olmuştur. Zira mülga HUMK döneminde, her iki mahkemenin görevinin belirlenmesinde sıklıkla sorunlar gündeme gelmekte, bir yıl sulh hukuk mahkemenin görevine giren dava, sınırın artması ile ertesi yıl asliye hukuk mahkemesinin görevine girebilmekte, bu husus temyiz aşamasında da sıkıntılara neden olabilmekteydi.

Gelişen sosyolojik, ekonomik ve hatta politik ihtiyaçlar sebebiyle özel mahkemelerin kurulma mahkemelerin kurulmasını zorunlu kılmıştır. Özel mahkemelerin zaman içinde ihtisaslaşması ile ilgili oldukları davaların daha seri görülmesi sağlanmış, ihtiyaçlara cevap veren yapılaşma içinde tarafları tatmin edici sonuçlar verdiği görülmüştür.

---------------------------------------------

[1] RG: 7.10.2004, sayı: 25606.

[2] Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Taş Korkmaz, Hülya, Medeni Usul Hukuku Cilt I, 15. Baskı, İstanbul 2017.

[3] Pekcanıtez, Hakan /Taş Korkmaz, Hülya /Meriç, Nedim: Gerekçeli Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 10. Bası, İstanbul, 2019, S. 16.

[4]Tanrıver, Süha; Sulh Hukuk – Asliye Hukuk Mahkemesi Ayrımının Anlam ve Önemi Üzerine Bazı Düşünceler, TBBD, 2013/105, sayfa aralığı: 35- 50.

[5]Atalı, Murat /Ermenek, İbrahim/Erdoğan, Ersin: Medeni Usul Hukuku, s. 184, Ankara, 2018

[6]Tanrıver, Süha, Medeni Usul Hukuku, 2. Baskı, s. 147-148 Ankara 2018.

[7] Kuru, Baki, Medeni Usul Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2018, s. 55.

[8]Köksal, Mehmet, Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, s.22, İstanbul 2018.

[9]Şahan, Havva Gül, Kuruluşu, İşleyişi ve İşlevleri Bakımından Medeni Yargılama Hukukunda Özel Görevli Mahkemeler (Uzmanlık Mahkemeleri), Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2012.

[10]Köksal, s. 22.

[11]Şahan, s. 2.

[12] Köksal, s. 22.

[13]5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da, adlî yargıda ilk derece yargı yeri olarak görev yapacak olan hukuk mahkemeleri, sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer hukuk mahkemeleri, yani özel görevli hukuk mahkemeleri şeklinde belirlenmiştir (m.4). Bu mahkemelerden olan sulh hukuk mahkemeleriyle asliye hukuk mahkemeleri, hukuk yargısı alanında işlev üstlenmiş bulunan, tek hâkimli, genel görevli ilk derece yargı yerleri konumundadır m.5/f.2.); Ayrıca Sulh hukuk – Asliye hukuk mahkemesi ayrımının anlam ve öne­minin kavranabilmesi ve işlevselliği hakkında bir değerlendirmede bulunulabilmesi için, öncelikli olarak, bu ayrımın tarihsel gelişimi ile amacının ne olduğunun ortaya konulması gerektiği ile ilgili olarak detaylı bilgiler için bkz Tanrıver, Süha, TBBD, s. 37-50.

[14]Tanrıver, TBBD s. 37.

[15]Tanrıver, s.140; Atalı/Ermenek/Erdoğan, s. 185.

[16]Kuru, Baki, Medeni Usul Hukuku, 2.Baskı, Kasım 2018.

[17]Şahan, s. 68.

[18]Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel, Medeni Usul Hukuku, 4. Bası, Ankara, 2018, Yazarlara göre, mülga1086 sayılı HUMK'da, sulh hukuk mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasında, malvarlığı davaları bakımından bir görev paylaşımı olduğu, m 8'de belirtilen parasal sınırını geçmeyen malvarlığı davalarının sulh hukuk mahkemesinde, sınırı geçen malvarlığı davalarının ise asliye hukuk mahkemesinde görüldüğü, Bu şekilde malvarlığı davalarının, özel mahkemelerin görevine girenler ve HUMK ile diğer kanunlarda açıkça belirtilenler haricinde, parasal sınır ayrımı yapılarak her iki mahkeme arasında paylaştırıldığı, her iki genel mahkemelerinin aralarındaki sayısal iş dengesini sağlamak üzere parasal sınırın, enflasyon paralelinde, zaman zaman arttırıldığı hatırlatılmaktadır.

[19]Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.100, “HMK’nın 2. m'sinin, HUMK'un 8. m.’sinde ki sınırı kaldırmış olması sebebiyle, kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin göre olduğunun açıkça gösterilmediği malvarlığı davaları, değer veya miktarı ne olursa asliye hukuk mahkemesi tarafından görülür. Değeri örneğin bin TL olan bir malvarlığı davasında görevli mahkeme, eskiden (HUMK döneminde) sulh hukuk mahkemesinde iken, 6100 sayılı HMK'na göre, bu dava da artık asliye hukuk mahkemesinde görülmektedir.

[20] Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 6. Bası, İstanbul 2018.

[21] Kuru, s. 13

[22] Tanrıver, s. 145.

[23] HMK madde 4.

[24]Yılmaz,Ejder,“Yeni HMK’yla Getirilen Değişiklikler”, Muğla Barosu, sayfa aralığı: 1- 42, s. 9, (http://www.muglabarosu.org.tr), e.t. 22.05.2019

[25]Tanrıver, s. 144.

[26] Bu konudaki aksine düzenlemelerden birisi TTK’nın 5’inci maddesinde düzenlenen ticari çekişmesiz yargı işleri açısından Asliye Ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna dair düzenlemedir. Yine diğer bir düzenleme de TMK’nın aile hukukuna ilişkin 2. kitabında yer alan çekişmesiz yargı işlerine dair (vesayete ilişkin olanlar hariç) 4757 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi gereği görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğuna dair düzenlemedir.

[27]Atalı/Ermenek/ Erdoğan, s. 179, Yazarlara göre; Sulh hukuk mahkemelerinin genel mahkeme olarak nitelendirilmesinin iki sebebi vardır. Birincisi, bakacakları işler her ne kadar kanunlar da özel olarak sayılmış olsa da, bahsi geçen dava ve işlerin belli bir alana ait olmaması sebebiyle uzmanlaşma dan söz etmek mümkün değildir. Çok farklı alanlardaki işlere genel olarak sulh hukuk mahkemesinin bakması gerektiği düzenlenmiştir. İkinci olarak, bütün çekişmesiz yargı işleri açısından HMK’da sayılsın (m.382) veya sayılmasın aksine düzenleme olmadıkça sulh hukuk mahkemeleri görevlidir.

[28]Tanrıver, s. 145.

[29]Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.111; Tanrıver, s. 146.

[30]Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.116, Yazarlara göre, eğer birden fazla talebin aynı anda ileri sürülebileceği bir durum varsa taleplerden biri veya birkaçı için asliye hukuk mahkemesi ve taleplerden diğerleri içinde sulh hukuk mahkemesi görevli ise, bu durumda bu davalar birlikte aynı mahkemede açılamayacak ayrı ayrı görevli oldukları sulh veya asliye hukuk mahkemesinde açılacaktır. Ancak böyle yapılmayıp sulh hukuk mahkemesinin görevine giren talepler birleştirilerek asıl görevli mahkemesinde dava açılmışsa asliye hukuk mahkemesi tarafından kendisinin görevine girmeyen davalar bakımından resen ayırma ve görevsizlik kararı verilmelidir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu zamanında, objektif dava birleşmesi ile taleplerin toplamının dikkate alınmaması sebebiyle görevli mahkemenin tespitinde yapılan yanlışlıklar sonucunda Yargıtay’ın verdiği bozma kararlarını oldukça fazlaydı, örneğin Yarg. 14. HD, T. 07.04.2011, E. 2011/2996, K. 2011/4492; 14. HD, T.15.06.2011, E. 2011/6975, K. 2011/7851; HGK, T. 22.06.2011, E. 2011/3-415, K. 2011/443, (https://legalbank.net/), e.t. 22.05.2019.

[31]Atalı/Ermenek/Erdoğan, s 183.

[32] R.G., 08.11.1983, s..18215.

[33] R.G., 29.04.2006,s..26153.

[34]Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.116 – 117.

[35] R.G., 09.05.1985, s.18749.

[36]Tahiroğlu,Fatih,“Medeni Usul Hukukunda Görevli Mahkemenin Belirlenmesi”, İstanbul Üniversitesi,Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2013.

[37] Yarg.HGK, T. 28.09.2005, E. 2005/2-572, K. 2005/551, (https://legalbank.net/), e.t. 22.05.2019.

[38] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz s.120.

[39] Yarg. 20. HD., T. 5.4.2016, E. 2015/16156, K. 2016/4040, (http://www.lexpera.com/), e.t. 22.05.2019.

[40]Yarg. 9. HD, T. 20.01.2012, E. 2012/51430, K. 2012/1014; 13.HD., T. 24.02.2012, E. 2012/20873, K. 2012/3835, (https://legalbank.net/), e.t. 22.05.2019.

[41] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.121.

[42] Yarg. 11. HD. T. 24.04.2013, E. 2013/8771, K.2013/8120, (https://legalbank.net/), e.t. 22.05.2019.

[43] YIBHGK, T. 22.03.1944, E. 1944/37, K. 1944/9,(http://www.lexpera.com/), e.t. 22.05.2019.

[44] Yarg. 11.HD. T. 24.04.2013, 2013/ 8771, K. 2013/8120, (https://legalbank.net/), e.t. 22.05.2019.

[45]Yarg. 3. HD., T. 10.11.2008, E. 2008/18886, K. 2008/19139, (http://www.lexpera.com/), e.t. 22.05.2019.

[46] Yarg. 4. HD., T. 22.1.2013, E. 2013/13597, K. 2013/688, (http://www.lexpera.com/), e.t. 22.05.2019.

[47] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz s.133; Yarg.13. HD, T. 10.11.2008, K. 2008/18886, K. 2008//19139; 4. HD, T. 22.01.2013, E. 2013/13597, K. 2013/688, (http://www.lexpera.com/),e.t. 22.05.2019.

[48] Şahan, s. 68.

[49] Arslan Yılmaz/Taşpınar/Hanağası, s. 105.

[50] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.150.

[51] Tanrıver, s 156.

[52] R.G. 30.06.2012, s.28339.

[53] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.153

[54]Tanrıver, s. 154.

[55] RG.10.01.2017, S. 29944.

[56]Tanrıver, s. 154

[57] RG. 2.6.1988, S.19830.

[58] RG. 7.6.2005, S.5362,

[59] Tanrıver, s.156

[60] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s.161.

[61]Yarg. HGK., T. 09.03.2016, E. 2014/1023,K. 2016/294, (https://legalbank.net/), e.t. 22.05.2019.

[62]Tercan, Erdal,”Türk Aile Mahkemeleri”, Sayfa aralığı 19-53, s. 20, 2003, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003 - dergipark.gov.tr, (http://dergiler.ankara.edu.tr), et. 23.05.2019

[63] Hükümet Gerekçesi.

[64] RG. 9.1.2003, S. 24997.

[65] Şahan, s 146

[66]ayrıca bkz.TMK m.652.

[67] RG.8.3.2012,S. 6284.

[68] Tanrıver, s. 168.

[69] Tanrıver, s. 168.

[70] Tanrıver, s. 168.

[71] Tanrıver, s. 169.

[72] RG. 10.01.2013, s. 28532.

[73] RG. 5.01.2008, s. 5726.

[74]Diğer alınacak önlemler için bkz 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği.

[75]Tanrıver, 164.

[76] RG. 21.06.1987,S. 19512.

[77] Şahan, s. 100.

[78] Şahan, s 100

[79] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, s. 167

[80] Yarg. 20. HD. ,T. 20.09.2016, E.2016/6775, K. 2016/8018, ( https://www.yargitay.gov.tr/), e.t. 23.05.2019

[81] Şahan, s. 101.

[82] RG. 7.11.2913, S. 6502.

[83] Tanrıver, s. 191.

[84] Tanrıver, s. 192.

[85] RG. 27.11.2014, S. 29188.

[86] Tanrıver, s. 193.

[87]Tanrıver, s. 194.

[88]Tanrıver; s. 194.

[89]Şahin Mccarthy,Oya/Çizmecioğlu,Leyla/İçöz Demirel,Derya/Karakocalı,Ahmet/Kavak,Mesut/Özdemir, Hayrunisa/Özkurt,Ayşegül/Selim,Ali/Sert Sütçü,Selin/ Süzen,Aylin/Tutar,Elce/Tutumlu,Mehmet Akif/Ulaş, Öznur/Yıldız, Rıdvan, Tüketici Hukuku Davaları, s. 983 vd Ankara,2017.

[90]Tutumlu, Mehmet Akif, 984.

[91] Tutumlu, Mehmet Akif, 985.

[92] Tanrıver, s. 192 vd.

[93] Uyar, Talih, İcra İflas Kanunu Şerhi, 2004-2010, İİK. md. 4, Açıklamalar, (http://app.e-uyar.com), e.t. 23.05.2019.

[94] Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2018, s. 28; Arslan, Ramazan/Yılmaz,Ejder/Taşpınar Ayvaz,Sema/Hanağası, Emel, İcra ve İflas Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2018, s. 64; Uyar, Talih, (http://app.e-uyar.com), e.t. 23.05.2019.

[95] Kuru, Baki, s. 29; Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s. 65.

[96] Tanrıver, s 202.

[97] Uyar, Talih, (http://app.e-uyar.com), e.t. 23.05.2019.

[98] Kuru, Baki, s. 29; Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s. 65.

[99] Şahan, s. 71.

[100] RG. 11.04.2005, S. 25783.

[101] Kuru, Baki, s. 29; Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s. 65; Uyar, Talih, (http://app.e-uyar.com), e.t. 23.05.2019.

[102] Tanrıver, 204 .

[103] Atalı/Ermenek/Erdoğan, s. 167.

[104] Tanrıver, s. 207-208; Süzek, s. 104; Mollamahmutoğlu, Hamdi/Astarlı, Muhittin/Baysal, Ulaş, İş Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2018, s. 156.

[105] Süzek, s. 106; Mollamahmutoğlu/Astarlı/Baysal, s. 160.

[106] Kuru, s. 622.

[107] Tanrıver, s. 214

[108] Pekcanıtez/Özekes/Akkan/Taş Korkmaz, S 197

[109] Şahan, s. 130; Tanrıver, s. 214.

[110] Tanrıver, s. 215.

KAYNAKÇA

Arslan, Ramazan/

Yılmaz, Ejder/

Taşpınar Ayvaz, Sema /

Hanağası, Emel

:

Medeni Usul Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2018.

Arslan, Ramazan/

Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel

:

İcra ve İflas Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2018.

Atalı, Murat/

Ermenek, İbrahim/

Erdoğan Ersin

:

Medeni Usul Hukuku, Ankara 2018

Köksal, Mehmet

:

Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2018.

Kuru, Baki

:

Medeni Usul Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2018

Mollamahmutoğlu, Hamdi/

Astarlı, Muhittin/

Baysal, Ulaş

:

İş Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2018.

Pekcanıtez, Hakan/

Atalay, Oğuz/

Özekes, Muhammet

:

Medeni Usul Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2018.

Pekcanıtez, Hakan/

Özekes, Muhammet/

Akkan, Mine/

Taş Korkmaz, Hülya

:

Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, 15. Baskı, İstanbul 2017.

Pekcanıtez, Hakan/

Taş Korkmaz, Hülya/

Meriç, Nedim

:

Gerekçeli Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 10. Baskı, İstanbul 2019.

Süzek, Sarper

:

İş Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2018.

Şahan, Havva Gül

:

Özel Görevli Mahkemeler, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2012.

Şahin Mccarthy, Oya/

Çizmecioğlu, Leyla/

İçöz Demirel, Derya/

Karakocalı, Ahmet/

Kavak, Mesut/

Özdemir, Hayrinusa/

Özkurt, Ayşegül/

Selim, Ali/

Sert Sütçü, Selin/

Süzen, Aylin/

Tutar, Elce/

Tutumlu, Mehmet Akif/

Ulaş, Öznur/

Yıldız, Rıdvan/

:

Tüketici Hukuku Davaları, Ankara 2017, (Tutumlu, Mehmet Akif)

Tanrıver, Süha

:

"Asliye Hukuk Mahkemesi Ayrımının Anlam ve Önemi Üzerine Bazı Düşünceler", TBBD, 2013/105, s. 35-50.

Tanrıver, Süha

:

Medeni Usul Hukuku, 2. Bası, Ankara,2018 (MUH)

Tahiroğlu, Fatih,

:

“Medeni Usul Hukukunda Görevli Mahkemenin Belirlenmesi”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2013.

Tercan, Erdal

:

“Türk Aile Mahkemeleri”,Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003 - Sayfa aralığı 19-53,2003, dergipark.gov.tr, (http://dergiler.ankara.edu.tr)

Uyar, Talih

:

İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 2004 – 2010, (http://app.e-uyar.com)

KISALTMALAR LİSTESİ

AileMK

:

Aile Mahkemeleri

BAM

:

Bölge Adliye Mahkemesi

c.

:

Cümle

e.t.

:

Erişim Tarihi

FSEK

:

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

FSHHM

:

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

HD

:

Hukuk Dairesi

HGK

:

Hukuk Genel Kurulu

HMK

:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu

HSK

:

Hakimler ve Savcılar Kurulu

HUMK

:

Mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

İİK

:

İcra ve İflas Kanunu

İİKY

:

İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği

İşK

:

4857 Sayılı İş Kanunu

İşMK

:

İş Mahkemeleri Kanunu

KamK

:

Kamulaştırma Kanunu

KK

:

Kadastro Kanunu

KM

:

Kadastro Mahkemesi

MK

:

Medeni Kanun

s.

:

Sayfa

SMK

:

Sınai Mülkiyet Kanunu

THHY

:

Tüketici Hakem Heyeti Yönetmeliği

TKHK

:

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun

TL

:

Türk Lirası

TTK

:

Türk Ticaret Kanunu

5235 s.K

:

Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun

UY

:

6284 Sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği

YIBHGK

:

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.