banner647

GİRİŞ

Her bireyin insan olmaktan kaynaklanan sahip olduğu birtakım hakları vardır. Her insan eşit ve özgür bir şekilde yaşamını sürdürme hakkına sahiptir. Bunlar temel hak ve özgürlüklerdir. Hiçbir insanın cinsiyeti, ırkı, inancı gibi parametreler bu insan haklarının belirlenmesinde bir etken olamazlar. Aksine tüm bu çeşitliliklere rağmen her insan kanunlar önünde eşit konumdadır. Tüm bu hak ve özgürlükler devletlerin kanunlarınca ve uluslararası evrensel bildirgelerce koruma altına alınmıştır. Bunların ihlal edilemez nitelikte oldukları düzenlenmiş, ihlal edildikleri takdirde ise birtakım yaptırımların devreye gireceği belirtilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesince tanınan haklar: Haberleşme özgürlüğü, seçim hakkı, ifade özgürlüğü, eğitim hakkı gibi birçok haktan oluşur. Tüm bunlar her insan için vazgeçilmez niteliktedir fakat tutuklu ve hükümlülerin bu haklardan yararlanması belirli ölçülerde kısıtlanmıştır. Tutuklu ve hükümlülerin insan olmaktan kaynaklanan temel haklarına bir kısıtlama yapılamaz, devlet bunları korumakla yükümlüdür. Ancak bunun dışında kalan hak ve özgürlükleri ceza infaz kurumlarınca Türk ceza kanununun belirttiği ölçülerde sınırlandırılabilir.

I. TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLERE İLİŞKİN GENEL KAVRAMLAR VE HAPSEDİLEN HAKLARININ SINIRI

1. Tutuklu ve Hükümlü Kavramı

Soruşturma veya kovuşturma aşamasında kaçma şüphesi olan ve delilleri bozma değiştirme gibi ihtimallerin olması nedeniyle tutuklanarak özgürlüğü kısıtlanan kişidir. Hükümlü, ceza yargılaması sonucunda cezası kesinleşen kişidir.

2. Hapsedilenlerin Hak ve Özgürlüklerinin Sınırının Belirlenmesi

Bu konuya ilişkin yapılacak değerlendirme, cezaevi idarelerinin yetkileri açısından öncelikli konu, anayasa ve uluslararası sözleşmelerde korunan temel hak ve özgürlükler ile tutukluların hakları arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Bu soru aynı zamanda, haklar açısından mutlak eşitliğin ve haklar açısından göreceli eşitliğin kabul edileceği, yani tutukluya tüm haklar açısından farklı muamele edilip edilemeyeceği gibi, hapsedilenler ile diğerleri (dışarıda olan kimseler) arasındaki ayrımla da ilgilidir.

Anayasalar, hapsedilenlerin hangi haklara sahip olabileceğine dair hakların sınırlarının çizildiği en önemli ulusal kaynaklardır. Anayasalar, mali bir yükümlülüğe uyulmaması nedeniyle bakanların hapis, alıkonulmaları veya hapis cezalarına, milletvekillerinin veya bakanların hapis cezasına ilişkin kısıtlamalar içermesine rağmen, hapsedilenlerin hakları veya hangi hakların farklı şekillerde kısıtlanabileceği konusunda çok az doğrudan hüküm vardır. Bu bağlamda insan haklarının koruma altına alınması ve gerekenin yapılması gerekir[1].

Bu konudaki anayasal düzenlemeler arasında önemli bir örnek Bolivya Anayasasıdır. Hapsedilenlerin hakları ve yeniden entegrasyonları Bolivya Anayasası'nın "Özgürlüğünden Yoksun Bırakılanların Hakları" başlıklı 73. ve 74. maddelerinde düzenleniyor. Buna göre, tutuklulara insanlık haysiyetine göre saygı gösterilmesi, tutukluların aileleri ile iletişim kurma, avukat ve tercüman isteme, çalışma hakları olduğu düzenlenmiştir. Gözaltı merkezlerinde; Bu insanların sahip oldukları ve topluma yeniden entegrasyonlarının devletin sorumluluğunda olduğu vurgulanmıştır[2].

II. TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLERİN İNSAN HAKLARI

1. Hapishanalerdeki Sağlık Hizmetleri

Hapishaneler sadece özgürlükten yoksun bırakılma yerleri değildir. İnsan hayatının devam ettiği ve tüm boyutları ile şekillendiği yerlerdir. Sağlık hakkı bağlamında cezadan "tedavi" olarak bahsedilmesi dikkat çekicidir. İngilizce "Treatmant" kelimesinden gelen "tedavi" kelimesinin anlamı "tedavi etmek, tedavi görmek" anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda "düzeltme" nin anlamını da içerir. Cezaevinde geçirilen sürenin bir "iyileşme" süreci olarak ele alınmasının soru işaretlerinin yanı sıra, bu ifadenin yaşam hakkı, sağlık hakkı ve bedensel dokunulmazlık açısından bir karşılığı vardır[3].

Tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimi herkes gibi “hak temelli” olarak görülmeli ve aşağıdaki unsurları içermelidir: Devlet, cezaevlerindeki herkesin sağlık hakkına sahip olduğunu kabul etmeli ve bu haklara gerektiği gibi korumalıdır. Haklara ilişkin yükümlülükleri gereği, kısıtlama ve yoksunluk durumuna karşı gerekli önlemleri almalı, bu hakların yerine getirilmesi için gerekli ortamı, koşulları ve imkânları sağlamalıdır. Bu unsurlardan herhangi birinin herhangi bir nedenle yerine getirilmemesi, bu hakkın ihlali anlamına gelecektir[4].

Ayrıca bu hak, “dezavantajlı gruplar” diyebileceğimiz çocukların, kadınların, yaşlıların, engellilerin, kronik ve bulaşıcı hastalığı olanların, LGBTİ + bireylerin özel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmelidir. Dezavantajlı gruplara yönelik cezaevlerindeki sağlık hizmetleri ilerleyen bölümlerde daha detaylı olarak tartışılacaktır. Hapishanelerde sağlık hizmetlerinin sağlanması ve / veya cezaevi ve hükümlüler için sağlık hizmetlerine erişim, birçok gelişmiş ülke de dahil olmak üzere, genel olarak zayıftır[5].

Avrupa'nın bazı ülkelerindeki deneyimler, cezaevi sağlık hizmetleri ülkenin halk sağlığı hizmetlerinden ayrı olarak sunulduğunda sıklıkla ortaya çıkan sorunları göstermiştir. Bunlar, profesyonel personel istihdam etmenin zorluğunu ve yetersiz sürekli eğitim ve öğretimi içerir. Artık cezaevi sağlık hizmetlerinin ulusal sağlık hizmetleri ve Sağlık Bakanlıkları ile yakın işbirliği içinde olması şiddetle tavsiye edilmektedir, burada cezaevlerinin yerel hastaneler ve topluluklarla aynı standartta bakımı sağlayabileceği belirtilmektedir. Nitekim DSÖ Moskova Ofisi'nin "Halk Sağlığının Bir Parçası Olarak Cezaevi Sağlığı Bildirgesi" nde cezaevi sağlığından sorumlu hükümet bakanlığının halk sağlığı hizmetlerinden sorumlu bakanlık olması gerektiği belirtilmiştir[6].

Özellikle cezaevlerinde çalışan herkesin cezaevinin hükümlülerin sağlık ve sağlık ihtiyaçlarını nasıl etkilediğini ve tedavi, bakım ve önleme ihtiyacı olan herkes için kanıta dayalı cezaevi sağlık hizmetlerinin nasıl sağlanabileceğini iyi anlamasını gerektirir. Diğer kilit unsurlar, cezaevi sağlığı için uluslararası olarak tavsiye edilen standartları bilmek ve kabul etmektir; diğer sağlık hizmetlerinde olduğu gibi mesleki etiğe bağlılıkla profesyonel bakım sağlamak ve cezaevi personelini tutuklu ve hükümlülerin sağlığı ve iyiliği için teşvik etmektir. Türkiye'ye yönelik bu hizmetlerin yetersizlikleri 2014 yılında yayınlanan "Ceza İnfaz Kurumlarında Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hizmetlerine Erişimine İlişkin Araştırma Raporu" nda da belirtilmiştir[7].

Raporda, tutuklu ve hükümlülerin birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimlerinde ve hastaneye sevklerinde güçlükler yaşandığı, infazın ertelenmesine ilişkin süreçlerin çok yavaş olduğu, tutukluların ve "kamu güvenliği açısından tehlike" kriteri hak kaybına neden oluyor. Zorla sevk (tehcir) hem tecrit hem de işkence ve kötü muameleye neden olan ve bunları artıran bir uygulamalardan biridir. Zorunlu sevk sayısı çarpıcı bir şekilde artarak yalnızca 2016'da 146.039'a ulaşmıştır. Ani ve habersiz sevkler nedeniyle tutuklu / hükümlülerin sevk sırasında eşyalarını almalarına dahi izin verilmemiştir[8].

1.1. Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakkı bakımından Devletin Yükümlülükleri

Sağlık hakkının “halk sağlığı” ile ilişkilendirilmesi, devletin bu konudaki yükümlülüklerine ilişkin anlayışı derinleştirmiştir. İnsanların sağlık hakkının korunmasının devletin görevleri arasında olması esas olarak liberal yaklaşımın bir sonucudur. Kaynaklarını faydacı "siyasi güç" ve "ekonomik verimlilik" düşüncesinden alan yaklaşım, devletleri nüfuslarının sağlığı için önlemler almaya teşvik eden ilk faktördür. Öte yandan, ağır çalışma koşullarına ve yoksulluğun derinleşmesine tepki gösteren sosyal kesimlerin örgütlenmesi ve sağlık hakkı da dahil olmak üzere çeşitli sosyal hak talepleri, devletin bu konudaki yükümlülüklerini somut ifadelere dönüştürmüştür[9].

16 Aralık 1966'da kabul edilen ve 3 Ocak 1976'da yürürlüğe giren BM ICESCR'nin 12. maddesi, "Sağlık Hakkı Standartlarına" ayrılmış olup, sözleşmeye taraf devletlerin "sağlama" yükümlülüklerine işaret etmektedir. Bu hakkın tam olarak gerçekleştirilebilmesi için sözleşmeye taraf devletlerin alacağı tedbirler aşağıdaki başlıkları içermelidir: Bebek ölüm oranlarının azaltılması ve çocukların sağlıklı şekilde gelişiminin sağlanması, çevre sağlığının ve endüstriyel temizliğin iyileştirilmesi, salgın, yerel ve mesleki hastalıkların önlenmesi tedavi hizmetleri için gerekli koşulların oluşturulması gerekir. Yukarıda da bahsedildiği üzere Anayasa'nın 56. maddesi devletin bu konudaki yükümlülüklerini tanımlamaktadır. Vatandaşların sağlıkta bedensel ve zihinsel olarak yaşamasını sağlamak ve hizmetlerin tek bir merkezden planlanması Türkiye'de sağlık hakkına ilişkin olarak devletin yükümlülükleri arasındadır[10].

1.2. Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakkı

Geçtiğimiz yüzyılda HIV enfeksiyonu ve AIDS hastalığının ortaya çıkışı ve hızla yayılması; tüberküloz ve hepatit gibi diğer ciddi bulaşıcı hastalıkların yeniden ortaya çıkması ve yayılması; cezaevlerinin kronik hastalıkları, bağımlılığı ve ruh sağlığı sorunları olan kişiler için uygun olmayan alanlar olması ve giderek artmasıyla birlikte halk sağlığı alanının öncülüğünde devletlerin cezaevlerindeki sağlık sorununu artık görmezden gelemeyeceği ortaya çıkmıştır. Toplumlar cezaevlerinde hızla yayılan bu ciddi sağlık sorunlarıyla baş etmeye çalışırken, cezaevlerinde sağlık bakımı için ulusal bir strateji olmadığı veya mevcut politikaların sağlık hizmeti ihtiyacı ile orantısız olduğu ortaya çıkmıştır[11].

Sağlıkla ilgili sorunlar cezaevlerinde önemli sorun alanlarından birini oluşturmaktadır. Sağlık hakkının bir insan hakkı olarak kabul edilmesindeki nispi gecikme sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu hakkın kullanımına ilişkin devletlerin uyguladığı farklı politikalar, bu hakkın ihlalinin toplumsal olarak kabulü ve tutuklular için eşit sağlık hizmeti gerekliliği ve hükümlüler toplumun diğer üyeleriyle ve cezaevlerindeki yetkililerin sağlık sorunları olmaktadır. Hapishanelerde sorun çözme konusundaki isteksizlikleri gibi nedenler sağlık sorunlarının farklı boyutlarına yol açmaktadır[12].

Mahkumiyet, sağlık hakkını ortadan kaldıran bir süreç değildir. Aksine, pek çok insan hakları metninde, kapalı olma durumunun tıbbi bakıma olan ihtiyacı artıran bir etkiye sahip olması nedeniyle, tutuklu ve hükümlülerin en az özgür insanlar kadar tıbbi bakım hakkına sahip oldukları vurgulanmıştır. Tutuklular cezaevinde kaldıkları süre boyunca çeşitli hastalıklardan muzdarip olmaka ve psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Tutuklu ve hükümlülerin çevrenin olumsuz sağlık koşullarından, kötü muameleden ve cezaevindeyken sağlık hizmetlerine erişememekten şikayet ettikleri bilinmektedir. Cezaevi koşulları tutuklu ve hükümlülerin ruhsal ve fiziksel sağlıklarını olumsuz etkilediği gibi tedavi süreçlerini de zorlaştırmaktadır. Bu nedenle cezaevi ve hükümlülerin sağlık haklarını dışarıdakilerle tam ve eşit olarak sağlamaları ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin olması son derece önemlidir[13].

DSÖ'nün 2014 yılında yayınlanan Hapishaneler ve Sağlık başlıklı raporu, bu konuyla ilgili bir dizi bulguyu ortaya koymaktadır. Buna bağlı olarak, cezaevlerinde bulaşıcı hastalıklar hızla yayılıyor. HIV, tüberküloz, hepatit gibi hastalıkların yayılma oranı ve yaygınlığı genel nüfusa göre daha yüksektir. Aynı şekilde daha fazla psikolojik sağlık sorunu da vardır. Madde bağımlılığı dahil olmakla birlikte bulaşıcı olmayan hastalıklar daha yaygındır. Kalabalık, hijyenik olmayan ortamlar, ışık ve gürültü (ses kirliliği) gibi pek çok olumsuz durum birçok cezaevinde ortak problemlerdir. Hapis cezasının travmatik etkileri, yetersiz ve dengesiz beslenme, temiz içme ve kullanma suyu teminindeki sorunlar, yetersiz koğuş veya hücre koşulları, havalandırma, aydınlatma, ısınma sorunları, aşırı kalabalık ortam veya tecrit, çoğu mahpusun işkence ve / veya benzeri travmaları, fiziksel cezalar, bulaşıcı hastalık riski, açlık grevleri, bunu yapan kronik hastalıklar gibi faktörlerdir[14].

Çeşitli araştırmalar cezaevinde 2 yıl veya daha fazla kalan kişilerin psikolojik olarak zarar gördüğünü ve süre ne kadar uzun olursa sorunların ciddiyetini artırdığını ortaya koymaktadır. Hapishanede olmak kişinin sosyal statüsünü düşürür. Akrabalardan, sevdiklerinden ve aileden uzak olmak kişiyi yalnızlığa, çaresizliğe ve depresyona iter. Uzun yıllardır cezaevinde bulunanların intihar oranlarının yüksek olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ulusal sağlık sistemleri yönetmeliğinde risk gruplarının belirlenmesi ve bunlara yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin planlanması ve belirli risklere göre tedavi edilmesi zorunludur. Tutuklu ve hükümlüler de bu kapsamda değerlendirilmeli ve cezaevlerindeki sağlık hizmetleri buna göre ele alınmalıdır. Tutuklu ve hükümlülerin muayene edilmesi, tedavi edilmesi ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi sağlık hakkı kapsamındadır ve fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak içindir[15].

Tutuklu ve hükümlüler, özgürlüğü yalnızca belirli bir süre için kısıtlanan kişilerdir. İnsan olmaktan doğan hakları ellerinden alınmamıştır. Devletler, bireylerin Anayasa ve uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını kısıtlayamazlar. Bireylerin haklarının idari kararlarla kısıtlanması hukuka aykırıdır. Tutukluluk veya mahkumiyet halinin gerektirdiği kısıtlamalar kanunla düzenlenmiştir. Ancak bir kişinin insanlık onuru, bedensel bütünlüğü ve dokunulmazlığı, kişilik hakları, bilgi edinme hakkı, keyfi muameleye tabi tutulmama hakkı, din ve inanç özgürlüğü, özgürlük ifade, bilim ve sanatı kullanma hakkı, aile hakları. dernek kurma özgürlüğü, mektubun gizliliği, sorgulama ve hukuki yollara başvurma hakkı korunmuştur. Sağlık hakkı da bu kapsamdadır[16].

Öte yandan, tutuklu ve hükümlüler tıp etiği ve insan hakları açısından savunmasız gruplar arasında sayılıyor. UNESCO tarafından 2005 yılında kabul edilen Biyoetik ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 8. maddesi, insan savunmasızlığına ve kişisel bütünlüğe saygıya özel bir vurgu yapmaktadır. UNESCO Biyoetik Komitesi (IBC) tarafından 2013 yılında hazırlanan özel raporda, devletler ve topluluklar, savunmasız bireylerin sağlık haklarının korunması konusunda özellikle dikkatli olmaya davet edilmektedir. İnsani savunmasızlık, sağlık hakkının korunması ve sağlık hakkına erişimin sağlanması için gerekli araçlardan yoksun bırakılması anlamına gelir. Buna göre rapor, devletlerin sağlık hizmetleri ortamında özellikle savunmasız olanları korumak için faydalı olacak bir hasta hakları beyannamesi geliştirmelerini tavsiye ediyor[17].

1.3. Özel Durumdaki Tutuklu ve Hükümlülerin Durumu

Devlet, tutuklu ve hükümlüleri cezaevlerinde sağlıklı koşullarda tutmak ve tutuldukları koşullar nedeniyle hastalanırlarsa onlara bakmakla yükümlüdür. Tutuklu ve hükümlülerin sağlığına ilişkin hizmet sunumunda temel kural, tutuklu ve hükümlülerin muayenelerinin diğer hastalar gibi kişilik haklarına saygılı ve tıp sanatını icra etmeye uygun koşullarda yapılmasıdır. Ayrıca hastalar ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet, siyasi görüş, felsefi inanç, ekonomik ve sosyal durum farklılıkları nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılmamalı ve hastanın durumuna yönelik her türlü tıbbi müdahale yapılmalıdır. Cezaevlerindeki sağlık hizmetleri, süreklilik gerektiren ve bağımsız çalışma koşulları gerektiren özel bir hizmet türüdür. Kronik, ağır, ölümcül hastalarda erken teşhis, tedavi süreçlerinin uzatılması, düzenli izleme ve akrabalarına düzenli erişim, bu mahkum grubu için sağlık hakkının ayrılmaz unsurlarıdır[18].

Avrupa Konseyi, Bakanlar Konseyi Etik ve Tavsiye Kararı Kurumsal Yönler, kronik, ağır hastalıkları veya ölümcül aşamaları olan tutuklular ve hükümlüler için tıbbi nedenlerle af veya erken tahliye olasılığının gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir. Bununla ilgili düzenlemeler Türkiye'deki mevzuatta da mevcuttur. 5275 sayılı CGTİHK, “Hapis cezasının infazının tutsağın hayatı için belirli bir tehlike oluşturması halinde, mahkumun cezasının infazı iyileşene kadar ertelenir” denilmektedir[19].

6411 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle söz konusu maddeye, ciddi hastalığı veya sakatlığı nedeniyle tek başına cezaevinde yaşayamayan ve cezası olmadığı kabul edilen hükümlünün cezası eklenmiştir. Kamu güvenliği için tehlike oluşturması da ayrıca eklenmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa'nın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı, “Kalıcı hastalık, sakatlık ve kocam nedeniyle belirli kişilerin cezalarını hafifletme ve kaldırma yetkisine” sahiptir. Öte yandan, AİHM'nin bu konuda birçok kararı bulunmaktadır. Magnitskiy ve Diğerleri / Rusya, sağlık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle cezaevinde ölen ve ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma geçirmeyen hasta tutukluların ağır kötü koşullara rağmen kalabalık bir hapishanede tutulduğuna ve kötü muameleye maruz kaldığına hükmetti[20]. ​​​

2. Haberleşme Hakkı

2.1. Anayasa’da Haberleşme Hakkı

Haberleşme özgürlüğü, Anayasanın "Temel Haklar ve Ödevler" başlıklı ikinci bölümünde ve ilgili 22. maddesinde düzenlenmiştir; “Herkes iletişim özgürlüğüne sahiptir. İletişimin gizliliği esastır. "İnsanların iletişimde özgürce hareket etme yetkisine sahip olduğu anayasa yapıcısı tarafından kabul edilmektedir. Anayasal koruma kapsamında haberleşme özgürlüğü 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda hem haberleşme hakkı hem de haberleşme gizliliği ile korunmaktadır, ve bunlara yönelik ihlaller suç olarak kabul edilmektedir. Haberleşme özgürlüğü temel hak ve özgürlükler kapsamındadır ve 1789 yılından itibaren İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi kabul edilmiştir. Özgürlüklerin ancak kanunla sınırlandırılması mümkündür[21]. Anayasal güvence kapsamındaki temel haklar tutuklu ve hükümlüler için de güvence sağlar ve bu bağlamda iletişim hakkı tutuklu ve hükümlüler için de esastır.

Tutuklu ve hükümlülerin hakları olmayan kişiler olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim T.C. Anayasa'nın 17. maddesi, hiç kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamayacağını hükme bağlamaktadır. Bu hüküm tutuklu ve hükümlülerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza ve infaz sistemlerine tabi tutulmasını engellemektedir. Ancak, özgürlüğü kısıtlanan kişinin bazı haklara konu olamayacağına dair değerlendirmeler yapılabilmesi için bu konu incelemeye tabi tutulmalıdır[22].

Suçun veya işlenen suçun niteliği ne olursa olsun tutuklu ve hükümlüler insandır ve insanlıklarının değil özgürlüklerinin ellerinden alındığı unutulmamalıdır. Tutuklu ve hükümlüler temel hakların öznesi olma niteliğini kaybetmezler ve cezanın uygulanabilirliği doğrultusunda bazı hak ve özgürlüklerine kısıtlamalar getirilir. Bu noktada vurgulamak istediğimiz nokta, temel hak ve özgürlüklere sahip olmanın insan olmasından kaynaklandığı, tutukluluk veya mahkumiyetin insan olma niteliği üzerinde bir sınırlama oluşturmadığıdır[23].

Özgürlük karinesine göre, insanların özgürlüğe sahip olması genel kural, devletin insanların temel hak ve özgürlüklerine müdahale ve kısıtlama hakkı bir istisnadır. Kısıtlamalar istisna oluşturduğundan, ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir. Anayasa'nın ilgili 22. maddesinin ikinci fıkrasında haberleşme özgürlüğünün kısıtlanabileceği haller; ulusal güvenlik, kamu düzeni, suçun önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gerekir. İlgili hüküm uyarınca, tutukluların ve hükümlülerin iletişim hakkı, tamamen özgür kişilerin iletişim hakkı ile eş tutulmamalıdır, ancak haklarının tamamen kısıtlanması da bir insan hakları ihlali teşkil edecektir. Tutuklu veya hükümlünün bu hakkın dışında ancak özgürlüğün kısıtlanmasının gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir[24].

2.2. İnfaz Politikasına göre Haberleşme Hakkı

İnsan hakları kavramının kazandığı ivmenin etkileri infaz politikalarında da kendini göstermekte ve bu anlayış doğrultusunda cezaevlerinin sosyal hayata döndürülmesi amaçlanır. Geçmişte iletişim tutuklu ve hükümlüler için bir "hak" olarak görülmemiş ve infaz sisteminde "iyileştirici bir yöntem" olarak kabul edilmiş olsa da, günümüzde iletişim, tutuklu ve hükümlülerin insan olmasından kaynaklanan temel hakkı olarak kabul edilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin haklarının devamlılığı, dış dünya ile iletişimleri, yeniden sosyalleşmesi ve topluma yeniden kazandırılması açısından da önemlidir. Kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakarak dış dünya ile bağlarını koparan tedbirler, cezalar veya ihlaller hem kişiye zarar verir hem de insanları topluma yeniden kazandırmanın amacına aykırıdır. Bu nedenle, özgür yaşam ile infaz altındaki yaşam arasındaki farklar en aza indirilmelidir. Bu bağlamda bireylerin yakınları ve dış dünya ile bağlantılarını sürdürmeleri ve iletişim haklarını korumaları da önemlidir[25].

2.3. Hakkın Kapsamı

Tutuklu ve hükümlülerin haberleşme hakkına ilişkin yapılan düzenlemede 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’te düzenlendiği görülmektedir. Fakat belirtmek gerekir ki, kanun metninde haberleşme hakkı kapsamındaki haklar bir başlık altında toplanmamıştır. Bu bağlamda, haberleşme hakkı kapsamında olan veya olduğu savunulan haklar mevzuatta –kısmen dağınık şekilde yer almaktadır[26].

Öğretide bir görüşe göre; haberleşme ve iletişim hakkı kapsamında telefondan yararlanma, radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma ve mektup, faks ve telgraf gönderme ve alma hakkı olarak üç başlık altında haberleşmeyi ele almaktadır. Diğer bir görüşe göre dar anlamda haberleşme; telefon, mektup, faks, telgraf gibi araçlarla haberleşmeyi kapsamaktadır. Geniş anlamda haberleşme ise ayrıca hediye kabul etme, ziyaretçiyle görüşme, radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma ve süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma haklarını da kapsamaktadır. Anayasa Mahkemesi haberleşmeyi dar anlamda ele alarak, ‘posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerini’ haberleşme kapsamında değerlendirmektedir[27].

Haberleşme, telefon, radyo ve televizyon yayınları, mektup, faks, telgraf gibi araçlarla sağlanan haberleşme hakkına yer verilmektedir. Buna göre, bu başlıklar altında da haberleşme dar anlamda kullanılmaktadır. Çalışma kapsamında haberleşme, TCK’nın 298. maddesi birinci fıkrasının lafzına göre ve öğretide daha sık rastlanıldığı üzere dar anlamındaki kapsamıyla incelenecek olup, telefon ile haberleşme hakkı, radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma (CGTİHK m. 67) ve mektup, faks ve telgraf gönderme ve alma hakkı (CGTİHK m. 68) olarak üç alt başlık altında incelenecektir[28].

​​​​​3. Siyasi Hakları

3.1. Seçme Hakkı

Oy hakkı, demokrasinin en temel ilkelerinden biridir ve demokratik bir yönetimin temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir1. Temsili demokrasilerde en temel hak olarak kabul edilen oy hakkı, Amerikan Yüksek Mahkemesi tarafından Reynolds v. Sims davasında ilan edilmiş ve kararda diğer medeni ve siyasi hakların koruyucusu olarak vurgulanmıştır. Bunun en açık örneği, tutukluların hâlâ oy hakkına sahip olmamasıdır. Nitekim bazı demokratik devletlerde bile mahkumların ve eski hükümlülerin oy hakkı yoktur. Hem siyasi hem de ekonomik elitlerin sert direnişi nedeniyle toplumda daha zayıf durumda olan kadınlara, gençlere, yoksullara, etnik gruplara, işçilere uzun süre oy hakkı tanınmamıştır. Nitekim bu gruplar uzun ve yorucu mücadeleler sonucunda oy haklarını elde edilmiştir. Uzun süredir hükümlülere oy hakkı verilmemekle birlikte bazı ülkelerde hükümlülerin de bu haklara sahip olacağı yönünde yasal düzenlemeler yapılmıştır[29].

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararına göre, işledikleri kasten suç nedeniyle mahkumiyetleri kesinleşen ancak ceza ve infaz kurumuna henüz götürülmeyenler, başladıktan sonra şartlı tahliye edilenlerdir. Hükmünün infazı ancak tahliye süresi dolmamış ve uzun süreli hapis cezası ertelenmiş olanlar kullanabilecektir. YSK'nın Resmi Gazete'de yayımlanan kararında, seçmen kütüğüne kayıtlı olmayan seçmenlerin, seçim siciline kayıtlı olmayan ihmalkar suçlardan hükümlü ve tutukluların oy kullanamayacakları göz önüne alındığında, ihmal nedeniyle hükümlü ve tutuklu lehine durum ortaya çıkmaktadır[30].

Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokol hükümlerine göre bir üst norm olduğundan, söz konusu yasal düzenlemelerde yer alan ve kanunlarla sınırlandırılan temel hak ve özgürlüklerin olması durumunda Anayasa'da yer alan düzenleme Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası Uluslararası antlaşma hükümlerinin bu Kanun hükümleri dikkate alınarak uygulanması gerektiği belirtildi. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü, maddenin gerekçesi ve doktrinde ifade edilen görüşler dikkate alınmakla birlikte, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili taahhütleri sırasında 18 yaşını doldurmamış kişiler için mahkumiyet hükümleri hariç olmak üzere, fiili taahhütte bulunduğu sırada 18 yaşını tamamlamamış olmaktır[31].

İşlediği bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetinin hukuki bir sonucu olarak uygulanması gereken haklardan mahrum bırakma, mahkumiyetinin kesinleşmesinden hapis cezasının infazına, diğer bir deyişle salıverilmesine kadar[32] devam etmelidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokolü madde 5 ve 90. maddesinin son fıkrası, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 7. maddesi, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve İnfazına Dair Yönetmelik Ceza ve Güvenlik Tedbirleri Madde 57, İkinci fıkranın (a) bendi hükmü ve Söyler / Türkiye kararı yukarıdaki açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde, seçme yetkisinden yoksun bırakılma hakkının Kişinin sadece ceza ve infaz kurumunda bulunduğu süre içinde, diğer bir deyişle ancak hapis cezasını gerektiren mahkumiyetin kesinleşmesinden sonra kullanılması engellenir. Ancak bu durum da ceza infaz için ceza ve infaz kurumuna götürülmekle başlayacak ve ceza infaz kurumundan şartlı tahliye ile sona erecektir[33].

3.2. Seçilme Hakkı

Anayasa, masumiyet ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak vatandaşların seçme ve seçilme hakkını düzenlerken, tutuklu seçmeni gözlemlerken aday olarak seçilen tutukluyu ihmal etmiştir. Yasak olmadığı için tutuklu, seçilme hakkını kullanmakta serbesttir. Bu nedenle, seçilenler, seçimle karşılaştırıldığında, seçilen diğeriyle eşit bir konumda siyasi faaliyette bulunma hakkına sahiptir. Hakkın tutukluluk yerine başka bir koruma tedbiri ile değiştirilmesi veya devam ettirilmesi halinde tutukluluğun amacını aşmaması sağlanmalı ve hakkın özünü ihlal etmemeye özen gösterilmelidir[34]. Yüksek Seçim Kurulu, talep üzerine bu yönetmeliği Medeni Kanunun kaynağını gösteren 1. maddesine göre yapmak zorundadır. Aksi takdirde Anayasa'nın uymak zorunda olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa'nın açık bir ihlali olur. Tutuklu seçilerek hapis cezası kaldırılır. Anayasanın 14. maddesiyle yasaklanan hallerde tutuklu seçildiğinde tutukluluk kaldırılır ancak dava devam eder. Duruşma sona erdiğinde ve mahkumiyet kararı kesinleştiğinde, milletvekilinin milletvekili statüsü artık seçilemediği için düşer[35].

SONUÇ

Çağdaş insan hakları doktrini, özgürlüğü kısıtlanan cezaevlerinde daha etkili koruma sağlamak için koruma yelpazesini genişletmiştir. Mahkumları sadece hukuka aykırı davranışlarının bedelini ödeyen bireyler olarak algılayan eğilimlerin terk edilmesi ve onları topluma yeniden kazandırılması amaçlanan bireyler olarak algılayan yeni anlayışların kabul edilmesinin başlanmıştır. Kuşkusuz, mahpusların sağlıklı bireyler olarak sosyal hayata entegre olabilmeleri için kısıtlı koşullarda da olsa özel bir alana sahip olmaları gerekmektedir. Mahpuslar için böylesine dokunulmaz bir alan sağlamak, kendilerini gerçekleştirmek ve aile bağlarını sürdürmek için etkili bir rehabilitasyon sürecinin gerçekleştirilmesi için motive edici bir faktör olacaktır. Bu bakımdan gerekli koşulların sağlanması ve sağlanması, AİHS kapsamında mahpuslara verilmesi gereken özel hayat alanının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Bu bağlamda genel ziyaretçi yasağı konulamayacağını belirten Mahkeme, mahpusun aile hayatına müdahalenin sınırlarının çok geniş yorumlanamayacağı kanaatindedir.

Mahpusların sosyal hayattan kopuk yaşamamaları için gerekli fırsatlardan biri de iletişim yoluyla dış dünya ile bağlantı kurmaktır. AİHM, cezaevinden gelen iletişime herhangi bir müdahaleyi iletişim hakkı kapsamında değerlendirmektedir. Bu alanda verilen ihlal kararlarında en sık karşılaşılan durum, yasal mevzuatta netlik olmamasından kaynaklanmaktadır. Ancak mahkumun avukatı, idari makamlar ve yargı organları ile yazışmalarına özel önem vermiş ve bu kapsamda yürütülen denetimin sınırlarını oldukça dar yorumlamıştır. Cezaevlerinde özel hayatına getirilen sınırlamaların özü, işlenen suç karşılığında cezalandırma amacı ile kişinin sağlıklı bir birey olarak topluma yeniden kazandırılması hedefi arasında adil bir denge kurma çabasında yatmaktadır.

Suç mağdurunun tatmini ve kamu yararı düşünüldüğünde, mahpusun medeni hayatta sahip olduğu haklara cezaevi koşullarında sahip olması beklenemez. Ancak tutuklunun/hükümlünün suç işlediği için cezaevinde bulunduğu müddetçe zor şartlarda ve mahremiyetsiz yaşayabileceğini kabul etmek günümüz insan hakları değerleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle mahpusların özel hayatlarına kısıtlamalar getirildiği kabul edilmekle birlikte, özel hayatın mahremiyetinin korunması ve dokunulmaz bir özel alan sağlanması mahpusların yeniden sosyalleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

KAYNAKÇA

ARAL, Işıl: Hükümlünün Oy Kullanma Hakkı, C. 88, S. 3, 2014.

ASLANTÜRK, Hüsnunur/ ARSLAN, Serdar/ Özkan, ELVAN/ Öztürk, Yusuf: Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hizmet Sunumuna İlişkin Tedavi Taleplerinin ve Şikayetlerinin Değerlendirilmesi”, S. 10, 2017, s. 10 – 25.

CENTEL, Nur: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklama Hukukuna Eleştirel Yaklaşım, C. 17 , S. 1-2, 2011, s. 49 – 93,

DEMİRDÖVEN, Seren: Hükümlü veya Tutuklunun Hak Kullanımının ve Beslenmesinin Engellenmesi Suçları (TCK m. 298), Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2020.

GÜNGÖR, Burak: Hükümlülerin Haberleşme Hürriyetine Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı, Y. 6, S. 12, 2018.

HAFIZOĞULLARI, Zeki: Sanığın Siyasi Hakları, AÜHFD, C. 61, S. 2 2012, s. 647-655.

KARADENİZ, Ramazan: Türk Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararlarında Tutuklu ve Hükümlülerin Haberleşmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, S. 1, 2016.

SERELİ KAAN, Mutlu: Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakkı ve Sağlık Hizmetlerine Erişimi, Ankara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2020.

SALTIK, Ahmet: Tutuklu ve Hükümlülerin Uluslararası ve Ulusal Kaynaklarda Sağlık Hakkı, C. 85, S. 6, 2011.

SEVER, Çiğdem: Hapishane İdarelerinin Yetkileri ve Hapsedilen Haklarının Sınırı, TBB Dergisi, S. 122, 2016.

SEVÜK, Handan: Haberleşme Hakkının Kullanımının Türk Ceza Kanunu Hükümleri ile Korunması (TCK m. 124, TCK m. 298/1), 2009.

ÖZTÜRK, Gülay: COVID-19 Salgın Sürecinde Hükümlü ve Tutukluların Yaşam Hakkı, C. 15, S. 166, 2020.

ÖZER, Hatice/ YANGIN, Dilek: Ceza İnfaz Mevzuatı Kapsamında Çalışan Tutuklu ve Hükümlülerin Sosyal Güvenliği, C. 25, S. 2, 2019, s. 727–756.

RETORNAZ, Eylem: Özürlü Hükümlünün Cezasının İnfazı ve İnsan Hakları”, C. 8, S. 2, 2009.

YERDELEN, Erdal, NAS, Ali: Tutuklu ve Hükümlülere Verilen Mazeret İzinleri, S. 34, 2018, s. 75-121.

ELEKTRONİK KAYNAKLAR

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu. (2004). T. C. Resmi Gazete, 25611, 12 Ekim 2004.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu. (2004). Resmi Gazete, 25673, 17 Aralık 2004.

AİHM, 31 Aralık 2019, Case-law guide on Prisoners' Rights, https://www.echr.coe.int/Documents/Guide_Prisoners_Rights_TUR.pdf

25848 Sayılı Resmi Gazete, Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik, 17.06.2005, https://icproxy.khas.edu.tr:4969/belge/hukumlu-ve-tutuklularin-ziyaret-edilmeleri-hakkinda-yonetmelik/914650/tutuklu+ve+h%c3%bck%c3%bcml%c3%bcler

Çocuk Hükümlü ve Tutukluların Eğitim Öğretim Faaliyetleri Hakkında Genelge, Genelge No 51, Yürürlüğe Giriş T. 01.01.2006, https://icproxy.khas.edu.tr:4329/mevzuat/genelgeler/cocuk-hukumlu-ve-tutuklularin-egitim-ogretim-faaliyetleri-hakkinda-genelge-51

Hükümlü ve Tutuklulara Yakınlarının Ölümü veya Hastalığı Nedeniyle Verilebilecek Mazeret İzinlerine Dair Yönetmelik, RG. 28.06.2013/28691 - Yürürlüğe Giriş T. 28.06.2013, https://icproxy.khas.edu.tr:4329/mevzuat/yonetmelikler/hukumlu-ve-tutuklulara-yakinlarinin-olumu-veya-hastaligi-nedeniyle-verilebilecek-mazeret-izinlerine

AİHM, Şubat 2016,

https://www.echr.coe.int/Documents/FS_Prisoners_health_TUR.pdf

AİHM, Ocak 2016,

https://www.echr.coe.int/Documents/FS_Detention_conditions_TUR.pdf

AİHM, Şubat 2015,

https://www.echr.coe.int/Documents/FS_Prisoners_vote_TUR.pdf

----------------------

[1] SEVER, Çiğdem: Hapishane İdarelerinin Yetkileri ve Hapsedilen Haklarının Sınırı, TBB Dergisi, S. 122, 2016.

[2] SEVER, 2016.

[3] CENTEL, Nur: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklama Hukukuna Eleştirel Yaklaşım, C. 17 , S. 1-2, 2011, s. 49 – 93,

[4] CENTEL, 2011.

[5] SERELİ KAAN, Mutlu: Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hakkı ve Sağlık Hizmetlerine Erişimi, Ankara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2020.

[6] SALTIK, Ahmet: Tutuklu ve Hükümlülerin Uluslararası ve Ulusal Kaynaklarda Sağlık Hakkı, C. 85, S. 6, 2011.

[7] SALTIK, 2011.

[8] ÖZTÜRK, Gülay: COVID-19 Salgın Sürecinde Hükümlü ve Tutukluların Yaşam Hakkı, C. 15, S. 166, 2020.

[9] RETORNAZ, Eylem: Özürlü Hükümlünün Cezasının İnfazı ve İnsan Hakları”, C. 8, S. 2, 2009.

[10] RETORNAZ, 2009.

[11] ÖZTÜRK, 2020.

[12] ASLANTÜRK, Hüsnunur/ ARSLAN, Serdar/ Özkan, ELVAN/ Öztürk, Yusuf: Tutuklu ve Hükümlülerin Sağlık Hizmet Sunumuna İlişkin Tedavi Taleplerinin ve Şikayetlerinin Değerlendirilmesi”, S. 10, 2017, s. 10 – 25.

[13] ASLANTÜRK, ARSLAN, ELVAN, 2017.

[14] ASLANTÜRK, ARSLAN, ELVAN, 2017.

[15] ÖZTÜRK, 2020.

[16] RETORNAZ, 2009.

[17] SEVER, Çiğdem: Hapishane İdarelerinin Yetkileri ve Hapsedilen Haklarının Sınırı, TBB Dergisi, S. 122, 2016.

[18] SEVER, 2016.

[19] ASLANTÜRK, ARSLAN, ELVAN, 2017.

[20] CENTEL, 2011.

[21] GÜNGÖR, Burak: Hükümlülerin Haberleşme Hürriyetine Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı, Y. 6, S. 12, 2018.

[22] GÜNGÖR, 2018.

[23] KARADENİZ, Ramazan: Türk Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararlarında Tutuklu ve Hükümlülerin Haberleşmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, S. 1, 2016.

[24] KARADENİZ, 2016.

[25] SEVÜK, Handan: Haberleşme Hakkının Kullanımının Türk Ceza Kanunu Hükümleri ile Korunması (TCK m. 124, TCK m. 298/1), 2009.

[26] SEVÜK, 2009.

[27] SEVÜK, 2009.

[28] ARAL, Işıl: Hükümlünün Oy Kullanma Hakkı, C. 88, S. 3, 2014.

[29] ARAL, 2014.

[30] SALTIK, 2011.

[31] ÖZER, Hatice/ YANGIN, Dilek: Ceza İnfaz Mevzuatı Kapsamında Çalışan Tutuklu ve Hükümlülerin Sosyal Güvenliği, C. 25, S. 2, 2019, s. 727–756.

[32] YERDELEN, Erdal, NAS, Ali: Tutuklu ve Hükümlülere Verilen Mazeret İzinleri, S. 34, 2018, s. 75-121.

[33] YERDELEN, 2018.

[34] HAFIZOĞULLARI, Zeki: Sanığın Siyasi Hakları, AÜHFD, C. 61, S. 2 2012, s. 647-655.

[35] ÖZER, Hatice/ YANGIN, Dilek: Ceza İnfaz Mevzuatı Kapsamında Çalışan Tutuklu ve Hükümlülerin Sosyal Güvenliği, C. 25, S. 2, 2019, s. 727–75.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.