banner613
banner590

GİRİŞ VE AMAÇ

Usul ekonomisi ilkesi yargılamaya hakim olan önemli ilkelerdendir. Adil yargılanma ilkesi ile bağlantılı olması ve bireylerin adalete olan güvenlerinin korunması açısından bu ilke muhakeme hukuku açısından önem arz etmektedir. Bu makalede usul ekonomisi ilkesinin ihlal edilmesi ve sonuçları üzerinde durularak, hukuka aykırı uygulama örnekleri verilecektir. Uygulamada usul ekonomisi ilkesi pek çok kez ihlal edilmektedir ve bu makale vesilesiyle hukukçuların bu konuya dikkat çekmesi amaçlanmıştır.

KAVRAM

Usul ekonomisi ilkesi: Medenî yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. Anayasanın 141 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 77 nci maddesinde ifade edilen emredici nitelikteki bu ilke, yargılamanın amacına hizmet eden araçlardan biridir. Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler. Bu bağlamda, “basitlik”, “hızlılık” ve “ucuzluk” usul ekonomisini oluşturan ögeler olarak ortaya çıkar. (1)

Madde 30- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.(2)

Madde gerekçesi : Madde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesindeki adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilgilidir. 1086 sayılı Kanunun 77 nci maddesinin sadeleştirilmiş şekli olan bu düzenleme ile, yargılamanın gecikmeye meydan vermeden, düzenli ve en az masrafla yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca, yargılamanın safhaları olan “tahkikat ve muhakeme” yerine “yargılama” terimi kullanılmıştır

Anayasa’nın 3. Bölüm Yargı (138. md, vd) başlığını taşımaktadır.

Anayasanın 141/4. maddesine göre; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

DAYANAK

Yargılamanın uzaması hâlinde kişilerin, hukukî korunma mekanizmasının işlevini yerine getirdiğine ve hukuk düzeninin etkisine olan inancı da kaybolmaktadır. Çok geç gelen hükümlerin çoğu zaman hayatla bir ilgisi kalmamaktadır ve bunların icrası çoğunlukla hakkı teslim edeceğine, bilakis madden haksızlık yaratmaktadır. (3)

Adil yargılanma açısından usul ekonomisi ilkesinin ihlal edilmesi beraberinde önemli sorunları meydana getirir. Duruşmaların, sürekli bir şekilde davanın esası bakımından önem arz etmeyen sebepler nedeniyle ertelenmesi ve kararların geç açıklanması, bireylerin adalete olan güvenlerini zedeler. Yargının öncelikli amaçlarından biri; hakkı, haklı olana olabildiğince en kısa sürede teslim etmektedir. Kararın uyuşmazlık tarihinden çok sonra verilmesi birey için önem arz etmez.Mühim olan adalet duygusunun tatmin olmasıdır.

Bireyler, haksızlığa uğradığında öncelikle manevi olarak olumsuz etkilenir, bir an önce haklarını elde etmek ister. Yıllar sonra verilen bir karar, kişilerin adalet duygusunu tatmin etmez. Yargılamanın uzaması bireylerin psikolojik durumlarını olumsuz etkiler. Yargılama sürecinn uzaması kişilerin sosyal hayatlarını da etkilemektedir. İş hayatlarına konsantre olamamalarına sebebiyet verir. Aynı zamanda hak kaybının artmasına sebep olabilir. Hakimlerin yargılama süreci boyunca bu durumun farkında olup, olabildiğince az masrafla ve olması gereken sürede kararı vermeleri gerekir.

Usul ekonomisi ilkesi, yargılamaya hakim olan diğer ilkelerle de bağlantılıdır. Bu ilkenin ihlal edilmesi, adil yargılanma ilkesinin de ihlal edilmesine sebep olabilir. Kararın gecikmesi, uyuşmazlığa konu olayların ve bu olayları ispat araçlarının ortadan kalkmasına sebebiyet verebilir. Yargılamanın makul sürede tamamlanabilmesi için yargıyı oluşturan süjelerin, görevlerini eksiksiz ve disiplinli bir şekilde yapması gerekir.

Usul ekonomisi ilkesi medeni yargılamaya hakim bir ilke olmasının yanında ceza yargılamasına da etki eder. Örneğin Ceza Muhakamesi Hukukunda 'soruşturma evresin makul sürede tamamlanması gerektiği belirtilir. Malesef ''makul süre'' den ne kadar bir süre kastedildiği açıkça gösterilmediği için bu düzenleme ülkemizde sıklıkça istismar edilmektedir. Halbuki, makul süreden kasıt 'adalet duygusunu zedelemeyecek oranda, delillerin ortadan kaybolmasına sebebiyet vermeyecek şekilde ve suçun mahiyeti açısından soruşturmanın adil yargılanma hakkını ihlal etmeyecek sürede tamamlanmasıdır. Ancak ülkemizde, şahıslar ve kurumlar makul süreyi kendilerine göre yorumlayabilmektedir. Bu da beraberinde yargıda düzensizliği getirir.Belirli suç katalogları için azami süre konulması yargılama sürecinin daha disiplinli ve eskiye oranla kısa sürede tamamlanmasını sağlayacaktır. Burda vurgulanmak istenen, ceza davalarında davanın açılmasını talep edebilecek yeterli şüphenin olması halinde iddianamenin düzenlenmesi gerektiğidir. Yeterli şüpheyi elde edebilecek delillerin mevcut ve yeterli olması halinde, soruşturmanın gereksiz yere sürüncemede bırakılması anlamsız ve hukuka aykırıdır.

Örneğin YARGITAY 17. Hukuk Dairesi E. 2014/12087 K. 2014/10278 30.6.2014 tarihli kararında usul ekonomisi ilkesine aykırı karar verilmesi gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir:

''Somut olayda, istemin trafik kazasından kaynaklanan ölüm sebebiyle uğranılan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine dair olduğu, davanın Asliye Ticaret Mahkemesine açıldığı ve anılan mahkemece de davalı M... Genel Sigorta aleyhine açılan dava yönünden dosyanın tefrik edildiği, eldeki davanın ise araç işleteni ve sürücüsü olan M. A. Ç. aleyhine devam ettirilerek Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar dosya sigorta şirketi yönünden tefrik edilmiş ise de, davalı sigorta şirketi ve araç işleteni ve sürücüsü olan M. A. Ç.'e karşı birlikte açılan ancak sonrasında tefrik edilen davalar arasında bağlantı olduğu, biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre usul ekonomisi ve daha isabetli bir karar verilmesi açısından, davanın tefrik kararı verilmeksizin Asliye Ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği gözetilmeden usul ekonomisine aykırı olarak yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine, 30.06.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi. '' (4)

1 Ocak 2019 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayan 'Yargıda hedef süre' uygulaması ile davaların sonuçlandırılması için azami süre konuldu.Kanımca bu düzenleme çok geç kalınmış ve gerekli olan bir düzenlemedir. Ancak azami sürelere baktığımızda aslında eskiye oranla ciddi bir fark olmadığını görmekteyiz. Yargılamada sürelerin vatandaşlar yönünden kesin konulması ve hak düşürücü sürelerin disiplinli bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Mahkemelerde her bir işlem için azami bir süre konulması gerekmektedir.Yargılama süreci boyunca her dava işlemler bütününden meydana gelmektedir. Bazen bir tebligatın usulüne uygun yapılmamasından dolayı aylar boyunca karar verilmediği durumlar olabilmektedir. Tebligat hukuku açısından ülkemizde birçok sorun mevcuttur.Bu sebeple de yargılama süreci uzamaktadır.(5)

Tebligat hukuku anlamında, usul ekonomisi ilkesi lehine son yıllarda köklü yenilikler yapılmıştır.Örneğin e-tebligat sisteminine geçilmesi ile çok hızlı bir şekilde tebligatlar adreslere ulaşabilmektedir.Ayrıca gereksiz kağıt harcamasının önüne de geçilmiştir. Ancak günümüzde herkes elektronik sistemleri kullanabilecek bilişim vasıtalarına sahip olmayabilmektedir. Bu sebeple e-tebligat sisteminin vatandaş tarafından benimsenmesi zaman alacaktır. Bu yeniliğin dezavantajı ise kişilere sistem üzerinden tebligatlarını düzenli kontrol etme sorumluluğu yüklemesidir. Bazı önemli tebligatlarının kontrol edilmesinin unutulması veyahut teknolojik sorunlardan dolayı görüntülenememesi sebebiyle hak kaybına uğrayabilme olasılığı mevcuttur. Fiziki tebligatlarda ise kişilere doğrudan ulaştığı için böyle bir sorun yoktur.

TARTIŞMA VE SONUÇ

Usul ekonomisi ilkesinin önemli güncel sorunlarından biri yargılama masraflarının artmasına sebep olabilecek şekilde gereksiz masraflar yapılması ve yargılamanın uzatılmasıdır.Yargılamaların masraflı ve fahiş harçlara tabi olması hak arama özgürlüğünü ihlal eder. Böyle bir durumda hakim, olabildiğince az masrafa sebebiyet verecek şekilde yargılamayı sona erdirmelidir.Taraflarca talep edilen davanın esasına tesir etmeyecek, kararı etkilemeyecek bilirkişi incelemeleri ve diğer araştırmalar hakim tarafından usul ekonomisi ilkesi uyarınca reddedilmelidir. Yargılama masraflarının artması sonucu bireylerin hak aramaya inancı azalır ve çoğu önemli uyuşmazlığı yargı önüne getirmekten çekinirler. Dava harç ve giderlerinin hak arama özgürlüğünü ihlal etmeyecek oranda olması gerekmektedir. Çok kez, bireylerin sırf yargılamaların uzun sürmesinden dolayı haksızlıklara boyun eğdiğine şahit olmaktayız. Bireyleri mahkemelerden soğutmak amacıyla yargılamaların disiplinsiz bir şekilde yavaş ilerlemesi ve usul ekonomisi ilkesine aykırı bir şekilde hak arayan kişiyi masraf altına sokmak hukuk devleti ilkesine aykırı ve yanlış bir hukuki politikadır.Öncelikle 'insan' süjesi olduğu sürece uyuşmazlıkların olabileceğini ve hak arama kültürünü benimsememiz gerektiğini anlamalıyız. Mahkemeye başvurmanın ve hakkını aramanın doğal bir eylem olduğunu, bireyler açısından olağanüstü bir hal olmadığını kabul etmemiz gerekmektedir.Kaldı ki davacı tarafın davayı kazanması halinde karşı taraf için de usul ekonomisi ilkesine riayet edilmelidir. Dava için gereksiz masraflar yapıp, davayı kaybeden üzerine yığmak hakkaniyete aykırı ve doğru değildir. Dolayısıyla hakim, kamu lehine olabilecek en az oranda masraf yapmaya çalıştığı gibi taraflar lehine de bu ilkeyi gözetmelidir. Gelişmiş hukuk devletlerine baktığımızda da yargılamaların makul sürede ve olabilecek en az masrafla sonuçlandığını görmekteyiz.

Makalemi özlü bir söz ile bitirmek isterim:

GECİKMİŞ ADALET, ADALET DEĞİLDİR.

Vefa VARLI

KAYNAKÇA

(1) Yılmaz Ejder,Usul ekonomisi(Dergipark.gov.tr) Ankara, 2008.s 1 ,Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Medenî Usul ve Đcra-Đflâs Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

Hukuk Muhakameleri Kanunu

(3) hukuksokağı.com

(4) kazanci.com.tr

(5) www.sgb.adalet.gov.tr › yargida-hedef-sure-uygulamasi-baslamistir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ucum Nerede 2 yıl önce

Dava sureleri uzasa, bireylerin hak aramaya inancı azalır ve çoğu önemli uyuşmazlığı yargı önüne getirmekten çekinirler. Adalete olan güvenleri çöker.